25. Yılımıza başladık...
 AKAİD, tefsir, hadis, fıkıh, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, bu sayısıyla yirmi beşinci hizmet yılına başlamıştır. 

   Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet



İsmet (masûmiyet), sıdk, tebliğ, fetanet ve emanet gibi sıfatlara haiz olan peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlere uygun amellerde bulunmak, her müslümanın üzerine farzdır. Sünnetûllahı hafife alan, risâlet ve nübüvvet vazifesinin keyfiyetini idrak edemeyen bir mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Tevhidin aslı; kitaba ve sünnete sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’atten ictinab etmektir. Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; Allahü Teâlâ’nın (cc): “Bir de peygamber size ne emir verdiyse onu tutun. Nehyettiğinden de sakının” (Haşr: 7) emrine ittiba etmesi farzdır. Peygamberlik, tebliğ ve hikmet meselesi, inanılması zaruri olan birçok hükmü beraberinde getiren bir meseledir. Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet’ isimli eser, uzun süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

   Küresel Terör, Hukukun İflâsı ve Vahşi Orman Kanunları

Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren İslâm toprakları, ABD ve müttefiklerinin askeri ve ideolojik tecavüzlerine maruz kalmıştır. Emperyalist emellerine hizmet edecek kadroları iktidara getirebilmek için; akla-hayale gelmeyecek tuzaklar kurdukları, hatta askeri darbelerin yapılmasını sağladıkları malûmdur. ABD Başkanı George W. Bush’un; yıllarca süreceğini ifade ettiği mücadele, aynı zamanda gayr-i nizami savaş özelliğini taşıyan psikolojik bir harekâttır. Terör ile din arasında ilişki kuran ve “İslâm dünyası denilince akla terör gelir” sloganını dillerinden düşürmeyen Amerikan düşünce kuruluşlarının yöneticileri İslâmi hareketlerin zaafa uğratılmasını arzu etmektedirler. ABD derin devleti; Suudi Arabistan başta olmak üzere, Ürdün, Katar ve BAE gibi ülkelerde, Ihvan-ı Müslimin Hareketi’nin ‘terör örgütleri listesine’ dahil edilmesini sağlamıştır. Dünya İslâm âlimleri Birliği başkanı Yusuf El Karadavi dahil olmak üzere binlerce İslâm âlimi terörist ilân edilmiştir. Bu emperyalist kuşatma, ‘medeniyet içi savaşı (sünni-şii) ve kronik kaosu’ beraberinde getiren bir projeye dönüşmeye başlamıştır. 

   25. Yılımıza başladık...

AKAİD, tefsir, hadis, fıkıh, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, bu sayısıyla yirmi beşinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, abone ücretini yıllık 70 TL olarak tesbit etmiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 40 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir. Mecmuamızın internet yayınına olan ilgi (www.misak.com.tr) artarak devam etmektedir. Yayına başladığı günden itibaren sitemizi ziyaret eden okuyucu sayısı üç milyonu geçmiştir.

Başbakan Ahmet Davudoğlu G-20 Zirvesini Değerlendirdi: ‘Siyasi Görüş Değil, İnsani Değerler Dikkate Alınmalıdır'

Avustralya’nın Brisbane şehrinde düzenlenen liderler zirvesi, ABD ve müttefikleri ile Rusya arasında, Ukrayna’da yaşanan iç savaş sebebiyle yaşanan krize sahne oldu. Rusya Devlet Başkanı Putin, Moskava’da düzenlenen forumda konuşmacılardan birinin, “ABD bizi küçük düşürmek istiyor” sözleri üzerine; “Hayır arkadaşım. Amerika bizi küçük düşürmek değil, bizi boyunduruğu altına almak istiyor. Kendi çıkardığı problemlerin faturasını bize ödettirmek istiyor. Tarihte hiçbir ülke bize böyle bir şey yapamadı. Şimdi de yapamayacaklar” dedi. ABD ile birlikte hareket eden ülkelerin liderlerini eleştiren Putin, “ABD’nin uydusu gibi hareket eden bu ülkelerin liderleri, kendi ulusal çıkarlarına aykırı olmasına rağmen Obama’nın tezlerini papağan gibi tekrarlayorlar” dedi. Dünya nüfusunun üçte ikisini temsil eden G-20 liderleri; Ukrayna, Suriye ve Irak’ta yaşanan savaşın nasıl sona erdirilebileceği konusunda anlaşma sağlayamadılar.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu'nun Basın Açıklaması: ‘Bu Ne Perhiz, Bu Ne Lahana Turşusu?'

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu; bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerini savunan bir gönüllü kuruluştur. Her hafta Cumartesi günü Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda basın açıklaması yapan bu gönüllü kuruluşun, 457. basın açıklaması Soner Kaltal tarafından okundu. Türkiye’de yaşanan ve gündeme düşen hadiseleri değerlendirdi. Avrupa Birliği’nin Tiran’da yapılacak olan eşcinsel hakları savunma seminerine dikkati çeken Kartal, Dün camilerinde Cuma Hutbesi’nde ailenin önemi anlatılan bir ülkede aile ve ahlak mefhumu ile taban tabana zıt ve bu olguları kökünden dinamitleyecek eşcinsellik konferanslarına ülke adına Meclis Kararı ile temsilciler gönderiliyor olması, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” öz deyişini akıllarımıza getirmektedir. Bizler böyle bir seminere katılacak TBMM üyelerini bu milletin vekili olarak kabul etmiyoruz ’ dedi. 

Suriye Direnişinde Yeni İttifak: “Ensaru'd-Din Cephesi”

Dünya kamuoyu, Suriye’nin kuzeyinde yer alan Kobani’de IŞİD ile PYD örgütü arasındaki çatışmalara odaklanmışken, ülkenin diğer bölgelerinde İslâmi Direniş Hareketleri ile Esed rejimi ve Şii ittifakı arasındaki mücadele de tüm hızıyla devam etmektedir. Kendilerini “İslâm Devleti” ilân eden hareket; Miladi 2014 yılı başlarında, önce İslâmi Cephe ve Özgür Suriye Ordusu’na bağlı direniş hareketlerine savaş açmıştır. Daha sonra yıllarca aynı çatı altında bulundukları, El Kaide’nin Suriye’deki kolu olan ‘En Nusra Cephesi’ ile savaşmaya başlamıştır. Bu iki önemli çatışma; Suriye direnişini zaafa uğratmış ve mücahitler arasında ümitsizliğin yayılmasına sebeb olmuştur.

Mübârek Kudüs-ü Şerîf ve Mescid-i Aksâ'nın Hukuku

Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ hakkında Ayet-i Kerime’de şöyle buyurulmaktadır: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şânı ne yücedir! Şüphesiz o hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” (İsra:1) Siyonist İsrail Devleti’nin yıllardır mübarek Kudüs-ü Şerîf’in ve Mescid-i Aksâ’nın kudsiyetine tecavüz ettiği bilinmektedir. Mescid-i Aksâ, 21 Ağustos 1969 tarihinde Avustralyalı fanatik Michael Dennis Rohan tarafından, Mesih’in gelişini hızlandırma düşüncesiyle yakılmıştı. Bu kundaklama olayı İsrail’in Kudüs’ü işgal ettiği 1967 İsrail-Arap Savaşı’ndan iki sene sonra yaşandı ve zanlı deli raporu ile İsrail’den sınırdışı edildi. Çıkan büyük yangında Selahaddin Eyyubi’nin fethin nişanesi olarak Kudüs’e getirttiği tarihi ahşap minber de yanmıştı.Siyonistler, Mescid-i Aksâ’nın yerinde Süleyman Heykeli veya Siyon Mabedi adını verdikleri bir yahudi mabedinin olduğunu ileri sürerek yıllardır Mescid-i Aksâ’yı yıkmak için ellerinden gelen melâneti işlemektedirler. 


 
Medeniyet Kavramının Keyfiyeti ve Küresel Güç Olma İhtirası

Medeniyet kavramı, karyelerde/beldelerde uygulanan siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal kanun ve kuralların tamamını ifade eden bir kavramdır. Medeniyetin ortaya çıktığı mekan karyedir.Nitekim ayet-i kerime’de şöyle buyrulmuştur: “Nice karyeleri helak ettik. Gece yatarlarken yahut gündüz uyurlarken azabımız onlara ulaştı.” (Araf Sûresi: 4) Ayette önce karyenin yok edilmesi, sonra azabın keyfiyeti haber verilmiştir. Memleket üzerinde uygulanan kanunlar, memleket içerisinde yaşayan insanların yok oluşuna veya kurtuluşuna vesile olabilir. Tarih boyunca iki türlü medeniyet ortaya çıkmıştır. Birincisi: Hayatı şekillendiren temel prensiplerin muhkem naslara dayandığı, kula kulluğa son veren İslâm Medeniyeti. İkincisi: Eski Asur, Yunan, Mısır ve Roma gibi, insanların şahsi kanaatlerine, bir anlamda gayr-i meşrû temellere dayanan uygarlıklardır. 


 

 

İnsanlığın Saâdet Arayışı Fıtrîdir

Beşeriyetin müşterek arzusunu inceleyen akl-ı selim sahibi kimseler, şu hakikati itiraf etmek durumundadırlar: İnsanlığın müşterek özlemi, bir anlamda ortak hasreti saadete kavuşmaktır. Arapça “saadet”, Almanca “gluck”, Fransızca “bonheur”, İngilizce “happiness” kelimelerinde karşılığını bulan mutluluk, bütün diller ve dinlerce insanların dünyada ve –tabii inananların- ukbada ulaşmayı hedefledikleri en yüksek gaye olmuştur. Dünya ile ahiretin dengesini kurmak, ikisini de hedefine almak, yaratılış hikmetinin bir gereğidir. İslâm’da din ile dünya iç içedir. Ahirete endeksli bir dünya hayatı daima uhrevî mahsûlatı yetiştirecek bir tarla hükmündedir.Allah’a kulluk, mutluluktur. Çünkü Allah’a kulluk, saâdeti dareynin/dünya ve ahret mutluluğunun garantisidir. Dünya hayatını ahirete, ahireti hayatını da dünyaya bağlayan şey Allah’a kulluktur. 

Mü'mine Vasıf Kılınan İnfak Amelinin mahiyeti ve Önemi

Mü’minlerin bariz vasıflarından birisi; Allah’ın (cc) kendilerine rızk olarak verdiği malları, O’nun rızasını kazanmak niyetiyle infak etmeleridir. Kur’ân-ı Kerîm’de; “Onlar (mü’minler) gaybe iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de infak ederler” (Bakara Sûresi: 3) hükmü beyan buyurulmuştur. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) infak ve sadaka hususundaki tavsiyesi şudur: “Sadakaların en iyisi, insanın kendi eliyle verdiği sadakadır. İnfak; siz hayatta iken ve istediğiniz kimseye istediğiniz kadar verdiğinizdir. Can boğaza geldikten sonra geç kalmış olursunuz. Sizden sonrakiler (varisleriniz) miras bıraktığınız malları dilediği gibi kullanırlar.” Müslümanların bu tavsiyeye harfiyyen riayet etmelerinde fayda vardır.

Kitabın Bir Kısmına İnanıp Bir Kısmına İnanmamak Küfürdür

Dinde inanılması zarûri olan hükümler (iman esasları) bir bütündür. Herhangi birisini inkâr etmekle, tamamını inkâr etmek arasında, keyfiyet açısından bir fark yoktur. Bu hakikat muhkem nassla haber verilmiştir: ’Allah’ı ve peygamberini inkâr ederek kafir olan, ‘biz bir kısmına inanırız,bir kısmına inanmayız’ diyerek Allah ile Resûlü’nün arasını ayırmaya kalkışan ve böylece iman ile küfür arasında bir yol tutmaya çalışan kimseler, gerçek kafirlerin ta kendileridir.Biz o kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.’ (En Nisâ Sûresi: 150-151) İman Allah’ın kitabına karşı sadakatı gerektirir. İman ettikleri kitaba yani Kur’ân’a karşı sadakat sahibi olmayanlar, helak olmaya mahkûmdurlar. Bu aynı zamanda ehl-i kitabın, Yahudilerin ve Hıristiyanların tutulduğu bir hastalıktır.

