"Fıkhi Meseleler"in 4 cildi çıktı
 

Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid, İbâdet ve Aile kitaplarının baskısı tamamlanmıştır

   "Fıkhi Meseleler"in 4 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid, İbâdet ve Aile kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

   Tüm Yayınlarımız
Vahdet Vakfı Dersleri Sorulunca Söylenenler - Hüsnü AKTAŞ Medeni Vahşet - Hüsnü AKTAŞMedeni Vahşet Davası- Hüsnü AKTAŞDevlet ve Siyaset Üzerine Notlar - Yusuf KERİMOĞLU İslami Hareketin Mahiyeti - Yusuf KERİMOĞLU Mazlumlarla Sohbet - Hüsnü AKTAŞ Türkiye'nin Siyasi ve İktisadi Manzarası - Hüsnü AKTAŞKurban Risalesi - Nizameddin DEMİR İslam Toplumunda ve Çağımızda KADIN - M.AKTAŞ Alim ve Mücahid: Said-i Nursi - N. Mehmet SOLMAZ TESLİS: Üçlü Tanrı İnancı - N. Mehmet SOLMAZ İki Hayat İki Ölüm - Derda PINAR Müslümanın Din Disiplini - Mustafa ÇELİK Fütüvvet Ahlakı - Mustafa ÇELİK Tahlilu's Sünne - Mustafa ÇELİK Ticaret Ahlakı - Mustafa ÇELİK Fıkhûl Hadis - Mustafa ÇELİK Kavaid-i Fıkhiyye Şerhi - Mustafa ÇELİK
   Sirk Aynaları, Savaşsız Zafer Tezi ve İslâm İşbirliği Teşkilâtı


İslâm topraklarını yangın yerine çeviren ABD ve müttefikleri; haberleşme vasıtalarını ‘sirk aynaları’ gibi kullanmak ve insanları hipnotize etmek için, birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Bilindiği gibi sirk aynaları, her şeyi olduğundan farklı gösterme özelliğine hâizdir. Şisman olan bir insanı oldukça zayıf, zayıf olan bir insanı da obez gibi gösterebilir. Önünden geçtiğiniz iç ve dış bükey aynaların sizi korkunç bir canavara benzetmesi de mümkündür. Günümüzde “İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat yoktur” sloganını esas alan (seküler-lâik) ideolojilerin sözcüleri, propaganda vasıtalarını ‘sirk aynaları’ gibi kullanmaktadırlar. Başta Filistin olmak üzere; istilâ altındaki bütün İslâm topraklarında, müstevlilere boyun eğmeyen Müslümanların terörist ilân edilmesinin sebebi budur. ABD yönetiminde söz sahibi olan Musevi lobisi ile Illuminati Çetesi’nin siyasi ihtiraslarına hizmet eden medya organlarının tamamını ‘Sirk aynaları’ olarak nitelendirmek mümkündür. 
   Misak Dergisinin 306. sayısı çıktı


TÜRKİYE’nin önümüzdeki üç yıllık dönem için başkanlığını üstlendiği ‘İslâm İşbirliği Teşkilâtı’ zirvesi, geçtiğimiz ay İstanbul’da toplandı. Bilindiği gibi İslâm Konferansı Örgütü, 22–25 Eylül 1969 tarihlerinde Fas’ın başkenti Rabat’ta düzenlenen İslâm Konferansı’nda alınan bir kararla kuruldu. Bu organizasyonun ismi 2011 Haziran ayında Astana’da düzenlenen 38. Dışişleri Bakanları Konseyi’nde ‘İslâm İşbirliği Teşkilâtı’ (İİT) olarak değiştirildi. Bünyesinde elli altı devleti barındıran bu teşkilâtın; Birleşmiş Milletler’den sonra, dünyanın ikinci büyük uluslararası teşkilâtı olduğunu söylemek mümkündür. Fakat siyasî ve hukukî yaptırım gücü açısından, dünyanın en zayıf teşkilatlarından birisidir. İstanbul Zirvesi’nde itikadî keyfiyete, hâiz olan fırkalar (Ehl-i Sünnet/Şia) arasında Irak ve Suriye’de yaşanan çatışmaları, ‘Mezhep Savaşı’ zanneden siyasî liderlerin, fırka ile mezhep arasındaki farkı bile dikkate almadığı görülmüştür.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tartışılan Meseleleri Değerlendirdi: “Türkiye 2023 Hedeflerinden Asla Vazgeçmeyecektir, Bu Böyle Bilinmelidir”
 


Bölgesindeki siyasi dengeleri yeniden şekillendirmeye çalışan Türkiye, terörle terbiye edilmek istenen bir numaralı ülkedir. Bazı medya aydınlarının, kanaat önderlerinin, PR şirketlerinin ve uluslararası istihbarat ajanları gibi küresel frekans karıştırıcıların, Türkiye’yi dize getirmek için bütün imkânlarını seferber ettiklerini söyleyebiliriz. Paris’te saldırı olunca “Hepimiz Charlie’yiz” naralarını atan seküler-laik aydınların, aynı Charlie Hebdo, cesedi sahile vuran Aylan bebeği domuz suretinde çizip, “Yaşasaydı tacizci olurdu” diye dalga geçtiğinde susmayı tercih ettiklerini unutmamak gerekir. Paris saldırısından sonra “Fransa Çocuklarına Ağlıyor” manşetini atan gazeteler, Ankara’da bomba patlayınca “Kanlı Pazar” manşetini atmayı tercih etmektedirler. PKK’nın tonlarca patlayıcı ile saldırıp masûm insanları, hatta anne karnındaki bebekleri öldürdüğünde “Bahar erken geldi, cemreler düşüyor” diye sevinç naraları atan vicdansızlar, Türkiye’nin param-parça olmasını arzu etmektedirler.

İslâm İşbirliği Teşkilâtı'nın İstanbul Zirvesi ve Sonuç Bildirisi


İslâm İşbirliği Teşkilâtı 1969 yılında, İslâm ülkelerini aynı çatı altında toplamak üzere kurulmuş olan bir teşkilattır. Kuruluşunun üzerinden kırk yedi yıl geçmesine rağmen bu teşkilat, önemli bir siyasî ağırlığa sahip olamamıştır. Geçtiğimiz ay İstanbul’da yapılan zirveye; yirmi beş ülke, devlet ve hükümet başkanları düzeyinde katıldı. Üç yıllık dönem başkanlığını tamamlayan Mısır, bu görevi Türkiye’ye devretti. İstanbul’da toplanan İslâm İşbirliği Teşkilâtı zirvesinin sonuç bildirisinden İran’a yönelik sert ifadeler çıktı. Bildiride, “İslâm İşbirliği Teşkilâtı, İran’ın bölge ülkelerinin ve Bahreyn, Yemen, Suriye ve Somali gibi üye ülkelerin içişlerine müdahâle etmesini ve terörizme devam eden desteğini kınar” denildi. İran’ın Suudi Arabistan’da terör suçu işleyenlerin hukukî biçimde idam edilmesi ile ilgili ifadeleri ‘tahrik edici’ olarak nitelendirildi, bu ülkenin de içişlerine karıştığı eleştirisi yapıldı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AB İlerleme Raporunu Değerlendirdi: ‘Karşılıklı İlişkileri Tahrip Edici Bir Yaklaşım Söz Konusudur'


AP Türkiye Raportörü Kati Piri’nin yazdığı rapor, geçtiğimiz ay Avrupa Parlementosu’nda kabul edildi. Raporda ‘Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğü, Kürt sorunu, Güneydoğu’daki gelişmeler, Türkiye ile AB arasında sığınmacılar konusunda varılan anlaşma ve Kıbrıs sorunu’ işlenmiştir. Türkiye’de yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesi, terörle mücadele alanındaki yasal mevzuatın AİHM kararlarıyla uyumlu hâle getirilmesi talep edilmektedir.. Güneydoğu’daki gelişmelerin “kaygı verici” olarak değerlendirildiği raporda, Türkiye’nin terörle mücadele hakkının meşru olduğu belirtilmekle birlikte, bu mücadelenin insan hakları ve hukuk devletine saygı çerçevesinde yapılması ve orantılı olması gerektiği ifade ediliyor. Gazetecilerin bu raporla ilgili sorularına cevap veren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ‘kabul edilen raporu ayrıntılı bir şekilde incelediklerini’ ifade ettikten sonra “Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsını da odağına alan, Türkiye’deki demokratik gelişmeleri yok sayan ve daha çok ilişkileri geliştirici tutumdan ziyade tıkayıcı bir dil ile yazılmış” bir rapor söz konusudur.
Bir Din Adamının Gözüyle, Cizre ve Bölgede Durum

