SOHBET

Çağa Şâhid Olabilmenin Yolu
YAZI BOYUTU :

Sabiha ATEŞ ALPAT

Şurası muhakkaktır ki, hak din bir tanedir, bâtıl dinler ise sayısızdır: “Müşriklerin hoşuna gitmese de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere rasûlünü kılavuz ve hak din ile gönderen Allah’tır!”(Tevbe, 33) Bu ve benzer âyetler hak dini tekil sıgayla; bâtıl dinleri çoğul sıgayla ifâde etmiştir. Doğru yol tekil; bâtıl yollar çoğul. Hidayet tekil; dalâlet çoğul. Nur tekil; karanlık anlamına gelen zulümât çoğul olarak zikredilmiştir. Şüphelere ve çirkin fiillere dayanan bâtıl dinler, insanoğlunun fıtratını tebdil ve tağyir etmiştir. Yaşadığımız çağda ne acıdır ki: silikleşen kimlikler, ölçüsünü İslâm’dan almayan bakış açıları, kaynağı vahiy olmayan davranış biçimleri, bilginin kaynağı olarak sadece aklı baz alan rasyonalizm, moderniteye kurban edilen İslâmî hayat, yaygınlaşan ahlakî yozlaşma... çağa şahitlik etme konusunda ciddi bir darbe vurmaktadır. İlâhî emirleri baz almayanların neticesinde, dünya kan gölüne dönmüş; toplumun nüvesi olan aile kurumu ciddi bir şekilde yara almış ve artık cadde ve sokaklardan, her kesim şikâyet eder bir duruma gelmiştir. Ne acıdır ki bu fotoğrafın karesinde kadının durumu da içler acısıdır.

 

Çağa Şâhid Olabilmenin Yolu

HİÇ kuşkusuz hak din bir tanedir; bâtıl dinler çok... “Müşriklerin hoşuna gitmese de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere rasûlünü kılavuz ve hak din ile gönderen Allah’tır!”(Tevbe, 33) Bu ve benzer âyetler hak dini tekil sıgayla; bâtıl dinleri çoğul sıgayla ifâde etmiştir. Doğru yol tekil; bâtıl yollar çoğul. Hidayet tekil; dalâlet çoğul. Nûr tekil; karanlık anlamına gelen zulümât çoğul olarak zikredilmiştir. Anlıyoruz ki hak din, tek bir tanedir. İslâm’ın en önemli kavramlarından biri olan din kavramının anlam sahası geniştir. “Kur’ân’da ve hadislerde birçok mânâda kullanılan bu kelime, kavram olarak insanlığın en önemli faaliyeti olan inanmayı, bir yaratıcıya itaat ve ibâdet etmeyi, ahlâkí davranışları, fazilet ve iyilikleri, toplumsal düzeni, doğru yolda olmayı ifâde eder.” (Kur’ân-ı Kerîm’de temel Kavramlar, H.ECE)

“Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçip-beğendim.” (Maide, 3) Seçip kemâle erdirdiği dinde, vaaz ettiği unsurlar insanın yüklenebileceği kifâyettedir. Gönderilen ahkâmın canlı şahitleri, gerek Kur’ân’da ve gerekse tarihi şahsiyetlerde müşahhas bir şekilde belirtilmiştir. İnsanın yaratılış gayesi, Zâriyat Sûresi’nde net ve öz bir ifâde ile bildirilmiş, akabinde şöyle buyrulmuştur: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(Zâriyat, 56) Bu gâye üzerine yaratılmış olan insan; zamanla gayesini unutmuş, verdiği söze ihanet etmiş ve dünya çürüme yönünde değişime sahne olmuştur... Elçilere karşı takınılan duyarsızlık, umursamaz, önemsemez tutumlar ve kendilerini Tevhid’in öngördüğü değişime tâbi tutmayanların sonu, ilâhî yasa-sünnetullah- gereği helâk ile neticelenmiştir. 

Yaşadığımız çağda ne acıdır ki: silikleşen kimlikler, ölçüsünü İslâm’dan almayan bakış açıları, kaynağı vahiy olmayan davranış biçimleri, bilginin kaynağı olarak sadece aklı baz alan rasyonalizm, moderniteye kurban edilen İslâmî hayat, yaygınlaşan ahlâkî yozlaşma... çağa şahitlik etme konusunda ciddi bir darbe vurmaktadır. İlâhî emirleri baz almayanların neticesinde, dünya kan gölüne dönmüş; toplumun nüvesi olan aile kurumu ciddi bir şekilde yara almış ve artık cadde ve sokaklardan, her kesim şikâyet eder bir duruma gelmiştir. Ne acıdır ki bu fotoğrafın karesinde kadının durumu da içler acısıdır.

Oysaki Allah (cc), hangi çağda yaşarsa yaşasın kadın için biçtiği rolü hem kitabında ve hem de Rasûl’ün (sav) diliyle müşahhaslaştırmıştı.

Onun Adı Meryem’di!

“İmran’ın kızı Meryem’i de... Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.” (Tahrim, 12) Neydi Meryem’in öne çıkan özellikleri? Öncelikle “Ki o kendi ırzını korumuştu.”

Hâyâ demek, insan olmak demekti. Hâyâsını kaybedenin, kaybedecek başka bir şeyi kalmamış demektir. Hâyânın kaybolduğu yerde, tüm insani değerler de yok oluyordu. Hâyânın varlığı ise; imâna bağlıydı. Böyle öğretmişti baş öğretmenimiz Hz. Muhammed (sav) “Hâyâ imândandır.” (Buharî, İmân, 16; Müslim İmân, 57-59)

O, “Allah’tan geleni tasdik etmişti.” İmân etmişti. Tek kabulüydü Allah’ın gönderdikleri. “La” ve “İllâ”nın ne demek olduğunun farkındaydı.

O, “Gönülden boyun eğendi.” Allah’ın kendisi için biçtiği role, ön gördüğü imtihan şekline “Tamam Yâ Rabbi” demişti. Sen yeter ki râzı ol, ben râzıyım demişti.

Şimdi; çağın Meryem’i imân etmiş her bir kadındır. Hayatı yaratılış gayesi doğrultusunda tüketendir. Hayatı, Kur’ân ve sünnet ile anlamlandıran, yaşayan, dizayn edendir... İmân eden, imânın gereklerinin farkında olandır!

Onun Adı Asiye idi!

“Allah, inananlara Firavun’un karısını misal gösterir: O vakit o demişti ki: Ya Rab! Katında benim için Cennette bir ev yap!” (Tahrim, 11) 

Asiye, Mûsâ (as)’nın âsâsını yere atma kıssasını duyduğunda, ona imân etmişti. Bunun üzerine Firavun, ona ağır işkence ve azap etti. Fakat o, imânından dönmedi. İşte bu hâdise; -Firavun’un karısına zarar vermediği gibi- küfrün baskısının müminlere zarar veremeyeceğini gösteren hâdiselerden biridir ki o, kâfirlerin en azılısının nikâhı altında idi. Ve neticede Allah’a imânı sayesinde nâim cennetlerine girdi. Dünya, şöhret, makam ve debdebesini elinin tersiyle itmiş; yalnızca Allah’ın rızâsına talip olmuştu.

Kıyâmete kadar inanan kadınlara örnek olmak... Yüce Allah tarafından “Rızâmı istiyorsanız şayet” diyerek işaret edilen olmak... Ve sonra, Son Elçi Hz. Muhammed (sav) tarafından taltif alması... Ve Allah’ın izniyle müjdelenmesi... Şöyle buyurmuştu Peygamberimiz: “Cennet kadınlarının en üstünleri; Hatice Binti Huveylid, Fatıma Binti Muhammed, Meryem Binti İmran, Firavun’un zevcesi Âsiye Binti Muzahim’dir.” (Ahmed B. Hanbel, Müsned, C: 1, Sh: 36; Hakim, Müstedrek, C: 2, Sh: 594)

Niçindi bu? İmân edip sebat ettiği için; imân edip sabrı kuşandığı için; imânında sadıklardan olduğu için; Allah’tan başka kanun koyucuların kanunlarını reddettiği için; Allah’tan başkasına boyun eğmediği, itaat etmediği için; işkenceler karşısında yalnızca Allah’a sığınıp O’na tevekkül ettiği için; zulme “Hayır!” diyerek rıza göstermediği için...

Çağa Asiye olmak; inanmış her bir kadının görevidir. Bu nedenle Yüce Rabbimiz; “Allah, imân edenlere de Firavun’un karısını bir misâl olarak verdi” demişti. Asiye, yaşadığı dönemin beşer ideoloji sahibi Fravun’a baş kaldırmış. Sarayda First Lady iken; saray imkânlarına rağmen Kul kadın olmayı tercih etmiş. Allah ile, dini ile arasına giren saray imkânlarını ötelemişti. O, gelmiş geçmiş tüm inananlara; makam, mevki, şöhret, dünya malı karşısında bir duruş dersi vermişti...

Onun adı Hatice’dir!

O ki, Allah için evlendiği eşinin en büyük destekçisi idi. Dâvâ yolunda eşini teşvik eden idi... Çocuklarının “Ana”sıdır. Evi olan, evli olan; ama asla evcilik oynamayandı..! O, gelmiş geçmiş tüm hanımlara tevhidi bir hanımın, nasıl olması gerektiği noktasında ev hanımlığı dersi vermişti..! Hiçbir zaman zenginliğini, fakir eşinin başına minnet etmedi. İtaatinden çıkmadı. Eşine karşı saygısını yitirmedi. Onun adı nezâketti. Onun adı Tâhirâ’ydı.

Onun adı Hacer’dir..!

O; teslimiyet dersini verirken tüm dünyaya çölün ıssızlığını, susuzluğunu, sıcaklığını Allah’a tevekkül ile göğüslemiş; kendisini oraya bir başına bebeğiyle bırakan eşine sormuştu:

“Bizi buraya bırakmanı kim istedi?” Aldığı cevap tek kelime idi: “Allah istedi.” Teslim olması için yeterliydi: “O” istemişti. Allah’ın istekleri karşısında sergilenecek tavrın öğretmeni olarak, çağlar ötesine veriyordu dersini. Çağa Hacer olma misyonu taşıyan kadının, ilâhî emirler karşısında takınacağı tavır budur.

Tesettüre girmeni kim istedi? Hayat tarzını sadece İslâm’dan almanı kim istedi? Evlilik hukukunu, miras hukukunu kim vaz’etti? Toplumsal hayatın sınırlarını, bu şekilde kim çizdi?

Alınan cevap “Allah” ise; o hâlde O bana yeter denmedikçe çağa Hacer olunabilir mi?

Görevi, örnekliği bitmiş değildi Hacer’in. Bebeği, susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı! Artık duramazdı ve bir koşu başlattı tüm çağlara ulaşan bir mesaj ile! Zemzemi buluncaya kadar da durmadı; duramadı. 

Ya şimdi ümmetin çocukları vahye susuzluk çekerken, namazsızlık çölünde kavrulurlarken yapılması gereken koşuyu erteleyenler çağa Hacerlik yapabilirler mi?

Onun adı Aişe’dir.

Dinini kulaktan dolma bilgilere mahkûm etmeyen, asli kaynaklarından öğrenip mesajı doğru kavrayan, doğru yaşayan, dine doğru şahitlik yapandır! Vahyin terbiyesinden geçmiş olan, ümmetin anası, ahlâkıyla vahye canlı şahitlik eden biriydi. Mümin kadınlar, sıradan kadınlar değillerdir. İnsanlığın numune-i imtisali olmak gibi bir sorumlulukları vardır.

O, ilim sahibi ve eğitimli bir Hanımefendi’ydi. Bütün mü’minlerin annesi olan Âişe vâlidemiz; daha küçük yaşlarda iken okuma yazma öğrenmiş, zekâsı ve kabiliyeti ile etrafının dikkatini çekmiştir. Öğrendiklerini unutmaz, ezbere tekrar ederdi. Ezberleri şarkı türküden ibaret olanlar, bilgileri TV kültürüyle sınırlı olanlar, çağa Aişe olabilirler mi..?

Onun Adı Fatıma’dır. O, Bir Babanın Kızıdır.

Genç kızdır. Safını imândan yana, Tevhid’den yana belirleyen bir genç kızın; nasıl olması gerektiğinin örneği ve önderidir.

Edebiyle bir genç kızdır,

İffetiyle bir genç kızdır,

Fedakârlığıyla bir genç kızdır... Aslında annesi de oldukça zengindir; ama O, gereksiz isteklerde bulunmamıştır. Dâvânın ihtiyacı varken, özel istekleri gündeme getirmek Tevhid ehline yaraşmaz; biliyordu...

 

Fatıma olmak;

Sabrı kuşanmaktır.

Fatıma olmak;

Tevekkül sahibi olmaktır.

Fatıma olmak;

Fedakârlık demektir,

Diğerkâmlık demektir.

Fatıma olmak;

ANA olmaktır...





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle