Misak Dergisinin 314. sayısı çıktı
 FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

   "Fıkhi Meseleler"in 4 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid, İbâdet ve Aile kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

   Gizli Servis Operasyonları, Asimetrik Savaş ve Kronik Kaos
Başta CIA olmak üzere, dünya çapında faaliyet gösteren istihbarat örgütlerinin gizli operasyon dosyaları bir hayli kabarıktır. 1961 yılında Komünistlere sempati duyduğu düşünülen Dominik Cumhuriyeti Devlet Başkanı Rafael Trujillo, CIA tarafından gerçekleştirilen bir suikast sonucu öldürülmüştür. Günümüzde de CIA’nın değişik suikastlara imza attığı bilinmektedir. ABD’nin siyasi emellerine hizmet eden Atlantik Paktı (NATO) ülkeleri ile Avrasya Harekâtı’na liderlik eden Rusya arasında yaşanan siyasi rekabetin, İslâm topraklarında yaşanan asimetrik savaşa yeni bir boyut kazandırdığını söylemek mümkündür. Seçim kampanyası esnasında ABD derin devletinin, silah lobilerinin ve iç istihbarat şeflerinin (FBI) desteğini arkasına alan Donald Trump’ın; gerek WASP (White Anglo-Saxon Protestan) kimliği konusunda, gerek İslâmofobia (İslâm düşmanlığı) meselesinde, muhâliflerinden farklı düşünmediği mâlumdur. Zira Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na getirmeyi düşündüğü Korgenaral Mike Flynn; seçim propagandası esnasında, ‘İslâm dinini kansere benzetmiş, militan İslâm’la ve din adına savaşan teröristlerle mücadelenin zaruri olduğunu’ her fırsatta tekrarlamıştır. İslâm topraklarındaki kronik kaos hâli devam edecektir.

 

   Devleti Kuran İrade, Seçim Savaşları ve Muasır Medeniyet


Tarih boyunca cemiyet, siyaset ve devlet kavramları ile ‘hâkimiyet/egemenlik’ kavramı arasındaki münasebetin tartışıldığını söylemek mümkündür. Mütefekkir İbn-i Haldun’a göre ‘cemiyet hayatı, insanların birbirlerine olan ihtiyaçları (teavün/dayanışma) sebebiyle ortaya çıkan bir hayattır. Devlet ise adaletin sağlanması gibi zaruri bir maslahatın neticesidir.’ Münzel kitaba dayanan dinlerin hükümlerini hafife alan ve keyiflerini kanun haline getirmeye çalışan politikacıların; devlet otoritesini kullanırken, insanların en tabii haklarını ve adaleti ciddiye almamaları fesadın yayılmasına vesile olmuştur. Totaliter siyaset kültürünün ortaya çıkardığı ‘Hikmet-i Hükümet’ anlayışı, insanları devletin kölesi haline getirmiştir.  Günümüzde örgütlü olarak siyasi mücadele veren ve birbirlerinin muhalifi olan sınıfların liderleri ‘devleti ele geçirmek’ veya ‘devlet içinde paralel bir devlet kurmak’ gibi, asabiyete dayanan ihtiraslarını ifade etmektedirler. Kurucu irade ve seçilmiş iktidar kavramları çerçevesinde yapılan tartışmalar, Aydınlanma felsefesinin getirdiği siyasi kültürle ilgilidir. 
   Misak Dergisinin 314. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 90.oo TL olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Muhtarlar Toplantısı'nda Konuştu: ‘Asimetrik Savaşa karşı Milli Seferberlik ilân ediyorum'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı son Muhtarlar Toplantısı’nda, içinde bulunduğumuz hâli ifade ederken şöyle dedi: ‘PKK-PYD, DAEŞ, FETÖ ve bütün terör örgütlerine karşı milli seferberlik ilân ediyorum. Yaşadığımız dönem, en az İstiklâl Harbi kadar önemlidir, kritiktir. Hayati sonuçlar doğuracak ehemmiyettedir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından dönemin güçleri, Türkiye’yi İç Anadolu’da sıkıştırarak, Sevr’de tasarladıkları bir avuç toprağa mahkûm etmek istiyorlardı. Aynen bugün Halep’te olduğu gibi.. Üst akıl dediğimiz şey her gün yeni şeytani plânlarla ortaya çıkıyor. Bugün hem bölgemiz hem de ülkemiz üzerinde çok sinsi, çok alçak, çok kanlı oyunlar oynanıyor.’

Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: “Kim Türkiye'yi tehdit ediyorsa, gereken cevabı vereceğiz”

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, yurt içinde ve yurt dışında yürütülen terörle mücadele ilgili değerlendirmelerde bulundu. Suriye’de terör örgütleri DEAŞ ve PYD’den temizlenen güvenli alanları hatırlatan Hükümet Sözcüsü, “Irak ve Suriye ile bin ikiyüz elli kilometre sınırımız olduğunu belirterek, “Terör örgütleri dışarıdan destek alamazlarsa bir hafta bile ayakta duramazlar. Türkiye’yi kim tehdit ediyorsa gereken cevabı vereceğiz” dedi. Teröre karşı birlik ve beraberliğin korunması gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, “Türk-Kürt kavgası çıkarmaya çalışanlar bunu başaramadılar. Çukur siyasetinden sonra HDP’nin yüzde 80, yüzde 90 oy aldığı yerlerde şimdi insanlar ‘yeter’ diyor. Artık sizi istemiyoruz diyor. PKK’ya lanet olsun diyor. Bu kavga millet düşmanı PKK ile millet arasındaki bir kavgadır. Fırat Kalkanı Operasyonu başlamadan önce Kilis’e her gün roketler düşüyordu. Çok sayıda insanımız da şehit oldu. Türkiye Cerablus operasyonunu yaparak DEAŞ unsurlarını temizledi. Sınırımız ciddi şekilde güvenliğe ulaşmış oldu.”

Müslümanlarla Dayanışma Platformu'nun Düzenlediği Panel: “İslâmî Bakış Açısıyla 15 Temmuz Darbe Girişimi”

Kocatepe Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panel, Kur’an tilaveti ve mealinin okunması ile başladı. Paneli çok sayıda duyarlı Ankaralı ilgiyle takip etti. Panel, Müslümanlarla Dayanışma Platformu tarafından organize edildi.Oturum Başkanlığını, Genç Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Kaçar’ın yaptığı panele Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi Genel Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Can,“Türkiye’deki Darbelerin Arka Planı ve Dış Bağlantıları,” Vahdet Vakfı Başkanı Hüsnü Aktaş, “Darbe Sonrası Öne Çıkarılan Kavramlar ve Kritiği,” İlkav Vakfı Başkanı Mehmet Pamak “15 Temmuz Darbe Öncesi ve Sonrasının İslâmi Bakış Açısıyla Değerlendirilmesi” başlıklı sunumlarıyla iştirak ettiler. Oturum Başkanı Ali Kaçar da başta Halep olmak üzere Coğrafyamızdaki katliamların devam ettiğini, terörü ve darbeleri ABD ve Batı’nın desteklediğini, bu terör bataklığının asıl sorumlusunun ABD olduğunu dile getirdi.


 
Halep Vahşeti ve Dünya Müslümanlarına Yapılan Zulüm

Günümüzde İslâm topraklarına, özelde Halep’e baktığımız zaman görünen manzara vahşetten başka bir şey değildir. Avrupa Hristiyan ittifakı, Amerika, Rusya, Uzakdoğu putperestleri, Asya kâfirleri, Afrika vahşileri, Arap mürtedleri ve zalim Şia hepsi bir olmuş Müslüman halkın tepesinden bombalar yağdırmakta, hedef ayırımı yapmadan kadın, çocuk, yaşlı demeden insanların param-parça edebilmektedirler. Hümanist Avrupa halkları (!) da bu duruma seyirci kalabilmektedir. İstila etmiş oldukları İslâm topraklarında yapılan barbarlığa birtakım mazeretler uydurarak televizyonları başında, sıcak odalarında, üzeri çeşit çeşit yiyeceklerle dolu yemek masalarında salyalarını akıtarak, şişman ve yağlı göbeklerini, kanlı elleriyle daha fazla doldurmanın gayreti ile en azından bu insanlık vahşetine seyirci kalmaktadırlar. Tarih boyunca bu barbarlar sadece Müslümanları değil, bütün insanlığı ezmişler, sömürmüşler ve insanları köleleştirmek için çeşitli tuzaklar kurmuşlardır. Bir anlamda vahşi köle düzenlerini devam ettirmek için her türlü çirkin oyuna başvurmaktan asla geri durmamışlardır.


