SOHBET

Sarp Yokuşu Aşmak Ashâb-ı Meymene’den Olmak İçindir
YAZI BOYUTU :

Sabiha ATEŞ ALPAT

İman etmekle sorumluluktan kurtulduğunu sanan kişi, kendini aldatır. Zira iman ettikten sonra asıl sorumluluklar başlamaktadır. Hesap gününe hazırlanan müslümanların yüklediği sorumlulukların başında, yeryüzünde Allah’ın (cc) hükümlerinin hakim olması ve uygulanması için bütün imkânlarını seferber etmesi gerekir. Bu seferberliğin belirleyici unsuru, Allah (cc) rızası için cihad ibadetini sabırla edâ etmesidir.   “Yoksa Allah, içinizden cihat edenleri belirlemeden ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran/142) Allah yolunda mücadele sabrı gerektirir; zira bu yol çiçeklerle bezenmemiştir. Allah’a çağrı, tüm Müslümanların üzerine yüklenmiş bir vecibedir. “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i imran/104)

 

Sarp Yokuşu Aşmak Ashâb-ı Meymene’den Olmak İçindir

İSLÂM’ın yeryüzüne hâkim olması için cihad etmek, kadın erkek tüm müminlerin aslî vazifelerindendir. Görev alanları ise Allah tarafından belirlenmiştir. Dünyaya, evcilik oynamak için gelmemiştir insan.

Yeryüzünde fesadın yayılmasını önlemek ve ıslahı için bütün imkanlarını seferber etmek mecburiyetindedir. Bu hakikat,muhkem nassla haber verilmiştir: “Bir fitne kalmayıncaya ve tamamen Allah’ın dini hâkim oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Enfal, 39) s“Fitne kalmayıncaya, din/otorite de yalnız Allah’ın oluncaya kadar, onlarla savaşın, eğer savaşa son verirlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara, 193)

Mümin kadın da, küfürle savaşta kendine yüklenen mes’uliyet için, belirlenen alanda yerini almak zorundadır. “Allah’ın rızası uğrunda gerektiği gibi cihad ediniz. O sizi bu görevi yapmak üzere seçti. Din konusunda size hiçbir zorluk yüklemedi.” (Hac, 78)

Cihad, üç çeşittir:

Nefisle ve nefsî arzularla cihad,

Şeytanla cihad,

Haddi aşan kâfirler ve korkak münafıklarla cihad.

Son cihad şekli; malla, dille ve canla olur. Cihadın her üç şekliyle farz oluşu:

Nefsî arzularla ve nefisle cihad,

Şeytanla cihad,

Ve onun vesveselerini kovalamak,

Küfür, tuğyan, zulüm ve bid’at ehliyle cihad…

Bunların hepsi, her Müslüman kişiye farz-ı ayndır.

Emr-i bi’l-Ma’ruf Nehy-i ani’l-Münker

Mümin bir kimse, etrafında olan olumsuz, çirkin, fesat, kötülük türünden olan hiçbir şeye kayıtsız kalamaz. Müslüman, sadece kendi için yaşayan biri değildir. Onun toplumsal sorumlulukları vardır. Hayat, oyun ve eğlenceden ibaret değildir. Görevi veren Allah’tır. Gaye Allah’tır, O’nun rızasına ermektir.

Görev alanı, en yakınından başlayarak bütün yeryüzüdür.

Mükâfat ise görevden daha büyüktür; cennet!

“Sizden, hayra davet eden, iyiliği emredip, kötülükten uzaklaştıran bir ümmet oluşsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmrân, 104)

Yüce Allah, İslâm ümmetine, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoymakla görevli bir cemaatin oluşturulmasını emretmektedir. İşte bu mükemmel insanlar, dünya ve ahirette kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Bu cemaatin, sözü geçen anlamda uzmanlaşması, iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın her bir kimseye kendi durumuna göre farz olmasına mani değildir. Nitekim Müslim’in Sahih’inde, Ebu Hureyre’den sabit olduğuna göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Sizden kim bir kötülük (münker) görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle. İşte bu, imanın en zayıf halidir.” Bir diğer rivayette de: “Bunun gerisinde imandan bir hardal tanesi kadar dahi eser yoktur.” diye buyrulmaktadır. Ahmed, Tirmizî ve İbni Mace, Huzeyfe b. el-Yemân (r.a.)’dan Resulullah’ın (s.a.), şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: “Nefsim elinde olana yemin ederim, ya iyiliği emreder münkerden alıkoyarsınız yahut da fazla zaman geçmeden Allah, kendi katından üzerinize bir azap gönderecektir. Sonra O’na dua edeceksiniz de O da sizin duanızı kabul etmeyecektir.”

Hayra davet, ciddi bir eğitim ve öğretim sistemiyle yerine getirilebilir.

Şirkin tevhide dönüşmesi için,

Fuhşun ortadan kalkması için,

Münkerin yerini marufun alması için kalkmak ve cihad etmektir. Kalk ki fitne kalksın. Her yerde münkerat varken imanını yüreğinde kuşanmışlar, asla boş duramazlar.

