Misak Dergisinin 321. sayısı çıktı
 FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

   Medeniyetler Savaşı, Komplo Teorileri ve Kristal Krallık Hayali

Modernizme iman eden siyaset uzmanlarının siyasi tezlerini/ideolojilerini, münzel kitaba dayanan ve evrensel olan bir din gibi dayattıklarını gizlemek mümkün değildir. Küfrün şifrelerinin bir değil, birden fazla olmasının sebebi, modern eşkiyaların hevâlarının birbirinden farklı olmasıdır. ABD ve müttefikleri küresel istilalarını; bazı ülkelerde askeri güçle, bazı bölgelerde istihbarat teşkilatları vasıtasıyla, bazı ülkelerde de Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşların yardımıyla devam ettirmektedir. Illuminati Çetesi’nin dünya çapındaki televizyon, radyo, gazete, dergi, elektronik haberleşme ve bilgisayar şebekeleri aracalığıyla “Cenneti yeniden yaratma”(!) projesine ağırlık verdiğini ifade eden Prof. Jose Arguelles’e göre “1997-2002 arasındaki beş yıllık süre yeniden üreme dönemidir. 2002’den itibaren gündeme girecek olan kaos dönemi, yeni dünya düzenini ortaya çıkaracaktır. 2007-2021 yılları arasındaki dönem, Başkenti Kudüs olan Kristal Krallığı’nın kuruluşuna vesile olacaktır.”


 

   Misak Dergisinin 321. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

GÖNÜL ADAMI MEHMED HULKİ EŞİT (Rh.a.)



Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat akidesi konusunda hassastı. Ehl-i sünnete uymayan görüşleri inci de olsa çöpe atmaktan asla geri kalmazdı. Selef-i Salihni severdi. Ama günümüzde Selefilik adı altına ortaya çıkmış “Telef Ehli”nden kendi ailesini ve dostlarını sakındırmaya çalışırdı. Dinde tavizkâr olanları, sihirbazlardan sayardı. Her hâlinde edep, nezâket ve zarâfet sezilirdi. Efendilik ona sanki doğuştan verilmişti. Duruşunda, oturuşunda, yürüyüşünde hep asâlet vardı. Bedeviliği unutturan bir Medeniydi.

Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan'ın Açıklamaları; ‘Darbenin arkasındakileri söylemeye kalksam uluslararası kriz çıkar!'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM önünde 15 Temmuz ihanet hareketini unutturmamak için düzenlenen anma programında uzun bir konuşma yaptı. Türkiye’nin güçlü olmak zorunda olduğunu ifade eden Erdoğan ‘Eğer güçlü olmazsak bize bir tek gün bile yaşama hakkı vermeyecek o kadar çok düşman pusuda bekliyor ki, isimlerini tek tek saysak çok ciddi uluslararası krizle karşılaşırız’ diye konuştu.‘Darbeci soysuzlar da onları üzerimize salanlar da bundan sonra rahat yüzü göremeyecekler’ diyen Cumhurbaşkanı ‘Milletimiz mücadeleye alışkındır. Tarih boyunca bedelini ödemediğimiz hiçbir kazancımız olmamıştır. Zayıf düştüğümüzü sanarak bir sırtlan gibi üzerimize saldıran ama bu hastanın hala dimdik ayakta olduğunu görünce süklüm püklüm geri çekilenler de yaptıklarının bedelini ödemeye hazır olsunlar. Atalarımızın dediği gibi ‘Keser döner sap döner gün olur hesap döner.’ İnşallah o gün yakındır.’

