Misak Dergisi 285. sayısı çıktı...
 AMERİKA’nın küresel hegemonya ihtirası, İngiltere’nin emperyalist emelleri ve Siyonist İsrail’in ‘va’dedilmiş toprakları elde etme’ projesi, yeni bir dünya savaşının başlamasına sebeb olmuştur.

 

   Amanet & Ahliyat, Das Anvertraute & Die Befähigung, Ein ‘Ilm-i Hal, Ein Lehrbuch der islamischen gottesdienstlichen Handlungen in zwei Bänden

Alles Lob gebührt Allah, dem Herrn der Welten, dem Allerbarmer, dem Barmherzigen, dem Herrscher am Tage des Gerichts! Der Segen und Frieden ALLAHs sei über unserem Propheten (s.a.w.), der als Barmherzigkeit für die Welt entsandt wurde, und der Segen und Frieden ALLAHs sei über der Familie des Propheten (s.a.w.) und über seinen Gefährten!... Allahs Barmherzigkeit sei für die Gläubigen, die seit dem ersten Menschen und Propheten Adam (a.s.) stets gegen den Taghut gekämpft und nach dem Märtyrertod gestrebt haben, beseelt von dem einzigen Wunsch, das Wohlgefallen Allahs zu erlangen! Vor der Tatsache des Unvermögens, die unzähligen Gaben Allahs sogar nur zählen zu können, stellt der Lobpreis Allahs den Anfang und das Ende unserer Taten dar. Im Qur’an al-Karim wurde folgendes Urteil gefällt: ››Und so machten Wir euch zu einer gerechten Gemeinde, auf dass ihr Zeugen seiet über die Menschen und auf dass der Gesandte Zeuge sei über euch...‹‹ Der Ausdruck "Ummatan wasatā" in der Aya meint "die gerechte Umma (des Propheten (s.a.w.)) ", dies hat der Prophet (s.a.w.) persönlich mitgeteilt. Imām Schafi´i (rh.a.) urteilt, während er die Bedeutung des Begriffes "Gerechtigkeit (‘Adala)" definiert, wie folgt: "Mit dem Begriff ‘Adala (Gerechtigkeit) meint man das Handeln gemäß den Geboten Allahs."

   ONLAR SESSİZ KALABİLİR AMA SEN ASLA!

Hepimizin bildiği gibi 1-11 Haziran tarihleri arasında 1 Filistinli öldürülmüş 11 Filistinli genç İsrail ordusu tarafından tutuklanmıştı. 12 Haziran tarihinde ise el-Halil şehri yakınında üç işgalci askerin kaçırılıp öldürülmesi eylemini bahane eden İsrailyoğun bir tutuklama ve saldırı başlamış. Yaklaşık on gün önce sabah namazına giden henüz 15 yaşında Filistinli bir çocuk olan Muhammed Ebu Hudayr, İsrail askerleri tarafından kaçırılarak Kudüs’ün ŞuafataOrmanlık bölgesine götürülmüş ve orada hunharca öldürülmüş. Otopsi raporlarına göre İsrailli saldırganlar işkencenin her türlüsünü yaptıktan sonra Muhammed’e zorla benzin içirmişler, ardından diri diri ateşe verip cayır cayır yakmışlardır...

   Gazze Katliamı, Savaş Suçları ve Fesadın Şifreleri

Mazlum Filistinli müslümanlar, son çeyrek asırda iki büyük katliamla karşı-karşıya kalmıştır. Siyaset uzmanlarının ‘güvenlik paranoyası’ şeklinde ifade ettikleri hastalık, İsrail’in işlediği bu katliamların sebeblerinden biridir. Siyonist Terör Devleti’nin Gazze’de; sivil halka karşı ‘kimyasal silah, misket, pudra ve fosfor bombaları’ kullanması, uluslararası hukuka göre savaş suçudur. Filistin İslâmî Direniş Hareketi’nin liderlerinden Halid Meş’al, ateşkesin yürürlükte olduğu dönemde yaşanan hadiseleri şöyle ifade etmektedir: ‘Gazze’de yaşayan insanlar kuşatma altındadır. Dünyanın en büyük hapishanesinde, karadan, havadan ve denizden çevrilmiş durumdadırlar. Savaş sebebi olarak ileri sürülen bizim el yapımı mütevazi roketlerimiz, dünyaya yükselen protesto seslerimizdir. İsrail ve onun Amerikalı ve Avrupalı destekçileri, bizim sessizlik içinde ölmemizi istiyor. Ama sessizce ölmeyeceğiz.’

   Misak Dergisi 285. sayısı çıktı...

AMERİKA’nın küresel hegemonya ihtirası, İngiltere’nin emperyalist emelleri ve Siyonist İsrail’in ‘va’dedilmiş toprakları elde etme’ projesi, yeni bir dünya savaşının başlamasına sebeb olmuştur. Mazlum Filistinli müslümanlar, son ondört yılda iki büyük katliamla (önce Cenin, sonra Gazze) karşı-karşıya kalmıştır. Siyaset uzmanlarının ‘güvenlik paranoyası’ şeklinde ifade ettikleri hastalığın, İsrail’in işlediği bu savaş suçuna vesile olduğunu söylemek mümkündür. Gazze’de yaşanan katliamın, kelimenin tam anlamıyla bir savaş suçuna dönüştüğünü Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın yetkilileri dahi itiraf etmektedirler. Şurası unutulmamalıdır ki Gazze’de yaşanan katliam, hevâlarını ilâh edinen Yahudilerin işlediği ilk katliam değildir. Sahabeden Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrah’ın (ra) “Kıyamet gününde azabı en şiddetli olan kimdir?” sualine, Peygamberimiz Efendimiz (sav); “Bir peygamberi öldüren, kötülükleri emredip kanun haline getiren ve iyilikleri yasaklayan kimsenin azabıdır” cevabını vermiş ve “Allah’ın ayetlerini inkar edenler, haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar arasında adaleti emredenleri katledenler (yok mu?) Onları müthiş bir azap ile müjdele!.. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır ve onların hiçbir yardımcıları da yoktur” ayetlerini okuduktan sonra; “Ey Ebû Ubeyde!.. İsrailoğulları peygamberlerini öldürdüler. Kendi içlerinden muttaki olan yüzoniki kişi, onlara kötülüklerden vazgeçmelerini emrettiler. Aynı günün sonunda onları da öldürdüler” diyerek, yaşanan bir katliamı haber vermiştir. Muhakkak ki ‘suçun şahsiliği’ prensibini dikkate almak, geçmişte yaşanan hadiselerden halen yaşayan İsrailoğulları’nı sorumlu tutmak doğru değildir. Sadece siyonist İsrail’in; peygamberlerini öldüren, adaleti hafife alan ve sâlih insanlara işkence eden atalarının izinde yürüdüğünü söylemek mümkündür.

Başbakan R.Tayyip Erdoğan Katliama Sessiz Kalanlara seslendi: ‘Filistin'de İnsanlık Ölüyor, Vicdanlar Kuruyor'

Terörist İsrail Devleti’nin her Ramazanda yaptığı gibi Gazze’ye ölüm yağdırdığını ifade eden Başbakan R.Tayyip Erdoğan “Filistin’de yaşanan katliamın en acı boyutlarından biri de insanlığın büyük bölümünün bu katliama sessiz kalıyor olmasıdır. Batı sadece ‘endişeliyiz’ diyor. Halkı müslüman ülkelerin pek çoğu trajediyi seyretmekle yetiniyor. Hatta uluslararası kuruluşlar seyretmeyi de bıraktı, sırtını döndü. Olanları görmüyor, duymuyor, hissetmiyor. İsrail, devlet terörü estirmeye devam ediyor ve bizim dışımızda bir tek ülke çıkıp buna ‘dur’ diyemiyor. Zalim er ya da geç zulmünün bedelini ödemiştir. Bunun bedeli er ya da geç mutlaka ödenecektir” dedi.


 
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu'nun Bildirisi: “Biz Kimiz, Bu Hal Neyin Nesi?”


İslâm topraklarının kan gölüne dönmesi, her Ramazan ayında Siyonist İsrail’in Gazze’yi bombalayarak bütün Müslümanların iftarlarını zehir etmesi bizi ister istemez bir nefis muhasebesi yapmaya zorluyor. “Biz kimiz ve bu hal neyin nesi?” İslâm topraklarına ölüm yağdıran Siyonistler bugün Filistinli küçük çocukları bile kendilerine itaat ettiremiyorlar. Müslümanlar zillet içinde yaşamaktansa şehâdeti tercih ediyorlar. 17 Temmuz 2014 gecesi kara harekatına başlayan İsrail’in gücü kadın, çocuk, yaşlı ve hastalara yetiyor. İsrail’in işlediği bu savaş suçlarının yüzde birini Müslümanlar işlese dünya ayağa kalkardı. Mısır’da Muhammed Mursi’yi darbe ile devirerek iş başına geçen general Abdulfettah Sisi, ilk iş olarak Gazze’ye açılan tünelleri imha edip, Refah sınır kapısını kapatarak İsrail’in katliamlarına zemin hazırladı. Şimdi ise barış güvercini rölüne soyunuyor.

Arabuluculuk Konferansı'na Katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: “Büyük Kriz Kapımızda, Komşu Ülkeler Bundan Etkileniyor”

İçişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Bölgesel Örgütlerin Arabuluculukta Artan Rolü” temalı III. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın basına açık üst düzeyli oturumunda yaptığı konuşmada, bazı tesbitlerde bulundu. Soğuk Savaş döneminde krizler bloklar arası iken, Soğuk Savaş’tan sonra yeni devletler ortaya çıkmaya başlayınca, anlaşmazlıkların ve zorlukların şeklinin daha devletler arası hale geldiğini ifade etti. Dört AGİT gözlemcisinin kurtarılmasıyla ilgili haber almanın kendisi için çok olumlu bir gelişme olduğunu ifade eden Davudoğlu, “Bu tip başarıları, Beyaz Saray veya Kremlin’le konuşarak gerçekleştirmek mümkün değil. Orada, yerindeki insanlarla konuşmak gerekiyor. Dolayısıyla gerçekten işlerin doğası değişiyor. Bu, bir operasyon değil aslında ara buluculuk faaliyetidir” dedi. BM Güvenlik Konseyi’nin doğru zamanda doğru kararlar alamadığını, Ukrayna, Irak ve Suriye’de yaşanan kaosun girift hale getirdiği ifade etti.

“Türkiye'de Dini Hayat Araştırması” Anketinin Sonuçları Yayınlandı

Sahasında bir ilk olan “Türkiye’de Dini Hayat Araştırması” anketinin sonuçları yayınlandı. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Başkanlığımızın TÜİK’in katkılarıyla kamuoyuna takdim ettiği bu araştırma aslında ciddi ve nitelikli bir alan çalışmasıdır” dedi. Araştırma sonucunda ortaya çıkan verilerin birçok açıdan değerlendirmeye muhtaç olduğunu belirten Görmez “Araştırma, ülkemizde yaşayan İslâm dinine mensup vatandaşların inanç ve ibâdetlerini yerine getirme ve dini bilgi durumlarıyla ilgili tespitleri içermektedir. Bu veriler toplumu din konusunda aydınlatmakla görevli olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmet planlamalarında önemli bir dayanak olacaktır. Bu çalışma ayrıca ülkemizde yaşanan dini hayat hususunda araştırma yapan, fikir yürüten, sorumluluk sahibi her kişiye sağlam ve üzerinde zihin yorulabilecek bilgiler sunmaktadır” dedi.

