Misak Dergisinin 307. sayısı çıktı
 HİDÂYET rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in indirildiği Ramazan-ı Şerif ayı, farz olan oruç ibâdetinin edâ edildiği mübarek bir zaman dilimidir. 

 

   "Fıkhi Meseleler"in 4 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid, İbâdet ve Aile kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

   Tüm Yayınlarımız
Vahdet Vakfı Dersleri Sorulunca Söylenenler - Hüsnü AKTAŞ Medeni Vahşet - Hüsnü AKTAŞMedeni Vahşet Davası- Hüsnü AKTAŞDevlet ve Siyaset Üzerine Notlar - Yusuf KERİMOĞLU İslami Hareketin Mahiyeti - Yusuf KERİMOĞLU Mazlumlarla Sohbet - Hüsnü AKTAŞ Türkiye'nin Siyasi ve İktisadi Manzarası - Hüsnü AKTAŞKurban Risalesi - Nizameddin DEMİR İslam Toplumunda ve Çağımızda KADIN - M.AKTAŞ Alim ve Mücahid: Said-i Nursi - N. Mehmet SOLMAZ TESLİS: Üçlü Tanrı İnancı - N. Mehmet SOLMAZ İki Hayat İki Ölüm - Derda PINAR Müslümanın Din Disiplini - Mustafa ÇELİK Fütüvvet Ahlakı - Mustafa ÇELİK Tahlilu's Sünne - Mustafa ÇELİK Ticaret Ahlakı - Mustafa ÇELİK Fıkhûl Hadis - Mustafa ÇELİK Kavaid-i Fıkhiyye Şerhi - Mustafa ÇELİK
   Politika Çarşısındaki Korkuların ve Şüphelerin Faturası: Akıl Tutulması


Yirminci yüzyılın ilk yıllarından itibaren farklı ideolojileri savunan siyasi partiler, Satanizm’in temel hedeflerine hizmet için birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Soğuk savaş döneminde, değişik ideolojileri savunmayı (Komünizm, Sosyalizm, Liberalizm vs) ve bu uğurda ölmeyi marifet zanneden milyonlarca insan, birbirinin kurdu hâline gelmiştir. ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanlarından Z. Brezezinski’nin “Kontrolden Çıkmış Dünya” isimli eserinde, bu örgütlü delilik şöyle ifade edilmiştir: ’Totaliter siyasi hareketlerin egemen olduğu yirminci yüzyıl politikaları, örgütlü delilikten başka bir şey değildir. Tarihin hiçbir döneminde; dünyayı cennet hâline getirmek iddiasına dayanan ütopyalar uğruna, 175 milyon insan öldürülmemiştir. Bundan iki yüz yıl önce; Fransız Devrimi ile dünyaya yayılan, rasyonel ve idealist düşünceler, hedefinden saptırılmış ve katliam vasıtası hâline getirilmiştir.” 

   Misak Dergisinin 307. sayısı çıktı


HİDÂYET rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in indirildiği Ramazan-ı Şerif ayı, farz olan oruç ibâdetinin edâ edildiği mübarek bir zaman dilimidir. Bilindiği gibi oruç ibâdeti, daha önceki ümmetlere de farz kılınan bir ibâdettir. Bu hakikat muhkem nassla haber verilmiştir: “Ey iman edenler! Sizden evvelki (ümmet)lere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı. Umulur ki (günâhlardan ictinâb ederek) korunursunuz.” (El Bakara Sûresi:183) İmam-ı Serahsi ‘oruç ibâdeti ile insanın hevâsına karşı mücâdelesi arasındaki münasebeti’ izâh ederken şöyle demiştir: ’Oruç tutarak Allah’a yaklaşmak, nefs-i emmaresinin (hevâsının) ihtiraslarını bir kenara bırakmak, onunla savaşmakla olur. Bu anlamdaki savaş iki şekilde gerçekleşir. Birincisi; arzu edilen zamanda nefsi yemekten alıkoymak, ikincisi; uykuyu sevdiği bir zamanda kalkıp ibâdet etmekle olur. Dili korumak ve Allahû Teâlâ’nın (cc) yücelttiğini yüceltmek de nefisle savaşın bir unsurudur. Nitekim İmam-ı Muhammed (rh.a) oruç bölümüne ‘nefisle savaşmak’ diye başlamıştır.’

‘PKK Terör Örgütü'nün Kırk Yıldır Kürtlere Çektirmediği Acı Kalmadı'


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker, Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde (Dürümlü’de) PKK’lı teröristlerce yapılan katliâmla ilgili olarak şöyle dedi: ‘Ben Yakar ve Yaman ailelerini yakından tanıyorum. Bunlar masum, temiz, düzgün ve çalışkan, bu toprakların öz evlâtlarıdır. Burada Bediüzzaman’ın sözünü hatırlıyorum: ‘Sadece zalimler için yaşasın cehennem!’ İlim Ahlâk ve Kardeşlik Derneği (İhvan Der) Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Solmuş, “PKK’nın 40 yıldır Kürtlere çektirmediği acı kalmadı. Artık hâlkın yakasından düşmeleri gerekir” dedi. İnsan Hakları Cemiyeti Başkanı Mehmet Karadağ, tonlarca bombanın yerleşim yerinde patlatılmasının izâh edilebilecek bir tarafı olmadığını söyledi. Karadağ, “Saldırılarda hayatını yitiren insanlar masumdur. Benzer bâzı olaylarda en üst perdeden tepki gösteren sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler, bu katliâma sessiz kaldılar. 
‘İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım'ın Basın Toplantısı: ‘İsrail'in Lehine İmza Atan Bürokratlar Var'


İHH Genel Merkezi’nde Vakıf Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye-İsrail ilişkileri ve Gazze’deki gelişmelerle ilgili bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında en dikkat çeken ayrıntı “İsrail lehine imza atan bürokratlar” ifâdesi oldu. ‘Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri’ne rağmen bâzı Bürokratlar İsrail’in lehine olan kararlara Türkiye adına imza atıyorlar. Türkiye’nin NATO’da İsrail’e yönelik Veto’sunu kaldırdılar, İsrail’in G89 kodlu terör listesini kabul ettiler.’ Basın açıklamasının sonunda İsrail’in yerine getirmek zorunda olduğu maddeleri teker teker sıralayan Yıldırım, şunları söyledi; “İsrail Gazze’ye uyguladığı ablukayı kaldıracak. Hapishanelerde tutuklu olan Filistinli mazlumları, hiç vakit geçirilmeden mahkemelere çıkartacak. Haksız fiil tazminatı verilecek. Mescidi Aksa’ya yapılan saldırıları durduracak, Raid Salah’ı da serbest bırakacak.” Mavi Marmara ile ilgili açılan davalardan vazgeçmeyeceklerini ifâde eden Yıldırım; “Kimse bu hakka sahip değildir. Kimse de heveslenmesin” dedi.
Bangladeş Cemaat-i İslâmi Emiri, eski Dışişleri Bakanı Mevlana Mutiurrahman Nizâmî: Ben Gidiyorum...









Bangladeş’te kazanan kin ve nefret oldu. İslâm düşmanı Şeyh Hasina Hükümeti bir mücâhidi daha idâm etti. Bangladeş Cemaat-i İslâmi Emiri, eski Dışişleri Bakanı Mevlânâ Mutiurrahman Nizâmî de kendisinden önce şehâdet şerbetini içen kardeşleri Abdulkadir Molla gibi, Kameruzzaman gibi, Ali İhsan Mücâhid gibi vakarla, izzetle idâm sehpasına yürümüş ve bütün Müslümanlara şu mesajın ulaştırılmasını rica etmiştir. Son mektubunda şehit Nizâmî İslâm dünyasına nasihatlerde bulunurken içinde bulunulan durumla ilgili olarak kırgınlığını da ifâde etmiş. İşte şehidin son mektubu...

Vaktin İhyâsı

Vaktimiz, bizim imtihanımızdır. İmtihanımız da bizim ömrümüzdür. Ömrümüz doğumla başlamış ölümle de son bulacaktır : “O ki; ölümü ve hayatı yarattı, hanginizin amelce daha güzel olduğunuzu imtihan için...  O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”(Mülk Sûresi:2) Ölüm hayattan daha muhkemdir. Tertib-i Rabbanî gereği bize hayattan önce ölüm hatırlatılmıştır. Çünkü hayat, ölüm ötesine hazırlık sürecidir. Dolayısıyla; ‘Ölüm hayattaki en büyük kayıp değildir. En büyük kayıp, yaşarken içinizde ölenlerdir.’ Öleceğinizi unutmuşsanız, ölümden sonraki hayat için hazırlık yapmıyorsanız, siz ölmeden ölmüşsünüz demektir. Ölüme ve ölüm sonrasına hazırlanmak, hayatı anlamaktır. Buna ’Yarın ölecekmiş gibi yaşama’ şuuru da diyebiliriz.


 
Tesettür ve Defilesi (!)

Sıcak savaşlarda Mü’minleri yenemeyenlerin, soğuk savaşta mağlup ettiğinin bir resmidir tesettür defilesi (!). Asla yan yana gelemeyecek iki kavramı, yan yana getiren, kendini Müslüman addeden kadınlara seslenmek istiyorum: Allah’tan Korkun. Çağımızda bâtılın soğuk savaşının etkisi, sıcak savaşın etkisinden daha acı verici ve daha incitici olarak varlığını göstermektedir. Nefislerden alınan fetvalarla oluşturulan giyim tarzı, ancak nefisleri razı eder! Allah’ın rızasına talip olanların, Allah’ın rızasını her şeyden üstün tutmaları gerekmektedir. Kemalist rejim kurulduğunda insanları kılık kıyafet devrimine (!) tâbi kılmak için az insan asmadı. 28 Şubat sürecinde rektörler ve aktörler baş örtülü kızlarımıza az zülüm yapmadı! Şimdi hiç bir şey yapmalarına gerek yok, zira ifsat ettikleri zihinler sebebiyle, sadece adı kalan tesettür algısıyla yüz yüzeyiz.

Allah'a İman ve Laiklik Anlayışı Üzerine Notlar

Amerika’da bulunan Tesofistler isimli örgüt temel hedeflerini ‘derin düşünceler’(!) üretmek şeklinde ifâde etmişlerdir. Derin düşünceler üretmenin hedefini ise “bütün milletleri, hâlkları, dinleri adı bilinmeyen ebedi güç evrensel yasalara” ulaşmak olarak açıklamışlardır. Mekke Müşrikleri’nin durumu da “Tesofistler”den çok da farklı değildir. Onlara göre dünya işlerinin tedvirinde Allah’a yer yoktur. Tek kelime ile lâikliğe uygun davranırlar. Eski Zaman Gazetesi yazarlarından “hizmet ehli” Ahmet Turan Alkan, “Allah, laiklikten yanadır” diyebiliyor. Yine “hizmet ehli” yazarlardan Ali Bulaç, “Din, Devlet ve Demokrasi” isimli eserinde daha da ileri giderek “Hz. Peygamber (sav) ve ashabı laikti” iddiasını dillendiriyor. Hz. Peygamber (sav) ve ashabının ‘lâiklik felsefesine’ uyduğunu iddia etmekten daha büyük bir hezeyan olabilir mi?


 
İslâm Soslu Darwinizm

Bu günlerde okuduğum kitaplardan birisi de Mustafa İslâmoğlu’nun ‘Yaratılış ve Evrim’ adlı kitabıdır. Yazar, kitabın ilk altmış sayfasında, evrenin, Bigbang’la (Büyük patlama ile) başlayan 13,8 milyar yıllık serüveninden bahsederek konuya giriyor. Sonra, Dünyanın oluşumunun gerçekleşmeye başladığını söylediği 4.6 milyar yıllık dönemin anlatımıyla devam ediyor. Yazar, sayfa 189’da, ‘’Âdem’in de ebeveyni var mıydı?’’ diye soranları ‘’uydurulmuş din’’ taraftarları yaftası vurarak bir güzel azarlar; sonrasında, eğer ‘’Âdem insansa, (İnsan suresi 1 ve 2. ayetler) Âdem’in de bütün insanlar gibi, uzun evrim sürecinden geçmiş olduğunu ve bir ‘nutfe’ den yaratıldığını söylediğini belirtir. Böylece ana-babası vardır demeye getirir. Daha sonra binlerce ‘Homo Spiens’lerin içinden Adem’in seçildiği, Adem’in yaratılan ilk insan olmadığını ileri sürmeyi ihmal etmez. Tabii bu arada kendi eseri olan gerekçeli meâl dahil, bütün meâlleri çöpe atmayı göze almıştır. Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ adlı kitabından alıntılar yaparak, tezini isbatlamak için bin dereden su getirir..

İslâm'a Teslim Olunur; İslâm Teslim Alınmaz

İnsanların dünya ve âhiret saadetlerinin garantisi olsun diye Allah’ın beğendiği, razı olup gönderdiği dinin adı İslâmdır. Allah’ın (cc) dinine ihlâsla teslim olmak, sıkıntılardan, problemlerden, fitne ve fesad’dan kurtulmayı beraberinde getirir. Dersiminizin konusu olan âyet-i kerime’de tek bir fâsıkın getirdiği haberindahi tahkik edilmesi emredilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’e göre Müslümanların toplumu yalan ve yanlış haberlerle değil, tahkik edilmiş ve doğruluğu ispatlanmış doğru haberlerle amel eden bir toplumdur. Ama ne yazık ki; asrımızda Müslümanlar, Kur’ân-ı Kerim’e göre bir toplum inşâ edemedikleri için bırakın fâsıkın haberini araştırmayı, münkir ve müşrik medyanın haberleriyle amel eder duruma düşmüşlerdir. Yanlış ve yalan haberleri tahkik edip tashih etmek, Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) fiili sünnetinden birisidir. Sahabe-i Kiram’ın tatbikatları bu şekilde olmuştur.


 

 

Salih Amel ve Kalbin Önemi

Müslüman’ın kalbi, fıtrat hâlindeki temizliğini muhafaza ettiği müddetçe, selim olma vasfını kaybetmez. Selim kalp sahibi olan mükellef; iman, ihlâs, helal rızık ve doğruluk esaslarına riayetin zaruri olduğuna inanır. Her işinin ve amelinin Allah katında “Salih amel” olması için, bütün imkânlarını seferber eder. Bir iş ya kalple, ya dille veya diğer organlarla yapılır. Kalbimizle yaptığımız işler niyet ve düşüncelerimizdir. Dilimizle yaptıklarımız konuşmalarımızdır. Organlarımızla yaptığımız işler de eylem ve davranışlarımızdır. Şöyle de söylenebilir: İşin başlangıcında kalp vardır. Bir iş kalple düşünülür, tasarlanır, niyet edilir. Dil ile söylenir, organlarla da yapılarak tamamlanır.


 

 

 

Rothschild Para İmparatorluğu

Dünyadaki bütün önemli gelişmeleri ‘Derin Güçler’in varlığı ile izâh etmeye kalkmak Müslüman kimliğimizle çelişeceği gibi, yeryüzünde fesadın yayılması için gayret sarfeden şeytani güçlerin olmadığı vehmine kapılmak da kimliğimizi inkâr anlamına gelir. İsrail Devleti’nin kurulmasında belirleyici rol oynayan Rothschild ailesi, 1800’lü yıllardan itibaren başta Bank of England olmak üzere Fransız Merkez Bankası ve Amerikan Federal Rezerv Bankalarında söz sahibi hâline gelmiştir. George Armstrong’un kaleme aldığı ‘Rothschild /Para İmparatorluğu’ isimli eserini, İkinci Dünya Savaşı yıllarında (Pearl Harbor baskınından önce) kaleme almıştır. Gizli Dünya Devleti’ni kuran ve yöneten Rothschild hanedanlığının iç yüzünü teşhir eden bu eserin okunmasında fayda vardır.

Oruç İbâdeti, Nefisle Mücadele ve Takva

Sahih olan rivayete göre oruç ibâdeti; Bedir Savaşı’ndan sonra, Hicret’in ikinci senesinde farz kılınmıştır. İslâmi ıstılahta savm (oruç) “İkinci fecrden itibaren güneşin grubuna kadar; yemekten, içmekten, cinsi münasebetten ve orucu bozan diğer şeylerden, Allah’a (cc) ibâdet niyetiyle nefsi men etmektir’ şeklinde tarif edilmiştir. Allah (cc)’a iman eden ve O’nun yolunda cihada karar veren mükellef, oruç ibâdeti sayesinde kuvvetli bir iradeye sahip olur. Hicrî takvim ayın hareketlerine göre değiştiği için oruç ibâdetini; ba­zan (- 20) derecede, bazan da (+ 35) derecede edâ etmesi gerekir. Bunun anlamı şu­dur: Mükellef ‘dondurucu bir soğuk ve kavuru­cu bir sıcakta, Allah’ın (cc) rızası için herşeye hazırım’ taahhüdünde bulunur.

Haberlerin Tahkiki, Bilgi Kirliliği ve İslâmi Tavır

 


Bilgiye ulaşmanın en kolay, bilgi kirliliğinin de en fazla olduğu bir dönemde yaşamaktayız. Dünyayı küçük bir köy hâline getiren bilgi ve iletişim sistemleri, bilgiyi olumlu/olumsuz yönde kullanmanın anahtarı da olmuş durumdadır. İnternet kullanımı ve sosyal sitelerin hayatımızdaki etkisi günden güne artmaktadır. Sosyal sitelerde kullanılan haberler ve bilgiler, hiçbir tahkik yapılmadan büyük çoğunluk tarafından paylaşılmaktadır. Sosyal sitelerde paylaşılan ve Abdullah Azzam tarafından söylenildiği iddia edilen söz şu şekildedir: “Keşke cihada katılmayan âlimlerin sakalları saman olsaydı da, mücahitlerin atlarına yedirseydik.” Yazı aynen bu şekilde ve altına da Abdullah Azzam yazılmış!. Bu büyük bir iftiradır. Hayatının her safhasında İslâm’a için çırpınan bir şehidin, İslâm âlimlerine hakaret etmesi düşünülebilir mi?


 

Misak Dergisinin 306. sayısı çıktı


TÜRKİYE’nin önümüzdeki üç yıllık dönem için başkanlığını üstlendiği ‘İslâm İşbirliği Teşkilâtı’ zirvesi, geçtiğimiz ay İstanbul’da toplandı. Bilindiği gibi İslâm Konferansı Örgütü, 22–25 Eylül 1969 tarihlerinde Fas’ın başkenti Rabat’ta düzenlenen İslâm Konferansı’nda alınan bir kararla kuruldu. Bu organizasyonun ismi 2011 Haziran ayında Astana’da düzenlenen 38. Dışişleri Bakanları Konseyi’nde ‘İslâm İşbirliği Teşkilâtı’ (İİT) olarak değiştirildi. Bünyesinde elli altı devleti barındıran bu teşkilâtın; Birleşmiş Milletler’den sonra, dünyanın ikinci büyük uluslararası teşkilâtı olduğunu söylemek mümkündür. Fakat siyasî ve hukukî yaptırım gücü açısından, dünyanın en zayıf teşkilatlarından birisidir. İstanbul Zirvesi’nde itikadî keyfiyete, hâiz olan fırkalar (Ehl-i Sünnet/Şia) arasında Irak ve Suriye’de yaşanan çatışmaları, ‘Mezhep Savaşı’ zanneden siyasî liderlerin, fırka ile mezhep arasındaki farkı bile dikkate almadığı görülmüştür.

Sirk Aynaları, Savaşsız Zafer Tezi ve İslâm İşbirliği Teşkilâtı


İslâm topraklarını yangın yerine çeviren ABD ve müttefikleri; haberleşme vasıtalarını ‘sirk aynaları’ gibi kullanmak ve insanları hipnotize etmek için, birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Bilindiği gibi sirk aynaları, her şeyi olduğundan farklı gösterme özelliğine hâizdir. Şisman olan bir insanı oldukça zayıf, zayıf olan bir insanı da obez gibi gösterebilir. Önünden geçtiğiniz iç ve dış bükey aynaların sizi korkunç bir canavara benzetmesi de mümkündür. Günümüzde “İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat yoktur” sloganını esas alan (seküler-lâik) ideolojilerin sözcüleri, propaganda vasıtalarını ‘sirk aynaları’ gibi kullanmaktadırlar. Başta Filistin olmak üzere; istilâ altındaki bütün İslâm topraklarında, müstevlilere boyun eğmeyen Müslümanların terörist ilân edilmesinin sebebi budur. ABD yönetiminde söz sahibi olan Musevi lobisi ile Illuminati Çetesi’nin siyasi ihtiraslarına hizmet eden medya organlarının tamamını ‘Sirk aynaları’ olarak nitelendirmek mümkündür. 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tartışılan Meseleleri Değerlendirdi: “Türkiye 2023 Hedeflerinden Asla Vazgeçmeyecektir, Bu Böyle Bilinmelidir”
 


Bölgesindeki siyasi dengeleri yeniden şekillendirmeye çalışan Türkiye, terörle terbiye edilmek istenen bir numaralı ülkedir. Bazı medya aydınlarının, kanaat önderlerinin, PR şirketlerinin ve uluslararası istihbarat ajanları gibi küresel frekans karıştırıcıların, Türkiye’yi dize getirmek için bütün imkânlarını seferber ettiklerini söyleyebiliriz. Paris’te saldırı olunca “Hepimiz Charlie’yiz” naralarını atan seküler-laik aydınların, aynı Charlie Hebdo, cesedi sahile vuran Aylan bebeği domuz suretinde çizip, “Yaşasaydı tacizci olurdu” diye dalga geçtiğinde susmayı tercih ettiklerini unutmamak gerekir. Paris saldırısından sonra “Fransa Çocuklarına Ağlıyor” manşetini atan gazeteler, Ankara’da bomba patlayınca “Kanlı Pazar” manşetini atmayı tercih etmektedirler. PKK’nın tonlarca patlayıcı ile saldırıp masûm insanları, hatta anne karnındaki bebekleri öldürdüğünde “Bahar erken geldi, cemreler düşüyor” diye sevinç naraları atan vicdansızlar, Türkiye’nin param-parça olmasını arzu etmektedirler.

İslâm İşbirliği Teşkilâtı'nın İstanbul Zirvesi ve Sonuç Bildirisi


İslâm İşbirliği Teşkilâtı 1969 yılında, İslâm ülkelerini aynı çatı altında toplamak üzere kurulmuş olan bir teşkilattır. Kuruluşunun üzerinden kırk yedi yıl geçmesine rağmen bu teşkilat, önemli bir siyasî ağırlığa sahip olamamıştır. Geçtiğimiz ay İstanbul’da yapılan zirveye; yirmi beş ülke, devlet ve hükümet başkanları düzeyinde katıldı. Üç yıllık dönem başkanlığını tamamlayan Mısır, bu görevi Türkiye’ye devretti. İstanbul’da toplanan İslâm İşbirliği Teşkilâtı zirvesinin sonuç bildirisinden İran’a yönelik sert ifadeler çıktı. Bildiride, “İslâm İşbirliği Teşkilâtı, İran’ın bölge ülkelerinin ve Bahreyn, Yemen, Suriye ve Somali gibi üye ülkelerin içişlerine müdahâle etmesini ve terörizme devam eden desteğini kınar” denildi. İran’ın Suudi Arabistan’da terör suçu işleyenlerin hukukî biçimde idam edilmesi ile ilgili ifadeleri ‘tahrik edici’ olarak nitelendirildi, bu ülkenin de içişlerine karıştığı eleştirisi yapıldı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AB İlerleme Raporunu Değerlendirdi: ‘Karşılıklı İlişkileri Tahrip Edici Bir Yaklaşım Söz Konusudur'


AP Türkiye Raportörü Kati Piri’nin yazdığı rapor, geçtiğimiz ay Avrupa Parlementosu’nda kabul edildi. Raporda ‘Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğü, Kürt sorunu, Güneydoğu’daki gelişmeler, Türkiye ile AB arasında sığınmacılar konusunda varılan anlaşma ve Kıbrıs sorunu’ işlenmiştir. Türkiye’de yolsuzlukla mücadeleye öncelik verilmesi, terörle mücadele alanındaki yasal mevzuatın AİHM kararlarıyla uyumlu hâle getirilmesi talep edilmektedir.. Güneydoğu’daki gelişmelerin “kaygı verici” olarak değerlendirildiği raporda, Türkiye’nin terörle mücadele hakkının meşru olduğu belirtilmekle birlikte, bu mücadelenin insan hakları ve hukuk devletine saygı çerçevesinde yapılması ve orantılı olması gerektiği ifade ediliyor. Gazetecilerin bu raporla ilgili sorularına cevap veren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ‘kabul edilen raporu ayrıntılı bir şekilde incelediklerini’ ifade ettikten sonra “Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsını da odağına alan, Türkiye’deki demokratik gelişmeleri yok sayan ve daha çok ilişkileri geliştirici tutumdan ziyade tıkayıcı bir dil ile yazılmış” bir rapor söz konusudur.
Bir Din Adamının Gözüyle, Cizre ve Bölgede Durum

Gazeteci Orhan Miroğlu, Star Gazetesi’ndeki köşesinde, ‘Bir din Adamının Gözüyle Cizre ve Bölgede Durum’ başlıklı bir makale yayınladı. Makalenin girişinde bir din adamı bana çok değerli bir yazılı metin verdi. Gönlüm bu metni okuyup bir kenara atmaya razı olmayınca, okurlarımla paylaşmaya karar verdim. Kürt meselesi ve bugün olup bitenler bağlamında, Türkiye ya yepyeni referanslara sahip olacak, ya da korkarım ki bölünme derinleşecek ve bizzat Kürt toplumu içinde ayrışma hız kazanacak. Bu din adamının gözlemleri kanaatime göre Türkiye’nin sahip olması gereken yeni referansları hatırlatması bakımından da son derece önemli. Metin çok uzun, ama ben özetlemekle yetineceğim’ diyor. Bu makaleyi aynen iktibas ediyoruz. 

Toplumsal Fitne Musîbeti

Kur’an ve sünnet’te yer alan belirleyici kavramlardan birisi de fitne kavramıdır. Fitne, bizi Allahû Teâla’nın (cc) âyetlerinden ve Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) sünnetlerinden/hadislerinden uzaklaştıran her şeydir. Fitne bazen gayr-i meşru bir söz veya fiil olur, bazen Şeriatullah’a muhâlif bir yasa veya anayasa olur, bazen kul kaynaklı bir ideoloji olur, bazen de ideoloji ortaya koyan münkir ve müşrik bir ideolog olur. Bu fitnelerin tümüyle ferd ve toplum olarak muhatap olmamız, karşı karşıya gelmemiz mümkündür. Fitne sadece ferdi değil, aynı zamanda toplumsal bir musîbettir. Zalimlerin işlerini kolaylaştırmak, kaynayan fitne kazanının içine düşmektir. Zulüm ateştir; sadece zalimleri yakmaz, zalimlerle birlikte olanları, zalimleri destekleyip iktidar yapanları, zalimleri iktidarda tutanları da yakar. 


 
Lâik Ekonomi ve İslâm İktisadına Dair Notlar

Lâik seküler dünya görüşünü savunan filozoflar “İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat yoktur’ sloganını, vahyi mahkûm etmek için kullanmışlardır. Bu hezeyan onları derin kuyulara inmemeye; “onlar sadece dünyanın dış yüzünü bilirler” hükmüne saplanmaya ve ister istemez “hayat, ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder” demeye mecbur bırakmıştır. Tarihten ders almayan kimseler, şimdiki zamanı (moderni) mutlaklaştırmak zorunda kalırlar.. O andan itibaren siyaset, ekonomi ve saire her şey başlı başına değer üretme alını hâline gelir. Lâikperestler hukukun kaynağı olan vahyi inkâr etmiş; aklı, bilimi ve çevre şartlarını mutlak hakikatin unsuru zannetmişlerdir. Mesele burada da kalmamış, “demokrasi sadece seçim değildir” sloganının peşinde nefes nefes koşmaya başlamışlardır. Hâlbuki zaman, mekân ve hayat değişimlerin arenasıdır.