Siyaset Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çolak'ın Tesbitleri; ‘Türkiye'deki Alman vakıfları, istihbarat servislerinin kontrolündedir'

 Almanya’nın Hamburg eyaletinde yapılan G20 zirvesi öncesinde, Alman Başbakanlık binası önünde açılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan pankart, yeni bir krizin fitilini ateşledi. Pankartta, Almanca ve Kürtçe “Erdoğan’ı öldürün” yazıyor, öldürecek kişiye de araba hediye ediliyordu. Üstelik pankartı açan Political Beauty adlı STK, Alman Federal Hükümeti ve Bavyera Eyaleti tarafından finanse edilen bir kuruluştu. Alman vakıfları konusunda araştırma yapan siyaset Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çolak, “Alman vakıfları sadece vakıf değil. Son dönemde Alman vakıflarının ülkemizdeki faaliyetlerinin artması, tamamen Türkiye’nin ekonomik gelişmesi ve Almanya’ya rakip olmasıyla alakalı. Alman emperyalizmi bir ülkeyi direkt işgal etmez, ekonomik olarak zayıflatmak için bazen arkeologlarını, bazen vakıflarını kullanır. Bu vakıfların ajanlık faaliyetlerini gündeme getirdiğinizde, bilim ve ifade özgürlüğüne sarılırlar” dedi.

Suudi Arabistan'ın BM Nezdindeki Büyükelçisi Abdullah El Muallimi ‘Türkiye Arap dünyasına müdahale etmeyi aklından bile geçirmesin'

Suudi Arabistan’ın BM nezdindeki büyükelçisi Abdullah El Muallimi, Katar’ın Türkiye ve İran ile ilişkilerine atıfta bulunarak, Katar’ın geleceğinin “uzak yerlerle” değil, komşularıyla olduğunu söyledi. Muallimi, “Türk kardeşlerimiz Arap dünyasına sızma ve istenmeyen müdahaleler döneminin çoktan sona erdiğini anlamalıdır. Türkiye yapıcı bir rol oynamak isterse bu memnuniyetle karşılanır. Ama askeri üsler ya da askeri müdahale yoluyla rol oynamaya çalışmak yapıcı olmaz ve Türkiye’nin Arap dünyasındaki itibarına zarar verir. Türkiye Arap dünyasına müdahale etmeyi aklından bile geçirmesin” ifadelerini kullandı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Uluslararası İşbirliğinden Sorumlu Devlet Bakanı Reem el Haşimi de Katar’ı Türkiye’yi topraklarında askeri güç bulundurmaya teşvik ederek gerilimi daha da tırmandırmakla suçladı. Bölgede hiçbir askeri gerilim istemediklerini ifade eden El Haşimi, “Bu konuyu ABD ya da Kuveyt olsun, güçlü bir arabuluculuk yardımıyla kendi aramızda çözebilmeyi umuyoruz” dedi.

Utah Üniversitesi profesörü Hakan Yavuz “15 Temmuz'u NATO ve Pentagon biliyordu”

İslâmi oluşumları araştıran, Utah Üniversitesi profesörü Hakan Yavuz: “15 Temmuz’un dış ayağı da var. Cumhurbaşkanı’nın dik duruşu FETÖ’nün belini kırdı. FETÖ’nün önceliği dini değerler değil güç ve iktidar” diyor. FETÖ hakkında yurtiçinde ve yurtdışında birçok çalışma yapıldı. Bunlar arasında hiç şüphesiz en çok, Utah Üniversitesi Siyasal Bilgiler Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Yavuz’un çalışmaları dikkat çekti. Sabah Gazetesi’nden İsa Tatlıcan, Hakan Yavuz’la görüştü... O röportajdan bazı bölümleri sunuyoruz.


 
Günümüz Gençliği ve Problemleri...

Gençlik insan ömrünün çok önemli bir zaman dilimidir. Günümüz gençliğinin ciddi sıkıntıları vardır. Bir çok sorunla hem yüz yüze, hem de iç içe yaşamaktalar. Beşer ideolojilerinin “insanlığı” öğüttüğü bir gerçektir.   Gençleri de kuşatamadığı ve gençliklerini heder ettiğini hep birlikte yaşayarak görüyoruz. Gençlerin madde bağımlılıklarının artması, benliklerinden uzak, haz ve hız tutkunu olarak gençliklerini israf etmelerinin elbette bir çok sebebi var. En büyük etkenlerden biri de mevcut sistemin, insan fıtratına aykırı yönetim ve  eğitim anlayışıdır. Her geçen gün artan ve hatta  ilk okullara kadar sirayet eden  madde bağımlılığı, çocukların akıl emniyetini, can emniyetini ve hatta namus emniyetini tehlikeye atmaktadır. Bilindiği gibi İslâm, sosyal hayatta insanın en önemli ihtiyacı olan beş emniyeti önemser. Bunlar din, can, akıl, nesil ve mal emniyeti. Madde bağımlılığı, gençlerin akıl emniyetini ciddi anlamda tehlikeye atmaktadır.