Dağa Çıkarken Yanınıza Almanız Gereken Üç Şey

Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal barışın sağlanması için TBMM’ye sunulan kanunun kabul edilmesi, değişik yorumların yapılmasına vesile olmuştur. Akşam Gazetesi Yazarlarından Kurtuluş Tayiz; yıllarca ‘Kürt sorunu çözülmelidir’ diyen bazı köşe yazarlarının durumunu mizahî bir uslûpla ifade etmiş ve şöyle demiştir:’ PKK dağdan inmeye hazır ama buna hazır olmayan Türkiye’de çok sayıda akademisyen, “liberal” gazeteci, solcu aktivist var. Çözüm sürecinin başladığı günden bu yana PKK’yı dağda kalmaya, silahlı mücadeleye devama zorluyor bu çevreler. Örgüt kamplarına kadar gidip “Sakın silah bırakmayın, AKP sizi kandırıyor” diye söylevler bile çekti içlerinden bazıları. Bazı PKK yöneticileri ise bu baskılar karşısında “biraz da siz çıkın dağa” demek zorunda kaldı. Peki PKK dağdan inmeye hazırlanırken, onların boşalttığı yeri bu çevreler doldurur mu, dağa çıkarlar mı dersiniz? Ben dağa çıkmaya aday akademisyen, “liberal” gazeteci ve solcu aktivistlerin küçük bir listesini yaptım. İşte yeni gerilla adaylarının sıralı listesi’.

Laikperestlerin “Yaşam Hakkı Kutsaldır” Tekerlemesi

Kutsal; bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen hükümler, değerler dizisi... Sözlükler böyle diyor. Lakin neden dokunulmayacak? Niçin karşı çıkılmayacak? Üzerine titrememizin sebebi ne? Sihirli kelime “doğmak.” Afiyetle yediğimiz kuzu eti de doğdu oysa.. Doğmak eğer bir meziyetse hayvanların yaşam hakkı da kutsaldır. Hayvanların ve bitkilerin yaşam hakkı neden kutsal değil? Bu hesaba göre laikperest aydınlar, yaşam hakkını ihlal eden katillerdir. Birileri ‘Ulusal Meclisler ve Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatı dokunulmazlıkları yani kutsalları tesbit edebilir’ diyebilir. Fakat bu geçerli bir argüman olamaz. Çünkü kanunları çıkaranlar da doğanlar arasında... Kendi kendine kutsallık olmaz; ucube olur, uydurma olur ama kutsal olmaz.


 
Modern Zamanların İdeolojilerini Reddetmek ve Allah'a Teslim Olmak

Modernlik,Latince “modernus”dan geliyor. M.S. 5. Yüzyılda mefhum olarak toplumsal karşıtlık çerçevesinde kullanılıyor. Modern zamanların ideolojileri, insanları insanlara, krallara, kurumlara kul ve köle haline getiren tuzaklardır. İdeolojiler hakikati bulmanın değil, hakikatten mahrum kalmanın garantileridir. Her ideolog, bir hukuk katilidir. Asrımızda revaçta olan Kutsal Devlet anlayışı, hukuk katili ideologların insanlığa karşı müşterek savaşıdır.Yaratılmış bir varlık olan insan, Allah’ın kuludur ve asla ulûhiyet sahasına ait kavramlarla nitelendirilemez. Kur’ân-ı Kerim’de “Sizin Allah’ı bırakıp da o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu (ideolojiler) birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız için Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir. 0, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler” (Yusuf Sûresi/ 40) hükmü beyan buyurulmuştur. Felsefi ve bilimsel ideolojiler, insanı tarif etmekten ve tanımaktan uzaktırlar.

