"Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar" kitabının 3. baskısı yapıldı.
  Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar kitabının 3. baskısı yapıldı....

 

 

 

   "Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar" kitabının 3. baskısı yapıldı.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan hukuki, içtimai, siyasi ve ahlaki hükümleri dikkate aldığımız zaman; islam dininin, Fransa’dan ithal edilen laiklik felsefesine göre yorumlanmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset; ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bazı islâm alimleri, ‘insanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir’ tarifini esas almışlardır. Hanefi fukahasından ibn-i Abidin: “siyaset; halkı dünyada ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salâh ve menfaatleri için çalışmaktır” tarifini yapmış ve bahsin devamında şöyle demiştir: “Siyaset ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zalime; halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile; halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki şeriattan sayılır.”

   Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

   Modernizme İman Eden Aydınların Amentüsü: 'İnsan İnsanın Kurdudur'

Çağdaş uygarlık hurafesine iman eden düşünürlerin ve aydınların; ‘kendi ulusumuz ve diğer insanlar-öteki’ anlayışını ön plâna çıkarmaları, faşizmi ve nazizmi ön plâna çıkarmıştır. Cemiyet/toplum halinde yaşayan insanların; bir arada yaşama arzuları müstesna, tamamının tercihlerini ifade eden ve milli kavramıyla ifade edilmesi mümkün olan iradelerinden bahsetmek kolay değildir. Toplum/halk/millet gibi kavramlarla ifade edilen geniş kitleler, kendi aralarında birçok açıdan farklılıklara haizdir ve bu farklı insanların iradeleri (tercihleri) her hadise karşısında değişik şekillerde tezahür edebilir. Dolayısıyla sebep, vesile ve sonuç ilişkilerini dikkate alan siyaset uzmanlarının; meydana gelen hadiselerin mahiyetini ve bunların neleri beraberinde getirebileceğini tahmin etmeleri mümkündür. Fakat bu tahmin hakikati değil, zannı ifade eder. İnsanı yeryüzünün halifesi olarak değil, sahibi olarak gören Modernizm, insanları birbirlerinin kurdu haline getirmiştir.


 

   Medeniyetler Savaşı, Komplo Teorileri ve Kristal Krallık Hayali

Modernizme iman eden siyaset uzmanlarının siyasi tezlerini/ideolojilerini, münzel kitaba dayanan ve evrensel olan bir din gibi dayattıklarını gizlemek mümkün değildir. Küfrün şifrelerinin bir değil, birden fazla olmasının sebebi, modern eşkiyaların hevâlarının birbirinden farklı olmasıdır. ABD ve müttefikleri küresel istilalarını; bazı ülkelerde askeri güçle, bazı bölgelerde istihbarat teşkilatları vasıtasıyla, bazı ülkelerde de Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşların yardımıyla devam ettirmektedir. Illuminati Çetesi’nin dünya çapındaki televizyon, radyo, gazete, dergi, elektronik haberleşme ve bilgisayar şebekeleri aracalığıyla “Cenneti yeniden yaratma”(!) projesine ağırlık verdiğini ifade eden Prof. Jose Arguelles’e göre “1997-2002 arasındaki beş yıllık süre yeniden üreme dönemidir. 2002’den itibaren gündeme girecek olan kaos dönemi, yeni dünya düzenini ortaya çıkaracaktır. 2007-2021 yılları arasındaki dönem, Başkenti Kudüs olan Kristal Krallığı’nın kuruluşuna vesile olacaktır.”