Selef-i Salihin, Selefiye Fırkası ve Tekfir Üzerine Notlar

Bütün muteber kaynaklarda ‘Fitnetû’l Kübra Dönemi’ şeklinde ifade edilen ve Halife Hz. Osman’ın (r.a) şehâdetiyle başlayan zaman dilimi; hem itikadi hem de siyasi değişimin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Gayr-i meşrû asabiyete kapılan, dünyevi ve siyasi ihtiraslarını tatmin için birbirlerine saldıran Müslümanlar, değişik siyasi fırkalara ayrılmışlardır. Tekfîr hareketinin, Harici fırkası ile başladığını söylemek mümkündür. Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat vasfını kaybeden bütün fırkalar, birbirlerini tekfir etmişlerdir. Aliyyu’l-Kaarî ‘Fıkh-ı Ekber Şerhi’nde’ şu tesbitte bulunmuştur: “Ehl-i Bid’atın kusurlarındandır ki, birbirlerini tekfîr ederler. Ehl-i Sünnetin de övülmeye lâyık meziyetlerindendir ki; yekdiğerlerini olsa olsa hataya nisbet ederler, fakat tekfir etmezler.”

Merhûm Nâim Karaman Hocamız'la Mektuplaşma

Geçtiğimiz Ağustos ayında vefat eden M.Nâim Karaman Hocaefendi; ‘Müslümanlar için anın vacibi, cemaat haline gelmeleridir’ diyen ve yürürlükten kaldırılan TCK’nın 163. maddesini ihlâl ettiği gerekçesiyle defalarca mahkemeye verilen bir Hocaefendidir. Misak Dergisi’nde yayınlanan, ‘Ya Cemaat, Ya Bozgun’ başlıklı makalesinde; ’Direncimizi kazanma çarelerini arayacağımıza, mikropları suçlayarak vakit öldürürsek bize yazık olur. Üstünlüğümüzü kaybetmemiz kendi kusurlarımız yüzündendir. Müslümanlar için anın vacibi, bütün müesseseleriyle İslâm cemaatini kurmaktır. Zira olmazları olduran sır cemaattir’ diyerek müslümanları uyarmıştır. (Misak Dergisi- Aralık:1997 Sayı:85 Sh:19 vd)  Kanser hastalığına yakalanmadan önce Misak Dergisi’nde makaleleri yayınlanan M.Nâim Karaman Hocaefendi ile kadim dostu N. Mehmed Solmaz Hocaefendi, merhumla yaptığı mektuplaşmadan bir kısmını yayınlıyoruz.

Suûdi Arabistan ve Vehhâbilik

Türkçe’de, Vehhâbiliğin doğuşu ve yayılışı, Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri üzerine yapılmış önemli sayıda akademik çalışma olmasına rağmen; Suûdi Arabistan Devleti’nin 20. yüzyılın başında temellerinin atılmasından bugüne uzanan süreçte Vehhâbiliğin din-devlet ilişkilerini nasıl yapılandırdığı ile ilgili sorulara cevap teşkil edecek akademik bir araştırma bulunmamaktadır. Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’nın kaleme aldığı ‘Suudi Arabistan ve Vehhabilik’ isimli eser, bu sahada kaleme alınmış olan ilk ilmi eserdir. 1920’li yılların sonunda Suudi Arabistan’da, 90’lı yıllarda Cezayir’de yaşananlar, bugün Suriye ve Irak’ta yaşanmaktadır. Tanıtmaya gayret ettiğimiz kitap, bu günlere nasıl gelindiğini, dolayısıyla meselenin tarihi ve sosyolojik temellerini anlama imkânını sağlayan nadir eserlerdendir. 

Misak Dergisi 288. sayısı çıktı...

TÜRKİYE Kurban Bayram’ının dördüncü gününde; HDP Eş Başkanı’nın militanlarını Kobani’de yaşanan hadiseleri protesto için sokağa çağırmasıyla vahşi bir kıyama sahne olmuştur. 7-8 Ekim olaylarının KCK’nın planlı ve örgütlü bir eylemi olduğunu gizlemek mümkün değildir. Olayların yoğun yaşandığı şehirler yangın yerine dönmüş, vahşi cinayetler işlenmiş, kuyumcu dükkanları soyulmuş ve esnafın malları yağmalanmıştır. Bazı şehirlerde sokağa çıkma yasağının ilân edildiği malûmdur. Ardı ardına hızlıca yaşanan bu olayların sadece Kobani tepkisi ile geliştiğini söylemek için ya kör bir ideolojik saplantıya sahip olmak ya da aşırı iyimser olmak gerekir.

“Çözüm Süreci”nin Muhatabı, Korsan Devlet ve Kobani Ayaklanması

AK Parti Hükümeti Çözüm Süreci’ni başlatmadan ve ‘Akil İnsanları’ devreye sokmadan önce; meseleyi tahlil etmediği ve bölge milletvekillerinin telkinlerine kapıldığı için yanlış bir adım atmıştır. Çözüm Süreci’nin muhatabı PKK/KCK militanları veya onların emrine uymayı siyaset zanneden HDP milletvekilleri değil, samimi olarak çözüm isteyen Kürt halkının tamamı olmalıdır. Ak Parti Hükümeti’nin; resmen olmasa bile, pratikte Çözüm sürecinin muhatabı olarak PKK’yı ilân ettiğini gizlemenin bir anlamı yoktur. Bu tercih, PKK/KCK sözcülerini, Kürtlerin tek temsilcisi durumuna getirmiştir. Kobani bahanesiyle gerçekleştirilen ayaklanmada öldürülen Hüda-Par üyelerinin tamamı, dindar Kürtlerdir. Halkların kardeşliği sloganını dilinden düşürmeyen PKK/KCK sözcülerinin önce kendi halkının ‘din ve vicdan hürriyetlerine’ saygı göstermeyi öğrenmeleri gerekir. HDP’nin Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyen eşbaşkanları ile bırakın ‘Çözüm Süreci’ni başarıyla devam ettirmeyi, Kürt sorununu müzakere etmek bile kolay değildir.

"Fıkhi Meseleler"in 3 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid ve İbâdet kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Aile Hayatı, Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA



“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.


Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbâdeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

EMANET ve EHLİYET (İslâm İlmihali)

Allahû Teâla (cc)’nın mülkünde, O’nun verdiği rızıklarla hayatını devam ettiren her insanın, O’nun razı olacağı amelleri edâ etmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi için insanın lehinde ve aleyhindeki hükümleri bilmesi şarttır. Peygamber Efendimiz (sav)’in: "İlim talep edilip öğrenilmesi, her mü’min erkek ve kadın üzerine farzdır" buyurduğu malûmdur. Dolayısıyla her mü’minin, içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri öğrenmesi zaruridir. İşte bu noktada karşımıza "Farz-ı Ayn" ilimler çıkmaktadır. "İlmühal" tabiri, "İnsanın içinde bulunduğu halin ilmi" manasınadır. Bu eserin hazırlanmasının ve yayınlanmasının sebebi; "Ehliyet" sahibi mü’minlere, yüklendikleri "Emanet"in keyfiyetini hatırlatmaktır. 1984’den beri yüzlerce kez basılan bu değerli eserin son baskısı, Misak Yayınları tarafından hazırlanmıştır.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Takınacağı Tavrı Açıkladı: ‘Oyunun Şartlarını Görmeden Suriye'ye Girmeyiz'

Başbakan Ahmet Davutoğlu CNN’in ünlü programcısı Christiane Amanpour’a verdiği demeçte Suriye’ye karadan müdahale için ‘Beşşar Esed rejiminin hedef alınması’ şartını öne sürdü. Davutoğlu’na göre, Beşşar Esed durdurulmazsa IŞİD tehdidi daha da büyüyecek, hatta sadece Kobani değil daha fazla sayıda şehir IŞİD’in eline geçecek... Davutoğlu, Türkiye’nin karadan asker gönderebileceğini ama bunun ancak ve ancak, Amerikan stratejisinin Beşşar Esed rejimine son verilmesini de içerdiği bir noktada gerçekleşebileceğini söylüyor. Başka bir deyişle Davutoğlu ABD’ye ‘Beşşar Esed Şartı’ getiriyor. Başbakan Davutoğlu’nun kara harekâtına katılmak için getirdiği bir diğer şart ise; “Suriye içinde uçuşa yasak ve güvenli bölgeler oluşturulması”. Siyasi gözlemcilerin değerlendirmelerine göre ABD’nin ‘Diktatör Beşşar Esed’in iktidarına son verilmesi’ şartına soğuk bakmasının sebebi Rusya’nın takındığı tavırla ilgilidir. 

Erdoğan'dan İlginç Bir Tarih Dersi, ve...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyîb Erdoğan’ın 13 Ekim günü Marmara Üniversitesi’nde hele de Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıldönümü üzerine yaptığı tarihî değerlendirmeleri, fevkalâde önemliydi. Çünkü, onun fikirleri az çok biliniyordu, ama, uhdesinde bulunan cumhurbaşkanlığı vazifesi itibariyle, o makamdan, müslüman coğrafyalarının bugününü çok yakından ilgilendiren Birinci Dünya Savaşı ile ilgili olarak ilk kez bu derece çok net ve tarihî reddiye manifestosu niteliğinde bir değerlendirme yapılmış oluyordu. Bu noktaya gelinmesinin kolay olmadığını belirtmek için, (40 yıl öncelerde vefat eden) ünlü ingiliz tarihçi-filozofu Arnold Toynbee‘nin bir tesbitini de hatırlayabiliriz. Emperyalistler güçler, ‘parçala-hükmet..’ siyasetine uygun ve ‘teslim ol, barış olsun..’mânâsını dayatan ‘Pax Romana’ (Roma usulü barış) denilen anlayışın bugün de, ‘Pax Americana’ (Amerikan tipi barış)  versiyonu bir hayat tarzı olarak dayatılıyor müslüman toplumlara.. O boyunduruk hâlâ da hepimizin boynunda.. Bu boyunduruğun kırılıp atılması gerekiyor.

ABD, Suud ve İran Kıskacında Suriye Direnişi

Suriye’de halkın başlattığı barışçı eylemlerin silahlı mücadeleye dönüşmesinin ardından, küresel ve bölgesel güçler kendi çıkarlarına uygun ve kendileri için “vekâlet savaşı” yürütebilecek gruplar aramaya başladılar. Savaşın ilk iki yılında Silahlı Muhalefet’in tek temsilcisi olan Özgür Suriye Ordusu, tek merkez yönetiminden yoksun olması ve ideolojik hedeflerinin belirsizliği nedeniyle parçalanmaya başladı. Bu noktada ABD ve Batı, Esed rejiminin devrilmesi sonrasında, İslâmi grupların yönetime sahip olacağını anlayarak bir yol ayrımına geldi. İran ve Rusya tarafından desteklenen Esed’in iktidarda kaldığı bir Suriye mi, yoksa kendi çıkarlarıyla uyuşmayan, İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacak Esed’siz ama “radikal İslamcıların” yönetimindeki bir Suriye mi? Batı, üçünçü bir yol bulmakta gecikmedi. Buna göre hedeflenen, her iki “düşmanın” mümkün olduğu sürece birbirleriyle savaşarak birbirlerini zayıflatması ve “ılımlı” olarak adlandırılan, ABD için vekâlet savaşı yürütebilecek laik-seküler grupların tespit edilerek her türlü siyasi ve askeri desteğin sağlanmasıydı.


 
İman Üslûbunun Hayata Yansıtılması

İstikamet üzere ibâdet edip Allah’ın şeriatını Allah’ın arzında hayata hâkim kılmak için çalışmak, imanın üslûbundandır. İmanın üslûbu, insanoğlunu Allah’ın indirdiği hükümlerden gayrisiyle idare etmeme çabasıdır. İnsan mükerremliğinin korunması; insanın insan olması ve insan kalması, Allah’ın indiridiği hükümlerle idare edilmesiyle mümkündür.Şunu bilelim ki; insanın mükeremliğinin korunması, bir maksadı ilâhîdir. Hayatın bütün karelerinde ve kademelerinde yapılan bütün uygulamalarda insanın mükerremliğinin muhafaza edilmesi hususundaki hassasiyet, iman üslûbunun hayata yansımasıdır. Kur’ân ile idare olunmak, imanın insan hayatındaki tezahürüdür. Ferd, aile, cemiyet ve devletin idaresinin kesintisiz ve eksiksiz Kur’ân’a bırakılması, bozulan kilidi, onun yapıcısı olan ustaya tevdi etmek; hastayı doktora götürmek gibidir.