Bayram'ın Ardından

Kapitalist, seküler ve modernist zihniyetin toplumda yerleşik ahlak haline gelmesi, ibâdet hayatımızı bile etkisi altına almıştır. Romantik ve ibâdetin asıl ruhundan uzak programların, reyting kaygısıyla hareket eden TV’ler tarafından icra edilerek halkın önüne konması manevi birer faciadır. Ekranlardan fon eşliğinde romantik hale getirilmiş Peygamber portresi dinlemek insan uyutmaktan başka hiç bir işe yaramıyor. Orucun fıkhi boyutuna yer verildiği kadar manevi boyutuna, hayatımız için taşıdığı mesajlara vurgu yapılmalıdır. Peygamberin bulutlu yol alışını değil, yetimler için yol alışı anlatılmalıdır. Vefatını, dramatize ederek anlatmak yerine, getirdiği mesajın ve mesajın hayata geçirilmesinde örnekliğinin hiç ölmediği anlatılmalıdır. Peygamberin kendine has mucizelerinin ardından göz yaşı dökmek marifet değil. Marifet O’nun (a. s), koyduğu yerden, davasını en iyi şekilde omuzlamaktır.

Nebevî Dâvet: ‘Allah'a İbadet Edin, Tağuta Kulluktan Kaçının'

Bütün peygamberler insanlara “Allah’a (cc) iman etmelerini, O’nun emirlerine ve hükümlerine uymalarını’ tebliğ ettikleri gibi ‘tağuta kulluktan kaçınmalarını” da tebliğ etmişlerdir: “Andolsun ki, biz her kavme; ‘Allah’a ibadet edin, tağut’a kulluktan kaçının’ diye (tebliğ etmesi için) bir peygamber göndermişizdir.” (En Nahl Sûresi: 36)Mükellefin imanının sahih ve kabule şayan olabilmesi için, önce tağutu inkâr etmesi şarttır: “Kim Tağut’u reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır” (El Bakara Sûresi: 256) Tağut; Arapça bir kelime olup, haddi aşanları, kendine tayin edilen sınırları tahrip edenleri ifade eder. İmam Malik (ra) tağutu kısa ve özlü olarak şöyle tarif etmiştir: “Tağut; Allah-ü Teâla’dan (cc) gayri ibadet edilen her varlığı ifade eden bir kavramdır.“

Kitabullâh'a Vâris Olmanın Bedeli

Kur’ân, insana ilahi teklifleri ulaştıran ve insanın gönlüne Tevhid’in hakikatini ilke eden bir kitaptır. İnsanın asli muhatabı Rabbidir, esas münasebeti O’nunladır ve o her anlamda Rabbine bağımlılık içindedir. Her an, her yerde ve her hal ve şartta cari olan, sürekli ve kesintisiz olan temel gerçek budur. İşte imanın tezahürü olan ibâdet bu cari gerçeğin hatırlanıp hususi tarzda ortaya konuluşudur. Her ibâdet türünde bu “hatırlama” vâkıası esastır ve bir şekilde ortaya konulmuş olur. Bu bakımdan bütün ibâdetlerin özünde zikir vardır. “...Elbette ki, Allah’ın zikri en büyük şeydir...” buyuruluşunda ibâdetlerin özünü teşkil eden bu “hatırlama” ya bir işaret vardır. Ma’rifetullah bilgisini insana kazandırmak, Kur’ân’ın en büyük maksadıdır. İnsanın Rabbini tanıması, O’nun rububiyetini anlaması; kendi hilkatini ve kulluk konumunu idraki hep bu “hatırlama”nın sonucudur. 

Hadis Kültürümüze İki Örnek: “Kenz” ve “Levlâk” Rivayetleri

Hadis ehlinin bir hadisi sahih sayabilmek için senedine önem verdiği malûmdur. Hadis ehline göre bir hadisin delil olabilmesi için sağlam bir senedle Peygambere kadar ulaşması en temel prensiptir. Tasavvufî ya da mistik eğilimlerin hadislerin kritik edilmesinde “hadis olarak kaynaklarda tespit edilmiş olmasa bile” diye başlayan cümlelerle “keşfen sabit oldurma” veya “yakaza halinde direkt olarak Peygamberden” alma usûsüzlüğü tam bir faciadır. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi bu hususta çok güzel bir ifade kullanıyor ve diyor ki: “Manaları itibariyle birer felsefi cümle sayılabilen mevzuu hadisleri işitseniz siz de beğenirsiniz ve belki aleyhlerinde bu kadar söz söylediğiniz halde bu güzel cümlelerin hadis olmadığına acırsınız. İşte mesela; “Men arafe nefsehu fekad arafe rabbehu”, (Nefsini bilen rabbini bilir) veya “Hubbü’l-vatan mine’l-iman” (Vatan sevgisi imandandır) cümleleri onlardandır. Fakat hadis alimleri Hazreti Peygamber (sav) tarafından söylenmemiş olan bir kelamın haddi zatında ne kadar iyi bir söz de olsa kendisine isnad olunmasını şiddetli bir yasak altına almışlardır.”

