Misak Dergisi 284. sayısı çıktı...
 HİDAYET rehberi olan ve hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’an-ı Kerim, Ramazan-ı Şerif ayında indirilmiştir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   ONLAR SESSİZ KALABİLİR AMA SEN ASLA!

Hepimizin bildiği gibi 1-11 Haziran tarihleri arasında 1 Filistinli öldürülmüş 11 Filistinli genç İsrail ordusu tarafından tutuklanmıştı. 12 Haziran tarihinde ise el-Halil şehri yakınında üç işgalci askerin kaçırılıp öldürülmesi eylemini bahane eden İsrailyoğun bir tutuklama ve saldırı başlamış. Yaklaşık on gün önce sabah namazına giden henüz 15 yaşında Filistinli bir çocuk olan Muhammed Ebu Hudayr, İsrail askerleri tarafından kaçırılarak Kudüs’ün ŞuafataOrmanlık bölgesine götürülmüş ve orada hunharca öldürülmüş. Otopsi raporlarına göre İsrailli saldırganlar işkencenin her türlüsünü yaptıktan sonra Muhammed’e zorla benzin içirmişler, ardından diri diri ateşe verip cayır cayır yakmışlardır...

   Değişen Sınırlar, Irak'taki Kaosun Sebebi ve Algı Operasyonları

Dünya siyasetinde belirleyici bir güce sahip olan devletlerin; uluslararası düzeni bir halden, başka bir hale dönüştürmeleri mümkündür. Tarihin dönüm noktaları; son derece hassas olan, hatta devletlerin istikbalini ve sınırlarını belirleyen noktalardır. İslâm topraklarında, özellikle Ortadoğu’da yaşanan siyasi krizin ülkelerin sınırlarını değiştirdiğini söylemek mümkündür. 1916 yılında Fransa ve İngiltere arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot Anlaşması uyarınca (I. Dünya Savaşı’ndan sonra) İngiliz istihbaratçı Gertrude Bell tarafından coğrafyanın özellikleri dikkate alınmadan cetvelle çizilen devlet sınırları, yaklaşık yüz sene sonra param-parça olmaya başlamıştır. ABD-İsrail-İngiltere (şeytan üçgeni) koalisyonunun plânladığı gibi, Irak fiilen üçe bölünmüştür. Şii Araplar, Sünni Araplar ve Kürtler arasında birlikte yaşama iradesinin yok edildiğini gizlemenin bir anlamı yoktur. Her ne kadar resmi, ulusal ölçekte bir bölünme söz konusu değilse de, kalpler ve zihinler param-parça olmuştur. Irak’ta neredeyse 12, Suriye’de ise 3 yıldır devam eden kanlı çekişme ve iktidar kavgası, yeni problemlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İşin kötüsü bölgede kimin oyuncu, kimin piyon, kimin maşa ve kimin oyun kurucu olduğu da belli değildir.

   Misak Dergisi 284. sayısı çıktı...

HİDAYET rehberi olan ve hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’an-ı Kerim, Ramazan-ı Şerif ayında indirilmiştir. Bu hakikat muhkem nassla sabittir: “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’an o ayda indirilmiştir. Kur’an insanlara (mahz-ı) hidayettir. Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, orucunu tutsun.” (El Bakara Sûresi: 185) Kadir Sûresi’nde, Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiği haber verilmiştir. Bazı kaynaklarda bütün münzel kitapların/sahifelerin, Ramazan-ı Şerif ayı içerisinde indirildiğine dair haberlere yer verilmiştir. Tefsir-i Hazin’de, ‘Ramazan-ı Şerif ayının ilk gecesinde Suhuf-u İbrahim’in, altıncı gecesinde Tevrat’ın ve yirmi üçüncü gecesinde de İncil’in indirildiği’ ifade edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in; Ramazan-ı Şerif ayında indirilmeye başlanması, oruç ibâdetinin sebeblerinden birisidir. Elbette bu ibâdetin bir değil, birden fazla sebebi ve hikmeti vardır. Zira daha önce yaşayan ümmetlere de oruç ibâdetinin farz kılındığı malûmdur: “Ey iman edenler!. Sizden evvelkilere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı. Umulur ki (takva ehli olur ve) korunursunuz.” (El Bakara Sûresi: 183)

Yıllar Sonra 12 Eylül Darbesi'ni Yapan İki Generale Müebbet Hapis Cezası Verildi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Eylül 1980 tarihinde emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askerî darbe ile ilgili dava karara bağlandı. İşkenceleri, insanlık dışı uygulamalarıyla hafızalardaki yerini koruyan 12 Eylül Darbesi’nden sonra; idam cezası verilen 517 kişiden ‘haksızlık olmasın’ diye biri sağdan, biri soldan 50 kişi idam edilmiştir. Kenan Evren, 26 Haziran 2009’da 12 Eylül Davası’nda yargılanması gündeme gelince Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’e ‘‘Beni yargılamak mı istiyorsunuz? Buyurun gidip halka sorun. Bir referandum yapın. Evren Paşa yargılansın mı diye sorun. Eğer halk ’Evet yargılansın’ derse, milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim’’ demişti. Şimdi intihar edip-etmeyeceği merak ediliyor.


 
Sri Lanka'da Budist Teröristler Müslümanları Düşman Olarak Görüyorlar

Budist dünyasının önemli ülkelerinden biri olan Sri Lanka’da, Müslümanlara yönelik şiddet eylemleri hızla artmaktadır. Sri Lanka nüfusunun yaklaşık %80’ini oluşturan Budist Sinhali toplumunun, ülkedeki etnik azınlıklarla karşı düşmanca tavrı, endişelere sebep olmaktadır. Özellikle, Hindu Tamillerin temel haklar konusundaki taleplerinin reddilmesiyle başlayan süreç, yeni bir boyut kazanmıştır. Budist taassubunun bir sonucu olarak saldırılarda siviller de hedef alınmaya başlamıştır. BM Teşkilatının sözcüleri, Sri Lanka yönetiminin bir an önce etnik ve dini çatışmaların önüne geçmesi gerektiğini söylemektedirler.Devlet başkanı Mahinda Rajapaksa’nın kardeşi ve aynı zamanda Savunma Bakanı Gotabhaya Rajapaksa’nın tutumu, Sri Lanka’da etnik azınlıkların haklarına tecavüzü beraberinde getirmektedir. Bu saldırılar, Myanmar’daki başta Arakanlılar olmak üzere azınlık konumundaki Müslüman kitlelere yönelik tecavüzleri hatırlatmaktadır. 

Irak: Mezhepçi Siyâsetin Bedeli ve Sünnî İsyânı

Başbakan Nuri El Maliki Hükümeti’ne karşı mücadele veren ehl-i sünnet cemaatlerin, özellikle IŞİD Örgütü’nün 10 Haziran günü Irak’ın ikinci büyük şehri olan Musul’u ele geçirmesi, daha sonra bir-kaç gün içerisinde Tikrit ,Telâfer, Fellûce, Ramade ve Samerra gibi şehirleri kuşatması, dünyanın gündemine bomba gibi düşmüştür. Irak ordusundan onbinlerce askerin kaçması ilginç, karmaşık ve çok bilinmeyenli bir denklemi ortaya çıkarmıştır. Sky News’e konuşan Irak Başbakan Yardımcısı Salih Mutlak, Irak ordusunun mezhebi temeller üzerine kurulu olduğunu ifade ederek bunun yaşanılan hadiselerin temelini oluşturduğunu belirtmiş ve şu tesbitte bulunmuştur: “Ellerindeki askeri gücü maalesef halkı provoke etmek ve tutuklamak için kullanır oldular. İnsanları tutukluyorlar. Onlardan belli miktar para talep ediyorlar. Parayı aldıktan sonra bırakıyorlar. Bu durum en üst tabakadan en alta kadar böyle. Yolsuzluk subay ve askerlerde bu dereceye varınca, El Kaide’ye bağlı bazı terörist unsurlarla da işbirliği gerçekleşti. El Kaide unsurları da para karşılığı serbest bırakılıyordu. Şu anda yaşananlar bu durumun tabii bir sonucudur.”