Müslümanın Değişmeyen Düstûru: “Her Şey Allah İçin”

İnsanoğlunun fıtratında sevmek ve buğz etmek gibi duyguların varlığı malûmdur. Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek, velâyet hukukunun zaruri bir neticesidir. Sahâbe neslinden Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh, “Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu” demiştir: “Amellerin en üstünü, Allah için sevmek, Allah için kin tutmaktır.” Hz. Abdullah ibn Abbas radıyallahu anh de Peygamberimiz Efendimiz’in, “imanın en güçlü tezahürü, Allah için dostluk, Allah için sevmek, Allah için kin tutmaktır” buyurduğunu haber vermektedir. Duygu ve davranışlara anlam kazandıran, onların temelinde yatan niyetler ve yöneldikleri hedeflerdir. 

Âlimlere Tahsis Edilen Allah Korkusu: Haşyet

Kur’an-ı Kerim’de âlimlerin vasıfları anlatılırken “Allah’tan en çok âlimler haşyet eder” (Furkan Sûresi: 28) buyurulmuştur. Ayetteki “haşyet” kavramı farklı keyfiyete haiz bir korkuyu ifade eder. Bu manada takva (sakınma) kelimesinden farklı bir keyfiyete haizdir. Zira takva, sınırları belli olan bir korkuyu ifade eder. Bu sebeble âlimler takvayı derecelere ayırmışlardır. Takvanın ilk derecesi şirkten sakınmak. İkinci derece farzları yerine getirmek ve haramdan kaçınmak. Ve nihayet üçüncü derece: Helal ve haram arasında kalan şüpheli şeylerden uzak durmaktır. Haşyet kelimesine gelince… Âlimlerin korkusunu ifade eden haşyet kelimesinde korkunun herhangi bir ölçüsünü tespit etmek kolay değildir. Haşyet; kalbi ve dili ihata eden bir korkudur. 

Savaş Esnasında Meydanı Düşmana Bırakmak/Kaçmak Câiz Değildir (Geçen Yazıdan Devam)

Hesap gününü düşünen müslümanların; ölüm korkusu veya herhangi bir dünyevi endişe sebebiyle savaş meydanından kaçmaları haram kılınmıştır. Bu hakikat,muhkem nass ile sabittir: ‘Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın) Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah’tan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!’ (Enfal Sûresi/ 15-16) Bütün muteber kaynaklarda haber verildiği gibi ‘Ecel birdir, tegayyür etmez’. Bu konuda makellefe gücünü aşan bir sorumluluk da yüklenmiş değildir. Mü’min bir insandır ve kendisi gibi bir insan olan düşmanı ile savaşmak durumundadır. Kaldı ki mü’min, hayatı ve ölümü yaratan Allah’a (cc) ibâdet şuuru içinde savaş meydanına yürümekle mükelleftir. Şehit düşse yine Allah’a gidecektir.

Salih Adam İmrenileck Adamdır

Peygamberimiz Efendimiz (sav)’in; “İki kişiye gıbta edilir: Birincisi Allah’ın verdiği malı hak yolda kullanan kimsedir. Diğeri Allah’ın ihsan ettiği ilim ve hikmetle amel eden ve bunları halka öğreten kimsedir” buyurduğu malûmdur. Arapça bir kelime olan gıbtanın geniş tanımı şöyledir. Başkasında olan iyi halin, kıskanmadan, kendisinde de olmasını istemektir. Hayır işleyen ve iyilikler yapan bir kimsenin elindeki nimetin yok olmasını düşünmeden, öyle bir imkâna sahip olmayı arzu etmektir. Allah (cc), bu duyguyu yasaklamadığı gibi, başkasının sahip olduğu, Allah’ın rızasını kazanmak için harcadığı iyi imkânlara kavuşmak için yarış edilmesini de emretmiştir. Gıbta, bir anlamda da hayır, iyilik ve güzelliklerin artmasını temenni etmektir. Başkalarında bulunan iyi hal ve hareketlerin bütününe gıbta etmek ve onlar gibi olmayı istemek mü’minlerin görevlerinden biridir.


 

 

Adalet Yürüyüşü! ve İslâm'a Göre “Adalet” Kavramı

İnsanların müstesna bir değer verdikleri kavramlar vardır. Mesela herkes Adalet, fikir özgürlüğü, eşitlik, hak, hukuk, şehitlik, dürüstlük, sevgi, merhamet, yardım etmek ve bunun gibi kelimeleri kullandığı ve bu kavramlar için mücadele ettiğini söylediği halde, her bir fikir sahibinin bu kavramlardan anladığı şey başkadır. Günümüzde “Adalet” kavramı, masallardaki Zümrüd-ü Anka kuşu gibi kimsenin görmediği, herkesin farklı farklı tarif ettiği sihirli bir kelime haline gelmiştir. Peki adalet nedir? İmam Şafii (rh.a); “Adalet Allah’ın emrine uygun şekilde amel etmektir” tarifini yapmıştır. Hanefi fukahası, Allah (cc)’ın indirdiği hükümlerle hükmedilen, müminlerin beyatla, gayrimüslimlerin zimmet akdi ile güvenliğe kavuştukları beldelere daru’l  İslâm dedikleri gibi daru’l adl de demişlerdir.

Varoluş Savaşımız


Bu sayımızda Murat Özer kardeşimiz tarafından hazırlanan ve Cenk Kalesi’nde yitirdiğimiz kahramanların aziz hatırasına ithaf ettiği “Varoluş Savaşımız” isimli eseri tanıtmaya gayret edeceğiz. Bugün İslâm çoğrafyasında yaşayan insanların, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlanmamasının bedelini ödediklerini söyleyebiliriz. Osmanlı Devleti’nin çekildiği bütün topraklar üzerine çeşitli tonlarda savaş devam etmektedir. Her şeyin aslına rücu ettiği gibi, coğrafyamız da çeşitli kurtuluş reçetelerine sarıldıktan sonra gerçek kurtuluşun ümmetin ruhundaki ‘asıl’ olana dönmekle mümkün olacağını görecektir. Ne yapmalıyız sorusuna Plevne Müdafii Gazi Osman Paşa’nın verdiği ve hâlâ canlılığını koruyan o muhteşem çağrısıyla (1877) başlayalım: “Çürümüş yönetimi, entrikalara boğulmuş rütbelileri, kaynayan dedikodu kazanlarını unutun. Millet bir gün doğrulur ve onlara gereken cevabı elbette verir. Ama sizler bu milletin gönlündeki gerçek kahramanlar olmak istiyorsanız, vazgeçmeyeceksiniz, geri çekilmeyeceksiniz, asla yorulmayacaksınız ve kararsızlık göstermeyeceksiniz.” İslâm coğrafyasında işgalcilere ya da onların yerli işbirlikçilerine karşı verilen mücadele, kelimenin tam anlamıyla bir ‘varoluş savaşı’dır. 

Misak Dergisinin 320. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Kanun Devleti, Çağdaş Uygarlık ve Adalet Yürüyüşü

 Vatandaş kimliğini esas alan ve kanun devletini savunan hukukçular/politikacılar; Cumhuriyet rejiminin ilk yıllarından itibaren, Türkiye’de ‘adaletin olup-olmadığı’ konusunda farklı tezleri savunmuş ve kendi aralarında tartışmışlardır. Bu tartışmanın, aydınlanma dönemine mahsus olduğunu söylemek de kolay değildir. Zira Fransız filozof Montaigne, yüzyıllar önce (16. Yüzyılda) kanunların haksızlıklara sebep olduğunu ifade etmiş ve şöyle demiştir: “Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Kanunları koyanlar da çoğu kez budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl olursa olsunlar, insandırlar nihayet, her yaptıkları şey ister istemez sudan ve değişkendir. Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?”


