TAKDİM

Misak Dergisinin 333. sayısı çıktı
YAZI BOYUTU :

SİYASİ literatürde devlet, bir milletin ortak iradesiyle kurulan ve o milletin ortak gücünü temsil eden mücerred bir hukuk kurumudur. Vatandaşlarının güvenliğini sağlayan, zaruri ihtiyaçlarını temin eden ve adaletin gerçekleşmesine vesile olan devletin varlık sebebi, insanlığa hizmetle sınırlıdır. Varlık sebebine bağlı kalmayan ve adalete riayet etmeyen bir devletin “şu veya bu siyasi rejimle ve hükümet sistemiyle yönetilmesinin” fazla bir önemi yoktur. Devletin kurucu unsurları arasında zikredilen ülke ve insan topluluğu yanında, örgütlenmiş bir siyasi iktidarın ve bu siyasi iktidarı kullanan organların (geniş anlamda hükümetin) bulunması da zaruridir. Devletin zaruri organı olan hükümetin, kamu düzenini sağlaması ve vatandaşlarına hizmet etmesi gerekir. Hükümet sistemleri genellikle ‘kuvvetler ayrılığı’ prensibi dikkate alınarak tasnif edilir. Kuvvetler ayrılığı doktrininde yasama, yürütme ve yargı organlarının (politik teslis) önemli bir yeri vardır. Filozof Montesquieu ‘Kanunların Ruhu’ isimli eserinde, yasama, yürütme ve yargı erklerinin (organlarının) dengelenmesinin önemine işaret etmiştir. Montesquieu’nun akıl devleti kavramını ön plana çıkardığı ve şu tesbitte bulunduğu malûmdur: ‘İnsanoğlu, münzel kitaba dayanan dinlerin hükümlerini hafife alır, kendine has kurallar geliştirmeye başlar, daha sonra kendi tercihi ile konulan kuralları gizli veya açık bir şekilde kendisi çiğner. Kamusal erk (devlet) ile boy ölçüşmeye kalkışır. Çünkü yetersizdir ama hırslıdır, bilgisizdir ama cüretkârdır.’

Kuvvetler ayrılığına göre yapılan hükümet tasniflerinde yargı organlarının konumu, yasama ve yürütme organlarından farklıdır. Bu gerçeği dikkate alan bazı siyaset uzmanları, birbirinden farklı üç hükümet sistemi üzerinde durmuşlardır. Birincisi: Halkın siyasi tercihinin bölünemeyeceğini esas alan, bir anlamda yasama, yürütme ve yargı birliğine dayanan ‘Meclis Hükümeti’ sistemidir. Türkiye’de kurucu kadro tarafından benimsenen bu hükümet sistemi (1923-1950) ‘devrimci-otoriter’ keyfiyete haiz olan politikaları ön plâna çıkarmıştır. Son yıllarda, tek parti diktatörlüğü olarak ifade edilen bu hükümet sistemini savunan kimse kalmamıştır. İkincisi: Yasama, yürütme ve yargının hukuki açıdan yumuşak ayrılığını esas alan, bu arada dengeleme-denetleme ve engelleme gibi unsurları da bünyesinde barındıran parlamenter hükümet sistemidir. Çok partili dönemde uygulamaya konulan bu sistem, ‘bürokratik-totaliter’ zihniyetin yayılmasına vesile olmuştur. Üçüncüsü: Kesin manada kuvvetler ayrılığını esas alan ‘Başkanlık Sistemi’dir. Türkiye’de yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığını savunan, fakat ‘Başkanlık Sistemi’ni reddeden politikacılar, aydınlar ve bürokratlar, tarifi kolay olmayan bir çelişki içerisindedirler. Bazı siyaset uzmanları bu üçlü tasnifin dışında, başkanlık sistemi ile parlamenter hükümet sistemi arasında yer alan ‘Yarı Başkanlık Sistemi’ni ayrı bir hükümet modeli olarak değerlendirmeye tabi tutmuşlardır. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan genel seçimlerden sonra Türkiye’nin resmen ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçtiğini söylemek mümkündür. Türkiye’ye mahsus olduğu ifade edilen bu yeni hükümet sistemi, son yıllarda yaşanan ‘Eski Türkiye/Yeni Türkiye’ tartışmalarına yeni bir boyut getirecektir.

Siyasi rejim olan demokrasinin; iktidarın teşekkülü, denetlenmesi ve devredilmesi konusunda, kendine mahsus prensipleri vardır. Yunanca “Demos” (halk) ile “Cratos” (güç, idare) kelimelerinin birleştirilmesiyle elde edilen bu terim, İslâm’ın tebliğinden on asır önce siyasi anlamda kullanılmıştır. Dolayısıyla bazı siyaset uzmanlarının iddia ettiği gibi ‘çağdaş uygarlığın’ yeğane rejimi değildir. Demokrasinin gündeme girdiği ilk yıllarda, lehinde ve aleyinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. Filozof Aristo’ya göre demokrasi avamın egemenliğidir. Oligarşi ve tiranlıkla birlikte üç kötü hükümet biçiminden birisidir. Bu üç hükümet de yöneticilerin kendi çıkarlarını sağlama temeline dayanır. Günümüzde faaliyet gösteren siyasi partilerin demokrasi anlayışları, kaf dağının arkasındaki ‘Zümrüd-ü Anka’ kuşu gibidir. Keyfiyeti meçhul hâle getirilen bu siyasi rejim, anomi (hiçbir kural tanımama) hastalığının yayılmasına sebeb olmuştur. Son yıllarda dünya üzerinde yaşanan siyasi mücadelelerde; değişik ideoloji mensupları ‘devleti ele geçirmek’ veya ‘devlet içinde paralel bir devlet oluşturmak’ gibi, asabiyete dayanan ihtiraslarını ön plâna çıkarmışlardır. Modernizmin getirdiği siyasi kültürün etkisinde kalan bazı Müslümanların devlet, hâkimiyet ve iktidar gibi kavramları kullanırken, izahı kolay olmayan çelişkilere düştüklerini söylemek mümkündür. İslâm Fıkhı’nda hâkimiyet ve iktidar kavramları; birbirleriyle ilgili olmakla beraber, farklı keyfiyetleri ifade eden kavramlardır. Hâkimiyet, kayıtsız ve şartsız Allah’a (cc) mahsus olan bir haktır. Hakim-i mutlak olan sadece O’dur. İktidar (sulta) ise, yeryüzünün halifesi olan insanın fiillerini ifade için kullanılan bir kavramdır. Müslümanların velâyet hukukunu dikkate alan ve onların vekâleti neticesinde iktidara gelen emir sahipleri; hem Allah’ın (cc) hâkimiyetine teslim olmak, hem insanların hukukunu muhafaza etmek mecburiyetindedirler.

Adaletin mülkün (devletin/iktidarın) temeli olduğuna inanan, insanlara iyilikleri emreden ve onları kötülüklerden alıkoymaya çalışan Müslümanların, yeryüzünde fitne ve fesadın yayılmasına sebep olan siyaset anlayışlarını mahkûm etmek için, bütün imkânlarını seferber etmeleri zaruridir.

Allah’a (cc) emanet olunuz.

MİSAK YAYIN HEYETİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ

04.Sh: Satanizm Fırtınası, Profan Kültür ve Cemaat Düşmanlığı


HABER-YORUM

07.Sh: 28 Şubat Davası’nın Gerekçeli Kararı Uyap’a Yüklendi;

08.Sh:Avrasyacı Rus Akademisyen Prof.Dr. Aleksandr Dugin, “Vazgeçmediler, Atlantikçiler Yeni Gezi Peşindeler”

09.Sh: ABD Başkanı Trump, Brüksel zirvesi’nde Müttefikini Suçladı; ‘Yükümlülüklerini Yerine Getirmeyen Almanya, Rusya’nın Esiri Oldu’

10.Sh:ABD Başkanı Trump’ın AB’yi Dağıtma Planı

11.Sh: Garip Bir Grup ve Sürpriz Bir Operasyon...

12.Sh: Hamas’ın Eski Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal:Siyonizm’in Hamisi ABD ‘BM İnsan Hakları Konseyi’nden Ayrıldı


SİYASET • Sema MARAŞLI

13.Sh: Cumhurbaşkanı’na Açık Mektup


MAKALE • Dr. Ahmet KILIÇ

16.Sh: Eğitim Müfredatı, Hafıza ve Ezber Üzerine Notlar


SOHBET • Sabiha ATEŞ ALPAT

19.Sh: Cahili Sistemlerde Can ve Namus Emniyeti Yoktur


İNCELEME • Mustafa ÇELİK

21.Sh: Şer’i Hükümlerin Hikmetlerini Bilmenin Önemi


AKAİD • Dr. Rahmi DEMİRCİ

26.Sh: Dini İnançlarına ve Dünya Görüşlerine Göre İnsanların Tasnifi


TEFSİR • Mustafa YUSUFOĞLU

29.Sh: Düşmana Karşı Kuvvet Hazırlamak İbadettir


FIKIH •N.Mehmet SOLMAZ

35.Sh:Namaz ve Mescid


KİTAP • Mehmed Zahid AYDAR

41.Sh: Fıkıh ve Siyaset/Osmanlılarda Siyâset-i Şer’iyye

 

 

 
 
 

 


 

Sadece Abonelere Gönderilen Aylık İslâmi Eğitim Dergisi...

Akaid, tefsir, hadis, fıkıh, sosyal sistem ve İslâmi siyaset konularında mektep olan Misak Mecmuası, hizmetine devam etmektedir. Yayın siyasetini; velâyet hukukunun korunması ve fütüvvet ahlâkının yerleştirilmesi esasına göre tanzim eden bu mecmua, Allahü Teâla (cc)’nın inâyeti ve abonelerinin gayretiyle yirmialtıncı yılını bitiriyor.

Misak Dergisi gazete bayilerinde ve kitapçılarda satılmaz.

Yurt içinden abone olmak için; bir yıllık abone ücretini (100.00 ₺) en yakınınızdaki PTT'den Posta çekiyle Misak Mecmuası'ının 499943 no'lu hesabına yatırmanız ve telefonla arayarak bizi bilgilendirmeniz yeterlidir. İsterseniz, +90 312 230 65 27 no'lu telefonu arayarak abone olabilirsiniz.

(EFT ve HAVALE için: Karar A.Ş., Türkiye İş Bankası, Necatibey Şubesi:

İBAN: TR37 0006 4000 0014 2220 2819 57)

Yurt dışından abone olmak için; bir yıllık abone ücretini (50 EURO veya döviz karşılığını) İş Bankası IBAN: TR02 0006 4000 0024 2220 3662 93 No'lu Necatibey Şubesi Döviz Hesabına (DTH) yatırmanız ve dekontunun fotokopisini göndermeniz veya telefonla arayarak bizi bilgilendirmeniz yeterlidir.

 

 

 

Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye 06430 ANKARA Tel: +90 312 230 65 27


 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle