HADİS

Salih Adam İmrenileck Adamdır
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Peygamberimiz Efendimiz (sav)’in; “İki kişiye gıbta edilir: Birincisi Allah’ın verdiği malı hak yolda kullanan kimsedir. Diğeri Allah’ın ihsan ettiği ilim ve hikmetle amel eden ve bunları halka öğreten kimsedir” buyurduğu malûmdur. Arapça bir kelime olan gıbtanın geniş tanımı şöyledir. Başkasında olan iyi halin, kıskanmadan, kendisinde de olmasını istemektir. Hayır işleyen ve iyilikler yapan bir kimsenin elindeki nimetin yok olmasını düşünmeden, öyle bir imkâna sahip olmayı arzu etmektir. Allah (cc), bu duyguyu yasaklamadığı gibi, başkasının sahip olduğu, Allah’ın rızasını kazanmak için harcadığı iyi imkânlara kavuşmak için yarış edilmesini de emretmiştir. Gıbta, bir anlamda da hayır, iyilik ve güzelliklerin artmasını temenni etmektir. Başkalarında bulunan iyi hal ve hareketlerin bütününe gıbta etmek ve onlar gibi olmayı istemek mü’minlerin görevlerinden biridir.

 

Salih Adam İmrenileck Adamdır

GIBTA Arapça bir kelimedir. Aynı hali şidetle arzu etme anlamındadır.

Gıbtanın geniş tanımı şöyledir: Başkasında olan iyi halin, kıskanmadan, kendisinde de olmasını isteme;imrenmedir.

Hayır işleyen ve iyilikler yapan bir kimsenin elindeki nimetin yok olmasını düşünmeden, öyle bir imkâna sahip olmayı arzu etmektir.

Allah (cc), bu duyguyu yasaklamadığı gibi, başkasının sahip olduğu, Allah’ın rızasını kazanmak için harcadığı iyi imkanlara kavuşmak için yarış edilmesini de emretmiştir.

Gıbta, bir anlamda da hayır, iyilik ve güzelliklerin artmasını temenni etmektir.

Bu sebeple gıbta etmekte bir iyilik ve güzelliktir.(1)

Peygamberimiz salllallahü aleyhi ve sellem Gıpta konusunda şöyle buyurur:

“İki kişiye gıbta edilir: Allah’ın verdiği malı hak yolda kullanan kimse, Allah’ın verdiği ilim ve hikmetle amel eden ve bunları halka öğreten kimse.”(2)

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem mal ve ilim konusunda gıbta’ya iki örnek vermiştir.

Başkalarında bulunan iyi hal ve hareketlerin bütününe gıbta etmek ve onlar gibi olmayı istemek mü’minlerin görevlerinden biridir.

Mü’min başta peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem olmak üzere salih insanları örnek alacak, onlara gıbta gözü ile bakacak; inanç, ibadet, ahlak, hayr ve iyilikte onlar gibi olmaya çalışacaktır.

Ben müslümanım diyen insanın gıbta edeceği ve örnek alacağı insanlardan biri de Yusuf aleyhisselamdır. Yusuf aleyhisselamın başına gelenler, onun kötülüklere karşı verdiği mücadele ve hak üzere sebat etmesi örnek alınacak ve gıbta edilecek hayat dusturlarındandır.

Allah, peygamberinizin bildirdiği yola girin, bâtıl ve küfür yollarına girmeyin’ diye peygamberlerin ‘Peygamberliklerini ve Hak yolda çalışmalarını Kur’ân-ı Kerim’de açıklar.

Yusuf aleyhisselam’ın kıssasını da , “Kıssaların en güzeli” olarak bildirir.


Mısır’a Yerleşme

Yusuf aleyhisselam, kardeşleri ile tanıştıktan sonra, bütün aileyi Mısır’a getirir. Aile Mısır’a yerleşir. Ailenin Mısır’a geliş sonrası Kur’an-ı Kerimde şöyle açıklanır:

“Yakub ailesi Mısır’a gelip Yusuf’un yanına girdikleri zaman, Yusuf annesiyle babasını bağrına bastı ve “Allah’ın izniyle Mısır’a güven ve huzur içinde girin’ dedi.”

*

“Annesiyle babasını tahtına oturttu. Hepsi birden onun önünde saygı ile eğildiler.

Yusuf; babacığım, dedi. Daha önce gördüğüm rüyanın tabiri işte budur.

Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi.

Ayrıca şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra beni hapisten çıkarmaktan ve sizi çölden buraya getirmekle Rabbim bana çok lütufta bulundu.

Şüphesiz Rabbim, dilediğine çok lütufkardır.

O her şeyi gerçek mahiyetiyle bilen, her şeyi yerli yerince yapandır.” (Yusuf, 12/99-100)


Yusuf Aleyhisselam’ın Duası

Yusuf aleyhisselam, sonra Rabbine şöyle dua eder:

“Rabbim! Gerçekten de Sen bana mülk ve saltanattan büyük bir nasip verdin, rüyaların tabirini öğrettin.

Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Allahım!

Dünyada ve âhirette beni koruyup destekleyen Sensin.

Müslüman olarak canımı al ve beni salih kullarının arasına kat.” (Yusuf, 12/101)

Yusuf aleyhisselam’ın Rabbına bu niyâzı ne güzel....

Tefhimü’l-Kur’an tefsir kitabının müellifi merhum Mevdûdî Yusuf aleyhisselamın ayet-i kerimelerde bildiren hareketleri, müslüman olarak ölme duası, salihlere katılma niyazı hakkında şunları yazar: “Yusuf aleyhisselam’ın dudaklarından en mutlu anında dökülen bu cümleler, gerçek bir mü’minin faziletleri en takdire şayan bir örnek halinde seyretmeye imkan vermektedir.

Bir zamanlar kardeşlerinin kıskançlık yüzünden kendisini öldürmeye teşebbüs ettikleri, çölden gelme bir adam...

Bir çok hadisenin ardından şimdi tahtta oturmakta...

Ailesinin tüm üyeleri kıtlık nedeniyle mecbur kalmış, yardım için huzurunda durmaktadır.

Eğer onun yerinde dünya iktidarını ele geçirmeyi başarmış bir başkası olsaydı bunu, gücüyle övünmek, başarısıyla büyüklük taslamak, öfkesini çıkarmak, mağlub ettiği düşmanlarını kaba alaylarına maruz bırakmak için bir fırsat olarak kullanacaktır.

Bunun tam aksine, gerçek Allah eri olarak tamamıyla farklı biçimde davranır.

Yusuf aleyhisselam büyüklük taslayacağı ve kasılacağı yerde, kendini böyle iktidar sandalyesine kadar yükselterek ve uzun süredir ayrı kaldığı insanlarla bir araya getirerek lütuf ve inayetini esirgemeyen Rabbine şükretmiştir.

Kardeşlerinden intikam almak, onların bu boyun bükmüş halleriyle alay etmek yerine, onları hatırlatacak tek bir kelime etmemiş hatta tüm suçu kendisiyle kardeşleri arasını bozan Şeytan’a yükleyerek onları savunmuştur.

Hatta bunu gizli bir rahmet olarak bile değerlendirmiştir.

Allah’ın kendisini tahta dek yükselttiği takdirinin sırlı vesilelerinden biri olarak...

Bunları birkaç kısa cümleyle ifade ettikten sonra kendisini zindanda çürütüp bırakmak yerine hüküm ve mülk bağışlayan Rabbine şükranla yönelmiş ve yaşadığı sürece kendisini mü’min ve müslüman bir kul olarak bırakmasını ve öldükten sonra da salihler zümresine katmasını niyaz etmiştir.

Ne saf ve yüce bir ahlak örneği!”...(3)

Bir başka tefsirde şöyle denilmektedir:

“Hz. Yusuf, mülkü ve onu yönetmek için gerekli olan yorumlama ilmini kendisine yüce Allah’ın verdiğini, dünyada da âhirette de kendisni yönetip himaye eden velisinin Allah olduğunu zikrederek O’na şükranlarını arzediyor ve dünyada insana verilen imkânların “iyi bir müslüman olma” amacına hizmet etmesi gerektiğini vurguluyor”(4)

Mahmut Toptaş hoca, Yusuf aleyhisselamın duasını anlattıktan sonra, kendi temenni ve istediğini de şöyle anlatır:

“Bizim de istediğimiz budur.

Müslüman olarak ölmek ve bu dünyada da âhirette de salih insanlarla beraber olmaktır.

Öbür dünyada salih insanlarla beraber olmanın yolu;bu dünyada salih insanlarla beraber olmaya, komşularımızı, dostlarımızı, alış veriş yaptığımız insanları, beraber yürüdüğümüz insanları seçerken dinine bağlılık oranına dikkat edelim.” (4)

Müslüman Olark Can Vermek

Adem atamızdan bu yana mü’min kulların en büyük arzularından biri Müslüman olarak can vermektir. .

Müslüman olarak can vermek, âhiret âlemine müslüman olarak gitmek Allah’ın rahmetine ve cennetine kavuşmanın temel şartıdır.

Müslüman olarak can veremeyenler; kâfir olarak ölürler, ilâhî rahmetten mahrum kalırlar, yerleri de cehennem ateşi olur.

