Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet
 İsmet (masûmiyet), sıdk, tebliğ, fetanet ve emanet gibi sıfatlara haiz olan peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlere uygun amellerde bulunmak, her müslümanın üzerine farzdır.

   Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet

 




İsmet (masûmiyet), sıdk, tebliğ, fetanet ve emanet gibi sıfatlara haiz olan peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlere uygun amellerde bulunmak, her müslümanın üzerine farzdır. Sünnetûllahı hafife alan, risâlet ve nübüvvet vazifesinin keyfiyetini idrak edemeyen bir mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Tevhidin aslı; kitaba ve sünnete sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’atten ictinab etmektir. Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; Allahü Teâlâ’nın (cc): “Bir de peygamber size ne emir verdiyse onu tutun. Nehyettiğinden de sakının” (Haşr: 7) emrine ittiba etmesi farzdır. Peygamberlik, tebliğ ve hikmet meselesi, inanılması zaruri olan birçok hükmü beraberinde getiren bir meseledir. Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet’ isimli eser, uzun süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır. 

   Sonsuz Özgürlük Harekâtı, Çekirdek Koalisyon ve Derin Operasyon


Sebeb, vesile ve sonuç ilişkilerini dikkate alarak; meydana gelen hadiselerin mahiyetini ve bunların neleri beraberinde getirebileceğini tahmin etmek mümkündür. Fakat bu tahmin hakikati değil, zannı ifade eder. Genel olarak bir hadisenin ya gerisinde kalınır, ya içinde yaşanır veya önceden gelecek tehlikeler tahmin edilir. Gelecek tehlikeleri tahmin edebilmek için ABD ve müttefiklerinin; Afganistan’dan Fas’a kadar uzanan İslâm coğrafyasında, son yirmi yıldır takip ettikleri siyaseti dikkate almak gerekir. Geçtiğimiz ay, ABD Başkanı Barack Obama yaptığı açıklamada ‘dünyadaki bütün kötülükleri ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını ve küçük gruplar halindeki teröristlerin büyük zararlar verebildiğini, bunu 11 Eylül saldırılarında gördüklerini’ söyledi ve IŞID’in ortadan kaldırılması için düşünülen ‘çekirdek koalisyonun’ hedeflerini açıkladı. Bu noktada bir inceliğe işaret etmekte fayda vardır. ABD ve müttefiklerinin başlattığı kirli savaşın sebebi; hem İsrail’in güvenliğini sağlamak, hem Ortadoğu ülkelerinin petrolü dâhil, bütün enerji kaynaklarına el koymaktır.

   Misak Dergisi 287. sayısı çıktı...

KAPİTALİZM’in simgesi kabul edilen “Dünya Ticaret Merkezi’ binalarını ve Pentagon’u hedef alan terör saldırılarının üzerinden onüç yıl geçti. Bazılarının iddia ettiği gibi ; ne terör, ne de terörle mücadele, bu saldırılarla birlikte başlayan bir hadise değildir. Ancak 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan hadise; hem alışılmamış bir savaşı beraberinde getirmiş, hem de dünyadaki her hareketi gözetleyebilecek teknik donanıma sahip olduğu iddia edilen ABD’nin zaaflarını ortaya çıkarmıştır. Daha önce yaşanan dünya savaşlarına kıyasla, alışılmışın dışında bir savaşın yaşandığını söylemek mümkündür. Birçok ülkeyi ve sayısız insanı perişan eden dünya savaşlarında tarafların farklı devletlerden ve ordulardan oluştuğu malûmdur. Ancak 11 Eylül’den sonra başlatılan savaşta, taraflardan birisi devlet değil, terörist olduğu ileri sürülen (başta El Kaide olmak üzere, Eş Şebab, Boko Haram, IŞİD vs) gizli örgütlerdir. Meselenin diğer bir boyutu şudur: ABD, 11 Eylül’den sonra kendi liderliğine göre şekillenen uluslararası sisteme muhalefet eden ve tehdit kaynağı haline geldiğine inandığı İslâmi hareketleri mahkûm etmek için bütün imkanlarını kullanmaktadır. 

TESK Genel Kurulu'nda konuşan Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan: ‘Türkiye, Bu Algı Operasyonlarına Boyun Eğmeyecektir'

Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, uluslararası bir gazetenin, kendisi ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Hacı Bayram Camii’nde namazdan çıkarken çekilmiş fotoğraflarını kullandığını belirterek, “Altına da bir terör örgütünün o caminin bulunduğu bölgeden, terörist devşirdiğini yazıyor. Çok açık söylüyorum; bu en hafif tabiriyle edepsizliktir, alçaklıktır, adiliktir” dedi. Türkiye’nin bölgeyi tanıyan, bilen, bölgenin dinamiklerini çok iyi anlayan bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan; “Son 200 yıl içinde bize unutturulan ne varsa, bizim ruhumuzdan, bizim millet olarak özümüzden bir parçayı kopardı ve attı. Köklerimizle kopan her bağ, bizi tarihimizden, ecdadımızdan uzaklaştırdı. Yeni Türkiye derken, esasında bir yönüyle de o tarihimizin ve medeniyetimizin köklerine yüzümüzü dönüyor, unutturulanları yeniden hatırlamaya başlıyoruz” dedi. 


 
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Katıldığı Canlı Yayında Gündemi Değerlendirdi: “ABD'nin Terörle Mücâdele Plânı Siyasi İstikrârı Sağlamaz”

Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde yapılan ve İslâm Devleti ile mücadele için uluslararası güç oluşturulması konusunun görüşüldüğü toplantıda, 10 Arap ülkesi, İslâm Devleti’ne yönelik askeri operasyona katılma kararı aldı ve hazırlanan bildiriyi imzaladı. Türkiye alınan kararlara katılmadı ve ortak bildiriyi imzalamadı. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kanal 24’te katıldığı canlı yayında Türkiye’nin imzalamadığı bildiriyle ilgili olarak, ‘’Amerika’nın ne istediği ne kadar belliyse, bizim niçin imza atmadığımız da o kadar bellidir’’ dedi. Her ne olursa olsun IŞİD veya başka isimlerle radikalleşme eylemini önlemenin yolunun güvenlik tedbirlerinin yanında, adaleti merkeze alan bir siyasetin Suriye, Irak ve Lübnan’da egemen kılmak olduğunun altını çizen Davutoğlu, şunları belirtti: “Eğer bu mezhepçi tutum Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da devam ederse siz IŞİD’i tasfiye etseniz İKİD çıkar, başka bir şey çıkar, EŞİD çıkar.”

Haçlı Savaşı'nınYeni Komutanı Obama'nın Tehdidi: “İslâm Devleti'ne Saldıracağız ve Ortadan Kaldıracağız”

GALLER’DE 4-5 Eylül tarihlerinde yapılan NATO Zirvesinde IŞİD’e karşı bir koalisyon oluşturulması için prensip kararı alındı. ABD öncülüğünde kurulan ve ‘Çekirdek Koalisyon’ şeklinde tanımlanan yeni Haçlı Ordusu’na İngiltere, Fransa, Kanada, Almanya, Avusturalya, İtalya, Polonya ve Danimarka’nın katılacağı açıklandı. Yani 2003’te Irak’ı işgal eden büyük ‘Haçlı Koalisyonu’nun çekirdeğinde yer alan ülkeler, yeni bir maceraya hazır olduklarını ilân ettiler. Suriye’de Esad rejimine karşı silahlı mücadele eden Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kurucusu Albay Rifad Esed, ÖSO’nun IŞİD’e karşı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile işbirliği yapmayacağını söyledi. IŞİD ortaya çıkmadan önce Suriye rejiminin binlerce masum sivili öldürdüğünü ve kimyasal silah kullandığını hatırlatan Esad, şunları kaydetti: ABD, halkları özgürleştirmeyi değil, Libya, Mısır, Yemen, Irak ve Suriye’de yaptığı gibi köleleştirmeyi istiyor. ABD, her zaman İsrail’in yanında yer alarak halkların özgürleşmesine karşı duruyor.“


 
IŞİD Katilse ABD ve İsrail Nedir?

Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinden sonra Irak’ta Selefi olan kesimler arasında kendisine hareket alanı bulan ve kurucusu Ebu Musab Zerkavi’nin şehadetine kadar “Irak el-Kaidesi” olarak anılan örgüt; 13 Ekim 2006’da ‘Irak İslâm Devleti’ (IİD), 9 Nisan 2013 tarihinde de ‘Irak ve Şam İslâm Devleti’ (IŞİD) adını aldı. 29 Haziran 2014’te örgütün sözcüsü Muhammed Adnani’nin örgütün lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin hilafetini ilan etmesinden sonra örgüt ‘İslâm Devleti ‘(İD) ünvanını kullanmaya başladı. Bu örgütün Irak’ta bazı şehirleri işgal etmesi, siyasi anlamda yeni bir 11 Eylül psikolojisini ön plâna çıkarmıştır. Son aylarda akla-hayale gelmeyecek komplo teorilerinin ve kuyruklu yalanların piyasaya sürüldüğünü söylemek mümkündür. Kanal A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, ‘IŞİD Katilse, ABD ve İsrail Nedir?’ sualini sormuş ve son onbeş yıldır yaşananları hatırlatmıştır. Bu makaleyi aynen iktibas ediyoruz.

Illuminati Çetesi'nin Kurduğu Tuzak: Mezhep Savaşları

Illuminati Çetesi’nin siyasi hedeflerine hizmet eden ideolojiler ile şeytana ibâdeti esas alan Satanizm’i birbirinden ayırmak mümkün değildir. Kurucusunun ‘şeytana tapmak’ suçundan mahkûm edildiğini unutmamak gerekir. Şeytanın düzenini kuranlar, Batı’da mezhep savaşlarını ön plâna çıkarmışlardır. İslâm’ın siyasi tarihinde Batı’da olduğu gibi mezhep savaşları olmamıştır. Olmuşsa da siyasi gerekçelerle ve kısa süreli bir mücadele olmuştur. Çünkü bırakın müslümanları tüm insanları içinde yaşatabilecek Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat ‘belirleyici unsur’ olmuştur her zaman. Ama son zamanlarda Ehl-i Sünnet yolu dışındaki oluşumları ön plâna çıkarma hevesi kabardı. Mezhepçilik duyguları yeniden kabardı. İlluminati’nin amacı da bu zaten!.. Şii Hilalleri, Harici alanları oluşturma çabaları boşa değil. Birbirini besleyen çatışma alanları oluşuyor. Biri kalkıp Şii Camii’nde kendini patlatıyor diğeri Esed’in aslanı rolüne soyunuyor. Şii Camii’nde bomba patlayınca Şiiler, İran’a sığınıyor. Esed savunulunca da diğer müslümanlar, Haricilerin yanında buluyor kendini...


 

 

Meşrûiyyet Beşeri Değil, İlâhi Kaynaklıdır

İlâhi tekliflere teslim olmak ve meşrû sınırlara riayet ederek yaşamak, fıtrî bir ihtiyaçtır. Çünkü her ümmetin bir şeriatı olmuştur. Allah-u Teâla’nın (cc) hiçbir ümmeti şeriatsız bırakmadığı muhkem nassla haber verilmiştir. “(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir minhac koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı.” (El Maide Sûresi: 48) İnsanlık alemi meşruiyetin kaynağını ilâhi olmaktan çıkarıp beşeri kıldıktan bu yana saâdeti ve selameti kaybetti. Gayr-i meşrû rejimlerin, sistemlerin, yasaların ve anayasaların keyfi hükümlerini onaylamak, imanı kaybetmektir. 

Bir Kavim Kendini Değiştirmedikçe…

Birbirleriyle imtihan edilen kullar yarın mahşer gününde lehte veya aleyhte şahitlik edeceklerdir. Zulüm altındaki İslâm beldelerinin kurtulması için vahdeti sağlayacak birşeyler yapmak zorundayız. Rabbimizin “Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı yapışın ve ayrılığa düşmeyin” (Ali İmran:103) emri gereğince birleşmemiz, vahdeti sağlamamız ve yeryüzünde fesadın yayılması için ellerinden gelen bütün gayreti sarfeden güçlerle mücadele etmemiz gerekir. Yoksa alnımızdaki bu kara lekeyi silemeyiz. Unutmayalım ki; Rabbimiz: “Bir kavim nefislerinde olanı (kendilerini) değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” (Enfal:53) buyuruyor. Allahu Teala biz müslümanlardan birlik olmamızı istiyor ve bunu bize emrediyor. Bu durumda birliğimiz için çaba sarfetmemiz ve bu çaba karşılığında Rabbimizin bizleri bu zelil durumdan kurtarması için yardımını istememiz zorunludur.


 
‘Şeytana Tapmayın!..Çünkü O Sizin Apaçık Düşmanınızdır'

İlahi tekliflerin muhatabı olan insanoğlunun; hem üstün meziyetleri, hem de garip zaafları vardır. Zaaflarından birisi, şeytanın telkinlerine kulak vermesi, dünyevi ihtirasa kapılması ve şehvetleri tatmin için gayr-i meşru yollara tevessül etmesidir. Şeytanın, insana hevâsına uyması için telkinde bulunmasına “İstihva” denilir. Şeytan ile insanın mücadelesi, Hz. Adem’in (as) yaratılışı esnasında başlamıştır. Günümüzde “Satanizm” ideolojisinin; sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın gündemini işgal ettiği malûmdur. Kendisini “The Beast-666” şifresiyle tanıtan ünlü İngiliz Satanist Aleister Crovvley; gerçek bir satanistin mutlaka uyması gereken kuralı, “Keyfin neyi istiyorsa, mutlaka onu yap” şeklinde ifade etmiştir. İnsanın şeytana tapmasını esas alan Satanizm, bütün cahili sermaye sahipleri tarafından takdis edilen bir ideolojidir.

Dinler Arası Diyalog Macerasının Sonu

Dinler arası diyalog faaliyetlerinin revaçta olduğu ilk yıllarda; Vatikan tarafından yayınlanan bildiride ‘Efendimiz “İsa; ‘Bütün milletleri bu dine çağırın’ emrini vermiştir. Bizim diğer dinlerle diyaloğumuz, o dinlerin mensuplarını bu dine çağırma hedefine yönelik olmalıdır” ifadesine yer verilmişti. Ünlü rahip Raymonde Lulle tarafından şekillendirilen misyonerlik, ‘insanları Hıristiyan yapmak için her yolu meşrû kabul eden bir baskı kurumu‘ haline dönüştürülmüştür. Alman asıllı kardinal Ratzinger‘in Papa olduktan sonra yaptığı işlerden biri, 1965’ten bu yana Vatikan bünyesinde faaliyet gösteren “Dinler Arası Diyalog” seksiyonunu dağıtmak oldu. Bu çerçevede burs alan öğrencilerin burslarını kesti ve dinler arası ilişkileri kültürel konseye devretti. Papa, II. Vatikan Konsülü’nde kararlaştırılan “Dinler Arası Diyalog” faaliyetlerinin, konsülden sonra ve kendisinden önceki papa tarafından amacından saptırıldığını ya da miadını doldurmuş bir süreç olduğunu; bundan sonra dinler arasındaki diyaloğun gündemlerinde olmadığı mesajını veriyordu.

Sünnet İle Gayr-i Metlûv Vahyin Münâsebeti Üzerine Notlar

Târih boyunca vahyin hakikati, mâhiyeti, çeşitleri ve geliş şekilleri konusunda değişik tezlerin ileri sürüldüğü malûmdur. Bazı İslâm âlimleri delilleri dikkate almış, genel anlamda vahy-i metlüv (Kur’anda yazılı olan) ve vahy-i gayr-i metlüv olmak üzere ikili tasnifi ön plâna çıkarmışlardır. Vahy-i metlûv; lafız ve mânâ olarak inzal edilen, mu’ciz ve tahriften emin olan Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan âyetlerdir. Vahy-i gayr-i metlüv ise, Hz. Peygamber’in (sav) tebliğ ettiği Sünneti’dir. Usûl âlimleri bu vahiy çeşidinin lafız olarak değil, mânâ olarak Hz. Peygamber’in kalbine ilkâ edildiğini ifade etmişlerdir. Dolayısıyla bu iki vahyin keyfiyeti aynı değildir. Kendilerine kitap indirilmeyen, buna mukabil isimleri Kur’an-ı Kerim’de zikredilen peygamberlerin Vahye muhatap olmadıklarını iddia etmek caiz değildir. Zira bu hakikat, muhkem nasslarla sabittir.

Allah ve Rasûlü'ne İtaat Etmeyenlerin Devletleri Olmaz

Allah ve Rasûlüne itaat muhkem bir farzdır. Bu farzın tarışılması veya keyfi yorumlarla çekişme konusu haline getirilmesi caiz değildir. Bu keyfiyetin her türlü tartışmadan, münazara ve münakaşadan vareste olduğu muhkem nassla beyan edilmiştir: ‘Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve rüzgârınız elden gider. Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (El Enfal Sûresi: 46) Allah ve Rasûlüne itaatı tartışma konusu yapan Müslümanların rüzgârları esmez. Allame Kadî Beyzavî (Rh.a.) der ki: “Ayet metninde geçen “rîh” “rüzgâr” kelimesi devlet manası için bir istiaredir. Rüzgâr nasıl her tarafa eser ve nüfuz ederse, devlet dahi işlerinin yürütülmesi ve nüfuzunda rüzgâr gibi etkilidir.” Kadî Beyzavî’nin bu açıklamasından anlıyoruz ki; Müslümanların cemaati, Müslümanların devleti her yerde bulunmalı ve hükmünü icra etmelidir. Cemaat ve devlet çalışmaları, tembellerin, pısırıkların değil, rüzgâr gibi esenlerin işidir.

Namazdan Sonra Yapılan Tesbihât, Duâ ve Zikir

Hesap gününe hazırlanan bir mükellefin, “Efendim, falan falan kaynaktaki hadisler sahihtir, bizzat Rasûl-i Ekrem (sav) tarafından söylendiği sabittir. Ancak İmam-ı Azam (rh.a.) buna muhaliftir” demesi kadar büyük bir cinayet düşünülemez! Hanefi fukahası; “Haber-i vahid bile olsa, sahih olan hadis muhkem bir delildir” hükmünde ittifak etmiştir. Dikkat edilirse sahih olan ahad haberler, daima kıyastan üstün tutulmuştur. Her mükllefin tesbihât, duâ ve zikir ibâdetini ihlâsla ve sünnete uygun olarak edâ etmesi gerekir. Günümüzde “emir komuta zinciri içinde” âdet haline dönüştürülen ve cami dışındaki zikrin ihmaline vesile olan bir anlayış söz konusudur. Hâlbuki mü’minlerin zikir ibâdetini, her fırsatta edâ etmeleri gerekir. Herhangi bir işe başlarken, çarşıya girerken ve çıkarken, bir meclise girerken, meclisten kalkarken, gece yatağa girerken ve sabahleyin uyandıklarında zikir ve duayı ihmal etmemelerinde fayda vardır.

Allah'ın Kılıcı/Seyfullah Hz. Halid Bin Velid (r.a.)

Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra; Medine, Mekke, Cüasa ve Taif dışında, yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekatı vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmalarını emretti. Hz. Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi de öldürdü. Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Allah’ın kılıcı/ Seyfullah lâkabı ile anılan Hz. Halid B. Velid ‘in (r.a) kumandanlıağını yaptığı Yemame Savaşı’nda yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki binden fazlaydı.

Nehri Geçerken

İslâm, modernizm, sekülerizm, postmodernite, iktidar ve akıl konuları üzerine yaptığı çalışmalarla öne çıkan Abdurrahman Arslan, 1947 yılında Van’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini aynı şehirde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yazılan Düşünce, Bilgi Hikmet, Gelecek, Umran, İlim ve Sanat, Köprü, Birikim, Özgün Düşünce, Nida vb. dergilerde yayımlandı. Serbest çalışmaktadır. Modern Dünyada Müslümanlar (2000), Yeni Bir Anlam Arayışı, (2004) Sabra Davet Eden Hakikat, (2009) adlı kitapları yayımlandı. Günümüzde ‘insanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat yoktur’ iddiasını putlaştıran anlayışı, en iyi tahlil edenlerden birisi olan Abdurrahman Arslan’ı dinlediğinizde karşılaştığınız tevazû ve ahlâk sizi farklı bir iklime çeker. Modernizm ve bağlantılı kavramlar üzerine konuşuyor olsa da derdi olan bir Müslüman duyarlılığını her daim hissettirmektedir. 

Misak Dergisi 286. sayısı çıktı...

CEMIYET halinde yaşayan insanların akla-hayale gelmeyecek ihtilaflarla ve problemlerle karşılaşmaları mümkündür. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) insanlardan gelen sıkıntılara sabretmenin, onlardan uzaklaşmaktan daha hayırlı olduğunu haber verdiği malûmdur.İhtilâf ahlakı, insanların kanun zoruyla değil, gönülden benimsedikleri değerleri ifade eden bir ahlâktır. İslâm dininin iman ve ibâdet esasları ile ahlâki hükümlerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Hz. Adem (as)’den itibaren bütün peygamberler, insanları en güzel şekilde İslâm’a davet etmişlerdir. Allah-u Teâla (cc) Hz. Musa (as) ile Hz. Harun’u (as); Fir’avn’a tebliğ için gönderirken “Ona yumuşak ve tatlı bir söz söyleyin”emrini vermiştir. Ayette geçen “kavl-i leyyin” terimi; içerisinde hiç azarlama olmayan, tatlı ve mülâyim sözleri ifade eden bir terimdir. İyiliklerin yayılmasını sağlamak ve kötülükleri önlemek, önce dil ile başlar. Hesap gününü düşünen mü’minlerin güzel bir uslûp ile hayrı söylemeleri veya susmaları, sünnetle sabit olan umumi bir kaidedir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) “Allah’a ve ahiret gününe imanı olan kimse, ya hayırlı bir söz söylesin, ya da sussun” emrini verdiği malumdur.

Selefi İdeolojinin Kaynağı, IŞİD Bilmecesi ve Komplo Teorileri

İslâm’ın temel hedefi insanların can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerini sağlamak, haklarını ve hürriyetlerini muhafaza etmektir. Meşrû bir sebeb yokken bir insanı öldürmek, bütün insanların can emniyetini ortadan kaldırmak için işlenmiş bir cürümdür. İslâm Fıkhı’nın mahkûm edildiği, farzların yasaklandığı ve haramların teşvik edildiği ülkelerde yaşayan müslümanlar ile Dâru’l İslâm’da yaşayan müslümanların ‘içinde bulundukları hal’ aynı değildir. Son yıllarda Suudi Selefiye ile Cihadi Selefiye arasında başlayan ve zaman zaman silahlı mücadeleye dönüşen iç savaş, yüzlerce fırkanın ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. El Kaide Hareketi’nin online yayın organı olan ‘Savtû’l-Cihâd’ sitesinde örgütün liderlerinden Şeyh Ubey Abdurrahman el-Escrî, Suudi Kraliyet ailesini “İngiliz uşağı” olmakla suçlamıştır. Suudi Arabistan Başmüftüsü ve Hey’etül Ulema Başkanı önce bir bildiri yayınlamış, sonra yaptığı konuşmada; ‘Haricilikle alakalı hadisler eşliğinde,’ El Kaide’yi ve IŞİD’i İslâm’ın en büyük düşmanı ilan etmiştir.

"Fıkhi Meseleler"in 3 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid ve İbâdet kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Aile Hayatı, Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Amanet & Ahliyat, Das Anvertraute & Die Befähigung, Ein ‘Ilm-i Hal

Alles Lob gebührt Allah, dem Herrn der Welten, dem Allerbarmer, dem Barmherzigen, dem Herrscher am Tage des Gerichts! Der Segen und Frieden ALLAHs sei über unserem Propheten (s.a.w.), der als Barmherzigkeit für die Welt entsandt wurde, und der Segen und Frieden ALLAHs sei über der Familie des Propheten (s.a.w.) und über seinen Gefährten!... Allahs Barmherzigkeit sei für die Gläubigen, die seit dem ersten Menschen und Propheten Adam (a.s.) stets gegen den Taghut gekämpft und nach dem Märtyrertod gestrebt haben, beseelt von dem einzigen Wunsch, das Wohlgefallen Allahs zu erlangen! Vor der Tatsache des Unvermögens, die unzähligen Gaben Allahs sogar nur zählen zu können, stellt der Lobpreis Allahs den Anfang und das Ende unserer Taten dar. Im Qur’an al-Karim wurde folgendes Urteil gefällt: ››Und so machten Wir euch zu einer gerechten Gemeinde, auf dass ihr Zeugen seiet über die Menschen und auf dass der Gesandte Zeuge sei über euch...‹‹ Der Ausdruck "Ummatan wasatā" in der Aya meint "die gerechte Umma (des Propheten (s.a.w.)) ", dies hat der Prophet (s.a.w.) persönlich mitgeteilt. Imām Schafi´i (rh.a.) urteilt, während er die Bedeutung des Begriffes "Gerechtigkeit (‘Adala)" definiert, wie folgt: "Mit dem Begriff ‘Adala (Gerechtigkeit) meint man das Handeln gemäß den Geboten Allahs."

Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA



“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.


Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbâdeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

EMANET ve EHLİYET (İslâm İlmihali)

Allahû Teâla (cc)’nın mülkünde, O’nun verdiği rızıklarla hayatını devam ettiren her insanın, O’nun razı olacağı amelleri edâ etmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi için insanın lehinde ve aleyhindeki hükümleri bilmesi şarttır. Peygamber Efendimiz (sav)’in: "İlim talep edilip öğrenilmesi, her mü’min erkek ve kadın üzerine farzdır" buyurduğu malûmdur. Dolayısıyla her mü’minin, içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri öğrenmesi zaruridir. İşte bu noktada karşımıza "Farz-ı Ayn" ilimler çıkmaktadır. "İlmühal" tabiri, "İnsanın içinde bulunduğu halin ilmi" manasınadır. Bu eserin hazırlanmasının ve yayınlanmasının sebebi; "Ehliyet" sahibi mü’minlere, yüklendikleri "Emanet"in keyfiyetini hatırlatmaktır. 1984’den beri yüzlerce kez basılan bu değerli eserin son baskısı, Misak Yayınları tarafından hazırlanmıştır.