 
Müsâdeme-i Efkâr'dan Bârika-i Hakikat Doğar

Söylenen her söze kulak vermek ve sözlerin en güzeline tabii olmak, mü’minlere vasıf kılınmıştır. Şair Namık Kemal “Müsâdeme-i efkârdan bârika-i hakikat doğar” demiş Yani fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşekleri çakar. Düşünce-fikir alışverişi ve tartışmaları yeni fikirlerin doğmasına vesile olur. Hem fikrin sahibi aydınlanır bu alışverişten, hem etraftakiler. Müsâdeme-i efkârda bulunan Müslümanların gayeleri, haklı çıkmak değil, hakkı bulmaktır. Hakkı bulduktan sonra gayr-i meşru sözlere tâbi olmamaktır. Gaye hakkı bulmak değil de haklı çıkmak olunca, istismara uğramayan Rabbanî değer kalmaz. Müslümanların vasfı, sözü dinleyip en güzeline tâbi olmaktır. Bu hakikat muhkem nass ile sabittir: “Onlar ki, sözü dinlerler, onu en güzeline uyarlar. İşte Allah’ın doğru yola eriştirdiği bunlardır. Ve işte akıl sahipleri de bunlardır.”(Ez Zümer Sûresi:18) Müsâdeme-i efkâr’a tahammülü olmayanların söylenen sözleri dinlemeleri ve en güzeline tâbi olmaları mümkün değildir.

“Yâ Esefâ Alâ Yusuf”

“Acı dolu yaşama hoş geldin” diye fısıldarmış Hintliler, doğan bebeklerin kulağına. Acı, elem, sıkıntı, dert her yanda içinde kaygı olmayan şuh kahkahalar ya bir delinin veya burnunun ucunu göremeyenlerin tırmığı. “Biz insanı gerçekten bir sıkıntı içinde yarattık” (Beled Sûresi:4) âyetinin izahında Razi (rh.a)’in “Dünya hayatı elemdir veya elemden kurtulma çabası” tespitini okuyunca Hintlileri anlıyoruz. Bu tür bir elem dünya hayatının belirleyici unsurlarından birisidir. Yusuf’u kaybedince Beyt’ül Hazen (Acılar Evi) hâline gelen Hz.Yakup’un (as), elemi Yusuf oldu. Sarılamıyordu bedenine, koklayamıyordu saçlarını ama Yakup (as)’ın yüreği Yusuf’un acısıyla kavruluyordu. Zifiri karanlıklar içerisinde soluğu kesilmiş, yaralı diliyle kalbine ağır bir sitem yolladı Yakup (as): “Yâ Esefâ Alâ Yusuf” dedi ve gözlerine ak düştü. Yutkunuyor, yutkunuyordu.”

Tevbelerin Bile Tevbeye Muhtaç Olması...

Tevbe ibadeti Allah’ın kullarına büyük bir ikrâmıdır. Zayıf yaratılmış olan insanın hatasız olması mümkün değildir. Allah (cc) rahmeti gereği tevbe ve istiğfar ibadetini bizlere farz kılarak hata, unutma, yanılma, cahillik vb. sebeplerden dolayı yapılmış olan günahları affedeceğini beyan etti. İnsan zayıftır. Cahildir. Verilen nimetleri hakkıyla takdir edemediği için nankörlük eder. Lâkin irade zayıflığına karşı aklını kullanma ve irade gücü, cahilliğine karşı öğrenme kaabiliyeti ve ilim kaynağı olan kitap, unutma, hata etme, günaha sürüklenmesine karşı pişmanlık duygusu ve tevbe yolunun açık bırakılması gibi nimetler bahşedilmiştir kendisine. Yaratılış gayesi imtihan olunca iki zıt özelliği bünyesinde taşıması da kulluk mücâdelesi için elzemdir. Sözün özü insan imtihan gereği iki zıt kabiliyeti bünyesinde barındırır: ”Nefse ve onu şekillendirene. Sonra ona kötülüğü hem de ondan sakınmayı ilham edene. (Nefsini) tertemiz yapan kişi muhakkak umduğuna ermiştir. Onu alabildiğine örten kişi ise elbette ziyana uğramıştır.” (Şems:8-10)

Küfür Cephesinin Allah Yolundan Alıkoyma Faaliyeti

İlahî kelâmda, küfürle ilişkilendirilen sıfatlardan birisi de ‘Allah yolundan alıkoyma’dır. Aslında bu, Allah’ın sevmediğini (Âl-i İmran 3/140), hidayet etmeyeceğini bildirdiği (Bakara 2/258) zalimlerin sıfatı olarak anılır, fakat aynı zamanda küfürle de ilişkilendirilir. Nitekim Hûd suresinin 18. ayetinin sonunda, “Bilin ki, Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir” buyurulduktan sonra, devam eden ayette zalimlerin üç sıfatı şöyle sıralanır: “Zalimler öyle kimselerdir ki, Allah yolundan alıkoyarlar, onu ‘eğri’ göstermek isterler, ahireti inkâr ederler” (Hûd Sûresi/ 19) Ahireti inkâr apaçık küfürdür, ‘Allah yolundan alıkoyma’ ve ‘Allah yolunu eğri gösterme’ sıfatları ise küfürle anılmakta; dolayısıyla bu sıfatlar da küfürle irtibatlandırılmış olmaktadır. Bu ilahî mesaj karşısında mü’min kendisini değerlendirmeye tabi tutmak ve böyle bir eğilim içinde ise bundan derhal vazgeçmek mecburiyetindedir. İlgili ayette, ‘Allah yolundan alıkoyma’ herhangi bir kayıtla kayıtlanmamıştır. Fakat çoğu defa meallerde ayete, ‘insanları’ kaydı eklenerek anlam sınırlandırılmıştır. Oysa ayet-i kerime bunu mutlak bir sıfat olarak ortaya koymaktadır.

Hakikat Yolculuğunda ‘Nefs Bilgisi'nin Önemi

Hakikati arayanların geçmiş tecrübeleri içinde nefsi anlama çabası önemli bir yer tutar. Zira hakikat yolculuğunda nefsin bilinmesi veya nefs bilgisi en kritik eşiklerden biridir. Hakikate talip olan herkes, yolculuğunun herhangi bir aşamasında mutlaka nefsin ne olduğunu merak etmiştir.Nihayet bu konunun hassasiyeti veciz bir sözle taçlandırılmıştır: “Nefsini bilen Rabbini bilir!” Bu noktada en önemli soru şudur:: Rûh veya “rûh” anlamıyla “nefs” hakkındaki bilgimiz ne kadardır? Öncelikle konuyla ilgili muhkem âyetin meâlini okuyalım: ‘Sana rûhtan soruyorlar. De ki: O, Rabbimin emri’ndendir. Size bu hususta az bir ilimden başkası verilmemiştir.’ (El İsrâ Sûresi: 85)İnsan, rûhunu ne derece bilebilir ki, böylece nefsini ve bu sayede de Rabbini bilmiş olsun? Konuyu inceleyen âlimler ve ekollerin genel olarak iki eğilimde olduğu dikkat çekmektedir. Müfessir, muhaddis, fakîh ve kelâmcıların çoğu, rûhla ilgili bazı açıklamalar yapsalar da, bu meseleye daha fazla dalmayı ve daha ileri söz söylemeyi uygun görmemişlerdir. Felsefeyle iştigal eden kelâmcı ve sûfîler ile bâtınî eğilim taşıyanların ise yorumlarına sınır çizemedikleri görülmektedir.


 

 

Ahilik Ugulamalarının Ahlâkî Yönü ve Günümüze Uyarlanması

Ahilik ve fütüvvet anlayışı içerisinde, bugün ve yarın da kullanılabilecek nazari ve pratik yönleri olan önemli değerler mevcuttur. Mesleki hayat içinde meslek ahlâkı denen konu her devirde olduğu gibi bugün de büyük önem taşımaktadır. Geçmişte atalarımız mesleki ahlâk konusunu bu tür organizasyonlar içinde sağlamaya çalışmışlardır. 24-25 Ekim tarihlerinde Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki Eğitim Genel Müdürlüğü’nün Antalya’da düzenlemiş olduğu iki günlük bir toplantıya iştirak eden Erhan Erken’in, ikinci gün yapılan oturumda “Ahilik Uygulamalarının Ahlâki Yönü ve Günümüze Uyarlanması” başlığı altında yaptığı konuşmanın özetini sunuyoruz.

Modernleşme Kuramı: Eleştirel Bir Giriş


Batı’da filizlenmeye başlayan Aydınlanma hareketinin liderleri bilginin güç olduğunu fark ettikten sonra, bu gücü kullanmayı da öğrendiler. Önce tabiata, sonra tüm dünyaya hükmetmeyi esas alan bu anlayış kendine yer açabilmek için eskiye ait ne varsa düşmanlığı esas almıştır. Öncelikle iktidarına alternatif gördüğü kiliseyi mahkûm etti. Kilisenin karanlığından tüm dünyayı kurtarma iddiası ile ortaya çıkan Aydınlanma Hareketi dünyaya ikisi büyük olmak üzere yüzlerce savaşın içine soktu, milyonların ölümüne sebeb oldu. Onlar için Cezayir’de FİS’in aldığı oy oranının %85 olmasının bir önemi yoktu. Önemli olan sömürge düzenlerinin devamıydı. İç savaş çıkartmakta da mahir idiler. Mısır’da Müslüman Kardeşler hareketi darbeyle devrildiğinde sessiz kalmayı tercih ettiklerinde yüzleri kızarmamıştı. Onlar için demokrasi helvadan bir puttu. Demokrasi getirmeyi vaad ettikleri Irak, bunun karşılığında yaklaşık iki milyon canı bedel olarak ödemişti. Tanıtımını yaptığımız ‘Modernleşme Kuramı’ isimli eserin konusu, yaşanan medeni vahşetin keyfiyeti ortaya koymaktadır.

Başbakan Binali Yıldırım, TRT Haber'de Gündemi Değerlendirdi; ‘Avrupa'yı zehirleyen iki örgüt var: PKK ve FETÖ'


Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile sürdürdüğü müzakereler konusunda skandal bir karara imza attı: Türkiye’nin terörle mücadelesinde kriter bahanesiyle vize muafiyeti sürecini de durduran AP, Genel Kurul’da Salı günü görüşülen ve dün oylanan tasarı kapsamında, ‘Türkiye ile üyelik müzakereleri geçici bir süre dondurulsun’ yönünde tavsiye kararı aldı. Hukuki bağlayıcılığı olmayan ama Aralık ayında toplanacak AB Liderler Zirvesi’nde gündeme gelmesi beklenen karar, 37’ye karşı 479 ‘evet’ oyuyla kabul edildi. Oylamada 107 üye de çekimser görüş bildirdi. Bu karar AB tarihinde bir ilk olarak da kayıtlara geçti: AP, ilk kez, bir ülkeyle üyelik müzakerelerinin dondurulmasına yönelik tavsiye kararı almış oldu. 

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik: ‘AB İlerleme Raporu tam bir utanç vesikasıdır'

Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve geçtiğimiz Kasım ayının ikinci haftasında yayımlanan ‘2016 Türkiye İlerleme Raporu’nu tahlil eden AB Bakanı Ömer Çelik, şu tesbitte bulundu: ”Objektif değerlendirmeden mahrum, yapıcı ve yol gösterci olmaktan oldukça uzak, devam eden ilişkilere hizmet edecek bir rapor olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca PKK ile ilgili değerlendirmeler AİHM içtihatlarına da aykırıdır.”Bakanlıkta, rapora ilişkin düzenlediği basın toplantısında konuşan Çelik, raporda 15 Temmuz darbe girişiminin kınanmasını doğru bulduklarını söyledi. AB Bakanı Çelik, FETÖ ile mücadele esnasında ‘görevden alma ve tutuklamalar’a yönelik eleştiriler ile ilgili şu tesbitte bulundu: “Darbe girişimine yönelik mücadelenin yeterince anlaşılmadığını düşünüyoruz. Bunlara karşı aldığımız tedbirler orantılı ve hukuka uygun tedbirlerdir.” 