 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Siyasi Analizleri: ‘İnsan Her Yerde İnsan, Terör Her Yerde Terördür'

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ‘Türkiye’yi hedefine alan pek çok tuzak ve oyunun varlığı gün gibi meydandadır. Terör bumerang gibidir. Tutan eli mutlaka kıracak, destekleyicileri geri dönüp çarpacaktır. Diyerek başladığı konuşmasında, iç ve dış politikada yaşanan hadiseler ile ilgili siyasi analizlerini ifade etti ve şöyle dedi: “Batı başkentlerinin derin sessizliğe gömülmesi unutulması imkansız olan iki yüzlü bir tavırdır. Hans ölürken, John ölürken dünya ayağa kalkar ama Mehmet ölürken kimseden çıt çıkmaz. Londra patlarsa, Paris kurşunlanırsa muazzam bir itiraz çığlığı yükselir, İstanbul bombalanırsa derin bir sükut cihana yayılır. İnsan her yerde insandır, terör de her yerde terördür. Önümüzdeki dönemde daha fazla kan akacak, daha çok bedel ödenecektir. Yer kürenin her köşesinde faal bulunan bütün terör örgütlerine ‘artık yeter’ deme vakti gelmiş, hatta geçmektedir. Ya insanlık onurunu savunacağız, ya da insanlığın uçuruma yuvarlandığını göreceğiz.

DEAŞ'ın Tahran Saldırısının Siyasî Mesajı Nedir?

Geçtiğimiz ay İran Meclisi’ni ve İran İslâm Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin türbesini hedef alan saldırılar ülke içinde ve dışında büyük yankı uyandırdı. Eş zamanlı saldırılar devam ederken DEAŞ terör örgütü saldırıları üstlendi. Yaşanan terör eylemlerinin birçok açıdan önem taşıdığını söylemek mümkündür. Saldırıların hemen ardından İran Meclis Başkanı Laricani’nin “küçük bir olay, büyütmeye gerek yok” demesi ve Ayetullah Hameney’in “bölgesel müdahalelerimiz olmasaydı bu saldırılar çok daha fazla olurdu” yönündeki açıklaması, son yıllarda artırılan güvenlik harcamalarının bir işe yaramadığını göstermektedir. Tahran saldırılarının Katar eksenli Körfez krizinden yalnızca bir gün sonra gerçekleşmesi, yine Suudi Arabistan ve BAE’nin Katar’ı ‘İran ile ilişki içinde olmakla suçlamaları’ iki olayın birbiri ile münasebetini ortaya koymaktadır.

Katar'a Uygulanan Ablukanın Perde Arkası

Geçtiğimiz ayın ilk haftasında; Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin başını çektiği bazı Körfez İşbirliği Ülkeleri, Katar ile bütün diplomatik ilişkilerini kestiklerini duyurdular. Bu üç ülke dışında kalan ülkelerin (Libya, Yemen, Bahreyn, Maldivler, Mauritius ve Moritanya) Katar’a yönelik ablukanın bir parçası hâline gelmesinin fazla bir önemi yoktur. Zira bu ülkelerin bazıları, siyaset uzmanlarının “failedstate” (çökmüş-devlet) terimiyle ifade ettikleri hâli yaşamaktadırlar. Meselenin bir başka boyutu da şudur: Diplomatik ilişkileri kesme kararının, ABD Başkanı Donald Trump’ın gerçekleştirdiği Suudi Arabistan ziyaretinden kısa bir süre sonra alınması, Washington’un sürece destek verdiğinin delilidir. Eski ABD Başkanı Obama döneminde ciddi biçimde gerginlik yaşanan Riyad-Washington ilişkileri, yeniden fabrika ayarlarına dönmüştür. Katar’a karşı alınan diplomatik ilişkilerin kesilmesi şeklindeki kararlar; her ne kadar uluslararası düzeyde Doha’nın zor durumda kalabileceğine işaret etse de, Suudi Arabistan ve beraberindeki ülkelerin işlerinin de bu anlamda kolay olmayacağını söyleyebiliriz.