Allah buyurur:

“Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının.” (Al-i İmran, 3/131)

Bütün peygamberler, ümmetlerine müslüman olarak yaşamalarını ve müslüman olarak ölmelerini tevsiye etmiştir.

Allah, İbrahim aleyhisselam’a “ müslüman ol” diyor. O da Âlemlerin Rabbına boyun eğdim, müslüman oldum dedi. Bu ayetin meali şöyledir:

“Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Âlemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.

İbraim bunu oğullarına da vasiyet etti. Yakup da; ‘oğullarım! Bakın, Allah size bu dini seçti. Yalnız Müslüman olarak can verin!’ dedi.” (Bakara, 2/131-132)

Ebu’l- Leys Semerkandî merhum ayetin açıklamasında şunları yazar:

“İbrahim aleyhisselam, dünyadan ayrılma zamanının yaklaştığını hissedince oğullarına şöyle vasiyette bulundu: “Oğullarım! Allahü Teâlâ sizin için İslâm dinini seçti. Onun üzerine sabit olun ve müslüman olarak ölün. Allah katında hak din budur.”

İbrahim aleyhisselam kendinden sonra çocuklarını şeytanın hak dinden çevireceğinden korktu. Şeytanın tuzağına düşüp Allah’a âsi olmasınlar diye çocuklarına böyle vasiyet etmiştir.

İbrahim aleyhisselamın torunu Yakup aleyhisselam’da Mısıra girdiği zaman Mısır halkını puta tapar görünce çocukarına aynı şekilde dedesi İbrahim gibi vasiyette bulunmuştur.(5)

Yusuf aleyhisselam da dede ve baba vasiyeti olarak aynı dua’yı yapmış; “Müslüman olarak canımı al ve beni salih kullarının arasına kat” demiştir.

Konyalı Mehmed Vehbi efendi “Hulasatülbeyan” tefsirinde Yusuf aleyhiselamın duasını şöyle yorumlar:

“Ruhunun müslim olarak alınacağı nebi olduğu cihetle muhakkak olduğu halde, burada müslim olarak ölmeyi istemek ümmetine talim olduğu gibi, hükm-ü ilahiye razı ve kalbi mutmain olarak vefatını temenni etmektedir”.(6)


Müslüman Olarak Ölmenin Şartları

Allah şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Allah’ın emir ve yasaklarına gereği gibi saygılı ve duyarlı olun ve yalnız müslüman olarak can verin” (Al-i İmran, 3/103)

Müslüman olarak can vermek konusunda, Merhum M. Hamdi Yazır’dan cümleler alıyoruz:

“Allah’a itaat edip isyan etmemek, daima zikir (Allah’ı anma) üzere bulunup hiç unutmamak ve her halde şükredip hiçbir nankörlüğe düşmemektir.

Allah yolunda hakkıyla, gücünün yettiği kadar gayret etmek ve bu konuda hiç kimsenin kınamasından korkmamak, hatta anası, babası ve kendi aleyhinde bile olsa Allah için adalet ve doğruluktan ayrılmamaktır.

Allah’tan hakkıyla korkmak ve her halde müslüman olarak ölebilmek için de herşeyden önce Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid üzere toplanmak ve ayrılıklardan çekinmek lazımdır. Anlaşılıyor ki, haccın farz oluşu, bu toplanmanın hem sebeplerinden, hem de maksatlarından birini teşkil eder.

Şu halde önce kalplerin birleşmesi, ikinci olarak fiillerin birleşmesi hak dinin esaslarının en büyüklerindendir.

‘Ben kendi başıma, yalnızca dinimi, imanımı koruyabilirim.” demek tehlikelidir. Kendi başına kalmak isteyen fertlerin, iman ve İslâm üzere hüsn-i hatime (iyi sonuç) ile âhirete gidebilmesi şüpheli olur.

Ferd zorlama ve baskı altında herşeyini kaybedebilir’ Çünkü “Allah’ın kudreti toplumla beraberdir.” Ve dinin dünyada en büyük feyzi de bu toplumun kuruluşundadır.

Bunun içindir ki, toplumlarını yitiren veya perişan edenler muhakkak perişan olurlar. Fiili sebepler karşısında ilmi deliller, çoğunlukla hükümlerini yerine getiremezler.

Nitekim Hz. İsa bile “Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?”(Al-i İmran, 3/52) dedi.

Her mü’min, Hakk’ın bir izafi tecellisine ulaşmıştır. Hakk tecelli ise bütün bağların toplanmasıyla hakk tevhidin ortaya çıkmasındadır. Şu halde bütün iman ehli, tek kelime üzerinde fiillerini birleştirmedikçe ittika (layıkıyla Allah’tan korkma)ya eremez. Allah’a kavuşamazlar.” (7) Merhum Ebu’l-Leys Semerkandî hazretleri de Müslüman olarak ölmek konusunda ayetin açıklamasında şunları yazar:

“Allah’ın emirlerine itaat ederek, yasaklarından kaçınarak azabından korkun.

