Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...
 Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

   Siyasi Tarih, Devleti Kuran İrade ve Genel Seçimler

Siyasi tarihin ilim değil, bilimsel disiplin olduğunu ileri süren uzmanlardan Leon H. Halkin; tarihi, ‘müşahhas hususiliği içinde geçmişin tasavvuru’ olarak tarif etmiştir. Dünya görüşleri ve inançları farklı olan tarihçilerin aynı hadiseyi farklı şekillerde yorumlamaları, tarih disiplininin önemini ortadan kaldırmaz. Cumhuriyetin ilânında kısa bir süre sonra; Osmanlı Devleti’nin omurgasını teşkil eden “Millet Sistemi” ortadan kaldırılmış, TBMM’ye ‘diktatörlük’ yetkisi verilmiştir. Devleti kuran iradenin tercihleri (Resmi ideoloji) ihtilâl sözleşmesi hükmünde olan yazılı anayasa metinlerinde, ‘değişmez, hatta değiştirilmesi dahi teklif edilemez’ maddeler şeklinde ifade edilmiştir. Yürürlükteki mevzuat sebebiyle genel seçimler; devletin keyfiyetini değiştirme değil, yasama ve yürütme organlarında görev alacak kimseleri tesbit açısından önemlidir. Türkiye’de genel seçim dönemlerinde yaşanan propaganda faaliyetlerinin siyasi mücadele sınırını aştığını ve adeta savaşa dönüştüğünü söylemek mümkündür.

   Misak Dergisinin 294. Sayısı Çıktı...


İSLÂM Dini’nin iman ve ibâdet esasları ile siyasi ve sosyal hayatı düzenleyen hükümlerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Kur’an ve sünnetle sabit olan hakikat şudur: Kavmi, rengi ve dili ne olursa olsun, bütün mü’minler birbirlerinin kardeşleridirler. Birbirleriyle iyilik ve takva hususunda yardımlaşmaları farz kılınmıştır. Sahih iman, ilim ve salih amel noktasında hassasiyet gösteren her mükellefin, içinde bulunduğu halle ilgili ilimleri öğrenmesi farzdır.(1) Müslümanların önce ‘Nizâm-ı Âlem’ idealine dayanan ve adâletin mülkün temeli olduğunu esas alan devletlerini, sonra birbirlerine karşı olan sevgilerini kaybettiklerini söylemek mümkündür. Bu iki felâketi aynı dönemde yaşayan müslümanlar, tedavisi kolay olmayan manevi hastalıklara tutulmuşlardır. Yirminci yüzyıla damgasını vuran aydınlanma felsefesinin (modernizm) ve bu felsefenin tabii sonucu olan seküler-lâik kültürün, müslümanların dünya hayatını gözlerinde büyütmelerine vesile olduğunu gizlemek mümkün değildir.

   Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

Vahdet Vakfı'nın yardımları Kudüs-ü Şerif'de...

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç; ‘Montaj Usûlü Başkanlık Sistemi Olmaz'


Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç; BBC Türkçe’nin sorularına cevap verirken ‘montaj usulü başkanlık sisteminin olmayacağını’ ifade etti ve şu tesbitte bulundu: “Altyapısı hazırlanmadan, birbiriyle akort edilmeden, hayati öneme haiz olan check-balance sistemi kurulmadan bir başkanlık sistemi olmaz. Yani birileri diyorsa ki; ‘Meksika’da var, Arjantin’de var, Paraguay’da var, Bolivya’da var, orada var, burada var. Biz bunların hepsinden kendimize göre bir şeyler alalım. Ona göre bir başkanlık sistemi getirelim.’ Bu, çok doğru olmaz. Saat gibi çalışacak bir sistem kurmamız lazım. Bunun için de bizim yeni anayasaya ihtiyacımız var. Daha yeni anayasa yokken elimizde bugünden başkanlık sistemini tartışmaya başlarsak, bu tartışma safhasında kalır. Bunu ne zaman yapabiliriz? Gücümüz olduğu zaman. Gücümüz ne zaman olacak? En azından 367’yi bulduğumuz zaman. Çünkü diğer partilerin başkanlık sevdası diye bir şeyi yok. Yaparsak bunu biz yapacağız.”

Bangladeş Hükümeti'nin Siyasi Cinayetleri Kınandı: ‘Hukuksuzluk Son Bulsun, İdamlar Durdurulsun'

Cemaat-i İslami hareketinin liderlerini hukuksuz bir şekilde yargılayan,  idam cezalarına mahkûm eden ve bu cezaları bir bir uygulayan Hasina Hükümeti, İstanbul’daki Bangladeş Konsolosluğu önünde protesto edildi. Protesto eylemi sonunda Özgür-Der adına Bangladeş Konsolosluğu’na verilmek üzere yazılan mektubu Fatma Turan okudu. “Her fırsatta insan haklarından, muhalif fikir ve eylemlerin özgürlüğünden söz eden küresel güçlerin aynen Mısır’da, aynen Filistin’de, aynen Irak’ta, Suriye’de, Özbekistan’da ve tüm İslâm dünyasında olduğu gibi Bangladeş’te de İslâmî hareket kadrolarına yönelik baskılar, zulümler, cinayetler söz konusu olduğunda nasıl bir anda sessizliğe gömüldüklerini görmek bizi hiç ama hiç şaşırtmamaktadır” ifadelerinin de yer aldığı mektubun okunmasının ardından grup temsilcileri mektubu konsolosluk yetkililerine ulaştırdı.

Başbakan Ahmet Davudoğlu, Soykırım İddialarına Cevap Verdi: ‘Yaşanan Acılar Tek Bir Kelimeye İndirgenemez'

Başbakan Ahmet Davudoğlu tarafından yapılan yazılı açıklamada ‘Osmanlı’nın son yıllarında farklı etnik ve dini kökenden pek çok Osmanlı vatandaşının büyük acılar yaşadığı’ ifade edildi.  Birinci Dünya Savaşı koşullarında yaşananları anladıklarını belirten Davudoğlu, hayatını kaybeden masum Osmanlı Ermenileri’ni de saygıyla andıklarını ve torunlarına taziyelerini sunduklarını söyledi.  Açıklamasında ‘Birinci Dünya Savaşı’nda yaşananların nedenlerini ve sorumlularını tespit etmek mümkündür. Ne var ki, her şeyi tek bir kelimeye indirgeyerek, sorumluluğu genellemeler yoluyla sadece Türk milletine yüklemek, hatta bunu bir nefret söylemiyle birleştirmek vicdanen de hukuken de sorunludur. Yüz yıl önce Türk ve Müslüman Osmanlı vatandaşlarının maruz kaldığı sürgün ve katliamların derin izleri bugün de hafızalardadır‘ denildi. 

Muhacir ve Ensar Ordusu'nun Genel Emiri Selahaddin Şişeni : ‘Kafirlere Karşı Sabır ve Azimle Cihada Devam Ediyoruz'

Dünyanın doğusu ve batısındaki bütün müstekbirler, zalim Esed rejimine doğrudan ve dolaylı yoldan desteklerken, bu mazlum halkın yardımına koşan ise sadece değişik coğrafyalarından gelen sadık ve vefakar mücahidler oldu. Müstekbir-katil Esed rejimi ile kendisini İslam Cumhuriyeti (!) zanneden İran’ın desteklediği Şii militanlara karşı sahada en etkili direnişi gösteren gruplardan birisi de Kafkasya Emirliği hareketinin Biladu’ş Şam’da faaliyet gösteren kolu olan Ceyşu’l Muhaciriyn ve’l Ensar’dır. Rejim güçleri ve Şii destekçilerine karşı cephelerdeki askeri başarıları kadar mazlum Suriye halkıyla olan iyi ilişkileriyle de öne çıkan Muhacir ve Ensar Ordusu’nun genel emiri Selahaddin Şişeni (Çeçen), bağımsız İslami haber portalımız “Ümmet-i İslam”ın kendisine ulaştırdığı sorulara cevap verdi.

Türkiye'de Etki Ajanlığının Boyutları

Etki ajanlığı; bir ülkenin, bir başka ülkedeki insanların, görüş, tavır, duygu ve davranışlarını etkilemek için savaşa başvurmaksızın propaganda yöntemleriyle, planlı bir görüş ve bilgi iletiminde bulunma faaliyetidir. Türkiye, “etki ajanlığının” en kolay ve yoğun yaşandığı bir ülkedir. Çünkü modern Türkiye’nin (!) tarihi derinliği ve medeniyet ufku yoktur. Harf Devrimi’ni yapanlar ve Hilafeti kaldıranlar sadece teknik bir takım değişiklikler yapmadılar. Aksine Türkiye’yi köklerinden kopardılar. Artık Türkiye, ne tam Batılıdır, ne de Doğulu. Kökünden koparılan Türkiye’nin içinde binlerce ABD, İsrail, Almanya ve İngiltere istihbaratına hizmet eden ajanlar  cirit atmaktadır. Bu etki ajanları, özellikle basını kullanarak Türkiye’ye yön vermeye çalışmaktadır.


 

 

Aile Eğitiminde Baba Evin Baş Öğretmenidir!.

Aile toplumun en küçük ama en önemli parçasıdır. Ailenin sağlıklı olması, bireylerin kimlikli/kişilikli olmasını beraberinde getiren bir unsurdur. Bu da toplumun sağlıklı yapısını oluşturur. Günümüzde boşanmaların hızla tırmandığı bir dünyada yaşıyoruz. Huzur kaynağı olması gereken evlerimiz stres hastalığından komada!. Sükun bulduğumuz/ sükun bulmamız gereken yuvalarımız sıkıntı odağı olmuş. Gerçeği görmek istemeyenlere rağmen ısrarla çözümün, aile yuvalarının “Tevhid” temeli üzerine inşa edilmesinin tek çare olduğunu dillendirmek ve de mutlaka elimiz altındakileri salih amel ve güzel ahlâk ile mücehhez kılmak durumundayız... Neden Müslüman ailelerde sorunlar yaşanmaktadır?.. Neden çağa bir Mus’ab, bir Fatih, bir Sümeyye yetiştiremiyoruz? (!) Cevabı çok açık; Teslimiyet ve temsiliyet sorunumuz var!. 

Maslahâtı Şerîatûllah'ın Dışında Aramak

İnsanlardan herhangi bir zümre; insanların maslahâtını Allah’tan daha iyi bildiğini iddia ederek Şeriatûllah’ı yürürlükten kaldırırsa ilahlık iddiasında bulunmuş olur. “Kim, insanların bütün menfaatlerini ve maslahatlarını Allah’tan daha iyi bildiğini iddia eder ve insanlara hükmetme hakkının (kanun koyma hakkını) belirli ellerde toplanmasını isterse, insanlar üzerinde ilahlık iddiasında bulunuyor demektir. Kim; böyle  bir iddiayı kabul ederse, Allah’tan başka ilahlara tapıyor demektir. İşte Tevhid mücadelesini bu gerçekleri göz önünde bulundurarak vermek zorundayız. Aksi takdirde, Allah’a şirk koşan ve akıbetleri hakkında bize kıssalar yoluyla bilgi verilen kavimlerin uğradıkları azaba uğrarız.”  Şeriatullah’ın ölçüsüne uymayan, ilşahi tekliflerle belirlemiş hududlar dâhilinde olmayan hiçbir şey maslahat olamaz.


 

 

Emanetleri Ehline Vermek Allah'ın Emrine Uymaktır

İslâm Hukukunda emanet, Allahû Teâla’nın(cc) gerek kendi hukuku, gerekse yaratıklarının hukuku ile ilgili olarak insana yüklediği vazifelerin tamamına verilen bir isimdir.  Bazı Müfessirlerin “Ümmehatü’l Ahkâm” adını verdikleri muhkem âyette şöyle buyurulmuştur: Şüphesiz ki Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emrediyor. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.’( En Nisâ Sûresi: 58) Bir defasında Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e soruldu: “Ey Allah’ın Peygamberi! Kıyamet ne zaman kopacak?” Efendimiz bu soruya şu cevabı vermiştir: “İş, ehli olmayan kişilere verilince kıyameti bekle, kıyametin kopması pek yakındır.”(23) Bu Hadîsi şerifte, işlerin ehil olmayanlara verilmesi, emânetin zâyii ve Kıyâmet’in kopma zamanı gibi üç önemli nokta ve tesbit önem arzetmektedir.


 

 

Mükellefin Cennete Girmesine Vesile Olan Salih Ameller

 Hevâsına muhalefet eden ve Allah’a ihlâsla teslim olan mükellefin ikrarına iman, islâm ahkâmına uygun olan fiillerine ibadet, güzel ahlâk ve salih amel denilir. İslâm ahlâkının temel kaidelerini temel kaidelerini beyan eden nasslar adil ve muttaki mü’minler için hayati öneme haizdir. Hazreti Ubade b. Sâmit (ra), Peygamberimiz Efendimiz’in (sav)  şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu altı hususta kendinize kefil olun ki, ben de sizin için cennete kefil olayım: * Konuştuğunuzda doğru konuşun (yalan söylemeyin).  * Söz verince yerine getirin.  *Size bir şey emanet edilince cenneti de gözetin (ihanet etmeyin).  * Irzınızı/namusunuzu koruyun.  * Gözlerinizi harama kapayın.  * Ellerinize hâkim olun ve  kötülükten çekin”  (İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned)


 

 

 

Vesvesenin Keyfiyeti, Satanizm İdeolojisi ve Neticeleri

Mukaddes emaneti yüklenen insanoğlunun; hem üstün meziyetleri, hem garip zaafları vardır. Zaaflarından birisi, şeytanın telkinlerine kulak vermesi, dünyevi ihtirasa kapılması ve şehvetlerini tatmin için gayr-i meşrû yollara tevessül etmesidir. Şeytanın telkinleri (İstihva) ile vesvese  hastalığı birbirinin mütemmim cüzüdür. Günümüzde insan ve cin şeytanlarının temel esaslarını belirlediği “Satanizm” ideolojisi, bütün dünyanın gündemindedir. Kendisini “The Beast-666” şifresiyle tanıtan ünlü İngiliz satanist Aleister Crovvley gerçek bir satanistin mutlaka uyması gereken iman esasını, “Keyfin neyi istiyorsa, mutlaka onu yapmalısın” şeklinde ifade etmiştir. Satanizm ideolojisi, İslâm ahkâmının hafife alınmasını veya reddedilmesini beraberinde getiren seküler/lâik siyasi tercihlerin tamamını etkisi altına almıştır. Günümüzde hızla yayılan ve dünyayı yangın yerine çeviren fitne ve fesadın kaynağı budur. 

İslâm Dünyasının Çağdaşlaşma Serüveni

Prof. Dr. İbrahim Hatipoğlu tarafından kaleme alınan ve “Çağdaşlaşmanın sancısını derinden hissedip çaresizlikle kıvranan vefakâr ve cefakâr ulemaya” ithaf edilen ‘İslâm Dünyasının Çağdaşlaşma Serüveni’ isimli eser, içinde bulunduğumuz hali tahlil etmektedir.  Müslümanlar XIX. yüzyıl başlarında dünya dengelerinin Batılıların lehinde değişmeye başlamasıyla birlikte bunalıma girdiler. Batı’nın yükselişi karşısında müslümanların takındıkları tavır, İslâm tarihinin en önemli kısmını teşkil etmiş, bazı kimseler kurtuluşun Batı değerlerinin takdis edilmesine bağlı olduğunu savunurken, diğer bir grup, gerçek İslâm’ın ve modern ideallerin birbirine uygun olduğunu iddia etmiş, böylece modernizmin temellerini hazırlamışlardır. Bu iki grubun yanında, üçüncü bir grup da, modernizm öncesi dönemde de İslâm’da var olan dinî-içtimaî teceddüt fikrinin hâlâ güçlü bir şekilde mevcut olduğunu savunmuşlardır. İşaret edilen bu temayülleri kısaca batıcılar, modernistler, yeniden ihyacılar ve muhafazakârlar şeklinde özetlemek mümkündür.

Misak Dergisinin 293. Sayısı Çıktı...