 

Misak Dergisinin 324. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Israrla Hatırlatıyor; ‘Dünya beşten büyüktür itirazımız, bir medeniyet çığlığıdır'

Son yıllarda, İslâm’ı ‘terör’ ile eşitlemeye çalışan modern barbarların gayretleri ile İslâm medeniyetinin belirleyici unsurlarından olan Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) sünnetini hedef tahtası haline getiren mübtedilerin faaliyetlerine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün aziz dinimizi terör örgütleri üzerinden öylesine bir yere konumlandırmaya çalışıyorlar ki, böyle olmadığını anlatmaya çalışmaktan çoğu zaman hakikati ifade etmeye fırsat bulamıyoruz. Şu anda birçok insanlar çıktı, türedi. Bu türedi tipler sünneti ciddi manada tartışır hale geldiler. Bu tartışmaların özellikle ülkemizde yapılması bizler için ciddi manada bir üzüntü sebebidir. Şunu açık, net söylemek zorundayım. Hoca olmak, ahkâm kesmek yetkisini kimseye vermiyor ve dolayısıyla Sevgili Peygamberimizin sünnetini tartışma yetkisini de onlara vermiyor. Bu tartışmaları açmak aslında bir neslin ifsadı anlamındadır. Ve bu nesli ifsat etme hakkını da kimse onlara vermemiştir. Kendileri de böyle bir tarzla siyasetin içerisine giremezler, girerlerse bedelini onlar da ağır öderler” dedi.

Kuzey Irak'ta Yaşanan Barzani-Talabani Rekabeti

Dünya üzerinde kendi sınırları içindeki herhangi bir etnik gruba, tek taraflı olarak ‘ayrılık veya bağımsızlık hakkı’ tanıyan herhangi bir ülke yoktur. Bu keyfiyete haiz bağımsız devlet projesi; ne zaman gerçekleşmişse, mutlaka karşılıklı mutabakat söz konusu olmuştur. Meselâ: Rusya’nın eski lideri Boris Yeltsin Sovyetler Birliği’ni dağıtmak için Ukrayna ve Beyaz Rusya cumhurbaşkanları Leonid Kravçuk ve Stanislav Şuşkeviç’le bir anlaşma (Belaveja mutabakatı, 8 Aralık 1991) imzalamış, bu sayede 15 Sovyet cumhuriyeti, bağımsızlıkları oldukça sakin bir şekilde gerçekleşmiştir. Slovakya ve Çek Cumhuriyeti iki ayrı bağımsız devlet olmak için karşılıklı mutabakata varmış, Slovakya tek taraflı bir ayrılık kararı neticesinde bir referandum yapmamıştır. Uluslar arası sistemi temsil eden BM Güvenlik konseyi, herhangi bir bölge insanının tek taraflı aldığı kararla ayrılık referandumu gerçekleştirmesini (kendi gelecekleri için) kabul etmezler. Barzani, çok basit bir mantık yürüterek; Kürt milliyetçiliği ideolojisinin içerdeki tartışmaları bastıracağını, komşu ülkelerin karşı politikalarının ise dış aktörlerle dengelenebileceğini hesap etmişti. Fakat yanıldığını anladı. Zira Referandumdan bir gün önce “kanlarının son damlasına kadar Kerkük için savaşacaklarını” ilân eden Barzani, bu açıklamayı yaptığı sırada, KDP ve KYP’li politikacılar, sosyal medyada birbirlerini hain ilan ediyorlardı.

Suudi Arabistan'da Sahve Şeyhlerinin Tutuklanması Ne Anlama Geliyor?

Eylül ayının ortasına yaklaşırken Suudi Arabistan’da önemli isimlerin birbiri ardına tutuklandıkları haberi ajanslara düştü. Ali el-Ömeri ve hemen ardından Selman el-Avde, Avaz el-Karni, Nasır el-Ömer, gözaltına alınan onlarca kişi arasında en çok tanınan isimlerdi. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, iktidar yürüyüşünde demir yumruk siyasetini tercih etti. Ancak bu süreç hiç kolay geçmeyecek. Bin Selman zaten diken üstünde olan bölgede, zarar olasılığı yüksek kararlar almaktan çekinmedi. Muhtemelen en büyük güvencesi, Trump yönetiminden aldığı destek. Ancak desteğin daimi olup olmayacağı ve ne kadar işe yarayacağı, Ortadoğu’da sürüp giden karmaşık ilişkilerle doğrudan bağlantılı. Hem monarşi içindeki hem de sivil toplum bünyesindeki Suudi iç dengelerinin de mutlaka bu süreçte hesaba katılması gerekiyor. Sahve bu iç dengelerin önemli bir parçası olmayı sürdürecek.


