Misak Dergisinin 317. sayısı çıktı
 FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır.

 

   Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

   Modern Haçlı Savaşı'nın Tarihi Temeli: ‘Şark Meselesi'

Siyaset terimi olarak ilk önce 1815 yılında yapılan Viyana Kongresinde kullanılan “Şark Meselesi” projesinin tarihi temeli oldukça eskidir. Zamana ve mekâna bağlı olarak çeşitli görünümlerde ortaya çıkan ve değişik şekillerde tarif edilen “Şark Meselesi”nin temelinde, Hıristiyan-Müslüman mücadelesi veya Avrupa ile Osmanlı Devleti’nin siyasi hesaplaşması yatmaktadır. Terimin Avrupa’da ortaya çıktığı dikkate alınırsa, Şark Meselesi’nin esasen Avrupa’nın haçlı zihniyeti ile üzerine eğildiği bir konu olduğu kendiliğinden anlaşılır. Bir kısım tarihçi ve yazarlar. Şark Meselesi’nin tarihi temelini Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethettiği tarihe değil, İslâmiyet’in dünyaya indiği zaman dilimine dayandığını ifade etmişlerdir. Ancak Batı’nın meseleyi devlet siyaseti olarak ele alması Türklerin Anadolu’ya ayak basmaları ile başlamıştır.


 

   Misak Dergisinin 317. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Adâlet Bakanı Bekir Bozdağ'ın Tesbiti: “AB Adâlet Divânı'nın kararı hukukun kıyâmetidir”

AB Adâlet Divânı’nın “İşverenler çalışanlarına başörtüsü yasağı getirebilir” şeklindeki skandal kararı sonrası din ve vicdan hürriyeti Avrupa’da artık büyük baskı altındadır. Sözkonusu kararı ‘adâletin kıyâmetidir’ olarak yorumlayan Adâlet Bakanı Bekir Bozdağ, “AB Adâlet Divânı’nın aldığı bu yasakçı karar, din ve vicdan hürriyetinin, insan haklarının ve AB değerlerinin mahkeme kararıyla imhasıdır. Irkçılık, ayrımcılık, İslâmofobi, yabancı düşmanlığı gibi aşırılık hastalıklarına kimi insanlar yakalanabilir ama bunların tedavisi olabilir. Fakat her şeye rağmen adâleti, hakkı ayakta tutmak ve yaşatmakla görevli mahkemelerin, bu hastalıklara yakalanması adâletin kıyâmetidirdir. İnsanları, inançları ile işleri arasında tercihe zorlamak, ilkellik, zulüm, hukuku ve insan haklarını katletmektir. Büyük bir ilkelliktir, çağdışılıktır, ortaçağ zihniyetinin 21. Yüzyılda mahkeme eliyle hortlatılmasından başka bir anlam taşımamaktadır” dedi.

ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı McCain, ‘Türkiye'nin PYD ile ilgili muhalefetini ciddiye almalıyız'

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Joseph Votel, Silahlı Hizmetler Komitesi’nde Orta Doğu ve Afrika operasyonları hakkında senatörlerin sorularına cevap verdi. ABD Senatosu Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Arizona Senatörü Cumhuriyetçi John McCain, Suriye’de özellikle ABD’nin PYD/PKK ile iş birliği konusunda çok çetrefilli bir durum olduğunu söyledi. Geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da görüştüğünü ifade eden McCain, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “ABD’nin PYD/PKK unsurlarına verdiği destek konusunda son derece rahatsız olduğunu” ifade etti. İngiliz Financial Times Gazetesi Washington’un PYD/PKK’ya olan desteğinin Ankara’yı çileden çıkardığını yazdı. Ayrıca Rakka operasyonu başladığında, “Türkiye’nin zor durumda kalacağı” iddiasında bulundu. Başbakan Binali Yıldırım, ABD’nin, “DAEŞ’in elindeki Rakka’nın geri alınması amacıyla düzenlenecek operasyona, Kürt Halk Koruma Birliklerini (YPG) dâhil etmesi hâlinde, Türkiye-ABD ilişkilerinin ağır hasar alabileceğini” söyledi. 

AB Ülkeleri'nde Yaşanan Asimilasyon Fâciâsı

Star Gazetesi’nde yayınlanan ‘Avrupa’nın Kirli Yüzü’ başlıklı haber yorumda, AB Ülkeleri’nde yaşanan asimilasyon fâciâsının boyutları ortaya konuldu. Daha önce de “Çocuklara Nazi Zulmü” manşeti altında duyurulan haberde, çocuklarına sudan sebeplerle el konan binlerce ailenin feryadı gündeme getirilmişti. Almanya, Hollanda, Fransa, Norveç başta olmak üzere her yıl Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde binlerce gurbetçi ailenin çocuğu, ailelerinden zorla alınarak Hıristiyan ailelerin yanına veriliyor. Sadece Almanya’da 2015’de el konulan 43 bin 59 çocuktan yüzde 70’inin, gurbetçi Müslüman ailelerin çocukları olduğu bildiriliyor. Ancak resmi kayıtlarda bu sayının 10 bin civarında göründüğü kaydedildi. Bunun yanı sıra Almanya’da kaybolan 8 bin Suriyeli mülteci çocuğun akıbeti ise henüz belli değildir.

Hilafet Nizamı'nın İlgasından Sonra Geçen Dönemin Muhâsebesi

Hilafet, ilâhi teklifleri aynen ve tavizsiz tatbik etme makamıdır. İslâm şeriatı tatbik edilmedikçe İslâm milletinin ıslahı mümkün değildir. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi (rh.a.) diyor ki: “Dini devletten ayırmanın mânâsı; hükümetin din ile, dinin her hangi bir hükmüyle asla ve kat’a mukayyed kalmaması demektir. Müslümanların halife nasp etmelerinin sebebi, kendilerini temsil eden hükümetin Allah’ın şeriatiyle amel etmesidir. Halife Allah’ın şeriatiyle amel ederse ancak Rasûlüllah (sav)’in halifesi olur. Hilafetin yerine ve önüne geçirilen bütün sistemler, İslâm’a ve Müslümanlara çizilen sınırlardır. Müslümanlar olarak İslâm’a ve Müslümanlara çizilen, ama İslâm’dan olmayan bütün sınırları ve sınırlandırmaları delip geçmek imanımızın bir gereğidir.

Modernleşme ve Müslümanlar

Genel olarak modernizm, geleneği reddetmek, köklerle bağı koparmak ve yenilenmek anlamına gelmektedir. Köke bağlı kalmadan değişmek, yenilenmek. Modernizm, zihinsel dönüşümün ortaya çıkardığı bir ideoloji ve bir yaşam biçimidir; insana, doğaya, tarihe, hayata yeni bir bakıştır. Şimdilerde “Allah’ın indirdiğine gelin” çağrısı, adeta “Modernizm de bulduklarımız bize yeter,” “Demokraside bulduklarımız bize yeter” cevabını buluyor. Önceden âyetler okunduğunda “Eskilerin masalları” derlerdi. Şimdilerde ayetler hatırlatıldığında “Sen hâlâ orda mısın?” denilmektedir. slâm’ın vaaz ettiği ahlâk ilkelerinin başında “Hâyâ” gelmektedir. Modernizm, hayayı ve diğer ahlâkî değerleri yerle-bir etti. Bu hal fitnenin, fesadın, fuhşun önünü açtı. Artık başına bez örtenler bile ekranlarda koca avına çıkmayı öz güven zannediyorlar. TV başlarında akıllarını kiraya vermiş yığınlar reytingleri katlıyor. Sosyal medyadan her türlü mahrem hallerini paylaşan Müslümanlar(!) modernizmin dayatmasına ahlâki değerlerini kurban etmektedirler.

Nihilist Dalgalar/İdeolojiler ve Merhamet

 Latince’de ‘hiç’ anlamına gelen ‘nihil’ kelimesinden türetilen nihilizm, günümüzde birçok spesifik alt dala ayrılmakla beraber, en yaygın tanımıyla ’yeryüzündeki her şeyin anlamsız ve herhangi bir değerden yoksun’ olduğunu savunan felsefi görüştür.Nihilistler Allah’ın varlığını, iradenin özgürlüğünü, bilginin önemini ve ahlâki değerlenin saadete vesile olacağını reddederler. Nihilistler arasında yaygın olan kanaati şöyle ifade etmek mümkündür:’Hiç bir şey var değildir, var olsa da bilinemez, bilinse de başkasına aktarılamaz’ Modern dönemde “Taştan heykeller karşısında” dilenen toplumlar, “olmasaydın, olmazdık” diyen putperestler, nihilizm dalgaları arasında boğulmaktadırlar.

Kurtarıcı Mesih İnancının Keyfiyeti, Gaybet ve Rec'at

 Mukayeseli dinler tarihi sahasında eser veren ilim adamları; hemen her dini gelenekte (Şintoizm müstesna) zulüm, fesadın yayıldığı, siyasi ve içtimai kaosun ortaya çıktığı zaman diliminde, Allah (cc) tarafından görevlendirilmiş özel donanımlı ilahi bir kurtarıcı/mesih beklentisinin ön plana çıktığı ifade etmektedirler. İran kökenli Mecusilik ile gnostik dinler olarak bilinen Sabiilik ve Maniheizm’de; ‘ışık elçisi’ adı verilen kimsenin, yeryüzünde iyiliği ve barışı tesis edeceğine inanılmaktadır.İslâm inancı bağlamında mesih inancının bir başka yıkıcı etkisi de Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) tebliğinin önemsiz hale getirilmesi tehlikesidir. Meselâ: Fetullah Gülen’in lider kadrosundan Prof.Dr. Suat Yıldırım “Bütün insanlığın İsa’nın misyonuna ihtiyacı olduğu, bundan dolayı da Hıristiyan ve Müslümanların onun şahsiyeti etrafında birleşip bütünleşerek hem kendilerini hem de insanlığı kurtarma idealine hizmet etmeleri gerektiğini” ifade etmesi bu tehlikenin en bariz misalidir.

Tevhid Hassasiyetini Kaybedenlerin Allah'tan Başka Rabler Edinmeleri

Kitap Ehli’nin hahamlarını ve rahiplerini nasıl ilâh edindikleri konusunda Peygamberimiz Efendimiz’den rivayet edilen sahih haberler vardır. “Dürr-ül Mensûr” eserde şöyle denilmektedir: Tirmizi’nin, İbn-i Munzır’ın, İbn-i Ebu Hatem’in, Ebu Şeyh’in, İbn-i Murdeveyh’in, Beyhaki’nin ve diğer hadis kâtiplerinin bildirdiklerine göre, sahabilerden Adiyy b. Hatem şöyle diyor: “Bir gün Peygamberimizin yanına gitmiştim. O sırada Tevbe suresinin, `Onlar Allah dışında hahamlarını ve rahiplerini ilâh edindiler’ cümlesi ile başlayan âyetini okuyordu. Âyeti bitirince bana dönerek şöyle buyurdu: “Gerçi onlar hahamlarına ve rahiplerine tapınıyorlar, ibâdet etmiyorlar. Fakat bu din adamları kendilerine bir şeyi helâl kılınca o şeyi helâl sayıyorlar, buna karşılık din adamları bir şeyi yasaklayınca onu haram kabul ediyorlar.”

Sâlih Amel, Sâlih Adam

Yeryüzünde Allah’ın verdiği rızıklarla hayatını devam ettiren her mükellefin, hevâsının ihtiraslarını bir kenara bırakması ve hidayete tabi olması gerekir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) ‘Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a (cc) yemin olsun ki, arzusunu İslâm’a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz’ buyurduğu malûmdur. Hevâsının ihtiraslarını bir kenara bırakan ve ihlâsla Allah’a (cc)teslim olan mükellefin meşrû fiillerine ibadet ve salih amel denilir. İlâhi teklifleri ihlâsla edâ edebilmenin olmazsa olmaz unsuru, sahih bir imana sahip olmaktır. Allah (cc) katında makbul olan ibadet, iş, davranış ve harekete salih amel ve bunu yapan müslümana da salih adam denilir. Küfür ve günah bataklığına dalan adama salih adam denilemez, yaptığı iş de salih amel sayılmaz.