Gazeteci Orhan Miroğlu, Star Gazetesi’ndeki köşesinde, ‘Bir din Adamının Gözüyle Cizre ve Bölgede Durum’ başlıklı bir makale yayınladı. Makalenin girişinde bir din adamı bana çok değerli bir yazılı metin verdi. Gönlüm bu metni okuyup bir kenara atmaya razı olmayınca, okurlarımla paylaşmaya karar verdim. Kürt meselesi ve bugün olup bitenler bağlamında, Türkiye ya yepyeni referanslara sahip olacak, ya da korkarım ki bölünme derinleşecek ve bizzat Kürt toplumu içinde ayrışma hız kazanacak. Bu din adamının gözlemleri kanaatime göre Türkiye’nin sahip olması gereken yeni referansları hatırlatması bakımından da son derece önemli. Metin çok uzun, ama ben özetlemekle yetineceğim’ diyor. Bu makaleyi aynen iktibas ediyoruz. 

Toplumsal Fitne Musîbeti

Kur’an ve sünnet’te yer alan belirleyici kavramlardan birisi de fitne kavramıdır. Fitne, bizi Allahû Teâla’nın (cc) âyetlerinden ve Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) sünnetlerinden/hadislerinden uzaklaştıran her şeydir. Fitne bazen gayr-i meşru bir söz veya fiil olur, bazen Şeriatullah’a muhâlif bir yasa veya anayasa olur, bazen kul kaynaklı bir ideoloji olur, bazen de ideoloji ortaya koyan münkir ve müşrik bir ideolog olur. Bu fitnelerin tümüyle ferd ve toplum olarak muhatap olmamız, karşı karşıya gelmemiz mümkündür. Fitne sadece ferdi değil, aynı zamanda toplumsal bir musîbettir. Zalimlerin işlerini kolaylaştırmak, kaynayan fitne kazanının içine düşmektir. Zulüm ateştir; sadece zalimleri yakmaz, zalimlerle birlikte olanları, zalimleri destekleyip iktidar yapanları, zalimleri iktidarda tutanları da yakar. 


 
Lâik Ekonomi ve İslâm İktisadına Dair Notlar

Lâik seküler dünya görüşünü savunan filozoflar “İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat yoktur’ sloganını, vahyi mahkûm etmek için kullanmışlardır. Bu hezeyan onları derin kuyulara inmemeye; “onlar sadece dünyanın dış yüzünü bilirler” hükmüne saplanmaya ve ister istemez “hayat, ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder” demeye mecbur bırakmıştır. Tarihten ders almayan kimseler, şimdiki zamanı (moderni) mutlaklaştırmak zorunda kalırlar.. O andan itibaren siyaset, ekonomi ve saire her şey başlı başına değer üretme alını hâline gelir. Lâikperestler hukukun kaynağı olan vahyi inkâr etmiş; aklı, bilimi ve çevre şartlarını mutlak hakikatin unsuru zannetmişlerdir. Mesele burada da kalmamış, “demokrasi sadece seçim değildir” sloganının peşinde nefes nefes koşmaya başlamışlardır. Hâlbuki zaman, mekân ve hayat değişimlerin arenasıdır. 

Peygamberimiz (sav) Hayatımızın Neresinde?