 
Allah Yolunda Engelleri Aşmanın Yöntemi

Allah (cc) yolunda olmak, bedelsiz değildir. Allah yolunda olmak, bedel ister. Canlarını ve mallarını Allah yoluna adamayanlar, Allah yolunda olmanın kıymetini bilemezler ve uzun süre sırat-ı müstakiym üzerinde yürüyemezler. Mü’min olmak, ömrün tamamını Allah için fedâya hazır olmak demektir. Bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” (Tevbe Sûresi/ 111) Dikkat edilirse mü’minler, imanları uğrunda canlarını ve mallarını esirgemeyenlerdir.

İnsanlara İyiliği Emretmek ve Onları Kötülükten Alıkoymak Salih Bir Ameldir

İnsanlara iyilikleri emretmek ve onları kötülüklerden alıkoymak dinin ve hilâfetin aslıdır. Meselenin keyfiyetine ve hükümlerine geçmeden önce ‘Ma’ruf’ ve ‘münker’ kavramlarını kısaca izah edelim. Maruf, iyi, iyi olarak bilinen şeylerdir. Münker, ise İslâm’ın ve aklın çirkin, kötü kabul ettiği şeylerdir. Diğer bir tabirle, dinin emirlerini, Kur’anî ve İslâmî hakikatleri yayınlamak ve bildirmek, yasak edilen şeyleri yaptırmamak, iyiliği, emretmek ve teşvik etmektir. Hayra davet, emr-i bilma’ruf ve nehy-i anilmüker bütün müslümanlara farz-ı kifaye olan salih bir ameldir. Bu yapılmayınca hiçbir müslüman mesuliyetten kendini kurtaramaz. Emri bil marufun farz olduğu yerler vardır. Bir yerde bir vazifeyi bir kişiden başka bilen bulunmazsa o bir kişiye emri bilmarufu yapmak farz olduğu gibi bir babanın evladı ile hanımına iyiliği emir, kötülükten kendilerini men etmeleri de farz-ı ayındır.

Mü'min Kadının Rabbine Karşı Sorumluluklarından Birisi: 'Hicap'

Müslüman Allah’a (cc) teslim olan demektir. Hesap gününe hazırlanan mü’minlerin en önemli vasfı, muhkem nasslarla sabit olan hakikatlere teslim olmasıdır. Allah’ın (cc) kullarından istediği yalnızca kendisine boyun eğmeleridir. Bu ilke o denli önemlidir ki her gün namazlarda kırk kez Fatiha Sûresi’nin dördüncü ayetiyle gündemde tutulmaktadır. Teslimiyetin olmazsa olmazlarından biridir Tesettür. Bilindiği gibi Allah’a (cc) kulluk, itirazsız “ama”sız olan itaati ifade eder. Allah (cc) vahiy yoluyla hayat tarzını belirleyen din göndermiştir. Kalbin ve kalıbın buna teslim oluşuna da ibâdet denir. Hayatın tamamını kapsar. Bir bölümüne din, bir bölümüne dinsizlik hâkim olamaz. Bu, laik bir algıdır. Söylem ve eylem bütünlüğü şarttır. Söylem ve eylem bütünlüğü, psikolojik açıdan da sağlıklı kişiliğin tanımıdır. 

Nübüvvet, İtikadi Tercihler ve Hikmet Üzerine Notlar

Tarih boyunca her kavme; kendi içlerinden ilahi teklifleri tebliğ eden bir Peygamber gönderilmiş, hak ile batıl birbirinden ayrılmış ve insanoğluna bunlardan birini tercih etme imkanı verilmiştir. Peygamber gönderilmesinin bir değil, birden fazla hikmeti vardır. Kur’an-ı Kerim’de: “Bu (Peygamberler gönderilmesi) şunun içindir ki; memleketleri, ahalisi gafil iken, zulümleri sebebiyle Rabbinin helâk edici olmadığındandır” (El En’am Sûresi: 131) hükmü beyan buyurulmuştur. İmam Nureddin Es Sabûni, peygamber gönderilmesinin hikmetini izah ederken, şu tesbitte bulunmuştur: “Hikmet onu gerektirmiştir ki, Allah (cc) peygamber göndersin. Bu peygamber, Allah’ın kendilerine, dünyada neler yaratıp tevdi ettiğini ve ahirette neler hazırladığını haber versin; dirliklerini temin eden şeyleri emretsin, helâk olmalarına sebeb olacak şeyleri de yasaklasın.’


 
Akitlerimize Sadakat Rabbimizin Emridir

Hesap gününe hazırlanan müslümanların, yapmış oldukları anlaşmalara ( akitlere) sadık kalmaları zaruridir. Bunun delili ‘Ey iman edenler, akitlerinizi yerine getirin’ âyetidir. Âyette geçen Ukûd, akidler demektir. Akid lügatte, bağlamak manasınadır. Bir kimse bir ipi başka bir iple düğümlediğinde bu kelime kullanılır. Daha sonra, çeşitli anlamlar için müstear olarak kullanıldı. Zemahşerî şöyle demiştir: Akid, verilen sağlam söz, ahit demektir. Bu ahit, ipin düğümlenmesine benzetilmiştir. Şair Hutaye şöyle der: Bu öyle bir topluluktur ki, komşuları ile anlaşma yaptıklarında ipleri bağlar ve sıkı sıkıya düğümlerler, yani anlaşmayı sağlam yaparlardı. Ebu Bekir Râzî (rh.a.) bu fıkhî mânâ ile “Ahkâm-ı Kur’ân”da der ki: ‘Akidleri yerine getirin’, ukud (akidler) isminin ulaşmış olduğu bütün akidlerin yerine getirilmesini gerektirir.’ Ahid, asıl lügatte bir şeyi halden hale saklayıp gözetlemektir. Böyle gözlenmesi istenen, gerekli görülen belgelere de ahid (anlaşma) ismi verilir.

Duygularının Esiri Olanlar ve İlme Tabi Olanlar

İslâm dini ilim üzerine bina edilmiştir. İlimsiz amel etmek Hristiyanların nezdinde meşhur olmuş bir felâkettir. Hak ve hakikat birdir, insandan insana değişen değer ölçüleri sayı ile ifade edilemez. Kur’an’ı Kerim’de “Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklar (zulumat) dan, nur’a çıkarır”(Bakara,2/257) ayeti kerimesindeki zulüm(karanlık) çoğul olarak gelmiş, nur ise tekil olarak gelmiştir. Dolayısı ile batıl pek çoktur, hak ise birdir. Ayrıca “Allah’ın ipine toptan sarılın, fırkalara ayrılmayın” (Âl’i İmran,3/103) ayeti kerimesinin tefsirinde ise İmam Fahruddin er-Râzi “Cenâb-ı Hak, din hususunda ihtilâf etmekten nehyetmiştir. Bu böyledir, çünkü hak ancak tektir. O’nun dışındakiler ise, cehalet ve sapıklıktır” diyerek meseleyi izah eder. Günümüzde de Allah’ın ipi(hablullah) adı altında birçok başka ipler, sapık fırkalar zuhur etmiştir. İlim ile değil de mantık ve zekâ ölçüleri içinde hareket ederek aklı din haline getirenler veya körü körüne atalarına uyanlar ya da hocalarının, üstadlarının ve şeyhlerinin her söylediğini delilsiz olarak kabul edenler hata içerisindedirler.

Aklı Karışıklar İçin Klavuz


Bu sayımızda düşünür E.F. Schumacher’in kaleme aldığı ‘Aklı Karışıklar İçin Kılavuz’ isimli eserini tanıtmaya gayret edeceğiz. Geçmişin dışlanması, yeninin kutsanması anlamında kullanılan modernizmi sorgulayan Schumacher, yaşadığı dönemde istisna oluşturan az sayıdaki düşünürlerden birisidir. Batı’nın öz güvenini kaybettiği bir dönemde yaşamış ve yaşanan kafa karışıklıklarına dikkat çekmiştir. Kapitalizmin felsefî tabiatını sorgulayan çizgi-dışı bir iktisatçıdır. ‘İktisadî problem diye bir şey yoktur ve hiçbir zaman da olmamıştır. Manevî bir problem var yalnızca!’ diyen bir iktisatçıdır. Üstelik, spekülatif düşünen, sadece kuramsal sorunlarla uğraşan bir düşünür de değildir. Eleştirisine ‘entelektüel’ ve metafizik bir temel ararken Doğunun hemen hemen bütün dinî geleneklerinden faydalanmaya çalışmıştır Schumacher. Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Hind öğretileri ve diğerleri...

Misak Dergisinin 323. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

BM Genel Kurulu, Nükleer Silah Tehlikesi ve Self Determinasyon Meselesi

Günümüzde dünyanın değişik bölgelerine yayılmış çeşitli organlarında görev yapan yaklaşık kırk bin çalışanı olan BM Teşkilâtı, yıllık elli milyar dolar gibi mütevazı bir bütçeye sahiptir. Emri altında yaklaşık yüz bin kişilik askeri kuvveti bulunan BM, geçtiğimiz ay üye ülkelerin katılımıyla yetmiş ikinci Genel Kurul’unu yapmıştır. New York’ta yapılan Genel Kurul’un gündemini; ‘İnsana odaklanmak; sürdürülebilir bir dünyada herkes için barış ve insanca yaşam mücadelesi” şeklinde tesbit eden örgütün Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘nükleer silah/savaş, kitlesel katliam ve ölüm’ temalı konuşmasını hayretle dinlemiştir. BM Genel Kurulu’nda devlet adamlarının gözlerinin içine bakarak, Washington’un başka ülkelerin yönetimlerini değiştirme ve kendine bağlı yönetimler kurma stratejisini anlatan Donald Trump, Kuzey Kore’yi haritadan silebileceklerini söylemiştir. İslâm Coğrafyası’nda (Kuzey Afrika, Hazar Denizi, Basra Körfezi vs) bulunan petrolü ve enerji kaynaklarını kontrol etmeye karar veren ABD ve müttefiklerinin başlattığı kirli savaşın 2003 yılından bugüne devam ettiğini gizlemenin bir anlamı yoktur.


 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Üyelerine Şu Suali Sordu: ‘Amerika'nın teröristlere verdiği silahlar bize karşı kullanılamaz mı?'

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın Yetmiş İkinci Genel Kuruluna katılmak için ABD’ye giden Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, yaptığı konuşmada gündemdeki hadiseleri değerlendirdi. Reuters Haber Ajansı muhabirlerinin sorduğu suallere cevap verirken; ‘ABD’nin YPG-PKK’ya silah desteğini sürdürmesinin ve NATO ortağı Türkiye’ye parasıyla bile silah vermemesinin’ dostluk ve model ortaklık ilkeleriyle izah edilemiyeceğini söyledi ve şu tesbitte bulundu: ’Biz NATO ülkelerinden istediğimiz silahları alamıyorsak, başımızın çaresine bakacağız. Biz insansız hava araçlarını almak için birçok dost ülkeye müracaat ettik, özellikle NATO ülkelerinden almayı arzu ettik. Paramızla istediğimiz halde bunları alamadık. Daha basit Zigsauer, tabanca. Bunları dahi alamamışızdır. Terör örgütüne bu silahları bedava veriyorlar, para almadan veriyorlar. Türkiye senin ortağın olacak, NATO’da beraber olacaksın, istediğin silahı NATO’daki ortağından, müttefikinden alamayacaksın. Bunu neyle izah edebilirsiniz?’

Kuzey Irak'ta Yaşanan Referandum Tartışmaları

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de yapmaya karar verdiği referandum; başta Irak Merkezi Hükümeti olmak üzere, ABD yönetimi, İngiltere, Türkiye ve İran’ın karşı çıkmaları sebebiyle, yeni bir siyasi krize sebeb oldu. Referandum süreci, siyasi analistler tarafından” bölgede, ‘henüz iyileşmeyen hastaya ikinci bir ameliyat yapılması’ durumuna benzetiliyor. Bağdat’taki Hükümet Sarayı’nda bazı yerel ve uluslararası basın ve düşünce kuruluşu temsilcileriyle bir araya gelen Irak Başbakanı Haydar El İbadi; Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) yapmayı planladığı referandumla ilgili olarak şunları söyledi: “Referandum ister şimdi, isterse gelecekte ve ister Kürdistan’da, isterse diğer bölgelerde yapılsın reddediyoruz. Referandumun ertelenmesi değil, tamamen iptal edilmesi gerekir. Bilindiği gibi Irak Anayasası’nı kuzeyden güneye kadar bütün Iraklılar oyladı. Devletimizin bütün ilgili makamları referandumun yürürlükteki anayasaya aykırı olduğu kararını verdi. Herkes bu karara uymalı. Sen (Mesut Barzani) Kürdistan bölgesinin bazı şehirlerinde çoğunluk değilsinki herkes için referandum düzenliyorsun. O bölgede Kürt olmayan diğer insanlar nereye gidecekler?”

Kapatılan Zaman Gazetesi Davası'nda Sanıkların Tahliye Talepleri Reddedildi

Geçtiğimiz ay kapatılan Zaman Gazetesi’nin yazar ve yöneticilerinin yargılanmalarına devam edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından İsmet Bozkurt tarafından hazırlanan iddianamede, sanıklar hakkında “Anayasal düzeni, TBMM ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlarından üçer kez ağırlaştırılmış müebbet “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan da ayrı ayrı 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor. İddianamede, 2013 yılı Nisan ortalarından itibaren FETÖ/PDY’nin medyada görevli üyelerinin bilinçli ve sistemli şekilde 17-25 Aralık 2013’te “yolsuzluk” adı altında gündeme getirilecek iddiaları çeşitli medya organlarında işledikleri ve Zaman Gazetesi’nde köşe ve haber yazarlarının da 17-25 Aralık sürecinde olaya müdahil olarak algı mühendisliğine katkıda bulunduğu iddia ediliyor.Tutuklu sanıkların tahliye taleplerini kabul edilmedi. Duruşma 8 Aralık 2017 tarihine ertelendi.

Türkiye'de Darbeler Sayfası Neden Hiç Kapanmaz?

 


İnsanlığın tarihini Cumhuriyetle başlatmaya bayılan Kemalist Kadrolar, Türkiye’yi köklerinden koparmak için ellerinden geleni yaptılar. Devletin “Dini” kavramı yerine Laikliği ikame ettiler. Batı’dan kanunlar ithal edildi. İstiklal Mahkemeleriyle terör devletini ikame ettiler. Neticede başardılar... Köklerinden koptu Türkiye... Kültürsüz, sığ bir ülke hâline geldi. İşte o yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinin hiçbir döneminde istikrar kazanamadı. Birey olarak insanın hukuku hiçbir zaman muhterem olmadı, devletin yani istibdadın istikbali için toplumlar bile feda edildi. Toplu Katliamlar (misal Dersim), sürekli ve yaygın gözaltılar; toplumun nefesini kesti, umutlarını söndürdü, düşünce kabiliyetini eritti.Türkiye’de yapılan veya teşebbüs safhasında kalan bütün darbeler “Atatürkçülük” adına yapılmıştır. Peki, “Atatürkçülük” nedir?

Lehvel Hadîs Kültürü'nden Kurtulmanın Çaresi Nebevî Üslûb Âdâbı

İnsanı Allah yolundan alıkoymaya çalışan müzepziplerin sahip oldukları kültürün adı “Lehvel Hadîs Kültürü” dür. Bu hakikat, muhkem nass ile sabittir: “İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlence yerine tutmak için lehvel-hadîs’e müşteri çıkar. İşte bunlara şiddetli bir azâb vardır.’ (Lokman Sûresi:6) Müfessirin ulemadan İmam Taberi (rh.a.) “Ayette zikredilen boş sözden (Lehvel Hadîs) maksadın, kişiyi Allah yolundan alıkoyan her türlü sözdür. Batıl sözleri satın alanlar, insanları bu sözler vasıtasıyla Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve Allah’ın diniyle alay ederler. Bu itibarla onlara, kıyamet gününde hor ve hakir düşüren çetin bir azap vardır. Zira onlar hem kendileri sapmış hem de diğer insanları saptırmışlardır” diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir.Lehvel Hadîs Kültürü medeniliğin değil, bedeviliğin kültürüdür. Bundan kurtulmanın çaresi medeniyet muallimimiz olan Hz. Muhammed (sav)’in Nebevî üslub adabını kuşanmaktır. 

Afrikalı Kadınlar

Kurban bayramında bir vesile ile Nijer-Tera bölgesine gittik. Afrika sorunu elbette bir çok noktadan değerlendirilmeli ve çözümler üretilmeli ama ben hanım okuyucularımız için oradaki hanımların hayatlarından biraz bahsetmek istiyorum. Dünyalıklar için evde huzursuzluk çıkaranlara... Her yeni çıkan eşyayı alma zorunluluğu hissedenlere... Eşinin maaşını problem edip daha çok isteyenlere... Velhasıl dünyevileşen bizlere bir nebze nasihat olması umuduyla... Kişi ten rengini, ırkını, dilini seçemez. Tüm renkleri ve dilleri yaratan Allah’tır. Teninin siyahlığı, beyazın üstünlüğüne işaret hiç değildir. Hayat imtihan ve imtihan şeklini belirleyen Allah’tır (cc). Afrika’da kadın olmanın imtihanı ise cidden ağırdır. Çocuğu hasta olduğunda doktor ve ağrı kesici dahi lüks olduğundan, çocuğun acı çekmesini izleyerek kendiliğinden iyileşmesini beklemek demek. Orada hanım olmak; sabah dörtte su yolunu tutup akşam dörtte kamıştan evine bir bidon suyla dönmek demek.

Peygamberlerin Sıfatları ve İnsanların Vazifeleri Üzerine Notlar

İlâhî teklifleri tebliğe memur edilen Peygamberler, babaları bir kardeşler gibidirler. Dinleri birdir. Bazı peygamberlerin sadece kavimlerine, bazılarının ise bütün insanlığa gönderilmiş olmaları, tebliğ ettikleri iman esaslarının keyfiyetini değiştirmez. Aralarında hiçbir ayırım yapmaksızın bütün peygamberlere iman etmek farzdır. Peygamberimiz Efendimiz (sav) nübüvvetin önemini veciz bir teşbihle beyan etmiştir. ’Benimle insanların misali bir ateş yakan kimse gibidir. Ateş etrafı aydınlattığı zaman, orada bulunan küçük kelebekler ateşe doğru uçmaya (içine düşmeye) başlar. O kimse, bu kelebekleri ateşe düşmekten korumaya gayret eder. Bazı insanlar ateşe doğru koşarken, ben onları bellerinden yakalayıp ateşten kurtarmaya çalışıyorum.’ İnsanların sırat-i müstakiym üzerinde yürümelerine, akıllarını kullanmalarına, şeytanın güzel gösterdiği şeylerden uzak durmalarına ve hevâlarını ilâh edinmekten kaçınmalarına yardımcı olan peygamberlerin, insanlardan hiçbir ücret talep etmedikleri de muhkem nasslarla haber verilmiştir.