Aile Hukukunun Önemi, Meşrû Boşanma Sebebleri ve Musâbere

İslâm’da aile müessesesi; ekonomik sebeblere değil, zühd ve takvaya dayanır. Kur’an-ı Kerim’de, muttaki mü’minlerin arzuları şu şekilde beyan edilmiştir: “Onlar ki “Ey Rabbimiz” derler. Bize zevcelerimizden gözlerimizin bebeği olacak (salih) evlatlar ihsan et!.. Bizi takva sahiplerine rehber kıl.” (Fûrkan Sûresi: 74) Nikâh mü’minlerin nüfûsunun artmasına vesile olduğu için, hem ibâdet, hem muâmelât hükmündedir. Dürri’l Muhtar’da “Hz. Adem (as)’den itibaren meşrû olan ve cennette de devam edecek olan ibâdetin, nikâh olduğu” beyan edilmiştir. İslâm ûleması, evlenen kimseler için “Muhsan” (korunan) tabirini kullanmışlardır. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) “Kişi evlenmekle dininin yarısını tamamlamış olur. Artık diğer yarısı için de Allah’tan korksun” buyurduğu malûmdur. Aile reisinin görevi; temkin, sabır ve mülâyemetle meseleleri çözmeye gayret etmektir.

Allah'ın Kılıcı/Seyfullah Hz. Halid Bin Velid (r.a.)

Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra; Medine, Mekke, Cüasa ve Taif dışında, yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekatı vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmalarını emretti. Hz. Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi de öldürdü. Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Allah’ın kılıcı/ Seyfullah lâkabı ile anılan Hz. Halid B. Velid ‘in (r.a) kumandanlıağını yaptığı Yemame Savaşı’nda yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki binden fazlaydı.

Illuminati Çetesi'nin Projesi: 'Çağdaş Küresel Medeniyet'


Önce milyonlarca yerliyi köle edinenlerin daha sonra köleliğe karşı verdikleri mücadele ile, aslında sanayileşme yarışında geride kalan rakiplerinin ellerindeki insan gücünü hedeflediğini öğrendiğimizde, karşınızdaki yapının nasıl bir ahlâk anlayışına sahip olduğunu anlıyoruz. Kendisiyle ters düşen tüm unsurları ezen, sömüren, katleden, olmadı bünyesinde eriten bu medeniyetin nasıl ortaya çıktığı, anlamı, gelişimi ve konumunu inceleyen Prof. Dr. Teoman Duralı, bu anlayışın adını ‘Çağdaş Küresel İngiliz-Yahudi Medeniyeti’ koymuş. Bizim daha ziyade tarihsel gelişimi üzerinden tanıtmaya çalıştığımız kitap, insanlığın baş belâsı olan ‘Medeni Vahşet’i kavramamız adına ortaya konmuş en önemli eserlerden olup, İngiltere’nin ya da Yahudi’nin adamlarına karşı neden bu kadar temkinli davranılması gerektiğini de öğretmektedir.