 

 

Bir Müslümanın Mürted Olduğuna Karar Verme Hadisesi: ‘Tekfir'

Ehli Sünnet ve’ l cemaatin müctehid imamları; dinde inanılması zaruri hususları ‘Kitap ve mütevatir sünnet‘ ile sınırlandırdıkları için, ölçüsüz tekfir fesadını önlemeye muvaffak olmuşlardır. Muhakkak ki Tekfir, bazı hallerde uyulması zaruri olan ve müslümanları koruyan bir güç’tür. Fakat Kontrolsüz güç, güç değildir. Tam aksine aleyhimize dönebilecek bumerang haline gelebilir. O halde bu konu ile ilgili hükmü Müslümanların kâdılarına ve müftülerine bırakmakta fayda vardır. Altının kıymetini sarraf bildiği gibi, tekfir ile ilgili hükümlerin inceliklerini de ulema bilir. Ayetlerin zahirine sarılan ve meallerde yer alan bazı cümleleri slogan gibi kullanan kimseler müslümanların maslahatını dikkate almadıkları için, fesada sebeb olmaktadırlar. Çünkü ”tekfir” işini herkes kendi şahsi tercihlerine göre yapınca bu fiil etkisini kaybetmekte, meselenin ciddiyetini izah eden âlimlerin sözleri ve uyarıları arada kaybolup gitmektedir. Sonuçta iyi niyetle de olsa, kaş yapalım derken, göz çıkarılmaktadır.

Şia Rivayet Kültüründeki Derin Paradoks: Takiyye


İran İslâm Devrimi tüm İslâm dünyasını etkilediği gibi, Türkiye’de yaşayan müslümanları da az veya çok etkilemiştir. İtikadi tercihini Anayasa ile garanti altına alan İran İslâm Cumhuriyeti, diğer mezhepleri ‘ötekileştirmeyi’ esas almıştır. Bu rağmen, İran’da yaşanan siyasi değişimi eleştirenler, ‘mezhepçilik’ damgasını yemekten kurtulamamışlardır. İtikadi noktadaki sapmaları ‘Ehl-i Bid’at Fırkalar’ olarak tanımladığımızı bile unuttuğumuz bir ortamda Suriye’de yaşanan felâket, Müslümanların kısmen de olsa gözünün açılmasına vesile olmuştur. 


İran İslâm Cumhuriyeti’nin devrim değerlerinden koptuğu şeklindeki yeni iddia kimi çevrelerce gündemde tutulmaktadır. Meselenin esasını merak edenler için Doç. Dr. Serdar Demirel tarafından kaleme alınan ‘Şîa Rivayet Kültüründeki Derin Paradoks: Takiyye’ isimli eseri tanıtmayı uygun gördüm.

Misak Dergisinin 316. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Suriye Düğümü, Nato'nun Zaafları ve Fırtına Öncesi Sessizlik
Dünya üzerinde söz sahibi olmak isteyen devlet adamlarının; hem üstün meziyetleri, hem de garip zaafları vardır. Zaaflarından birisi egemenlik ihtirasına kapılmaları ve gayr-i meşrû arzularını tatmin için değişik yollara tevessül etmeleridir. Orman kanunlarına iman eden uluslararası sistemin patronlarının, son yıllarda İslâm topraklarını kan gölüne çevirdiklerini gizlemek mümkün değildir. İlluminati Çetesi’nin siyasi ihtiraslarına teslim olan ABD Başkanları; önce “Çöl Fırtınası” (1991) harekâtıyla Basra Körfezi’ne, sonra “Sonsuz Özgürlük” operasyonuyla Afganistan’a yerleşmiştir. Bu operasyonları, NATO şemsiyesi altında yaptıkları da malûmdur. Suriye’de yaşanan iç savaşın başladığı günden bu yana, Amerikan silah tüccarlarının Ortadoğu’ya sattığı silahların cirosu, yüzde iki yüz elli artmıştır.

 

Amerika'da Yayılan İslâm Düşmanlığı ve Müslüman Yasağı

Seçim kampanyası sürecinde Amerikan ulusal medyasıyla kavgaya tutuşmuş olan ABD Başkanı Donald Trump, seçimi kazandıktan sonra da savaşını sürdürdü. New York Times, CNN gibi yayın organlarını ‘sahtekârlıkla’ suçlamaya devam ettiği görülmektedir. Bugün ABD’de sadece medya devleri değil, önde gelen şirketler, diplomatlar, yargıçlar, artık kurulu düzeni temsil eden kim varsa, ABD’nin Yeni Başkanı’na savaş açmış durumdadır.Donald Trump’ın en çok tepki çeken icraatı da, kampanya döneminde vaat ettiği, İran, Irak, Suriye, Sudan, Libya, Yemen ve Somali uyruklulara getirdiği ‘ ABD’ye seyahat yasağı’ nı yürürlüğe koyması oldu. Müslüman yasağı olarak adlandırılan bu kararnameye uluslararası alanda da tepkiler çığ gibi büyüdü. Bugüne kadar Müslümanların da insan olduğunu aklına bile getirmeyen içimizdeki Obamaseverler, havaalanlarında gözü yaşlı Müslümanların fotoğraflarını göstererek Donald Trump’ın nasıl da kötü biri olduğunu anlatmaya başladılar.

Kudüs Yüksek İslâmi Heyeti Başkanı Şeyh İkrime Sabri; “Mescid-i Aksâ'dan ezan sesini yükseltmeye devam edeceğiz”

İsrail Parlamentosu’ndaki yasama komisyonunun, Knesset’te oylamaya sunmak üzere ‘ezanın hoparlörlerden okunmasının yasaklanmasına ilişkin yasa tasarısını’ onayladığı bildirildi. Ezanın gece 23.00 ile sabah 07.00 saatleri arasında hoparlörlerden okunmasını yasaklamayı öngören yasa tasarısında, yasağa uymayan camiler hakkında bin ikiyüz dolara ulaşan cezaların kesilebileceği belirtiliyor.


Kudüs Yüksek İslâmî Heyeti Başkanı ve Mescid-i Aksâ İmamı Şeyh İkrime Sabri, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ezan yasağına kesinlikle uymayacaklarını söyledi. Şeyh Sabri, “Biz işgal gücünün bu çerçevede çıkaracağı hiçbir kanuna uymayacağız. Çünkü ezanın yasaklanması İslâm dininin temel ahkâmıyla çelişiyor. Biz Allah’ın izniyle Mescid-i Aksâ’dan ezan sesini yükseltmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Ezanın İslâm’ın şiarlarından biri olduğunu ve onbeş asırdan bu yana yüce bir davet nidası şeklinde devam ettiğini vurgulayan Şeyh Sabri, “Bunu yasaklayan hiçbir kanuna uymayacağız ve ezanın sesini asla kesmeyeceğiz” diye konuştu.

Wall Street Journal'e Konuşan Donald Trump'ın İtirafı; “Para birimimiz çok güçlü Bu bizi öldürüyor”

Hayatının büyük bölümünü iş adamı olarak geçiren ABD Başkanı Donald Trump, 17 Ocak’ta Wall Street Journal’a verdiği mülâkatta, “Para birimimiz çok güçlü. Bu bizi öldürüyor” ifadesini kullanmıştır. Daha önce de Çin’i ‘yuan’ı, Japonya’yı ‘yen’i devalüe etmekle suçlayan Trump’un, yönetiminin, döviz manipülasyonu yapan ülkeleri hedef alacağını söylediği malûmdur. Doların değerini düşürmeye yönelik bir diğer açıklama, Trump’ın Beyaz Saray Ulusal Ticaret Konseyi’nin başına getirdiği Peter Navarro’dan geldi. Navarro, geçen hafta Financial Times’a verdiği mülâkatta, düşük ‘euro’nun, Almanya’yı diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’ye karşı avantajlı konuma getirdiğini öne sürdü.ABD Başkanı Donald Trump, Transpasifik Ortaklık Anlaşması’ndan çekilmesi, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı yeniden müzakere etmek istemesi ve finansal kriz sonrasında getirilen regülasyonların iptaline yönelik adımları da piyasalarda hem belirsizliğe, hem tedirginliğe yol açmıştır. Dolardaki düşüşün önümüzdeki aylarda da devam edeceğini söylemek mümkündür.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin Lehindeki ve Aleyhindeki Görüşler

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı olarak yasama ve yürütmeyi birbirinden ayıran, doğrudan halk tarafından seçilen bir kişiye yürütme gücünü kullanma imkânını veren sistemdir. Bu hükümet sistemi Türkiye’de devlet ve millet arasındaki ilişkinin sağlam bir temele oturtulmasını, milletin temsilcileri ve bürokratik elitler arasındaki ilişkinin yeni bir dengeye kavuşturulmasını beraberinde getirecektir. Doğrudan halk tarafından seçilen ve geniş toplumsal kesimler tarafından desteklenen bir Cumhurbaşkanının, devlet ve millet arasındaki ilişkinin yeniden kurgulanmasına hizmet edeceği düşünülmektedir. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle, egemenliğe dair üç temel erkten birinin daha kim tarafından kullanılacağını seçmenler doğrudan belirleyecektir.

Kötülüğün Kelebek Etkisi

Peygamberimiz Efendimiz (sav) kötülükle mücadele meselesinde ümmetini uyarmış ve Şöyle buyurmuştur: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin. Ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim) Merhamet Peygamberi ‘nin (sav) kötülüğe karşı hemen “el ile” müdahaleyi gündeme getirmesi üzerinde durulması gereken bir husus. Gerçi hadis “kötü (bir kişi)” görürseniz demiyor, “kötülük” buyuruyor. Dolayısıyla hadisten bütün kötülüklerin insan canına kastetme potansiyelini içinde taşıdığını, bugün küçük gördüğümüz çirkin işlerin devâsâ boyutlara ulaşarak her şeyi yok etme noktasına ulaşabileceğini anlıyoruz. Kötülüğe ilk çıktığı an müdahale edilmezse, yarın her mükellefi esir alabileceğini unutmamalıyız.

İslâm'ın Yükselişi Engellenemez

Hilâfetin ilgâsı, İslâm birliğinin dağılması, Müslümanlar için esaretle geçen günlerin habercisi olmuştur. Günümüzde dünya kuvvet dengesindeki en büyük boşluk, müslümanların tamamını temsil eden bir gücün olmayışıdır. Osmanlı Devleti’nin asırlarca sağladığı “İslâm’ın cihan sulhu”, bir asır önce müstekbirler tarafından yok edilmiştir. Bu yüzyılın başındaki ‘Haçlı Seferi’ olan Birinci Dünya Savaşı yahut “Osmanlı Devleti’ni Yıkma Savaşı” dünya tarihinin en önemli barış dönemlerinden birini sona erdirmiştir. Ancak gün dönecek ve yepyeni bir dönem başlayacaktır. İslâm’ın ve Müslümanların ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir zamanda Müslümanların pasif kalmaları, İslâm’la asla ve kat’a bağdaşmaz. Önümüzdeki dönemde en gür sedâ, müslümanların sedâsı olacaktır.

“Tevhîd Dâvâsı ve İlk Mücâdele“

Bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün âlemleri yaratan Allah (cc), bütün varlıkların görevlerini takdir etmiştir. İnsan hariç bütün yaratılanlar ister istemez Allah’a (cc) teslim olmuşlardır. İnsana irade verilmiş ve kendi tercihiyle teslim olması murad edilmiştir. İşte bu sebepledir ki ruhlar yaratıldığında, insandan ahd ve misâk alınmış, sonra imtihan için yer yüzüne gönderilmiştir. Kâinatta olan varlıklar boşuna yaratılmadığı gibi insan da boşuna yaratılmamıştır: “Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (El Mü’minûn Sûresi:115) Ruhlar âleminde gerçekleşen manevi mukavelenin (ahd/misâk) kadr-ü kıymetini bilmeyen mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Her gün sadece farz namazlarda (kırk defa) tekrarladığımız şu ahde dikkat edelim: “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”