Misak Dergisinin 309. sayısı çıktı
 Milletin verdiği vergilerle alınan silâhları, uçakları ve helikopterleri, masûm sivillerin öldürmesi için kullanan zorbalar; Illuminati Çetesi’nden aldıkları desteğe güvenerek, askeri darbe yapmaya karar vermişlerdir.

   "Fıkhi Meseleler"in 4 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid, İbâdet ve Aile kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

   ATEŞ ÇUKURUNUN KENARINDAKİ ÜLKE: TÜRKİYE


Yaşanan darbe teşebbüsü, ABD derin devleti (Office of Net Assessment) ve Illuminati Çetesi’nin kurduğu tuzağın bir parçasıdır. Son bir asırdır stratejik konumu ve yeraltı zenginlikleri sebebiyle İslâm toprakları, ABD ve müttefiklerinin askeri ve siyasi taarruzlarına/tecavüzlerine maruz kalmıştır. Emperyalist emellerine hizmet edecek kadroları iktidara getirebilmek için akla-hayale gelmeyecek tuzaklar kuran büyük şeytan, bazı ülkelerde askeri darbelerin yapılmasını sağlamıştır. Bundan üç yıl önce Mısır’da yaşanan askeri darbe gibi! Meselenin özü şudur:  Kendilerine ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adını veren FETÖ militanları ile Pentagon’un siyasi emellerine hizmet eden NATO’cu generaller (Göktürkler) Illuminati Çetesi’nden aldıkları desteğe güvenerek, 15.Temmuz.2016 Cuma günü darbe yapmaya teşebbüs etmişlerdir. 

   Illuminati Çetesi'nin Türkiye'ye Kurduğu Tuzağın Şifresi: ‘Kontrol Edilebilir Kaos'

Kendilerine ‘Yurtta Sulh Komitesi’ adını veren FETÖ eşkiyaları ile ABD Derin Devleti’nin (Office of Net Assessment) siyasi emellerine hizmet eden ‘Göktürkler’(!); Illuminati Çetesi’nden aldıkları desteğe güvenerek, 15 Temmuz 2016 Cuma günü darbe yapmaya teşebbüs etmişlerdir. Başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere; kuvvet komutanlarını esir alan ve Birinci Ordu müstesna bütün ordu komutanlarını kendi saflarına dâhil eden darbeciler, masum sivillerin üzerine kurşun yağdırmışlardır. Ankara ve İstanbul gibi Türkiye’nin can damarı olan şehirleri savaş meydanına çeviren ‘Yurtta Sulh Komitesi’ne’ mensup darbeciler; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öldürmek için MAK ve SAT komandolarını görevlendirmeyi de ihmal etmemişlerdir. Türkiye’nin değişik bölgelerinde görev yapan yüzden fazla (123) generalin ve binlerce subayın tutuklanması ile neticelenen başarısız darbe teşebbüsü, bazı kripto aydınların iddia ettiği gibi bir senaryo değildir.

   Vahdet Vakfı 2016 Vekaletle Kurban Kesim Hizmeti


Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı cezaevlerinde bulunan ve ihtiyaç sahibi olan mazlumlara; imkanları ölçüsünde, adli yardımda bulunmak, avukat ücretlerini ve mahkeme masraflarını ödemek, yetkililerin belirlediği ölçüler içerisinde mahkumlara yardımda bulunmak, ailelerinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmek için kurulmuştur. Yirmi sekiz yıldır bu hizmeti, düzenli olarak yerine getirmektedir.

TBMM Başkanı İsmail Kahraman: “Darbecilerin hevesleri kursağında kaldı”


Milletin hukukuna tecavüz eden hainler tarafından 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe girişimi esnasında bombalanan Meclis’in bir bölümü harebeye döndü. TBMM’nin Başkanı İsmail Kahraman; ertesi gün saat 17:00’de, olağanüstü gündemle bütün partileri toplantıya çağırdı. Toplantıya Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Diyanet Başkanı Mehmet Görmez ve çok sayıda yüksek yargı personeli dinleyici olarak katıldı. Olağanüstü toplantıda önce İstiklal Marşı okundu, daha sonra Meclis’te grubu bulunan AKP, CHP, MHP ve HDP, darbeye karşı ortak bir bildiri yayınladı. “Kısa zaman içerisinde bu yarayı telafi edeceğiz” diyen TBMM Başkanı İsmail Kahraman, “Darbecilerin hevesleri kursaklarında kaldı. Milletin hür iradesini temsil eden bizler, tek bir yumruk olarak TBMM’de toplanmış bulunuyoruz’ dedi. 
Tümgeneral Mehmet Dişli, Genelkurmay Başkanı'na Sordu: ‘Kenan Evren olacak mısın, olmayacak mısın?'

Yaşanan darbe girişimi göstermiştir ki FETÖ/PDY’ye bağlı militanlar ve kendilerine ‘Göktürk’ adını veren üniformalı eşkiyalar, TSK içerisinde önemli bir güce haiz olmuşlardır. Kimsenin bu çapta bir alan hâkimiyeti sağladıklarını tahmin edemediğini söylemek mümkündür. Şu anda yaşanan şokun en büyük sebebi budur. Bazı ordu komutanlarının da aralarında bulunduğu 103 general ve amiral darbe teşebbüsünde görev almıştır. Cumhurbaşkanı’nın başyaveri, Muhafız Alay Komutanlığı, Genelkurmay Başkanının ve Genelkurmay 2. Başkanı’nın emir subayları, Milli Savunma Bakanı’nın Özel Kalem Müdürü darbeciler ile birlikte hareket ettiler. Genelkurmay Başkanı’nın yaverlerinden Piyade Yarbay Levent Türkkan, ifadesinde darbe girişimine ilişkin önemli bilgiler verdi, 15 Temmuz gecesini dakika dakika anlattı. 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez: ‘Şimdi kenetlenme ve milletin hukukunu koruma zamanı'


Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, darbe girişimini ve yaşanan süreci 81 ilin müftüsüyle bir araya gelerek değerlendirdi. Birlik, beraberlik vurgusu yapan Görmez, “15 Temmuz’da ülkemiz, çok büyük bir suikasta maruz kalmıştır. Cuntacı kalkışmaya adını veren yapı uzun yıllar inançlı samimi insanların saf dini duygularını istismar etti. Bu cuntacı darbe girişiminin güdümlü FETÖ/PDY mensuplarınca gerçekleştirildiği milletin hakim kanaatidir. Şimdi, 79 milyonun birbirine kenetlenme zamanıdır. Milleti birbirine düşürmek, fitne ve fesad ortamını oluşturmak isteyen zümrelere karşı basiretle yaklaşılmalıdır. Din hizmetlerinin ifa ve icrasına yönelik olarak Başkanlığın belirlediği talimat ve yönergelere riayet edilmesi hayati bir öneme haizdir” dedi.
FETÖ'cüler TSK İçinde Kendilerini Nasıl Gizledi?


Yıllarca Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürlüğü’nü yapan ve Medya’da ‘Hizmet Cemaati’nin Sözcüsü’ olduğu iddia edilen (ki bu iddia doğru değildir) Hüseyin Gülerce; 17-25 Aralık komplosundan sonra kenara çekilmiş ve FETÖ haraketi ile mücadeleye başlamıştır. Star Gazetesi’nde yayınlanan makalesini aynen iktibas ediyoruz. Önemli tesbitlerinden birisi şudur: ‘FETÖ mensupları kendilerini, takiyyenin kralını yaparak gizliyorlar. İçki içmek, eşlerini bikini ile denize sokmak, her türlü ahlâksızlık meşru ilan edilmiş. Bu adam, haramları helale çevirerek kendisine tapanlardan insanlık dışı bir yapı kurmuş. “Kirli Hesaplar Çarşısı” isimli kitabımda Gülen’in takiyyelerini, iki yüzlülüklerini deşifre ettim. Polis, yargı ve TSK içindeki Gülenistlerin, Gülen’i, “seçilmiş kurtarıcı”, “beklenen salih zat” kabul ettiklerini, Gülen’in (haşa) Peygamberimizle istişare ettiğine inandıklarını, dolayısıyla ondan gelen her talimatı yerine getirmekte asla tereddüt etmeyeceklerini defalarca anlattım, anlattım. ’

Peygamberimiz (sav) Zamanında Darbe ve Darbecilere Muâmele

Siyer kitaplarımızda zikredildiğine göre münafıklar; müslümanların arasına fitne sokmak ve fırsatını bulduklarında Peygamberimiz Efendimiz’e (sav) karşı ayaklanmak, fırsat bulurlarsa suikast düzenlemek için Medine’de yeni bir mescid açmışlardı. Peygamberimiz Efendimiz’e (sav) “Mescid-i Dırar’ın” inşaa edilmesinin sebebinin darbe ve suikast olduğunu, müslümanlara zarar vermek için inşaa edildiği vahiyle haber verilmiştir:’Bir de müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasulüne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var: “İyilikten başka bir maksadımız yoktur” diye yeminde edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir. O mescid içerisinde sen kesinlikle namaza durma. Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescid elbette namaz kılmana daha lâyıktır. Onun içinde günahlardan arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış olanları sever.” (Tevbe Sûresi: 107-108) İlk darbe teşebbüsü vahiyle bertaraf edilmiştir.


 
Savaş ve Barış Anlayışları Üzerine Notlar

Son bir asırdır Müslümanların önemli bir bölümü “Savaş” kelimesini kullanmaktan utanır hale gelmiş, bu kelimeyi kullanmaktan korkmayanlar ise (normal bir durum olmasına rağmen) kendilerini korkusuz ve cesur addederek bu hususta ifrada sürüklenmişlerdir. Hoşgörü ve barış kelimeleri ise bir takım gruplar vasıtası ile İslâm cemiyetinin vasfı haline getirtilmiş, bazı Müslümanlar uyuşturulmuş, bazıları ise güdülmeye müsait uysal koyun sürüleri haline getirilmiştir. İçinde bulunduğumuz topraklarda ise Şair Celâleddin-i Rumi’ye nisbet edilen ‘Ne olursan ol, gel’ daveti, (ki bu davet ona ait değildir) hoşgörü dininin amentüsü haline getirilmiştir. Tağutların ihtiraslarına hizmet eden sözde din adamları, bazı muhkem nasslarda yer alan kelimeleri keyiflerine göre te’vil ederek, İslâm kelimesinin ‘Barış’ manasına geldiğini ileri sürmeye başlamışlardır.

Kâfirlere Aldanmamak ve Aldırmamak

İslâm, bize dostlarımızı tanıttığı gibi, düşmanlarımızı da bize tanıtan bir dindir. İslâm dinine göre, şeytan apaçık düşmandır ve şeytanın düşmanlığı kıyamete kadar devam edecektir. Şeytan ve şeytanı veli edinenler; Allah yolu üzerinde barikatlar kurarak Müslümanları Allah yolundan, Allah’a kul olmaktan alıkoymaya çalışırlar. Peygamberimiz Efendimiz (sav) bu hakikati haber vermiştir: ‘Şeytan, Âdemoğlu için İslâm yolunda oturur ve: ‘Atalarının dinini terk mi edeceksin?’ der! O da şeytana uymayıp Müslüman olur. Sonra hicret yolu üzerine oturur ve ‘Yurdunu terk edersen garip kalırsın’ der. Mümin yine onu dinlemez ve hicret eder. Sonra cihad yolu üzerinde durur, o mümine ‘Savaşa gidersen öldürülürsün, malını paylaşırlar, hanımını başkası nikâh eder’ der. O da bu son engeli de aşar ve yoluna devam eder.” Dünya müstekbirleri Müslümanları dinlerinden vazgeçirmek ve kendi yollarına tabi kılmak için Müslümanlara her türlü hile ve tuzağı kurmaktadırlar.

Kalbin Ameli Olan Velâ ve Berâ Tercihinin Keyfiyeti

Hesap gününe hazırlanan mü’minlerin velâyet  ve berâet hukukunu korumaları farzdır. Velâyet: Yardım etmek, zafer, sevgi (muhabbet), ikram, ihtiram ve açık veya gizli olsun sevilenlerle beraber olmak demektir. Velâyetin keyfiyetini ve önemini beyan eden Âyet-i Kerime meâlen şöyledir:  ”Allah müminlerin dostu, velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise şeytan ve yardakçılarıdır. Bunlar, onları aydınlıktan çıkararak karanlıklara sokarlar. Onlar, orada ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler.” (Bakara:257).Terim olarak berâ kelimesinin anlamı da şöyledir: Değişik şekildeki uyarılardan, ikazlardan ve tüm ihtarlardan sonra uzaklaşmak, kurtulmak, düşmanlık gibi manaları ifade eder. Dolayısı ile  dost ve düşmanlık kavramının itikadi, ameli ve ahlaki boyutları vardır. Dünya müsteşrikleri, Yahudiler, Hıristiyanlar ve bilumum kâfirler müminlerin dostları değildir ve olamazlar.

Ümitvâr Olun İstikbâl İslâm'ındır

Tarih boyunca müslümanlar şeytanın hizbi olan kafirlerden ve şirk ehli olan kimselerden eziyet görmüş ve hakarete maruz kalmışlardır. Yeri gelmişken burada bir ayeti kerimeyi nakletmek konuya ışık tutacaktır, Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “And olsun ki mallarınız ve canlarınız hususunda kesinlikle imtihan olunacaksınız. Sizden evvel kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a şirk koşanlardan elbette çok eziyet verici şeyler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız bilinki bu azme değer işlerdendir.” (Ali imran, 186) Bu ayeti kerime bize, ehli kitap ve müşriklerden kesinlikle birçok eziyet verici şeyler işiteceğimizi açıkça bildirmektedir. Yani bu ayet onların dinimize dil uzatacakları ve iman etmek isteyenlere engel olmaya çalışacakları haber verilmiştir. Bütün buna rağmen istikbâl islâmın’dır.’

Allah'ın Her Emrini, Emrettiği Şekilde Yerine Getirmek

 Kur’ân-ı Kerim’de, kıssaları haber verilen ve “helâk edildiği sabit olan kavimler”, Allah’a ibadet etmek yerine Tağutlara ibadet eden kavimlerdir. Allah’a ibadet; Allah’ın her emrini, emrettiği gibi yerine getirmektir. Zira ibadette keyfilik olmaz. Dersimizin konusu olan Ayet-i Kerime meâlen şöyledir: “And olsun biz her ümmete şöyle tebliğ yapan bir rasûl görevlendirdik: ‘Allah’a ibadet edin, tağuttan kaçının’. Sonra bunlardan kimini Allah doğru yola iletti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün” (En Nahl Sûresi: 36) Allahû Teâla emreden (hakim) bizler ise O’nun verdiği emirleri yerine getirmekle görevlendirilmiş memurlarız. Tevhid akidesi, Hakkullah ile birlikte Hakku’l İbad’ın da garantisidir. Tevhid merkezli olmayan herhangi hak bir din yoktur. 


 

 

Zikir İbâdeti Kalbin Cilâsıdır

Arapça bir kelime olan zikir “hatırlamak, anmak, düşünmek ve hatırlayıp gereğini yapmak” gibi manâlara gelir; unutmanın ve gafletin zıddı olarak kullanılır. Asıl manâsı budur. Allahu Teâla nın (cc) kitabına ve Rasûl-i Ekrem’in (sav) sünnetine uygun bir hayat yaşayabilmek için, insanın kalbini gafletten kurtarması zaruridir. Gafletin zıddı olan zikir, bunu gerçekleştirebilmek için bir vesileden ibarettir. Allahu Teâlâ kalbi; aklın, ilmin ve ruhun mahalli kılmıştır. İnsan kalbindeki istitaat ile ihtiyaçlarını karşılayabilir ve bütün ilimleri öğrenebilir. Kur’ân-ı Kerîm’de zikir ehli, şeriatını bilen ve ahkâmına uygun amelleri ihlâsla edâ eden kimseleri ifade için de kullanılmıştır. “Bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz.” (Nahl sûresi: 43) âyet-i kerimesi’ndeki incelik budur. Zikir ibâdeti, ihlâsın hâsıl olması ve ihsân hâlinin gündeme girmesine vesile olabilir. Aynı zamanda kalbin muhafazası açısından da elzemdir. 


 

 

 

Sünneti İhyâ Etmek (Tuhfetü'l-Ahyâr)


İslâmî ilimler alanında yazmış olduğu eserleri yaşadığı yıl sayısından daha fazla olan ender simalardan birisi, şüphesiz İmam el-Leknevî’dir. Yaklaşık otuz dokuz yıllık ömrüne yüz on beş eser sığdıran İmam El Leknevî’nin, önemli eserlerinden birisi ‘Tuhfetü’l Ahyâr’ ismindeki kitabının tercümesi yayınlanmıştır. Müellif, Tuhfetü’l-ahyâr’ı kaleme aldıktan yaklaşık dört sene sonra buna, ‘Nuhbetü’t Enzâr’ isminde bir hâşiye yazmış, bu ikisi Abdülfettah Ebû Gudde tarafından tahkik edilerek birlikte neşredilmiştir. Sünnetin anlamını, hükmünü ve Allah Rasûlü’nün(sav) sünnetine uymanın ve onu ihya etmenin önemini ele alan bir çalışmadır. Müellif ‘Tuhfetü’l Ahyâr’ kitabını üç asıl ve bir hâtime/sonuç üzerine bina etmiştir. Bu eseri tanıtmaya gayret edeceğiz.


 
Medeni Vahşet


Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserdir. Yazar Hüsnü Aktaş; otuz yıl önce, haftalık gazetelerde ve aylık dergilerde yayınlanan makalelerini "Medeni Vahşet" adını verdiği bu eserinde toplamıştır. Birinci baskısı ‘Düşünce Yayınları’ diğer baskıları da ‘Ölçü Yayınevi’ tarafından piyasaya sürülmüştür. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra müellif hakkında bu eserin beşinci baskısından dolayı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve ‘Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştur. 1984-1985 yılları arasında tutuklu olarak yargılanmış ve mahkemenin verdiği zaman aşımı kararı ile tahliye edilmiştir. Türkiye’de ve Almanya’da korsan baskıları yapılan bu eserde yer alan makaleler, otuz yıl önce kaleme alınmıştır.


8. Baskısında geniş bir dizin eklenerek, lüks şamua kağıda yeniden düzenlenerek basıldı.

Misak Dergisinin 308. sayısı çıktı


ABD, İngiltere ve İsrail’in (şeytan üçgeni) hazırladığı “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi”, İslâm topraklarını kan gölüne çevirmiştir. Afganistan’ı ve Irak’ı işgal eden Anglo-Sakson sürülerinin uluslararası hukuku ortadan kaldırdıkları, kadın, ihtiyar ve çocuk ayırımı yapmadan masum insanları öldürdükleri malûmdur. Sadece Irak’ta öldürülen sivillerin sayısı bir milyondan fazladır. Hesap gününe hazırlanan müslümanların; Filistin’de, Afganistan’da, Suriye’de, Irak’ta ve diğer İslâm topraklarında “İstiklâl Savaşı” veren kardeşlerine elleriyle, dilleriyle ve kalpleriyle yardım etmeleri zaruridir.

Avrupa'nın Sancıları, Büyük Şeytanın Terörü ve Türkiye'nin Yalnızlığı


Yıllarca Afrika ve Asya ülkelerinin zenginliklerini sömüren Avrupa Devletleri; Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile çok şeylerini kaybetmişlerdir. Siyasi değişimi değerlendiren Avrupa Ülkeleri’nin liderleri, ABD ve Sovyet Rusya (SSCB) ile başa çıkamayacaklarını anlamışlardır. Aydınlanma felsefesinin getirdiği değerleri esas alarak, ortak bir siyasi organizasyonu gerçekleştirmenin formülünü aramışlardır. Nihayet 1946 senesinde Winston Churchill; Zürich’te yapılan bir toplantıda, “Avrupa Birleşik Devletleri” fikrini ortaya atmış ve yepyeni bir dönemi başlatmıştır. Son yıllarda Avrupa’daki yabancı düşmanlığını ön plâna çıkaran sağ partilerin güçlenmesi, yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Geçtiğimiz ay İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ta milyonlarca seçmen, ülkenin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkmasına karar vermiştir. Bazı siyaset uzmanlarının ‘Asimetrik Savaş,’ bazılarının ‘Vekâlet Savaşı’ adını verdiği kirli savaşı sürdüren İngiltere ve ABD, Avrupa Birliği Ülkeleri’ni zaafa uğratmıştır.
Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, AB'nin Tutumunu Eleştirdi: ‘AB Müzakereleri İçin Referanduma Gidebiliriz'


Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi mezuniyet törenine katılan Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan,’ yaptığı konuşmada  AB Liderleri’nin samimi olmadıklarını ifade etti. Referandum tartışmaları esnasında İngiltere Başbakanın ‘Türkiye’nin AB Üyesi olamıyacağı’  iddiasına sözü getirdi ve şöyle dedi:  ‘Cameron, ‘Türkiye 3 bin yılına kadar AB’ye giremez’ diyor. Sen bize yüz yüzeyken öyle demiyordun. Hep bize söylediği şuydu, ‘Her zaman yanınızdayız, bir an önce Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesi için her türlü gayreti gösteriyoruz’. Ne oldu şimdi? Türkiye’ye resmen sene 1963 söz verdiniz, sene 2016, 53 yıl geçti hala oyalıyorsunuz. Niye oyalıyorsunuz? Ey Avrupa Birliği, siz bizi halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olduğu için kabul etmiyorsunuz. Evet... Bunun aksini ispat edemezsiniz ve bunu Fransa’nın eski dışişleri bakanlarından bir tanesi bana zaten açık açık söyledi. 

Bağımsız Suriye Kürtleri Derneği Başkanı Abdülaziz Temo; ‘PYD Suriyeli Kürtleri Kiralık Asker Hâline Getirdi'


Kısa adı PYD olan Demokratik Birlik Partisi; 2003 yılında PKK yöneticileri tarafından Suriye’nin kuzeyinde kurulan siyasi bir partidir. Askeri kolu yaklaşık 45,000 kişiden oluşan Halk Koruma Birlikleri’dir (YPG) Suriye İç Savaşı’nın patlak vermesinin ardından, Suriye’de Halep Eyaleti’ndeki Kobani, Afrin ve Cinderis kentleri; Haseke Eyaleti’nin Amude, Derik, Efrin beldeleri, El Darbasiye kenti ve Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinin karşında bulunan Resulayn kenti, Tirbesipiye kasabası ve Rakka ilinden Tel Abyad şehrinde siyasi ve askeri kontrolü elinde tutmaktadır. Kobani’de IŞID’e karşı verdiği silâhlı mücadele esnasında Amerika’dan silâh yardımı aldığı ve o tarihten itibaren Kuzey Suriye’de önemli bir güç haline geldiği bilinmektedir. Kendisine muhalefet eden Kürtlere karşı, en gaddar usullerle savaşmaktadır. PYD, 30 Kasım 2015 tarihinden bu yana Sosyalist Enternasyonal’in danışma üyesidir.
Sykes Picot'un Arka Planı

Günümüzden yüzyıl önce (9-16 Mayıs 1916) İngiltere ile Fransa arasında sağlanan anlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının paylaşımını öngören Sykes-Picot anlaşması, İslâm milletini param-parça etmiştir. Fransa adına François Georges Picot, İngiltere adına ise Sir Mark Sykes’in imza koydukları bu istilâ/sömürü anlaşması, imza koyanların adı ile anılmaktadır.Yüzyıl önce Müslümanlar arasına ırkçılık, mezhepçilik, aşiretçilik, ve kavmi çıkarlar empoze edildi. Suriye, Ürdün, Kuveyt, Hicaz Krallığı gibi manda devletlerin sosyal, siyasal, kültürel denge gözetilmeksizin ihdas edilmesi, halen yaşadığımız felâketi beraberinde getirdi. Rothschild Hanedanı’nın desteğini alan şeytani ekip, kirli emellerine ulaştı. 

Devrimcilerin Suikast Kültürü

Hevâlarını İlâh edinen ve münzel kitaba dayanan dinlerin hükümlerini reddeden materyalist filozoflar; siyasi tasavvurlarını ‘tartışılması mümkün olmayan hakikat’ gibi değerlendirdikleri için, şiddeti ön plâna çıkarmışlardır. Onlara göre; kuvvet kullanma imtiyazına haiz olan devletin derhal ele geçirilmesi ve şiddet yoluyla yeni bir toplumun inşaa edilmesi, devrimcilerin en önemli vazifesidir. Devrimcilere göre şiddet, yeni bir düzene ihtiyaç duyan toplumun ebesi gibidir. İşte bu yüzden suikast kültürüne pek bir meraklıdır devrimciler. Tıpkı ataları Kabil gibi. Devrimciler siyasi cinayetlere bayılırlar. Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) gibi mümtaz insanlar, devrimciler tarafından şehit edilmişlerdir. Hz. Ali’yi (ra) şehit eden bahtsız bedevi, Hariciydi. O, inanıyordu ki Hz. Ali (ra) şehit edilince her şey istedikleri gibi olacak, tüm müslümanlar kendileri gibi ruh hastası olup çıkacaktı. İslam Tarihi’nde devrimciler hep ıslah adına fesadın yayılmasına vesile olmuşlardır.


 
Müslüman'ın Müslüman'a Muamelesi

Müslüman’ın, Müslüman kardeşine zulmetmemesi bir temenni değil, muhkem bir emirdir. Çünkü zulüm haramdır. Her haksızlık bir çeşit zulümdür. Müslümanlar arasında tekfir felâketinin yaygınlaşmasının sebeplerinden birisi de, yargısız infaz cürmünün yayılmasıdır. Müslüman’ın Müslüman’a kâfirce muamele etmesi, Müslüman’ı Müslümanlığından eder. Dini kendisi gibi anlayıp yorumlamadığı için başkasına hayat hakkı tanımamak ve kendisini hakem koltuğuna oturtarak başkalarının mü’min olup olmadığına karar verme hakkını kendinde bulmak, en hafif ifadesiyle haddini bilmemektir, câhil cesaretidir. Tekfirciliğin sermayesi, cahilin cesaretidir.