SİYASET uzmanları arasında yaygın olan kanaate göre, yazılı basın (gazete, dergi vs.) tarihin müsveddesidir. Hâlbuki günümüzde gazetelerin büyük çoğunluğu uluslar arası şirketlerin ve değişik istihbarat örgütlerinin kontrolü altında yayın yapmaktadır. Uzun yıllar Frankfurter Allgemeinzeitung’un yayın yönetmenliğini yapan gazeteci Udo Ulfkotte; kaleme aldığı “Satılmış Gazeteciler” isimli kitabında kendisi de dahil, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA’nın ‘örümcek ağı sistemiyle’ satın aldığı gazeteciler üzerinde durmuştur. Bilindiği gibi bütün hukuk sistemlerinde itiraf ve ikrar, muhkem bir delildir. Amerikalıların kendisine Alman Dış İstihbarat Servisi BND ve German Marshall Fund Vakfı aracılığıyla yaklaştıklarını söyleyen Udo Ulfkotte, deneme faslını geçtikten sonra CIA ile doğrudan temasa geçtiğini itiraf etmektedir. Yakın temastan sonra “paranın satın alamayacağı hediyeler, beş yıldızlı iş ağı, rüya seyahatler, inanılmaz kariyer fırsatları ve kadınlar” ile tanımlanan yeni döneme geçtiğini ifade eden Udo Ulfkotte,’ CİA’nın emrinde çalışan Türk gazetecileri tesbit için gerekli olan formülü de vermektedir: “CİA yanlısı kuruluşlardan Atlantic Bridge’in yıllıklarından birini açın ve Türk gazetecilerin isimlerini arayın. Son on yılın yıllıklarında tekrar eden isimler görürseniz, bu gazetecilerin ‘CIA’in Türk dostları’ olduğunu anlayabilirsiniz. 

Vatandaş Kimliği, Genel Seçimler ve Siyasi Tercih Meselesi


Hafıza sahibi olan insanoğlu; zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeblerini tesbit ve neticelerini tahlil edebilme kaabiliyetine haiz olan mükerrem bir varlıktır. Mazi, hal ve istikbal unsurlarını dikkate almadan, ne bugünü değerlendirmek, ne de yarını planlamak kolay değildir.Günümüzde “hangi siyasi rejime göre yönetileceğiz’ sualine cevap vermeden önce, “içinde bulunduğumuz hali nasıl değiştireceğiz, bizleri boğmaya çalışan emperyalist kafirlerin tuzaklarına karşı nasıl mücadele edeceğiz ve bizi perişan eden tefrika hastalıklığından nasıl kurtulacağız?’ gibi meseleleri, gündemimizin ilk maddeleri haline getirmeliyiz. İslâm amme hukukunun en önemli meselesi olan ‘Ehl-i Hal ve’l Akd Şurası’nı ihya etmeden, profan vatandaş kimliği ile ilgili olan ‘siyasetin keyfiyeti nedir, oy vermenin fıkhi hükmü nedir?’ gibi suallerle meşgul olmanın bir değeri yoktur. Müslümanların derdi, herhangi bir beşeri nizamı tercih eden partilerden birini desteklemek veya demokrasi mücadelesi vermek değildir.

"Fıkhi Meseleler"in 3 cildi çıktı

İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.


Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl, Akaid ve İbâdet kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480-512 sayfa basılan eserin; Aile Hayatı, Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet


İsmet (masûmiyet), sıdk, tebliğ, fetanet ve emanet gibi sıfatlara haiz olan peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlere uygun amellerde bulunmak, her müslümanın üzerine farzdır. Sünnetûllahı hafife alan, risâlet ve nübüvvet vazifesinin keyfiyetini idrak edemeyen bir mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Tevhidin aslı; kitaba ve sünnete sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’atten ictinab etmektir. Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; Allahü Teâlâ’nın (cc): “Bir de peygamber size ne emir verdiyse onu tutun. Nehyettiğinden de sakının” (Haşr: 7) emrine ittiba etmesi farzdır. Peygamberlik, tebliğ ve hikmet meselesi, inanılması zaruri olan birçok hükmü beraberinde getiren bir meseledir. Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet’ isimli eser, uzun süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

Amanet & Ahliyat, Das Anvertraute & Die Befähigung, Ein ‘Ilm-i Hal

Alles Lob gebührt Allah, dem Herrn der Welten, dem Allerbarmer, dem Barmherzigen, dem Herrscher am Tage des Gerichts! Der Segen und Frieden ALLAHs sei über unserem Propheten (s.a.w.), der als Barmherzigkeit für die Welt entsandt wurde, und der Segen und Frieden ALLAHs sei über der Familie des Propheten (s.a.w.) und über seinen Gefährten!... Allahs Barmherzigkeit sei für die Gläubigen, die seit dem ersten Menschen und Propheten Adam (a.s.) stets gegen den Taghut gekämpft und nach dem Märtyrertod gestrebt haben, beseelt von dem einzigen Wunsch, das Wohlgefallen Allahs zu erlangen! Vor der Tatsache des Unvermögens, die unzähligen Gaben Allahs sogar nur zählen zu können, stellt der Lobpreis Allahs den Anfang und das Ende unserer Taten dar. Im Qur’an al-Karim wurde folgendes Urteil gefällt: ››Und so machten Wir euch zu einer gerechten Gemeinde, auf dass ihr Zeugen seiet über die Menschen und auf dass der Gesandte Zeuge sei über euch...‹‹ Der Ausdruck "Ummatan wasatā" in der Aya meint "die gerechte Umma (des Propheten (s.a.w.)) ", dies hat der Prophet (s.a.w.) persönlich mitgeteilt. Imām Schafi´i (rh.a.) urteilt, während er die Bedeutung des Begriffes "Gerechtigkeit (‘Adala)" definiert, wie folgt: "Mit dem Begriff ‘Adala (Gerechtigkeit) meint man das Handeln gemäß den Geboten Allahs."

Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA



“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.


Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbâdeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

Vahdet Vakfı Yardımcı Ders Kitapları


Vahdet Eğitim, Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı’nın hedeflerinden birisi, Peygamberlerin bıraktığı miras hükmünde olan ilmin yayılmasına vesile olmaktır. Kurulduğu tarihten itibaren uygulanan "Eğitim Programı" statik değil, dinamik bir keyfiyete haizdir.

Her teklife kulak vermeyi ve o tekliflerin en güzeline uymayı ahlâk edinen kardeşlerimizin, eğitim programını takip ederken Mustafa Çelik hocaefendi’nin başkanlığında, bir heyet tarafından yayına hazırlanan “Yardımcı Ders Kitapları”ndan istifade etmeleri mümkündür.

Allahû Teaâla (cc) inayeti ve kardeşlerimizin gayretiyle dersleri tamamladık. Hayırlara vesile olmasını dileriz.

"İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 5. baskısı yapıldı
İslâm’ın siyasi hedeflerini bir ideoloji gibi değerlendiren, ölümden sonraki hayatı unutan, zerre miktarı hayrın ve zerre miktarı şerrin hesabının sorulacağı günü hafife alan kimselerin imtihanı kazanabilmeleri mümkün değildir. Muhkem nassların keyfiyetine uygun amellerde bulunamayan her mükellefin; içinde bulunduğu hali değiştirmek için, bütün imkanlarını seferber etmesi gerekir. Tevhidin aslı Kitab’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’attan ictinab etmektir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) mütevatir sünneti; Mekke’de İslâmi cemaati, Medine’de İslâm Fıkhı’nı uygulayan devleti kurmuş olmasıdır. Bu eser, İslâmi hareketin mahiyetini, zaruri şartlarını, müesseselerini ve keyfiyetini izah için kaleme alınmıştır.

 

EMANET ve EHLİYET (İslâm İlmihali)

Allahû Teâla (cc)’nın mülkünde, O’nun verdiği rızıklarla hayatını devam ettiren her insanın, O’nun razı olacağı amelleri edâ etmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi için insanın lehinde ve aleyhindeki hükümleri bilmesi şarttır. Peygamber Efendimiz (sav)’in: "İlim talep edilip öğrenilmesi, her mü’min erkek ve kadın üzerine farzdır" buyurduğu malûmdur. Dolayısıyla her mü’minin, içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri öğrenmesi zaruridir. İşte bu noktada karşımıza "Farz-ı Ayn" ilimler çıkmaktadır. "İlmühal" tabiri, "İnsanın içinde bulunduğu halin ilmi" manasınadır. Bu eserin hazırlanmasının ve yayınlanmasının sebebi; "Ehliyet" sahibi mü’minlere, yüklendikleri "Emanet"in keyfiyetini hatırlatmaktır. 1984’den beri yüzlerce kez basılan bu değerli eserin son baskısı, Misak Yayınları tarafından hazırlanmıştır.