Misak Dergisinin 316. sayısı çıktı
 FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır.

 

 

 

 

 

   Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

   Suriye Düğümü, Nato'nun Zaafları ve Fırtına Öncesi Sessizlik
Dünya üzerinde söz sahibi olmak isteyen devlet adamlarının; hem üstün meziyetleri, hem de garip zaafları vardır. Zaaflarından birisi egemenlik ihtirasına kapılmaları ve gayr-i meşrû arzularını tatmin için değişik yollara tevessül etmeleridir. Orman kanunlarına iman eden uluslararası sistemin patronlarının, son yıllarda İslâm topraklarını kan gölüne çevirdiklerini gizlemek mümkün değildir. İlluminati Çetesi’nin siyasi ihtiraslarına teslim olan ABD Başkanları; önce “Çöl Fırtınası” (1991) harekâtıyla Basra Körfezi’ne, sonra “Sonsuz Özgürlük” operasyonuyla Afganistan’a yerleşmiştir. Bu operasyonları, NATO şemsiyesi altında yaptıkları da malûmdur. Suriye’de yaşanan iç savaşın başladığı günden bu yana, Amerikan silah tüccarlarının Ortadoğu’ya sattığı silahların cirosu, yüzde iki yüz elli artmıştır.

 

   Anayasa Değişikliği Tartışmaları, Siyâsî İstikrâr ve Hükümet Sistemleri
Cumhurbaşkanlığı sistemi teklifinin, AK Parti ile MHP’nin ortak siyâsî aklı ve tercihi neticesinde gündeme girdiği malûmdur. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar, güçlü ve hızlı karar alan bir yürütmeyi ön plana çıkarmıştır. Siyasi literatürde devlet ile siyâsî rejim, birbiriyle ilgisi olan, fakat değişik keyfiyetleri ifade eden kavramlardır. Müccerred hukuk kurumu olan devletin varlık sebebi ve temel hedefi, vatandaşlarının ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve insanlığa hizmet etmektir. Siyâsî rejimin konusu; iktidarın teşekkülü, denetlenmesi ve devredilmesi ile sınırlıdır. Resmi ideolojiyi ‘sivil din’ hâline getiren seküler-lâik aydınların; Anayasa değişikliğini bahane ederek devlet, siyâsî rejim ve hükümet sistemleri meselesinde değişik demagojileri ön plâna çıkardıkları malûmdur. Bilindiği gibi 1921 Anayasası müstesna, bütün Anayasa metinleri askeri darbe dönemlerinde hazırlanmıştır ve ‘ihtilâl sözleşmesi’ hükmündedir. 27 Mayıs Askeri Darbesi’nden sonra hazırlanan ihtilâl sözleşmesinde; daha önceki Anayasada yer alan “egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir” hükmü, şekil olarak muhafaza edilmiştir. Ancak egemenlik hakkı, fiilen sivil ve asker bürokratlara tahsis edilmiştir. Bunun getirdiği fitne ve fesadın neticelerini iyi tahlil etmek gerekir.

 

   Misak Dergisinin 316. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Amerika'da Yayılan İslâm Düşmanlığı ve Müslüman Yasağı

Seçim kampanyası sürecinde Amerikan ulusal medyasıyla kavgaya tutuşmuş olan ABD Başkanı Donald Trump, seçimi kazandıktan sonra da savaşını sürdürdü. New York Times, CNN gibi yayın organlarını ‘sahtekârlıkla’ suçlamaya devam ettiği görülmektedir. Bugün ABD’de sadece medya devleri değil, önde gelen şirketler, diplomatlar, yargıçlar, artık kurulu düzeni temsil eden kim varsa, ABD’nin Yeni Başkanı’na savaş açmış durumdadır.Donald Trump’ın en çok tepki çeken icraatı da, kampanya döneminde vaat ettiği, İran, Irak, Suriye, Sudan, Libya, Yemen ve Somali uyruklulara getirdiği ‘ ABD’ye seyahat yasağı’ nı yürürlüğe koyması oldu. Müslüman yasağı olarak adlandırılan bu kararnameye uluslararası alanda da tepkiler çığ gibi büyüdü. Bugüne kadar Müslümanların da insan olduğunu aklına bile getirmeyen içimizdeki Obamaseverler, havaalanlarında gözü yaşlı Müslümanların fotoğraflarını göstererek Donald Trump’ın nasıl da kötü biri olduğunu anlatmaya başladılar.

Kudüs Yüksek İslâmi Heyeti Başkanı Şeyh İkrime Sabri; “Mescid-i Aksâ'dan ezan sesini yükseltmeye devam edeceğiz”

İsrail Parlamentosu’ndaki yasama komisyonunun, Knesset’te oylamaya sunmak üzere ‘ezanın hoparlörlerden okunmasının yasaklanmasına ilişkin yasa tasarısını’ onayladığı bildirildi. Ezanın gece 23.00 ile sabah 07.00 saatleri arasında hoparlörlerden okunmasını yasaklamayı öngören yasa tasarısında, yasağa uymayan camiler hakkında bin ikiyüz dolara ulaşan cezaların kesilebileceği belirtiliyor.


Kudüs Yüksek İslâmî Heyeti Başkanı ve Mescid-i Aksâ İmamı Şeyh İkrime Sabri, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ezan yasağına kesinlikle uymayacaklarını söyledi. Şeyh Sabri, “Biz işgal gücünün bu çerçevede çıkaracağı hiçbir kanuna uymayacağız. Çünkü ezanın yasaklanması İslâm dininin temel ahkâmıyla çelişiyor. Biz Allah’ın izniyle Mescid-i Aksâ’dan ezan sesini yükseltmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Ezanın İslâm’ın şiarlarından biri olduğunu ve onbeş asırdan bu yana yüce bir davet nidası şeklinde devam ettiğini vurgulayan Şeyh Sabri, “Bunu yasaklayan hiçbir kanuna uymayacağız ve ezanın sesini asla kesmeyeceğiz” diye konuştu.

Wall Street Journal'e Konuşan Donald Trump'ın İtirafı; “Para birimimiz çok güçlü Bu bizi öldürüyor”

Hayatının büyük bölümünü iş adamı olarak geçiren ABD Başkanı Donald Trump, 17 Ocak’ta Wall Street Journal’a verdiği mülâkatta, “Para birimimiz çok güçlü. Bu bizi öldürüyor” ifadesini kullanmıştır. Daha önce de Çin’i ‘yuan’ı, Japonya’yı ‘yen’i devalüe etmekle suçlayan Trump’un, yönetiminin, döviz manipülasyonu yapan ülkeleri hedef alacağını söylediği malûmdur. Doların değerini düşürmeye yönelik bir diğer açıklama, Trump’ın Beyaz Saray Ulusal Ticaret Konseyi’nin başına getirdiği Peter Navarro’dan geldi. Navarro, geçen hafta Financial Times’a verdiği mülâkatta, düşük ‘euro’nun, Almanya’yı diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’ye karşı avantajlı konuma getirdiğini öne sürdü.ABD Başkanı Donald Trump, Transpasifik Ortaklık Anlaşması’ndan çekilmesi, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı yeniden müzakere etmek istemesi ve finansal kriz sonrasında getirilen regülasyonların iptaline yönelik adımları da piyasalarda hem belirsizliğe, hem tedirginliğe yol açmıştır. Dolardaki düşüşün önümüzdeki aylarda da devam edeceğini söylemek mümkündür.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Lehindeki ve Aleyhindeki Görüşler

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı olarak yasama ve yürütmeyi birbirinden ayıran, doğrudan halk tarafından seçilen bir kişiye yürütme gücünü kullanma imkânını veren sistemdir. Bu hükümet sistemi Türkiye’de devlet ve millet arasındaki ilişkinin sağlam bir temele oturtulmasını, milletin temsilcileri ve bürokratik elitler arasındaki ilişkinin yeni bir dengeye kavuşturulmasını beraberinde getirecektir. Doğrudan halk tarafından seçilen ve geniş toplumsal kesimler tarafından desteklenen bir Cumhurbaşkanının, devlet ve millet arasındaki ilişkinin yeniden kurgulanmasına hizmet edeceği düşünülmektedir. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle, egemenliğe dair üç temel erkten birinin daha kim tarafından kullanılacağını seçmenler doğrudan belirleyecektir.

Kötülüğün Kelebek Etkisi

Peygamberimiz Efendimiz (sav) kötülükle mücadele meselesinde ümmetini uyarmış ve Şöyle buyurmuştur: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin. Ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim) Merhamet Peygamberi ‘nin (sav) kötülüğe karşı hemen “el ile” müdahaleyi gündeme getirmesi üzerinde durulması gereken bir husus. Gerçi hadis “kötü (bir kişi)” görürseniz demiyor, “kötülük” buyuruyor. Dolayısıyla hadisten bütün kötülüklerin insan canına kastetme potansiyelini içinde taşıdığını, bugün küçük gördüğümüz çirkin işlerin devâsâ boyutlara ulaşarak her şeyi yok etme noktasına ulaşabileceğini anlıyoruz. Kötülüğe ilk çıktığı an müdahale edilmezse, yarın her mükellefi esir alabileceğini unutmamalıyız.

İslâm'ın Yükselişi Engellenemez

Hilâfetin ilgâsı, İslâm birliğinin dağılması, Müslümanlar için esaretle geçen günlerin habercisi olmuştur. Günümüzde dünya kuvvet dengesindeki en büyük boşluk, müslümanların tamamını temsil eden bir gücün olmayışıdır. Osmanlı Devleti’nin asırlarca sağladığı “İslâm’ın cihan sulhu”, bir asır önce müstekbirler tarafından yok edilmiştir. Bu yüzyılın başındaki ‘Haçlı Seferi’ olan Birinci Dünya Savaşı yahut “Osmanlı Devleti’ni Yıkma Savaşı” dünya tarihinin en önemli barış dönemlerinden birini sona erdirmiştir. Ancak gün dönecek ve yepyeni bir dönem başlayacaktır. İslâm’ın ve Müslümanların ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir zamanda Müslümanların pasif kalmaları, İslâm’la asla ve kat’a bağdaşmaz. Önümüzdeki dönemde en gür sedâ, müslümanların sedâsı olacaktır.

“Tevhîd Dâvâsı ve İlk Mücâdele“

Bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün âlemleri yaratan Allah (cc), bütün varlıkların görevlerini takdir etmiştir. İnsan hariç bütün yaratılanlar ister istemez Allah’a (cc) teslim olmuşlardır. İnsana irade verilmiş ve kendi tercihiyle teslim olması murad edilmiştir. İşte bu sebepledir ki ruhlar yaratıldığında, insandan ahd ve misâk alınmış, sonra imtihan için yer yüzüne gönderilmiştir. Kâinatta olan varlıklar boşuna yaratılmadığı gibi insan da boşuna yaratılmamıştır: “Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (El Mü’minûn Sûresi:115) Ruhlar âleminde gerçekleşen manevi mukavelenin (ahd/misâk) kadr-ü kıymetini bilmeyen mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Her gün sadece farz namazlarda (kırk defa) tekrarladığımız şu ahde dikkat edelim: “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”

Sahih İmanın Önemi, Nifak Hastalığı ve Tuğyan Üzerine Notlar

 


Bütün peygamberlerin asli vazifeleri, insanlara Allah’ın (cc) âyetlerini okumak, ilâhi tekliflerin keyfiyetini tebliğ etmek, gönülleri münkerden (kötülüklerden) arındırmak ve hikmeti öğretmektir. Kendilerine peygamber gönderilen kavimlerin, hidayeti tercih etmeleri mümkün olduğu gibi, hevâlarını ilâh edinmeleri de mümkündür. İtikadi mahiyete haiz olan, “Hidâyet” ve “Dalâlet” kavramlarıyla ifade edilen keyfiyet, insanın vasfını belirleyen en önemli unsurdur. İtikad yönünden insanlar milel ve nihal ehli olmak üzere ikiye ayrılırlar. Milel; vahye tâbi olan ve hak olan bir şeriatla amel edenlerin vasfıdır. Hevâlarını ilâh edinen ve keyiflerine göre yaşayan kimselere nihal ehli denilir. Hevâyı ilâh edinmenin aslı, Allah’ın (cc) indirdiği hükümleri reddetmek, hafife almak ve keyfine göre yaşama ihtirasına kapılmaktır. Bu kimi zaman bâtıl bir ideolojiye teslim olmak, kimi zaman da nefs-i emmârenin şehvetlerine tâbi olmak şeklinde tezahür edebilir.

