Misak Dergisinin 312. sayısı çıktı
 Günümüzde yirmi iki ülkenin haritasını değiştirmeyi beraberinde getiren ‘Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri Projesi’ son on beş yıldır yaşadığımız kirli savaşı ön plâna çıkarmıştır.

   "Fıkhi Meseleler"in 4 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid, İbâdet ve Aile kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

   Kirli Savaşın Seyri, Musul Operasyonu ve Fırka Tuzağı


Siyasi hadiseleri tahlil eden bilim adamları ve strateji uzmanları; geçmişte yaşanan hadiselerin keyfiyetini, içinde yaşadıkları hâlin gerçeklerini ve istikbâle ait tahminlerini ifade ederler. Ayrıca sebeb, vesile ve sonuç ilişkilerini dikkate alan selim akıl sahibi her insanın; meydana gelen hadiselerin keyfiyetini ve bu hadiselerin neleri beraberinde getirebileceğini tahmin etmesi mümkündür. Fakat bu tahmin hakikati değil, şahsi kanaatleri ifade eden bir keyfiyete haizdir. İslâm coğrafyasını kan gölüne çeviren kirli savaşın seyrini ve getirdiği tehlikeleri kavrayabilmek için; ABD ve müttefiklerinin, Afganistan’dan Fas’a kadar uzanan İslâm coğrafyasında işlediği siyasi cinayetleri dikkate almak gerekir. Son aylarda bütün gözlerin, Suriye ve Irak’ta başlayan askeri operasyonlara çevrildiğini söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin imtiyazlı dört üyesi (ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa) önce Suriye’nin tarihi şehirlerinden Haleb-i Şerif’i harâbeye çevirmişler, şimdi sıranın Musul’a geldiğine karar vermişlerdir.

   Misak Dergisinin 312. sayısı çıktı

Günümüzde yirmi iki ülkenin haritasını değiştirmeyi beraberinde getiren ‘Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri Projesi’ son on beş yıldır yaşadığımız kirli savaşı ön plâna çıkarmıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan terör hadisesinden sonra George W. Bush; ABD Kongre’nin birleşik oturumunda yaptığı konuşmada; “Her bölgedeki, her ulus şimdi bir karar almak zorundadır. Ya bizimle beraber hareket edeceklerdir, ya da teröristlerden yana bir tavır alacaklardır. Bu günden sonra, terörizmi koruyan ve destekleyen hangi rejim olursa olsun Birleşik Devletler tarafından düşman bir rejim olarak addedilecektir” sözleriyle, uygulayacakları politikayı ifade etmiştir. 6 Kasım 2001’de yaptığı konuşmada, ABD Başkanı George W. Bush, “Hiçbir ulus bu mücadelede tarafsız olamaz” diyerek çok açık bir mesaj vermiş ve bütün dünyaya meydan okumuştur.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un Açıklamaları: ‘Vekâlet Savaşları Üçüncü Dünya Savaşı'nın fitilini ateşler'

Türkiye’nin son derece zor bir coğrafyada, ağır gündemlerle boğuştuğunu belirten Kurtulmuş, “Türkiye, bir taraftan kendi içinde Temmuz 2015’ten beri devam eden DAEŞ’ın, PKK’nın terör saldırılarıyla uğraşıyor, bir taraftan 15 Temmuz’daki hain FETÖ’nün saldırılarının sonuçlarını ortadan kaldırmaya gayret ediyor ama diğer taraftan da hem Suriye’de hem de Irak’ta; son derece karışık bir ortamda, büyük bir siyasi kaosun içinde yığınla sorunla boğuşmak mecburiyetinde kalıyor” diye konuştu. Musul’u terör örgütü DAEŞ’tan kurtarma operasyonuna değinen Kurtulmuş, “Sınırlarının ötesindeki Musul kentinin geleceği, Türkiye’yi birebir ilgilendirir. Halep’in, Şam’ın geleceği Türkiye’yi ilgilendirir. Buranın halkları, bizim dostlarımız, kardeşlerimiz, akrabalarımız, hısımlarımız, aynı coğrafyayı paylaştığımız insanlardır. Yani hiç kimse kalkıp da Türkiye’ye, ‘Burayla niye ilgileniyor’ diyemez.” 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus resmi kanalına Konuştu; “Rusya ile işbirliği için her adımı atmaya hazırız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya resmi kanalı Rossiya-1’de Mihail Gusman’ın sunduğu Formula Vlasti programına katıldı. Ortadoğu’daki terörle mücadele sürecine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu bölgede teröre karşı ortak mücadelede saygı değer, kıymetli dostum (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in desteğine ihtiyacım var. Bu alanda Rusya ile işbirliğimiz için biz gereken her adımı atmaya hazırız” ifadelerini kullandı. Putin’in darbe girişimi karşısındaki tutumunu hatırlatan Erdoğan, “Bu olaylar sırasında ikinci gün beni Putin aradı. Görüşmede darbeye karşı olduklarını ve bizim tarafımızda olduğunu vurguladı. Şahsım ve Türk halkı adına bu ilkesel tutumunu hatırlayarak şunu söylüyorum: Teşekkür ederim” dedi. Erdoğan, ‘Kürt meselesi’ hakkındaki bir soruya şu cevabı verdi:’ “Kürt meselesinden bahsederken, neyi kastettiğinizi anlamıyorum. Şu anda benim Kürt kardeşlerim, Kürt vatandaşlarım belirli bir partinin çatısı altında yoğunlaşmamakta. Çok sayıda Kürt vatandaşlarım oylarını, benim kurucu olduğum AK Parti’ye oy veriyor. Hükümetimizde Kürt kökenli bakanlarımız var.”

Şeytan'ın Askerleri Haleb'i Harâbeye Çevirdiler, Sıra Musul'a Geldi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin imtiyazlı dört üyesi (ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa) önce Haleb-i Şerif’i harâbeye çevirdiler, sıra Musul’a geldi. 2014 yılının Haziran Ayı’nda, tek kurşun sıkmadan DAEŞ’e teslim ettikleri Musul’u kurtarmak(!) için Irak Ordusu, Şii milis güçleri ve Peşmergeler pervane oldular. Görünüşte DAEŞ’in arkasında herhangi bir dünya devleti veya süper güç falan yoktur. Başta ABD ve müttefikleri olmak üzere, ellinin üzerinde devlet Musul’u yangın yerine çevirmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Savaşın matematiğine göre Musul’un birkaç gün içerisinde kurtarılması gerekir. Şeytanın askerleri bu savaşın en az iki ay süreceğini iddia ediyorlar. Musul’un niçin düştüğü, niçin herhangi bir direniş ve mücadele olmadan ele geçirildiği anlaşılmadan Musul’un nasıl kurtulacağı da anlaşılamaz. 

Vahdet Vakfı Eğitim ve İstişâre Toplantısı


Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı Ankara Temsilciliği tarafından düzenlenen, “Eğitim ve İstişâre Toplantısı” bu sene Alanya’da 14-16 Ekim 2016 tarihleri arasında yaklaşık 500 kişinin katılımlarıyla gerçekleştirildi. Programın bel kemiğini oluşturan “Eğitim” bölümüne, Vahdet Vakfı Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Aktaş, “İçinde Bulunduğumuz Hâlin Tahlili” Konya Müftüsü Prof Dr. Ali Akpınar, “Hz. Muhammed’in Teşri’ Yetkisi” ile “Tek Kişilik Vaaz”; Yalova Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ebubekir Sifil, “Ümmet İçin Yeni Tehdit Unsuru: Neo Şiilik” ve Almanya-Dortmund’dan konuşmacı olarak katılan Muharrem Çakır kardeşimiz, “Gurabalar, Köleleşmiş Dünyanın Hür İnsanları” konulu konferansları ile katkıda bulunmuşlardır. Bu konferanslarla alakalı özet bilgileri okuyucularımızla paylaşmayı uygun gördüm.


