Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...
 Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserin Dokuzuncu baskısı yapıldı.

 

   "İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 7. baskısı yapıldı

"Hidayete tabi olan, insanlara iyilikleri (ma’rûfu) emreden ve onları kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya gayret eden müslümanların, hakikate uygun olan fiillerine ‘İslâmi Hareket’ denilir."

Kitabın yazarı yıllarca fıkhi konularda yapmış olduğu ilmi çalışmalarla kendisini bu sahanın uzmanı ve otoritesi olduğunu dünya Müslümanlarına kabul ettirmiş olan Yusuf Kerimoğlu hoca efendidir. Bu kitabı okuyan bir Müslüman kitabı bitirdikten sonra hangi gurubun İslami gurup olduğunu, hangi cemaatin İslami cemaat olduğunu, İslami cemaat olmanın şartları ve rükunları nelerdir? Eminim ki bu konularda çok rahat bir şekilde kendi kararını kendisi verebilecektir.


   Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...


Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserdir. Yazar Hüsnü Aktaş; kırk yıl önce, haftalık gazetelerde ve aylık dergilerde yayınlanan makalelerini "Medeni Vahşet" adını verdiği bu eserinde toplamıştır. Birinci baskısı ‘Düşünce Yayınları’ diğer baskıları da ‘Ölçü Yayınevi’ tarafından piyasaya sürülmüştür. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra müellif hakkında bu eserin beşinci baskısından dolayı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve ‘Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştur. 1984-1985 yılları arasında tutuklu olarak yargılanmış ve mahkemenin verdiği zaman aşımı kararı ile tahliye edilmiştir. Türkiye’de ve Almanya’da korsan baskıları yapılan bu eserde yer alan makaleler, kırk yıl önce kaleme alınmıştır.


9. Baskısında geniş bir dizin eklenerek, lüks şamua kağıda yeniden düzenlenerek basıldı.

Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

"Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar" kitabının 3. baskısı yapıldı.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan hukuki, içtimai, siyasi ve ahlaki hükümleri dikkate aldığımız zaman; islam dininin, Fransa’dan ithal edilen laiklik felsefesine göre yorumlanmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset; ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bazı islâm alimleri, ‘insanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir’ tarifini esas almışlardır. Hanefi fukahasından ibn-i Abidin: “siyaset; halkı dünyada ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salâh ve menfaatleri için çalışmaktır” tarifini yapmış ve bahsin devamında şöyle demiştir: “Siyaset ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zalime; halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile; halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki şeriattan sayılır.”

Misak Dergisinin 330. sayısı çıktı

 


 



FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Erken Seçim Kararı, İttifak Hesapları ve Psikolojik Savaş


Geçtiğimiz ay MHP’nin ve AK Parti’nin gündeme getirdiği; muhalefetin “seçimden kaçıyor görüntüsü vermemek” için karşı çıkmadığı/kabul ettiği erken seçim teklifi TBMM’de görüşüldü ve kabul edildi. 24 Haziran seçimleri siyasi partiler ve mevcut siyaset erbabı için tam bir dönüm noktası olacaktır. Başta başbakanlık makamı olmak üzere; parlamenter sistemin öne çıkardığı birçok figür, siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kalacaktır. Türkiye’de genel seçim dönemlerinde yaşanan propaganda faaliyetlerinin siyasi rekabet/mücadele sınırını aştığını, bir anlamda psikolojik savaşa dönüştüğünü söylemek mümkündür. Sürekli tekrarlanan yalanların toplamını ifade eden algı operasyonları, insanların ünsiyet kaabiliyetlerini zaafa uğratan, adetâ insanları birbirinin kurdu haline getiren bir felâkettir. Seçim sonuçlarının açıklandığı günden itibaren kaybedenler, ‘seçime hile karıştırıldığını’ veya ‘sandık güvenliğinin sağlanamadığını’ ileri sürecek, kazananlar ise aksini ispat etmek için bin dereden su getirecektir.



 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Erken Seçim Yorumu: “Milletimiz devâm derse devâm ederiz, tamam derse saygı duyarız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NTV televizyon kanalında yayınlanan Siyasi İşler Özel programında; Ahmed Arpat moderatörlüğünde , Okan Müderrisoğlu, Serpil Çevikcan ve Mustafa Kartoğlu’nun sorularını cevaplandırdı. Erken seçim kararı alınmasının sebebini izah ederken; “Erken seçim, AK Parti olarak bizim prensiplerimiz içinde olmamıştır. Son Cumhûr İttifâkı’nı beraber gerçekleştirdiğimiz müttefikimizin talebi üzerine durumu değerlendirmemiz gerekiyordu. Bahçeli’nin konuşması öncesinde durumu değerlendirmemiz söz konusu değildi. Ben on sekiz ay daha Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturma rahatlığına erişebilirdim. Sadece ülkemizin huzuru, refahı nerede diye düşünüyoruz. Ana muhalefetin bir erken seçim hırsı vardı. Onun da hırsını rahatlatalım istedik. Şimdi er meydanında milletimiz hesabını soracak. Milletimiz devâm derse devâm ederiz, tamam derse saygı duyarız’ dedi.


 
Suriye'de Yeni Nesil Operasyon: Füze Gösterisi

Amerika, İngiltere ve Fransa’nın oluşturduğu koalisyon güçleri; 14 Nisan günü sabahın ilk saatlerinde, Suriye’de beklenen askeri operasyonu gerçekleştirdiler. Operasyona sebep olan hâdisenin, Doğu Guta’da Esed Yönetimi’nin kimyasal silah kullanmasıyla sınırlı olduğunu söylemek kolay değildir. Operasyonun yapılma biçimi ile kısa ve uzun vadeli etkileri uzun süre tartışılacaktır. ABD Başkanı Donald Trump’ın, “akıllı füzeler geliyor, hazır ol Rusya” twiti ile başlayan restleşme, yeni bir dünya savaşının ayak sesleri olarak yorumlandı. Her ne kadar ABD’li yetkililer, Rusya’ya önceden bilgi verilmediğini ilân etseler de operasyona katılan ülkelerden Fransa’nın Savunma Bakanı, Rusya’nın bilgilendirildiğini itiraf etti.


 
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın İtirafı: “Amerika istediği için Vehhâbîliği dünyaya yaydık”

Veliahd Prens Muhammed b. Selman, Amerika ziyaretinde belki de en dikkat çekici açıklamalarını Washington Post, Times ve The Atlantic gibi prestijli medya organlarına yaptı. Açıklamalarında “Amerika istediği için Vehhâbîliği dünyaya yaydık” diyen Veliaht Prens, Ekim 2017’de yaptığı Ilımlı İslâm’a dönüş ile örtüşen açıklamalarda bulundu. Washington Post’tan Karen De Young’a konuşan Muhammed b. Selman, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin talebiyle komünizme karşı Vehhâbîliği yaymaya başladıklarını ifade etti. Yıllarca petrol gelirinin büyük bir kısmını Vehhâbîliği dünyaya yaymak için harcayan Suudi Arabistan, Vehhâbî ideolojisinden vazgeçebilir mi? Vazgeçse bile “tepeden inmeci” bu politikanın, nesiller boyu vehhabî-selefî kimliği ile yoğrulmuş Suud halkı nezdindeki muhtemel etkisi-yankısı ne olabilir?Meselenin bir diğer boyutu da şudur: Bu değişime hem ABD, hem Vatikan müdahil olmaya başlamıştır. Ka’be imamı Abdurrahman es-Sudeys’in “Amerika ve Suudi Arabistan iki kutup olarak dünyayı yönetiyoruz” açıklamasını yaptığı günlerde, Rabıta’nın lideri Muhammed el-Îsâ’nın Vatikan’da Papa ile görüşmesi bunun en güzel delilidir.


 
İran'da Yaşanan İktisâdî ve Siyâsî Krizin Tahlîli

İran’ın başta Yemen olmak üzere; Irak ve Suriye’de yaptığı askeri harcamalar, bütün dengeleri alt-üst etmiştir. Geçtiğimiz ay insanların döviz bürolarına akın etmesi ülkede döviz fiyatlarının kontrolden çıkmasına sebeb olmuş, hükümet sabit döviz kuruna geçtiğini açıklamış ve döviz alım satımını yasaklamıştır. Siyâsî tartışmaların alevlenmesine vesile olan hâdiselerden birisi de reformcu kanaat önderlerinden Mustafa Taczâde’nin; ‘resmi ya da derin devletten birisinin sahneden çekilmesi gerekir’ demesi ve İran’daki iki başlı yönetim düzeninin sürdürülemeyeceği mesajını vermesidir. Son haftalarda İran’ın içinde bulunduğu durumun vahametiyle ilgili benzer bir uyarı da ‘Özgürlük Hareketi’ basın bürosundan geldi. Hareket yayınladığı bildiri ile son yaşanan gelişmelerin yalnızca rejimin bekasını değil, İran’ın birlik ve bütünlüğünü tehdit eder hale geldiğini ileri sürdü.

