Misak Dergisinin 319. sayısı çıktı
 FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

   Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

   Vekâlet Savaşının ve Terörün Faturası: Olağanüstü Hal Hukuku

ABD’de faaliyet gösteren Yahudi Lobisi’ne bağlı yayın organlarının, Türkiye’ye karşı propaganda savaşını başlattıkları 2016 yılında yaşanan hadiseleri kısaca hatırlayalım. Türkiye’nin 2016 yılına Sultanahmet saldırısıyla başladığını, Ankara’daki Merasim Sokak ve Kızılay, İstanbul Atatürk Havalimanı katliâmlarını yaşadığını unutmamak gerekir. 15 Temmuz’daki darbe girişimi, her ülkeyi sarsabilecek keyfiyete haiz bir hadisedir. Uzun lafın kısası, Türkiye kelimenin tam anlamıyla terör ile imtihan edilmektedir. Görünen O’dur ki Illuminati çetesi; başta PKK, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere, on üç ayrı terör örgütüne ’Türkiye’yi köşeye sıkıştırın’ emrini vermiştir. Terörle mücadele için TBMM’nin ‘Olağanüstü Hâl Hukuku’nu uygulamaya karar vermesi; başta ABD derin devleti olmak üzere, AB ülkelerini endişeye sevk etmiştir. Fransa’da bir yıldan fazla bir süredir uygulanan ‘olağanüstü hâli’ hiç gündeme getirmeyen, İngiltere, Belçika ve Hollanda’da alınan ‘güvenlik tedbirleri’ni (!) görmezlikten gelen uluslararası örgütlerin samimi olduklarını söylemek mümkün değildir.


 

   Misak Dergisinin 319. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Kongresin'de Yaptığı Konuşma: ‘Kim dönerse dönsün, biz yolumuzdan dönmeyiz'

Referandumdan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AK Parti’ye dönüşü için yapılan Olağanüstü Kongre’de, iç ve dış olayları tahlil eden bir değerlendirme konuşması yaptı. Cumhurbaşkanlığı için görevi bıraktığını hatırlatan Erdoğan; ‘O zaman bu bir veda değil, yeni bir başlangıç demiştim. Ülkemize kazandırdığınız hizmetlerin en yakın şahidi milletimizin ta kendisidir’ dedi. Kongrede delegelerin ayakta alkışladığı mesajların başında şu sözleri geliyordu: ‘Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkesinin ve milletinin hayrına olmayan en küçük bir tavrını, davranışını, icraatını, sözünü duyarsanız, bugüne kadar yaptığı her şeyi bir kenara bırakın ve gereğini yapın. Böyle bir yanlışın içine düşen Tayyip Erdoğan’ın bütün hakları size helâldir.” Hz. Ömer’in ‘Yanlış yaparsam beni kılıcınızla düzeltin’ tesbitini hatırlatan bu cümleler, liderin kendisini hak-hukuk ve millet iradesiyle sınırladığının ifadesidir.

Suriye'de Değişen ABD Senaryolarının Faturası: Kronik Kaos

Yıllardır süren Suriye savaşında; sürekli değişen dengeler ve günübirlik ittifaklar,  siyaset uzmanlarının bile başını döndürmektedir. Türkiye’nin Özgür Suriye Ordusu ile birlikte gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı Harekâtı’yla el-Bâb’ın DAEŞ’ten temizlemesi, ABD’nin Türk ordusuyla ÖSO’nun Rakka operasyonuna katılımı konusunda ayak diretmesi ve hâlâ YPG/PYD ile ittifakını sürdürmesi üzerine Türkiye ilk hedefininin Münbiç olduğunu açıklamak zorunda kalmıştır. Münbiç’te Suriye savaşının iki büyük rakibi olan ABD ve Rusya’nın bayrakları neredeyse yan yana dalgalanmaya başlamıştır. Siyaset uzmanları; ABD Başkanı Donald Trump’ın DEAŞ ile mücadele stratejisinde yaptığı değişikliklerin, sivil kayıpları ve şehirlerdeki alt yapı yıkımını artırdığı, bununla beraber örgütle mücadelenin kapsamının genişlemesine ve misyonundan sapmasına yol açabileceği üzerinde durmaktadırlar. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Ocak ayında Trump’ın talimatı üzerine DEAŞ ile mücadele stratejisini incelediklerini ve hazırladıkları inceleme raporuna binaen Trump’ın DEAŞ stratejisinde iki değişiklik yaptığını söylemişti.

