Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...
 Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserin Dokuzuncu baskısı yapıldı.

 

   "İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 7. baskısı yapıldı

"Hidayete tabi olan, insanlara iyilikleri (ma’rûfu) emreden ve onları kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya gayret eden müslümanların, hakikate uygun olan fiillerine ‘İslâmi Hareket’ denilir."

Kitabın yazarı yıllarca fıkhi konularda yapmış olduğu ilmi çalışmalarla kendisini bu sahanın uzmanı ve otoritesi olduğunu dünya Müslümanlarına kabul ettirmiş olan Yusuf Kerimoğlu hoca efendidir. Bu kitabı okuyan bir Müslüman kitabı bitirdikten sonra hangi gurubun İslami gurup olduğunu, hangi cemaatin İslami cemaat olduğunu, İslami cemaat olmanın şartları ve rükunları nelerdir? Eminim ki bu konularda çok rahat bir şekilde kendi kararını kendisi verebilecektir.


   Medeni Vahşet kitabının 9. baskısı yapıldı...


Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserdir. Yazar Hüsnü Aktaş; kırk yıl önce, haftalık gazetelerde ve aylık dergilerde yayınlanan makalelerini "Medeni Vahşet" adını verdiği bu eserinde toplamıştır. Birinci baskısı ‘Düşünce Yayınları’ diğer baskıları da ‘Ölçü Yayınevi’ tarafından piyasaya sürülmüştür. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra müellif hakkında bu eserin beşinci baskısından dolayı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve ‘Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştur. 1984-1985 yılları arasında tutuklu olarak yargılanmış ve mahkemenin verdiği zaman aşımı kararı ile tahliye edilmiştir. Türkiye’de ve Almanya’da korsan baskıları yapılan bu eserde yer alan makaleler, kırk yıl önce kaleme alınmıştır.


9. Baskısında geniş bir dizin eklenerek, lüks şamua kağıda yeniden düzenlenerek basıldı.

Sorulunca Söylenenler'in Genişletilmiş İkinci Baskısı Çıktı...

Son yıllarda bütün dünyada, insan hakları ve hukuk devleti gibi kavramların ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan devlet adamlarının, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” hâline getirmeleri mümkündür. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan modern devletlerin, vatandaşlarına ‘esir muamelesi’ yaptıklarını gizlemenin de bir anlamı yoktur.

"Devlet ve Siyaset Üzerine Notlar" kitabının 3. baskısı yapıldı.

Kur’an-ı Kerim’de yer alan hukuki, içtimai, siyasi ve ahlaki hükümleri dikkate aldığımız zaman; islam dininin, Fransa’dan ithal edilen laiklik felsefesine göre yorumlanmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset; ülke, devlet ve insan yönetimidir. Bazı islâm alimleri, ‘insanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir’ tarifini esas almışlardır. Hanefi fukahasından ibn-i Abidin: “siyaset; halkı dünyada ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salâh ve menfaatleri için çalışmaktır” tarifini yapmış ve bahsin devamında şöyle demiştir: “Siyaset ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zalime; halkın haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i adile; halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki şeriattan sayılır.”

Misak Dergisinin 329. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

İslâm Düşmanlığı, Savaşsız Zafer Tezi ve Haydut Devlet


Soğuk Savaş Dönemi’nin sona ermesinden sonra; ABD Derin Devleti’nin (CFR) kurmayları, öncelikli düşman koltuğuna İslâm’ı ve Müslümanları oturtmaya karar vermişlerdir. Aynı yıllarda Kuzey Atlantik Paktı’nın (NATO) çatısı altında toplanan ülkelerin aydınları “Yeşil Tehlike” edebiyatını ön plâna çıkarmışlardır. Illuminati Çetesi’nin önde gelen isimlerinden Bernard Lewis’in “Kutsal Öfkenin Kökleri” ve Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” isimli eserleri, adetâ bir işâret fişeği olmuştur. Eski CIA başkanlarından James Wooley 1994 yılında; ‘İslâm dininin, komünizmden sonra Batı’nın başına musallat olabilecek yeni tehlike olduğunu’ ileri sürmüştür. Dolayısıyla İslâmofobik hareketler ile ABD’de yaşanan 11 Eylül terör saldırıları arasında; bazı siyâset uzmanlarının iddia ettikleri gibi, doğrudan veya zarûrî bir münasebet yoktur.



 

PKK'nın Yayın Organı Yeni Özgür Politika Gazetesi'nin Siyasi Analizi; ‘Afrin'de Öldürülenler, ABD İçin Tâli Zâyiât Sayılıyor'

Amerika ve Rusya’yı aynı anda müttefik olarak kullanma politikası, PKK-YPG yöneticilerinin, kendi zihinlerinde kurguladıkları bir hayâldi. Afrin’de altı yıldır ‘komün hayatını’ ön plâna çıkaran PKK-YPG militanları, tek başına kaldıklarını gördüler ve kurguladıkları hayâl kâbusa dönüştü. Adeta arkalarına bakmadan kaçmayı tercih ettiler. Avrupa’da yayın yapan PKK/YPG’nin yayın organı Yeni Özgür Politika Gazetesi’nde yayınlanan “Washington’un Afrîn Aritmetiği” başlıklı  siyasi analizde, Afrin’deki hezimetin nedenleri üzerinde duruldu. “Afrîn’deki Kürtler ABD’nin, AB’nin, BM’nin ve NATO’nun Türkiye’yi engellemek için bir şey yapacağını düşündüler” denilen yazıda ABD’nin Afrin’i gözden çıkardığı vurgulandı. PKK/YPG’nin, ABD stratejisinin parçası hâline geldiği belirtilen analizde, hayatını kaybeden Kürtlerin ABD aritmetiği içinde sadece “tâli zâyiât sayılıyor” ifadelerine yer verildi.


 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'dan Afrin ve Menbiç Açıklaması: ‘Eğer Mutabakata uyulursa, ABD ile karşı karşıya gelmeyiz'

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, ‘El Jazeera English’ kanalında Afrin’de yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Afrin kent merkezinin alınmasından sonra Türkiye’nin operasyondaki yeni adımının ne olacağına dair soruya Kalın, “Afrin’e girerek operasyonun önemli bir safhasını tamamladık. Bir sonraki adım, alanın güvenliğini sağlamak olacaktır. Çünkü hâlâ şehrin farklı bölgelerinde mayınlar, tuzaklar ve el yapımı patlayıcılar var. Bütün askerlerin, sivillerin, ÖSO unsurlarının, yerel halkın güvende ve emniyette olduğundan emin olmak istiyoruz.” Türkiye’nin Menbiç’e yönelik nasıl bir yol izleyeceği sorusuna Kalın, şu cevabı verdi: “Menbiç’te yapılması gereken her şeyi müzakere ettik. Geçen iki yıl boyunca hem Obama, hem de Trump yönetimiyle, PYD/YPG unsurlarının Menbiç’ten çıkarılması konusunda mutabakata vardık!. Bildiğiniz gibi Menbiç, kelimenin tam anlamıyla bir Arap kentidir. Eğer PYD/YPG gibi terör örgütü mensupları ile ilgili vardığımız anlaşmalara uyulursa, ABD ile karşı karşıya gelmemiz söz konusu olmaz.”

Sosyal Doku Vakfı'ndan Yapılan Açıklama: ‘Din Düşmanı Çeteler Algı Operasyonu Yapıyorlar'

Son aylarda siyaseti ve toplumu kasetlerle dizayn etme projelerine hız verilmiştir. Bağlamından koparılan bir konuşmayı, iki dakikayı bulmayan bir görüntü ile servis ederek “kadın düşmanı hocalar”, “dayağı teşvik eden yobazlar” veya “çağdışı gericiler ve pis dinciler” imajını yaymak için, bütün imkânlar seferber edilmektedir. Hâlbuki Kadınları dövmek ve taciz etmek için, ne fetva yazılır ne de cevaz verilir. Eşine, kızına, kız kardeşine eziyet eden, barbarca saldıran, vahşice davrananlar da zaten hiçbir zaman fetva almaya ihtiyaç duymazlar. Kadına yönelik şiddet, taciz veya diğer olumsuz davranışlarda İslâmi şahsiyet ve ahlâkın değil alkol, kumar, aldatma, hovardalık, kredi kartı borcu, işsizlik veya benzeri durumların tetikleyici olduğu bilinmektedir. Toplumun İslâm’a ve Müslümanlara olan saygısını ve sadakatini hedef alan algı operasyonları tezgâhlayanlar, İslâm’ın düşmanı olan derin çetelerdir.


 
Erkekler de İnsan Sayılsın

İnsanları yeryüzünün halifesi olduğunu esas alan İslâm dini ile onları potansiyel suçlu gibi gören modern hukuk; hem teşri kaynağı açısından,hem aile nizamının korunması noktasında,  gündüz ile gece gibi birbirinden farklıdır. Son yıllarda güya kadınların lehine ‘pozitif ayrımcılık’ yaptıkları gerekçesi ile cinsiyete dayanan savaşın başlamasına vesile olan AK Parti iktidarı, ailenin temeline dinamit koymuştur. Medeni hukuk adına dayatılan mevzuatın ‘esbab-ı mucibesi nedir?’ sualine; feminizm ideolojisini savunan erkek düşmanı kadınlar dışında, hiç kimsenin ma’kûl bir cevap verebilmesi kolay değildir. Zina yasağının kaldırılması, ve İslâm ahkâmının hafife alınması; aile içi şiddetin ön plâna çıkmasını, cinsel tacizin  ve kadın cinayetlerinin yayılmasını beraberinde getirmiştir.

Mü'min Kadın'ın Allah'a Karşı Sorumluluklarından Biridir İslâm'a Davet Çalışması

İslâm’ın yeryüzüne hâkim olması için cihad etmek, kadın erkek tüm müminlerin aslî vazifelerindendir. Görev alanları ise Allah tarafından belirlenmiştir. Dünyaya, evcilik oynamak için gelmemiştir insan.Yeryüzünde fesadın yayılmasını önlemek ve  cemiyetin  ıslahı için bütün imkanlarını seferber etmek durumundadır. Bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: “Bir fitne kalmayıncaya ve tamamen Allah’ın dini hâkim oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Enfal, 39) “Fitne kalmayıncaya, din/otorite de yalnız Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın, eğer savaşa son verirlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara, 193) Mümin kadın da, küfürle savaşta kendine yüklenen mes’uliyet için, belirlenen alanda yerini almak zorundadır.

İslâm Coğrafyası, Bedelinin Canla Ödendiği Coğrafyanın Adıdır

İslâm coğrafyası, bedelinin canla ödendiği coğrafyanın adıdır. İslâm coğrafyası sadece bir toprak parçası değildir. İslâm coğrafyası, dünya mazlumlarının ümit ışığı, ümmetin geleceğidir. İslâm coğrafyasını teşkil eden toprağın tapusunu, şehitlerin kanı mühürlemiştir. İslâm coğrafyasını istilâ etmeye çalışan harbi ve mürtedlere karşı mücadele ederken şehit düşen her yürek bir Fetih Mührü gibidir. Müslüman olduklarını iddia etmekle beraber “tarihsiz,” “kültürsüz” ve “vatansız” kalmayı marifet zannedenler, İslâm coğrafyasına ihanet edenlerdir. Dünyada bir buçuk milyar Müslüman var. Dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biri eder. İstese, dünya nüfusunu tükürüğü ile boğacak bir sayıdır bu.

Atalar Dini ve Müşriklerin Kimlik Problemi

Tarih boyunca kendilerini devletin kurucusu ve milletin kurtarıcısı ilân eden politikacılar (farklı zamanlarda yaşamış olsalar bile) ‘Tanrının Oğlu’ kartvizitini taşımaktan zevk almışlardır. Atalar dini; insanın vahye dayanan mukaddes din inancını parçalayan, fitne ve fesadın yayılmasına vesile olan sivil bir dindir. Geçmişe karşı beslenen ölçüsüz sevgiyi iman esası hâline getiren ve Peygamberlerin tebliğ ettiği hakikatleri reddeden kavimlerin, ısrarla kullandıkları ortak slogan şudur: “Biz atalarımızın yolundan ayrılmayız.” İtikadi açıdan şirk hastalığı ile atalar dini arasında zaruri bir münasebet vardır. Tahrif edilmiş olan münzel kitaba inanan Yahudilerin ve Hıristiyanların, zaman içerisinde atalar dininde belirleyici unsur olan  ‘Tanrının Oğlu’  vasfını, peygamberler için kullandıkları bilinmektedir.  

Din Değiştirmenin Keyfiyeti ve Unsurları Üzerine Notlar

İslâm âlimleri; kafir olan bir kimsenin nasıl Müslüman olacağı konusunda, inançlarının keyfiyetine göre  açıklamalarda bulunmuşlardır. Bunlardan en açık olanı; bir insan “Lâ ilâhe illallah” derse veya “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed (s.av.) O’nun Rasûludür” derse onun kalbî durumuna bakmadan, araştırmadan Müslüman olduğuna hükmedilmesidir. Bu hususta İbn Receb el-Hanbeli der ki; “Kesin olarak bilinen şeylerden biri de şudur: Peygamber (s.a.v.), İslâm’a girmeyi isteyerek kendisine gelen kimseden yalnızca şehâdeteyn’i kabul eder ve bu sebeple onun kanını korur, kendisini Müslüman addederdi.” Kelime-i şehâdeti ikrar eden bir kimse,  Allah’a inanıp da  Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini tasdik etmezse, yahut O’nun hassaten Araplara gönderildiğini iddia ederse sırf ’Lâ ilahe illallah’ demekle Müslüman olduğuna hükmedilmez. Mutlaka ’Muhammedün Rasûlullah’ demesi  farzdır. 


 
“Tafakkuhu'd- Din” Allah'ın Emridir (2)

Dinin doğru anlaşılması için yapılacak ilk iş kuşkusuz din ilimlerine gereken emeğin verilmesidir. İhyau ulumi’d-din (dini ilimlerin ihyası), Tafak-kuhu’d din’in vazgeçilmez rükünlerindendir. Dinin fıkhı, din ilimlerinin ihyası ile kâimdir. Allah’ın (cc) razı olduğu din; sahih iman ve ilim ile yaşanır. İmanın ve ilmin olmadığı yerde din yaşanmaz. Dersimizin konusu olan âyet-i kerime, bize bu hakikati hatırlatmaktadır. Âyetin gramer açısından farklı anlamalara imkân veren bir söz dizimine sahip olması sebebiyle değişik yorumlar yapılmış olmakla beraber, İslâm âlimleri genellikle bu âyette ilmin önemine değinildiğini kabul edegelmişlerdir. Rabbimiz kendi yolunda kendi rızası için cihad etmemizi bizden istediği gibi, “Tafakkuhu’d-din”i de bizden istemektedir. Bu âyette gündeme gelen fıkıh, tamamen ilm-i dindir. Allah’ın dininin kendisiyle bilindiği ve yaşandığı bir kılavuzdur.

Vasiyetin Meşrûiyeti, Hükmü ve Keyfiyeti

Vasiyet, eskiden beri bilinen ve insanları devamlı meşgul eden bir uygulamadır. Ancak bu uygulama, bazı dönemlerde zulme ve haksızlığa sebeb olmuştur. Cahiliye döneminde bazı kimseler; başkalarına karşı övünmek için vasiyette bulunuyor, yakınlarını yoksulluk ve zaruret içerisinde bırakıyorlardı. Vasiyet; mirasın taksimiyle (feraizle) ilgili hükümler indirilmeden önce farz, daha sonra müstehap kılınan bir muameledir. Vasiyet ederken, varis olmayan yakın akrabanın tercih edilmesi müstehaptır. Hanefi fûkahası: “Malı, varis olmayan fakir akrabaya vasiyet etmek efdaldir. Çünkü Rasûl-i Ekrem (sav): “Sadakanın efdali, zi-rahme (akrabaya) verilendir” buyurmuştur. Vârislerin mâli durumu iyi değilse veya mirâs kalacak mala ihtiyaçları varsa, vasiyeti terketmek daha evlâdır“ hükmünde ittifak etmiştir.

Ehl-i Sünnetin Reislerinden İmam-ı Mâtûrîdî


İslâmî ilimler içinde, dini düşüncenin metafizik derinliğini sağlayan en önemli disiplinlerden birisi de tevhid ve sıfat ilmidir. İmam-ı Mâtûrîdî, felsefi kelâmın getirdiği şüpheleri gideren âlimlerden birisidir. İmam Ebû Mansur el-Mâtûrîdî’nin tam adı Muhammed b. Muhammed b. Mahmud olup, Reisu Meşayihi Ehl-i Sünnet ve İmamü’l-Mütekellimin gibi unvan ve lâkaplarla anılmıştır. İmam-ı Mâtürîdî (rh.a) tevhid ve sıfat ilminin keyfiyetini ortaya koymakla kalmamış, tefsir ile te’vil arasındaki farkları da izah etmiştir. Tefsir ile ilgili en önemli eseri olan Te’vîlâtu ’l-Kur’ân’da; tefsiri sahabenin, te’vîli ise sonraki nesillerden dinde fakih olanların yapabileceğini ifade ettiği malûmdur. Tanıtımını yapmaya gayret ettiğimiz ‘Ehl-i Sünnetin Reislerinden İmam-ı Mâtûrîdî’ isimli eser, bu konuda araştırma yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç olabilir.

Misak Dergisinin 328. sayısı çıktı


FIKIH, akaid, tefsir, hadis, siyer, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında bir mektep olan mecmuamız, elinizdeki bu sayıyla birlikte yirmi yedinci hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allah’a (cc) hamd-ü senâ ederiz. Sadece abonelere gönderilen ve İslâm Fıkhı’ndaki selem akdinin şartlarına göre yapılan abone işleminin süresi bir yılla sınırlandırılmıştır. Her ayın ilk haftasında, aynı evsaftaki mecmuayı abonelerimize göndermeye gayret edeceğiz. Yönetim Kurulumuz, kağıt fiyatlarına doğrudan etki eden döviz fiyatında yaşanan artışa ve posta ücretlerindeki yükselişe rağmen abone ücretinin yıllık 100.oo ₺ olarak devam etmesine karar vermiştir. Yurt dışı abone ücreti ise 50 Euro’dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız; cezaevlerinde bulunan ve mecmuamızı takip etmek isteyen mahkûmlara ücretsiz olarak gönderilecektir.


ABONE OL

Uluslararası İlişkiler, Terörle Mücadele ve Suriye'de Yaşanan Kaos


Uluslararası ilişkiler disiplininin en önemli konusu devletin gücü ve siyasi iktidarların bu gücü nasıl kullandığı meselesidir. Ana hatlarıyla gücü, bir ülkenin sahip olduğu imkân ve kabiliyetleri kullanarak, karşı tarafın (veya tarafların) davranışlarını kendi lehine değiştirme yeteneği olarak tanımlamak mümkündür. Eğer gücünüz yoksa veya olan gücünüzü doğru bir strateji noktasında koordine edemiyorsanız, ne yaparsanız yapın sonuç alamazsınız. Gücün uluslararası ilişkilerde nasıl kullanıldığını ’Zeytin Dalı Harekâtı’ özelinde Suriye’ye bakarak anlayabiliriz. Türkiye’nin uzun zamandır gündeminde yer alan, sınır güvenliği için tehdit gördüğü PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’ye yönelik başlattığı askeri harekâta ilk tepkinin, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nden geldiğini unutmamak gerekir.



 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD'yi Uyardı; ‘Bütün teröristleri imhâ edeceğiz, yanlarında bulunmasanız iyi olur'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de terör örgü­tü PYD/PKK’yı des­tekleyen ABD yönetimine tarihi uyarılarda bulundu. Münbiç’te teröristler­le fotoğraf çektirip Türkiye’ye “Sert karşılık veririz” tehdi­dinde bulunan ABD’li general­ler için “Ömürlerinde hiç Os­manlı tokadı yemedikleri çok açık. Her teröristi imha edece­ğiz. O zaman teröristlerin ya­nında bulunmasalar kendile­ri için daha iyi olacak” dedi. Ameri­kan halkına da seslenen Erdo­ğan, Amerika’nın bütçesinden teröristler için çıkan bu paraların halkın cebinden çıkan pa­ralar olduğuna işaret etti. Tür­kiye’nin karşısında yer alan PKK, PYD, YPC, DEAŞ, FETÖ, DHKP/C kimliklerinin gerisin­deki güçleri artık tanıdıklarını bildiren Erdoğan, şöyle konuş­tu: “Hemen yanı başımızda, İkinci Dünya Savaşı’ndan son­raki en büyük paylaşım sava­şı devam ediyor. Birileri Türki­ye’yi de bu paylaşımın bir par­çası olarak görüyor.”


 
ABD'nin Eski Ankara Büyükelçisi Siyonist Eric Edelman, ‘Türkiye'ye karşı sert ve kararlı bir tavır alınmalıdır'

ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Eric Edelman, Politico dergisinde; siyonist İsrail’in emellerine hizmet edenlerle birlikte kaleme aldığı makalede, Beyaz Saray yönetiminin Türkiye’ye daha sert bir tutum takınması gerektiğini ifade etti. Eric Edelman”Türkiye kontrolden çıktı ve ABD’nin bunu söylemesinin zamanı geldi” başlıklı makalede Türkiye’nin Suriye’de başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı’nın ardından “daha önce akla gelmeyecek” Türk ve Amerikan askerleri arasında doğrudan çatışma ihtimalinin kaygı verecek derecede yakınlaştığı vurgulanıyor. Makalede Türkiye’nin Erdoğan döneminde, “İran’a yönelik Amerikan ambargolarını en büyük delme operasyonunu yaptığı, medyasının Suriye’deki gizli ABD üslerinin yerlerini yayınladığı, uydurma suçlamalarla Amerikalı bir papazı, bir NASA çalışanı, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iki Türk personelini düzmece suçlamalarla gözaltına alındığı’ üzerinde durulmaktadır. 

Münih Güvenlik Konferansı ve AB'nin Yeni Savunma Projesi

İran hâlkı 2018 yılına, 28 Aralık Perşembe günü hâlkın ekonomik talepleriyle Meşhed’de başlayan ve hızlı bir şekilde ülkenin birçok bölgesine yayılan protesto gösterileri ile başladı. İran İçişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Zülfikari göstericilerin profili ile ilgili olarak; ‘Göstericilerin büyük çoğunluğunun 20-25 yaş aralığında olduğu ve yaşları itibariyle sistem ve devrimin değerleri ile yakından bağlarının olmadığı anlaşılıyor’ açıklamasında bulundu. Ayıca 2009 yılındaki gösterilerde eğitimli ve orta sınıfı oluşturan kesimler meydanlarda iken bu gösterilerde alt sınıfı oluşturan göstericiler meydanlardaydı. Bu minvalde gelişen olaylar, meydanların yerini şiddete bırakmasına ve ‘Ruhani’ye Ölüm, Kahrolsun İslâm Cumhuriyeti, Hamaney’e Ölüm’ tarzında ve rejim aleyhinde sloganların atılmasına sebep oldu.Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi de ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın arkasında olduğunu iddia ettiği protestoların dün itibarıyla son bulduğunu belirterek “Bugün fitnenin sona erdiği gündür” dedi. Bundan sonra ülkede ağzını açan herkes “Allah düşmanı,” “Amerikan, İsrail, Suud uşağı” olmakla itham edilecektir.