 
Ah o Olsaydı

Türkiye’de ‘Hizmet Camiası’ diye anılan hareket, faaliyete geçtiği ilk yıllarda toplumsal barışı ve kardeşliği, diyaloğu ve hoşgörüyü ön plânda tutan bir hareketti. Bunun karşılığında toplumun çok farklı kesimlerinden sempati gördüklerini söylemek mümkündür. Kurulduğu günden itibaren (17-25 Aralık 2013 tarihinde yapılan operasyonlara kadar )Ak Parti’yi destekleyen hizmet camiası, son aylarda kazanılması mümkün olmayan bir mücadeleyi başlatmıştır. Taraflar ihtilâflarını İslâm Fıkhı’na göre çözemedikleri için, medya organlarında birbirlerinin hukukuna tecavüz etmeye devam etmektedirler. Yıllar önce Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığını yapan araştırmacı-yazar Ali Bulaç, Bugün Gazetesi’nde yayınlanan röportajda, ‘Ak Parti’nin Çanakkale Savaşı’ından sonra başımıza gelen en büyük felâket olduğunu’ ileri sürmüş ve Hizmet Camiası’nın dışındaki bütün dini cemaatlerin devletleştirildiğini iddia etmiştir. Araştırmacı-yazar Ahmet Taşgetiren, bu röportajda ileri sürülen iddialara cevap verme ihtiyacını hissetmiştir. Bu makaleyi aynen iktibas ediyoruz. n!

“AK Parti'nin Kozmik Odasına Girdiler”

1995-98 yılları arasında Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığını yapan araştırmacı-yazar Ali Bulaç, “İttihatçı ekip, 2011 yılında, Dışişleri’ne ve AK Parti’nin kozmik odasına girdi. Bu ekip, Erdoğan’ı, yeniden Osmanlı’yı kuracağına ve Ortadoğu’nun lideri olacağına inandırdı” diyor. Bugün Gazetesi’nde Fatih Vural imzasıyla yayınlanan röportajın özeti şudur.


*2011 yılında İttihatçı bir ekip Türk dış politikasını ele geçirdi.


 Sistemli bir biçimde AK Parti’ye sızdılar. Partinin dış politikasını ele geçirdiler. Tıpkı Enver Paşa gibi, yeni bir Osmanlı İmparatorluğu kurmanın şehvetine kapıldılar! 2012 yılının başında Kayseri’de, Ahmet Davutoğlu, “1911 öncesi sınırlara döneceğiz. Kaybettiğimiz bütün toprakları alacağız. Biz olmadan bölgede yaprak kımıldayamaz” dedi. Bu, Sarajevo’dan Yemen’e, Kırım’dan Orta Afrika’ya kadar, 20 milyon kilometrekare üzerindeki 50 ülkeyi ilhak edeceğiz demektir! Türkiye’deki İslâmcı ve ulusalcı zihinler hasta! Akıllarında şu var: “Bir İslâm birliği ya da bölgesel birlik kurulacak. Bu, Türkiye’nin liderliğinde olacak.”

Hakikat ve Nihilizm ‘Kimim Ben?' ‘Ben Kimim?'

Aristo’dan bu yana insanlık hakikat yerine kurgunun peşinde. Kendince mantıklar uydurdu. Demokritos, evreni atom ve boşluğa indirgedi. Eflatun dünyayı doğrular ve üçgenlerle doldurdu. Aristo ise siyah ve beyaz mantığının kurallarını yazdı. Günümüzde bilgisayarlar bile 0/1 mantığı ile çalışırlar. Ama dünya ve saf gerçek kurguya hapsolunmayacak kadar hakikat. Einstein der ki; “Matematik kanunları, gerçeği yansıttıkları sürece kesin değillerdir. Kesin olduklarında da gerçeği yansıtmazlar.” 20. Yüzyılın modern tanrıları yani Karl Marks, yani Adam Simith ve hatta Mustafa Kemal masa başında kurguladıkları 0/1 kurgularının hakikat olduğunu iddia etti. Mensupları ise tanrılarının kurgularının evrenin gerçekleriyle kesiştiği umuduyla yaşadı. Bugün olmasa da belki yarın ileride evrenin gerçekleriyle tanrılarının kurguları bir yerde buluşacaktı. Bunun için öldüler, öldürdüler.”


 
Müslüman Kimliğini İbrâz Etmenin Bedeli

İslâm’ın temel hedefi; insanların can, din, mal, nesil ve akıl emniyetlerini sağlamak, dünyevi ve uhrevi saadetlerine vesile olmaktır. Müslüman olmak; hem Allah’ın (cc) hukukuna riayeti, hem insanların haklarını muhafazayı beraberinde getirir. Müslüman kimliğini ibraz eden kimselerin bariz vasıfları, muhkem nassla haber verilmiştir. “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Şüphesiz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet Sûresi/ 33) Bu âyet-i Kerime’de Müslüman’ın kimlik ibrazı gündeme gelmiştir. Müslüman’ın kim olduğu, neye davet ettiği, davetinin şahidinin kim ve ne olduğu, Müslüman’ın kimlerden olduğu, açık ve ne bir şekilde haber verilmiştir. İşte bu Müslüman kimliğini ibraz etmenin bir bedeli vardır. Müslüman olarak siz Müslümanlığınızı izhar etmekle olumlu anlamda hangi vasıfları benimsediğinizi ifade etmiş olursunuz. Akide olarak bağlandığınız ilkeleri ve hayat pratiği için kabul ettiğiniz değer ve müesseseleri; ahlâki ve fıkhî sahada takibini yüklendiğiniz anlayış ve kuralları dile getirmiş bulunursunuz. 

Geçim Darlığının Sebebi Allah'ın Zikrinden Yüz Çevirmektir

Hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim, hükümleri kıyamete kadar geçerli olan ve insanlara ‘sıratı müstakiymi’ gösteren bir kitaptır. Bu hidayet rehberinden yüz çevirenlerin dünyada ve ahirette uğrayacağı musibetlerden birisi de geçim darlığıdır. Hz. Ebû Saîd el-Hudrî, Süddî ve bir kısım âlimlere göre, Allah’ın zikrinden yüz çevirenlerin yaşayacakları meşakkatli ve zor hayat, kabir hayatıdır. Zira kâfirlerin kabirde görecekleri azap, kaburgalarını birbirine geçirecek kadar sıkıntılı olacaktır. Peygamber Efendimiz (asv) bir hadis-i şerifinde kabir hayatını şöyle tasvir etmiştir: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya ateş çukurlarından bir çukurdur.” İmam-ı Taberi de geçim darlığı konusunda bu görüşü tercih etmiştir. Hasan-i Basrî, İbn-i Zeyd ve Katade’den nakledilen bir görüşe göre Allah’ın zikrinden yüz çevirenin yaşayacağı sıkıntılı hayattan maksat, âhiret hayatıdır. Zira en sıkıntılı hayat oradadır. Cehennemlikler, zakkum ağacından, dikenlerden yiyecekler, yanan insanlardan akan kan ve irini içeceklerdir.

Oruç İbâdetinin Hikmeti ve Takvâ İle Münâsebeti

İslâmi literatürde ibâdet; Allah’ın her emrini, emrettiği gibi yerine getirmeyi ifade eden bir kavramdır. Bazı âlimler ibâdeti, “Hevâsına muhalefet eden ve Allahü Teâlâ’ya (cc) ihlâsla teslim olan mükellefin meşrû fiillerine ibâdet denilir” şeklinde tarif etmişlerdir. Oruç ibâdeti, daha önceki ümmetlere de farz kılınan bir ibâdettir. Hz. Osman İbn-i Ebi’l-Âs’dan (ra) rivayet edilen Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Oruç (mükellefi) cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır. Tıpkı sizi harbde ölüme karşı koruyan kalkan gibi.” Oruç ibâdetinin hikmeti, mükellefin her türlü şehvetten kendini muhafaza etmesidir. Şehvetin azalmasıyla ateş izâle edilmiş olur. Peygamberimiz Efendimiz (sav) “orucun bir kalkan olduğunu” beyan ettikten sonra, şu tavsiyede bulunmuştur: “Her kim oruçlu ise kötü söz söylemesin; câhiller gibi hareket etmesin ve bir kimse kendisiyle dövüşmek veya dalaşmak isterse, ‘ben oruçluyum’ desin ve bunu iki defa tekrarlasın”

Hidâyet Rehberi Olan Kur'an'ın İndirildiği Ramazan Ayını İhyâ Edelim

Allah’ın (cc) kullarına yaptığı çağrılardan biriside oruç ibâdetidir. “Ey iman edenler!.. Sizden evvelki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı (farz kılındı). Umulur ki, korunasınız.” (el-Bakara Sûresi: 2/183) Ayetten oruç ibâdetinin “takva” ile ilgisinin olduğunu anlıyoruz. Allah’tan gerektiği gibi sakınmanın/korkmanın adına takva denilir. Takvaya ulaşmak için bir takım yollar/vesileler kılınmıştır. Oruç ibâdeti de bunlardan birisidir. İbâdetlerin zahiri boyutu aşamamasından dolayı, hayata yansımaları/etkileri gözük (e) müyor! Bunun nedeni tahkiki imanın dikkate alınmaması ve taklide dayanan kültürün yayılmasıdır. Ramazan ayı kurtuluş ayıdır. Onu diğer aylardan ayrıcalıklı kılan önemli hususlardan biri de hayat kitabımızın bu ayda nazil olmaya başlamasıdır. Elimize sunulacak bir Ramazan fırsatını daha iyi değerlendirmenin yolu Kur’an’ı anlayarak okumak ve gereğini yapma çabasına girmekle olacaktır.

Zekât İbâdetinin Edâsı, Fakir ve Miskin Kavramları

Kur’ân-ı Kerîm’de sadaka kelimesinin, farz olan zekâtı ifade için de kullanıldığı malûmdur. İmam Fahruddin-i Razi; “Allahü Teâlâ (cc) zekâtı da sadaka olarak adlandırmıştır. O halde sadaka; ya malın tam olması ve devam etmesi için bir sebebtir veya kulun imanında sadık ve mükemmel olduğunu istidlâl etmeye vesiledir” diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Bazı lûgat âlimleri; vacip, memduh ve nafile olan malî ibâdetleri de sadaka kelimesiyle ifade etmişlerdir. Muteber fıkıh kitaplarında ‘ihtiyacı olan mallardan hiçbirine sahip olmayan ve sadece dilenerek hayatta kalabilen kimseleri ifade için ‘miskin’ kavramı kullanılmıştır.Fakir ile miskin arasındaki fark şudur: Fakirin nisap miktarına ulaşmamakla birlikte malı vardır ve dilenmesi helâl değildir. Miskin olan kimsenin hiç malı yoktur ve dilenmesi helâldir.

Allah'ın Kılıcı/Seyfullah Hz. Halid Bin Velid (r.a.)

Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra; Medine, Mekke, Cüasa ve Taif dışında, yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekatı vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmalarını emretti. Hz. Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi de öldürdü. Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Allah’ın kılıcı/ Seyfullah lâkabı ile anılan Hz. Halid B. Velid ‘in (r.a) kumandanlıağını yaptığı Yemame Savaşı’nda yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki binden fazlaydı. 

İslâm Hukukunda Gâye Problemi


Cemiyet halinde yaşayan insanların; itikadi, ahlâki, ictimaî ve siyasi hükümlere ihtiyaçları vardır. İlâhi beyanların hikmetini, illetini, sebebini ve insanoğluna sağladığı mahlahatı dikkate alan İslâm âlimleri “Makâsıdü’ş-Şerîa’ meselesi üzerinde hassasiyetle durmuşlardır. Allah (cc) hükümlerini , kullarının maslahatı için koymuştur. Bu maslahat; ‘ya faydalı olanı elde etmek veya zararlı olanı ortadan kaldırmak’ şeklinde tezahür edebilir. Hükümler, kaynak ve metod açısından incelenebilir. Kaynak, hükümlere dayanak olan delillerdir. Metod ise bu hükümleri delillerden çıkarma yöntemidir. Hukukun gayeleri konusu, delillerden hüküm çıkarırken, müctehidin temel fıtrî/zarûrî ihtiyaçları dikkate almasını ve hükümleri buna bina etmesini ifade eden bir yöntemdir. Bu yöntemle hem kaynağın gücü ve bağlayıcılığı ortaya çıkmış olur, hem de mükellef açısından, işlediği fiilin sebep ve hikmeti anlaşılmış olur. Böylece mükellef, yaptığı işi bilerek ve tatmin olmuş bir gönülle yapar.

İttibâü's Sünnet-i Şerife Şerhû Müsned-i Ebî Hanife


Hadis ilmi sahasında daha önceleri “Fıkhu’l Hadis”, “Tahlilû’s Sünne” ve “Hadis Dersleri” adlı kitaplarını okuduğumuz Mustafa Çelik Hocaefendi’nin yeni bir eseriyle karşı karşıyayız. Eserin ismi; “İttibâü’s Sünnet-i Şerife Şerhû Müsned-i Ebu Hanife”. Bu eser, aynı zamanda asırların mücahidi ve müctehidi imam Ebu Hanife’yi hadis bilmemekle itham edenlere verilen en güzel cevaptır.Hesap gününe hazırlanan müslümanların; Allah-u Teâlâ’nın (cc) “Rasûl size ne verdiyse alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının”(El Haşr Sûsesi:7) ve “Resûlün emrine muhalefet edenler, kendilerine bir belânın isabet etmesinden veya elim bir azaba uğramasından sakınsınlar” (En Nûr Sûresi:63) âyetlerinde yer alan hakikatleri iyi tefekkür etmeleri ve hayatlarını “Peygambere itaat ve ittiba etmenin farz, O’na muhalefet etmenin haram” olduğunu dikkate alarak tanzim etmeleri zaruridir. 

"Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA" kitabı çıktı!..

“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir. Misak Dergisi yazarlarından N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı bu eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

 

Misak Yayınlarında, Ramazana Özel %35 İndirim.
Misak Dergisi 283. sayısı çıktı...

TOPLUMLAR farklı dünya görüşleri, inançları, hedefleri ve talepleri bulunan farklı çevrelerden oluşur. Her bir çevre/topluluk arasında da benzer farklılıkların bulunması mümkündür. Ancak kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun her insan; hayatının korunmasını, adaletle muamele edilmesini ve inandığı gibi yaşama imkânının sağlanmasını arzu eder. İnsanoğlu tarih boyunca değişik siyasi organizasyonlar oluşturmuş ve çeşitli siyasi-hukuki rejim modelleri geliştirmiştir. Acaba bunlar içerisinde en iyi yönetim (siyaset) tarzı hangisidir? İnsanlar birbirleri üzerine gayr-i meşrû baskılar kurmadan, cemiyet halinde ve huzur içinde nasıl yaşayabilirler? Bu konuda filozofların teklif ettiği siyasi modeller ile vahye dayanan dinlerin teklif ettiği çözüm ve modeller birbirinden farklıdır. İslâm âlimleri, bütün insanların vazgeçilmez ihtiyaç olarak gördükleri unsurları ‘maslahat’ kavramıyla ifade etmişlerdir. İmam-ı Gazâli “Bizim maslahattan kasdımız, İslâm’ın temel hedefleriyle sınırlıdır. İnsanların can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerinin muhafaza edilmesi farzdır. Bu beş şeyin korunmasına yönelik her şey maslahattır. Bu beş şeyin zâyi olmasına sebeb olan şeyler mefsedet hükmündedir. Bunun ortadan kaldırılması da maslahattır” diyerek bir inceliğe işaret etmiştir

Hevâlarını İlâh Edinen Müstekbirlerin Tuzağı: ‘Dine Karşı Din'

Tarih boyunca hevâlarını ilâh edinen insanlar ile Allah’a ihlâsla teslim olan Müslümanlar, birbirleriyle mücadele etmişlerdir. Bu bir anlamda hak din ile batıl dinin (bir anlamda dine karşı dinin) mücadelesidir. Fahrüddin-i Razi ‘Hak din; birincisi ilim, ikincisi salih ameller olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği gibi, batıl din de; birincisi şüpheler, ikincisi çirkin fiiller olmak üzere iki şeyden meydana gelir’ diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Batıl din mensuplarının değişmeyen ilkesi Allah’ın (cc) indirdiği hükümleri reddetmek, hafife almak ve keyfine göre yaşama ihtirasına kapılmaktır. İslâm Fıkhı’nın mahkûm edildiği (batıl dinin hâkim olduğu) ülkelerde yaşayan Müslümanlar ile ‘Dâru’l İslâm’da’ yaşayan Müslümanların problemleri birbirinden farklıdır. Son yıllarda ABD ve müttefikleri İslâm’ı mahkûm etmek için değişik tuzaklar kurmaya başlamışlardır.

Manisa-Soma'da Yaşanan Fâciâ ve Nefret Fırtınası

Manisa-Soma kömür havzasında yaşanan ve 301 işçinin ölümüyle sonuçlanan facia, Türkiye’de kutuplaşmanın hangi boyutlara vardığını görme açısından iyi tahlil edilmesi gereken bir faciadır. Hükümetin, anti-Erdoğan koalisyonunun irrasyonel ve nihilist tavrına bakmadan; Soma faciasının hesabını ucu kime varırsa varsın, sorması gerekir. Soma Faciasından sonra internet ve twetter gibi sanal medyadan; insanlıktan nasibini almamış şarlatanlar, keyiflerine göre küfretme imkânını bulmuşlardır. Görünen odur ki modernizme iman eden ve kendilerini ilerici zanneden medya aydınları, kendileri gibi olmayan insanlardan nefret ediyorlar. Onların siyasî duruşlarını paylaşmayanları satılmış ve cahil olmakla itham ediyorlar. Kaza ve çatışma ölümleriyle yalnızca Erdoğan’a ve hükümetine zarar verme potansiyelleri varsa ilgileniyorlar. Trafik kazası esnasında kaza yapan araçtan, cüzdan çalan vicdansızlar gibi, ölüm üzerinden siyasi ikbal peşine düşüyorlar.


 
Mısır'ı Kan Gölüne Çeviren General Abdülfettah Es-Sisi'nin Seçim Vaadi: “Müslüman Kardeşler Hareketini Ortadan Kaldıracağım”

Temmuz 2013’te seçimle başa gelen ilk Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi görevden uzaklaştıran ve askeri idarenin de başına geçen Sisi, verdiği ilk televizyon röportajında askeri idarenin yönetime el koyması sürecini anlattı. Mısır’ın yarı resmi özel televizyon kanallarına röportaj veren Abdülfettah Es-Sisi, “Cumhurbaşkanı olursanız Müslüman Kardeşler Mısır’da var olmayacak mı?” sorusuna “Evet. Öyle olacak” diye cevap verdi. Müslüman Kardeşler’i bitirenin kendisi olmayacağını, bunu Mısır halkının yapacağını ileri süren Sisi ‘ Müslüman Kardeşler hareketini iktidardan uzaklaştırırken herhangi bir şahsi siyasi emeli olmadığını, ülkenin içinde ve dışında artan tehditler nedeniyle darbe yapmak zorunda kaldığını’ ileri sürdü ve şöyle dedi: “Bu ülkenin insanlarını ve geleceğini korumak için kim bir adım öne çıkabilecek durumdaysa o kişi gerekeni yapmalıydı.” Mısır’da 6 Nisan Hareketi kurucusu Ahmed Mahir, İhvan ve Mursi’ye yönelik darbeyi bir yıl önceden bildiğini belirten bir makale yazdı. Geçen Aralık ayından beri Mısır’daki bir hapishanede tutulan ve üç yıl hapse mahkûm edilen Mahir, hapishaneden “Ne Yazık ki Biliyordum” başlıklı bir makale kaleme aldı.