BASIN AÇIKLAMASINA DAVET: EBRU ÖZKAN'A ÖZGÜRLÜK
  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   "İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 7. baskısı yapıldı

"Hidayete tabi olan, insanlara iyilikleri (ma’rûfu) emreden ve onları kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya gayret eden müslümanların, hakikate uygun olan fiillerine ‘İslâmi Hareket’ denilir."

Kitabın yazarı yıllarca fıkhi konularda yapmış olduğu ilmi çalışmalarla kendisini bu sahanın uzmanı ve otoritesi olduğunu dünya Müslümanlarına kabul ettirmiş olan Yusuf Kerimoğlu hoca efendidir. Bu kitabı okuyan bir Müslüman kitabı bitirdikten sonra hangi gurubun İslami gurup olduğunu, hangi cemaatin İslami cemaat olduğunu, İslami cemaat olmanın şartları ve rükunları nelerdir? Eminim ki bu konularda çok rahat bir şekilde kendi kararını kendisi verebilecektir.


   Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...


Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserdir. Yazar Hüsnü Aktaş; kırk yıl önce, haftalık gazetelerde ve aylık dergilerde yayınlanan makalelerini "Medeni Vahşet" adını verdiği bu eserinde toplamıştır. Birinci baskısı ‘Düşünce Yayınları’ diğer baskıları da ‘Ölçü Yayınevi’ tarafından piyasaya sürülmüştür. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra müellif hakkında bu eserin beşinci baskısından dolayı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve ‘Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştur. 1984-1985 yılları arasında tutuklu olarak yargılanmış ve mahkemenin verdiği zaman aşımı kararı ile tahliye edilmiştir. Türkiye’de ve Almanya’da korsan baskıları yapılan bu eserde yer alan makaleler, kırk yıl önce kaleme alınmıştır.


9. Baskısında geniş bir dizin eklenerek, lüks şamua kağıda yeniden düzenlenerek basıldı.

BASIN AÇIKLAMASINA DAVET: EBRU ÖZKAN'A ÖZGÜRLÜK


 
Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

"Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar" kitabının 3. baskısı yapıldı.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan hukuki, içtimai, siyasi ve ahlaki hükümleri dikkate aldığımız zaman; islam dininin, Fransa’dan ithal edilen laiklik felsefesine göre yorumlanmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset; ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bazı islâm alimleri, ‘insanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir’ tarifini esas almışlardır. Hanefi fukahasından ibn-i Abidin: “siyaset; halkı dünyada ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salâh ve menfaatleri için çalışmaktır” tarifini yapmış ve bahsin devamında şöyle demiştir: “Siyaset ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zalime; halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile; halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki şeriattan sayılır.”

Misak Dergisinin 331. sayısı çıktı

 


 



FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Filistin'in Büyük Felâketi, Evanjelist Haydutlar ve Kıyâmet Savaşı


Filistin’in istikbali meselesi, günümüzden tam 107 yıl önce Osmanlı Meclisi’nde tartışılan bir meseledir. 16 Mayıs 1911’de Osmanlı Meclisi’nde yapılan oturumda söz alan iki Kudüs temsilcisi Ruhi El Halidi ve Hafiz Sa’id ile Şam temsilcisi Şukri El Asali, yaklaşan Siyonizm tehlikesinden söz etmişlerdir. El Halidi, “Siyonistlerin maksadı başkenti Kudüs olan bir memleket-i İsrailiye kurmaktır” demiş, El Asali Siyonistlerin, “toprakların mülkiyetini aldıktan sonra burada yaşayanları zorla ya da sermaye gücünü kullanarak sürmek ve güçlü bir devlet kurmak niyetinde olduklarını” söylemişlerdir. Fakat diğer vekiller, böyle bir tehlike olmadığı, meclisin vaktinin boşa harcanmaması gerektiği gerekçesiyle konunun değişik açılardan tahlil edilmesine engel olmuşlardır. Ancak bölgede Siyonizm, gerek Müslümanlar için, gerek yerel halk açısından gerçek bir tehlike olmaya devam etmiştir. Filistinli Müslümanlar için 1948 yılı; tehcir, işkence, yıkım, enkaz ve siyonist İsrail’in kuruluş yılı olduğu için, kelimenin tam anlamıyla bir büyük felakettir. Onların nitelendirdiği gibi bir nekbe’dir. Filistin’de yaşanan soykırımın keyfiyetini izah edebilmek için  Evanjelist hâydutların/teröristlerin inançlarını ve ihtiraslarını dikkate almamız gerekir.



 

İslâm İşbirliği Teşkilâtı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin: ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür ediyoruz, Türkiye'ye minnettarız'

ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıması ve Filistin’de çıkan olayların ardından İstanbul’da, İslâm İşbirliği Teşkilâtı Olağanüstü Toplantısı yapıldı. İslâm Zirvesi Konferansı’na katılan ülkelerin devlet ve hükümet başkanları, “Uluslararası barış gücü gönderme yolu da dahil, Filistin halkına uluslararası koruma sağlanması” çağrısında bulundular. İslâm İşbirliği Teşkilâtı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin, teşkilâtın dönem başkanı Türkiye’nin çağrısıyla düzenlenen İslâm Zirvesi Konferansı Toplantısı’nın ardından düzenlenen basın toplantısında ’Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti’ ve “zirvede ele alınan en önemli hususlardan birisi, İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği suçların soruşturulması için bağımsız uzmanlardan oluşan bir komisyonun kurulması çağrısı olduğunu” ifade etti. Zirvede alınan kararlarla ilgili çalışmalarını hızlı bir şekilde hayata geçireceklerini ifade eden Yusuf bin Ahmed el-Useymin, İslâm İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluş amacının tamamıyla Filistin meselesi olduğunu belirtti.


 
Irak'ta Yapılan Genel Seçim Sonuçları ve Koalisyon Formülleri

Geçtiğimiz ay (12 Mayıs 2018) Irak halkı, ülkeyi dört yıl boyunca yönetmesi beklenen hükümeti kuracak parlamentoyu seçmek üzere sandık başına gitti. Söz konusu seçimler, DEAŞ sonrası sürecin ardından yapılan ilk seçimler olması sebebiyle, Irak için önemli bir köşe taşı niteliğini taşıyor. Yapılan genel seçimlerde Irak’ta hiçbir parti tek başına hükümet kurma yetkisini elde edememiştir. Esasen ülkede hiçbir zaman sadece iç dinamiklere bağlı olarak hükümet kurulamadığını gizlemenin de bir anlamı yoktur. Hem ABD ve İran arasındaki ilişkilerin, hem parlamentoda etkili olabilecek diğer siyasi aktörlerin öncelikli tercihlerinin önem arz ettiği söylenebilir.


 
Alman Commerzbank Başekonomisti Jörg Kraemer'in İddiası: ‘ABD'nin sopasına dönüşen doların krallığı çöküyor'

İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasındaki olağanüstü şartlardan yararlanarak uluslararası sistemin kalbine yerleşen doların egemenliğinin kırılması için çabalar yoğunlaşıyor. Alman Commerzbank Başekonomisti Jörg Kraemer de hazırladığı raporla bu konuya dikkat çekti. Doların dünyadaki kilit para birimi statüsünün çöküşe geçtiğini belirten Kraemer, “Bu eğilim, Avrupa ile giderek daha fazla arası bozulan Başkan Trump yönetimindeki ABD yaptırımlar politikası ile daha da güçlendirilebilir. Orta ve uzun vadede, bu daha güçlü bir avro/dolar döviz kuruna işaret ediyor” ifadelerini kullandı. Raporda, yabancı para birimi olarak doların rolünün uzun zamandan beri tartışıldığını aktaran Kraemer, şunları kaydetti: “Doların dünya rezerv para birimi olma statüsünün sonu mu? Bu, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri bir çok kez gündeme getirilen bir sorudur. 1960’ların başlarında, Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, ABD para biriminin özel durumunu bitirmek istedi. Ve 2009’da, Rusya ve Çin’in başkanları, benzer bir girişimde bulundular, başarılı olamadılar. Ancak doların kriter para statüsü çöküyor.” 


 
İsrail Şiddeti Ekseninde Ortadoğu'da Kudüs Krizi

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi ve büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması Ortadoğu’daki gerginliği daha da derinleştirmiştir. ABD’den iki gün sonra Orta Amerika ülkesi Guatemala da Kudüs’te büyükelçilik açtığını duyurmuştur. Ancak dünya genelinde Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak kabul edilmesinin kabul görmediği de ortada. Kararı protesto eden Filistinlilere karşı İsrail’in katliam yaparak 60’tan fazla silahsız sivil göstericiyi şehit etmesi, hem uluslararası hukuka aykırıdır hem de insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Büyükelçilik açılışına ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, Trump’ın kızı ve danışmanı Ivanka Trump ile damadı ve danışmanı Jared Kushner katıldı. Açılışa katılımda Başkan, Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ya da benzer düzeyde bir katılımın olmaması kararın Trump ve dar çevresi tarafından alındığını gösteriyor. Bu adım bir anlamda Trump’ın ABD iç politikasındaki sıkışmışlığını ifade ediyor.


 
Demokrasi Edebiyatı, Egemenlik ve İktidar Meselesi

Yeryüzünün halifesi olan insanoğlu cemiyet hâlinde yaşayan mükerrem bir varlıktır. Her cemiyette mutlaka siyasi bir otorite/iktidar ve o iktidara bağlı olan insanlar vardır. İnsanların kuvvet, zekâ, eğitim, yaş ve sağlık açısından farklı hususiyetlere sahip olduklarını gizlemek mümkün değildir. Bu farklılaşma, değişik siyasi tercihleri ve mücadeleleri beraberinde getirir. Genel anlamda siyaseti kısaca; “İktidarı elde etme, iktidarı kullanma veya iktidarı kullanmaya katılma faaliyeti” şeklinde tarif etmek mümkündür. İslâm dininin, kendine mahsus olan bir siyaset anlayışı vardır. Bu siyaset anlayışının değişmeyen hedefi, insanların dünyevi ve uhrevi saadetine vesile olmaktır. Bazı İslâm alimleri; “İnsanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir” tarifini esas almışlardır. Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset, ülke, devlet ve insan yönetimidir.


 
Şer'i Şerîf'in Maksadlarına Hizmet Etmek

Makasıdü’ş şerîâ elbette son asrın İslâm âlimlerinin farkına vardığı  yeni bir usûl değildir. Esasen 14. Asırda Endülüs’te yaşayan eş-Şâtibî ismiyle meşhur olan İbrahim b. Musa b. Muhammed, kaleme aldığı dört ciltlik el-Muvâfakât isimli kitabının bir cildini makâsıdü’ş şerîaya ayırmıştır. Eş-Şâtibî burada şer’i hükümlerin konulmasındaki maksat ve amaçları bir bir ele alarak İslâm Hukukçuları için paha biçilmez bir kaynak oluşturmuştur. Ancak, ne yazık ki eseri yüzyıllarca nisyana terk olunmuştur. Keza 18. Yüzyılda Hindistan’da  yaşayan Şah Veliyyullâh Dihlevî, yazdığı Hüccetullahi’l Bâliğâ isimli eserinde, “hikmetsiz hüküm olmaz” düsturundan hareketle ibadetleri makâsıd esaslarına göre ele alıp söz konusu eşsiz eserini vücuda getirmiştir. Son yüz yılı aşkın bir süredir hukuk sahasında yaptığımız tek şey Batı’dan hukuk ithal etmektir. Hukuk ithali, teknik ithaline benzemez. Bilindiği gibi her hukuki kural esasen toplumdaki yaşayan ve yeniden doğan değerler ile adalet ilkesi baz alınarak oluşturulur. Sosyal olgu ve etik değer bunu gerektirir.

Sarp Yokuşu Aşmak Ashâb-ı Meymene'den Olmak İçindir

İman etmekle sorumluluktan kurtulduğunu sanan kişi, kendini aldatır. Zira iman ettikten sonra asıl sorumluluklar başlamaktadır. Hesap gününe hazırlanan müslümanların yüklediği sorumlulukların başında, yeryüzünde Allah’ın (cc) hükümlerinin hakim olması ve uygulanması için bütün imkânlarını seferber etmesi gerekir. Bu seferberliğin belirleyici unsuru, Allah (cc) rızası için cihad ibadetini sabırla edâ etmesidir.   “Yoksa Allah, içinizden cihat edenleri belirlemeden ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran/142) Allah yolunda mücadele sabrı gerektirir; zira bu yol çiçeklerle bezenmemiştir. Allah’a çağrı, tüm Müslümanların üzerine yüklenmiş bir vecibedir. “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i imran/104)

Şeytanın Telkin Ettiği Vesveselerin Keyfiyeti ve Satanizm Tehlikesi

Bazı alimler, insanın manevi kuvvetlerini akıl, gazap ve şehvet olmak üzere üçlü tasnife tabi tutmuşlardır. Dünyevi ihtiras, şehvet ve gazap gibi duyguların gayr-i meşru bir şekilde dışa vurulmasını ifade için “nefs-i emmare” tabiri kullanılmıştır. Nefs-i emmarenin meşrû sınırları tahrip eden arzularına da hevâ denilir. İnsanın hakkı inkâr etmesi, şeytana uyması, adaleti hafife alması ve batıl olan ideolojileri savunması, hevâsına tabi olduğunun delilidir. Şeytanın, insanı hevâsına uyması için telkinde bulunması ‘istihvâ’ kavramıyla ifade edilmiştir. İstihva ile vesvese birbirinin mütemmim cüzüdür. Aslı olmayan, faydası ve hayrı meşkuk duygularla ilgili olarak, şeytanın insanın gönlüne ilkâ ettiği şeylere vesvese denilir. Psikiyatri biliminde “Obsesyon” olarak ifâde edilen vesveseyi, şöyle tarif etmek mümkündür: “İrâde dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, benliğe yabancı, şuurlu gayretle kovulamayan ve tekrarlayan düşüncelere vesvese (obsesyon) denilir. Bu bakımdan vesvesenin, sistemli bir zihin faaliyetine dayanmayan ve bazı hallerde kendiliğinden ortaya çıkan psikolojik bir hal olduğunu söylemek mümkündür. Kur’ân-ı Kerim’de “vesvese” kelimesi, türevleriyle birlikte beş Âyet-i Kerime’de yer almıştır. Bunlardan dördünün fiil, birinin de sıfat olarak zikredildiği malûmdur.


 
Allah Yolunda Öldürülenlere Cennet Vaad Edilmiştir (2)

Mekruh vakti olmayan cihad ibadetinin ve Allah’ın (cc) dini için yapılan savaşın bir değil, binden fazla neticesi vardır. Allah (cc) kendi yolunda savaşarak ölen, öldüren mü’minlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Bu alış-veriş Tevrat, İncil ve son kitap Kur’an’da da haber verilmiş olan bir muameledir. Rabbimiz önceki kitaplarında da, son kitabı Kur’an’da da bu konuda vaatte bulunmuştur.Bu hakikat muhkem nassla sabittir: ‘ Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da kesin olarak va’d etmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.’ (Et Tevbe Sûresi: 111)

Ramazan-ı Şerif Ayı, Oruç İbâdeti, Gece Namazı ve Sadaka-i Fıtr

Güneşin ve ayın hareketlerine göre tesbit edilen zaman dilimleri ile ibâdetlerin edası arasında zaruri bir münasebet vardır. Namaz, oruç, zekât ve hacc gibi ibâdetlerin edâsında, zamanın (vaktin) önemli bir yeri vardır. Hak ile batılı birbirinden ayıran ve hidâyet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in, Ramazan-ı Şerif ayında indirildiği muhkem nassla haber verilmiştir: “(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’an o ayda indirilmiştir. O (Kur’an) insanlar için mahz-ı hidâyettir. İçinizden kim o aya erişirse, orucunu tutsun.” (El Bakara Sûresi: 185) Bazı kaynaklarda, diğer kitapların ve suhufların da bu ayda indirildiği ifade edilmiştir. Oruç ibâdeti ile takva arasındaki münasebet, et ile tırnağın münasebeti gibidir. Sahabeden Hz. Muaz b. Cebel (ra), takvanın keyfiyetini izah ederken ‘tahkiki iman ve salih amel’ üzerinde durmuş ve şu tesbitte bulunmuştur: “Muttaki vasfına haiz olan kimseler; açık ve gizli şirkten korunan, ibâdetlerini sadece Allah (cc) rızası için edâ eden ve cennete lâyık olan kimselerdir. Takva denilince, önce kalbe yerleşen tahkiki iman akla gelir. Peygamberimiz Efendimiz’in takva kalptedir buyurmasının hikmeti budur.


 

 

Dinin Direği Olan Namaz İbâdetinin Kalbi Hükümleri

Hevâsına muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin, İslâm fıkhına uygun olan amellerine ibâdet denilir. Bazı kaynaklarda ibâdetler, değişik açılardan tasnif edilmiştir.  Bedeni ibâdet olan namaz, mükellefi münkerden ve fahşâdan koruduğu gibi, kalbini şeytanın ilka ettiği vesveselerden de korur. Kur’ân-ı Kerim’de namazın bu keyfiyeti haber verilmiştir: “Sana vahyedilen kitabı oku!.. Namazı da dosdoğru kıl (ve kıldır) Çünkü namaz edebsizliklerden ve fahşâ’dan (şer’i şerife uymayan her türlü kötü fiilden ve amelden) alıkoyar. Allah’ı zikretmek elbette en büyük (ibâdet) dir. Ne yaparsanız Allah bilir.” (El Ankebût Sûresi: 45) Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (ra) hz. İbn-i Abbas ve diğer Sahabe-i Kirâm’dan Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “Gerçekten namaz insanı her türlü kötülük ve fahşâ’dan koruyacağını, hem namaz kılıp, hem de şer’i şerifin izin vermediği işleri yapan kimselerin hakkı ile ibâdet etmediklerini” açıkça izah ettiği haber verilmiştir. 

İslâmî Gelenekte Eğitim Ahlâkı


Bu eser, klasik eğitsel kaynaklarımızın en derli toplularından birisi, belki birincisidir. Bu eserde kendinden öncekilerde bölük pörçük biçimde yer alan bilgiler, çeşitli nakiller sistemli olarak bir araya getirilip değerlendirildiği gibi, öncekilerde bulunmayan eğitsel meselelere de yer verilmiştir. Yazar mukaddimesinde, kendinden önceki eserlerde bölük pörçük haldeki bilgilerle, bilginlerden dinlediklerini, kendi tecrübelerini bu eserde topluca verdiğini belirtiyor ve şunu ekliyor: ‘Hiçbir kitapta bir arada görmediğim bu ayrıntılı eğitim-öğretim edebi/ahlâk ilkelerini, Allah’a hamd olsun, bu kitapta bir araya getirdim.’ Kitabı neşre hazırlayan da neşretme sebebinden söz ederken şunları söylüyor: “Çünkü bu kitap, eski öğretim usullerini, özellikle de İslâm’ın ilk dönemlerinde yaygınlık kazanan yöntemleri, yükselme devirlerinde yaygın olan âdâbı/ahlâkî tutum ve davranış kurallarını, ilerleme yıllarında geliştirilmiş olan üslûpları ve daha başka bilimsel ve tarihsel nitelikleri içermektedir.”

Misak Dergisinin 330. sayısı çıktı

 


 



FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Erken Seçim Kararı, İttifak Hesapları ve Psikolojik Savaş


Geçtiğimiz ay MHP’nin ve AK Parti’nin gündeme getirdiği; muhalefetin “seçimden kaçıyor görüntüsü vermemek” için karşı çıkmadığı/kabul ettiği erken seçim teklifi TBMM’de görüşüldü ve kabul edildi. 24 Haziran seçimleri siyasi partiler ve mevcut siyaset erbabı için tam bir dönüm noktası olacaktır. Başta başbakanlık makamı olmak üzere; parlamenter sistemin öne çıkardığı birçok figür, siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kalacaktır. Türkiye’de genel seçim dönemlerinde yaşanan propaganda faaliyetlerinin siyasi rekabet/mücadele sınırını aştığını, bir anlamda psikolojik savaşa dönüştüğünü söylemek mümkündür. Sürekli tekrarlanan yalanların toplamını ifade eden algı operasyonları, insanların ünsiyet kaabiliyetlerini zaafa uğratan, adetâ insanları birbirinin kurdu haline getiren bir felâkettir. Seçim sonuçlarının açıklandığı günden itibaren kaybedenler, ‘seçime hile karıştırıldığını’ veya ‘sandık güvenliğinin sağlanamadığını’ ileri sürecek, kazananlar ise aksini ispat etmek için bin dereden su getirecektir.



 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Erken Seçim Yorumu: “Milletimiz devâm derse devâm ederiz, tamam derse saygı duyarız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NTV televizyon kanalında yayınlanan Siyasi İşler Özel programında; Ahmed Arpat moderatörlüğünde , Okan Müderrisoğlu, Serpil Çevikcan ve Mustafa Kartoğlu’nun sorularını cevaplandırdı. Erken seçim kararı alınmasının sebebini izah ederken; “Erken seçim, AK Parti olarak bizim prensiplerimiz içinde olmamıştır. Son Cumhûr İttifâkı’nı beraber gerçekleştirdiğimiz müttefikimizin talebi üzerine durumu değerlendirmemiz gerekiyordu. Bahçeli’nin konuşması öncesinde durumu değerlendirmemiz söz konusu değildi. Ben on sekiz ay daha Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturma rahatlığına erişebilirdim. Sadece ülkemizin huzuru, refahı nerede diye düşünüyoruz. Ana muhalefetin bir erken seçim hırsı vardı. Onun da hırsını rahatlatalım istedik. Şimdi er meydanında milletimiz hesabını soracak. Milletimiz devâm derse devâm ederiz, tamam derse saygı duyarız’ dedi.