Misak Dergisinin 313. sayısı çıktı
 FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır.

 

 

 

   "Fıkhi Meseleler"in 4 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid, İbâdet ve Aile kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

   Devleti Kuran İrade, Seçim Savaşları ve Muasır Medeniyet


Tarih boyunca cemiyet, siyaset ve devlet kavramları ile ‘hâkimiyet/egemenlik’ kavramı arasındaki münasebetin tartışıldığını söylemek mümkündür. Mütefekkir İbn-i Haldun’a göre ‘cemiyet hayatı, insanların birbirlerine olan ihtiyaçları (teavün/dayanışma) sebebiyle ortaya çıkan bir hayattır. Devlet ise adaletin sağlanması gibi zaruri bir maslahatın neticesidir.’ Münzel kitaba dayanan dinlerin hükümlerini hafife alan ve keyiflerini kanun haline getirmeye çalışan politikacıların; devlet otoritesini kullanırken, insanların en tabii haklarını ve adaleti ciddiye almamaları fesadın yayılmasına vesile olmuştur. Totaliter siyaset kültürünün ortaya çıkardığı ‘Hikmet-i Hükümet’ anlayışı, insanları devletin kölesi haline getirmiştir.  Günümüzde örgütlü olarak siyasi mücadele veren ve birbirlerinin muhalifi olan sınıfların liderleri ‘devleti ele geçirmek’ veya ‘devlet içinde paralel bir devlet kurmak’ gibi, asabiyete dayanan ihtiraslarını ifade etmektedirler. Kurucu irade ve seçilmiş iktidar kavramları çerçevesinde yapılan tartışmalar, Aydınlanma felsefesinin getirdiği siyasi kültürle ilgilidir. 
   Misak Dergisinin 313. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo TL olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.

Başbakan Binali Yıldırım, TRT Haber'de Gündemi Değerlendirdi; ‘Avrupa'yı zehirleyen iki örgüt var: PKK ve FETÖ'


Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile sürdürdüğü müzakereler konusunda skandal bir karara imza attı: Türkiye’nin terörle mücadelesinde kriter bahanesiyle vize muafiyeti sürecini de durduran AP, Genel Kurul’da Salı günü görüşülen ve dün oylanan tasarı kapsamında, ‘Türkiye ile üyelik müzakereleri geçici bir süre dondurulsun’ yönünde tavsiye kararı aldı. Hukuki bağlayıcılığı olmayan ama Aralık ayında toplanacak AB Liderler Zirvesi’nde gündeme gelmesi beklenen karar, 37’ye karşı 479 ‘evet’ oyuyla kabul edildi. Oylamada 107 üye de çekimser görüş bildirdi. Bu karar AB tarihinde bir ilk olarak da kayıtlara geçti: AP, ilk kez, bir ülkeyle üyelik müzakerelerinin dondurulmasına yönelik tavsiye kararı almış oldu. 

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik: ‘AB İlerleme Raporu tam bir utanç vesikasıdır'

Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve geçtiğimiz Kasım ayının ikinci haftasında yayımlanan ‘2016 Türkiye İlerleme Raporu’nu tahlil eden AB Bakanı Ömer Çelik, şu tesbitte bulundu: ”Objektif değerlendirmeden mahrum, yapıcı ve yol gösterci olmaktan oldukça uzak, devam eden ilişkilere hizmet edecek bir rapor olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca PKK ile ilgili değerlendirmeler AİHM içtihatlarına da aykırıdır.”Bakanlıkta, rapora ilişkin düzenlediği basın toplantısında konuşan Çelik, raporda 15 Temmuz darbe girişiminin kınanmasını doğru bulduklarını söyledi. AB Bakanı Çelik, FETÖ ile mücadele esnasında ‘görevden alma ve tutuklamalar’a yönelik eleştiriler ile ilgili şu tesbitte bulundu: “Darbe girişimine yönelik mücadelenin yeterince anlaşılmadığını düşünüyoruz. Bunlara karşı aldığımız tedbirler orantılı ve hukuka uygun tedbirlerdir.” 

Siyasi Tarih Uzmanı Allan Lichtman'ın Tahmini: ‘ABD Başkanı Trump bir süre sonra görevden uzaklaştırılacak'

Geçtiğimiz ay ABD’de yapılan başkanlık seçimleri öncesi yapılan bütün anketler Hillary Clinton’ı işaret ederken, seçimi Cumhuriyetçi Donald Trump’ın kazanacağını tahmin eden bir isim vardı: Allan Lichtman. CNN International’de yayımlanan “Outfront” programına katılan Allan Lichtman, Trump’ın göreve başladıktan bir süre sonra değişik gerekçelerle uzaklaştırılabileceğini ileri sürdü. Muhabirin “Neden Kongre’nin her iki kanadı da Cumhuriyetçi Parti’nin kontrolü altında iken, Trump’ın görevden uzaklaştırılabileceğini düşünüyorsunuz?” sualine, Lichtman şu cevabı verdi: “Cumhuriyetçiler Donald Trump konusunda kaygılı... O bir serseri mayın. Kimse onun gerçekten neye inandığını ya da gerçekten nerede durduğunu tam bilmiyor. Kontrol edilemez biri olduğunda herkes hemfikir. Cumhuriyetçilerin çoğu, (Trump’ın Yardımcısı) Mike Pence’i tercih ederlerdi. O, kesinlikle öngörülebilir bir Cumhuriyetçi” diye yanıt verdi.

Fetih Ordusu Genel Kadısı Abdullah Muhaysini: ‘İran'ın direniş hattı İsrail'de değil Halepte'te bitiyor'

Suriye’de muhalifleri tek bir çatıda toplayan Fetih Ordusu Genel Kadısı Abdullah Muhaysini, Yeni Şafak Gazetesi Muhabiri Cihat Arpacık’a, yaşanan savaşın neleri beraberinde getirdiğini anlattı. İran ve Şam yönetiminin köşe bucak aradığı Muhaysini, “Buradaki direnişi görseniz kalbiniz ufalanır. Buradaki bir iç savaş değildir. Bu, hak ve batılın savaşıdır” diyor. Osmanlı’nın yok ettiği Safevileri İran’ın yeniden kurmakta olduğunu ve bölgeyi ateş topuna çevirdiğini anlatan Muhaysini, “Bütün dünyaya paralı asker gönderen İran güya İsrail’e karşı ‘direniş hattı’ kurmuş. Bu gerçekten komik. Evet bir hat var ama bu İsrail’e değil Halep’e gidiyor” dedi.


 
Küresel Küfür Düzeninin Varlık Sebebi: “İslâm Düşmanlığı”

 Küresel Küfür mafyasının değişmeyen hedefi İslâm düşmanlığıdır. Sivil din hâline getirilen laikliğe iman eden sağcı ve solcu müşrikler, adeta insanlığın sigortasıyla oynuyorlar. Çünkü İslâm, insanlığın yegâne varlık ve sağlık sigortasıdır. Unutmalayım ki İslâm düşmanlığı, patolojik bir olaydır. Yani başlı başına bir hastalıktır. Çünkü normal ruh yapısına sahip bir kişinin “İslâm düşmanı” olması mümkün değildir. İslâm; sapmaları, saldırıları ve savaşları aşarak günümüze ulaşmıştır. Bir akıl hastasının hastaneden kaçıp, elinde baltayla sokakta dolaşması, önüne çıkana saldırması nasıl kabul görmezse, küfür mafyasının İslâm’a yönelik saldırıları asla kabul edilemez. İslâm’a saldırı, sadece Müslümanlara değil, aynı zamanda bütün insanlara saldırıdır. Çünkü İslâm, bütün insanlığın sulhu selâmeti için gelmiş olan cihanşümûl bir dindir.

Laplace'nin Şeytanları, Postmodern Kaos ve Hakikat

Bütün ideolojiler, karar/hüküm verme merciinin insanda olması gerektiğini, helal ve haram hatta hayır ve şer hükümlerinin nihai merciinin insan olduğu hurafesine dayanır. 1801 yılında Fransız fizikçi Marquis Pierre Simon de Laplace “Olasılık Hakkında Denemeler” isimli kitabında, modern hurafesini şekillendirmiştir. Özgür iradeyi yok sayan Laplace’nin Şeytanı, diğer ideolojilerin de ilham kaynağıdır. Laplace’nin Şeytanı insan eylemlerinin de önceden bilineceğini söyler: “Eğer gereken bilgiye sahipseniz her şeyi önceden bilir ve her şeye egemen olabilirsiniz.” Bu noktada Firavun’un başınadan geçen hadiseyi hatırlamakta fayda vardır. ”Rüyasında İsrailoğulları’ndan doğacak erkek bir çocuğun kendi saltanatını yıktığını gören Firavun, sırf bu sebeple İsrailoğulları’nın tüm erkek çocuklarını öldürtür ama ne çare, saltanatını yıkacak olan Hz. Musa (as)’ı sarayında büyütür, bilmeden.” Levh-i Mahfuz’daki kitapta yer alan hükümler, bütün zaman dilimlerini içine alan bir keyfiyete haizdir.

İslâmi Mücadelede Nefis Tezkiyesinin Önemi

Bütün peygamberler kavimlerine; ‘Allah’a iman etmelerini, nefis tezkiyesine önem vermelerini, ihlâs noktasında hassasiyet göstermelerini, ilâhî murakabeyi unutmamalarını ve hesap gününe hazırlanmalarını’ tebliğ etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de; ‘Kim Rabbine (O’nun rızasına) kavuşmayı arzu ediyorsa iyi amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiç kimseyi ortak koşmasın’ (El Kehf Sûresi:110) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu âyetin tefsirinde bazı âlimler; ihlâsın önemi üzerinde durmuş, ‘mükellef, hiçbir amelini gösteriş için yapmasın’ emrinin verildiğini belirtmişlerdir. Hz. Ebû’d Derda’dan (r.a) rivayet edilen haberde Peygamberimiz Efendimiz (sav) ihlâsın önemini şöyle ifade etmiştir: ’İman için kalbini halis kılan (arındarın-temizleyen) kimse felâha ermiştir. O kalbini selim, lisanını sadık, nefsini mutmain ve müstakim kılmıştır.’ Unutmayalım ki Allah (cc), kendi rızası için yapılmayan hiçbir ameli kabul etmez.

Allah Korkusu Nasıl Olur?

Günümüzde insanların birbirlerini ikaz sadedinde söylediği “Allah’tan kork!” sözünden kastın ne olduğunu iyi bilmemiz gerekir. Türkçe meâllerde dar kapsamlı olarak sadece “korku” kelimesi ile karşılık bulan, buna mukabil Arapça’da ”rahbe”, “ittika”, “havf” ve “huşu” kelimeleri ile, ifade edilen keyfiyet aynı değildir. Allah’tan ve onun azabından korkmak ona teslim olmayı ve tekliflerine harfiyyen riayet etmeyi beraberinde getirir. Kuru kuruya “-Ben Allah’tan korkuyorum” diyerek İslâm hayat tarzını ailesine, çarşısına, sokağına, devletine karıştırmayanlar Allah’tan korkmayanlardır. Allah’tan korkmak, alış-verişte, mirasta, toplum ilişkilerinde ve ceza hukuku ile ilgili hükümlerde Allah’ın emrine tabi olmayı beraberinde getirir. İlâhi tekliflere ihlâsla teslim olmayan ve mucibince amel etmeyen bir mükellefin ‘Allah’tan korktuğunu’ söylemesi, dil alışkanlığından başka birşey değildir.

Hakikat Yolculuğunda ‘Nefs Bilgisi'nin Önemi

Hakikati arayanların geçmiş tecrübeleri içinde nefsi anlama çabası önemli bir yer tutar. Zira hakikat yolculuğunda nefsin bilinmesi veya nefs bilgisi en kritik eşiklerden biridir. Bu nedenle nefs bilgisinin önemi inkâr edilemez. Hakikate talip olan herkes, yolculuğunun herhangi bir aşamasında mutlaka nefsin ne olduğunu merak etmiştir. Nihayet bu konunun hassasiyeti veciz bir sözle taçlandırılmıştır: “Nefsini bilen Rabbini bilir!”İlk söyleyeni tam olarak tespit edilemeyen bu söze karşı insanların yaklaşımları çeşitlilik arz eder. Genel eğilim, Yahya b. Muaz’a veya Ebu Said Harraz’a ait olduğu yönündedir. Ancak bu sözün, tasavvuf yolunun bu iki büyük şahsiyetinden de ötede, (muteber hadis kaynaklarında geçmemekle ve kendisine kadar ulaşan bir sened zinciri bulunmamakla birlikte) insanlığın serveri Peygamberimiz’in (s.a.v.) ağzından sâdır olmuş bir hadis olduğu da tartışma konusudur.


 

 

Müslümanlar ‘Ders'siz ve ‘Medrese'siz Olamazlar

Sadece Allah’ın (cc) rızasını kazanmak ve O’nun her emrini emrettiği gibi yerine getirmek için oluşturulmuş Rabbânîler cemaatinde; ders ve medrese, olmazsa olmaz olan bir unsundur.. İlim ehlinin, Şer’i ilimleri öğrenmek ve öğretmekle birlikte, bulunduğu her mekânı medreseye dönüştürmeye çalışması gerekir. Rabbaniler cemaatinin bünyesindeki mükellef; ya âlimdir, ya talebedir, ya dinleyicidir veya bunları sevendir. Dolayısıyla bildiğimiz dersin âlimi, bilmediğimiz dersin de talebesi olmamız gerekir. Bu noktada hassasiyet gösterirsek cahiliyye kültürünün istilâsından kurtulmamız ve felâha ermemiz mümkündür.

Osmanlı Fetvalarında Iskât-ı Cenînin Hükmü*

Annenin veya dışarıdan bir kimsenin müdahalesi sonucu ceninin hayatının sonlandırılması olgusu, insanlık tarihinin her evresinde gündemi meşgul eden ve başta tıbbi, dinî, ahlâki ve felsefi olmak üzere pek çok boyutuyla tartışılmış popüler bir konudur. Bu çalışmada, temsil gücü yüksek bazı Osmanlı fetva mecmuaları ıskât-ı cenîn (cenin düşürme) meselesi bağlamında incelenmekte ve konuyla ilgili fetvalar klasik Hanefi fıkıh metinlerindeki bilgiler dikkate alınarak yorumlanmaktadır. Bu şekilde ceninin hayatına müdahalenin cezai sonuçları, Osmanlı toplumunun Şeyhülislamlara yönelttiği sorulara cevap mahiyetindeki fetvalar ışığında sunulmuş olacaktır.

İslâm'da Şûra


 Yıllar önce Dr. Abidin Sönmez tarafından kaleme alınan ‘Şûra ve Resûlullah(sav)’ın Müşâveresi’ isimli kitap, konu ile ilgili önemli bir eserdir. Türkçe’de sık sık kullandığımız müşâvere, meşveret ve şûra kelimelerini şöyle açıklar: “Arap lisanında işaret masdarı, ilâ ile kullanıldığında, ‘el veya göz yahutta kaş ile ima etmek’ anlamına gelir. Aynı kelime alâ ile kullanıldığında ise ‘emretmek ve re’y vermek’ mânasını ifade eder. ‘Meşûrâ’ kelimesi ise ‘teknik istişare’ demektir. Gelişi güzel herhangi bir kimsenin fikrine müracaat etmeyip, bizzat ihtisas sahibi ve ehil olan kimseleri seçmek gerekir.Tanıtımını yapacağımız Prof. Ali Muhammed Sallabi’nin ‘İslâm’da Şura’ isimli eseri, şura ile demokrasi arasındaki münasebeti dikkate alması açısından önemlidir. 

Misak Dergisinin 312. sayısı çıktı

Günümüzde yirmi iki ülkenin haritasını değiştirmeyi beraberinde getiren ‘Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri Projesi’ son on beş yıldır yaşadığımız kirli savaşı ön plâna çıkarmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan terör hadisesinden sonra George W. Bush; ABD Kongre’nin birleşik oturumunda yaptığı konuşmada; “Her bölgedeki, her ulus şimdi bir karar almak zorundadır. Ya bizimle beraber hareket edeceklerdir, ya da teröristlerden yana bir tavır alacaklardır. Bu günden sonra, terörizmi koruyan ve destekleyen hangi rejim olursa olsun Birleşik Devletler tarafından düşman bir rejim olarak addedilecektir” sözleriyle, uygulayacakları politikayı ifade etmiştir. 6 Kasım 2001’de yaptığı konuşmada, ABD Başkanı George W. Bush, “Hiçbir ulus bu mücadelede tarafsız olamaz” diyerek çok açık bir mesaj vermiş ve bütün dünyaya meydan okumuştur.

Kirli Savaşın Seyri, Musul Operasyonu ve Fırka Tuzağı


Siyasi hadiseleri tahlil eden bilim adamları ve strateji uzmanları; geçmişte yaşanan hadiselerin keyfiyetini, içinde yaşadıkları hâlin gerçeklerini ve istikbâle ait tahminlerini ifade ederler. Ayrıca sebeb, vesile ve sonuç ilişkilerini dikkate alan selim akıl sahibi her insanın; meydana gelen hadiselerin keyfiyetini ve bu hadiselerin neleri beraberinde getirebileceğini tahmin etmesi mümkündür. Fakat bu tahmin hakikati değil, şahsi kanaatleri ifade eden bir keyfiyete haizdir. İslâm coğrafyasını kan gölüne çeviren kirli savaşın seyrini ve getirdiği tehlikeleri kavrayabilmek için; ABD ve müttefiklerinin, Afganistan’dan Fas’a kadar uzanan İslâm coğrafyasında işlediği siyasi cinayetleri dikkate almak gerekir. Son aylarda bütün gözlerin, Suriye ve Irak’ta başlayan askeri operasyonlara çevrildiğini söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin imtiyazlı dört üyesi (ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa) önce Suriye’nin tarihi şehirlerinden Haleb-i Şerif’i harâbeye çevirmişler, şimdi sıranın Musul’a geldiğine karar vermişlerdir.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un Açıklamaları: ‘Vekâlet Savaşları Üçüncü Dünya Savaşı'nın fitilini ateşler'

Türkiye’nin son derece zor bir coğrafyada, ağır gündemlerle boğuştuğunu belirten Kurtulmuş, “Türkiye, bir taraftan kendi içinde Temmuz 2015’ten beri devam eden DAEŞ’ın, PKK’nın terör saldırılarıyla uğraşıyor, bir taraftan 15 Temmuz’daki hain FETÖ’nün saldırılarının sonuçlarını ortadan kaldırmaya gayret ediyor ama diğer taraftan da hem Suriye’de hem de Irak’ta; son derece karışık bir ortamda, büyük bir siyasi kaosun içinde yığınla sorunla boğuşmak mecburiyetinde kalıyor” diye konuştu. Musul’u terör örgütü DAEŞ’tan kurtarma operasyonuna değinen Kurtulmuş, “Sınırlarının ötesindeki Musul kentinin geleceği, Türkiye’yi birebir ilgilendirir. Halep’in, Şam’ın geleceği Türkiye’yi ilgilendirir. Buranın halkları, bizim dostlarımız, kardeşlerimiz, akrabalarımız, hısımlarımız, aynı coğrafyayı paylaştığımız insanlardır. Yani hiç kimse kalkıp da Türkiye’ye, ‘Burayla niye ilgileniyor’ diyemez.” 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus resmi kanalına Konuştu; “Rusya ile işbirliği için her adımı atmaya hazırız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya resmi kanalı Rossiya-1’de Mihail Gusman’ın sunduğu Formula Vlasti programına katıldı. Ortadoğu’daki terörle mücadele sürecine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu bölgede teröre karşı ortak mücadelede saygı değer, kıymetli dostum (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in desteğine ihtiyacım var. Bu alanda Rusya ile işbirliğimiz için biz gereken her adımı atmaya hazırız” ifadelerini kullandı. Putin’in darbe girişimi karşısındaki tutumunu hatırlatan Erdoğan, “Bu olaylar sırasında ikinci gün beni Putin aradı. Görüşmede darbeye karşı olduklarını ve bizim tarafımızda olduğunu vurguladı. Şahsım ve Türk halkı adına bu ilkesel tutumunu hatırlayarak şunu söylüyorum: Teşekkür ederim” dedi. Erdoğan, ‘Kürt meselesi’ hakkındaki bir soruya şu cevabı verdi:’ “Kürt meselesinden bahsederken, neyi kastettiğinizi anlamıyorum. Şu anda benim Kürt kardeşlerim, Kürt vatandaşlarım belirli bir partinin çatısı altında yoğunlaşmamakta. Çok sayıda Kürt vatandaşlarım oylarını, benim kurucu olduğum AK Parti’ye oy veriyor. Hükümetimizde Kürt kökenli bakanlarımız var.”

Şeytan'ın Askerleri Haleb'i Harâbeye Çevirdiler, Sıra Musul'a Geldi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin imtiyazlı dört üyesi (ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa) önce Haleb-i Şerif’i harâbeye çevirdiler, sıra Musul’a geldi. 2014 yılının Haziran Ayı’nda, tek kurşun sıkmadan DAEŞ’e teslim ettikleri Musul’u kurtarmak(!) için Irak Ordusu, Şii milis güçleri ve Peşmergeler pervane oldular. Görünüşte DAEŞ’in arkasında herhangi bir dünya devleti veya süper güç falan yoktur. Başta ABD ve müttefikleri olmak üzere, ellinin üzerinde devlet Musul’u yangın yerine çevirmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Savaşın matematiğine göre Musul’un birkaç gün içerisinde kurtarılması gerekir. Şeytanın askerleri bu savaşın en az iki ay süreceğini iddia ediyorlar. Musul’un niçin düştüğü, niçin herhangi bir direniş ve mücadele olmadan ele geçirildiği anlaşılmadan Musul’un nasıl kurtulacağı da anlaşılamaz. 

Vahdet Vakfı Eğitim ve İstişâre Toplantısı


Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı Ankara Temsilciliği tarafından düzenlenen, “Eğitim ve İstişâre Toplantısı” bu sene Alanya’da 14-16 Ekim 2016 tarihleri arasında yaklaşık 500 kişinin katılımlarıyla gerçekleştirildi. Programın bel kemiğini oluşturan “Eğitim” bölümüne, Vahdet Vakfı Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Aktaş, “İçinde Bulunduğumuz Hâlin Tahlili” Konya Müftüsü Prof Dr. Ali Akpınar, “Hz. Muhammed’in Teşri’ Yetkisi” ile “Tek Kişilik Vaaz”; Yalova Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ebubekir Sifil, “Ümmet İçin Yeni Tehdit Unsuru: Neo Şiilik” ve Almanya-Dortmund’dan konuşmacı olarak katılan Muharrem Çakır kardeşimiz, “Gurabalar, Köleleşmiş Dünyanın Hür İnsanları” konulu konferansları ile katkıda bulunmuşlardır. Bu konferanslarla alakalı özet bilgileri okuyucularımızla paylaşmayı uygun gördüm.


 
Irak'ın Yeni Devrim Muhafızları: Haşdi Şabi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; ‘Haşdi Şabi ve Haşdi Vatani’nin çarpışmasına izin vermeyeceğiz’ dediği, Musul’la ilgili bütün analistlerin gerek korkulan mezhep savaşı ve gerekse de Musul halkının korkularını ifade ederken değindiği Haşdi Şabi gerçek anlamda neyi ifade ediyor?  Musul Operasyonu’nun en büyük gücü olan Haşdi Şabi, neden insanları bu kadar korkutuyor.Irak Parlamentosu’nda Irak Ordusu’nun yerine ikame ettirilmeye çalışılan ve İran Devrim Muhafızları’nın Irak Şubesi olarak adlandırılan Haşdi Şabi, IŞİD’le mücadele bittikten sonra ne yapacak? PKK neden Haşdi Şabi üniforması giymek istiyor? Başta Telafer olmak üzere, diğer şehirlerdeki Türkmenler arasındaki Şii-Sünni dengesini iyi kollayan Haşdi Şabi Musul’a gelirken çok sayıda Telafer Türkmeni ile beraber geldi. Haşdi Şâ’bi Terör Örgütü’nün içerisinde çok sayıda Şii Türkmen olduğunun da altını çizmek gerekiyor.


 
İtikadî Açıdan Ameli Mezheplerin Değeri

ABD Kongre Binası’nın girişinde tavana yapılân dairesel resim görevini tamamlayacak tüm öğeleri içinde barındırıyordu. Türkiye’den yola çıktığında Amerika’yı komuta merkezi olarak seçen ‘İlluminati’nin’ felsefi temellerini araştırma görevinin bu kadar çabuk sonuçlanacağını aklının ucuna bile getiremezdi. Resimde Amerika’nın kurucu lideri George Washington bir tahtta oturuyor çevresinde de “melekler” (haşa) kız şeklinde resmediliyordu. Dairenin etrafında dünyadaki insanlar ve bu insanların üstüne Amerikan Bayrağıyla kötülerle savaşan biri. George Washington tüm olan bitenleri yukarıdan izliyor ve nihai kararı veriyordu. Evet, resimde Washington, “İlâh” olarak resmedilmişti. Tehdit kavramsal. Bizler artık bu kavramsal tehdide karşı kavramsal duruşlar ortaya koymak zorundayız. Kendisini ilâh zanneden Nemrutlar son hamle ile İbrahimleri ateşlerde yakmak istiyorlar. Küçük hesapları aşıp tüm Müslümanlarla bir karşı duruşa geçmez, kavramlarımıza sahip çıkmaz isek sonumuz Endülüs’ten de kötü olacaktır.