Kutlu Doğum'un Arka Plânı

Geçtiğimiz ay bazı günlük gazetelerde ‘kutlu doğum haftası kutlamalarının bid’at olup-olmadığı’ meselesi, değişik açılardan tartışmaya açıldı. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ‘ bu tartışmaların fitne ve fesada sebeb olacağını’ ileri sürdü ve ‘kutlu doğum kutlamalarının bid’at olamıyacağı’ fetvasını verdi. Halen FETÖ Örgütü’ne mensup olduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan Mümtaz’er Türköne, ‘Kutlu Doğum Haftası’ uygulamasını kendilerinin başlattığını ileri sürdü. İktibas ettiğimiz makaleyi kaleme alan Prof. Dr. Bedri Gencer kardeşimiz, Miladi takvime göre sabitlenen Kutlu Doğum Haftası’nı tahlil eden güzel bir makale kaleme aldı ve şu tesbitte bulundu: “Mesele FETÖ’nün Kutlu Doğum’u yönlendirmesi değil, onun deistik din-peygamber tasavvurunun bu sayede topluma mâledilmesidir. Özellikle son 14 yıldaki Kutlu Doğum programlarında akademik ve popüler konuşmaların dayandığı ana tema, müminler için Peygamber’in sünnetinin bağlayıcı olmadığıdır. ‘Din samimiyettir’ diyen bir peygamberle rahatlıkla dinler-arası diyalog kurabilirsiniz, ama Yahudilerinkinden ayrı bir tırnak kesme sünnetini gösteren bir peygamberle kuramazsınız!”


 
İlim- İrfan Ayrılmazlığı

İslâm, iman ve ilim ile küfür ve cehalete karşı savaş ilân etmiş olan bir dindir. İnsanın felahına ve salahına sebep olan ilim, irfan ile buluşan ilimdir. Yeryüzünde insanla birlikte iki türlü eğitim ve öğretim tarzı belirmiştir. Bunlardan ilki “ilim” (bilme), ikincisi “irfan” (tanıma). Bilme ve tanıma birbirlerinin ikizleridir ama farklı usûllere sahibdirler. İlim: bir annenin çocuğuna süt emzirdiğini söylemekse, irfan de, çocuğun emdiği şey’in (hakikatte) süt değil şefkat olduğunu söylemektir. İlim hakikati bildirir, irfan ise hakikati buldurur. Ehl-i hakikat olup hakikat üzere bir hayat yaşayanlar ilim ve irfan ayrılmazlığı sayesinde hakikati bilenler ve bulanlardır. Marifetullah, bütün ilimlerin özü ve özetidir.

Duâların Kabul Edileceğine İnanmayanlar Hüsrâna Uğrayanlardır

Allahü Teâlâ (cc) yarattığı kulların sadece ihtiyaçlarını bilmez aynı zamanda kulların ihtiyaçlarını karşılayacak olan yegâne varlıktır. Bir âyet-i kerime’de şöyle buyurulur: “Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten çok yakınımdır. Bana duâ edince duâcının duâsını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler.” (Bakara Sûresi: 186) Âyet-i kerime insan ile Allah arasında engel olan veya vehimlerde engel varsayılan her şeyin bir kenara itilerek bizzât Allah’ın kullarının durumlarını bildiği ve kulların ihtiyaçlarını karşıladığı haber verilmektedir. Duâ ettiğimiz zaman bir tarafta her bakımdan aciz, zavallı, kendinde zerre miktarı bile güç olmayan ben var, diğer tarafta da Allah. Bir tarafta isteyen diğer tarafta veren. İsteme ve verme irtibatı da kesindir. 

Arınma Ayı Hoş Geldin...

Hoş geldin on bir ayın sultanı, hoş geldin de İnşâAllah hoş gidersin: “Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (Farz Kılındı). Umulur ki sakınırsınız.”(Bakara:183) Farz kılındı, umulur ki takva sahibi olursunuz. Alimler orucu üç derece olarak değerlendirmişlerdir. Birincisi: İlmi olmayan, cahil tabakayı ifade eden bir terimdir “Avam”. Bunlar yeme, içme ve nefsi bir takım özel isteklerden, alıkoymakla oruç tutarlar. İkincisi: İlmi olan, ilmin hikmetlerine vakıf kimseleri ifade eden bir terim. Bunların gözü, kulağı, elleri ve diğer azaları da, mide ile birlikte oruç tutar. Üçüncüsü:  Bunlar takva olarak üstün olan kimselerdir. Salih ve sadıklardır bunlar. Kalplerine bile oruç tuttururlar. Kalpleri Allah’tan başkasıyla meşgul olduğunda, manen huzursuz olurlar.

Nifak Hastalığı ve Münâfıkların Değişmeyen Dört Vasfı

Lugat ûlemasından İbn-i Side’nin beyanına göre nifak; bir vecihten İslâm’a girmek, diğer vecihten ise çıkmaktır. Bu kelime “Nâfikaû’l Yerbû” (ova sıçanının deliği) tabirinden alınmıştır. Bazıları “Nefak”dan alındığını söylemişlerdir. Nefak; yer altında bulunan, bir ucundan girilip, diğer ucundan çıkılan işlek yol (tünel) manasına gelir. Böyle bir tünelin sahibi; onun içinde nasıl gizlenirse, nifak hastalığına tutulan kimseler de müslümanlar arasında öylece gizlenirler.Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) nifak alâmetllerini haber verdiği malûmdur: “Dört vasıf (haslet) vardır ki, bunlar kimde bulunursa tam anlamıyla münâfık olur. Kimde bu dört vasıftan birisi bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münâfıklıktan bir haslet kalmış olur. Bunlar: Kendisine birşey emânet edildiği zaman ihânet etmesi, konuştuğunda yalan söylemesi, ahdettiği zaman ahdini yerine getirmemesi ve husûmet ettiği zaman adâletten ayrılmasıdır.”

Allah ve Rasûlü'nün Haram Ettiklerini Haram Saymayanlarla Savaşmak

Müfessirlerin cizye âyetleri olarak tasnif ettikleri muhkem nass meâlen şöyledir: “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Rasûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.” (Tevbe Sûreri:29) Bu âyet-i kerime’den anlıyoruz ki; gerek Yahudiler ve gerekse Hıristiyanlar, daima Müslümanları hak din hususunda yanıltmışlar, onları hak dinden gayrisine yönlendirmeye çalışmışlardır. Ulemadan Cessas (rh.a.) bu âyetin tefsirinde der ki; “Dinü’l Hak, İslâm’dır. O, Allah’ın emrine teslim olma, Peygamberlerin beraberlerinde getirdiklerine boyun eğmedir.” İslâm’dan başka hak din yoktur. Yegâne tek hak din İslâm’dır. Bu hakikati kabul etmeyip İslâm ile birlikte başka hak dinlerin de var olduklarını iddia edenler, aynen ehl-i kitap gibidirler.’

Mâlî İbâdetlerin Edâsı, Cimrilik Sıfatı ve Şeytanın Telkinleri Üzerine Notlar

İslâm âlimleri, ilâhi tekliflerin sebebinin imtihan olduğunu ifade etmişlerdir. İçinde yaşadığımız âlem imtihan dünyasıdır ve her imtihanın bir neticesi vardır. Dünya malına ihtirasla bağlanan, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan ve şeytanın telkinlerine kapılan mükellefin, değişik ruhi hastalıklara tutulması mümkündür. Şeytanın insanoğluna kurduğu tuzaklardan birisi, onu cimriliğe teşvik etmesidir. Bu hakikat “Şeytan sizi fakirlikle korkutur. Size cimriliği emreder” (El Bakara Sûresi: 268) âyetiyle sabittir. İmam-ı Serahsi (rha) zengin olan kimselerin imtihanını izah ederken şu tesbitte bulunmuştur:’ Peygamberimiz Efendimiz (sav)’ Çok malı olanların helâk olması mümkündür. Ancak malıyla infakta bulunanlar felâha kavuşurlar. Şeytan şöyle der: ’Mal sahibi benim üç tuzağımın birinden kurtulamaz. Ya malı onun gözünde süslü gösteririm ve onu helâl olmayan yollardan toplar, ya malı onun gözünde küçültürüm (hakir gösteririm) ve onu helâl olmayan işler için harcamasını telkin ederim. Ya da malı ona sevdiririm, o da Allah’ın (cc) mal üzerindeki hakkını vermez’ buyurmuştur. 

Yemin Ederiz Ki, Allah Seni Bize Üstün Kıldı

Kul hukukunun önemi, Hz.Yusuf (as) kıssasında,yaşanan bir hadise misal verilerek anlatılmıştır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: ”Şehidin, Allah’ın kullarına olan borcundan başka bütün günahları bağışlanır.”


Cihad, şehitlik ve diğer hayırlı ameller yalnız Allah hakları için keffaret olurlar. Kul hakkına keffaret olamazlar.


Allah, kul hakkına tecavüz edenlerin günahını asla affetmez. Kul hakkına tecavüz edenler, tecavüzlerinden dolayı pişman olacaklar, hak sahibine hakkını verecekler, hak sahibi ile helâllaşacaklar, kul hakkına tecavüzden dolayı işlemiş olduğu günah için de gönülden gelerek tevbe ve istiğfar edeceklerdir. Bir daha da kul hakkına tecavüz etmeyeceklerdir.

Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet


Tarih boyunca her kavme kendi içlerinden, kendi dilleriyle konuşan bir Rasul veya nebi gönderilmiştir. Peygamber gönderilmesinin hikmeti; insanların muhtaç oldukları ilimleri öğrenmelerine ve her iki âlemde saadete ermelerine vesile olmaktır. Tevhid mücadelesinin önderleri olan peygamberler, Allah (cc) ile insan arasında, ulûhiyete, hakikate ve sevgiye dayalı münasebeti kurmaya gayret etmişlerdir. İnsanların kalplerini mutmain kılmak ve şüphelerini gidermek için Allah (cc); peygamberlikle görevlendirdiği kimseleri, bazı mucizeler ile teyit etmiştir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “İnsanların en çok musibete uğrayanları evvela peygamberlerdir, sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre belâ ve imtihanlara maruz kalır. Eğer dine bağlılığı varsa, belâsı daha da artar. Fakat dininde gevşek yaşıyorsa ona göre musibetlerle karşılaşır. Kişiye belâlar gelir gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.”

Misak Dergisinin 318. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Hakkı İnkâr ve Halkı Hakir Görmenin Faturası: Orman Kanunları

Tarih boyunca hakkı inkâr eden ve insanları hakir gören müstekbirler, kuvveti esas alan orman kanunlarını ön plâna çıkarmışlardır. Klasik Hellenist felsefenin etkisinde kalan ve ‘Hakikat yoktur, hakikat zannedilen şeyler vardır. İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat (vahiy) yoktur’ ilkesini benimseyen filozoflar, orman kanunlarını esas alan bir uygarlık anlayışını ön plâna çıkarmışlardır. Müslümanlar ile gayr-i müslim olan insanların dünya görüşleri, siyaset, adalet ve medeniyet anlayışları birbirinden farklıdır. Orman kanunlarını savunan ve ‘kuvvetli olan haklıdır’ sloganını dillerinden düşürmeyen zorbaların, bütün insani değerlerin düşmanı haline geldikleri malûmdur. Mütefekkir İbn-i Haldun “Mukaddime” isimli eserinde; ‘devletin zevâlini, hukukun ve ahlâkın zaafa uğraması’ ile açıklamıştır. Müslümanların adaletin gerçekleşmesine engel olan halleri iyi tesbit etmeleri ve bunları ortadan kaldırmak için gayret sarf etmeleri zaruridir.


 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, El-Cezire Televizyonu'na mülâkat verdi: ‘Seçim sandığından diktatör çıkmaz'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar Merkezli El-Cezire Televizyonu’na verdiği mülâkatta; halk oylaması, bundan sonra atılacak adımlar, Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik baskıları ve ABD Başkanı Donald Trump’la gerçekleştirdiği telefon görüşmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yeni sistemin halkın seçtiği kişinin despot olmayacağını garanti edip etmediği ile ilgili soruyu da Erdoğan, “Bakın sandıktan diktatör çıkmaz. Diktatör çok daha değişik yollarla gelir. Bu malum, birçok yerde silahlı darbeyle gelir. 15 Temmuz örneğin, bu ülkede başarıya ulaşsaydı, başarılı olabilseydiler o zaman ülkeyi diktatör yönetirdi.’ Avrupa ülkelerinin halk oylaması sürecinde adeta Türkiye’ye savaş açtığını ve hayal kırıklığına sebeb olduğunu ifade etti. Yaşanılan bazı hadiseleri hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Düşünün, İsviçre Parlamentosunun önünde Erdoğan’ın pankartı, şakağına silahı dayamışlar, ‘Erdoğan’ı öldürün.’ Bunu bir ülkenin cumhurbaşkanına karşı bir ülkenin parlamentosunun önünde polis koruması altında yapmak mümkün mü?.

Illuminati Çetesi'nin Sözcüsü New York Times'ın Teklifi “NATO Türkiye'ye müdahale etmeli, muhalifleri cesaretlendirmeli”

Geçtiğimiz ay yapılan referandumdan yenilgiyle çıkan hayır bloğundaki CHP ve HDP ile onların uzantısı örgütlerin sokak eylemleri çağrısı, ABD ve Avrupa basınında da ‘Türkiye’de ikinci Gezi ayaklanması süreci başlayabilir’ ve ‘NATO, Türkiye’ye müdahale etmeli’ başlıkları ile sunuldu. ABD derin devletinin sözcüsü New York Times’da yayımlanan başyazıda, Referandumun siyasi analizi yapılırken, şu ifadelere yer verildi: ‘Türkiye’de demokrasi kaybetti. Her ne kadar Türkiye, NATO’nun hayati bir üyesi olsa da demokratik değerler üzerine inşa edilen bu ittifak içerisinde giderek ayrışan bir üyeye dönüşüyor. Erdoğan, Avrupa ve Amerika ile çatışmaya girdi, Batı karşıtı düşmanlıkları ateşledi ve Rusya ile flört etmeye başladı. NATO ülkeleri, Erdoğan’ın otokratik eğilimlerini kontrol altına almak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Bu arada demokrasi savunucularına da cesaret vermelidir.”

Zorba Esed'in İdlib-Han Seyhun'da İşlediği Savaş Suçu ve Rusya'nın Tavrı

Zorba Esed Rejimi’nin İdlib-Han Şeyhun’da sivilleri hedef alan ve yaklaşık 100 kişinin ölümüne yol açan katliamda, kimyasal silah kullanması, ABD-Rusya arasındaki ilişkilerin gerilmesine vesile oldu. ABD Yönetimi, Sadece Esed rejiminin değil, Rusya’nın da bu katliamda payı olduğunu ileri sürdü. Rusya’nın Suriye siyaseti, öteden beri başlıca üç temel hedef üzerine odaklanmıştı; terörle mücadele, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi çözüme teşvik. Ancak Rusya, pratikte, bu taahhütlerini ortadan kaldıracak ne varsa yapıyor. Rusya ve müttefiklerinin Suriye’de düzenlediği hava saldırılarının siviller ile ılımlı grupları hedef aldığı biliniyor. Moskova’nın; Suriye’nin kuzey bölgelerinde PYD’yi, batısındaki bölgelerde Esed rejimini desteklemesi ise ülkenin bir emrivaki ile bölünmesine zemin hazırlıyor. Bu durum, Rusya’nın bir süre önce Suriye için hazırladığı ve farklı başlıklar altında ülkenin gerçek anlamda bölünme ihtimalini güçlendiren anayasa taslağını da destekliyor.

Devlet, Demokrasi ve Cumhuriyet Üzerine Notlar

Günümüzde devlet denilince göze çarpan ilk unsurun, kamu hizmetleri olduğunu ifade etmek mümkündür. Yani devlet, toplumda birçok hizmeti (güvenlik, sağlık, eğitim, ulaşım, alt yapı vs.) yerine getiren bir kurum olarak düşünülmektedir. Ancak birtakım hizmetleri yerine getirmesi, devlet kurumunun “belirleyici unsuru” veya temel niteliği değildir. Devletin diğer otoritelerden farklı olan niteliği “Egemenlik” (yasama, yürütme, yargı vs) yetkisini kullanan müessese olmasıdır. Egemenlik imtiyazlarını hevâlarına/keyiflerine göre kullanan siyasi iktidarların, akla-hayale gelmeyecek cinayetleri işlediklerini gizlemek mümkün değildir. Günümüzde bazı modern-seküler (lâik) ulus devletler, insani değerlerin en büyük düşmanı haline gelmişlerdir. 

İslâm'a Hizmet Etmek, Keyfiyet Değil Zarûrettir

İslâm milletinin hayırlı bir ümmet olduğu beyan edilmiştir. Hayırlı ümmet olmanın şartının ‘insanlara iyilikleri emretmek ve onları kötülüklerden alıkoymak’ olduğu haber verilmiştir: “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslâm’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.” (Al-i İmran Sûresi: 110) Bu salih amelin nasıl yapılması gerektiği, şu ayette apaçık beyan edilmiştir. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” (Nahl Sûresi: 125). Delilli, güzel öğüt ve hikmetle yapılmayan bir teliğ karşılık bulmaz. İslâm dinine hizmet etmek, kadın erkek tüm müminlere görev farklılığıyla birlikte farzdır. İslâm’ın hakim olmadığı beldelerde, farz-ı ayn olan bu görevin hakkıyla ifa edilebilmesi için davayı hayatın gayesi kılmak gerekir.

İnsanoğlunun Kadîm Felaketi: ‘Mal Şehveti'

İnsanoğlu, dünya malını biriktirmesini seven ve biriktirdiği mal sebebiyle ölümsüz olacağını zanneden bir varlıktır. İnsanoğlunun gizli ve açık birçok şehvetleri vardır. İnsanın şehvetlerinden birisi de mal şehvetidir. Mal şehveti, insanın kendi kendisine kurduğu oyun ve oyalamadır. Kalıcı olanla değil, geçici olanla meşgul olmaktır. Bu hususta Kur’ân-ı Kerim bizleri uyarmıştır: “İyi bilin ki dünya hayatı, bir oyundur, bir oyalanmadır, bir süstür. Kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır. Tıpkı o yağmura benzer ki bitirdiği ürün, çiftçilerin hoşuna gider. Ama sonra kurur, sen onu sapsarı kurumuş görürsün. Sonra da çerçöp haline gelir. İşte dünya hayatı da böyledir. Âhirette ise kâfirler için şiddetli bir ceza, mü’minler için ise Rab’leri tarafından bir mağfiret ve rıza! Evet, dünya hayatı bir aldanma metaından başka bir şey değildir.”(Hadid Sûresi/ 57/20)

İnsanları Sevmek ve Kinden Kerpiçli Mahallelerimiz

İnsanları sevmek derken tabii ki Hümanizmden bahsetmiyorum. Zaten Hümanizm insan sevgisi demek de değildir. Hümanizm, insanın Allah’a meydan okuyarak kendisini merkeze koymasının adı. Kendi kendine tapma hezeyanı. İnsanları sevmek derken kastım, zaafları ve kuvvetli yanlarıyla gerçekten insanı sevmek. Bütün ideolojiler insanları dışlamak, ötekileştirmek temayülünün sonucu olarak insanların başına bela olmuştur. İdeolojiler, insanlar arasındaki farklılıkları abartarak birini diğerine düşman etme üzerine kurulmuştur. “Ötekisi” olmayan ideoloji yoktur. Doğal ayrılıklar bile düşmanlık vesilesidir, ideolojilerde. Mesela “Feminizm” de kadın ve erkek arasında düşmanlık ilişkileri mevcut. Komünizm işçi ile patronu birbirine düşürür. Kapitalizmde fakirler asalak olarak damgalanır. Modern zamanlarda bırakalım bütün insanlığı... Müslüman kardeşini bile sevmeyen, sevemeyen insanlar topluluğu zuhur etti.