Körfez'de Ateş Dansı

Suudi Arabistan öncülüğündeki bazı Körfez ülkeleri ile Mısır’ın Katar’a yönelik olarak bu ülkenin “teröre destek verdiği” gerekçesiyle diplomatik ilişkilerini kesmeleri ve ardından siyasi ve ekonomik blokaj uygulamaya başlamaları, yeni bir krizin habercisi olmuştur. Aynı gün İran’ın 1979 devriminden bu yana ilk kez dış kaynaklı terör eylemlerine maruz kalması, bölgedeki anarşi, kaos ve çatışma riskinin arttığı algısını güçlendirmiştir. Peki, gerçekten ne oluyor? Ortadoğu haritasının etnik, siyasi ve mezhepsel temelli olarak yeniden çizilmesine zemin hazırlayacak bir kaos planı mı devrededir, yoksa gelişmeler reel politik anlamda bölge devletleri arasında güç ve çıkar mücadelesine dayalı bir gerginliğe mi işaret etmektedir?


 
ABD Derin Devleti'nin Türkiye'yi Bölme Projesi ve Ateş Çukuru

Artık gizli anlaşmaların peşine düşmeye gerek yok. Her şey aleni... Perde gerisinde yürümüyor ilişkiler. Neden mi bahsediyorum? ABD Derin Devleti’nin terör örgütü PKK/PYD’ye verdiği ağır silahlardan. Rusya’nın Afrin’de ve ABD’nin de Kobani’de PKK/PYD’ye silah yardımı yapmasının tek bir anlamı vardır. Bu iki süper güç, PKK’nın devletleşmesini istediklerini gizlemiyorlar. Görünen de odur ki, en azından kâğıt üstünde Türkiye’nin attığı her adım silah sevkiyatını meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Silah sevkiyatı sırasında önce ABD’ye kızılırken son NATO Toplantısında, PKK’ya silah sevkiyatı işinin içerisine NATO da dahil olmuştur. Son bir-kaç yıldır Türkiye; hem İsrail ve müttefikleri, hem sınır komşuları tarafından ‘Ortak Düşman’ gibi algılanmaya başlanmıştır. Görünen odur ki BOP projesini hazırlayan Illuminati Çetesi; Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak, yalnızlaştırmak, politik kargaşa ile meşgul etmek ve yıllar önce hazırladığı haritayı dayatmak için, bütün imkânlarını seferber etmiştir.

Muasır Medeniyet Algısı ve Materyalist Eğitim Üzerine Notlar

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kullanılan ‘Muasır Medeniyet’ ile günümüzde slogan gibi kullanılan ‘Çağdaş Uygarlık’ kavramını, ariflerin deyimiyle ‘efradına cami, ağyarına mani’ bir şekilde izah etmek kolay değildir. Kaldı ki tarihin her döneminde bir değil, birden fazla medeniyet/uygarlık tasavvurunun insanların zihinlerini meşgul ettiği malûmdur. Eski Asur, Yunan, Mısır ve Roma uygarlıkları, putperest keyfiyete hâiz olan uygarlıklardır. Osmanlı toplumunda; tanzimat ile başlayan, meşrutiyet ve cumhuriyet döneminde gelişen asrileşme (muasır medeniyet seviyesine ulaşma) sevdası ile aydınlanma felsefesini birbirinden ayırmak kolay değildir. Asrileşme (Batılılaşma) sevdası, medeniyet transferini de beraberinde getirmiştir. Hâkimiyeti kayıtsız ve şartsız olarak insana tahsis eden Batı Medeniyeti, bütün seküler-lâik keyfiyete hâiz olan ideolojik hareketlerin muharrik gücüdür.