Jeopolitik Teoriler Temelinde Doğu Akdeniz ve Türkiye

Öncelikle coğrafyayı ilgilendiren, aynı zamanda siyasi meselelere kültür çatışmaları zaviyesinden bakan görüşlerin tamamı, Türkiye’nin de içinde olduğu Doğu Akdeniz’i merkeze almayı ihmal etmemişlerdir. Jeopolitik teorileri ön plânda tutan siyaset uzmanları dünya siyasetine, devletlere ve örgütlere coğrafya temelinde bakarlar. Kısacası Türkiye ve Doğu Akdeniz, çağlar boyu medeniyetlerin oluştuğu, büyük çatışmaların yaşandığı ve bugün de devam ettiği bu topraklar, neredeyse bütün jeopolitik, kültürel, iktisadi teorilerin merkezinde kalmaktadır. Doğu Akdeniz önemli bir geçiş bölgesi, önemli bir enerji üretim ve dağıtım bölgesi, bütün dinlerin bir arada yaşadığı ve dolayısıyla din ve kültür savaşlarının yaşandığı bir alandır. Jeopolitik teoriler konusunda uzman olan Dr. Fatih Erbaş’ın ‘Dünya Bülteni’ internet sitesinde yer alan makelesini iktibas ediyoruz.


 
Nedret Teorisi, Nafaka ve Rızk Üzerine Notlar

Varlıkların en mükemmeli olan insanoğlu, ihtiyaç sahibi olan bir varlıktır. Hayatını devam ettirebilmesi için zaruri olan ihtiyaçlarını temin etmesi şarttır. Muhkem nasslarla sabit olan hakikat şudur: Allah (cc) malın ve mülkün gerçek sahibidir. Tasarruf yetkisi, imtihan için insanoğluna tevdi edilmiştir. Allah (cc) insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaları için gerekli olan nimetleri yarattığı için, kaynaklarda mutlak anlamda bir kıtlık (nedret) söz konusu değildir. Günümüzde Nedret teorisinin keyfiyetini bilmeyen ve nafaka ile rızk arasındaki münasebeti tahlil edemeyen müslümanlar, cahili ideolojilerin getirdiği kültür değerlerine teslim olmuşlardır. Bunun getirdiği felâketi kelimelerle izah etmek kolay değildir. Dünyevi endişelerden, vesveselerden kurtulmanın ve felâha ermenin zaruri şartı, mükellefin rezzak olan şanı yüce Rabbimize (cc) ihlasla teslim olması ve sadece tevekkül etmesidir. 

İsraf Edilen Zamanlar

Zaman üç hâl üzere tarif edilir: Geçmiş zaman, şimdiki hal ve gelecek zaman. Namaz, zekât ve hacc gibi ibadetlerin sebebi olan zaman nimetinin israfı, hüsrana uğramanın belirleyici unsurudur. Kur’an-ı Kerim’in bir çok yerinde zamanın çeşitli vakitlerine dikkat çekilmiş, değer verilmiş ve üzerine yemin edilmiştir. Geceye, duha vaktine, gündüze ve bunun gibi! Asr Sûresi’nde zamanın önemi, hüsrandan kurtulmaların sebebleri ve vesileleri ifade edilmiştir: “Andolsun asra! (zamana) İnsanlık hüsrandadır. Ancak iman edenler ve salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr suresi:1-3) Sadece iman etmek yetmiyor, salih amel, hakkın ve sabrın tavsiyesi ile zamanlarını ihyâ edenler hariçtir. Zamanı ısraf edenlerin hüsrana uğrayacakları beyan edilmiştir. Sunulan kurtuluş reçetesi budur. 

Fıkıh İlmi'nin Terkedilmesi, Büyük Bir Tehlikedir

 Hidayet rehberimiz olan Kur’ân-ı Kerim’in haber verdiği tehlikelerden birisi de, fıkıh ilminin terk edilmesidir. Hesap gününe hazırlanan her mükellefin; hiçbir mazeret ileri sürmeden, İlâhi teklifleri öğrenmesi ve mucibince amel etmesi farzdır. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): ‘İlim öğrenmek, her mü’min (erkek ve kadın) üzerine farzdır.’ buyurmuştur. İmam Burhanüddin Ez Zernûci: “Fıkıh ilmi; dünya ve âhiret saadeti ile ilgili ilimlerin inceliklerini bilmektir. İmam-ı Azam Ebû Hanife fıkhı şöyle tarif ediyor: “Fıkıh ilmi kişinin, lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir. İlim ancak amel etmek içindir, İlim ile amel etmek, âhiret saadeti için dünya meşgûliyetlerini terkedip, gönülden çıkarmaktır. Lehinde ve aleyhinde olan şeylerden maksad; sorumlu (mükellef olan) müslümanları ilgilendiren emir ve yasaklar ile mübah olan şeylerdir.” diyerek, fıkıh ilminin önemine dikkati çeker. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav): “Allah, kimin hakkında hayır dilerse, onu dinde fakih kılar” buyurduğu da malûmdur.

Allah Yolunda Öldürülenlere Cennet Vaad Edilmiştir

Mekruh vakti olmayan cihad ibadetinin ve Allah’ın (cc) dini için yapılan savaşın bir değil, binden fazla neticesi vardır. Allah (cc) kendi yolunda savaşarak ölen, öldüren mü’minlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Bu alış-veriş Tevrat, İncil ve son kitap Kur’an’da da haber verilmiş olan bir muameledir. Rabbimiz önceki kitaplarında da, son kitabı Kur’an’da da bu konuda vaatte bulunmuştur.Bu hakikat muhkem nassla sabittir: ‘ Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da kesin olarak va’d etmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.’ (Et Tevbe Sûresi: 111)

Âile Mahremiyetinin Korunması, Haremlik-Selâmlık Tatbikâtı

Âile mahremiyetinin ve sırlarının korunması ile zarûri maslahat hükmünde olan ‘Nesil Emniyeti’nin sağlanması arasındaki münasebet, et ile tırnağın münasebeti gibidir. Hesap gününe hazırlanan her Müslümanın, bütün uzuvlarını (ağız, göz, ayak vs) haramdan korumaları zaruridir. Haremlik ve selamlık uygulamasının muhatabı hem erkekler, hem kadınlardır. Hz.Ümmü Seleme (ra) validemiz, hane-i saadette yaşanan bir hadiseyi rivâyet etmiş ve şöyle demiştir: ‘Hicap/örtü âyet-i kerimesi geldikten sonra ben ve Meymune, Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) yanında otururken, gözleri görmeyen (ama) Hz. İbn-i Ümmü Mektum (ra) yanımıza çıkageldi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) bize; ‘Perde arkasına çekilin’ emrini verdi. Bunun üzerine ‘Ey Allah’ın Rasûlü! O âmâ değil mi? Bizi ne görür, ne tanır’ dedik. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (sav): ‘Siz de âmâ mısınız? Onu görmüyor musunuz?’ buyurdu. Hikmeti ve illeti akılla kavranabilen haremlik-selâmlık uygulaması, gözlerin haramdan korunması için alınan bir tedbirdir. 


 

 

Namazın Keyfiyeti/ Namaz Nasıl Kılınır?

Bazı İslâm âlimleri, namazın sebebini ‘Allah’ın (cc) ihsan ettiği nimetlere şükretmek’ ile açıklamışlardır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de: “Yaratan, yaratmayan gibi midir? Artık iyice düşünmeyecek misiniz? Allah’ın nimetlerini birer birer saysanız (bu ne mümkün) icmal sûresiyle bile sayamazsınız” (En Nahl Sûresi:17-18) hükmü beyan buyurulmuştur. İbn-i Abidin, bu hususu dikkate almış ve şu tesbitte bulunmuştur. ‘Namazın hakiki sebebi, kula peşi peşine verilen nimetlerdir. Çünkü nimeti verene teşekkür etmek, hem şer’an, hem aklen zaruridir’ Dinin direği olan namaz ibadeti mükellefi haramdan, fahşadan ve münkerden alıkoyar. Ayrıca günde beş vakit Allah’ı (cc) ve ahiret hayatını hatırlatır. Bu hakikat âyetle sabittir:“Sana vahyedilen kitabı oku!.. Namazı da dosdoğru kıl. (ve kıldır) Çünkü namaz edepsizlikten ve fahşadan (her türlü kötü fiilden)alıkoyar Allah’ı (cc) zikretmek elbette en büyük ibâdettir. Ne yaparsanız Allah bilir.” (El Ankebût Sûresi:45)

Bir Sosyal ve Siyaset Kurumu Olarak Ahîlik


Geçmişte yüzyıllar boyunca uygulama alanı bulan ve bu tecrübelerin içinde önemli bir yer tutan ‘Ahîlik’ sistemi, bünyesinde edebî, tarihî, sosyal ve iktisadî açıdan çok zengin bir birikimi ihtiva eden bir sistemdir. Öyle ki, İbn Battuta ve Evliya Çelebi gibi meşhur seyyahlar, seyahatnamelerinde Ahîlik teşkilatına büyük bir bölüm ayırmıştır. Dönemin diğer sözlü ve yazılı edebî ürünlerinde de sıkça Ahîlikten söz edilmektedir. Bilindiği gibi Ahîlik, Osmanlı’nın kuruluş yıllarında, devletin iktisadî bir geleneğe yaslanması bakımından önemli rol üstlenmiştir. Dönemin toplumsal yapısındaki gelişmeler ve değişmeler de Ahîlikle yakından ilgilidir. Bu sayımızda Dr. İsmet Uçma’nın “Bir Sosyal ve Siyaset Kurumu Olarak Ahîlik’ isimli eserini tanıtmaya gayret edeceğiz.