İnsanlara Güzel Söz Söylemek

İnsanlara karşı iyi davranmak ve güzel söz söylemek, Kur’ân’ın cihanşûmül emirlerindendir. Güzel söz söylemek denilince insanların çoğu bunu iltifat etmek, sevgisini dile getirmek ya da umut veren konuşmalar yapmak olarak algılar. Ancak, güzel söz sadece bunlar değildir. Güzel söz; şer’i şerife ve akl selime uygun olan, gönül alan, muhatabının onurunu kırmayan, hak ve doğruyu gösteren bütün sözlerdir. Kur’ân-ı Kerim, insanların ellerinden ve dillerinden emin oldukları birer Müslüman olmamızı bizden istiyor. Bakınız büyük âlimlerden Süfyan bin Uyeyne, bir gün bakar ki, adamın biri oturmuş bir meclise, yanına toplamış insanları, onun bunun gıybetini yapıp duruyor. Süfyan bin Uyeyne sorar:


-“Hiç doğuda kâfirlerle cihad ettin mi?” Adam: “Hayır!” der.


-“Peki, hiç batıda kâfirlerle cihad ettin mi?” Adam yine: “Hayır!” der.


Bunun üzerine İmam Süfyan bin Uyeyne der ki: “Desene, doğudaki ve batıdaki bütün kâfirler senin elinden emin. Bari biraz sus da, müminler de senin dilinden emin olsunlar.”

İlâhî Emir: ‘Bilmiyorsanız Zikir Ehline Sorun'

 İslâm dini, insanların ‘bilmedikleri şeyin ardına düşmelerini’ yasaklamıştır. Bu hakikatin, muhkem nassla haber verildiği malûmdur: "Bilmediğin (hakkında ilim sahibi olmadığın) şeyin ardına düşme! Hakikatı duyman, müşahade etmen ve muhakemen ondan sorumludur.” (El İsrâ Sûresi:36) İslâm âlimleri, bu muhkem âyeti dikkate almış ve ilim elde etmenin vasıtalarını ‘haber-i sadık, duyu organlarının faaliyetleri ve akıl yürütme’ şeklinde ifade etmişlerdir. Mükellefin bilmediği şeyin ardına düşmesi yasaklanmış, ayrıca mükellefin bilmediği şeyleri zikir ehline sorması emredilmiştir.Zira “Bilmiyorsanız, Kur’ân ehline sorun” (Nahl, 16/43) hükmü, emir sigasıyla gelmiştir. Bu âyetin tefsirinde ‘Hulâsatû’l Beyân’ isimli eserde şu açıklama vardır: “Beyzâvî’nin beyanı veçhile insan bilmediği mesâilde ehl-i ilme müracâat etmek vacip olduğuna dahi delâlet eder. Çünkü ehl-i ilme suâl etmeleriyle emir; vücûb içindir." 

Yol Ayrımında


Türkiye 1876 tarihli Kanun-i Esasi’den başlayarak bugüne kadar 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları ile yönetildi. Bunların tamamı ferman anayasalardır. 1921 Anayasası ise Türkiye Toplumunun farklılıklarıyla yansıma bulduğu bir meclis tarafından hazırlandı. Çoğulculuğa imkân sağlayan bu anayasa, çoğulculuğu esas alan bir devlet iktidarını üretemediği, diğer yandan anayasayı ayakta tutabilecek toplumsal araçlara da sahip olamadığı için, iki yıl içinde etkinliğini kaybetti. 1924 Anayasası Tek Parti hâkimiyetine giren bir sonraki meclis tarafından, 61 ve 82 Anayasaları ise askeri darbeler tarafından üretildi. Tüm bu tarihsel süreci herkes ve her politik akım kendi perspektifinden okuyabilir ve olumlu veya olumsuz bir anlam yükleyebilir. Ancak 21 Anayasası istisnası dışında Türkiye’de toplum kendi gelecegi hakkında hiçbir zaman karar verme imkânı bulamadı. Anayasaları devlet aygıtı/bürokrasi üretti. Toplum uymak zorunda kaldı. Tanıtımını yaptığımız kitap; Türkiye ve Dünya anayasacılık deneyimlerinden yararlanarak, Türkiye’de egemen olan derin anayasanın ‘ne olduğu’ sorusuna cevap arama iddiasındadır.

ABD'nin Yeni Başkan'ı Donald Trump, Haçlı Sürülerini Sevindirdi; ‘Radikal İslâmî Teröre Karşı Savaşa Devam Edeceğiz'

ABD’nin 45. Başkan’ı olan Donald Trump, 20 Ocak 2017 günü önce bir kiliseye gidip oradaki âyine katıldı. Sonra, Başkanlık Konutu olan ve bizde Beyaz Saray olarak anılan White House (Beyaz Ev)  bahçesinde resmî davetlilerin huzurunda tertib olunan törende, eşinin tuttuğu İncil’e el basarak yemin etti ve resmî yemin metni dışında da,  ‘Tanrım bana  yardım etsin ve Amerika’yı korusun’ dedi. Seçilmesiyle sürpriz yapan Trump, bir sürprizi de ‘devir-teslim’ töreninde yaşadı. Çünkü seçim kampanyası sırasında söylediği sözleri, devlet sorumluluğunu üstlenince tekrarlamayacağı, farklı konuşacağı beklentisi vardı; ama öyle olmadı ve Trump, para gücünden başka bir ölçüsü olmayan bir komprador havasıyla, eski sözlerini tekrarladı. Washington Post Gazetesi, ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın yemin töreninin ‘geleneksel yemin töreni’ konuşmalarından farklı olarak “nezaketsiz bir şekilde” seçim mitingi tarzında geçtiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Siyâsî Gündemi Değerlendirdi; ‘Onlar öldürmenin yollarını arayacak, biz yaşatmanın çaresine bakacağız'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkanlık sistemi konusunda son kararı millete bırakan TBMM’ye teşekkür etti. Türkiye’nin olağanüstü büyümesini, mazlum milletlerin umudu olmasını, üretimlerini, mega projeleri görmeyen muhâlefetin “Ne yaptınız ki?” sorularına muhatap olduğun belirterek “Hamdolsun ‘Ne yaptınız ki?’ diyenlere, dün sabah namazına doğru Parlamento güzel bir cevap verdi ama gerçek cevabı inşallah, milletim gerçek kararı verecektir. Nihai kararı verecek ve bu nihai kararla beraber Türkiye yeni bir sıçrama noktasına ulaşacaktır. Milletimiz için hayırlı olsun. Ülkemiz için hayırlı olsun. El ele vereceğiz, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız” diye konuştu. Türkiye üzerinde oynanan oyunların bir bir bozulacağını, katil sürülerinin hak ettiğini bulacağını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslüman Türk milletinin yenilmeyeceğini vurgulayarak, “Unutmayın ki biz Rabbimizin huzurunda, rükuda eğiliriz, secdede eğiliriz. Başka hiçbir güç bizi eğemez. Çünkü biz, Müslüman Türk milletiyiz. Çünkü biz, bin 400 yıllık kutlu bir medeniyet mirasının bin yıldır sancaktarlığını yapıyoruz. Allah’ın izniyle, ilelebet de öyle devam edeceğiz. Bu ülkeye, bu millete zincir vurmak isteyen çok oldu ama hiçbiri de başaramadı” değerlendirmesini yaptı.

Fırat Kalkanı Harekâtı'nın Kısa ve Uzun Vâdeli Hedefleri

Türkiye, 24 Ağustos 2016 tarihinde, BM Sözleşmesi’nin 51. maddesinden kaynaklanan haklarını kullandığını açıklayarak Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlattı. Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 30 Kasım 2016 tarihli toplantısına ilişkin basın açıklaması, harekâtın hedeflerinin, sınır güvenliğinin sağlanması ve Suriye’nin kuzeyinde IŞİD terör örgütü ile BM kararları çerçevesinde mücadele edilmesi olduğunu belirterek PKK terör örgütünün (PYD/YPG uzantılarının) bir terör koridoru oluşturmasına müsaade edilmeyeceğini vurguladı. Harekât, özellikle ilk aşamalarında, Cerablus hattından başlayarak operasyonel hedeflerini hızla ele geçirmeye başladı. Bu bağlamda, Fırat Kalkanı 50. günü itibarıyla bin 100 kilometrekare alanı, ardından da bugüne dek toplam iki bin kilometrekarelik alanı terörist unsurlardan temizlemiş bulunuyor. Özellikle 2016 yılının Ekim ve Kasım aylarında Azez-Mare doğusundaki bölgelerin ve terör örgütü İSID’in moral-motivasyonu için bir direnç merkezi olan Dabık’ın ele geçirilmesi, el-Bab yolunun açılmasında önemli rol oynadı. 


 
Müslümanların Müşterek Hasretleri Hâkimiyet-i Diniyye

Müslüman idareciler; hem Allah’ın (cc) hâkimiyetine teslim olmak, hem de insanların hukukunu muhafaza etmek mecburiyetindedirler. Bu keyfiyete haiz olan siyaset, İslâm milletinin maddi ve manevî seviyesini yükseltmeye vesile olan bir yönetim sanatıdır. Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine itiraz eden, Allah’ın Şeriatı’nı mahkûm etmeye çalışan bütün sistemler ve oluşumlar, Allah’ın dinine karşı isyan etmişlerdir. Hâkezâ kendi görüşlerini, hükümlerini, yasa ve Anayasalarını Allah’ın ve Rasûlü’nün hükmünün yerine ve önüne geçirenler de birer firavundurlar. Kur’ân-ı Kerim’de, Allah’ın indirdiği hükümleri reddeden/hiçe sayan Kisraların, Kayserlerin, Firavunların yönetim biçimini gâyet açık bir dille reddedilmiştir. Bu ruh ile yetişen ilk Müslüman nesil bu tür yönetim şekillerine karşı oldukça hassas davranmış, İslâmî yönetimin melikliğe dönüşmemesi için gerekli gayreti göstermiştir. Şunu bilelim ki; Hâkimiyet-i Diniyye”, bir haktır, bir hakikattir. Hakkı ve hakikati görmeyen gözün feri sönmüş, ışığı ise kararmıştır.

İnâyet Kavramı Çerçevesinde; Sırât-ı Müstakîm, Fıkıh ve Kabir Hayatı

Türkiye’de “aydın” kavramı, mükellef olmayan ama kendi elde ettiği “bilgi” birikimleriyle insanlara yol gösteren insan tipini ifade eder. Doğru bilgi kendi başına bir değer ifade etse de “ilim ancak amel etmek içindir.” Kaldı ki aydın denilen kişinin bilgisi bilimin sınırlarını yani en nihâyetinde insanı aşmayan bir yapıya sahiptir ve bu yüzden ilim olarak bile adlandırmak doğru değildir. Allah’ın inâyetinden yüz çeviren kimseler karanlıklar içerisinde şaşkın şaşkın dolaşmaya mahkûmdur. Dönüp dolaşacağı yer, boşuna didinmenin ötesi değildir. Bu noktada “Azabımız kendilerine geldiği vakit de “bizler hakikaten zalimler idik” demekten başka davaları olmadı” âyetini tekrar okuyalım ve düşünelim: “Bir Kemalist aydının ölümden sonra söyleyeceği söz ne olabilir?” Ölümden ötesine söz söyleyemeyen bir bilginin ne değeri olabilir. Onların yolu, baştan kesik değil mi? Oysa hiç ölmeyecek gibi yaşayanların “kesintisiz” bir yol iddiasında olmaları gerekirdi. Müslümanların inançlarında “Kabir Hayatı” vardır ve onların yolu kabirde dahi kesilmez. 

Hayatın En Önemli İlk Okulu Ailedir

Her dünya görüşünün kendine mahsus bir aile anlayışı vardır. Tarih şunu göstermiştir ki; hiç bir ideoloji, toplumun bütün katmanlarında adaleti ve huzuru sağlayamamıştır. Yaşadığımız çağda Müslüman ailelerde yaşanan huzursuzlukların nedeni sahip oldukları din değil, sahip olduklarını iddia ettikleri halde dini hayatın dışına itme hastalığıdır. Bu hastalık, İslâm’ın aile ve ahlâk konusunda ilkelerinin göz ardı edilmesini beraberinde getirmiştir. Halbuki Müminler yaşadıkları çağın canlı şahidi olmak zorundadırlar. İmtihan şuurunun zayıflamasıyla, insanın dünya ve eşyaya dair değerlendirmeleri zaafa uğramıştır. Sosyal paylaşım ağları gibi sanal ortamların dahi, ailelerimize kor ateş düşürdüğü acı bir gerçektir. Peki neden?. Bunun en büyük sebebi elbette ki yitirilen emanet şuurudur.

Gaybe İmanın Önemi, Rızk ve Ecel Meselesi

 


Mukaddes emâneti yüklenen ve hesap gününe hazırlanan mü’minlerin ‘olmazsa olmaz’ vasıflarından birisi gaybe iman etmeleridir. Kur’ân-ı Kerim’in muhtelif âyetlerinde mü’minlerin bu vasıfları serahaten beyan edilmiştir. Nitekim Bakara Sûresi’nin hemen başında “ O mü’minler ki gaybe iman ederler’ (El Bakara Sûresi:3) hükmü beyan buyurulmuştur. Allahû Teâlâ’nın (cc) ‘Rezzâk-ı Âlem’ olduğuna iman etmek, dinde inanılması zaruri olan hükümlerdir ve bazı açılardan gaybi keyfiyete hâizdir. Canlıların yaşamasına vesile kılınan her türlü rızkın, Allahû Teâlâ (cc) tarafından yaratıldığı nassla haber verilmiştir: “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, O’nun rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hûd Sûresi: 6) Rızk ile ecel arasındaki münasebet, bir anlamda et ile tırnağın münasebeti gibidir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sas) “Rızkı tamamlanıncaya kadar, hiçbir kimsenin ölmeyeceği bana vahyedildi. O halde Allahû Teâlâ (cc)’ya karşı gelmekten sakınınız. Rızkınızı araştırırken, güzel bir yol tutunuz” buyurduğu malûmdur.

İlmin ve Amelin İmamı/Rehberi İmandır

İman olmadan ilim, iman ve ilim olmadan da amel olmaz. Bu Âyet-i Kerime’de bir tertib-i Rabbânî olarak önce iman, sonra ilim ve daha sonra amel gündeme gelmiştir. ’Buhari, Sahihi’nde Kitabu’l-İlm’de “ilim, söz ve amelden önce gelir” adını taşıyan onuncu bâbın başında Muhammed Sûresi’nde yer alan bu Âyet-i Kerime’yi zikreder: “Bil ki: Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.” Buhari Âyeti Kerime’deki inceliğe bâb başlığında çok güzel dikkat çekiyor. “İlim mi öncedir, söz ve amel mi”? meselesini neticeye bağlıyor. Günümüz dünyasının bilimsel yaklaşımlarının aksine imanın bir semeresi olan söz ve amel hususunda ilmin önceliğinden bahsediyor ve bu Âyet-i Kerime’yi delil gösteriyor. Bir batılıya: “Benim inancım budur” dediğiniz zaman bu durum artık onun için tartışılmaz bir hâl alır. Çünkü onlara göre inancın bilimsel açıdan tartışılacak bir tarafı yoktur ve inancın zaten bilimsel olmak gibi bir özelliği olamaz. Bu Âyet-i Kerime ve Buhari’deki bu başlık, bize durumun tam aksi olduğunu gösteriyor. 

Emr-i Bi'l Ma'rûf, Nehy-i Ani'l Münker Ameli ve Cihad

Kur’ân ve sünnette cihad kavramı “mükellefin yaratılış hikmetine uygun amellerde bulunması, insanlara iyilikleri emretmesi, onları kötülüklerden alıkoyması, müşriklerin şerlerini silahla önlemesi ve Allah’a (cc) ihlâsla ibadet etmesi” gibi keyfiyetleri ifade için kullanılmıştır. Bunu dikkate alan İmam-ı Kasani, cihadı şu şekilde tarif etmiştir: “Allah (cc) yolunda can, mal, dil ve diğer vasıtalarla yapılması zaruri olan mücadelede mükellefin elinden gelen gayreti sarf etmesine cihad denilir.” Tarifte yer alan can müstesna; mal, dil ve diğer vasıtalarla yapılması gereken cihadın, savaş/kıtal ile ilgisi yoktur. Cihadı, silahlı mücadele ile (savaşla) sınırlandırmak doğru değildir. Meselâ: “Cihadın en faziletlisi, zalim sultan katında hakikati söylemektir” veya “Mücahid, nefsinin hevâsına karşı cihad eden kimsedir” meâlindeki hadislerde cihad kavramı, savaşın müradifi olarak kullanılmamıştır. Meseleyi değişik açılardan tahlil etmekte fayda vardır.