Misak Dergisinin 292. Sayısı Çıktı...
 Bütün muteber kaynaklarda ‘Fitnetû’l Kübra Dönemi’ şeklinde ifade edilen ve Halife Hz. Osman’ın şehâdetiyle başlayan zaman dilimi; hem siyasi, hem de itikadi anlamda tartışmaların ortaya çıkmasına vesile olmuştur. 

 

   Politik Şizofreni, Hükümet Sistemleri ve Kamu Düzeni Meselesi


Tarih boyunca cemiyet ve devlet kavramları ile ‘egemenlik’ terimi arasındaki münasebetin tartışıldığını söylemek mümkündür. Bazı siyaset uzmanları, teorik olarak ‘halkın egemenliği’ ile siyasi rejim olan demokrasi arasındaki münasebetin problemli olduğuna dikkati çekmişlerdir. Satanizm ve anarşizm gibi ideolojiler; sadece kapitalizm, liberalizm ve sosyalizm gibi iktisadi tercihleri etkisi altına almakla kalmamış, eğemenlik anlayışlarına da yeni bir keyfiyet kazandırmıştır. Siyasi şizofreninin ortaya çıkmasında satanizm ve anarşizm gibi ideolojik tercihlerin belirleyici rol oynadığını söylemek mümkündür. Son yıllarda ‘demokrasi sandıktan ibaret değildir’ tezini savunan ve ısrarla ‘diktötörlüğe ve faşizme karşı savaş’ sloganını kullanan çevreler, obsesyon hastalığına tutulmuşlardır. Türkiye’de laikperest politikacılar; batılı filozofların siyasi hurafelerine iman etmekle kalmamış, kendileri gibi düşünmeyen vatandaşları düşman olarak görmeye başlamışlardır. Politik şizofreni, terörün yeniden başlamasına vesile olabilir.

   Misak Dergisinin 292. Sayısı Çıktı...


Bütün muteber kaynaklarda ‘Fitnetû’l Kübra Dönemi’ şeklinde ifade edilen ve Halife Hz. Osman’ın şehâdetiyle başlayan zaman dilimi; hem siyasi, hem de itikadi anlamda tartışmaların ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Gayr-i meşrû asabiyete kapılan fırkalar, birbirlerini tahkir ve tekfir etmeye başlamışlardır. İslâm dünyasındaki ilk tekfîr hareketi, Harici Fırkası ile başlamıştır. Bu fırkanın kanaatine göre; ”Büyük günah işleyen veya farzları terkeden her müslüman kafir olur. Derhal katledilmesi vaciptir.” Hicretin ikinci asrının başlarında bir itikadî fırka olarak zuhûr eden Mutezile Fırkası’nın mensupları, Havâric Fırkası’na yakın olan (aynı değil) bir görüşü benimsemiştir. Onlara göre; ‘Büyük günah işleyen kimse imandan çıkar. Ancak küfre girdiği söylenemez.’ Bu fırka mensuplarının iddialarına göre, bu kimsenin hali “el menzile beyne’l menzileteyn” halidir. Dolayısıyla bu kimse; küfür ile iman arasında bir menzilde, hayatını sürdürmeye devam eder. Bu menzilde iken ve ölmeden önce; şartlarına riayet ederek tevbe ederse, tekrar müslüman olur. Aksi takdirde, kâfir olarak ölmesi mukadder olur.

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU'NUN 11 NİSAN 2015 TARİHLİ 478. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI

Günümüzde haberleşme araçları bir hayli çoğaldı ama bu durum haber kirliliğini de beraberinde getirdi. Bu hızlı haberleşme araçları ise düşünme ve akletme imkânını ortadan kaldırdı. Çağımız artık imaj devri, algı devri ve slogan devri haline geldi. Bu durum farkında olmadan herkesi etkilediği gibi, yöneticileri de etkileyerek hatalı kararlar alınıp, ileride çok büyük yıkımlara sebep olacak kanunların çıkmasına vesile olabilmektedir. Konuyu fazla uzatmadan sözü “Kadında Şiddet” ve “Aileyi Koruma Kanunu”na getirmek istiyoruz.

Başbakan Çözüm Süreci Tartışmalarına Son Noktayı Koydu: ‘Hiç Kimse Hükümete Ev Ödevi Veremez‘

Başbakan Ahmet Davutoğlu düzenlediği basın toplantısında, PKK’nın silah bırakmasına ilişkin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Hükümetin on maddelik ev ödevi var” sözlerine tepki gösterdi. “Kimse hükümete ev ödevi veremez” diyen Davutoğlu, Demirtaş’ı kamu düzenine uygun davranmaya çağırdı. Çözüm Süreci’nde yaşanan siyasi kriz, geçtiğimiz günlerde KCK’nın yaptığı yazılı açıklamayla gün yüzüne çıktı. Resmi görüşmeleri sürdüren devlet heyeti Öcalan’a, “silahlı güçlerin çekilmesi ve nihai silahsızlanmaya ilişkin” açıklama yapmasını istedi. Bu çağrının ardından müzakere adımının atılacağı bilgisi verildi. Öcalan, hükümete “Müzakereye başlanacağına dair resmi açıklama yapılsın. İzleme Kurulu oluşturulsun, müzakere başlıkları resmen açıklansın’ mesajını gönderdi. Ancak KCK yetkilileri önce kendilerine güvence verilmesini ve hukuki adımların atılmasını istedi. 

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın itirafı: “IŞİD'e Karşı Suriye'de ve Irak'ta Savaşıyoruz”


Suriye’de Beşar Esed rejiminin devamını sağlamak için bütün imkânlarını seferber eden ve mazlûm Suriyeli müslümanlara savaş açan Hizbullah Örgütü’nün Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Irak’ta da IŞİD’e karşı savaştıklarını itiraf etti. Selefi IŞID ile Nusra Cephesi arasında fark olmadını, her ikisine karşı da silahlı mücadeleye devam edeceklerini söyledi. Şubat ayında hayatını kaybeden şia militanlarını anmak için düzenlenen törene telekonferans sistemiyle bağlanan Hasan Nasrallah yaptığı konuşmada, Lübnan Başbakanı’nın Hizbûllahı suçlayan sözlerine cevap verdi. Siyasi değerlendirmelerde bulunan Nasrallah, şunları söyledi: “Bu bölgede yaşanan hadisel

Pakistan Talibanı ve Peşaver Saldırısı Üzerine Notlar

Geçtiğimiz yılın Aralık ayında Pakistan’ın Peşaver şehrinde bulunan bir okula düzenlenen saldırıda 132’si çocuk, 140 kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı Pakistan Talibanı üstlendi. Pakistan’da sivillere yönelik saldırıların sadece Pakistan Talibanı tarafından yapılmadığını söylemek mümkündür. 2011 yılında yaşanan olayda Pakistan’da iki kişiyi öldürdükten sonra yakalanan CIA ajanı Raymond Davis skandalı, cami bombalamalarını kimlerin yaptığı hakkında bazı ipuçları veriyor. Davis’in aracında takma saç ve sakal, silah ve patlayıcı malzemeler, aşiret bölgelerinde bazı savaşçıların evlerinin nokta olarak belirlendiği haritalar ve bazı Pakistanlı analistlerin tanımıyla kendi kurduğu “Cami Bombalama Şebekesindeki” 45 kişinin iletişim bilgileri bulunuyordu. Pakistan’da her yıl birçok CIA ajanı yakalanmaktadır. Bu kişilerin bombalama olaylarına karışmadıklarını iddia etmek kolay olmadığı gibi, Pakistan Talibanı tarafından resmi olarak üstlenilen cami, pazar yerlerine vb. yönelik bombalama eylemlerinin, sadece ajanlar tarafından yapıldığını öne sürmek de gerçekçi bir yaklaşım değildir.


 
AK Parti Döneminde Öldürülen Bursalılar!

Savunmasız bir kız çocuğuna uygulanan vahşet karşısında bile aynı tepkiyi veremiyor, meseleyi işimize yarayan yerden ele alıyoruz. İşi siyasi iktidara bağlamaya çalışanları anlamakta zorlanıyorum. Kadınların öldürülmesine üzülüyorlar mı, yoksa AK Parti döneminde daha çok kadın öldüğü için seviniyorlar mı belli değil.  Sanırsınız ki AK Parti’nin parti programında “Daha fazla kadın öldürülecek” adı altında bir acil eylem planı var da kadınlar ondan dolayı katlediliyor. Muhalif olmakla komik olmak arasındaki fark burada başlıyor. Mümkün olsa, “Daha önceki dönemlerde hiç kadın öldürülmedi” diyecekler. “Yahu düşünsenize; 2014 yılında 219 kadın öldürülmüş” diyerek sadece AK Parti döneminde öldürülen kadın sayısını açıklayanlar, 1995 yılında 564, 1996 yılında 681 kadının, 2000 yılında 730, 2001 yılında 1220, 2002 yılında 1257 kadının hunharca katledildiğinden bahsetmiyor. (AK Parti 2002 yılının Kasım ayında iktidara geldi.)

Kim Suçlu?

Siz suçlusunuz!. Suçlu sizsiniz!. Modernleşeceğiz diye serbest bıraktığınız medyada gösterime giren Aşk-ı Memnu vb. gibi ahlaksız, seviyesiz, mübtezel programlarla ailelerin temeline fesat ektiniz. Sanat adı altında sunulan programlar aldatma, tecavüz konularıyla toplumun mayasını bozdu, bozuyor. İnsanların akıllarını şehvetleri kadar çalıştıran dizilere izin verdiğiniz için... Kitle iletişim çağında gelişen teknolojinin kötüye kullanılmasına göz yumduğunuz için... Reklamlara kadar her türlü neşriyatınızın fesadın yaygınlığına hizmet ettiği için bunun suçlusu sizsiniz. Saymakla bitiremeyiz çağdaş cumhuriyet anlayışınızın neticelerini. Seküler-Laik cumhuriyet rejimi uğruna sönen ocakların, kurban olan gençlerin, yıkılan yuvaların sayısına matematiğin gücü bile yetmiyor.

Duanın Gücünü Kuşanmak

Dua ibâdetinde; Allahu Teâlâ (cc) ile kul/mükellef arasında bir vasıta yoktur ve bu sebeble dua, kulluk makamlarının en önemlisidir. Bir Âyet-i Kerime’de ‘De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?’ (El Furkân Sûresi:77) denilmek suretiyle insanın ancak Allah’a (cc) olan bu yönelişiyle değer kazandığı belirtilmiştir. Allah (cc) ile mükellef/kul arasındaki münasebet konusunda Hz. Peygamber’e (sav) yöneltilen soruya Kur’an-ı Kerim’de şu cevap verilmiştir: ‘Ben (kuluma) yakınım. Ben’den birşey istediğinde onun duasına karşılık veririm.’ (El Bakara Sûresi:186) Başka bir Âyet-i Kerime’de ‘başa gelen sıkıntılı durumlarda hem sabır ve direnme göstermek, hem de namaz ve dua ile Allahu Teâlâ’dan (cc) yardım istemek’ tavsiye edilmiştir. (El Bakara Sûresi:45,153) Zira dua ve zikir/namaz, mükellefe güç ve moral verir. (Er Ra’d Sûresi;28) Bir Hadis-i Şerif’te tasvir edildiği üzere ‘Allah’ı (cc) ananları melekler kuşatır, üzerlerine rahmet ve sekinet iner.’


 

 

Egemenlik İhtirası ve Putperestliğin Çirkin Yüzü

Hiçbir değer üretemeyen ülkelerin vatandaşları, kişi kültü veya kişileri putlaştırma mecburiyetinde kalırlar. Türkiye’de Mustafa Kemal’in yüceltilmesinin sebebi, Kemalizm’in değer üreten özgün bir ideoloji olmamasıdır. Medeni Kanunu’nu İsviçre’den ve diğer kanunlarını da değişik Avrupa ülkelerinden iktibas eden, dahası Dil Devrimi ve Hilafetin kaldırılması ile geçmiş ile bağını koparan bir ülkenin savunacağı herhangi bir değer olabilir mi? Rusya, komünizm canavarından sonra bir değer üretebildi mi? Liderleri kaba saba bir heykel!.. Çeçenistan’ın sözde Devlet Başkanı Kadirov, “Neden, petrol sahalarını Rusya’ya verdiniz” sorusuna şöyle cevap veriyor: “Bana petrol ne gerek, bana sıcak para lazım.” Kadirov’a, Putin ile ilişkileri sorulduğu zaman da “Putin benim ilahım” hezeyanını kusuyor. Bu hezeyan sadece Kadirov’a has değil Rusya’ya egemen olan bir hezeyan.


 

 

Dünya ve Âhiret Bahtiyarlığı

İslâm’ın bütün emirlerini ve nehiylerini, kelime-i şehâdette yer alan keyfiyete göre açıklamak mümkündür. Kelime-i şehâdeti kalben tasdik ve diliyle ikrar eden bir mükellef; Allah (cc) tarafından vahiy yoluyla indirilen, Peygamberimiz Efendimiz (sav) tarafından tebliğ edilen, kendisini dünyada ve ahirette bahtiyarlığa ulaştıracak olan itikadi ve ameli nizama teslim olmuştur. Hz. Abdullah b. Amr İbnü’l As (ra) tarafından rivayet edilen hadis-i şerif’te, Peygamberimiz Efendimiz ‘Kim şu beş şeyi yapmaya devam ederse, dünya ve ahirette bahtiyar olur’ buyurmuş ve zaman zaman Kelime-i şehâdetin ikrar edilmesini, yapılacak ilk amel olarak ifade etmiştir. İmam İbn-i Hacer El Askalâni ‘El Münebbihat’ isimli eserinde diğer yapılması gereken zikirleri ifade etmiştir. Bütün zikirlerin tamamının sahih iman ile ilgisi vardır.


 

 

Mü'minlerin Nefislerini Kontrol Etme Sorumluluğu

Kötülüklerin düzeninde İslâm’ı yaşamak, “elde ateşten koru taşımak gibidir.” Şayet elimiz yanıyor diye atıversek, maazallah münkir ve müşriklerden bir farkımız kalmaz. Müfessirin ulemadan İmam Kurtubî (rha) der ki: “ Allahû Teâla’nın “Siz kendi nefsinize bakınız” emri, kendinizi ma’siyetlerden/Allah’a ve Rasûlüne isyan anlamına gelen sözlerden ve amellerden koruyun demektir.” Dolayısıyle insanlara iyilikleri emretmek ve onları kötülüklerden alıkoymak dinin ve hilâfetin aslıdır. Allame Kadı Beyzavî (rha) der ki: “Mü’min olarak gücü nisbetinde münkeri ortadan kaldırmaya çalışmak da, hidayet üzere olmanın âlametlerindendir.” Fesadın ortadan kaldırılması ve gayr-i meşrû her türlü düzenin mahkûm edilmesi, hidayet üzere yaşamanın zarûri şartıdır. Bu zaruri şartı hafife alanların,dalâlet üzere ölmeleri mukadderdir.


 

 

Sünnet'in Dindeki Yeri

Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı Gaziantep Temsilciliği tarafından organize edilen ‘Kozaklı-Hizmet İçi Eğitim Programları’ her yıl yapılmaktadır. Eğitim programlarında, ehil olan bazı hocaefendiler, hazırladıkları tebliğlerini sunmaktadırlar. Geçtiğimiz yıl, muhterem İbrahim Serin Hocaefendi ‘Sünnet’in Dindeki Yeri’ başlıklı bir tebliğ sunmuştur. Düzenli olarak yapılan ‘Vahdet Vakfı-Hizmet İçi Eğitim Programları’nda sunulan tebliğlerden bazılarını, özet olarak yayınlamaya karar verdik. Hayırlara vesile olmasını dileriz. Bilindiği gibi İslâm fıkhının temel kaynakları Kur’ân-ı Kerim, Sünnet’i Seniyye, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha’dır. İslâm’ın bütün hükümleri bu kaynaklardan istinbat edilir. İmam Serahsi, (rh.a) Sünnet’i; ‘‘Rasulullah (sav) ve ashab-ı kirâmın üzerine olduğu yol’’ diye tarif ettiği malûmdur. Ehl-i Sünnet ve’l Cemaate mensup olan müslümanların, bu tarifte yer alan keyfiyeti iyi düşünmeleri gerekir.


 

 

Terörün Keyfiyeti, İslâmî Hakikatlerin Tebliği ve Cihadın Hükmü

Günümüzde küresel terör şifresini kullanan gayr-i müslim politikacılar ve seküler-lâik aydınlar; hem İslâm Dinini, hem Müslümanları mahkûm etmek için ellerinden gelen gayreti sarf etmektedirler. İslâmî terör kavramını kullanan müstekbirler, müslümanları ‘savaş delisi’ ilân etmek için cihadı keyiflerine göre yorumlamaktadırlar. Cihad ibâdetini, sadece silâhlı mücadele (kıtal) şeklinde değerlendirmek de doğru değildir. Kur’an ve Sünnet’te cihad kavramı; “mükellefin yaratılış hikmetine uygun amellerde bulunması, insanlara iyilikleri emretmesi, onları kötülüklerden alıkoyması, müşriklerin şerlerini silahla önlemesi ve Allah’a (cc) ihlâsla ibâdet etmesi” gibi keyfiyetleri ifade için kullanılmıştır.

‘Dünden Bugüne Tekfir Olayı'


Prof. Dr. N.Abdurrezzak Samarrai ‘Dünden Bugüne Tekfir Olayı’ isimli eserininin girişinde, Mısır’da gençler arasında yayılan tekfircilik hadisesine işaret etmiştir. ‘Doktora tezimi tamamlamak için, 60’lı yıllarda Kahire’ye gidiş-gelişim sırasında, hapishaneden çıkmış bazı gençlerle karşılaştım. Bu gençlerin orada mesailerini tekfir fikri üzerine yoğunlaştırdıklarını gördüm. Konuşma sırasında ‘ridde/dinden dönme’ ahkâmı ile ilgili bir çok kitabın olduğunu söyledim. Bu sözüm üzerine gençler, şaşkına döndüler.(Sh:13) Vardıkları hatalı sonucu kendilerine açıkladım. Onlara: ‘Sizin şu söyledikleriniz, yeni değildir. Bunların bazısını Hariciler, bazısını da Mutezile söylemiştir’ dedim. Bunun üzerine gençler şaşırdılar ve birbirlerine baktılar. Gençlerden biri : ‘Bu imkânsız, bu hükümler, zindanların ve herhangi bir kitaptan uzak fıkhın ürünleridir. Çünkü hiç kimsede bir tek kitap dahi yoktu, hatta elimizde mushaf bile yoktu’ diye cevap verdi. Gençlerin vardığı sonuç, Kur’an’dan ve hadislerden ezberledikleri şeylere dayanan kendi içtihatlarından başkası değildi.’

Misak Dergisinin 291. Sayısı Çıktı...

FRANSA’nın başkenti Paris’te; haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo’ya düzenlenen saldırı, (7 Ocak 2015) müstevlilerin emellerine hizmet eden gazeteciler tarafından “İslâmi terör” olarak nitelendirildi, arkasından saldırının “Fransa’nın 11 Eylül’ü” yaygarası piyasaya sürüldü. Halbuki başta Fransa Cumhurbaşkanı olmak üzere; birçok Avrupalı lider, söz konusu saldırının ‘İslâm dinine ve Müslümanlara mal edilmeyeceğini’ ifade ettiler. Charlie Hebdo’ya yapılan saldırıyı, El Kaide’nin Yemen kolu üstlendi. Örgütün liderlerinden Nasser el Ansi, yayımlanan video mesajında ‘Allah’ın Resûlü’ne yapılan hakaretin cezasını vermek üzere görevlendirilen kahramanlar, verilen görevi başarı ile tamamlamışlardır’ dedi. Ayrıca  “saldırı emrinin/fetvasının El Kaide Örgütü’nün lideri Eymen el-Zevahiri tarafından verildiğini, finansmanının ise Suudi Arabistan El Kaidesi tarafından sağlandığını” bütün dünyaya ilân etti. Saldırıyı düzenleyen kardeşlerden Şerif Kuaşi’nin vurulmadan önce Fransız haber kanalı BFM TV’ye bağlandığı ve ‘ El Kaide’nin Yemen kolu tarafından görevlendirildiklerini’ ifade ettiği de malûmdur. Dolayısıyle bu saldırı hadisesini ‘komplo teorileri’ ile açıklamanın ve keyfi yorumlarda bulunmanın, hiç kimseye bir faydası yoktur. Maslahata da uygun değildir. 

Dünyanın Değişmeyen Gündemi: Küresel Terör ve Soygun

Terör felâketi ile Fransız Devrimi’nin getirdiği satanist kültürü birbirinden ayırmak kolay değildir. Yeryüzünde terör hadisesinin ortaya çıktığı ilk devlet Fransa’dır. Jakoben-Fransız devrimcileri, 5 Eylül 1793 tarihinden 1794 yılının Temmuz ayına kadar süren döneme ‘Terör Rejimi’ adını vermiş ve kendilerini gururla ‘terörist’ olarak vasıflandırmışlardır. BM Teşkilatı Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararları veto etme hakkı bulunun devletler (ABD,Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin) daha uzun yıllar ‘küresel terör’ eylemleriyle meşgul olmaya devam edeceklerdir. Dünya coğrafyası, kendilerini uluslararası sistemin patronu kabul eden beş devletin tapulu malı değildir. Bu imtiyazlı devletlerin kurdukları ve ayakta tutmaya çalıştıkları küresel ‘soygun düzeni’ daha fazla devam edemez.

"Fıkhi Meseleler"in 3 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid ve İbâdet kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Aile Hayatı, Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet


İsmet (masûmiyet), sıdk, tebliğ, fetanet ve emanet gibi sıfatlara haiz olan peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlere uygun amellerde bulunmak, her müslümanın üzerine farzdır. Sünnetûllahı hafife alan, risâlet ve nübüvvet vazifesinin keyfiyetini idrak edemeyen bir mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Tevhidin aslı; kitaba ve sünnete sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’atten ictinab etmektir. Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; Allahü Teâlâ’nın (cc): “Bir de peygamber size ne emir verdiyse onu tutun. Nehyettiğinden de sakının” (Haşr: 7) emrine ittiba etmesi farzdır. Peygamberlik, tebliğ ve hikmet meselesi, inanılması zaruri olan birçok hükmü beraberinde getiren bir meseledir. Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet’ isimli eser, uzun süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

Amanet & Ahliyat, Das Anvertraute & Die Befähigung, Ein ‘Ilm-i Hal

Alles Lob gebührt Allah, dem Herrn der Welten, dem Allerbarmer, dem Barmherzigen, dem Herrscher am Tage des Gerichts! Der Segen und Frieden ALLAHs sei über unserem Propheten (s.a.w.), der als Barmherzigkeit für die Welt entsandt wurde, und der Segen und Frieden ALLAHs sei über der Familie des Propheten (s.a.w.) und über seinen Gefährten!... Allahs Barmherzigkeit sei für die Gläubigen, die seit dem ersten Menschen und Propheten Adam (a.s.) stets gegen den Taghut gekämpft und nach dem Märtyrertod gestrebt haben, beseelt von dem einzigen Wunsch, das Wohlgefallen Allahs zu erlangen! Vor der Tatsache des Unvermögens, die unzähligen Gaben Allahs sogar nur zählen zu können, stellt der Lobpreis Allahs den Anfang und das Ende unserer Taten dar. Im Qur’an al-Karim wurde folgendes Urteil gefällt: ››Und so machten Wir euch zu einer gerechten Gemeinde, auf dass ihr Zeugen seiet über die Menschen und auf dass der Gesandte Zeuge sei über euch...‹‹ Der Ausdruck "Ummatan wasatā" in der Aya meint "die gerechte Umma (des Propheten (s.a.w.)) ", dies hat der Prophet (s.a.w.) persönlich mitgeteilt. Imām Schafi´i (rh.a.) urteilt, während er die Bedeutung des Begriffes "Gerechtigkeit (‘Adala)" definiert, wie folgt: "Mit dem Begriff ‘Adala (Gerechtigkeit) meint man das Handeln gemäß den Geboten Allahs."

Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA



“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.


Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbâdeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

Vahdet Vakfı Yardımcı Ders Kitapları


Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı’nın hedeflerinden birisi, Peygamberlerin bıraktığı miras hükmünde olan ilmin yayılmasına vesile olmaktır. Kurulduğu tarihten itibaren uygulanan "Eğitim Programı" statik değil, dinamik bir keyfiyete haizdir.

Her teklife kulak vermeyi ve o tekliflerin en güzeline uymayı ahlâk edinen kardeşlerimizin, eğitim programını takip ederken Mustafa Çelik hocaefendi’nin başkanlığında, bir heyet tarafından yayına hazırlanan “Yardımcı Ders Kitapları”ndan istifade etmeleri mümkündür.

Allahû Teaâla (cc) inayeti ve kardeşlerimizin gayretiyle dersleri tamamladık. Hayırlara vesile olmasını dileriz.