Misak Dergisinin 329. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

İslâm Düşmanlığı, Savaşsız Zafer Tezi ve Haydut Devlet


Soğuk Savaş Dönemi’nin sona ermesinden sonra; ABD Derin Devleti’nin (CFR) kurmayları, öncelikli düşman koltuğuna İslâm’ı ve Müslümanları oturtmaya karar vermişlerdir. Aynı yıllarda Kuzey Atlantik Paktı’nın (NATO) çatısı altında toplanan ülkelerin aydınları “Yeşil Tehlike” edebiyatını ön plâna çıkarmışlardır. Illuminati Çetesi’nin önde gelen isimlerinden Bernard Lewis’in “Kutsal Öfkenin Kökleri” ve Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” isimli eserleri, adetâ bir işâret fişeği olmuştur. Eski CIA başkanlarından James Wooley 1994 yılında; ‘İslâm dininin, komünizmden sonra Batı’nın başına musallat olabilecek yeni tehlike olduğunu’ ileri sürmüştür. Dolayısıyla İslâmofobik hareketler ile ABD’de yaşanan 11 Eylül terör saldırıları arasında; bazı siyâset uzmanlarının iddia ettikleri gibi, doğrudan veya zarûrî bir münasebet yoktur.



 

PKK'nın Yayın Organı Yeni Özgür Politika Gazetesi'nin Siyasi Analizi; ‘Afrin'de Öldürülenler, ABD İçin Tâli Zâyiât Sayılıyor'

Amerika ve Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kullanma politikası, PKK-YPG yöneticilerinin, kendi zihinlerinde kurguladıkları bir hayâldi. Afrin’de altı yıldır ‘komün hayatını’ ön plâna çıkaran PKK-YPG militanları, tek başına kaldıklarını gördüler ve kurguladıkları hayâl kâbusa dönüştü. Adeta arkalarına bakmadan kaçmayı tercih ettiler. Avrupa’da yayın yapan PKK/YPG’nin yayın organı Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde yayınlanan “Washington’un Afrîn Aritmetiği” başlıklı  siyasi analizde, Afrin’deki hezimetin nedenleri üzerinde duruldu. “Afrîn’deki Kürtler ABD’nin, AB’nin, BM’nin ve NATO’nun Türkiye’yi engellemek için bir şey yapacağını düşündüler” denilen yazıda ABD’nin Afrin’i gözden çıkardığı vurgulandı. PKK/YPG’nin, ABD stratejisinin parçası hâline geldiği belirtilen analizde, hayatını kaybeden Kürtlerin ABD aritmetiği içinde sadece “tâli zâyiât sayılıyor” ifadelerine yer verildi.


 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'dan Afrin ve Menbiç Açıklaması: ‘Eğer Mutabakata uyulursa, ABD ile karşı karşıya gelmeyiz'

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, ‘El Jazeera English’ kanalında Afrin’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Afrin kent merkezinin alınmasından sonra Türkiye’nin operasyondaki yeni adımının ne olacağına dair soruya Kalın, “Afrin’e girerek operasyonun önemli bir safhasını tamamladık. Bir sonraki adım, alanın güvenliğini sağlamak olacaktır. Çünkü hâlâ şehrin farklı bölgelerinde mayınlar, tuzaklar ve el yapımı patlayıcılar var. Bütün askerlerin, sivillerin, ÖSO unsurlarının, yerel halkın güvende ve emniyette olduğundan emin olmak istiyoruz.” Türkiye’nin Menbiç’e yönelik nasıl bir yol izleyeceği sorusuna Kalın, şu cevabı verdi: “Menbiç’te yapılması gereken her şeyi müzakere ettik. Geçen iki yıl boyunca hem Obama, hem de Trump yönetimiyle, PYD/YPG unsurlarının Menbiç’ten çıkarılması konusunda mutabakata vardık!. Bildiğiniz gibi Menbiç, kelimenin tam anlamıyla bir Arap kentidir. Eğer PYD/YPG gibi terör örgütü mensupları ile ilgili vardığımız anlaşmalara uyulursa, ABD ile karşı karşıya gelmemiz söz konusu olmaz.”