Misak Dergisi 372. Sayı Çıktı
Kanun devleti ile adalet ve hukuk arasındaki keyfiyet farkını değişik açılardan tahlil etmek mümkündür. Fransız filozof Montaigne, yüzyıllar önce (16. Yüzyıl'da) kanunların haksızlıklara sebep olduğunu ifade etmiş ve şöyle demiştir: “Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Kanunları koyanlar da çoğu kez budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir.
20.11.2021 11:14
1.575 okunma
Paylaş

AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ

04. Kanun Devleti, Yargı Reformu Paketleri ve Bağımsız Mahkemeler

İKTİBAS • Abdurrahman DİLİPAK

07. Siyaset Yeniden mi Yapılandırılıyor?

SİYASET•M. Arif ERDEM

09. BM İklim Zirvesi ve Küresel Isınma Problemi

MAKALE • İbrahim DÖNERTAŞ

12. Şeytanın Aldatmalarından, Sapık Fikir ve Fırkalardan Korunmanın Çareleri

İNCELEME • Mustafa ÇELİK

19. Kavmiyetçilik Kavgasının Kaynağı Câhiliye Asabiyesidir

SOHBET • Sabiha Ateş ALPAT

24. Kurtuluşun Reçetesi

AKAİD • A. Hikmet BİRCANLI

27. Dünya Hayatı, Berzah Âlemi ve Ahiret

TEFSİR • Mustafa YUSUFOĞLU

30. Dinde Kıtal Mü’minler Üzerine Farz Kılınmıştır

FIKIH • Yusuf KERİMOĞLU

34. Muhkem Hükümlerin Keyfiyeti ve Hükümet Meselesi

KİTAP • M. Zahid AYDAR

39. Modern Devlet / Bir Deifikasyon Öyküsü

 

Tarih boyunca hakkı inkâr eden, adaleti hafife alan ve keyiflerini kanun haline getirmeyi marifet zanneden devlet adamları, yeryüzünde fitne ve fesadın yayılmasına vesile olmuşlardır. Profan vatandaş kimliğini her değerin üzerinde gören, müslüman kimliğini hafife alan ve kanun devletini savunan politikacılar, insanları birbirinin kurdu haline getirmişlerdir. Kanun devleti ile adalet ve hukuk arasındaki keyfiyet farkını değişik açılardan tahlil etmek mümkündür. Fransız filozof Montaigne, yüzyıllar önce (16. Yüzyıl'da) kanunların haksızlıklara sebep olduğunu ifade etmiş ve şöyle demiştir: “Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Kanunları koyanlar da çoğu kez budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl olursa olsunlar, insandırlar nihayet, her yaptıkları şey ister istemez sudan ve değişkendir. Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?"(1)

Günümüzde bütün dünyada silaha, servete ve iktidara sahip olan müstekbirlerin kanun devleti anlayışı ile Firavun’un uyguladığı devlet politikası arasında önemli bir fark yoktur. Kur’an-ı Kerim’de yer alan kıssalarda; kendisini ‘Ra İlâhının Oğlu” ilân eden Fir’avün’un; “İsrailoğulları’nı köleleştirdiği, onları değişik fırkalara ayırdığı ve Mısır’da fesadın yayılması için bütün imkânlarını seferber ettiği” haber verilmiştir. Kadı Beyzâvî ‘Envarû’t Tenzil’ isimli tefsirinde; Fir'avûn’un uyguladığı siyasetle ilgili olarak, şu tesbitte bulunmuştur: ‘Memleket ahalisini sınıflara ayırmak, her sınıfı kendi hizmetinde kullanmak, yahut bazısını ümerâ, bazısını reâyâ kılmak, ümerâ vasıtası ile reayanın kerhen de olsa itaatini sağlamak, sınıflar arasında nifak ve şikak koymak, husûmetlerden faydalanmak ve kendisine karşı çıkabilecek güçleri dağıtmak, Fir'avûn’un siyasetidir.’(2) Bu tesbiti dikkate aldığımız zaman; adaleti hafife alan kanun devleti ile Mısır Fir'avûnu’nun uyguladığı devlet politikasının aynı olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada adalet ve hukuk kavramları üzerinde de kısaca durmakta fayda vardır. 

Adalet kavramı; bâtıl olan her şeyden uzaklaşmak ve hakikate teslim olmak gibi zengin bir anlam bütünlüğüne haizdir. Diğer bir tanımla adalet, zulmün zıddı, insaf, hakkaniyet, herkese hakkını vermek, hakka ve hukuka uygun olmak, zulüm ve eziyetten uzaklaşmak ve hakikate uygun amellerde bulunmak gibi mânâlara gelir.”(3)

Cemiyet hayatında belirleyici/merkez bir kavram olarak adaletin, insandan çevreye, tabiattan evrene, bireyden topluma ve vatandaştan devlete uzanan büyük varlık dairesinin temel unsurlarını içine aldığını söylemek mümkündür. Arapça'daki kök anlamı itibariyle adalet, “her şeyin yerli yerinde olması ve her şeyin hakkının teslim edilmesi” gibi bir keyfiyeti ifade eder. Bu geniş anlamda adalet, bütün varlıklar arasında var olan hakkaniyet, ahenk, ölçü, insaf ve uyumluluk hâlini gündeme getirir. Adaletli olmak, insana, dünyaya ve Allahû Teala’ya (cc) ait olan hakkın teslim edilmesidir. “Adl” ve adalet ile aynı kökten gelen “ta’dil” ve çoğulu olan “ta’dilat”, bir şeyin eksik ve fazlalarını almak, olması gereken ölçüye kavuşturmak anlamına gelir. 

İslâm fıkhına göre adalet; insanların birbirleriyle olan münasebetlerini ve iktidar sahipleri ile insanların ilişkilerini meşrû hükümlere göre düzenlemektir. Lûgat âlimlerinden İmam Râgıb el İsfehânî adaleti iki kısma ayırmıştır: Birincisi: Aklı selimin kendisi hakkında her zaman için güzel ve iyi olduğuna hükmettiği şeydir. Bu durumda hiç bir zaman adâlet geçerliliğini yitirmez ve hiçbir şekilde haddi aşmak gibi bir sıfatla vasıflanamaz. “Sana iyilik edene iyilik etmen, sana eziyet edene zulmetmemen gerekir” sözünde olduğu gibi. İkincisi: Allahû Tealâ’nın (cc) indirdiği hükümlerle (vahiyle) bilinen adalettir.”(4)

Adaletin zıddı olan zulüm, yerli yerinde olması gereken her şeyin alt üst olması, hakkın gasp edilmesi ve neticede varlık düzeninin bozulması demektir. Zulüm aynı zamanda karanlık, kargaşa, haksızlık, ölçüsüzlük demektir. İnsanın başkasına zulmetmesi, her şeyden önce onların haklarını gasp etmesi hâlini ifade eder. Bu gasp fiili, hem ahlâkî hem hukuki açıdan büyük bir suçtur. İnsanın tabiat âlemine zulmetmesi, ondan hakkı olmadığı şeyleri talep etmesi demektir. Tıpkı çevre krizi ve küresel ısınma meselesinde olduğu gibi!

Cemiyet hayatında adaletin gerçekleşmesine engel olan ve gözle görülmeyen bazı unsurlar da vardır. Bunların başında küfür, kibir, kin, hased, gayr-i meşrû ihtiras ve düşmanlık gibi duyguların geldiğini söyleyebiliriz. Bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa (kavme) duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur.(El Mâide Sûresi: 8) Dikkat edilirse “...bir topluluğa (inancından, etnik kökeninden veya diğer sebeplerden dolayı) duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın” emri verilmiştir. Buradaki emir, müsbit bir hüküm ve umumî bir beyandır.

Allah’a (cc) emanet olunuz.

MİSAK YAYIN HEYETİ

_________________________

(1) Montaigne-Denemeler- İst: 1974 Sh: 29

(2) Geniş bilgi için/Yusuf Kerimoğlu-Fıkhi Meseleler-Ankara:2013 C:2 Sh:420-421

(3) İbn Manzur Lisanû’l Arab, Beyrut: 1984 C:11 Sh: 431

(4) İmam Ragıp El İsfehânî - El Müfredât- Beyrut: 1992 Sh: 551

Allah’a emanet olunuz.
MİSAK YAYIN HEYETİ
 
 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
...