Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...
 Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

   Demokrasi Macerası, Militarist Kültür ve Modern Hurafeler

Demokratik bir rejimde; Liberal, Sosyal Demokrat, Komünist ve Sosyalist partilerin, kendi dünya görüşlerine uygun olan projelerini halka sunmaları ve halkın rızasını alarak iktidara gelmeleri mümkündür. Buna mukabil Müslümanlar; seçmen olan vatandaşların yarısından fazlasının rızasını alsalar dahi, İslâm fıkhına uygun olan tekliflerini hayata geçiremezler. Bunun sebebi nedir? İslâm topraklarını yangın yerine çeviren ABD ve müttefikleri; son yıllarda ‘demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti’ kavramlarını, sihirli bir hurafe gibi telkin etmektedirler. Mısır’da halkın reyleriyle iktidara gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin iktidarına son vermek için kurulan tuzağın üzerinde de ABD, İngiltere ve İsrail’in damgasını görmek mümkündür. Görünen odur ki, İslâm topraklarında yaşanan demokrasi macerası; kan, gözyaşı ve zulümden başka bir şey getirmemiştir.

   Misak Dergisinin 295. Sayısı Çıktı...


MÜSLÜMANLAR arasında ‘mübarek üç aylar’ olarak ifade edilen zaman dilimi, yılın diğer aylarından farklı bir kıymete haizdir. Hz. Enes B. Malik ‘den (ra) rivayet edilen Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) üç aylara değer verdiği ve Receb ayı girdiğinde, ‘Allah’ım Receb ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır’(1) diyerek, dua ettiği haber verilmiştir. Muharrem ayı ile başlayan ve Zilhicce ile sona eren kameri takvim aylarının yedincisi olan Receb ayı, mübarek üç ayların birincisidir. Recep ayının ilk Perşembe gününü Cum’a gününe bağlayan geceye ‘Regaib Gecesi’ adı verilmiştir. Bu ayın yirmi yedinci gecesi olan Mi’raç gecesi, Peygamberimiz Efendimiz’in, Allah’ın (cc) takdiriyle Mescid-i Haram’dan, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya götürüldüğü (İsra), oradan semâya çıkarıldığı (Mi’raç) gecedir. Bu hadise, muhkem ve müfesser nasslarla haber verilmiştir. Her mükellefin mübarek ayları ve kandil gecelerini vesile ittihaz ederek, kendisini hesaba çekmesinde fayda vardır. 

   Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Bosna-Hersek'ten Dünyaya Seslendi: ‘Mısır'ın Devlet Başkanı Darbeci Sisi Değil, Muhammed Mursi'dir'


Geçtiğimiz ay Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi, İhvan’ın  mürşidi Muhammed Bedi, vekili Hayret Şatır ve  Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Karadavi’nin aralarında bulunduğu  yüz kişiden fazla zanlı hakkında idam cezası verildi. (16 Mayıs 2015) Darbe Mahkemesi hukuk bir yana akıl ve mantık kurallarını bile alt üst eden bir karara imza attı. Çünkü hakkında idam cezası verilen Filistinli  Teysir Ebu Senime ve Hüsam es-Sanı’ Mısır devriminden önce şehid olmuşlar, iddia edilen olay tarihinde hayatta bile değiller! Yine haklarında idam cezası verilenlerden Hasan Selame 19 senedir İsrail zindanlarında esirdir. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, Mısır’da Mursi ve 106 kişi hakkında verilen idam cezasına yönelik bir soru üzerine şunları söyledi: “Mısır’daki darbe girişimine başından itibaren karşı bir duruş sergiledik. Böyle bir darbe girişimini tasvip etmemiz zaten mümkün değildi. Aslında bugünün geleceği, dünden belliydi. Ben uluslararası platformlarda sürekli olarak şu anda darbeci Sisi’yi, Cumhurbaşkanı olarak kabul etmediğimi hep söyledim. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Benim indimde Mısır’ın Cumhurbaşkanı Sisi değildir, Muhammed Mursi’dir.’

Başbakan Ahmet Davutoğlu, A Haber İle ATV Ortak Yayınına Katıldı: ‘Medya Eleştirsin, Ama Türkiye'yi Yönetmeye Kalkmasın'

AK parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, ATV ile A Haber ortak yayınında gündeme ilişkin soruları cevaplandırdı. Ankara, Adana ve Mersin’de HDP bürolarına yapılan saldırıları ilk olarak kendisinin kınadığına dikkati çeken Davutoğlu, muhalefetin saldırıları AK Parti’nin üzerine yıkmaya çalıştığını söyledi. Hürriyet Gazetesi’nde çıkan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben kaleme alınan yazı için, Başbakan Davutoğlu, “28 Şubat’ta darbecilerden gelen talimatlara göre, başörtülülere hakaret eden Doğan Medyası var ya, bugün çıkmış köşe yazısıyla Cumhurbaşkanı’na ayar veriyor. Buradan kendilerine sesleniyorum, basın özgürlüğüne saygımız sonsuzdur ama herkes yerini, yurdunu bilecek. Biz karşısına pijamayla çıktığınız Başbakanlardan değiliz. Biz gücümüzü sizden almadık. Eğer insanları kışkırtır ve suç işlerseniz hak ettiniz muameleyi görürsünüz. Türkiye’de artık medyanın yönlendirdiği bir siyaset yok. Medya haber versin, medya eleştirsin ama Türkiye’yi yönetmeye kalkmasın” dedi.

İsrail Meclisi Knesset'in Arap Milletvekili Cemal Zahalka: ‘Bizim Büyük Felâketimiz Halen Devam Ediyor'


Filistinli Müslümanlar her sene takvimler 15 Mayıs’ı gösterdiğinde ‘Büyük Felâketi’ hatırlarlar. Bu tarih, bir milyona yakın Filistinlinin, köylerinin yakılıp-yıkıldığı gündür. Yaşlı Filistinliler o günü, kendi felâketlerini yaşayan gençlere aktarırlar. Arap medyası ‘Nakba Günü’nü anarken; mültecilerin siyah beyaz görüntülerini hüzünlü bir fon müziği eşliğinde sunar, evlerinin paslanmış anahtarlarını sıkıca tutan ve dönüş haklarını savunan Filistinli mazlumları gösterirler. İsrail’in ilk Başbakanı David Ben Gurion bir zamanlar ‘yaşlı mülteciler ölecek, genç olanlar da unutacak’ gibi bir kehanette bulunmuştu. Zaman ‘Büyük Felâket’in asla unutulmayacağını gösterdi. BM Uzlaşma Kurulu’nun 194 sayılı kararında “evlerine dönmek isteyen ve komşularıyla barış içinde yaşama arzusundaki mültecilere hakkı verilmelidir” denilmektedir. (Madde 11)

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Sözcüleri' nden Muhittin Özdemir: ‘İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlara Sessiz Kalmamalıyız'
Sivil Toplum Örgütleri ve gönüllü kuruluşlar; gücünü devletten veya siyasal iktidarlardan değil, temsil ettikleri insanların meşrû taleplerinden alırlar. Zira bu kuruluşların başındaki “sivil” ve ‘gönüllü’ kelimeleri, siyasi iktidarın yanında saf tutmalarına izin vermez.  Böyle bir tavrı tercih ettikleri zaman, kendilerini NGO (Hükümet Dışı Organizasyon) olarak kabul etmeleri mümkün değildir. 28 Şubat Süreci’nde siyasi iktidarın hukuk dışı uygulamalarına karşı çıkan Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu; hem Allah’ın (cc) hukukunu (hukukullah), hem insanların haklarını savunan bir platformdur. Bu platformun sözcülerinin, geçtiğimiz ay yayınladıkları iki bildiriyi aynen yayınlıyoruz. 
Dinin ve Felsefenin Kadim Meseleleri: 'Güzellik, Çirkinlik, Aşk, Nefret'

Acı ve sevinç, tarifi yapılamayan kavramlar. Evlat acısı, doğum sancısı, teskere sevinci, çocuk müjdesi vs. Sadece yaşayanın anladığı duygu fırtınası. Güzellik kavramı da böyle ve hayal gücü devreye girmeden anlaşılamayan sihirli bir kelime. Kimse sormazsa herkesçe malum ama biri sorduğunda eliniz ayağınıza dolanır. Güzellik ve çirkinlik veya iyilik ve kötülük din ve felsefenin kadim meselesidir. Hayattaki anlam arayışında güzellik başat rol oynar. Cadılar bile güzellik meftunudur. Pamuk Prenses’teki cadı, her gün ayna karşına geçip “var mı benden güzeli” dememiş miydi? Bütün ilimlerin aradığı meseledir güzellik. Ansiklopedilerde güzellik, ‘canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan; hoşnutluk uyandıran hususiyetidir’ şeklinde tarif edilmiş. Fazlasıyla “ben” merkezli ve bir o kadar izafi bir tarif. “Benim hoşuma gidiyorsa güzeldir” demek, güzel kavramını yıkan, yok eden bir mahiyeti ifade ediyor.


 

 

Hayırlı Ümmet Olmanın Şartları

Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (sav) ümmeti olmakla övünen müslümanlara bazı incelikleri hatırlatmakta fayda vardır. Ahir zaman ümmetinin “Hayırlı Ümmet” olarak nitelendirdilmesinin bir değil, birden fazla sebebi vardır. Öncelikle hayırlı ümmet vasfını, bizzat Allah (cc) ifade buyurmuştur. Unutulmaması gereken bir gerçek var ki; o da ‘Hayırlı Ümmet’ vasfını veren Allah (cc) bunun şartlarını da bildirmiştir. Belirtilen şartlara riayet edildiği müddetçe hayırlı Ümmet olma şerefi muhafaza edilebilir. Aksi takdirde hayırlı ümmet olma vasfı, zayi edilmiş olur. Müminlerin nitelikleri bir çok ayeti kerimede zikredilmiştir. Nitelikli müminlere Allah (cc) önemli görevler vermiştir. Bu ümmetin görev sahası, bütün dünyadır. “Yeryüzünde fitneden eser  kalmayıncaya ve  din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla (tevagit zümresiyle)  savaşın.” (Bakara Sûresi:193) Bu elbette kolay bir vazife değildir. Bizden öncekilerin yaşadıkları musibetlerin bizim başımıza da gelmesi mukadderdir. Bu uzun bir yoldur ve hiç bir yol azıksız yürünmez.

Ulemâ Otoritesinden Uzaklaşmanın Neticeleri

İslâm medeniyetinin ve dünya görüşünün Peygamberimiz Efendimiz’den (sav) sonra en etkili otoritesi ulemâ otoritesidir. Ulema otoritesinin zarureti anlaşılmadıkça, İslâm tarihinde, kültür ve medeniyetinde âlimin rolü hakkıyla kavranmadıkça, hakiki bir İslâm toplumu kurulamaz, gerçek bir İslâm tarih okuması yapılamaz. Çağdaş tarih okumalarına hâkim olan tarz genelde kronolojik okumalardır. Sosyal tarih perspektifi bizde fazla gelişmiş bir alan değildir. Bu olmayınca da tarih, halifelerin, şahların, padişahların, savaş ve barışların tarihi olarak okunuyor. Sosyal tarih perspektifiyle İslâm’ın kalbine ve kılcal damarlarına indiğinizde âlim çıkar karşınıza. Ûlema, İslâm toplumunun siyasi ve ahlâkı değerlerini korur, halin getirdiği değişimi yönetir, takip eder ve denetler. Şunu bilelim ki; Peygamberler, hidayet rehberleridir. Âlimler de Peygamberlerin varisleridirler. Âlimlerin otoritesine teslim olanlar, hayatlarından emin olurlar.


 

 

İmâm-ı Âzam Ebu Hanife'nin Talebesi Yusuf B. Halit Es-Semti'ye Nasihatı

İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin yanında ilim tahsilini tamamlayan Yusuf b. Halit es-Semtî, memleketi Basra’ya dönmek için hocasından izin ister. İmam Ebu Hanife; “sosyal münasebetler, ilim erbabının mertebeleri, nefis terbiyesi, avam-havas her çeşit insanın eğitimi ve onların durumundan haberdar olmak” gibi konularda gerekli nasihatlerde bulunmak üzere kendisine biraz beklemesini, bu vesileyle memleketine döndüğünde ilmine tesir kazandıracak bilgiler edinebileceğini söyler ve şu kısa nasihati yapar. “Evladım! Bilesin ki, insanlarla iyi geçinemediğin takdirde, anan-baban dahi olsalar, onları kendine düşman etmiş olursun. (..) Dürüstlükten taviz verme. Büyüklük taslama. Sana ihanet etseler de sen sakın insanlara ihanet etme. Sen, emanetine ihanet edilmiş de olsan emaneti sahibine teslim et. Doğruluğu elden bırakma. Takvaya sarıl.”

Bir Başka Açıdan Gayba İman

Mü’minlerin ilk özelliği gayba inanmalarıdır. Mahiyetini anlayamadığımız şeylere iman meselesi diğer insanlarla aramızdaki en önemli farktır. Çünkü hiç kimse gördüğüne “inandım” demek gibi abesle meşgul olmaz. Varlığın iç yüzü ile ilgili insanlar öyle veya böyle açıklama getirirler. Bu izah Allah’tan gelenlere dayanıyorsa ismi gayba iman ismini alır. İki türlü gayb vardır: Hiçbir delili olmayan gayb ki; ayette şöyle ifade edilmiştir: “Gaybın anahtarları O’nun katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır.” (Enam Sûresi: 59) İkinci tür gayb de kanıtı olandır ki; “Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” (El Bakara Sûresi: 3) ayetindeki gaybden kastedilen de budur. Hz. Peygamber (sav)’i görüp iman eden sahabilerin de en büyük meziyetleri gayba inançlarıdır 


 

 

Hz. Muhammed (sav)'in Gönderiliş Maksadı

Yeryüzünde Hak dinin batıl dinlere (sistemlere, düzenlere) galip kılınması Allahû Teâla’nın muradıdır. Hz. Muhammed’in (sav) gönderiliş maksadı, muhkem nassla haber verilmiştir: ‘Müşrikler istemeseler de, dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü hidayet ve Hak din ile gönderen O’dur” (Et Tevbe Sûresi: 33) Bu ayet-i kerime’ye göre Hz. Muhammed (sav)’in gönderiliş maksadı, Allahû Teâla’ya inanmakla birlikte ona bir takım yedek ilahlar bulan ve bulmaya çalışan müşriklerin kinine, nefretine, baskı ve işkencelerine rağmen, Hak dini batıl dinlere üstün kılmak, batıl dinlerin hükümlerini yürürlükten kaldırıp sadece ve sadece Hak dini hâkim kılmaktır. Bu ayet-i kerime aynı zamanda tekerrür eden ayetlerdendir. Müslüman olarak her günümüz İslâm’ı hayata hâkim kılma günümüzdür. İslâm’ın hayata hükmetmesi kesinti kabul etmez. İslâm’ın hayata hükmetmesini kesintiye uğratanlar, ya gafil, ya cahil veya kâfirdirler.


 

 

Tevbe İbâdetinin Zarûri Unsurları

Yaptığı herhangi bir amelin gayr-i meşru olduğunu idrak eden mükellefin vicdanen rahatsız olmasına ve Allah’dan (cc) af dilemesine tevbe denilir. Hz. Ali bin Ebî Talib (ra) tevbe etmeye karar veren bir mükellefin; önce abdest almasını, sonra iki rek’at namaz kılmasını ve daha sonra tevbe etmesiyle ilgili sünneti şöyle ifade etmiştir: Ben Rasûlullah (sav)’den bir hadis işittiğim zaman, Allah dilediği kadar beni o hadisten yararlandırdı. Başkası ondan bana hadis rivayet ettiği zaman râviye yemin teklif ederdim. Yemin ettiği zaman onu tasdik ederdim. Ebû Bekir (ra) da bana bir hadis rivayet etti. Dedi ki, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Günah işleyen bir kimse, günah işledikten sonra abdestini güzelce alır, sonra iki rekat namaz kılar ve günahının mağfiretini Allah’tan dilerse, Allah ona mağfiret eder.”


 

 

 

Siyasetin Keyfiyeti, Hâkimiyet ve İktidar Meselesi

İslâm fıkhında hâkimiyet, kayıtsız ve şartsız Allah-ü Teâlâ’ya (cc) mahsustur. İktidar ise, yeryüzünün halifesi olan insanoğluna, imtihan için verilmiştir. İslâm fıkhını esas alan bir devletin; hem Allah’ın (cc) hukukunu koruması, hem de insanlığa hizmet etmesi farzdır. Dolayısıyle hâkimiyet ve teşri (hüküm koyma) hakkı, hayati bir meseledir. Genel seçim dönemlerinde müslümanların; ya fuzuli tartışmalarla, ya zalim politikacıların demogojilerini tekrarlamakla meşgul oldukları görülmektedir. Bu noktada Paygamberimiz Efendimiz’in (sav)  şu mübarek ikazını hatırlatmakta fayda vardır: “Bir insan, mânâsını düşünmeden bir söz söyleyiverir. Bu sözü sebebiyle, cehennemin şark ile garb arasındaki mesafeden daha uzak bir yerine düşebilir.” Hesap gününe hazırlanan müslümanların, bu mübarek ikazı dikkate almaları zaruridir.

Mü'minlerin Anneleri


İnsanlık tarihi aynı zamanda hak ile batılın mücadele tarihidir. Şeytan tarihte ilk hilesini aile nizamına karşı kurmuştur. Zira aile; şeytanın bütün hilelerine karşı en sağlam korunak, şahsiyetin inşa edildiği ilk mektep, en zorlu günlerde sırtımızı dayayabileceğimiz sığınaktır. Şeytan ve taraftarları dün olduğu gibi bugün de aile nizamını hedef almış, ‘özgürlük’ sloganları eşliğinde bireyi ailenin önüne geçirmiş, kalabalıklar içinde yalnızlaşan bireyleri oyuncağı haline çevirmiştir. Modern toplumlar yalnız ve özgür (!) bireylerden oluşmuştur. Modern dünya patronları için kolay bir av haline gelen birey, aynı zamanda tüketime dayalı sömürü düzeninin devamı için ideal tiplemelerdir.Cahili eğitim ve çevre kültürü hemen her meselede olduğu gibi kadın ve aile meselesine bakış açımızı da derinden etkilemiştir. Çevre kültürünün esir aldığı kadınlar, adalet yerine eşitliği ön plâna çıkardıkları için, feminizm hastalığına tutulmuşlardır. 

Misak Dergisinin 294. Sayısı Çıktı...


İSLÂM Dini’nin iman ve ibâdet esasları ile siyasi ve sosyal hayatı düzenleyen hükümlerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Kur’an ve sünnetle sabit olan hakikat şudur: Kavmi, rengi ve dili ne olursa olsun, bütün mü’minler birbirlerinin kardeşleridirler. Birbirleriyle iyilik ve takva hususunda yardımlaşmaları farz kılınmıştır. Sahih iman, ilim ve salih amel noktasında hassasiyet gösteren her mükellefin, içinde bulunduğu halle ilgili ilimleri öğrenmesi farzdır.(1) Müslümanların önce ‘Nizâm-ı Âlem’ idealine dayanan ve adâletin mülkün temeli olduğunu esas alan devletlerini, sonra birbirlerine karşı olan sevgilerini kaybettiklerini söylemek mümkündür. Bu iki felâketi aynı dönemde yaşayan müslümanlar, tedavisi kolay olmayan manevi hastalıklara tutulmuşlardır. Yirminci yüzyıla damgasını vuran aydınlanma felsefesinin (modernizm) ve bu felsefenin tabii sonucu olan seküler-lâik kültürün, müslümanların dünya hayatını gözlerinde büyütmelerine vesile olduğunu gizlemek mümkün değildir.

Siyasi Tarih, Devleti Kuran İrade ve Genel Seçimler

Siyasi tarihin ilim değil, bilimsel disiplin olduğunu ileri süren uzmanlardan Leon H. Halkin; tarihi, ‘müşahhas hususiliği içinde geçmişin tasavvuru’ olarak tarif etmiştir. Dünya görüşleri ve inançları farklı olan tarihçilerin aynı hadiseyi farklı şekillerde yorumlamaları, tarih disiplininin önemini ortadan kaldırmaz. Cumhuriyetin ilânında kısa bir süre sonra; Osmanlı Devleti’nin omurgasını teşkil eden “Millet Sistemi” ortadan kaldırılmış, TBMM’ye ‘diktatörlük’ yetkisi verilmiştir. Devleti kuran iradenin tercihleri (Resmi ideoloji) ihtilâl sözleşmesi hükmünde olan yazılı anayasa metinlerinde, ‘değişmez, hatta değiştirilmesi dahi teklif edilemez’ maddeler şeklinde ifade edilmiştir. Yürürlükteki mevzuat sebebiyle genel seçimler; devletin keyfiyetini değiştirme değil, yasama ve yürütme organlarında görev alacak kimseleri tesbit açısından önemlidir. Türkiye’de genel seçim dönemlerinde yaşanan propaganda faaliyetlerinin siyasi mücadele sınırını aştığını ve adeta savaşa dönüştüğünü söylemek mümkündür.

"Fıkhi Meseleler"in 3 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid ve İbâdet kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Aile Hayatı, Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA



“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.


Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbâdeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

Vahdet Vakfı Yardımcı Ders Kitapları


Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı’nın hedeflerinden birisi, Peygamberlerin bıraktığı miras hükmünde olan ilmin yayılmasına vesile olmaktır. Kurulduğu tarihten itibaren uygulanan "Eğitim Programı" statik değil, dinamik bir keyfiyete haizdir.

Her teklife kulak vermeyi ve o tekliflerin en güzeline uymayı ahlâk edinen kardeşlerimizin, eğitim programını takip ederken Mustafa Çelik hocaefendi’nin başkanlığında, bir heyet tarafından yayına hazırlanan “Yardımcı Ders Kitapları”ndan istifade etmeleri mümkündür.

Allahû Teaâla (cc) inayeti ve kardeşlerimizin gayretiyle dersleri tamamladık. Hayırlara vesile olmasını dileriz.

"İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 5. baskısı yapıldı
İslâm’ın siyasi hedeflerini bir ideoloji gibi değerlendiren, ölümden sonraki hayatı unutan, zerre miktarı hayrın ve zerre miktarı şerrin hesabının sorulacağı günü hafife alan kimselerin imtihanı kazanabilmeleri mümkün değildir. Muhkem nassların keyfiyetine uygun amellerde bulunamayan her mükellefin; içinde bulunduğu hali değiştirmek için, bütün imkanlarını seferber etmesi gerekir. Tevhidin aslı Kitab’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’attan ictinab etmektir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) mütevatir sünneti; Mekke’de İslâmi cemaati, Medine’de İslâm Fıkhı’nı uygulayan devleti kurmuş olmasıdır. Bu eser, İslâmi hareketin mahiyetini, zaruri şartlarını, müesseselerini ve keyfiyetini izah için kaleme alınmıştır.

 

EMANET ve EHLİYET (İslâm İlmihali)

Allahû Teâla (cc)’nın mülkünde, O’nun verdiği rızıklarla hayatını devam ettiren her insanın, O’nun razı olacağı amelleri edâ etmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi için insanın lehinde ve aleyhindeki hükümleri bilmesi şarttır. Peygamber Efendimiz (sav)’in: "İlim talep edilip öğrenilmesi, her mü’min erkek ve kadın üzerine farzdır" buyurduğu malûmdur. Dolayısıyla her mü’minin, içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri öğrenmesi zaruridir. İşte bu noktada karşımıza "Farz-ı Ayn" ilimler çıkmaktadır. "İlmühal" tabiri, "İnsanın içinde bulunduğu halin ilmi" manasınadır. Bu eserin hazırlanmasının ve yayınlanmasının sebebi; "Ehliyet" sahibi mü’minlere, yüklendikleri "Emanet"in keyfiyetini hatırlatmaktır. 1984’den beri yüzlerce kez basılan bu değerli eserin son baskısı, Misak Yayınları tarafından hazırlanmıştır.