Misak Dergisi 286. sayısı çıktı...
 CEMIYET halinde yaşayan insanların akla-hayale gelmeyecek ihtilaflarla ve problemlerle karşılaşmaları mümkündür.

   Amanet & Ahliyat, Das Anvertraute & Die Befähigung, Ein ‘Ilm-i Hal, Ein Lehrbuch der islamischen gottesdienstlichen Handlungen in zwei Bänden

Alles Lob gebührt Allah, dem Herrn der Welten, dem Allerbarmer, dem Barmherzigen, dem Herrscher am Tage des Gerichts! Der Segen und Frieden ALLAHs sei über unserem Propheten (s.a.w.), der als Barmherzigkeit für die Welt entsandt wurde, und der Segen und Frieden ALLAHs sei über der Familie des Propheten (s.a.w.) und über seinen Gefährten!... Allahs Barmherzigkeit sei für die Gläubigen, die seit dem ersten Menschen und Propheten Adam (a.s.) stets gegen den Taghut gekämpft und nach dem Märtyrertod gestrebt haben, beseelt von dem einzigen Wunsch, das Wohlgefallen Allahs zu erlangen! Vor der Tatsache des Unvermögens, die unzähligen Gaben Allahs sogar nur zählen zu können, stellt der Lobpreis Allahs den Anfang und das Ende unserer Taten dar. Im Qur’an al-Karim wurde folgendes Urteil gefällt: ››Und so machten Wir euch zu einer gerechten Gemeinde, auf dass ihr Zeugen seiet über die Menschen und auf dass der Gesandte Zeuge sei über euch...‹‹ Der Ausdruck "Ummatan wasatā" in der Aya meint "die gerechte Umma (des Propheten (s.a.w.)) ", dies hat der Prophet (s.a.w.) persönlich mitgeteilt. Imām Schafi´i (rh.a.) urteilt, während er die Bedeutung des Begriffes "Gerechtigkeit (‘Adala)" definiert, wie folgt: "Mit dem Begriff ‘Adala (Gerechtigkeit) meint man das Handeln gemäß den Geboten Allahs."

   Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA

 


“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.


Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbâdeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

   Selefi İdeolojinin Kaynağı, IŞİD Bilmecesi ve Komplo Teorileri

İslâm’ın temel hedefi insanların can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerini sağlamak, haklarını ve hürriyetlerini muhafaza etmektir. Meşrû bir sebeb yokken bir insanı öldürmek, bütün insanların can emniyetini ortadan kaldırmak için işlenmiş bir cürümdür. İslâm Fıkhı’nın mahkûm edildiği, farzların yasaklandığı ve haramların teşvik edildiği ülkelerde yaşayan müslümanlar ile Dâru’l İslâm’da yaşayan müslümanların ‘içinde bulundukları hal’ aynı değildir. Son yıllarda Suudi Selefiye ile Cihadi Selefiye arasında başlayan ve zaman zaman silahlı mücadeleye dönüşen iç savaş, yüzlerce fırkanın ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. El Kaide Hareketi’nin online yayın organı olan ‘Savtû’l-Cihâd’ sitesinde örgütün liderlerinden Şeyh Ubey Abdurrahman el-Escrî, Suudi Kraliyet ailesini “İngiliz uşağı” olmakla suçlamıştır. Suudi Arabistan Başmüftüsü ve Hey’etül Ulema Başkanı önce bir bildiri yayınlamış, sonra yaptığı konuşmada; ‘Haricilikle alakalı hadisler eşliğinde,’ El Kaide’yi ve IŞİD’i İslâm’ın en büyük düşmanı ilan etmiştir.

   Misak Dergisi 286. sayısı çıktı...

CEMIYET halinde yaşayan insanların akla-hayale gelmeyecek ihtilaflarla ve problemlerle karşılaşmaları mümkündür. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) insanlardan gelen sıkıntılara sabretmenin, onlardan uzaklaşmaktan daha hayırlı olduğunu haber verdiği malûmdur.İhtilâf ahlakı, insanların kanun zoruyla değil, gönülden benimsedikleri değerleri ifade eden bir ahlâktır. İslâm dininin iman ve ibâdet esasları ile ahlâki hükümlerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Hz. Adem (as)’den itibaren bütün peygamberler, insanları en güzel şekilde İslâm’a davet etmişlerdir. Allah-u Teâla (cc) Hz. Musa (as) ile Hz. Harun’u (as); Fir’avn’a tebliğ için gönderirken “Ona yumuşak ve tatlı bir söz söyleyin”emrini vermiştir. Ayette geçen “kavl-i leyyin” terimi; içerisinde hiç azarlama olmayan, tatlı ve mülâyim sözleri ifade eden bir terimdir. İyiliklerin yayılmasını sağlamak ve kötülükleri önlemek, önce dil ile başlar. Hesap gününü düşünen mü’minlerin güzel bir uslûp ile hayrı söylemeleri veya susmaları, sünnetle sabit olan umumi bir kaidedir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) “Allah’a ve ahiret gününe imanı olan kimse, ya hayırlı bir söz söylesin, ya da sussun” emrini verdiği malumdur.

Hamas Siyasi Büro Şefi Halid Meşal'in Tesbiti: ‘Siyonist İsrail'in Yaptığı Soykırımdır'

Siyasi Büro Şefi Halid Meşal, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını “holokost” (soykırım) olarak nitelendirerek, “Bu düşman onlarca sene önce Hitler’in yaptığının benzerini yapıyor. Bugün biz gerçek bir Nazizm’le karşı karşıyayız” dedi.  Katar’da yaşayan Meşal, Anadolu Ajansı’na (AA) konuştu. İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırıları, taraflar arasında Kahire’de gerçekleştirilen ateşkes müzakereleri, Hamas’ın ateşkes şartları ile bölge ülkelerinin süreçteki rolü ve Gazze’deki silahlı direniş gibi çeşitli konularda önemli açıklamalarda bulunan Meşal, AA muhabirinin sorularına  cevap verdi. “Mavi Marmara’daki on şehidimizi unutmadık” diyen Halid Meşal:’’ Son yaşanan savaşta Türkiye, seçimlerle meşgul olmasına rağmen siyasi, manevi ve toplumsal desteğini esirgemedi. Savaş sırasında ve ateşkes zamanlarında özel olarak insani yardımlarıyla yanımızda oldu.  Türkiye’nin pozisyonunu önemsiyoruz ve Türk halkına ve yönetimine teşekkür ediyoruz. 


 
Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Karadaği: ‘El Kâide, IŞİD, Boko Haram ve Şebâb Örgütleri, Zâlim Rejimlerin Ürünüdür'

İstanbul’da yapılan ‘Dünya İslâm Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi’ toplantısında söz alan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, son yıllarda yapılan bazı araştırmaların sonuçlarını açıkladı. Yaşanan fitne ve fesadın seyrini izah eden Görmez, şu tesbitte bulundu: “Yapılan bazı araştırmalara göre son yıllarda günde ortalama bin Müslüman katlediliyor. Bunun yüzde 90’ı Müslüman kardeşi tarafından katlediliyor. Sadece Suriye’de, Irak’ta değil. Libya’da, Pakistan’da, Afrika’da, Myanmar’da... Buralarda ortaya çıkan hareketler var. Ahbaşiler, Şebaplar, IŞİD’ler, BokO Haram’lar var. Bütün bunlar nasıl türedi? Müslüman kamuoyunda nasıl ortaya çıktı?” Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Karadaği’nin bu suallere verdiği cevabı yayınlıyoruz.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Açıklamaları: ‘Dışar'dan Oy İthal Edecek Halimiz Yok, Sağa Kaymak Zorundayız'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir grup muhalif milletvekilinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin ardından, CHP’nin “sağa kaydığı” yönündeki eleştiriler ile kurultay isteği için, “Biz bir partiyiz. Sağdan oy gelmeyecek de nereden gelecek? Dışarıdan oy mu ithal edeceğiz? Biz kitle partisiyiz. Dışarıdan oy kazanmak zorundayız. Geniş halk kesimlerine anlatılması gereken politikalarımız var. Kimse sağa kaydı diyemez. Geniş kitlelere bunları ne kadar anlatabiliyoruz onlara bakmak lazım. AKP sola kaydı diyen var mı; yok. Oysa oraya da soldan Ertuğrul Günay vs. birçok isim geldi. AKP’ye sola kaydı diyen yok, CHP sağa kaydı deniliyor, niye?” dedi. Genel başkan seçimine yönelik bir kurultay olacağını belirten Kılıçdaroğlu, kurultayın 5-6 Eylül tarihinde yapılmasına karar verildiğini söyleyerek, “Tasfiye gibi bir amacım yok. CHP’nin oya ihtiyacı var. Çalışmaya ihtiyacı var. Tartışmalar olabilir” dedi.


 
İçinde Bulunduğumuz Hâlin Tahlili ve Vazîfelerimiz

Müslümanların içinde bulundukları hâli, sadece müstekbirlerin ve müfsidlerin faaliyetleriyle açıklamaları doğru değildir. Tarih boyunca fitne ve fesadın yayılması için bütün imkânlarını seferber eden tağûtî iktidarlara ve zümrelere rastlanmıştır. Yeryüzünde fesada koşan zümreler ile onlara karşı gereği gibi mücâdele etmeyen insanlar, dünya gemisinin yolcularıdır. Allah (cc) hayat kitabımız olan Kun’an-ı kerim’de şöyle buyurmuştur: ‘İnsanların kendi elleriyle (sünnetûllahı hafife alarak ve şirk koşarak) işledikleri cürümler yüzünden karada ve havada fesad apaçık ortaya çıktı. Bu sebeble Allah umulur ki (doğru yola) dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattıracaktır.” (Er RumSuresi: 41)Suriye’den, Irak’tan, Gazze’den, Arakan’dan, Myanmar’dan, Çeçenistan’den, Keşmir’den Mısır’dan, Nijer’den velhâsıl islâm coğrafyasından çığlık çığlığa yükselen bir ses var, Mustazafların ortak sesi: “Allah’ın yardımı ne zaman...” Allah’ın yardımı Müminlerin üzerlerine düşen görevlerin tamamını yapmasından sonra gelir.

Modern Zamanların İdeolojilerini Reddetmek ve Allah'a Teslim Olmak

Bizi bilim kilisesinde günah çıkarmaya davet eden Pozitivizm misyonerlerinin akıl hocalığını Comte’nin İslâm ilmihâl’ine mukabil yazdığı “Pozitivizm İlmihali” yapmaktadır. “Pozitivizmin İlmihali” P. Erman tarafından Türkçeleştirilerek MEB tarafından 1952’de basılmıştır. İslâm İlmihalini yasaklayan zihniyet, “Pozitivizmin İlmihali”ni yayımlıyor. Prof. Dr. S. Hayri Bolay’ın kaydettiğine göre: “Comte metafiziği inkâr ettikten sonra, yeni bir din kurdu. Bu yeni dinin tanrısı ‘insanlık’, mucizeleri ise ‘bilimsel keşifler’dir. Bu materyalist bir metafiziktir.” A. Comte, kurucusunun kendisi olduğu pozitivist dine “İnsanlık Dini” adını vermiştir. Positivizmden etkilenen birçok sosyolog ve dinler tarihçisi dinlerin menşeini kendi anlayışlarına göre açıklamışlardır. Dolayısıyla pozitivistlere göre dinin menşei insan ve toplumdur.

Kitap Ehline Benzemenin Faturası: Haricilik ve Tekfir

Münzel kitaba dayanan dinlerin tahrifinde, demegojiye dayanan ideolojilerin müstesna bir yeri vardır. Bu hoktada Hz. Ebû Said-i Hudri’den(ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifi hatırlamakta fayda vardır. Hadis-i şerif, mealen şöyledir: Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Sizden öncekilerin yollarına karış karış ve arşın arşın mutlaka tabi olacaksınız. Hatta bir keler deliğine girseler, onların arkasından siz de gideceksiniz” buyurmuştur. Sahabe’den birisi “ Ya Rasûlallah!.. (Müslümanlar) Yahudiler ile Hıristiyanlara mı tabi olacaklar” sualini sorarlar. Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz (sav) “ Ya kime (olacak)” demiştir.’Bu haberde, Müslümanların ma’siyet hususunda geçmiş milletlere uyacakları haber verilmiştir. İslam Tarihi’nde Haricilik Hareketi ile Hıristiyan Toplumundaki Ruhbanlık hareketi arasında garip bir benzerlik bulunmaktadır.


 

 

İtikâdî Tercihlerine Göre İnsanların Tasnîfi

Mükellef olan her insanın yeryüzünde, hidayeti veya dalâleti tercih etme imkânı vardır. Yaratılan fiillerden dilediğini seçmesi ve işlemesi mümkündür. Bu tercih imkânı; hem bazı vazifeleri hem de önemli mes’uliyetleri beraberinde getirir. İmam-ı Taftezani; “İnsanların sevab ve mükâfât almaya, ceza ve azap görmeye esas teşkil eden ihtiyari fiilleri vardır” diyerek, bu inceliğe işaret etmiştir. Hesap gününde insanların, tercihlerine ve amellerine göre muameleye tabi tutulacakları muhkem nasslarla haber verilmiştir. Bu tercih imkânını dikkate alan İmam-ı Şehristani, itikadi tercihlerine göre insanları tasnif ederken şu tesbitte bulunmuştur:” İtikad yönünden insanlar; milel ve nihal olmak üzere, iki kısma ayrılırlar. Milel; vahye dayanan ve hak bir şeriatla amel eden ehl-i diyanete denilir. Nihâl ise, hevâsına göre yaşayan ehl-i ehvâya verilen isimdir.”

Kitabullâh'ın Vârisliğine İhânet Etmek

Yeryüzünde ihânetlerin en kötüsü Allah’ın kitabına karşı yapılan ihanettir. İsrailoğulları kitabın varisliğine ihanet ettikleri için helak oldular. Allah’tan geldiğine inandıkları, okudukları kitabı tahrif etmekten, ihmal etmekten ötürü helak oldular. Kitabullah’a varis olmak, Hz. Adem (as)’den Hz. Muhammed (sav)’e kadar gelmiş ve geçmiş cümle peygamberlere varis olmaktır. Çünkü Peygamberlerin mücadelesinin özü ve özeti Kitabullah’ta mevcuttur. Peygamberler insanlığa dünyayı, dünyalığı değil, ilmi miras bıraktılar. Rasûlüllah (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyadan ayrılmadan önce, “Biz mal mülk değil ilim bırakırız. Âlimler de peygamberlerin vârisidir” buyurarak, ilmi ve âlimleri adres gösterdi. Kitabullah’ın varisliği bir ilim varisliğidir. Dolayısıyla Allah’ın kitabını insanlığa öğretenler ve öğretecek olanlar âlimlerdir. Kitabullah’a varis olan âlim, Allah’ın rızasına nail olmanın mücadelesini veren âlimdir.

Kalbin Ameli Olan İhlâs ve Riyâ Üzerine Notlar

Bütün ibâdetler için zaruri olan ihlâs ve ihsânın merkezi insanoğlunun kalbidir. Bazı alimler; “İbadet ederken veya herhangi bir ameli edâ ederken Allah’ın (cc) murakabesini kalb gözüyle müşahede etmeye ihsan denilir” tarifini esas almışlardır. Bazı muteber kaynaklarda, “Mükellefin edâ ettiği ibâdetlerde ve işlediği salih amellerde sadece Allah’ın (cc) rızasını esas almasına ihlâs denilir” şeklinde tarif edilmiştir. Bazı eserlerde, kısaca; “Allah’a (cc) itaatte riyânın terkedilmesine ihlâs denilir” tarifine yer verilmiştir. Peygamberimiz Efendimiz (sav), “Hardal tanesi kadar riyâ bulaşmış olan amelin kabul edilmeyeceğini” haber vermiştir. Kalbin ameli olan ihlâs, mükellefin davranışlarını kibir ve riyâdan arındırıp hâlis, saf hale getirmesidir.

Allah'ın Kılıcı/Seyfullah Hz. Halid Bin Velid (r.a.)

Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra; Medine, Mekke, Cüasa ve Taif dışında, yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekatı vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmalarını emretti. Hz. Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi de öldürdü. Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Allah’ın kılıcı/ Seyfullah lâkabı ile anılan Hz. Halid B. Velid ‘in (r.a) kumandanlıağını yaptığı Yemame Savaşı’nda yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki binden fazlaydı.

İslâm Hukukunda Cihadın Keyfiyyeti ve Terörle Münâsebeti

Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Libya’da ve Pakistan’da; birbirlerini tekfir eden ve gözlerini kırpmadan cinayet işleyen örgütlerin; hem kendi nefislerine, hem de müslümanlara ihânet ettiklerini söyleyebiliriz. Bu örgütlere mensup kimselerin kendilerini mücahid ilân etmelerinin bir değeri yoktur. İslâmî literatürde cihad; “İlâhi teklifleri öğrenmek, öğrendikleriyle amel etmek, iyiliklerin yayılması ve kötülüklerin önlenmesi için elden gelen gayreti sarfetmek” gibi genel anlamı yanında, fıkıh terimi olarak harbi (saldırgan) olan gayr-i müslimlerle savaş, tasavvufta ise nefs-i emmârenin hevâsıyla mücadele gayretini ifade için kullanılmıştır. Cihad kelimesi; Kur’ân-ı Kerim’de masdar olarak dört, bundan türeyen fiil şeklinde yirmi dört âyette yer almıştır. Bu fiili işleyen (cihad eden) anlamına gelen mücahid sıfatı, iki ayette zikredilmiştir.

Tarihe Yön Veren Simalar

Tarih ilminin konusu, zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeblerini, vesilelerini ve sonuçlarını tahlil etmekle sınırlıdır. Sünnetullahı dikkate alan ilim adamları; kendisine nimet verilen insanların (Peygamberlerin ve onların varisi olan kimselerin) siyasi ve sosyal hadiselerin seyrinde belirleyici unsur haline geldiklerini ifade etmişlerdir. Tarihe yön veren şahsiyetlerin iyi bilinmesi ve fesadın yayılmasına vesile olan müstekbirlerin mahkûm edilmesi, hayati öneme haizdir. Tanıtımını yaptığımız ‘Tarihe Yön Veren Simalar’ isimli eserin müellifi muhterem Ahmet Belada’dır. Tebeû’t Tâbiîn döneminin önde gelen âlimlerinden başlayan ve günümüzde yaşayan kimselere kadar, yetmişüç şahsiyet tanıtan Ahmet Belada’nın bu eseri, önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Misak Dergisi 285. sayısı çıktı...

AMERİKA’nın küresel hegemonya ihtirası, İngiltere’nin emperyalist emelleri ve Siyonist İsrail’in ‘va’dedilmiş toprakları elde etme’ projesi, yeni bir dünya savaşının başlamasına sebeb olmuştur. Mazlum Filistinli müslümanlar, son ondört yılda iki büyük katliamla (önce Cenin, sonra Gazze) karşı-karşıya kalmıştır. Siyaset uzmanlarının ‘güvenlik paranoyası’ şeklinde ifade ettikleri hastalığın, İsrail’in işlediği bu savaş suçuna vesile olduğunu söylemek mümkündür. Gazze’de yaşanan katliamın, kelimenin tam anlamıyla bir savaş suçuna dönüştüğünü Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın yetkilileri dahi itiraf etmektedirler. Şurası unutulmamalıdır ki Gazze’de yaşanan katliam, hevâlarını ilâh edinen Yahudilerin işlediği ilk katliam değildir. Sahabeden Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrah’ın (ra) “Kıyamet gününde azabı en şiddetli olan kimdir?” sualine, Peygamberimiz Efendimiz (sav); “Bir peygamberi öldüren, kötülükleri emredip kanun haline getiren ve iyilikleri yasaklayan kimsenin azabıdır” cevabını vermiş ve “Allah’ın ayetlerini inkar edenler, haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar arasında adaleti emredenleri katledenler (yok mu?) Onları müthiş bir azap ile müjdele!.. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır ve onların hiçbir yardımcıları da yoktur” ayetlerini okuduktan sonra; “Ey Ebû Ubeyde!.. İsrailoğulları peygamberlerini öldürdüler. Kendi içlerinden muttaki olan yüzoniki kişi, onlara kötülüklerden vazgeçmelerini emrettiler. Aynı günün sonunda onları da öldürdüler” diyerek, yaşanan bir katliamı haber vermiştir. Muhakkak ki ‘suçun şahsiliği’ prensibini dikkate almak, geçmişte yaşanan hadiselerden halen yaşayan İsrailoğulları’nı sorumlu tutmak doğru değildir. Sadece siyonist İsrail’in; peygamberlerini öldüren, adaleti hafife alan ve sâlih insanlara işkence eden atalarının izinde yürüdüğünü söylemek mümkündür.

Gazze Katliamı, Savaş Suçları ve Fesadın Şifreleri

Mazlum Filistinli müslümanlar, son çeyrek asırda iki büyük katliamla karşı-karşıya kalmıştır. Siyaset uzmanlarının ‘güvenlik paranoyası’ şeklinde ifade ettikleri hastalık, İsrail’in işlediği bu katliamların sebeblerinden biridir. Siyonist Terör Devleti’nin Gazze’de; sivil halka karşı ‘kimyasal silah, misket, pudra ve fosfor bombaları’ kullanması, uluslararası hukuka göre savaş suçudur. Filistin İslâmî Direniş Hareketi’nin liderlerinden Halid Meş’al, ateşkesin yürürlükte olduğu dönemde yaşanan hadiseleri şöyle ifade etmektedir: ‘Gazze’de yaşayan insanlar kuşatma altındadır. Dünyanın en büyük hapishanesinde, karadan, havadan ve denizden çevrilmiş durumdadırlar. Savaş sebebi olarak ileri sürülen bizim el yapımı mütevazi roketlerimiz, dünyaya yükselen protesto seslerimizdir. İsrail ve onun Amerikalı ve Avrupalı destekçileri, bizim sessizlik içinde ölmemizi istiyor. Ama sessizce ölmeyeceğiz.’

Başbakan R.Tayyip Erdoğan Katliama Sessiz Kalanlara seslendi: ‘Filistin'de İnsanlık Ölüyor, Vicdanlar Kuruyor'

Terörist İsrail Devleti’nin her Ramazanda yaptığı gibi Gazze’ye ölüm yağdırdığını ifade eden Başbakan R.Tayyip Erdoğan “Filistin’de yaşanan katliamın en acı boyutlarından biri de insanlığın büyük bölümünün bu katliama sessiz kalıyor olmasıdır. Batı sadece ‘endişeliyiz’ diyor. Halkı müslüman ülkelerin pek çoğu trajediyi seyretmekle yetiniyor. Hatta uluslararası kuruluşlar seyretmeyi de bıraktı, sırtını döndü. Olanları görmüyor, duymuyor, hissetmiyor. İsrail, devlet terörü estirmeye devam ediyor ve bizim dışımızda bir tek ülke çıkıp buna ‘dur’ diyemiyor. Zalim er ya da geç zulmünün bedelini ödemiştir. Bunun bedeli er ya da geç mutlaka ödenecektir” dedi.


 
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu'nun Bildirisi: “Biz Kimiz, Bu Hal Neyin Nesi?”


İslâm topraklarının kan gölüne dönmesi, her Ramazan ayında Siyonist İsrail’in Gazze’yi bombalayarak bütün Müslümanların iftarlarını zehir etmesi bizi ister istemez bir nefis muhasebesi yapmaya zorluyor. “Biz kimiz ve bu hal neyin nesi?” İslâm topraklarına ölüm yağdıran Siyonistler bugün Filistinli küçük çocukları bile kendilerine itaat ettiremiyorlar. Müslümanlar zillet içinde yaşamaktansa şehâdeti tercih ediyorlar. 17 Temmuz 2014 gecesi kara harekatına başlayan İsrail’in gücü kadın, çocuk, yaşlı ve hastalara yetiyor. İsrail’in işlediği bu savaş suçlarının yüzde birini Müslümanlar işlese dünya ayağa kalkardı. Mısır’da Muhammed Mursi’yi darbe ile devirerek iş başına geçen general Abdulfettah Sisi, ilk iş olarak Gazze’ye açılan tünelleri imha edip, Refah sınır kapısını kapatarak İsrail’in katliamlarına zemin hazırladı. Şimdi ise barış güvercini rölüne soyunuyor.

Arabuluculuk Konferansı'na Katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: “Büyük Kriz Kapımızda, Komşu Ülkeler Bundan Etkileniyor”

İçişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Bölgesel Örgütlerin Arabuluculukta Artan Rolü” temalı III. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın basına açık üst düzeyli oturumunda yaptığı konuşmada, bazı tesbitlerde bulundu. Soğuk Savaş döneminde krizler bloklar arası iken, Soğuk Savaş’tan sonra yeni devletler ortaya çıkmaya başlayınca, anlaşmazlıkların ve zorlukların şeklinin daha devletler arası hale geldiğini ifade etti. Dört AGİT gözlemcisinin kurtarılmasıyla ilgili haber almanın kendisi için çok olumlu bir gelişme olduğunu ifade eden Davudoğlu, “Bu tip başarıları, Beyaz Saray veya Kremlin’le konuşarak gerçekleştirmek mümkün değil. Orada, yerindeki insanlarla konuşmak gerekiyor. Dolayısıyla gerçekten işlerin doğası değişiyor. Bu, bir operasyon değil aslında ara buluculuk faaliyetidir” dedi. BM Güvenlik Konseyi’nin doğru zamanda doğru kararlar alamadığını, Ukrayna, Irak ve Suriye’de yaşanan kaosun girift hale getirdiği ifade etti.

“Türkiye'de Dini Hayat Araştırması” Anketinin Sonuçları Yayınlandı

Sahasında bir ilk olan “Türkiye’de Dini Hayat Araştırması” anketinin sonuçları yayınlandı. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Başkanlığımızın TÜİK’in katkılarıyla kamuoyuna takdim ettiği bu araştırma aslında ciddi ve nitelikli bir alan çalışmasıdır” dedi. Araştırma sonucunda ortaya çıkan verilerin birçok açıdan değerlendirmeye muhtaç olduğunu belirten Görmez “Araştırma, ülkemizde yaşayan İslâm dinine mensup vatandaşların inanç ve ibâdetlerini yerine getirme ve dini bilgi durumlarıyla ilgili tespitleri içermektedir. Bu veriler toplumu din konusunda aydınlatmakla görevli olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmet planlamalarında önemli bir dayanak olacaktır. Bu çalışma ayrıca ülkemizde yaşanan dini hayat hususunda araştırma yapan, fikir yürüten, sorumluluk sahibi her kişiye sağlam ve üzerinde zihin yorulabilecek bilgiler sunmaktadır” dedi.

Dağa Çıkarken Yanınıza Almanız Gereken Üç Şey

Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal barışın sağlanması için TBMM’ye sunulan kanunun kabul edilmesi, değişik yorumların yapılmasına vesile olmuştur. Akşam Gazetesi Yazarlarından Kurtuluş Tayiz; yıllarca ‘Kürt sorunu çözülmelidir’ diyen bazı köşe yazarlarının durumunu mizahî bir uslûpla ifade etmiş ve şöyle demiştir:’ PKK dağdan inmeye hazır ama buna hazır olmayan Türkiye’de çok sayıda akademisyen, “liberal” gazeteci, solcu aktivist var. Çözüm sürecinin başladığı günden bu yana PKK’yı dağda kalmaya, silahlı mücadeleye devama zorluyor bu çevreler. Örgüt kamplarına kadar gidip “Sakın silah bırakmayın, AKP sizi kandırıyor” diye söylevler bile çekti içlerinden bazıları. Bazı PKK yöneticileri ise bu baskılar karşısında “biraz da siz çıkın dağa” demek zorunda kaldı. Peki PKK dağdan inmeye hazırlanırken, onların boşalttığı yeri bu çevreler doldurur mu, dağa çıkarlar mı dersiniz? Ben dağa çıkmaya aday akademisyen, “liberal” gazeteci ve solcu aktivistlerin küçük bir listesini yaptım. İşte yeni gerilla adaylarının sıralı listesi’.

Laikperestlerin “Yaşam Hakkı Kutsaldır” Tekerlemesi

Kutsal; bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen hükümler, değerler dizisi... Sözlükler böyle diyor. Lakin neden dokunulmayacak? Niçin karşı çıkılmayacak? Üzerine titrememizin sebebi ne? Sihirli kelime “doğmak.” Afiyetle yediğimiz kuzu eti de doğdu oysa.. Doğmak eğer bir meziyetse hayvanların yaşam hakkı da kutsaldır. Hayvanların ve bitkilerin yaşam hakkı neden kutsal değil? Bu hesaba göre laikperest aydınlar, yaşam hakkını ihlal eden katillerdir. Birileri ‘Ulusal Meclisler ve Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatı dokunulmazlıkları yani kutsalları tesbit edebilir’ diyebilir. Fakat bu geçerli bir argüman olamaz. Çünkü kanunları çıkaranlar da doğanlar arasında... Kendi kendine kutsallık olmaz; ucube olur, uydurma olur ama kutsal olmaz.