O’na itaat ederek mağfiretini isteyin.

Emirlerine sarılın, yasaklarından kaçının.

Ona asla âsi olmayın.

Size verdiği nimetlere şükredin.

Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etmeyin.

Daima Yüce Allah’ı zikredin ve bir an bile O’nun zikrinden geri durmayın.

Ey iman ehli, şu fani hayattan ebedî hayata göç ederken Müslüman olarak göçün.

Allah’ın mü’min kullarına olan sevgisine bakın.

Allah, ebedî hayata göçerken mü’min kullarının iman-ı kâmil ile göçmelerini arzu ediyor.

Her mü’minin en büyük arzusu Rabb’ine giderken imanlı gitmektir.

Öyle ise imana gölge düşürecek her şeyden müslümanun kaçınması gerekir.

Tarifi imkânsız olan en büyük nimet mü’minler için Mevlasına iman ile kavuşmaktır. Zira âhiret nimetlerinin hepsi buna bağlıdır.”(8)

Merhum Mevdûdî de Müslüman olarak ölmek için kısaca şöyle yazar:

Müslüman, Allah katında hak din olan İslâm’ı kabul etmiş bahtiyar insandır.

Bahtiyarlığının devamı için Allah’a itaat etmeli, rasulüne bağlı olmalıdır.

Müslüman olarak ölmek için de Müslümanca yaşamak, son nefesine kadar Allah’a bağlı ve itaatkâr olmak şarttır.”

“Müslüman olarak ölmenin gerekleri, Allah’a itaat edip asla isyan etmemek, şükredip kesinlikle nankörlük etmemek ve daima zikredip unutmamaktır.

İbni Abbas da şöyle der:

Allah yolunda gerektiği biçimde cihat eden, hiç kimsenin kınamasına bakmadan bu yolda devam eden ve kendi aleyhine, babası veya oğlunun aleyhine de olsa haktan ve adaletten ayrılmamak”(9)

ÖLÜM

“Ölüm nedir?

Dünya hayatının sona ermesi, ahiret hayatının başlaması. Diğer bir ifade ile;

Ruhun bedenden ayrılması suretiyle kişinin maddi hayat kaynağını yitirmesi.” (10)

Ölümden Kaçış Yoktur.

Allah buyurur:

“De ki:Kaçıp durduğunuz ölüm mutlaka sizi bulacaktır.” (Cuma, 62/8)

*

“Nerede olsanız ölüm sizi gelip bulur. İsterseniz sarp ve sağlam kalelerin içinde olun” (Nisa, 4/78)

*

“Siz evlerinizde bile olsaydınız, kendilerine ölüm takdir edilmiş olanlar, düşüp ölecekleri yere mutlaka gideceklerdi” (Al-i İmran, 3/154)

*

“Her nefis ölümü tadacaktır.

Kıyamet gününde yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz verilecektir.

Kim cehennemden uzaklaştırılır da, cennet’e konursa, o şüphesiz kurtuluşa ermiş demektir.

Zaten bu dünya hayatı aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.” (Al-i İmran, 3/bkz . Ankebut, 29/57, Enbiya, 21/35)

ÖLÜM ZAMANI VE YERİ BİLİNEMEZ

Allah, ölüm zamanını ve yerini gizlemiştir.

Hiç bir kimse nerede ve ne zaman öleceğini bilemez. (Bakınız, Lokman, 31/34)

Şair Sıtkı Tarancı ölüm hakkında şöyleder:

“Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak, taht misali o musalla taşında.


Ustad Necib Fazıl’da ölümü şöyle değerlendirir:

“Ölüm güzel şey, budur perde arkasından haber.

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?”

Şehid Seyyid Kutub “Ölüm” konusunda şöyle der:

“Ölüm gizlidir. Müslüman olarak ölmek isteyen her dem müslüman olarak yaşamalıdır. .

Allah’a itaat etmeli, O’nun nizamına uymalı, O’nun kitabıyla hükmetmelidir.”

Ölüm Ötesi İçin de Çalışmak Gerekir

Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ölüm öcesi ve sonrası için şöyle çalışmamızı emreder:

“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya’ya, yarın ölecekmiş gibi âhirete çalışın.(11)

Allah şöyle buyurur:

“İnsan için yalnız çalışmasının karşılığı vardır.

Çalışmasının karşılığı da yakında kendisine gösterilecektir.

Sonra da karşılığı ona eksiksiz ödenecektir.” (Necm, 53/39-41)

İnsan, Allah’ın emirlerini bir tarafı itmiş; yalnız heva ve hevesini tatmın için çalışmışsa, o kimse şeytanın emrine girmiş demektir. Ölüm gelmeden tevbe, istiğfar ile ibadet ve itaate dönüşle kendisini şeytanın hazırladığı bataklıktan kurtaramazsa, ölüm anında da şeytanın esaretinden kendisini kurtaramaz.

Çünkü; ölüm anında insanın gücü, kuvveti kalmaz, derdi, acısı artar. Tabir caizse aklı başından gider, dostunu düşmanını bilemez. Ölüm acısı da eklenince şeytan gelir. İmanını ver, bu acı ve dertten seni kurtarayım der. İmanını alır, öbür dünyaya kâfir olarak gönderir.

Müslüman, ölüm anında da imanını şeytana kaptırmamak için ölüm öncesi hayatı boyunca Allah’ın emirlerine, peygamber salllallahü aleyhi ve sellemin buyruklarına sımsıkı sarılmalıdır.

ŞEYTAN’ DAN KORUNMA

Allah, şöyle emreder:

“Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz nimetlerden yiyin. Şeytanın izinden gitmeyin. Çünkü o sizin gerçekten düşmanınızdır.

Şeytan sizi kötü olanı ve her türlü hayasızlığı, ahlaksızlığı yapmaya, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemeye kışkırtır.” (Bakara, 2/168, 169. Ayrıca bkz. Bakara, 2/208, Nur, 24/21)

Şeytan, Müslümanların amansız düşmanıdır. Müslümanların kâfir olmasını ister. Bunun için her türlü hileye, vesvese ve tuzağa baş vurur.

Allah, peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selleme ve ümmetine şeytanın şerrinden ve vesvesesinden Kendisine sığınılmasını emreder.

Ayetler de şöyle buyurur:

“De ki:Rabbim şeytanların vesvese ve tahriklerinden sana sığınırım.

Onların yanında bulunmasından da sana sığınırım, Rabbim. (Müminûn, 23/97, 98)

*

“De ki:Sığınırım insanların Rabbine,

İnsanların Hükumdarına,

İnsanların İlâhına:

İnsanların kalblerine kötülük fısıldayan sinsi şeytanın şerrinden,

Cin ve insandan olan bütün şeytanların şerrinden.” (Nas, 114/1-6)

*

“Şeytan seni kışkırtacak olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü o her şeyi duyan, her şeyi gerçek mahiyetiyle bilendir” (Fussılet, 41/36, bkz. Araf, 7/200)

Müslüman yemesinde içmesinde, oturup kalkmasında, her hareketinde, her işinde

“Eûzü- Besmele çeker:

“Eûzü billâhi mineşşşeytanirracîm= Koğulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.

Bismillâhirrahmanirrahîm= Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adı ile başlarım”der.

Eûzü besmele çeken, Kur’an okuyan, Kelime-i Şehadet ve Kelime-i Tevhid’i söyleyen Müslümana şeytan yaklaşamaz. “Kalbin cilası zikrullah” adı ile yazdığımız bölümde bu konuda bilgi verilmiştir. .

Şeytan aleyhillanenin şerrinden korunmak için elimiz, dilimiz, kalbimiz ve bütün hareketlerimizde Allah’ın emirlerini yapmalıyız, yasaklarından sakınmalıyız.

Kısaca salih Müslüman olmalıyız.


Salih Müslümanların Ölürken Melekler Tarafından Korunması

Ölüm halinde salih müslümanların etrafını melekler çevirirler, ölecek kişiye cennet müjdeleri verirler. Meleklerin bulunduğu yerde şeytan bulunamaz ve bir şey yapamaz.

Konu ile alâkalı âyet mealleri verelim:

“Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra da dosdoğru olanlara ise melekler inerler ve ‘korkmayın ve üzülmeyin”derler. “Size vadedilen cennet’le sevinin!”

*

“Biz dünya hayatında da size dostuz. Orada canınızın istediği her şey vardır; orada da her şey sizindir.”

*

“Bu çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olan Allah’tan bir İkramdır.” (Fussılet, 41/31-329

*

“Melekler onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, ‘Selam size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete’ derler” (16/32)

Bunlar Allah için özü, sözü, işi ve davranışları bir olan müslümanlardır. Allah’ın Rasulü bir bedeviye: “Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol! Cennete girersin” buyurdu. Mü’min doğru olduktan sonra, meleklerin duası bereketiyle işi rast gider, zor işler kolaylaşır. (12)

Ama bütün Müslümanlar böyle değildir.

İbadet etmeyen, türlü kötülükler içinde yaşayan şeytana ve nefsine esir olmuş müslümanlar da vardır.

Bunlar şeytana karşı nasıl korunacak?

Ölüm anında bunların da başında şeytanın şerrinden korumak için Kur’an ve Yasin okunur. Kelime-i şehadet ve kelime-i tevhid telkin edilir...


Ölüm Halinde Olan Müslümanlara Telkin

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Ölenlerinize (ölmek üzere olanlara)Allah’tan başka ilah yoktur, sözünü telkin edin”(13)


Diyanet İşleri Başkanlarımızdan merhum Ömer Nasuhi Bilmen ölüm ve âhiret konusunda şunları yazar:

“Ölmek üzere olana kelime-i tevhid, kelime-i şehadet telkin edilir. Bu bir sünnettir. Şöyle ki, daha ruhu boğazına gelmeden yanında kelime-i tevhid veya kelime-i şehadet okunur, fakat “sen de oku” diye kendisine teklif edilmez.

Ölecek kimse bu mubarek kelimeyi bir kere okuyup başka bir şey söyemezse, telkine son verilir. Ta ki son sözü kelime-i tevhid olmuş olsun.

Çünkü bir hadis-i şerifte: “Her kimin son sözü, ‘lâ ilâhe illallah’ olursa cennete girer” buyurulmuştur.

Ahiret, bu dünyadan sonraki sonsuz âlemdir.

Şöyle ki: ALLAH Teâlâ, içinde yaşadığımız bu dünyayı ve üzerindeki varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır.

Bir gün olacaktır ki, ne bu dünyadan, ne de üzerindeki yaratılmış şeylerden bir eser kalacak. Bilakis Hak Teâlâ’nın takdir ettiği o gün gelince bütün insanlar, bütün canlı cansız yaratıklar yok olacaktır.

Bütün dağlar taşlar, yerler gökler parçalanacak, bu âlem bambaşka bir âlem olacaktır. Bu bir kıyamettir.

Bundan sonra yine ALLAH’ımızın takdir buyurmuş olduğu gün gelince bütün insanlar yeniden hayat bulacak, hepsi de “Mahşer” denilen pek geniş, düz bir sahada toplanacak, yeni bir hayat başlayacaktır ki, bu da “umumî haşr”dir.

İşte bu yeni hayatın başlayacağı günden itibaren bitmez, tükenmez bir halde devam edecek olan âleme de “Ahiret âlemi” denir ki, buna inanmak da müslümanlıkta bir esastır.

Şüphe yok ki, insanlar bu dünyaya bir imtihan için getirilmiştir, bu âlemdeki güzel veya çirkin amellerin neticelerine başka bir âlemde ebedi surette kavuşmak için yaratılmıştır.

Bu dünyada herkes, yaptığı işlerin mükâfâtını veya cezasını yeter derecede görmemektedir. Nice salih, muhterem insanlar, mağdur bir halde yaşarlar. Nice sapık, azgın kimseler de refah içinde yaşayarak kötü yürüyüşlerinin cezasını görmezler.

Bu sebeple ilahi adaletin kemaliyle tecelli edeceği bir âlem lazımdır ki, herkes orda amellerinin tam karşılığına kavuşsun ve Allah-u Teâlâ’nın yaratıcılık sıfatı kendisini daima göstersin.

Şunu da düşünmelidir ki, bu dünyada insanlar ve diğer mükellef yaratılmış varlıklar iki kısma ayrılmıştır. Bir kısmı üzerine düşen vazifeleri yerine getirmekte, Allah-u Teâlâ’nın varlığına yok olmaz bir inançla sarılmış bulunmaktadır. Bu sebeple bunların mükafatları da âhiret hayatında ebedi olacaktır.

Diğer bir kısım ise vazifelerini suistimal etmiş, yaratıcısını unutmuş, kendi hevesine tapınmakta bulunmuş, gittiği dalâlet (sapıklık) yolunun doğruluğuna daimi kanaatle gönül bağlamış, milyarlarca sene yaşayacak olsa, kendi inancını, kendi inkarını terk etmemek azminde bulunmuştur. Bu sebeple bunların cezaları da kendi kanaatleri gibi daimi olacak, bunlar âhirette ebedi azaba tâbi tutulacaklardır. (14)

Ölen kimsenin yanında “Lâ ilâhe illlallah” diyerek ona bunu hatırlatın ki, son sözü Tevhid olsun. Çünkü itibar bir şey’in sonunadır.

Telkin yavaş söylenmelidir. Sen de söyle diye israr edilmemelidir. Çünkü hasta ölüm acısı çekmektedir.

Ölen bir kimsenin son sözünün kelime-i tevhid veya kelime-i şehadet olması son derece önemlidir.

Son sözü kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet olanın Müslüman olarak öldüğü kabul edilir.

Böyle kimselerden dünyada müslümanca yaşamışsa doğrudan cennete girer.

Allah, günahkâr müslümanları affederse, onlar da cennete girerler. Affetmezse, günahlarının cezasını çekerler, cehennemden çıkarlar, cennete girerler.

Merhum iki yazarımızın “ölüm ve âhiret hayatı” hakkında yazdıklarından bazı paragraflar alalım.

İmam-Hatıp neslinin önderlerinden biri olan profesör Dr. Bekir Topaloğlu şöyle der:

“Ölüm mukadder ise de insanın dünyaya gelmesinin amacı ölmek değil, yaşamaktır. Allah, ruhundan üfleyip halkettiği ve şuurla bezediği Adem’in nesline aslında ebedî hayat vermiştir. Ancak hayat iki devreye ayrılmış olup ilk devre bir tür eğitim ve sınav, ikincisi ilk devrede elde edilen sonuçların şekillendireceği ebediyet sürecidir.

Ölüm, hayatın bu iki dönemini birbirine bağlayan ve insanı ebedileştiren bir araçtır.

Bu sebeple ölüm yaklaşık yirmi ayette “likâ” (Allah’la buluşmak) kavramıyla ifade edilmiştir.

Bütün dinler ve beşeri sistemler insan hayatını saygın kabul edip korunması için tedbir alır, onu ihlal edenlerin cezalandırılacağını bildirir. İslâm dininin haram kıldığı şeylerin çoğu bu amaca yöneliktir. Kur’an’a göre haksız yere bir cana kıyan kimse bütün insanları öldürmüş, bir canı kurtaran da bütün insanlara hayat vermiş gibidir (el-Mâide 5/32).

Dünyanın kozmik düzeninin Allah’ın murat ettiği zamana kadar devam edebilmesi için insan hayatının korunması gerekmektedir. Hz. Peygamber’in ne kadar sıkıntıda olursa olsun hiç kimsenin ölümü temenni etmemesi yolundaki öğütleri Kütüb-i Sitte’nin tamamında yer almaktadır (Miftâhu künûzi’s-sünne, s. 484-485).

Ancak ölümün bir gün mutlaka geleceğini aklından çıkarmamak, zamanı bilinmediğinden daima hazırlıklı olmak, geldiğinde de rıza göstermek kâmil mü’minin vasıflarını teşkil eder.

Kur’an-ı Kerim’de Allah ile buluşma sevincini hissetmeyen, yalnız dünya hayatına gönül bağlayıp orada huzur bulan gafiller yerilmiştir (Yûnus 10/7-8).

Bir hadise göre mü’min öleceğini hissettiği anda Allah’a kavuşmayı herşeye tercih eden bir duyguya sahip olur (Müslim, “Zikir”, 14-18; Tirmizî, “Cenâ’iz”, 67, “Zühd”, 6).(15)

Merhum M. Hamdi yazır da şöyle yazar:

“Bir hayatın arkasından ölümün ve onun arkasından diğer bir hayatın mukabil olarak yaratılması, insanların bu ikisi arasında iyi bir çalışma gayretiyle Allah’ın mülkünde güzel bir işçi, yüksek bir görevli olmak üzere yarış için bir imtihan meydanına çıkarılmaları hikmetine, bu da hayattan hayata, güzellikten güzelliğe bir yükseliş nizamı ve en güzel amellere daha güzeliyle mükafat vererek ileride bambaşka bir hayata ulaştırılmaları gayesine yöneliktir.

Ölümden ötesini düşünmeyenler için bu hareket tarzı, güzel amelden ziyade ümitsizlikle kötü işlere de sebep olabilir. Ölüm korkusuyla elden ayaktan kesilerek rahat döşeğine yatmakta acele etmek isteyenler bulunduğu gibi, “adam sen de dünyaya bir daha gelecek değilim ya, şu ölümlü dünyada mümkün olan her türlü keyf ve zevki bir an önce yapayım” diyerek her türlü fenalıkları gözüne kestirenler de çoktur. Şu halde asıl yararlı işler yapmaya sevkeden sebep, yalnız ölüm düşüncesi değil, ölümden sonraki hayata inanarak yaşanan hayattan o suretle istifadeyi düşünmektir.(16)

Diyanet işleri başkanlarımızdan Ahmed Hamdi Akseki merhum da; “Biz kalbimizle tasdik ve dilimizle ikrar ederiz ki: ‘Her şey gibi dünyanın da bir sonu vardır; bir gün gelip dünyanın nizamı değişecek, kıyamet kopup âlem başka bir âlem olacak, her şey öldükten sonra insanlar Allah’ın emriyle tekrar dirilecek, herkes, dünyada işlediğinden sorguya çekilecek, yaptıkları iyiliği ve fenalığı görüp anlayacak, haklı, haksız ayırdedilecek, kimin kimde bir hakkı varsa alınacak, iyiler Cennet’e, kötüler Cehennem’e girecek, böylece her insan dünyada yaptığının cezasını görecek, o gün temiz kalpten, dünyada yapılmış olan güzel ve iyi işlerden, hayır ve hasenattan başka bir şey fayda vermeyecektir.

Dünyada Allah’ın emirlerini tutmuş, peygamberlerini tanımış, hiç kimseye kötülük etmemiş, elinden geldiği kadar iyilikte bulunmuş olanlar Cennet’e girecek, Allah’ına, Allah’ın lütuflarına ve her türlü nimetlerine kavuşacak ve ebedi olarak orada kalacaklardır.’der.” (17)


Zikirle, Secde ile Ölüm İstasyonunu Geçmek

Yasin Hatipoğlu kardeşim ölüm istasyonundan kalkışın zikirle ve secde ile olmasını ister ve şöyle der:

“Her sesin bir aksi vardır, “hoş sada”mız kalsa bârî.

Ömrümüz sonsuz değildir, zikrederken dolsa bârî.

Ders alın “hayrül-beşer”den, kim demiş “ömrüm tükenmez”

Kurtuluş yoktur ecelden, secdedeyken gelse bârî.”

Biz de ayni şeyi isteyelim, Âmîn, Âmîn, Âmîn, diyelim.

Zikirle ve secde ile ölüm istasyonunu geçenlerin son durağı cennettir.

Bir şair de şöyle söyler

Yâdında mı doğduğun zamanlar

Sen ağlar iken gülerdi âlem.

Bir öyle ömür sür ki olsun,

Mevtin sana hande, halka mâtem.

Mevtin; ölümün, Hande; sevinç, neşe, mâtem; üzüntü demektir.

“Bir öyle ömür sür ki olsun” beytindeki ömür, salih insanın yaşadığı ömürdür. Bu ömrü yaşayanlar meleklerin koruması ve müjdesi ile ölüm istasyonunu müslüman olarak geçerler ve cennet yoluna girerler. Salih Müslümanlar hakkındaki iki ayet meâli ile konuyu tamamlayalım:

“İman eden ve salih ameller işleyenler için ise, nimetler dolu cennetler vardır.

Orada ebediyen kalırlar. Bu Allah’ın verdiği gerçek sözüdür. O karşı konulmaz bir güce sahiptir, her işi yerli yerince yapandır.” (Lokman, 31/8-9)

__________________

(1) Ferid Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe lugat, 343, 1962, Ank, D. Mehmed Doğan Sözlük 349, Birlik Yayını, Ank. Riyazussalihîn, 3/425, 3/360, Erkam Yayını, Ank.

(2) Sahıh-ı Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, 1/79 (66, Diyanet Yayını, Ank. Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercümesi, 4/392 (816) Sönmez Yayını, İst.

(3) Mevdûdî, Tefhimülkur’an, 2/496, Yeni Şafak Yayını, İst. Bakınız, Fizılalul Kur’an, 8/479, Hak Dini Kur’an, 5/100. )

(4) Kur’an Yolu, 3/259, Diyanet yayını, Ank. . Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, 4/193, İst.

(5) Ebu’l-leys Semerkandi, Tefsirulkur’an, 1/176, Özgü Yayını, İst.

(6) Mehmed Vehbi, Hulasatülbeyan, , 7/2588, Üçdal Yayını, İst. Bakınız, Esbab-ı nüzül 6/267

(7) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 2/405, Zaman Yayını, İst.

(8) Tefsirülkur’an, 1/393

( 9) Tefhimülkur’an, 1/283, M. Zeki duman, Beyanülhak, :3/168, Fecr Yayını, Ank.

(10) Sözlük, İslâm Ansiklopedisi, 34/32

(11) zılal, 2/381, Muhtarul’ehadisinnebeviye, 25, Kahire

(12) Beyanülhak, 2/202)

(13) Müslim, 5/106, 107, 108)

(14) Ömer Nasuhi, , 291, 46, 51, ömer nasuhi -Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali; 46, 51, 291, Milligazete Yayını, İst.

(15) Bekir Topaloğlu, İslâm Ansiklopedisi, 34/34

(16) Hak Dini Kur’an Dili, 8/178-181

(17) A. Hamdi Akseki, İslâm dini, 93, Diyanet Yayını, Ank.





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle