Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...
 Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserin Dokuzuncu baskısı yapıldı.

 

   "İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 7. baskısı yapıldı

"Hidayete tabi olan, insanlara iyilikleri (ma’rûfu) emreden ve onları kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya gayret eden müslümanların, hakikate uygun olan fiillerine ‘İslâmi Hareket’ denilir."

Kitabın yazarı yıllarca fıkhi konularda yapmış olduğu ilmi çalışmalarla kendisini bu sahanın uzmanı ve otoritesi olduğunu dünya Müslümanlarına kabul ettirmiş olan Yusuf Kerimoğlu hoca efendidir. Bu kitabı okuyan bir Müslüman kitabı bitirdikten sonra hangi gurubun İslami gurup olduğunu, hangi cemaatin İslami cemaat olduğunu, İslami cemaat olmanın şartları ve rükunları nelerdir? Eminim ki bu konularda çok rahat bir şekilde kendi kararını kendisi verebilecektir.


   Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...


Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserdir. Yazar Hüsnü Aktaş; kırk yıl önce, haftalık gazetelerde ve aylık dergilerde yayınlanan makalelerini "Medeni Vahşet" adını verdiği bu eserinde toplamıştır. Birinci baskısı ‘Düşünce Yayınları’ diğer baskıları da ‘Ölçü Yayınevi’ tarafından piyasaya sürülmüştür. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra müellif hakkında bu eserin beşinci baskısından dolayı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve ‘Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştur. 1984-1985 yılları arasında tutuklu olarak yargılanmış ve mahkemenin verdiği zaman aşımı kararı ile tahliye edilmiştir. Türkiye’de ve Almanya’da korsan baskıları yapılan bu eserde yer alan makaleler, kırk yıl önce kaleme alınmıştır.


9. Baskısında geniş bir dizin eklenerek, lüks şamua kağıda yeniden düzenlenerek basıldı.

Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

"Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar" kitabının 3. baskısı yapıldı.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan hukuki, içtimai, siyasi ve ahlaki hükümleri dikkate aldığımız zaman; islam dininin, Fransa’dan ithal edilen laiklik felsefesine göre yorumlanmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset; ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bazı islâm alimleri, ‘insanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir’ tarifini esas almışlardır. Hanefi fukahasından ibn-i Abidin: “siyaset; halkı dünyada ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salâh ve menfaatleri için çalışmaktır” tarifini yapmış ve bahsin devamında şöyle demiştir: “Siyaset ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zalime; halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile; halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki şeriattan sayılır.”

Misak Dergisinin 334. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Ekonomik Yaptırımlar, Haydut Devlet ve Sanal Para Oyunları


Dünyayı kendi yönettiği bir süpermarket haline getirmeye gayret eden ABD, geçtiğimiz ay Türkiye’ye karşı ekonomik bir saldırı başlatmıştır. Türk Lirasının dolar ve euro karşısında hızla değer kaybettiğini gizlemek mümkün değildir. Siyasi ve iktisadi hadiseleri tahlil ederken sebeb, vesile ve sonuç ilişkilerinin dikkatle tahlil edilmesi zaruridir. ABD-Türkiye arasında yaşanan bu krizin sebebi nedir? ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İsrail ziyareti sırasında Reuters Haber Ajansı’na verdiği röportajda “Türk hükümeti papaz Brunson’ı serbest bırakmamakla büyük hata yaptı. Eğer Türkiye, Brunson’u koşulsuz olarak serbest bırakırsa, bu kriz hemen sona erer” diyerek, yaşanan ekonomik saldırının sebebini ortaya koymuştur. Türkiye-ABD arasında  yaşanan bu siyasi ve iktisadi krizin, değişik açılardan tahlil edilmesi gerekir.



 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD'yi uyardı; ‘Yeni müttefikler aramaya başlayacağız'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York Times gazetesi için İngilizce kaleme aldığı “Türkiye, ABD ile Krizi Nasıl Görüyor?” başlıklı makalede, iki ülke arasında son yıllarda yaşanan gerginliğin sebeplerini ve bunun neleri beraberinde getirebileceğini ifade etti. Erdoğan yazısına şu ifadelerle son verdi: “Kötülüğün dünyanın her yerinde pusuya yattığı bir dönemde, uzun zamandır müttefikimiz olan ABD’nin Türkiye’ye karşı attığı tek taraflı adımlar sadece ABD’nin çıkarlarına ve güvenliğine zarar verir. Çok geç olmadan, Washington ilişkilerimizin asimetrik olabileceği yanlış düşüncesini bir kenara bırakmalı ve Türkiye’nin alternatiflere sahip olduğunu kabul etmelidir. Bu tek taraflılık ve saygısızlık trendini tersine çeviremezlerse yeni dost ve müttefikler aramaya başlayacağız.”


 
ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Türkiye'yi Tehdit Etti; “Brunson özgür kalana kadar Türkiye'ye önemli yaptırımları uygulayacağız”

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, dini özgürlüklerle ilgili bir konferansta yaptığı açıklamada, Papaz Brunson’ın “masum” olduğunu ve kendisine yöneltilen suçlamalarda “inandırıcı bir delil” olmadığını söyledi. Din ve inanç özgürlüğü ile ilgili yaptığı konuşma sırasında Pastör Andrew Brunson’ın anılmadan geçilmemesi gerektiğini kaydeden Pence, Türk yetkililerin darbe girişiminin ardından on binlerce gazeteci, aktivist, hakim, ordu mensubu ve öğretmeni tutukladığını söyledi ve Andrew Brunson’ın da bu çerçevede 2016 yılında tutuklandığını belirtti. Pastör Brunson’ın ev hapsine konulmasının önemli bir adım olduğu ancak yeterli olmadığını söyleyen Mike Pence, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye hükümetine Amerika Birleşik Devletleri Başkanı adına bir mesajım var. Pastör Andrew Brunson’ı şimdi serbest bırakın ya da sonuçlarına katlanmaya hazırlanın. Türkiye’ye önemli yaptırımları uygulayacağız.” 


 
Anadolu Platformu ve İslâm Birliği

Anadolu Platformu tarafından Afyon- Sandıklı’da gerçekleştirilen 13. buluşmanın başlığı ‘İslâm Dünyası Birliktelik Modeli ve Gelecek Perspektifi’ olarak belirlenmişti. Bu hayırlı toplantının neticesinde yayınlanan bildiride, dikkatle tahlil edilmesi gereken tesbitlere yer verildi. Sonuç bildirisini aynen yayınlıyoruz.:  “İslâm dünyası neresidir? ve “İslâm dünyası diye bir yer var mıdır?” sorusu için; İslâm Dünyası, yaratılışın vücut bulduğu yerdir, diyoruz. İslâm, bütün âleme geldiğine göre bütün alem de İslâm alemidir. Bizler, ufkumuzu buna göre geniş tutmak zorundayız. Vasat ümmet olmamız, özelde Müslümanların, genelde insanlığın meselelerine bigane kalmamayı; yeryüzünde adaleti, hürriyeti ve merhameti ikame etmek için hilafet misyonunu omuzlamayı gerektirir. İslâm Dünyası’nın sorunlarının kriz haline dönüşmesi henüz ve hala bütünleşmemiş olmamızdan kaynaklanmaktadır. Birliktelik yolunda İslâm dünyasının adım adım mesafe katetmesi gerekir.  


 
Sekülerizmin Aileye Zararları...

Seküler/modernist algıların en çok vurduğu alanlardan birisidir aile hayatı. Bugün itibarı ile boşanmalarda  artışın gözlendiği  bir zamanda, boşanma sebeplerinin kahir ekseriyeti dünyevi isteklerin yerine getirilememesi veya  nefsin tatminsizliğidir. Seküler/modernist algı İslâmî aile yapısıyla  ve hatta geleneksel aile yapısıyla adeta bir savaş içerisindedir. Söylemlerini “kadın özgürlüğü”,  “kadın hakları”, “kadına eşitlik” gibi  caf caflı sözler üzerine  geliştirdiklerinden  çoğu zaman farkına varılması zorlaşmaktadır, zira kulağa hoş gelmektedir. Maddi imkânların çokluğu da dizginlenemeyen istekleri  ardı sıra getirdi.Çocukların eğitim algısı Batı kültürüne  teslim edildi. Maddi, dünyaya dair  ihtiyaç listesinin kabarık olması çocuk sayısının  azda kalması  kadın erkek çalışıp para kazanması  demek anlamına geldi...  Özde İslâm’ın kendisi değil fakat çağdaş İslâmî algılama, modernliğin yıkıcı tahribatından büyük ölçüde etkilendi. İslâm dünyası; hızla, seküler kuşatmayı içselleştiriyor.

Muhkem Farz Olan Tesettürün Hikmeti ve Maksadı

Peygamberimiz Efendimiz (sav) döneminden itibaren, mü'min kadınların kıyafeti (Tesettür-cilbab) konusunda hiçbir ihtilâf olmamıştır. Allahû Zülcelâl, namaz, oruç gibi ibadetleri farz kıldığı gibi, örtünmeyi de farz kılmış; Peygamberimiz  Efendimiz de örtünmenin şekil ve sınırlarını belirlemiştir. Unutmayalım ki tesettürün farziyeti şu muhkem âyet ile heber verilmiştir: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle de cilbablarını üzerlerine sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (En Nur Sêresi:31) Bu Âyet-i Kerime'nin zahiri, hicabın mükellef olan müslüman, hür ve baliğ olan bütün kadınlara farz olduğunu ifede etmektedir. Dolayısıyla kâfir olan kadınlara hicabın farz olduğu söylenemez. Çünkü onlar İslâm’ın fer’i hükümleri ile mükellef tutulmamışlardır. Üstelik bize onları kendi başlarına bırakmamız emredilmiştir. Buna mukabil mü'min kadınlar için hicab (tesettür) muhkem bir fazdır. Bu fiilde, Allahû Teâla'nın (cc) emrine teslimiyet ön plândadır.

Maslahat ve Mefsedetin Tesbiti

Kur’ân-ı Kerim’de, maslahatın müradifi olarak hasenât (iyilikler/güzellikler) kavramı kullanılmıştır.  Usul alimlerinden İmam-ı Şâtıbî, ilahi tekliflerin sebebini ve hikmetini izah ederken, şu tesbitte bulunmuştur: ‘Dînî hükümlerin konulmuş olmasının sebebi ve hikmeti, insanların dünya ve âhiret hayatıyla ilgili maslahatlarının teminine vesile olmaktır.’  Kur’ân ve Sünnet’te yer alan nassların maksadını tahlil eden her insanın; hukuki keyfiyete haiz olan ahkamın maslahata dayandığını ve mefsedetin izalesi için konulduğunu tesbit edebilir. İmam-ı Gazali (rh.a) maslahatın değerini izah ederken şu tesbitte bulunmuştur: “Bizim maslahattan kasdımız, şeriatın maksadıyla sınırlıdır. İnsanoğlunun can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerinin muhafaza edilmesi farzdır. Bu beş şeyin korunmasına vesile olan her şey maslattır.  Bunların zâyi olmasına sebeb olan şeyler de mefsedet hükmündedir. Mefsedetin izalesi de maslahattır.”


 

 
Ölünce de Birbirimizi Görür müyüz?


İslâm âlimleri, beden ile ruhun münasebetini dikkate almış ve buna göre insanın üç hayatının olduğunu belirtmişlerdir. Birincisi: Dünya hayatıdır. Beden ile ruhun bir arada bulunduğu döneme, dünya hayatı denilir. İkincisi: Berzah hayatıdır. Dünya hayatından sonra ve âhiretten önce, beden ile ruh birbirinden ayrıdır. Buna “Âlem-i Berzâh” denilir.Üçüncüsü: Âhiret hayatıdır. Ölen bir kimse; ister kabre defnedilsin, ister ateşte yakılıp külleri savrulsun, ister denizde boğulsun, onun için kabir hayatı (berzah alemi) başlamıştır. Allahü Teâlâ’nın (cc) berzah alemine mahsus kıldığı kanunları vardır. Ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez.


 
Müslümanların Küfrü Tercih Edenlerle Velâyet Bağları Kesilmiştir

Yeryüzünde Müslümanların kardeşlikleri, dostlukları ve velâyetleri imana dayanır. İman ile küfür kavramları birbirinin zıddı olan bir keyfiyeti  ifade ettiği  gibi, velâyet ile berâet  kavramları da birbirinin zıddı olan keyfiyetleri ifade eder. Arapça olan velâ terimi “Bir şeyi meydana getirmek veya iki şey arasında kendilerinden olmayanın bulunmaması, sahip, sevgi, dostluk ve yardımlaşma” gibi manalara gelir.  İmam Seyyid Şerif Cürcâni “Kitâbu’t Ta’rifat” isimli eserinde  “veli terimini”  şöyle izah etmiştir:”Veli, fâil vezninde olup, fâil anlamındadır. Araya isyan girmeksizin taata devam eden kimseyi ifade eder.”  Velâyet kavramı ile birlikte ele alınması gereken diğer bir kavram da berâettir. Berâe  kelimesinin lûgat manası” ilgi ve alakanın kesilmesi veya  daha mevcut olan münasebetin sona ermesidir. Mü’minler ile müşrikler arasındaki münasebetlerin kesildiğini haber veren Tevbe Sûresi’nin, diğer bir ismi de ‘Berâe Suresi’dir.


 
Şer'î Delillerin Kısımları I. Kur'ân-ı Kerîm

Ehl-i sünnet ve’l cemaat’in müctehid imamları; İslâm Fıkhı’nın dünyaya ve âhirete müteveccih  olan bütün hükümlerin dört kaynaktan elde edileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunlar sırasıyla Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz’in Sünneti, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha’dır. Bunlara  ‘Edille-i Şer’iyye’ denildiği gibi ‘Asli Deliller’ de denilir. Bunların dışında bazı deliller  daha vardır ki, asli delillerde hükmü bulunmayan meselelerin istinbat yoluyla çözülmesine vesile olurlar. Bunlara fer’i deliller veya müzhir olan deliller adı verilir. Ali Hıbrî Efendi’nin, usul ilimlerini konu alan  “Minhâcü’l-Muhammedî” isimli eserin girişinde yer alan ve şer’i delillerin kısımlarını konu alan bölümünün tercümesini sunuyoruz. Önümüzdeki sayılarda da devam edecek bu yazı serimiz, usul kousunda zihinlere takılan bazı şüphelerin giderilmesine vesile olabilir.  

Narkoz


Dünya derin devletini kontrol eden Illuminati Çetesi, sermayeyi kontrol eden on üç hanedanın ortak organizasyonudur.  Para demek güç demektir. Hem de ne güç ama! Kralları bile önlerinde diz çöküp dilenecek hale getirebilirlerdi. Nitekim bir müddet sonra Nathan Rothschild şunları söylemişti:  ‘İmparatorluğu yönetmek için kimin kral olduğu hiç umurumda değil. Çünkü Britanya’nın para arzını kim kontrol ediyorsa, imparatorluğu da o kontrol eder. Ben Britanya’nın para arzını kontrol ediyorum.’  Prof. Dr. Mete Gündoğan tarafından kaleme alınan ve 2017 yılı Türkiye Yazarlar Birliği Fikir Ödülünü  alan ‘Narkoz’ isimli eser,  yaklaşık yüz elli yıldır finans elitler ile devletler arasında oynanan oyunu ve bunun farkına varamayan narkozlanmış beyinlerin hikâyesidir. Küreselleşme en çok onların işine yaramıştır. Bugün, küresel finans elitler, mükemmel bir network oluşturdular. Bu sayede son yarım asırdır, bu oyunun kazananı net olarak bankerlerdir. Tanıtımını yaptığımız bu eserin dikkatle okunması gerekir. 

Misak Dergisinin 333. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Satanizm Fırtınası, Profan Kültür ve Cemaat Düşmanlığı


Günümüzde insan ve cin şeytanlarının temel esaslarını belirlediği “Satanizm” ideolojisi; Soğuk Savaş Dönemi’nden sonra gündeme giren yeni dünya düzeni (New World Order) ile birlikte siyasi fırtınaya dönüşmüştür. ‘Münzel kitaba dayanan bütün dinlerin miadını doldurdukları ve çağdaş insanın kabul edebileceği yeni bir inanç sistemine ihtiyaç olduğunu’ ileri süren ABD vatandaşı Sandor Anton Lavey, San Fransisco’da Şeytan Kilisesi’nin (Satanik Kilise) temellerini atmıştır. Bu ideolojiye hizmet için,  değişik New Age (yeni çağ /kozmik din) tarikatları piyasaya sürülmüştür. İnsanın şeytana teslim olmasını esas alan Satanizm’in;  başta kendilerini şeytanın (juzifer’in) çocukları ilân eden Illuminati Çetesi olmak üzere, bütün cahili sermaye sahipleri tarafından takdis edilen ‘Çağdaş İdeoloji’ haline getirildiğini söylemek mümkündür. Satanizm fırtınasının tabii sonucu olarak ‘Profan Kültür’  yayılmış ve insanlara modern sivil dinin iman esasları dayatılmıştır. Temmuz ayında, New Age tarikatı keyfiyetine haiz olan Adnan Oktar hareketine karşı yapılan operasyonlar,değişik yorumları beraberinde getirmiştir.



 

28 Şubat Davası'nın Gerekçeli Kararı Uyap'a Yüklendi: “Sivil Maskeli Cunta 28 Şubat Darbesi'nin İşbirlikçisidir”


Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Yiğitsoy ile Üye Hakimler Turhan Kök ve Tuba Büyükşahin’in yazdığı gerekçeli karar tamamlanarak, UYAP’a yüklendi. Refahyol Hükümeti’nin istifa ettirilmesi ile faillerin eylemleri arasında illiyet (nedensellik) bağı bulunduğu” belirtilen kararda, “faillerin fikir ve eylem birliği içinde ve bir organizasyon dahilinde atılı suçu işledikleri” vurgulandı. Gerekçeli kararda, BÇG’nin anayasal ve yasal olmayan bir görev ve yetki kullanarak Refahyol hükümetini hedef aldığı, bakanlıklar, belediyeler ve mülki amirlerle ilgili yasa dışı tespit ve fişlemeler yaptığı, hazırlanan eylem planları ve yürütülen bütün çalışmaların seçimle iş başına gelmiş meşru hükümetin devrilmesine yönelik olduğu tespitine yer verildi. Kararda, “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiçbir unsuruna demokratik düzeni ortadan kaldırma, askeri dikta kurulmasına yol açabilecek askeri müdahalede bulunma yetkisi vermediği” vurgulandı. 


 
ABD Başkanı Trump, Brüksel zirvesi'nde Müttefikini Suçladı; ‘Yükümlülüklerini yerine getirmeyen Almanya, Rusya'nın esiri oldu'

ABD Başkanı Trump’ın NATO Zirvesi’ne giderken müttefiklerine karşı yaptığı sert çıkışlar, geçen ay Ottawa’da yapılan G-7 Zirvesi’nde sergilediği ters davranışları hatırlattı. Bilindiği gibi Trump Ottawa’da G-7 ortaklarına ticari konularda fena halde yüklendi, ev sahibi Kanada Başbakanı Trudeau’ya hakaretler yağdırdı. Brüksel’de de benzer bir tavır gösterdi, NATO müttefiklerini savunma harcamalarını yeterince paylaşmamakla suçladı, Alman Şansölyesi Merkel’i hedef alarak Almanya’nın Rusya’nın esiri/tutsağı haline geldiğini ileri sürdü. Kavga ve gürültüyle NATO ülkelerinin silaha, askeri teknolojiye daha fazla yatırım yapmasının yolunu açan Trump, Merkel hükümetinin Rusya ile yaptığı Kuzey Akım anlaşmasını tartışmaya açtı. Öyle ki, Alman basını da iki gündür Rusya’nın etki alanına girip girmediklerini sorguluyor. Tartışmanın bir de Amerikan kamuoyu boyutu var. ABD’de Rusya’nın Trump lehine 2016 seçimlerine müdahale ettiği iddiaları araştırılıyor.


 
Garip Bir Grup ve Sürpriz Bir Operasyon...

Terör bağlantıları deşifre olan Adnan Oktar örgütünün, FETÖ ve İsrail ile ilişkilerindeki finans yapılanması da gün yüzüne çıktı. İncelemeler sonucunda, Adnan Oktar örgütü ile bağlantılı 86 şirket belirlendi. Şirketlerin tamamına kayyum atanırken, binlerce evrakın incelemeye alındığı bildirildi. Öte yandan, Adnan Oktar örgütü ile bağlantılı olan iki vakıf ve bir derneğe de el konulduğu ifade edildi. El konulan vakıfların Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı ve Milli Değerleri Koruma Vakfı olduğu öğrenildi. İstihbarat elemanları tarafından 2 yıl boyunca teknik ve fiziki takibe alınan örgütün gelirlerindeki usulsüzlükler, MASAK incelemesiyle netlik kazandı. Adnan Oktar  grubuna yönelik operasyonda suçlamalar arasında casusluk faaliyetleri de vardır. Mason üstadı olan Oktar’ın İsrail yakınlığının boyutları soruşturma konularından birisi oldu. 


 
Cumhurbaşkanı'na Açık Mektup


Sayın Cumhurbaşkanım!. Güzel ülkemizde maalesef ki çok kötü şeyler oluyor. Büyük zulümler var ve insanların sizden umudu var. “Cumhurbaşkanımız bilseydi bunlara izin vermezdi, haberi olmuyor, danışmanları haber vermiyor” diye düşünüp size ulaşamamanın ıstırabını yaşıyorlar. Hem onların sesi olmak hem de tarihe bir not düşülmesi için size bu mektubu yazıyorum.Sözü çok uzatmadan zulümleri ana başlıkları ile yazacağım. Ana problem şu ki bu zulümler kanunlar vasıtası ile yapılıyor. Bu kanunların bir kısmı da biricik dostumuz görünen Avrupa Birliği’ne girebilmek için yapılmış kanunlar. Her ne sebeple çıkarılmış olursa olsun zulüm kanunlarının bu ülke halkına faturası çok ağır oluyor.