Hesap Gününe hazırlanan her mükellefin; Allahü Teâlâ’nın (cc) ‘Peygamber size ne verdi ise onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının’ (El Haşr Sûresi:7) emrine ittiba etmesi farzdır. Her mükellef, dostluğu ve kardeşliği, O’ndan öğrenip hayata taşımak durumundadır. Şimdilerde O’nsuz (sünnetsiz) bir İslâm empoze etme çabaları revaçta olsa da, hadisleri hakkında yerli yersiz tartışma çıkarsalar da, tüm bu karanlık tartışmaların içerisinden vahyin ışığıyla çıkabileceğimizi unutmamalıyız. Ne buyurmuştu Rabbimiz: “De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”(Al-i İmran:31)

Küfrün Karanlıklarından, İslâm'ın Aydınlığına Yolculuğun Adı Hicret

İnsanın başkasından bedenle, dille ve kalben ayrılmasını ifade eden hicret, bazı hâllerde İslâm’ın ‘olmazsa olmaz’ hükümleri arasında yer alır. Zira hicret, her türlü münkeri terk ederek ma’rufa yönelmeyi beraberinde getiren bir ameldir. İbn Kudame’ye göre, dârû’l harb’den dârû’l islama hicret bir vecibedir. Bazı Şafii âlimleri’nin belirttiğine göre, dârû’l harb’de dinini izhara muktedir olan Müslüman, eğer orada islâm’ın yayılmasına vesile olacağına inanıyorsa, kalması hicret etmesinden daha efdaldir. İslâm’ın yayılmasına vesile olması söz konusu değilse dârû’l harb’den kalması câiz olmaz. İslâm ahkâmının uygulanmadığı bir ülkede yaşayan Müslümanın, dinini yaşayabilmesi, itikadî ve ameli hastalıklardın korunabilmesi şartıyla o ülkede ikamet etmesi câizdir. 

İslâm'a Teslim Olunur; İslâm Teslim Alınmaz

İnsanların dünya ve âhiret saadetlerinin garantisi olsun diye Allah’ın beğendiği, razı olup gönderdiği dinin adı İslâmdır. Allah’ın (cc) dinine ihlâsla teslim olmak, sıkıntılardan, problemlerden, fitne ve fesad’dan kurtulmayı beraberinde getirir. Dersiminizin konusu olan âyet-i kerime’de tek bir fâsıkın getirdiği haberindahi tahkik edilmesi emredilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’e göre Müslümanların toplumu yalan ve yanlış haberlerle değil, tahkik edilmiş ve doğruluğu ispatlanmış doğru haberlerle amel eden bir toplumdur. Ama ne yazık ki; asrımızda Müslümanlar, Kur’ân-ı Kerim’e göre bir toplum inşâ edemedikleri için bırakın fâsıkın haberini araştırmayı, münkir ve müşrik medyanın haberleriyle amel eder duruma düşmüşlerdir. Yanlış ve yalan haberleri tahkik edip tashih etmek, Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) fiili sünnetinden birisidir. Sahabe-i Kiram’ın tatbikatları bu şekilde olmuştur.


 

 

Mükellefin İşlediği Salih Amel ile Söylediği Sözün Uyumu

Mükellefin işlediği ameller ile söylediği sözün ahengi, hayati öneme haizdir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav) bu ahengin önemine işaret etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Benden önce günderilmiş bulunan her peygamberin ümmetinden mutlaka sünnetine satılan ve emrine uyan havarileri (yardımcıları) ve dostları olmuştur. Ancak bunlardan sonra; yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıkları işleri yapan bir takım guruplar zuhur etmiştir. İşte kim bunlara karşı eliyle mücadele ederse, o mü’mindir. Kim onlara karşı diliyle mücadele ederse, o da mü’mindir. Kim onlara karşı kalbiyle mücadele ederse, o da mü’mindir. Bundan ötesinde (eliyle, diliyle ve kalbiyle mücadele etmeyenlerde) bir hardal tanesi ağırlığınca bile iman yoktur.”


 

 

 

Aile Fertleri Arasındaki Muâşeret Edebi ve Riyâset

Mektubunuzda; “Üniversite’de lisans tezini hazırlarken: erkeğin kadına üstünlüğü meselesinde, birbiri ile te’lifi kolay olmayan tezlerin ortaya atıldığına şahit oldum. Zahiri Ûleması’ndan İbn-i Hazm; ‘devlet başkanlığı dışında, kadın her türlü vazifeyi üstlenebilir’ derken; Şafii ve Hanbelî fûkahası; ‘kadının vücûdu avret olduğu gerekçesiyle herhangi bir devlet görevinde yer alamayacağını’ ifade etmektedirler” diyorsunuz. İhtilâf meselesinde bir inceliğe işaret etmekte fayda vardır. İslâm âlimleri, hakkında muhkem nass bulunan meselelerde ihtilâfa düşmemişlerdir. Genel kaide, “Mevrid-i nassda ictihada mesağ yoktur” şeklinde ifade edilmiştir. Hakkında nass bulunmayan konularda ictihad gündeme girer. Usûl âlimlerinin ittifak ettikleri “İctihadın ictihadı nakzedemiyeceği’(ortadan kaldıramıyacağı) kaidesi; insanların tercih hakkına saygı duymayı ön plâna çıkardığı gibi, yobazlığın yayılmasına da engel olur. İslâm âlimleri arasında ihtilâflı olan konularda, mü’minlerin emirinin (Devlet Başkanı’nın) herhangi birisini tercih etmesi ‘belirleyici unsur’ hükmündedir. 

Eğitimle İmtihan

Eğitim uzmanı Bekir S. Gür tarafından kaleme alınan ’ Eğitimle İmtihan’ isimli eser, müellifin 2004 ile 2013 yılları arasında yayımlanmış yazıların bir araya getirilmiş hâlinden oluşmaktadır. Yazıların ilk hâline hemen hiç müdahâle edilmemiş. Yazar Türkiye’de eğitim problemlerinin İmam Hatip Okulları bağlamında gerçekleşen kısır tartışmaların çok daha ötesinde ve derinlerde olduğunu izah etmeye çalışmaktadır. Dindar vatandaşların oylarıyla iktidara gelen Ak Parti iktidarının eğitim üzerine temel yaklaşımının Batı (ABD) normlarını taklitten ibaret olduğu tespiti, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ayrıntı. Fakat daha da önemlisi bizlerin olayın vahametinin farkında olup olmadığımızdır. 

TESLİS Üçlü Tanrı İnancı

AB ülkeleri temsilcilerinden oluşan Konvansiyon; bir buçuk yıl süren bir çalışma sonunda, "AB Anayasası" taslağını hazırlamış ve bu taslak 20 Haziran 2003 tarihinde Selanik’te imzalanmıştır. Gerek Konvansiyon çalışmaları sırasında, gerekse daha sonraki süreçte AB Anayasası’nda Hristiyanlığa atıfta bulunması, başta Vatikan ve bazı AB üyesi ülkeler tarafından ısrarla istenmiştir. Gerek Türkiye’de, gerek yurt dışında yaşayan müslümanlar, yoğun misyonerlik faaliyetleriyle karışlaşmaktadırlar. Son yıllarda "Dinlerarası Diyalog" gerekçesiyle veya "İbrahimi Dinler" sloganıyla, tedavisi kolay olmayan itikadi hastalıklar yayılmaktadır. Hesap gününe hazırlanan müslümanların, içinde bulundukları hali iyi tahlil etmeleri ve misyonerlerin kuracakları tuzaklara karşı hazırlıklı olmaları gerekir. Bu eser, Teslis (üçlü tanrı) inancının mahiyetini, değişik açılardan tahlil eden bir eserdir. Hayırlara vesile olmasını dileriz. ISBN 978-975-7719-59-5

İncillerin Hikayesi


Her din mensubunun kendi inancının hak olduğuna inanması ve bunu başkalarına ulaştırmaya çalışması gayet normaldir. Ancak günümüzde ‘misyonerlik’ tebliğ faaliyetiyle sınırlı olan bir hadise değildir. Özellikle Endülüs’ün müslümanların elinden geri alındığı yıllarda gündeme giren ‘Reconquista’ hareketiyle başlayan, Engizisyon Mahkemeleri'yle yeni bir boyut kazanan ve ünlü rahip Raymonde Lulle tarafından dini bir kurum haline getirilen misyonerlik, insanları Hıristiyan yapmak için her yolu meşrû kabul eden ve Hıristiyanlığı kabul etmeyenlerin öldürülmelerini müsamahayla karşılayan bir baskı kurumu haline dönüştürülmüştür. İsviçre’de bulunduğu yıllarda bir misyonerle tanışan ve bazı meseleleri müzakere eden N. Mehmed Solmaz Hocaefendi, elinizdeki ‘İncillerin Hikayesi’ isimli eseri kaleme almaya karar vermiştir. İkinci baskısında dizin eklenerek yeni bir düzenleme ile okurlarının karşısına çıkıyor. Bu eserin hayırlara vesile olmasını dileriz. ISBN 978-975-7719-45-1

Misak Dergisinin 305. sayısı çıktı


Muhkem nassla sabit olmayan siyasi, hukuki, ahlâki ve içtimaî meselelerle ilgili olan fikirler, izafi bir değere haizdir. Hatta iktidar sahiplerine muhalefet eden kimselerin, onların hoşlanmayacakları düşüncelerini/fikirlerini de ifade etmeleri mümkündür. Bunu önlemenin yolu, muhalif olan kimseleri ceza vererek susturmak değildir. İmam-ı Azam Ebû Hanife’ye göre; insanların düşüncelerini ifade etmeleri ve iktidar sahiplerinin meşrû olmayan uygulamalarına muhalefet etmeleri, sadece hakları değil, aynı zamanda vazifeleridir. Muhkem bir farz olan insanlara iyiliklerin emredilmesi ve onların kötülüklerden alıkonulması ile iktidar sahiplerine muhalefet edilmesi arasında zaruri bir münasebet vardır. Bu noktada ‘muhalefet, hilâfiyat ve mu’arada’ kavramları üzerinde kısaca durmakta fayda vardır.

BM Terör Örgütü, Halkların Birleşik Devrim Hareketi ve Seferberlik Çağrısı


Uluslararası sistemi temsil eden Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın görevi; Kuruluş Sözleşmesi’ne göre, ‘dünya barışının bozulmasına sebep olabilecek tehdit ve tecavüzleri önlemek’ şeklinde ifade edilmiştir. BM Güvenlik Konseyi; bir devletin tutum ve davranışlarıyla barışı tehdit ettiği kararına varırsa; bu tehdidi ortadan kaldırmak için, değişik yaptırımları devreye sokabilir. Hatta dünya barışını tehdit eden ve alınan kararlara karşı direnen bir devlete savaş ilân etmesi dahi mümkündür. Bu noktada şu suali sorabiliriz: ’Merkezi ABD’de bulunan BM Teşkilâtı’nın imtiyazlı üyelerinden herhangi birisi; dünya barışını tehdit eder ve terör örgütlerini desteklerse, BM Güvenlik Konseyi veto hakkı olan bu üyeyi cezalandırabilir mi?’ BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararları veto edebilen devletler; Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için önce gayr-i nizami savaşı başlatmış, sonra terör örgütlerini harekete geçirmişlerdir. Temmuz ayından itibaren PKK terörüne karşı mücadele veren Türkiye’nin, uluslararası sistemin patronları tarafından ‘yalnızlaştırma’ politikasına mahkûm edildiği görülmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Düşmanların Hedefini Açıkladı: ‘Türkiye'nin Dizleri Üstüne Çökmesini Bekliyorlar'


Bölgesindeki siyasi dengeleri yeniden şekillendirmeye çalışan Türkiye, terörle terbiye edilmek istenen bir numaralı ülkedir. Bazı medya aydınlarının, kanaat önderlerinin, PR şirketlerinin ve uluslararası istihbarat ajanları gibi küresel frekans karıştırıcıların, Türkiye’yi dize getirmek için bütün imkânlarını seferber ettiklerini söyleyebiliriz. Paris’te saldırı olunca “Hepimiz Charlie’yiz” naralarını atan seküler-laik aydınların, aynı Charlie Hebdo, cesedi sahile vuran Aylan bebeği domuz suretinde çizip, “Yaşasaydı tacizci olurdu” diye dalga geçtiğinde susmayı tercih ettiklerini unutmamak gerekir. Paris saldırısından sonra “Fransa Çocuklarına Ağlıyor” manşetini atan gazeteler, Ankara’da bomba patlayınca “Kanlı Pazar” manşetini atmayı tercih etmektedirler. PKK’nın tonlarca patlayıcı ile saldırıp masûm insanları, hatta anne karnındaki bebekleri öldürdüğünde “Bahar erken geldi, cemreler düşüyor” diye sevinç naraları atan vicdansızlar, Türkiye’nin param-parça olmasını arzu etmektedirler.

Uluslararası Af Örgütü'nün Hazırladığı Raporun Özeti: ‘Suriye'de PYD ve YPG Savaş Suçu İşliyor'


Uluslararası Af Örgütü tarafından yayınlanan “Gidecek Yerimiz Yok” başlıklı raporda, Suriye’nin kuzeyindeki özellikle Arap ve Türkmen köylerinin PYD tarafından ateşe verildiği ve köylülerin de bölgeyi terk etmesi için ölümle tehdit edildiği ifade edildi. Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kontrolündeki on dört köy ve ilçede araştırma yapan Uluslararası Af Örgütü ekibi tarafından hazırlanan raporda, bölgeye ait uydu görüntüleri ile bölgedeki görgü tanıklarının ifadelerine yer verildi. Raporda yer alan uydu görüntülerinde, Haziran 2014’de 225 hanesi bulunan bir köyün, bir yıl içinde yüzde 94’ünün tahrip edilerek, Haziran 2015’de ise sadece 14 binanın kaldığı görülmektedir. Görgü tanıklarının ifadelerine ilişkin YPG’den Af Örgütü’ne yapılan açıklamada ise, bölge halkının güvenliğinin sağlanması kapsamında köylülerin başka yerlere taşındıklarının iddia edildiği kaydedildi. Ancak örgüt, raporunda “Mecburi askeri gereklilik olmadan sivilleri zorla yerlerinden etmek, uluslararası hukukun ihlalidir” ifadelerine yer verildi. 
ABD'nin Düşünce Kuruluşlarından ‘Soufan Group'un İddiası: ‘DAEŞ ve El Kaide Libya'yı işgal Edebilir'


Suriye’de yaşanan son gelişmeleri sayfalarına taşıyan İngiliz Times Gazetesi çarpıcı bir analiz yayınladı. Gazetede yer alan analizde, Suriye’nin küresel güçlerinin savaşın içine çekebileceği belirtilerek, “Üçüncü dünya savaşının bir ültimatom ritüeli olmadan gelebileceği” uyarısını yaptı.Roger Boyes imzalı analizde, ‘Halep Savaşı Beşşar Esed’in kaderini belirleyecektir’ denildi. Haber-analiz şöyle devam ediyor: “Suriye kaosu, yavaş yavaş farklı güçlerin müttefiklerini korumak için krize dâhil olmalarıyla savaşın başlamasına sebeb olabilir. Suriye’nin kuzeyinde yaşanan gelişmeler savaşın yaklaştığını göstermektedir. Halep Savaşı Esed’in geleceğini belirleyecektir. Bu yüzden Azez koridoruna bu kadar önem atfedilmektedir. Suriye’de yaşanan siyasi kaosun, dört potansiyel patlama noktası vardır.”
Modernizmin Kurbanları

İslâm’i değerleri, seküler-lâik dünya görüşüne göre yorumlamak, her yeni çıkan çılgınlığa keyfi bir kılıf uydurmak, yaygın bir hastalık hâline getirildi. Modernizme iman edenler, yenilik adına defile mi yaptılar?  Haydi buyurun tesettür defilesine. Modernizmin önde gelen kanaat önderleri size modadan mı bahsetti? Hemen tesettür modası hazır. Yeni dünya düzeninin patronları, modern dünyanın olmazsa olmaz şartı demokrasi mi dedi? Hemen “İslâmcı” partiler yolda. Halbuki Peygamberimiz Efendimiz (sav) asırlar önce bizi uyarmadı mı? Hz.  Ebû Saîd el-Hûdrî’den(r.a) rivâyet edilen hadis mealen şöyledir: “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler deliğine girecek olsalar siz de onları takib edeceksiniz.” (Sahih-iBuhari-K.Enbiya 50; Sahih-i Müslim, İlm 6). Sahi bizim onlara benzemeyen  neyimiz kaldı.