 
Irak'ın Yeni Devrim Muhafızları: Haşdi Şabi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; ‘Haşdi Şabi ve Haşdi Vatani’nin çarpışmasına izin vermeyeceğiz’ dediği, Musul’la ilgili bütün analistlerin gerek korkulan mezhep savaşı ve gerekse de Musul halkının korkularını ifade ederken değindiği Haşdi Şabi gerçek anlamda neyi ifade ediyor?  Musul Operasyonu’nun en büyük gücü olan Haşdi Şabi, neden insanları bu kadar korkutuyor.Irak Parlamentosu’nda Irak Ordusu’nun yerine ikame ettirilmeye çalışılan ve İran Devrim Muhafızları’nın Irak Şubesi olarak adlandırılan Haşdi Şabi, IŞİD’le mücadele bittikten sonra ne yapacak? PKK neden Haşdi Şabi üniforması giymek istiyor? Başta Telafer olmak üzere, diğer şehirlerdeki Türkmenler arasındaki Şii-Sünni dengesini iyi kollayan Haşdi Şabi Musul’a gelirken çok sayıda Telafer Türkmeni ile beraber geldi. Haşdi Şâ’bi Terör Örgütü’nün içerisinde çok sayıda Şii Türkmen olduğunun da altını çizmek gerekiyor.


 
İtikadî Açıdan Ameli Mezheplerin Değeri

ABD Kongre Binası’nın girişinde tavana yapılân dairesel resim görevini tamamlayacak tüm öğeleri içinde barındırıyordu. Türkiye’den yola çıktığında Amerika’yı komuta merkezi olarak seçen ‘İlluminati’nin’ felsefi temellerini araştırma görevinin bu kadar çabuk sonuçlanacağını aklının ucuna bile getiremezdi. Resimde Amerika’nın kurucu lideri George Washington bir tahtta oturuyor çevresinde de “melekler” (haşa) kız şeklinde resmediliyordu. Dairenin etrafında dünyadaki insanlar ve bu insanların üstüne Amerikan Bayrağıyla kötülerle savaşan biri. George Washington tüm olan bitenleri yukarıdan izliyor ve nihai kararı veriyordu. Evet, resimde Washington, “İlâh” olarak resmedilmişti. Tehdit kavramsal. Bizler artık bu kavramsal tehdide karşı kavramsal duruşlar ortaya koymak zorundayız. Kendisini ilâh zanneden Nemrutlar son hamle ile İbrahimleri ateşlerde yakmak istiyorlar. Küçük hesapları aşıp tüm Müslümanlarla bir karşı duruşa geçmez, kavramlarımıza sahip çıkmaz isek sonumuz Endülüs’ten de kötü olacaktır.

Hakikate Uygun Olan Rabbânî Terbiye Süreci

Hakikate uygun olan terbiye, Rabbü’l Âlemin’e râm olmaktır. Rabbanî terbiye sürecine razı olmak, Allah’ın âlemlerin Rabbi olduğuna iman etmiş olmanın bir muktezasıdır. Terbiye “Rububiyet”ten gelir ve Kur’ân’ın terbiye kitabı oluşu, Kur’ân’la buluştukça, insanoğlunun kişilik çerçevesini Rabbü’l-Alemin’in yed-i kudretine sunmasıdır. Peygamberimiz Efendimiz (sav), “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı” buyurarak, muazzez şahsiyetinin Allahû Teâla’nın (cc) kudret elinde şekillendiğini bildirmektedir. O terbiye, Peygamberimiz Efendimiz’i (sav) “Huluk-ı azim – Yüce ahlâk” timsali haline getirmiştir. Rabbanî terbiye süreci, aynı zamanda Müslüman toplumun örnek ve önder insan ihtiyacını giderme sürecidir. Çünkü hakikate uygun olan terbiyeyi Rabbimizin Peygamber Efendimiz’e (sav) vahyettiği nasslardan öğreniyoruz. Hz. Peygamber’in (sav) tebliğ ettiği hakikatleri tasdik etmek ve bağlı kalmak imandandır.

Muharrem Ayı ve Hicret İbâdetinin Mahiyeti...

Muharrem Ayı’nda iki önemli olayın vuku bulduğunu görürüz. Bunlardan birisi Hicret olayıdır, diğeri ise Kerbelâ vâkıasıdır. Hicret ibadeti de sırf şeklen mekân değişikliğinden ibaret değildir. Müzzemmil suresi ilk inen surelerdendir. Ve burada emredilen “Vehcurhum hicran cemîlâ: Onlardan güzelce ayrıl” emri ile kast edilen, Mekke’nin terk edilmesi değildir. Safların netleşmesi için batıla  karşı alınacak rabbani tavırlardır. Beşer ideolojilerinin yol ve yöntemlerinden ayrılmadır. Atalar kültürünün dayattığı algılardan, değer yargılarından ayrılmadır. İslâm’a ait olmayan her türlü bakış açısından, düşünce tarzından, kültür  ve edebiyat algısından, batılın siyaset ve yönetim algısından, batılın  ibadet ve ahlâk algısından, hicret etmedir. Yine ilk inen surelerden olan Müddessir suresinde de hicret emri vardır: “Çirkin davranışlardan (rics) uzak dur. (hicret et)”(Müddessir:5) Ricsin ne olduğu konusunda âlimler şöyle demişlerdir. “İlahi gazaba sebep olan her şeydir. Rics, her türlü maddi ve manevi kiri ifade eden bir kelimedir.’

Âhirette Amel Yönünden Ençok Zarara Uğrayanlar

Hevâsına muhalefet eden ve hüdâya teslim olan mü’minler için hakikatin kaynağı Kur’ân’ı Kerim’dir. Furkan olan bu kitap insanları küfrün karanlıklarından, vahyin aydınlığına çıkaran yegane rehberdir. İbadet hayatımızdan miras hukukuna, ceza hukukundan, alış veriş muamelelerine, devletlerarası ilişkilerden evlenme ve boşanma gibi her alanda Kur’ân-ı Kerim’in hükümlerine teslim olmamız farzdır. Bu farza riayet etmeyen her insan, çölde susuzluktan kıvranmak ve serap görmekle meşgul olur. Bu hakikat muhkem nassla haber verilmiştir:“Küfredenlerin amelleri ise dümdüz çöldeki serap gibidir. Susuz kalmış insan onu su zanneder; fakat oraya gelince hiçbir şey bulamaz.”(Nur,24/39) Bu Âyet-i Kerime’de kâfirlerin amellerinin, yapmış oldukları iyiliklerinin, dümdüz ve sıcak bir çölde o anda insanın en çok ihtiyaç duyduğu, en önemli madde olan suyun hayaline (seraba) benzetilmiştir.

Kendilerini Allah'a Adamışlardan Vazgeçilmez

İslâm garip olarak başladı. İslâm’ın tekraren dünyaya hâkim olması gariplerin eliyle olacaktır. Çünkü İslâm gariplerin dinidir. İslâm’ın ilk maya tuttuğu Mekke toplumunda Rasûlullah’ın çevresinde onun dâvetine kucak açanlar, toplumun en gariban insanlarıydı. Rivayete göre, Kureyş’in ileri gelenlerinden bazıları Hz. Peygamber’e uğramışlar, yanında Suheyb, Bilâl, Ammâr, Selmân ve diğer fakir müslümanlar bulunuyormuş. “Ey Muhammed, sen kavminden vazgeçtin de bunlara mı razı oldun?  Biz bunların arkasından mı gideceğiz? Bunları yanından kovsan biz senin meclisine gelir konuşuruz, belki de sana uyarız” demişler. Bu hadise üzerine meâlen şu âyet inzal olmuştur: “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua/ibâdet edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zalimlerden olursun.”  (En’am Sûresi/ 53)