Esmâu'l Kur'ân Makâsîdu'l Furkân


Kur’ân’ın nasıl bir kitap olduğunu, niçin indirildiğini, onun esmâsı ve makâsîd’ının mana ve mahiyetinin ne olduğunu ve insanlık aleminde ne gibi inkılâplar gerçekleştirmek istediğini, analmak gerekir. Kur’ân’dan yanlış manalar çıkarmak, Kur’ân adına Kur’ân’a muhalif uygulamalarda bulunmak, Kur’ân’ın maksatlarını bilmemekten ileri gelir. Kur’ân’ın indiği ortamın düşünmeyen, ayetlerin ve surelerin bağlamı dikkate almayan kimselen’ harici mantığına’ teslim olurlar. Hariciler, ayetlerin bağlamını, siyak sibakını, nüzul sebebini düşünmeden uygulamaya çalışmışlardır. Bunun neticesinde de Müslümanların kanlarını döktüler. Kur’ân, esmâ ve makâsîd sahibi olan bir kitaptır. Kur’ân’ın esmâsı ve Makâsîd’ı bilinseydi bugün İslâm coğrafyası kan gölüne dönüşmezdi. “Allahû Ekber” diyen “Lâ İlahe İllâlah” diyeni öldürmezdi. Bu eser, yaygın olan yanlışların tashihi için kaleme alınmıştır.

Misak Dergisi 284. sayısı çıktı...

HİDAYET rehberi olan ve hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’an-ı Kerim, Ramazan-ı Şerif ayında indirilmiştir. Bu hakikat muhkem nassla sabittir: “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’an o ayda indirilmiştir. Kur’an insanlara (mahz-ı) hidayettir. Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, orucunu tutsun.” (El Bakara Sûresi: 185) Kadir Sûresi’nde, Kur’an’ın Kadir Gecesi’nde indirildiği haber verilmiştir. Bazı kaynaklarda bütün münzel kitapların/sahifelerin, Ramazan-ı Şerif ayı içerisinde indirildiğine dair haberlere yer verilmiştir. Tefsir-i Hazin’de, ‘Ramazan-ı Şerif ayının ilk gecesinde Suhuf-u İbrahim’in, altıncı gecesinde Tevrat’ın ve yirmi üçüncü gecesinde de İncil’in indirildiği’ ifade edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in; Ramazan-ı Şerif ayında indirilmeye başlanması, oruç ibâdetinin sebeblerinden birisidir. Elbette bu ibâdetin bir değil, birden fazla sebebi ve hikmeti vardır. Zira daha önce yaşayan ümmetlere de oruç ibâdetinin farz kılındığı malûmdur: “Ey iman edenler!. Sizden evvelkilere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı. Umulur ki (takva ehli olur ve) korunursunuz.” (El Bakara Sûresi: 183)

Değişen Sınırlar, Irak'taki Kaosun Sebebi ve Algı Operasyonları

Dünya siyasetinde belirleyici bir güce sahip olan devletlerin; uluslararası düzeni bir halden, başka bir hale dönüştürmeleri mümkündür. Tarihin dönüm noktaları; son derece hassas olan, hatta devletlerin istikbalini ve sınırlarını belirleyen noktalardır. İslâm topraklarında, özellikle Ortadoğu’da yaşanan siyasi krizin ülkelerin sınırlarını değiştirdiğini söylemek mümkündür. 1916 yılında Fransa ve İngiltere arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot Anlaşması uyarınca (I. Dünya Savaşı’ndan sonra) İngiliz istihbaratçı Gertrude Bell tarafından coğrafyanın özellikleri dikkate alınmadan cetvelle çizilen devlet sınırları, yaklaşık yüz sene sonra param-parça olmaya başlamıştır. ABD-İsrail-İngiltere (şeytan üçgeni) koalisyonunun plânladığı gibi, Irak fiilen üçe bölünmüştür. Şii Araplar, Sünni Araplar ve Kürtler arasında birlikte yaşama iradesinin yok edildiğini gizlemenin bir anlamı yoktur. Her ne kadar resmi, ulusal ölçekte bir bölünme söz konusu değilse de, kalpler ve zihinler param-parça olmuştur. Irak’ta neredeyse 12, Suriye’de ise 3 yıldır devam eden kanlı çekişme ve iktidar kavgası, yeni problemlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İşin kötüsü bölgede kimin oyuncu, kimin piyon, kimin maşa ve kimin oyun kurucu olduğu da belli değildir.

Yıllar Sonra 12 Eylül Darbesi'ni Yapan İki Generale Müebbet Hapis Cezası Verildi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Eylül 1980 tarihinde emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askerî darbe ile ilgili dava karara bağlandı. İşkenceleri, insanlık dışı uygulamalarıyla hafızalardaki yerini koruyan 12 Eylül Darbesi’nden sonra; idam cezası verilen 517 kişiden ‘haksızlık olmasın’ diye biri sağdan, biri soldan 50 kişi idam edilmiştir. Kenan Evren, 26 Haziran 2009’da 12 Eylül Davası’nda yargılanması gündeme gelince Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’e ‘‘Beni yargılamak mı istiyorsunuz? Buyurun gidip halka sorun. Bir referandum yapın. Evren Paşa yargılansın mı diye sorun. Eğer halk ’Evet yargılansın’ derse, milletimin önünde herkese söz veriyorum. Bu işi yargıya bırakmam. İntihar ederim’’ demişti. Şimdi intihar edip-etmeyeceği merak ediliyor.


 
Sri Lanka'da Budist Teröristler Müslümanları Düşman Olarak Görüyorlar

Budist dünyasının önemli ülkelerinden biri olan Sri Lanka’da, Müslümanlara yönelik şiddet eylemleri hızla artmaktadır. Sri Lanka nüfusunun yaklaşık %80’ini oluşturan Budist Sinhali toplumunun, ülkedeki etnik azınlıklarla karşı düşmanca tavrı, endişelere sebep olmaktadır. Özellikle, Hindu Tamillerin temel haklar konusundaki taleplerinin reddilmesiyle başlayan süreç, yeni bir boyut kazanmıştır. Budist taassubunun bir sonucu olarak saldırılarda siviller de hedef alınmaya başlamıştır. BM Teşkilatının sözcüleri, Sri Lanka yönetiminin bir an önce etnik ve dini çatışmaların önüne geçmesi gerektiğini söylemektedirler.Devlet başkanı Mahinda Rajapaksa’nın kardeşi ve aynı zamanda Savunma Bakanı Gotabhaya Rajapaksa’nın tutumu, Sri Lanka’da etnik azınlıkların haklarına tecavüzü beraberinde getirmektedir. Bu saldırılar, Myanmar’daki başta Arakanlılar olmak üzere azınlık konumundaki Müslüman kitlelere yönelik tecavüzleri hatırlatmaktadır. 

Irak: Mezhepçi Siyâsetin Bedeli ve Sünnî İsyânı

Başbakan Nuri El Maliki Hükümeti’ne karşı mücadele veren ehl-i sünnet cemaatlerin, özellikle IŞİD Örgütü’nün 10 Haziran günü Irak’ın ikinci büyük şehri olan Musul’u ele geçirmesi, daha sonra bir-kaç gün içerisinde Tikrit ,Telâfer, Fellûce, Ramade ve Samerra gibi şehirleri kuşatması, dünyanın gündemine bomba gibi düşmüştür. Irak ordusundan onbinlerce askerin kaçması ilginç, karmaşık ve çok bilinmeyenli bir denklemi ortaya çıkarmıştır. Sky News’e konuşan Irak Başbakan Yardımcısı Salih Mutlak, Irak ordusunun mezhebi temeller üzerine kurulu olduğunu ifade ederek bunun yaşanılan hadiselerin temelini oluşturduğunu belirtmiş ve şu tesbitte bulunmuştur: “Ellerindeki askeri gücü maalesef halkı provoke etmek ve tutuklamak için kullanır oldular. İnsanları tutukluyorlar. Onlardan belli miktar para talep ediyorlar. Parayı aldıktan sonra bırakıyorlar. Bu durum en üst tabakadan en alta kadar böyle. Yolsuzluk subay ve askerlerde bu dereceye varınca, El Kaide’ye bağlı bazı terörist unsurlarla da işbirliği gerçekleşti. El Kaide unsurları da para karşılığı serbest bırakılıyordu. Şu anda yaşananlar bu durumun tabii bir sonucudur.”