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığını, kimlerin de doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.” (Nahl, 126)

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğü yasaklarsınız. Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de iman etseydi kendileri için iyi olurdu. Onlardan mümin olanlar vardır. Fakat çoğunluğu fasıktır.” (Âl-i İmrân, 110)

Nebevî metodu dikkate alarak. Emr-i bil maruf’un bir ekip işi olduğunun farkındalığıyla günübirlik işler değil, çağı kuşatacak verimli plan ve programlı hareket etmek esastır.

Tevhide davet,

Salih amellere davet,

İslâm ahlakına davet yapacak…

Önce kendisini davet etmeli insan. Kadın olduğunu unutmadan iç âlem ve dış âlem dengesini kollayarak. Ev ve dışarı dengesini koruyarak hareket etmeyi unutmadan, emr-i bil maruf saflarında yerini almalıdır mümin kadın.

Eğitim Halkaları

Ev derslerinin bereketinden mahrum olmamak için özel ders grupları kurarak, davetçi yetiştirme çabaları olmalı. Sistemli, kademeli ders programlarını disiplinli bir programla yaparak çabasını, eforunu ortaya koymalıdır mümin kadın.

Çocuk Kulüpleri Oluşturma

Her yaşa uygun eğitim müfredatları oluşturarak, yeni yetişen neslin eğitimi için cihad etmek, görevidir mümin kadının.

Seminer, konferans, ders halkalarıyla dil ile cihadını,

Ehliyeti doğrultusunda kalemini kullanarak el ile cihadını,

Malik olduğu malı, gerektiği yerde Allah’ın dini hâkim olsun diye sarf ederek mal ile cihadını,

Allah yolunda olan eşini, Hz. Hatice (r.anha) örnekliğinde olduğu gibi, destekleyerek bedenen cihadını ifa etmelidir.

Bulunduğu vakıf/dernek/cemaat içerisinde hanım kolu denince; kermes yapmak, dernek temizlemenin ötesinde rolü olmalıdır. Hanım ve çocukları, kuşatıcı planların sahibi olmalıdır.

Hiçbir şeyi Allah’ın dinine davet çalışmasının önüne geçirmemelidir “De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler; sizlere, Allah’tan, O’nun Rasulü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe, 24)

Bilir ki sudan sebeplerle cihaddan geri durmak, münafıkların özelliklerindendir “Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah, takva sahiplerini bilendir.” (Tevbe, 44)

Davet çalışması, hayatın birinci gündem maddesidir ve her halde iken ifasına çaba sarf edilmek zorundadır.

“Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak hep birlikte savaşa çıkın! Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin! Eğer bilirseniz bu, sizin için daha iyidir.” (Tevbe, 41)

Topyekûn Savaş

“Sizler, hafifliğiniz ve ağırlığınızla birlikte savaşa çıkın…”

İslâm, her zaman kuvvetler arasındaki dengeyi dikkate alır ve bunun için imkânları nispetinde hazırlıklı bulunmayı farz kabul eder. Müslümanlar da bütün hafiflik ve ağırlıklarını seferber edip, gereken önlemleri kusursuz alırlar. Bu, bir emr-i ilâhîdir ki uyulması gerekir. Ancak ayette geçen “hafiflik” ve “ağırlık” diğer bir tabirle “hafif” ve “ağır” sözlerinden başka, ne gibi mana ve hükümler anlaşılmaktadır? İlim adamlarımızın yorum ve tespitleri biraz farklı olmakla beraber, netice itibariyle aynı noktaya dayanmakta ve aynı hükmü yansıtmaktadırlar, şöyle ki:

a) Gençler ve yaşlılar,

b) İsteyerek, istemeyerek; sevinç duyarak ve endişelenip üzülerek,

c) Yaya ve süvari olarak,

d) Az teçhizat ve çok teçhizatla,

e) Fakiriyle, zenginiyle,

f) Az meşgul olanlar da, çok meşgul bulunanlar da,

g) Evli olanlar da, bekâr bulunanlar da.

Unutma!

Vahyi alan Peygamber (sav), eve gelip “Beni örtün!” dediğinde: Cebrail (as), yeniden gelmiş ve “Kalk” emrini vermiştir.

Uyku devrinin geçtiğini bildiren aziz Önderimiz (sav), o günden sonra davet ve cihad çalışmasını hiç aralık vermeden sürdürmüştür. Yürüyen bir Peygambere, oturarak ulaşmak mümkün değildir.

Sen de kalk!

Kal ki çağın İsmail’leri (evlatları), ‘zemzem’ bekliyorlar!

Sen de kalk!

Kalk ki çağın küfründe boğazlanan çocuklarını, vahiyden sandallar yapıp istikamet suyuna salıveresin.

Sen de kalk!

Kalk ki yeryüzünde fitne kalmasın.

Sen de kalk!

Kalk ki yeryüzü mustazaflarının yüzü gülsün.

Sen de kalk!

Kalk ki yeryüzünde din, yalnızca Allah Teâlâ’nın olsun.





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle