FIKIH

Namaz Müslümanı Kötülüklerden ve Fahşâdan Alıkoyar
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Hevâsına muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin, islâm fıkhına uygun olan amellerine ibâdet denilir. Bazı kaynaklarda ibâdetler, değişik açılardan tasnif edilmiştir. Bedeni ibâdet olan namaz, mükellefi münkerden ve fahşâdan koruduğu gibi, kalbini şeytanın ilka ettiği vesveselerden de korur. Kur’ân-ı Kerim’de namazın bu keyfiyeti haber verilmiştir: “Sana vahyedilen kitabı oku!. . Namazı da dosdoğru kıl (ve kıldır) Çünkü namaz edebsizliklerden ve fahşâ’dan (şer’i şerife uymayan her türlü kötü fiilden ve amelden) alıkoyar. Allah’ı zikretmek elbette en büyük (ibâdet) dir. Ne yaparsanız Allah bilir.” (El Ankebût Sûresi: 45) Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (ra) hz. İbn-i Abbas ve diğer Sahabe-i Kirâm’dan Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “Gerçekten namaz insanı her türlü kötülük ve fahşâ’dan koruyacağını, hem namaz kılıp, hem de şer’i şerifin izin vermediği işleri yapan kimselerin hakkı ile ibâdet etmedikleri”ni açıkça izah ettiği haber verilmiştir.

Namaz Müslümanı Kötülüklerden ve Fahşâdan Alıkoyar

 
BEDENi ibâdet olan namaz, mükellefi münkerden ve fahşâdan koruduğu gibi, kalbini şeytanın ilka ettiği vesveselerden de korur. Kur’ân-ı Kerim’de namazın bu keyfiyeti haber verilmiştir: “Sana vahyedilen kitabı oku!. . Namazı da dosdoğru kıl (ve kıldır) Çünkü namaz hayasızlık/edebsizliklerden ve fahşâ’dan (şer’i şerife uymayan her türlü kötü fiilden ve amelden) alıkoyar. Allah’ı zikretmek elbette en büyük (ibâdet) dir. Ne yaparsanız Allah bilir.” (Ankebût, 29/45)Kur’an Yolu tefsirinde âyetin açıklamasında şunlar yazılır: “Hayasızlık” diye çevirdiğimiz fahşâ kelimesi, Arapça’da aynı kökten olan fuhuş kelimesiyle eş anlamlı olup çirkin sözler ve fiiller için kullanılır. Genel olarak başta zina olmak üzere edep, iffet, haya gibi erdemlerle çelişen söz ve davranışları ifade eder. “Kötülük” şeklinde çevirdiğimiz münker ise, ma’ruf kavramının zıddı olarak genellikle “aklın ve sağ duyunun çirkin bulduğu, erdemli toplumun yadırgadığı tutum ve davranışlar” anlamına gelir. Âyete göre; gerek abdest, kıraat, rükû, secde, ta’dil-i erkan gibi zâhirî şartlarına ve rükünlerine gerekse; ihlas, huşû, takvâ gibi manevi şartlarına özen göstererek kılınan namaz. İslâm’ın ve sağduyu sahibi erdemli toplumların edepsizlik, hayasızlık ve kötülük sayıp reddettiği tutum ve davranışlarla uyuşmaz, adeta bir nasihatçi, bir uyarıcı gibi namaz kılan kişiyi bu davranışlardan meneder.
Böylece, âyette namazın ahlâkî tesirlerine, kötülüklere karşı koruyucu özelliğine işaret edilmekte; namaz kıldıkları halde hak hukuk gözetmeyen, edep ve ahlâk kurallarına uymayanlara da dolaylı bir uyarı yapılmaktadır.
Âyet’de namazın zikir kelimesiyle anılması, onun tam bir ibâdet bilinciyle, Allah’ın huzurunda bulunulduğu şuuru ve sorumluluğu ile eda edilmesi şartıyladır ki, belirtilen ahlâkî etkiyi gösterecek kaliteye ulaşmış olacağını ima eder. Bu şekilde namaz kılarak Allah’ı anmak en büyük ibâdettir.
Namazın insandaki Allah şuurunu güçlendirme vazifesi, diğer faydalarından daha önemlidir. Ayette namazın böyle bir bilinç ve sorumluluk duygusundan uzak olarak kılındığı oranda ibâdet kalitesini de kaybedeceğine işaret vardır.(1)
Bir başka değerlendirme de şöyledir:
“Ayette hayasızlık ve kötülük diye tercüme edilen ‘fahşâ’ ve ‘münker’ kelimelerinin anlamı daha kapsamlıdır.
Fuhşiyat, açıktan ve aleni işlenilen bütün çirkinlikleri, edepsizlikleri ve ahlâk dışı davranışları ifade eden bir kelimedir.
Münker de, aklın ve şeriatın beğenmediği bütün uygunsuz davranışları ve günahları ifade için kullanılır.
Öncelikle namaz içinde böyle şeyler yapılmaz, namazın gerektirdiği bütün edeplere uyularak namaz kılınır. Gerçekten şuurla ve hakikatına erilerek, farkında olunarak, ne olduğu bilinerek kılınan bir namaz, namaz dışında da insanı her türlü çirkinlikten alıkoyar.
Onun için Râsûl-i Ekrem Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem:
“Kim namaz kılar da o namaz kendisini hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymazsa, o namaz olsa olsa onun Allah’tan daha fazla uzaklaşmasını sağlar” buyurur.(2)
Namaz, Suyu Bol Bir Irmak Gibidir
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem namaz hakkında şöyle buyurur:
“Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünde akmakta olan ve her gün beş kere içine dalıp yıkandığı suyu bol ırmak gibidir.” (Müslim, 4/32, no: 668)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem benzer manalı diğer bir hadis-i şerifde de şöyle buyurur:
Ne dersiniz? Birinizin kapısı önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?
Sahabiler: O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler.
Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder.(3)
Bu iki Hadis’in açıklaması da şöyledir:
“Peygamber Efendimiz, bu iki hadisle, namazı temsili yolla, günümüz öğretim ve eğitim sistemindeki adıyla “örnekleme metodu” ile anlatmıştır. Çünkü bu, insanların bir konuyu öğrenip anlamalarında en kolay ve en etkili bir yoldur.
Nitekim buradaki benzetmeyi düşünen kimse, günde beş defa nehirde yıkanan insanın üzerinde kirden pastan hiçbir eser kalmayacağını anlamakta güçlük çekmez.
Çünkü insan, görülen ve hissedilen pisliklerle bedeni ve elbisesi kirlendiğinde, onları bol su ile yıkamak suretiyle temizler.
Peygamber Efendimiz, herkesin bildiği ve kabul ettiği gerçekten hareketle, namazın da insanı manevi kirlenme demek olan günahlardan ve hatalardan öylece temizleyeceğini haber vermektedir. Namazı terketmenin büyük günahlardan biri olduğuna ve böyle bir kimsenin Allah tarafından cezalandırılacağı bildirilir. Çünkü namaz kılmamak ve nefislerin arzusuna uymak sapıklık çeşitlerinden biridir
Büyük günahlardan korunmak öncelikle beş vakit namazı kılmakla mümkün olur. Nitekim âyet, gerçek namazın insanı her türlü hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyacağını ifade etmektedir. Âyette geçen fuhşiyat ve münker tabirleri genelde büyük günahları ifade eder.
Beş vakit namazı kılmayan büyük günahlardan korunmuş olamaz; çünkü namazı terketmenin bizzat kendisi büyük günahlardan biridir. Netice olarak namaz bilinciyle günde beş vakit Allah’ın huzuruna çıkan bir insanın, kendisini namaz hâli dışında da her an Allah’ın huzurunda hissederek hareket etme şuuruna ulaşması vardır. Böyle bir kimse bilerek günah işlemez. Bilmeyerek işlediklerine ise abdesti ve namazı kefâret olur.(4)
Namaz, Gönlü Allah’a Bağlar
Namaz kıl, çünkü namaz kılındığı zaman kişiyi kötülüklerden ve fenalıklardan alıkoyar. Çünkü namaz gönlü Allah’a bağlar. Gönlü Allah’a bağlı olan kişi ise günah işlemekten, hayasızlık yapmaktan çekinir. Her zaman temiz, her zaman arınmış olarak Allah’a ulaşmak ister. Hayasızlığın ve fenalığın kiri, pisi ve ağırlığı namaz kılan mümine ulaşmaz. Namaz kılındığı zaman Allah zikredilmiş olur, ve şüphesiz ki Allah’ı anmak en büyük şeydir.(5)
Merhum M.Hamdi Yazır, “Hak Dini Kur’an Dili” kitabında namazın faydalarını sayfalarca anlatır. Biz merhumun yazdıklarından bir kaç parağraf alıyoruz. Başlıklar bize aittir.
Namazsız-Namazlı
“Herhangi bir kimsenin namazsız bulunduğu hâliyle namazına devam ettiği hâlini karşılaştırırsanız, namazlı bulunduğu zamandaki ahlâkını, herhalde yükselmiş bulursunuz.
“Muhakkak ki namaz kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçirir.” (Ankebût 29/45) âyeti, bu gerçeği anlatır.
Namazını kılan kimsenin hayatta en az dört kazancı vardır:
Birincisi temizlik.
İkincisi kalp kuvveti.
Üçüncüsü vakitlerin intizamı.
Dördüncüsü toplumsal düzelme.
Namazın büyük faydalarını hesap etmek mümkün değildir.
Fakat en ufak ahlâki faydası bilfiil büyüklenmeyi kırmak, kardeşliğe hazırlanmak, Allah rızası için iş yapmaya alışmaktır.
Bunun için namazda giyinebileceği en güzel ve en temiz elbisesini giymek ve kendine gurur vermesi düşünülen bu hal içinde örtülecek nice ayıpların bulunduğunu düşünüp, yüzünü yani alnını ve burnunu yerlere koyarak, kalbinde iman ettiği Allah huzurunda o kibir ve gururu kırarak defalarca secdeye kapanmak en mühim esastır.(6)
Namaz, Kibirli Olmaya Engel Olur
“Kibirliler, (kendilerini büyük görenler) en çok namazın secdesine itiraz ederler.
O süslü elbiseler içinde alınlarını Allah rızası için yere koyma zorunluluğu, onların kibir damarlarına, sinirlerine pek fena dokunur.
Düşünmezler ki o süsler, o alınlar hep Allah’ın vergisidirler. Ve zamanı gelince o yağlı alınlar toza, toprağa karışacaktır. Hem o topraklar, o yerler o kadar hakareket edilmeye, devamlı olarak çiğnenmeye layık değildir.
Zaman olur ki topraklar için kanlar dökülür. Beşer hayatı oradan fışkırır ve onu fışkırtan Allah Teala’dır. O süslere, o bedenlere emek vermiş bir takım Allah’ın kullarının da hakları geçmiştir.
Şu halde o topraklara, o yerlere, toprak ve yer oldukları için değil, yaratıcısı olan Allah Teala’nın büyüklük ve ululuğu adına hakkıyla secdeye kapanıp, kibirden ve bencillikten sıyrılmak ve insanlar ile kardeşçe geçinmek için onların topluluklarına karışmanın pek kudsi bir görev olduğunu unutmamak gerekir. “
Namaz Ruhî Yükseliş Sağlar
“Namaz o kibir ve gururu kırarken, aynı zamanda insanın ruhi hürriyetine öyle bir yükselme verir ki bu yükselme en görkemli kralların huzurundaki saygı duruşundan çok yüksektir.
Namazda bütün bir insan hayatının şekli ve dereceleri dürülmüştür. Allah’ın huzurunda bulunmak, hazırlanmak, düşünmek, istemek, defalarca kalkmak, bükülmek, düşmek, rahat edip oturmak nihâyet selam ve selametle işini bitirmek, insanı, bütün hayatın kademelerinden geçirterek, varlığın sırlarını, dünya ve âhireti düşündürerek Cenab-ı Allah’a kavuşturur ve büyük bir iman ve sevap ile yine âleme döndürür.” Yine bir hadiste açıklandığı üzere “Namaz, İslâm ile küfrün ayırıcısıdır”.(7)
Biz burada namazın dünyaya ve âhirete ait, maddi ve manevi, bütün faziletlerini ve faydalarını sayacak değiliz. Çünkü o sonsuzdur, sayılması mümkün değildir. Bunun bütün toplamı din dilinde “büyük sevap” adıyla anılır. Fakat burada namazın, imandan sonra nasıl bir ahlâkî ve sosyal prensip olduğunu ve onun üzerine ne kadar büyük bir sosyal bina kurulacağını kısaca ifade etmek istedik.
O büyük binanın direği işte öncelikle ferdi namazlarla hazırlanır, düzene sokulur ve cemaatle dikilir. Ondan sonra da geri kalanı yapılır. İşte “namazı ikame etme” tabiri bu mühim manayı çok açık bir şekilde ifade ediyor ve hidâyete aday müttakileri “namazı kılarlar” diye değil, “namazı ikame ederler” diye tarif, vasf ve medh ediyor.
Namazın nasıl kılınacağı, şartları ve rükünleri (namazın içindeki farzları), sünnet ve edepleri, mekruhları ve namazı bozan şeyler ile sıfat ve durumu “Namaz kılarken beni gördüğünüz gibi namaz kılınız” Hadis-i şerifi gereğince, Peygamber’den görülen fiili, sözlü ve takriri olarak alınan sıfat ve niteliktir ki, bu nitelik ve durum ta başlangıçtan beri müslümanlar arasında amel ile kesin bir şekilde bilinir ve din kitaplarında yazılmıştır.” (8)
Ruhun düzelmesinin, bedenin intizama girmesinin, sabır ve vakarın, ruhî ve bedenî her vazifenin, dünya ve âhiretle ilgili her olgunluğun düzenleyicisi olan, gerek kişisel ve gerekse sosyal her özelliği içine alan ve ümmet teşkilatının en birinci ve en esaslı belirtisi bulunan namaz, imanın en büyük güçlendiricisi, bütün ibâdetlerin ve amellerin başıdır.
Müminlerin miracı, âlemlerin Rabbine beden ve candan durumlarını arz etmek suretiyle niyazları, kısaca zikri ve şükrü içine alan bir ibâdet olduğu için, ilâhî yardımın en önde gelen ve en yakın celbedilme yoludur.
Kıblenin taşıdığı önem de ilk önce bunun içindir.Bu sebeble namaz, sabır gibi sade bir vasıta değil, aynı zamanda Allah’a bir kavuşma olmak üzere en büyük bir zevk gayesidir. Bu sayede Allah’tan başka tüm mâsiva (varlık alemi) dan çıkılır, acılar, kederler silinir.Kul ile mabud buluşma meclisinde beraber olur. Bunun içindir ki Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz: “Namaz göz aydınlığım kılındı” buyurmuştur. (9)
Allah şöyle buyurur:
“Şüpesiz iyilikler, kötülükleri yok eder.” (Hud.11/114)
Merhum Mevdûdî âyetin açıklamasındaşöyle der:
“Kötülüğü yok etmenin yolu:Salih ameller işleyin ve onlarla kötülüğü yenin. Faziletli olmanın en iyi yolu ise, namazı hakkı ile kılmaktır. Namaz size tekrar tekrar Allah’ı hatırlatacak, hakikatin tebliğine karşı teşkil edilmiş, birleşik ve sistemli kötülük cephesine karşı başarıyla savaşmanız için gerekli nitelikleri size kazandıracaktır. Ayrıca size hayr ve ıslah sistemine işlerlik kazandırma gücü verecektir.(10)
 
Namazı Tam Kılmak
Namaz tam kılmak şu beş esasa bağlıdır:
1. Vaktinde kılmak;
2. Şartlarını ve rükunlerini (12 farz) olması gerektiği şekliyle tam yapmak;
3. İhlas ile sırf Allah rızası için kılmak;
4. Tâdil-i erkâna riâyet etmek; yani kıyam, kıraat, rükû ve secdeleri, amacına uygun ve Râsûlullah’ın tarif ettiği şekilde yapmak;
5. Namaz boyunca huşu ve hudu içerisinde, yani Allah’a gönülden boyun eğdiği, O’nu ta’zim amacıyla huzuruna çıktığı ve zikir makamında Allah’la baş başa bulunduğu bilincini muhafaza edip iç ve dış alemlerinde makama uygun bir sükunet ve özen içerisinde bulunmak.
Fahşâ, fuhş’un çoğuludur, aşırılık, hayasızlık ve çirkinlik anlamındadır. Akl-ı selimin ve dinin aşırı bulduğu, çirkin gördüğü ve mümine yakıştırmadığı söz, iş ve davranışlara Kur’ân’da fuhuş ve fahişe tabir edilir.
Münker ise, aşırılık vasfı olmamakla birlikte, aklıselimin hoş görmediği ve şeriatın onaylamadığı için, yapılmaması arzu edilen; diğer bir deyişle yapılması vicdana dokunan, açıktan yapıldığında yüzü kızartan söz, iş ve davranışlardır.
Namazın faydası ise, en az ikidir.
Birincisi; mümini her türlü hayasızlıktan ve kötülüklerden uzaklaştırmaktır.
Çünkü namaz, iman ile küfür arasındaki sınırdır; dinin ikamesi (yaşaması) ancak namaz iledir. Fahşa ve münkerden koruyucu özelliğiyle namaz, müminin şuurlu muhafızıdır. Günde beş defa müminin kulluk bilincini hatırlayıp yenilemesidir. Dolayısıyla Allah’a kulluk bilincine aykırı söz, iş ve davranışlardan uzak durmasıdır.
Beş vakit kılınan namaz mümini kötülüklerden korumuyorsa, mutlaka “Allah’tan uzaklaştırıyor” demektir.
Çünkü böylesi kimseler “Namazlarını ciddiye almazlar...” (Maûn 107/5)
“Namazın vakte bağlı bir ibâdet...” (Nisa 4/103) olduğu gerçeğini düşünmezler; vakti geçmiş ya da geçmemiş hiç umursamazlar.
“Tembeldirler; istemeye istemeye namaza kalkar ve gösteriş yaparlar...” (Nisa 4/142, Tevbe 9/54)
“Şehvetlerine düşkünlükleri sebebiyle namazı zayi ederler...” (Meryem 19/59)
“Onlar ancak görsünler diye namaz kılarlar...” (Maun 107/6, Tevbe 9/54)
Hatta, “Rabbleri için yapmaları gereken ibâdete başkalarını da ortak ederler...” (bkz. Kehf 18/110).
Günlük hayatta işledikleri ahlâk dışı bir işin ardından, hiç yüzleri kızarmadan kalkıp Allah’ın divanına dururlar ve namazları bittikten sonra da tekrar aynı işe ya da benzeri kötülüğe geri dönerler. Ne Allah’tan haya ederler ne de kuldan utanırlar...
İkincisi, Allah’ı zikirdir. Namaz, kıyam, kıraat rükû, secde hallerinde; tekbir, tesbih, tahmid ve kıraat ile çok yönlü bir zikir mecmuasıdır.
Namaz, müminin asgari olarak günde 5 defa Allah’ı zikir ve tazim amacıyla huzura çıkmasıdır.
Namaz, müminin Allah’ı, Allah’ın da mümini zikretmesidir (Bakara 2/152).( 11)
Namazlı, Niyazlı Mümin
Namaz, tıpkı bir ışık kaynağı gibi, insanı kötülük ve çirkinliklerden alıkoyup, doğruya yöneltir. Çünkü o, ışığını imandan alır. Namazlı- niyazlı müminin hem ruh hayatında hem de yüzünde bu nurun izlerini görmek mümkündür. Günde beş defa abdest alarak yıkanan insanın, günün yorgunluğunu, maddi- manevi kirlerini elinden, yüzünden temizlemesi, elbette onda bir parlaklık meydana getirecek, hayatını güzelleştirecek, ona tatlı bir mehtap görünümü kazandıracaktır.
Namaz kılmakla kazanılan bu nur ile, iyi kötüden, helal haramdan ayrılacaktır. Mü’min bu sayede kazandığı irade gücü ve temiz yaşayışının ışığı ile hem dünya hem de ahirette diğer insanlardan farklı ve mutlu bir yaşayışa sahip olacaktır. Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle “nurları önlerini aydınlatan” (Hadid suresi (57), 12) müminler arasında yerini alacaktır.(12)
Hakkıyla Kılınan Namaz
Hakkıyla kılınan namaz, sahibine rûhî bir olgunluk kazandırır ve kalbinin huşû ile dolmasını sağlar. Kalbi huşû ile dolan kişi de Allah’ın razı olmadığı şeylerden büyük bir titizlikle sakınır ve böylece günahlardan arınır.
Nitekim selef-i salihin (r.h.), namaza kalktıklarında titrer, renkleri sararırdı. Onlardan birine bunun sebebi sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“Ben namazda Yüce Allah’ın huzurunda duruyorum. Dünya sultanları karşısında bile insanlar böyle davranırken, titreyip sararırken, bütün hükümdarların mutlak hakimi olan Allah huzurunda başka nasıl davranabilirim?”
Peygamberimiz (s.a.v)’in torunu Hz. Hasan’ın, abdest esnasında rengi değişirdi. Bunu gören bir kimse:
“- Ya Hasan! Abdest alırken niçin böyle sararıp soluyorsun?” diye sordu. O da şöyle cevap verdi:
“- Yegane kudret sahibi, Aziz ve Celil olan Allah’ın huzuruna çıkma vakti gelmiştir.”
Ayet-i kerimenin, “Allah’ı zikretmek en büyük ibâdettir” (Ankebut 29/45) ifadesinden hem kulun Allah’ı zikretmesini hem de Allah’ın kulunu zikretmesini anlamak mümkündür. Buna göre:
Allah’ın zikri, yaratıkların zikrinden daha büyüktür. Çünkü Allah’ın zikri kadim, yaratıkların zikri ise sonradandır.
Allah’ın, kullarını övgü, sevap ve mükafatla anması, kulların ibâdet ve namazlarla O’nu ziktretmesinden çok daha büyüktür.
Kılınan namazlar içinde ve okunan Kur’an-ı Kerim’de Allah’ı zikretmek kullar için her şeyden daha faziletlidir.
Namazın hayasızlık ve kötü şeylerden alıkoymasının devamıyla birlikte Allah’ı zikretmek en büyüktür.
Haram kılınan şeylerle karşılaşıldığında Allah’ı hatırlayarak, o haramı terk etmek zikrin en büyüğüdür.
Allah’ı zikretmek, hatırdan çıkarmamak insanı günahlardan korur. Çünkü Allah’ı zikredip unutmayan kimse O’nun emirlerine aykırı davranmaz.
Allah’ı zikretmek mutlak olarak en büyüktür. İnsanı gerçekte hayasızlıktan ve kötülüklerden alıkoyan budur. İster namazda olsun, ister namazın dışında olsun en kıymetli husus, Allah’ı hatırda tutmaktır.
Kur’an, namaz ve zikir sayesinde imanımızı kökleştirip ahlâken olgunlaştıktan sonra, kurtuluşumuza vesile olan bu yüce İslâm dinini başka insanlara da ulaştırmak gibi bir sorumluluğumuz bulunmaktadır. (13)
1-BÜTÜN İBADETLERİN ÖZÜ NAMAZ
Namaz , dinin sembol ibâdetidir. Onun kıyam, kıraat, rüku, sücud .. gibi her bir rüknü kendi başına bir ibâdettir ve bunlar birçok âyette görüleceği üzere Kur’an-ı Kerim’ de tek başına ele alınır.
Ayrıca namaz diğer ibâdetlerden her birisinden bir parça taşır. Mesela namaz kılan, aynı zamanda oruç tutar. Çünkü namaz kılan, yeme, içme ve cinsel ilişkiyi terketmektedir. Bu, oruç gibi namazın da gereğidir. Aksi bir durum orucu bozduğu gibi namazı da bozar.
Üstelik namazda aynı zamanda susma orucu da vardır. Konuşmak namazı bozar.
Hz.Meryem’in (a.s) kendisine dil uzatanlara susma orucu ile verdiği anlamlı cevap gibi dünya kelamının bulunmayışıyla dilin terbiyesi ve susma ile korunması namazın özündendir.
Namazda hacc vardır. Namaz kılan Allah’ın evine yönelmiştir.
Namaz bir hicrettir. Allah’a giden kesintisiz yoldur.
Namaz bir miraçtır. Huzura çıkıştır.
Namazın zekatla bağlantısı vardır.
Çünkü namaz, bir hayrı, bir nimeti, bir imkânı, bir varlığı paylaşabilmeyi sağlayan ibâdettir.
Kurân-ı Kerim bunu açık şekilde şöyle ifade eder:
“Gerçekten insan mızmız bir tabiatta yaratılmıştır. Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. Ama ona bir nimet nasip olursa kimseyi yanına yaklaştırmak istemez. Ama namaz kılanlar böyle değildir, sızlanıp durmaz ve paylaşmasını bilir.” (Meariç, 70/19-21)
Bu sebeple olmalı ki Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyette zekat , namazla birlikte zikredilir.
Çünkü namaz, zekat vermeyi kolaylaştırdığı gibi her iki ibâdetin ortak bir özelliği daha vardır ki o da imanın sıdkına delâlet eden burhan-ı katı’(kesin delil) olmalarıydı.
Bu sebeple namaz ve mali ibâdetler özdeşleşmiş, arasının ayrılması asla kabul edilmemiştir. Nitekim sahabenin büyüklerinden Abdullah bin Mes’ud (r.a) zekatla namazın arasını ayıranın yani namaz kılıp zekat vermeyenin namazı da yoktur, demişti.
O halde ibâdet; her an Allah’ı görüyormuş gibi yaşamak, her an ihramlı olmak, her an günahlara karşı oruçlu olmak, her an dünyaya karşı zihinsel ittifakta bulunmak ve zahidane tavır takınmak, her an eldeki imkânlarla insanların yardımına koşup zekat vermek/infakta bulunmak, her an Alah yolunda nefsi kurban etmek ya da malının en güzelini feda etmeye hazır olmak kısaca davranışlara ibâdetlerin yön vermesiyle her bir fiilin ibâdet karakteri arzettiği ubudiyyet şerefine nail olmak ve bu şekilde süreklilik kazanmaktadır.
Bütün bu özellikleri sebebiyle namazı emir, bütün ibâdetleri emirdir. Nitekim Tahrim Sûresi’nin 6. âyet-i kerimesi, kişinin sorumlu olduğu aile fertlerini ateşten korumakla görevli bulunduğunu ifade ederken Taha Sûresi’nin 132. âyet-i kerimesinde aile fertlerine namazı emretmesi ve kendisinin de namaza sabırla devam etmesinin istenmesi bunu gösterir.(14)
Namazla Günahlar Hazan Yaprağı Olur
Ebu Zerr el- Gıfarî (r.a) şöyle anlatıyor:
Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem kışın girmesi sebebiyle ağaçların yapraklarını döktüğü bir sırada dışarıda dolaşıyordu. Eline ağaçtan iki dal aldı ve ondan düşen yapraklara işaretle şöyle buyurdu:
“Gördüğün gibi bu yaprak ağaçtan düştü. Ya Eba Zerr” diye seslendi.
Buyur ya Rasulallah dedim:
“Müslüman kul, Allah rızası için namazını kılarsa onun günahları bu yaprağın ağaçtan düştüğü gibi bedeninden dökülür gider” buyurdu. (Ahmedb. Hanbel el-Müsned 5/179)
*
Bir adam, Ya Rasulallah! Beni cennete götürüp cehennemden uzaklaştıracak şeyleri haber ver, dedi
Bunun üzerine peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allaha ibâdet edip ona hçbir şeyi denk tutmazssın. Namazı kılar, zekatı verir ve akrabanı koruyup gözetirsin (Riyazussalihîn 2/464)
*
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Muaz İbni Cebel(r.a)’e şöyle buyurdu:
“Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?”
Evet, bildiriniz Ya Resûlallah! Dedim.
“İşin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır” buyurdu.
Sonra:
“Sana bütün bunların kıvamının kendisine bağlı olduğu şeyi (can damarını) bildireyim mi?” dedi.
Evet, bildir Ya Resûlallah! Dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber dilini tuttu ve:“Şunu koru!” buyurdu.
Ya Resûlallah! Biz konuştuklarımızdan da sorgulanacak mıyız? dedim.
“Annen yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!” buyurdu. (Riyazussalihin, 6/452)
Hadisin açıklamasında şunlar açıklanır:
“Hz.peygamber’in, cennete götürüp cehennemden uzak tutacak amel olarak İslâm’ın beş şartını sayması, her şeyden önce, dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşabilmek için İslâm esaslarının yaşanması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yine Hz. Peygamber’in hayır yollarını bildirdikten sonra İşin başı İslâm’dır tespitinde bulunması, hem kötülüklerden uzak kalmak hem de hayır ve iyiliklere kavuşabilmek için temelde İslâm’ın vazgeçilmez şart olduğunu iyice vurgulamak anlamına gelmektedir.
Çünkü İslâm olmadan ne din binasını ne de toplum ve ümmet yapısını ayakta tutmak mümkündür. Namaz bu temelin varlığının ıspatı; cihad ise, o temel üzerinde yapılabilecek ihya hareketlerinin ortak adı ve zirvesidir.
Râsûl-i Ekrem Efendimiz’in, bütün bu söylediklerinin can alıcı noktası olarak mübarek dilini gösterip “Şunu koru!” buyurması ise, bir müslümanın dünya ve ahiret hayatını temelden etkileyen şeyin dil olduğunu ifade etmektedir.
Hadisin burada zikredilmesinin sebebi de bu cümle ile bundan sonraki kısımdır. Şunu itiraf edelim ki biz bugün müslümanlar arasındaki birtakım olumsuzlukların asıl sebebinin gereksiz sözler, gevezelikler, yanıltıcı propagandalar, saptırmalar ve yanıltmalar olduğunu görmekteyiz. Buna eğitim- öğretim sistemlerini, kitle iletişim araçlarını da kattığımız zaman, dili korumanın millet ve ümmet hayatı için ne anlama geldiği çok kolaylıkla anlaşılmaktadır.
Muaz İbni Cebel hazretleri, insanların söylediklerinden dolayı sorumlu olacaklarını elbette biliyordu. O, “Biz konuştuklarımızdan da sorumlu tutulacak mıyız?” derken “Her sözümüzden sorumlu tutulacak mıyız?” demek istemiştir. Peygamber Efendimiz ise, gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koymuş, insanları cehenneme yüzüstü sürükleyen şeyin dillerinin ürettikleri, yani söyledikleri sözler olduğunu bildirmiştir. O halde dili korumak, basit bir organa sahip çıkmak demek değildir. Dünya ve âhiret mutluluğuna sahip çıkmak ya da mutluluktan vazgeçmek anlamına gelmektedir. Bu yüzden iş son derece ciddidir.(15)
_________________
(1) Kur’an Yolu, 4/274, Diyanet Yayını, Ank.
(2) Riyazussalihîn, 5/195, Erkam Yayını, İst.
(3) Adı geçen eser., 5/196)
(4) Adı geçen eser, 5/197
(5) Seyyid Kutub, Fi zılalilkur’an, , 11/361, Hikmet Yayını, İst
(6) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili. 1/176, Zaman Yayını, İst.
(7) Adı geçen eser, 1/177
(8) Adı geçen eser, 1/177
(9) Adı geçen eser, 1/449
(10) Mevdûdî, Tefhimülkur’an, 2/429
(11) Prof. Dr. Beyanülhak, 2/473, Fecr yayını, Ank.
(12) Riyzussalihîn, 1/205, Erkam yayını, İst.
(13) Prof Dr. Ömer Çelik Kur’an-ı Kerim Meal ve Tefsiri, 3/739, Erkam yayını, İst.
(14) Prof.Dr.İbadetten Kulluk Şuuruna, 179, Altınoluk Yayın, İst.
(15) Riyazussalihîn, 6/453 İst., Erkam Yayını,




    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle