Misak Dergisinin 296. Sayısı Çıktı...
 CEMİYET halinde yaşayan insanoğlu; hayatının korunmasını, inandığı gibi yaşama imkânının sağlanmasını, neslinin ve malının korunmasını arzu eden mükerrem bir varlıktır. 

 

   ‘Politika Çarşısı'nın Yeni Gündemi: Koalisyon Hükümeti

Türkiye’de genel seçimler; devletin keyfiyetini değil, vatandaşların tercihlerine göre yürütme ve yasama organlarında görev alacak kimseleri tesbit etmeye yarayan bir vasıtadan ibarettir. Bütün vatandaşlara ait bir müessese olduğu farzedilen devlet, resmi ideolojiden kurtarılamadığı müddetçe, hiçbir genel seçimin belirleyici bir özelliği yoktur. Bu resmi ideolojinin; insanların ünsiyet kaabiliyetlerini zaafa uğrattığı ve terörün yayılmasına vesile olduğu sabittir. Geçtiğimiz ay (7 Haziran 2015) yapılan seçimler, Türkiye’yi yönetmeye talip olan siyasi partilerin keyfiyetlerini tesbit açısından faydalı olmuştur. Hak ile batılı birbirine karıştıran politikacıların, birbirleriyle ilgili akla-hayale gelmeyecek ithamlarda bulunmaları, önemli bir hadisedir. ‘Politika Çarşısı’nın yeni gündemi koalisyon hükümetidir. Resmi ideolojiye dayanan siyasi rejimin değil, birbirinin muhalifi olan partiler, birbirleriyle koalisyon yapmaya hazırlanmaktadırlar. Eğer bunu başaramazlarsa, yeni bir genel seçimin yapılması mukadderdir.

   Misak Dergisinin 296. Sayısı Çıktı...


CEMİYET halinde yaşayan insanoğlu; hayatının korunmasını, inandığı gibi yaşama imkânının sağlanmasını, neslinin ve malının korunmasını arzu eden mükerrem bir varlıktır. Cemiyet hayatı, insanların birbirlerine olan ihtiyaçları sebebiyle ortaya çıkan bir hayattır. İmam Seyyid Şerif Cürcani ‘Kitabu’t Ta’rifat’ isimli eserinde cemiyet terimini izah ederken şöyle demiştir: ’Allah’a (cc) yönelmekte istek ve gayretlerin cem edilmesi, ilâhi hakikatlerden başkasını bir tarafa bırakıp, sadece Allah (cc) ile meşgul olunmasıdır. Cemiyetin zıddı tefrikadır.’ Cemiyet halinde yaşayan insanlar; dünya ve ahiret saadetini arzu ediyorlarsa, hem hakka teslim olmak, hem de adalete riayet etmek zorundadırlar. Eğer küfrü, şirki, zulmü, böbürlenmeyi ve birbirlerini sömürmeyi tercih ederlerse, mukadder olan azaba uğramaları kaçınılmazdır. Modern hurafelere iman eden, aklını kullanmayan, gayr-i meşrû ihtiraslarına teslim olan şeytani güçler; içinde yaşadığımız ülkede, fitne ve fesadın yayılması için ellerinden gelen gayreti sarf etmektedirler. Bu fitne ve fesadın önlenmesi gerekir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Teklifi: ‘Hükümeti CHP, MHP ve HDP Kurmalıdır'

Genel seçimlerde oyları yüzde 26’dan 25’e düşmesine rağmen seçim gecesi zafer konuşması yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, o gecenin ardından ilk defa Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesi televizyon kameraları karşısına geçti. MHP ve HPD’ye “koalisyonu beraber kuralım” çağrısı yapan Kılıçdaroğlu, “Bu görevi bize halk verdi” dedi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan tesbitleri şöyle özetlemek mümkündür: ’Seçim sonrasında yüzde 40’lık ve 60’lık denge oluştu. Toplumun ortaya koyduğu bir denge. Bütün partilerin bu dengeyi göz ardı etmemesi gerekiyor. Elbette hükümet kurma görevi yüzde 60’lık bloğa düşüyor. Daha öncede söyledim önyargı ve duygulardan arınmak zorundayız. Bir sonraki seçimi değil Türkiye’yi düşünmek zorundayız. Koalisyon tartışmalarının da eski tartışmalar üzerinden yürüdüğünü görüyorum, ilkeler konuşulmuyor.’

Yeni Seçilen HDP Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan'ın Tehdidi: “Bu Memleketten Defolup Gideceksiniz!”


Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu; çözüm sürecini istismar eden PKK Terör Örgütü’nün ve siyasi uzantılarının, doğu ve güneydoğu bölgesinde insanların can, mal ve nesil emniyetine karşı işlediği cürümleri kınadı. Hüda-Par Genel Merkezi önünde yapılan basın açıklamasında; HDP-PKK eşkiyalarının yeni cinayetlere hazırlandığı üzerinde duruldu. Basın bildirisinde ‘Bu cinayet karşısında sessiz kalanlar bilmelidirler ki; ateş düştüğü yerde kalmaz. Bölgede zuhur edecek kaos ortamında örneklerini yakın coğrafyamızda gördüğümüz üzere hiç kimse emniyette olmayacak ve zulüm er yada geç kapısına dayanacaktır. İnanç Özgürlüğü Platformu olarak tarafları aklı selime davet ediyor ve sağduyu üzerinden hareket etmeleri çağrısında bulunuyoruz. Demokrasi, insan hakları, yaşam hakkı, halkların kardeşliği, adalet, eşitlik gibi söylemlerle batı bölgelerinde temaşa eden HDP yetkililerine sorumlu davranmalarını söylüyor ve iddialarını ispata çağırıyoruz. Aksi durumda işlenen bu cinayetlerin birinci dereceden failleri olmaktan kendilerini kurtaramayacaklardır’ denildi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu: ‘Elimizde İstikrardan Daha Kıymetli Hiçbir Şey Yok'

Sermaye piyasasının ve ekonomi dünyasının tecrübeli isimleri 7 Haziran seçim sonuçları üzerine farklı yorumlar yaparken “istikrarın, korunması gereken bir kıymet olduğu” yönünde ortak görüş bildirdiler. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, seçim sonuçları ile ilgili, “Küresel iktisadi ortamın belirsizliklerle dolu olduğu bir durumda, içeride bize özgü ek belirsizliklerin ortaya çıkması ülkemiz için olumlu olmayacaktır. Hepimizin aynı gemide olduğunu unutmadan, uzlaşı içinde birlikte çalışarak, diyalog ve ortak akıl ile tüm meselelerimizin üstesinden gelebiliriz” değerlendirmesinde bulundu. Sermaye Piyasası Yatırımcıları Derneği (SPYD) Başkanı Arif Ünver, seçimin ardından piyasalardaki dalgalanmaları çok fazla önemsememek gerektiğini belirterek, “Seçimden sonra ortaya çıkan tablo bundan 15 sene önce olsaydı ekonomiye etkisi açısından çok daha olumsuz bir durumla karşılaşabilirdik. Ancak bugün piyasalardaki dalga boyları çok yüksek değil” ifadelerini kullandı.

Fetihlerin, Kayıpların ve Fitnelerin Gölgesinde Direniş Coğrafyası

Altı ayını tamamladığımız Milâdî 2015 senesi, İslâm dünyasında önemli gelişmelere sahne olmaya devam ediyor. Müslümanlar ile enternasyonal küfür mafyası arasındaki mücadele, gerek bölgesel bazda, gerekse küresel bazda şiddetlenerek artıyor. Kuşkusuz Mısır’da, ülkenin ilk seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursî’nin de aralarında bulunduğu pek çok İhvan mensubuna yönelik idam kararından Arakan’daki Budist yönetimin zulmüne maruz kalan Rohingya Müslümanlarına, Türkiye’deki genel seçim öncesi başta doğu ve güneydoğuda Kürt ağırlıklı bölgelerdeki kaos ortamından, Bangladeş’te idam edilen Cemaat-i İslâmî mensuplarına kadar değinilmesi gereken pek çok konu mevcuttur. Ancak bu kısa makalemizde, İslâm âleminde emperyalist işgalciler ve onların yerli işbirlikçilerine karşı karşı kimisi yıpratma, kimisi de otorite elde etme düzeyinde sıcak çatışmaların olduğu bölgeler hakkında özet bilgiler vermeye çalışacağız.


 
Türkiye'de Yeni Derin Devlet Adayları Kim?

Sözlüklerde derin devlet; otoritenin çıkarlarını gözetip kolladığı öne sürülen göz önünde olmayan örtülü güç olarak tarif edilir. Bütün modern ulus devletleri tehdit eden iki hayati risk söz konusudur. Birincisi: Devlet kurumlarının koordinasyonsuzluktan her birinin kendi başına buyruk hareket etmesidir. Çok başlılık, atalet, sorunların kısır döngüye dönmesi, dış devletlerin ajan faaliyetleri devleti bu duruma sürükleyebilir. Koordinasyonsuzluk devleti dağıtır ve önlem alınmazsa her kurum, devlet içinde devlet olmaya başlar. Türkiye’nin gizli anayasası olduğu söylenen “kırmızı kitap” devlet kurumlarının bir arada hareket etmesi için tasarlanmıştır. İkincisi; Rejim düşmanlarının iç ve dış ittifaklarla yazılı hukuk kurallarının çevresinden dolaşarak devletin temel nizamını yok etmek için faaliyette bulunması. İşte tüm bu tehdit algılamalarına karşın devletler derin devlete ihtiyaç duyarlar.


 

 

Neslin Terbiyesi

Neslin terbiye ve ıslahı, Allah yolundaki cihadın zaruri unsurlarından birisidir. Kur’ân-ı Kerim”de Hz. Lokmân’ın (a.s.) oğluna yaptığı nasihatta, terbiyenin ana unsurlarına yer verilmiştir: “Evladım, namazını hakkıyla eda et, iyiliği yay! Kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir. Kibirli davranarak insanlara yüzünü eğme! Yerde yürürken çalımlı çalımlı yürüme. Çünkü Allah kibirle kasılan ve öğünüp duran kimseleri sevmez.” Neslin terbiyesi, evladü iyalin Sâlih olarak yetiştirilmesidir. Allah Rasûlü insanların hayır ve bereketinin üç şeyde olduğunu ifâde buyurmuşlardır: “İnsanoğlu ölünce amel defteri kapanır. Üç şey sebebiyle amel defteri açık kalır: Sadaka-i câriye, yararlanılan ilim ve hayırlı/ sâlih evlâd.” Dikkat edilirse, sâlih evlad miras bırakacağımız ilim kadar önemlidir.


 

 

Şimdi Düşünmek Vaktidir

Hesap gününe hazırlanan bizleri, Kur’an-ı Kerim’in indiği aya ulaştıran Allah’a hamd-ü senâ olsun. Şüphesiz ki zamanı yaratan ve vakitleri ibâdete vesile kılan Allah (cc), Ramazan ayına müstesnâ bir değer vermiştir. Ramazan ayı ile Kur’an-ı Kerim arasındaki münasebeti haber veren nass meâlen şöyledir: “(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’an o ayda indirilmiştir. O (Kur’an) insanlar için mahzı hidayettir. İçinizden kim o aya erişirse orucunu tutsun.” (El Bakara Sûresi:185) Şimdi Kur’an’ı okumanın ve anlamak için gayret sarfetmenin tam zamanıdır. Sahte ilahlar tanınmak isteniyorsa, neyin hak neyin batıl olduğu gerçekten bilinmek isteniyorsa, yanlışın ve doğrunun tespiti yapılmak isteniyorsa, Allah’ın rızasına gerçekten ama gerçekten erişilmek isteniyorsa; Kur’an okunmalıdır!.

Mutezile Fırkası, Mihne Yılları ve Devlet Dini

Dört halife döneminden sonra gündeme giren Emevi saltanatı devrinde; siyasi istikrarı devam ettirme adına; ‘her şeyin Allah’ın takdiri ile meydana geldiğini ve olaylarda insanın hiçbir müdahalesinin söz konusu olmadığını’ savunan Cebriyye ideolojisi, resmi devlet dini haline getirilmiştir. Aynı dönemde Mûtezile Fırkası, ‘insanın fiillerinde özgür olduğunu ve yaşanan hadiselerin akli tercihlere dayandığını’ savunuyordu. Bunu beş prensipten birisi olan “Adl prensibi” ile açıklıyorlardı. Abbasi Sultanı Me’mun; Tarsus beldesini fethetmek için çıktığı Rûm Seferi’ne devam ederken, bütün devlet erkanına bir ferman çıkarmıştır. Bu fermanda “Bütün ilim ehlinin toplanmasını ve Kur’an-ı Kerim’in mahlûk olduğunu onlara tasdik ettirmelerini” emretmiştir. Sultan Me’mun; bu tezini bir iman esası gibi takdim etmiş ve “Kur’an’ın mahlûk olduğunu kabul etmeyen’ ve sadece “Kelâmullah” olduğunu söyleyen âlimlere işkence etmeye başlamıştır. 


 

 

Hz. Muhammed (sav)'in Vazifesi

Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in “Ey Rabbimiz, onlara içlerinden bir peygamber gönder ki; o senin âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları iyice temizlesin. Muhakkak ki sen azîz ve hakîmsin”   diye dua ettiği haber verilmektedir.  Bu duada vasıfları belirtilen ümmetin ortaya çıkması için Allahû Teâla (cc)  Peygamberimiz Efendimiz’i göndermiştir.  Bu hakikati Peygamberimiz Efendimiz (sav) şöyle ifade buyurmuştur: “Ben atam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi, annem Âmine’nin ise rüyasıyım.” Kitabın ve hikmetin hükümleri ile Peygamber Efendimiz’in (sav) sünneti, hakikati tesbit açısından belirleyici unsurdur.  Sünnetler sadece yapıldığında sevap kazanılan, terk edildiğinde günah olmayan davranışlar değildir. Sünnetlerin tıpkı Kur’ân’da olduğu gibi bir kısmı farz, bir kısmı vâcib, bir kısmı ise nafile derecesindedir. 


 

 

Siyâsetin Keyfiyeti ve Zâlim Politikacıların Zararları

Zalim politikacılar; yalanın, fesadın ve fuhşun yayılmasına vesile oldukları gibi, insanların birbirinin kurdu haline gelmesine de sebeb olabilirler. Dersimizin konusu olan Hadis-i Şerif’te Rasûl-i Ekrem (sav)’in: ”Benden sonra bir takım emirler olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve yaptıkları zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir ben de onlardan değilim. O kimse benim havzımın etrafına yaklaşamıyacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik etmez ve zulümlerinde kendilerine yardımcı olmazsa, bendendir. Ben de onunla beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır” buyurduğu ve mü’minleri uyardığı malûmdur. Buradaki “Benden değildir, ben de onlardan değilim” ifadesi; yalan söyleyen ve zulmeden politikacıları desteklemenin, nelere sebeb olacağını haber vermektedir.


 

 

 

Helâl Kazancın Önemi ve Mâlî İbâdetlerin Keyfiyeti

Her mükellefin, dünya malını elde ederken helâl ve haram hükümlerine riayet etmesi farzdır. Peygamberimiz Efendimiz (sav) el emeği ve alış-veriş (ticaret) yoluyla elde edilen kazancı teşvik etmiştir. İmam-ı Serahsi’nin zikrettiği şu rivayet, el emeği ile elde edilen kazancın önemini ifade etmektedir:”Hz. Peygamber (sav) Ensar’dan Hz. Sa’d b. Muaz (ra) ile musafaha yaparken, ellerinin nasır bağlamış olduğunu fark etti ve bunun sebebini sordu. Hz. Sa’d b. Muaz “Evlad ü iyâlimin nafakasını temin etmek için kazma kürekle çalışıyorum “ cevabını verince, Hz. Peygamber (sav) “Allah’ın sevdiği eller, işte bu ellerdir“ buyurdu. Kur’an ve sünnette sadaka kavramıyla ifade edilen mâlî ibâdetlerin zâhiri ve bâtini  hikmetleri vardır. Hüküm açısından farz, vacip (sadaka-ı fıtr) veya nafile olan mâlî ibâdetler, sadaka terimiyle ifade edilmiştir.

Duâ İbâdeti ve Kur'ân'da Duâ


Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbadeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.  Kitap on bölümden oluşmuştur. İlk bölümde ibadet ve dua kavramları incelenmiş, (S. 11-28) ikinci bölümde Kur’an’ı Kerim’e göre peygamberlerin tevhid mücadelesi özetlenerek bu mücadele içinde duanın yeri, peygamberlerin dualarından alınan örneklerle izah edilmiştir. (S.29-151) Üçüncü bölümde Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimiz (sav)’e tavsiye edilen dualar (S.152-184), dördüncü bölümde Meleklerin Duaları (S.185-190), beşinci bölümde Salihlerin Duaları (S.191-329), altıncı bölümde Azgınların Düşkünlük Duaları (S.330-341), yedinci bölümde Ahirette Kâfirlerin Duaları, sekizinci bölümde Cehennemliklerin Münakaşaları (S.365-373), dokuzuncu bölümde Cennetliklerin ve Cehennemliklerin Konuşmaları (S.374-380) incelenmiştir. Son bölümde ise Fatiha Sûresi izah edilmiştir (S.381-402). Bu eserin dikkatle okunması ve mucibince amel edilmesini tavsiye ederiz.
Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

Misak Dergisinin 295. Sayısı Çıktı...


MÜSLÜMANLAR arasında ‘mübarek üç aylar’ olarak ifade edilen zaman dilimi, yılın diğer aylarından farklı bir kıymete haizdir. Hz. Enes B. Malik ‘den (ra) rivayet edilen Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) üç aylara değer verdiği ve Receb ayı girdiğinde, ‘Allah’ım Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır’(1) diyerek, dua ettiği haber verilmiştir. Muharrem ayı ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren kameri takvim aylarının yedincisi olan Receb ayı, mübarek üç ayların birincisidir. Recep ayının ilk Perşembe gününü Cum’a gününe bağlayan geceye ‘Regaib Gecesi’ adı verilmiştir. Bu ayın yirmi yedinci gecesi olan Mi’raç gecesi, Peygamberimiz Efendimiz’in, Allah’ın (cc) takdiriyle Mescid-i Haram’dan, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya götürüldüğü (İsra), oradan semâya çıkarıldığı (Mi’raç) gecedir. Bu hadise, muhkem ve müfesser nasslarla haber verilmiştir. Her mükellefin mübarek ayları ve kandil gecelerini vesile ittihaz ederek, kendisini hesaba çekmesinde fayda vardır. 

Demokrasi Macerası, Militarist Kültür ve Modern Hurafeler

Demokratik bir rejimde; Liberal, Sosyal Demokrat, Komünist ve Sosyalist partilerin, kendi dünya görüşlerine uygun olan projelerini halka sunmaları ve halkın rızasını alarak iktidara gelmeleri mümkündür. Buna mukabil Müslümanlar; seçmen olan vatandaşların yarısından fazlasının rızasını alsalar dahi, İslâm fıkhına uygun olan tekliflerini hayata geçiremezler. Bunun sebebi nedir? İslâm topraklarını yangın yerine çeviren ABD ve müttefikleri; son yıllarda ‘demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti’ kavramlarını, sihirli bir hurafe gibi telkin etmektedirler. Mısır’da halkın reyleriyle iktidara gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin iktidarına son vermek için kurulan tuzağın üzerinde de ABD, İngiltere ve İsrail’in damgasını görmek mümkündür. Görünen odur ki, İslâm topraklarında yaşanan demokrasi macerası; kan, gözyaşı ve zulümden başka bir şey getirmemiştir.

Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Bosna-Hersek'ten Dünyaya Seslendi: ‘Mısır'ın Devlet Başkanı Darbeci Sisi Değil, Muhammed Mursi'dir'


Geçtiğimiz ay Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi, İhvan’ın  mürşidi Muhammed Bedi, vekili Hayret Şatır ve  Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Karadavi’nin aralarında bulunduğu  yüz kişiden fazla zanlı hakkında idam cezası verildi. (16 Mayıs 2015) Darbe Mahkemesi hukuk bir yana akıl ve mantık kurallarını bile alt üst eden bir karara imza attı. Çünkü hakkında idam cezası verilen Filistinli  Teysir Ebu Senime ve Hüsam es-Sanı’ Mısır devriminden önce şehid olmuşlar, iddia edilen olay tarihinde hayatta bile değiller! Yine haklarında idam cezası verilenlerden Hasan Selame 19 senedir İsrail zindanlarında esirdir. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, Mısır’da Mursi ve 106 kişi hakkında verilen idam cezasına yönelik bir soru üzerine şunları söyledi: “Mısır’daki darbe girişimine başından itibaren karşı bir duruş sergiledik. Böyle bir darbe girişimini tasvip etmemiz zaten mümkün değildi. Aslında bugünün geleceği, dünden belliydi. Ben uluslararası platformlarda sürekli olarak şu anda darbeci Sisi’yi, Cumhurbaşkanı olarak kabul etmediğimi hep söyledim. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Benim indimde Mısır’ın Cumhurbaşkanı Sisi değildir, Muhammed Mursi’dir.’

Başbakan Ahmet Davutoğlu, A Haber İle ATV Ortak Yayınına Katıldı: ‘Medya Eleştirsin, Ama Türkiye'yi Yönetmeye Kalkmasın'

AK parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, ATV ile A Haber ortak yayınında gündeme ilişkin soruları cevaplandırdı. Ankara, Adana ve Mersin’de HDP bürolarına yapılan saldırıları ilk olarak kendisinin kınadığına dikkati çeken Davutoğlu, muhalefetin saldırıları AK Parti’nin üzerine yıkmaya çalıştığını söyledi. Hürriyet Gazetesi’nde çıkan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben kaleme alınan yazı için, Başbakan Davutoğlu, “28 Şubat’ta darbecilerden gelen talimatlara göre, başörtülülere hakaret eden Doğan Medyası var ya, bugün çıkmış köşe yazısıyla Cumhurbaşkanı’na ayar veriyor. Buradan kendilerine sesleniyorum, basın özgürlüğüne saygımız sonsuzdur ama herkes yerini, yurdunu bilecek. Biz karşısına pijamayla çıktığınız Başbakanlardan değiliz. Biz gücümüzü sizden almadık. Eğer insanları kışkırtır ve suç işlerseniz hak ettiniz muameleyi görürsünüz. Türkiye’de artık medyanın yönlendirdiği bir siyaset yok. Medya haber versin, medya eleştirsin ama Türkiye’yi yönetmeye kalkmasın” dedi.

İsrail Meclisi Knesset'in Arap Milletvekili Cemal Zahalka: ‘Bizim Büyük Felâketimiz Halen Devam Ediyor'


Filistinli Müslümanlar her sene takvimler 15 Mayıs’ı gösterdiğinde ‘Büyük Felâketi’ hatırlarlar. Bu tarih, bir milyona yakın Filistinlinin, köylerinin yakılıp-yıkıldığı gündür. Yaşlı Filistinliler o günü, kendi felâketlerini yaşayan gençlere aktarırlar. Arap medyası ‘Nakba Günü’nü anarken; mültecilerin siyah beyaz görüntülerini hüzünlü bir fon müziği eşliğinde sunar, evlerinin paslanmış anahtarlarını sıkıca tutan ve dönüş haklarını savunan Filistinli mazlumları gösterirler. İsrail’in ilk Başbakanı David Ben Gurion bir zamanlar ‘yaşlı mülteciler ölecek, genç olanlar da unutacak’ gibi bir kehanette bulunmuştu. Zaman ‘Büyük Felâket’in asla unutulmayacağını gösterdi. BM Uzlaşma Kurulu’nun 194 sayılı kararında “evlerine dönmek isteyen ve komşularıyla barış içinde yaşama arzusundaki mültecilere hakkı verilmelidir” denilmektedir. (Madde 11)

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Sözcüleri' nden Muhittin Özdemir: ‘İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlara Sessiz Kalmamalıyız'
Sivil Toplum Örgütleri ve gönüllü kuruluşlar; gücünü devletten veya siyasal iktidarlardan değil, temsil ettikleri insanların meşrû taleplerinden alırlar. Zira bu kuruluşların başındaki “sivil” ve ‘gönüllü’ kelimeleri, siyasi iktidarın yanında saf tutmalarına izin vermez.  Böyle bir tavrı tercih ettikleri zaman, kendilerini NGO (Hükümet Dışı Organizasyon) olarak kabul etmeleri mümkün değildir. 28 Şubat Süreci’nde siyasi iktidarın hukuk dışı uygulamalarına karşı çıkan Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu; hem Allah’ın (cc) hukukunu (hukukullah), hem insanların haklarını savunan bir platformdur. Bu platformun sözcülerinin, geçtiğimiz ay yayınladıkları iki bildiriyi aynen yayınlıyoruz. 
Dinin ve Felsefenin Kadim Meseleleri: 'Güzellik, Çirkinlik, Aşk, Nefret'

Acı ve sevinç, tarifi yapılamayan kavramlar. Evlat acısı, doğum sancısı, teskere sevinci, çocuk müjdesi vs. Sadece yaşayanın anladığı duygu fırtınası. Güzellik kavramı da böyle ve hayal gücü devreye girmeden anlaşılamayan sihirli bir kelime. Kimse sormazsa herkesçe malum ama biri sorduğunda eliniz ayağınıza dolanır. Güzellik ve çirkinlik veya iyilik ve kötülük din ve felsefenin kadim meselesidir. Hayattaki anlam arayışında güzellik başat rol oynar. Cadılar bile güzellik meftunudur. Pamuk Prenses’teki cadı, her gün ayna karşına geçip “var mı benden güzeli” dememiş miydi? Bütün ilimlerin aradığı meseledir güzellik. Ansiklopedilerde güzellik, ‘canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan; hoşnutluk uyandıran hususiyetidir’ şeklinde tarif edilmiş. Fazlasıyla “ben” merkezli ve bir o kadar izafi bir tarif. “Benim hoşuma gidiyorsa güzeldir” demek, güzel kavramını yıkan, yok eden bir mahiyeti ifade ediyor.