Siyasi Tarih Uzmanı Allan Lichtman'ın Tahmini: ‘ABD Başkanı Trump bir süre sonra görevden uzaklaştırılacak'

Geçtiğimiz ay ABD’de yapılan başkanlık seçimleri öncesi yapılan bütün anketler Hillary Clinton’ı işaret ederken, seçimi Cumhuriyetçi Donald Trump’ın kazanacağını tahmin eden bir isim vardı: Allan Lichtman. CNN International’de yayımlanan “Outfront” programına katılan Allan Lichtman, Trump’ın göreve başladıktan bir süre sonra değişik gerekçelerle uzaklaştırılabileceğini ileri sürdü. Muhabirin “Neden Kongre’nin her iki kanadı da Cumhuriyetçi Parti’nin kontrolü altında iken, Trump’ın görevden uzaklaştırılabileceğini düşünüyorsunuz?” sualine, Lichtman şu cevabı verdi: “Cumhuriyetçiler Donald Trump konusunda kaygılı... O bir serseri mayın. Kimse onun gerçekten neye inandığını ya da gerçekten nerede durduğunu tam bilmiyor. Kontrol edilemez biri olduğunda herkes hemfikir. Cumhuriyetçilerin çoğu, (Trump’ın Yardımcısı) Mike Pence’i tercih ederlerdi. O, kesinlikle öngörülebilir bir Cumhuriyetçi” diye yanıt verdi.

Fetih Ordusu Genel Kadısı Abdullah Muhaysini: ‘İran'ın direniş hattı İsrail'de değil Halepte'te bitiyor'

Suriye’de muhalifleri tek bir çatıda toplayan Fetih Ordusu Genel Kadısı Abdullah Muhaysini, Yeni Şafak Gazetesi Muhabiri Cihat Arpacık’a, yaşanan savaşın neleri beraberinde getirdiğini anlattı. İran ve Şam yönetiminin köşe bucak aradığı Muhaysini, “Buradaki direnişi görseniz kalbiniz ufalanır. Buradaki bir iç savaş değildir. Bu, hak ve batılın savaşıdır” diyor. Osmanlı’nın yok ettiği Safevileri İran’ın yeniden kurmakta olduğunu ve bölgeyi ateş topuna çevirdiğini anlatan Muhaysini, “Bütün dünyaya paralı asker gönderen İran güya İsrail’e karşı ‘direniş hattı’ kurmuş. Bu gerçekten komik. Evet bir hat var ama bu İsrail’e değil Halep’e gidiyor” dedi.


 
Küresel Küfür Düzeninin Varlık Sebebi: “İslâm Düşmanlığı”

 Küresel Küfür mafyasının değişmeyen hedefi İslâm düşmanlığıdır. Sivil din hâline getirilen laikliğe iman eden sağcı ve solcu müşrikler, adeta insanlığın sigortasıyla oynuyorlar. Çünkü İslâm, insanlığın yegâne varlık ve sağlık sigortasıdır. Unutmalayım ki İslâm düşmanlığı, patolojik bir olaydır. Yani başlı başına bir hastalıktır. Çünkü normal ruh yapısına sahip bir kişinin “İslâm düşmanı” olması mümkün değildir. İslâm; sapmaları, saldırıları ve savaşları aşarak günümüze ulaşmıştır. Bir akıl hastasının hastaneden kaçıp, elinde baltayla sokakta dolaşması, önüne çıkana saldırması nasıl kabul görmezse, küfür mafyasının İslâm’a yönelik saldırıları asla kabul edilemez. İslâm’a saldırı, sadece Müslümanlara değil, aynı zamanda bütün insanlara saldırıdır. Çünkü İslâm, bütün insanlığın sulhu selâmeti için gelmiş olan cihanşümûl bir dindir.

Laplace'nin Şeytanları, Postmodern Kaos ve Hakikat

Bütün ideolojiler, karar/hüküm verme merciinin insanda olması gerektiğini, helal ve haram hatta hayır ve şer hükümlerinin nihai merciinin insan olduğu hurafesine dayanır. 1801 yılında Fransız fizikçi Marquis Pierre Simon de Laplace “Olasılık Hakkında Denemeler” isimli kitabında, modern hurafesini şekillendirmiştir. Özgür iradeyi yok sayan Laplace’nin Şeytanı, diğer ideolojilerin de ilham kaynağıdır. Laplace’nin Şeytanı insan eylemlerinin de önceden bilineceğini söyler: “Eğer gereken bilgiye sahipseniz her şeyi önceden bilir ve her şeye egemen olabilirsiniz.” Bu noktada Firavun’un başınadan geçen hadiseyi hatırlamakta fayda vardır. ”Rüyasında İsrailoğulları’ndan doğacak erkek bir çocuğun kendi saltanatını yıktığını gören Firavun, sırf bu sebeple İsrailoğulları’nın tüm erkek çocuklarını öldürtür ama ne çare, saltanatını yıkacak olan Hz. Musa (as)’ı sarayında büyütür, bilmeden.” Levh-i Mahfuz’daki kitapta yer alan hükümler, bütün zaman dilimlerini içine alan bir keyfiyete haizdir.

İslâmi Mücadelede Nefis Tezkiyesinin Önemi

Bütün peygamberler kavimlerine; ‘Allah’a iman etmelerini, nefis tezkiyesine önem vermelerini, ihlâs noktasında hassasiyet göstermelerini, ilâhî murakabeyi unutmamalarını ve hesap gününe hazırlanmalarını’ tebliğ etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de; ‘Kim Rabbine (O’nun rızasına) kavuşmayı arzu ediyorsa iyi amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiç kimseyi ortak koşmasın’ (El Kehf Sûresi:110) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu âyetin tefsirinde bazı âlimler; ihlâsın önemi üzerinde durmuş, ‘mükellef, hiçbir amelini gösteriş için yapmasın’ emrinin verildiğini belirtmişlerdir. Hz. Ebû’d Derda’dan (r.a) rivayet edilen haberde Peygamberimiz Efendimiz (sav) ihlâsın önemini şöyle ifade etmiştir: ’İman için kalbini halis kılan (arındarın-temizleyen) kimse felâha ermiştir. O kalbini selim, lisanını sadık, nefsini mutmain ve müstakim kılmıştır.’ Unutmayalım ki Allah (cc), kendi rızası için yapılmayan hiçbir ameli kabul etmez.

Allah Korkusu Nasıl Olur?

Günümüzde insanların birbirlerini ikaz sadedinde söylediği “Allah’tan kork!” sözünden kastın ne olduğunu iyi bilmemiz gerekir. Türkçe meâllerde dar kapsamlı olarak sadece “korku” kelimesi ile karşılık bulan, buna mukabil Arapça’da ”rahbe”, “ittika”, “havf” ve “huşu” kelimeleri ile, ifade edilen keyfiyet aynı değildir. Allah’tan ve onun azabından korkmak ona teslim olmayı ve tekliflerine harfiyyen riayet etmeyi beraberinde getirir. Kuru kuruya “-Ben Allah’tan korkuyorum” diyerek İslâm hayat tarzını ailesine, çarşısına, sokağına, devletine karıştırmayanlar Allah’tan korkmayanlardır. Allah’tan korkmak, alış-verişte, mirasta, toplum ilişkilerinde ve ceza hukuku ile ilgili hükümlerde Allah’ın emrine tabi olmayı beraberinde getirir. İlâhi tekliflere ihlâsla teslim olmayan ve mucibince amel etmeyen bir mükellefin ‘Allah’tan korktuğunu’ söylemesi, dil alışkanlığından başka birşey değildir.

Hakikat Yolculuğunda ‘Nefs Bilgisi'nin Önemi

Hakikati arayanların geçmiş tecrübeleri içinde nefsi anlama çabası önemli bir yer tutar. Zira hakikat yolculuğunda nefsin bilinmesi veya nefs bilgisi en kritik eşiklerden biridir. Bu nedenle nefs bilgisinin önemi inkâr edilemez. Hakikate talip olan herkes, yolculuğunun herhangi bir aşamasında mutlaka nefsin ne olduğunu merak etmiştir. Nihayet bu konunun hassasiyeti veciz bir sözle taçlandırılmıştır: “Nefsini bilen Rabbini bilir!”İlk söyleyeni tam olarak tespit edilemeyen bu söze karşı insanların yaklaşımları çeşitlilik arz eder. Genel eğilim, Yahya b. Muaz’a veya Ebu Said Harraz’a ait olduğu yönündedir. Ancak bu sözün, tasavvuf yolunun bu iki büyük şahsiyetinden de ötede, (muteber hadis kaynaklarında geçmemekle ve kendisine kadar ulaşan bir sened zinciri bulunmamakla birlikte) insanlığın serveri Peygamberimiz’in (s.a.v.) ağzından sâdır olmuş bir hadis olduğu da tartışma konusudur.