Türkmen Dağı'nda Cihada Devam Eden Muhammed Aşıcı Kardeşimizle Hasbihâl

Türkmen Dağı ve civarında yaşanan mazlumlara yardım için imkânlarını seferber eden Muhammed Aşıcı kardeşimize ‘Sizi Bayır-bucak Türkmenleri’ne yardıma sevkeden şey nedir?’ sualini sordum ve şu cevabı aldım: ’Cenâb-ı Hak, zulme ve haksızlığa uğramış çaresiz müslümanlara yardım edilmesini ve gerekirse onları kurtarmak için savaşılmasını istemektedir. Nisâ Sûresi 75. Âyet-i Kerime’de Rabbimiz; “(Ey müslümanlar!) Size ne oluyor da: ‘Ey Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı lütfet’ diyen, ezilen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?!” Bu Âyet-i Kerîme’nin mefhûmunda zor durumda kalan mazlumlara yardım edilmesi gerektiği hatırlatılmaktadır. Herkes gücü yettiğince yardım etmelidir, düşüncesi ile Türkmen gardaşlarla irtibata geçtim; buyur gel dediler. Biraz zahmetli de olsa o beldeye gitmeyi Allah (cc) Nasib etti.’ Hasbihalin devamında önemli tesbitlerde bulundu.

Hasan Sabbâh ve Alamût


Tarihte hiç yaşamadığımız kadar zor günler yaşıyoruz. Yaşanan ilk büyük krizde Haçlı, Şia ve Moğol saldırıları üst üste gelmiş, Hilafet düşmüştü. Buna rağmen İslam Dünyası Selçuklular’ın öncülüğü, ulemanın rehberliğinde bu büyük buhranı medreseler yardımıyla aşmayı bilmiştir. Selçukluların bıraktığı miras Osmanlı ve Anadolu’ya omurga olmuştur. Bu dönemde bizden görünmekle beraber ‘Takiye’ inancının etkisiyle gerçek kimliklerini gizleyen çift kişilikli ‘Haşhaşi’ler gerçekleştirdikleri cinayetler vasıtasıyla tam bir terör havası estirmişlerdir. Asıl üzerinde durulması gereken noktalardan birisi de “herkesin birbirinden şüphe eder hale gelmesi”dir. Şeyhlerinin “dünyada cereyan eden ve edecek olan her şeyi bildiği” inancı, müntesiplerini her şeylerinden vazgeçebilecekleri bir noktaya taşıması mümkündür. Haşhaşiler tarih sahnesinden silinmiş olsa da bu hastalığın devam ettiğini söylemek mümkündür. 

Misak Dergisinin 311. sayısı çıktı


Münferit, şaibeli, çok boyutlu ve karmaşık terör olaylarını bahane eden ABD ve müttefikleri; hem İslâm dinini, hem de müslümanları hor ve hakir kılmak için ellerinden gelen gayreti sarf etmektedirler. Onlara karşı eliyle, diliyle ve kalbiyle mücadele etmeyen müslümanların imtihanı kazanmaları mümkün değildir. Bu mücadele, kesintisiz olarak yerine getirilmesi gereken bir mücadeledir. Kur’ân-ı Kerim’de; “Düşmanlarınız olan kavimleri kovalamakta gevşeklik göstermeyiniz!.. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Halbuki siz Allah’tan, onların beklemediği şeyleri bekliyorsunuz. Allah bilendir. Yegane hüküm ve hikmet sahibidir” (En Nisa Sûresi: 104) hükmü beyan buyurulmuştur. 

Verbalizm Hastalığı, BM'nin Zaafları ve Kirli Savaşın Faturası


Türkiye’de politika çarşısını etkisi altına alan korku, vehim ve şüphe kasırgası; hem siyasi parti sözcülerini, hem de seçmen vasfına haiz olan vatandaşları etkisi altına almıştır. Politikacıların siyasi keyfiyete haiz olan bir kelimeyi veya kavramı ısrarla kullanmaları, ifade etmeye çalıştıkları keyfiyetin “gerçek” olduğunun delili değildir. Siyasi kavram haline getirilen bir kelimenin, bazı izafi yalanları ve keyfiliği beraberinde getirmesi mümkündür. Psikologlar bunu ‘Verbalizm Hastalığı’ olarak ifade etmişlerdir. İnsanların tıpkı bir papağan gibi, manasını bilmediği kelimeleri tekrarlamaları mümkündür. Demokrasi, insan hakları, küreselleşme ve evrensel hukuk gibi kavramlar, modern barbarlar tarafından sürekli tekrar edilir. ABD’nin petrole ve enerji kaynaklarına el koyma ihtirası, İngiltere’nin “güneş batmayan imparatorluğuna yeniden kavuşma” hayali ve siyonist İsrail’in siyasi emelleri, yeni bir dünya savaşının başlamasına vesile olmuştur.

New York'da BM Genel Kurulu'na Hitap Eden Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Dünyayı beş ülkenin iki dudağı arasına mahkûm edemezsiniz”

New York’da BM Genel Kurulu’na hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “71. Genel Kurul’un yaşanan acıları dindirmek ve dünyamızı değiştirmek için bir başlangıç olmasını diliyorum” dedi. Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Suriye’de, Irak’ta terörün kıskacında inleyen birçok ülkede yüzbinlerce kadın çocuk ve genç öldürülmeye devam ediliyor. Ölüm ve zulümden kaçan mülteciler Avrupa şehirlerinde aşağılayıcı muamelelerle karşı karşıya kalıyor. DAEŞ, El Nusra, YPG ve PKK gibi terör unsurları bölgedeki eylemlerini sürdürüyor. Bu arada dünyanın birçok ülkesinde insanlar açlık ve sefaletle boğuşuyor. Halbuki bu krizlerin çoğu kolayca çözülebilecek mahiyette olan krizlerdir. Gelecek nesillerin huzuru, refahı ve güvenliği bugünden atacağımız adımlara bağlıdır. Zaman sorunların üzerine kararlılıkla gitmek zamanıdır” dedi.

Şam'ın Fethi Cephesi lideri Ebu Muhammed el-Cevlani; “Türkiye'nin başlattığı Fırat Kalkanı Operasyonu'na katılmıyoruz”

Nusra Cephesi lideri Ebu Muhammed el-Cevlani, 2016 yılı Temmuz ayının son haftasında yaptığı açıklama ile örgütlerinin ismini ‘Şam’ın Fethi Cephesi’ olarak değiştirdiklerini ve El-Kaide ile bağlarını kopardıklarını ilân etti. Suriye’de BAAS rejimine muhalif olan gruplardan Şam’ın Fethi Cephesi, geçtiğimiz ay Türkiye’nin bazı muhalif gruplarla başlattığı Fırat Kalkanı Operasyonu hakkında açıklama yayımladı. Açıklamada, TSK ile birlikte operasyona katılan grupların durumlarını tekrar gözden geçirmeleri gerektiği ifade edilirken, bölgedeki ABD’li askerlerin varlığından duyulan rahatsızlık dile getirildi. Ensarû’ş Şam Cemaati, Fırat Kalkanı Operasyonu’na katılma kararı aldı. İran’ın Dışişleri sözcüsü ise ‘Fırat Kalkanı Harekatı’nın Suriye Hükûmeti’nin izniyle yapılmadığı için, uluslararası hukuka aykırı olduğu’ iddiasında bulundu.

Pew Research Center Tarafından Hazırlanan Rapor: ‘Dünyadaki Müslüman Nüfusu ve Geleceği'

Pew Research Center’ın raporuna göre, 2010 itibariyle dünyada 1 milyar 800 milyon Müslüman yaşamaktadır. Bu dünya nüfusunun dörtte birine tekabül ediyor. Yapılan son araştırmlara göre İslâm şu anda Hristiyanlıktan sonra dünyadaki en büyük din konumunda bulunuyor. Bununla birlikte en hızlı büyüyen dinler sıralamasında yine İslâm birinci sırada. Şayet mevcut demografik eğilimler bu şekilde devam ederse, Müslümanların sayısının, bu yüzyılın sonuna kadar Hristiyanların sayısını aşması mümkündür. Yedinci Yüzyıldan bu yana Müslüman olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin ağırlığı Müslüman olmasına rağmen, bu ülkeler dünyadaki Müslüman nüfusun sadece yüzde 20’sine ev sahipliği yapıyor. Küresel anlamda Müslümanların yüzde 62’si Türkiye, Endonezya, Pakistan, İran ve Bangladeş’in de dahil olduğu Asya-Pasifik bölgesinde yaşıyor. Endonezya dünyanın en fazla Müslüman nüfusa sahip ülkesidir. Ancak PRC’nin araştırmasına göre 2050 yılına kadar çoğunluğun Hindu olduğu Hindistan, 300 milyondan daha fazla Müslümanla Endonezya’yı geçecektir.

Müslüman Çevre Oluşturma Mesuliyeti

İslâmî bir hayat yaşamaya çalışan Müslüman’ın görevlerinden birisi de sadıklarla beraber olmak ve İslâmi bir hayat yaşayabileceği çevreyi oluşturmaktır. Bu keyfiyet ,Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir: “Ey İman edenler! Allah’tan korkun, sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi/ 119) Dolayısıyla Müslüman bir çevre edinme mesuliyetimizin kaynağı Kur’ân-ı Kerim’dir. Sadıkları arayıp bulmak, onlarla beraber olmak, Cemaatü’l Müslimîn’e katılmak anlamına gelir. Çünkü Cemaatü’l Müslimîn bir sadıklar topluluğudur. O halde bir Müslüman çevre edinmenin yolu önce sadıkları bulmak ve sonra da onlarla birlikte cemaat olmaktır. Müslümanların kendilerini dinlerinden, imanlarından geri döndürmeye çalışan Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar, sırdaşlar edinmekten vazgeçmeleri farzdır. Bu farza riayet etmeyen müslümanların dünyada ve ahirette saadete kavuşmaları mümkün değildir.

Kur'an'ın Örnekliğinde Aile Olmak

Kur’ân-ı Kerim’de, hesap gününü düşünen mü’minlerin arzuları izah edilirken: “Onlar ki “Ey Rabbimiz” derler. Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin bebeği olacak (salih insanlar) insan et!.. Bizi takva sahiplerine rehber kıl” (Fûrkan Sûresi:74) hükmü beyan buyurulmuştur. Salih evladın yetirilmesi, anne ve baba için en büyük nimettir. Bu nimeti elde edebilmek için, her türlü külfete ve meşakkete razı olmak gerekir. İslâm fıkhında nikâh; nüfûsun ortmasına vesile olduğu için, hem ibâdet, hem muamelat olarak değerlendirilmiştir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav): “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi yerine getirmezse, benden değildir!.. Evleniniz. Zira ben diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim” hadisi, nikâh ile nüfus arasındaki ilişkiyi gündeme getirmektedir. Müslüman Aile, hakikate teslimiyetin kalesi olmalı, moderniteye, demokrasiye, içi boş çağdaş hurafelere yenik düşmemelidir.

İtikadî Açıdan Ameli Mezheplerin Değeri

Herhangi bir hukukî ceza davanız olsa ilk nereye koşarsınız? Elbette avukatlara değil mi? Veya çekilmez bir hastalığa duçar olduğunuzda kimden yardım istersiniz? Bu durumda kendinizi bir doktora göstermek istersiniz. İlmi ehliyete önem veren herkes de aynı şeyleri yapar. Ama bütün bunlar neticede dünyevi işlerdir. Ahirette Allah’ın huzuruna gideceğimize göre elbette âhirette yargılanacağımız hükümleri bilen kişiye başvurmamız elzemdir. İşte ahirette yargılanacağımız hükümleri bilen kişi de peygamberlerdir. Peygamberlerin sözleri de iki çeşittir. Birisi zarurat-ı diniyye dediğimiz açık hükümler bir diğeri de herkesin hemen anlamayacağı ihtimallere açık beyanlar. Rabbimiz bu ihtimallere açık beyanlarla da bizi imtihan etmektedir. İşte bu noktada yollar ikiye ayrılıyor. Ya müctehid âlimlere tâbî olursunuz veya şahsi kanaatlerini din haline getiren şarlatanlara... Her mükellef tercihini buna göre yapmalıdır.