AYIN KONUSU

Türkiye-ABD-Rusya Üçgeni, Politik Rekâbet ve Zeytin Dalı Harekâtı
YAZI BOYUTU :

Hüsnü AKTAŞ

Siyasi hâdiseleri tahlil eden strateji uzmanları, bilim adamları ve yazarlar; geçmişin mirasını, yaşanan hayatın gerçeklerini ve istikbâle ait tahminlerini ifâde ederler. Esasen mâzî, hâl ve istikbâl unsurlarını dikkate almadan; ne bugünü değerlendirmek, ne de yarını plânlamak kolay değildir. Çünkü bugün dediğimiz zaman dilimi, dünün bir devamı, yarın ise içinde yaşadığımız günün varisidir. Türkiye ‘Afrin-Zeytin Dalı Harekâtı’na başlarken, Milli Güvenlik Kurulu kararını esas almıştır. Bu karar, devlet iradesini ifâde etmektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Afrin Operasyonu’nun sahada fiilen başladığını ve Afrin’den sonra sırada Menbiç’in bulunduğunu” ilân ettiği Kütahya konuşmasında; “Madem Menbiç’te bize verilen sözler şu ana kadar yerine getirilmedi, bunun gereğini yapmamıza kimsenin söyleyecek sözü olamaz” derken, sadece ABD’ye değil, Rusya’ya da bir hatırlatmada bulunuyordu. Bu aynı zamanda Türkiye-ABD-Rusya üçgenindeki siyasi mücâdelenin, uzun süre devam edeceğinin bir ifâdesidir.

Türkiye-ABD-Rusya Üçgeni,

Politik Rekâbet ve Zeytin Dalı Harekâtı

SİYASİ hâdiseleri tahlil eden strateji uzmanları, bilim adamları ve yazarlar; geçmişin mirasını, yaşanan hayatın gerçeklerini ve istikbâle ait tahminlerini ifâde ederler. Esasen mâzî, hâl ve istikbâl unsurlarını dikkate almadan; ne bugünü değerlendirmek, ne de yarını plânlamak kolay değildir. Çünkü bugün dediğimiz zaman dilimi, dünün bir devamı, yarın ise içinde yaşadığımız günün varisidir. Bundan on altı yıl önce, ortaya çıkması muhtemel siyasi hâdiseleri tahmin etmiş ve şu tespitte bulunmuştuk: “ABD’nin muhtemel Irak Harekâtı’nın hedefi ‘Saddam rejiminin ortadan kaldırılması’ şeklinde özetlenebilecek kadar basit bir hâdise değildir. Savaşın sebebi sayılan; Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in ‘kitle imha silahları ürettiği ve depoladığı’ iddiası da inandırıcı bir gerekçe değildir. Zira İsrail’in dört yüz civarında nükleer füzesinin bulunduğu resmen açıklanmıştır. Nükleer denizaltılarla, Akdeniz’i denetlediği de bilinmektedir. Ortadoğu ülkeleri için en ciddi tehdit, İsrail’in elinde bulunan nükleer silahlardır. George W. Bush Yönetimi’nin ‘İsrail’in elinde bulunan kitle imha silahlarını denetlemeyi’ aklının ucundan bile geçirmediğini söylemek mümkündür. ABD’nin plânladığı Irak Harekâtı’nın gerçek sebebi, enerji kaynaklarına el koyma ihtirasıdır. Ortadoğu’da kontrol edemediği ‘Irak, İran, Suriye, Ürdün ve Filistin hattını’ (Basra körfezinden Doğu Akdeniz’e uzanan bölgeyi) ele geçirmektir. İran’dan Lübnan’a uzanan Irak, Suriye, Ürdün ve Filistin’i de içine alan bölge, önümüzdeki yıllarda en büyük çatışma alanlarından birisi olacaktır. Kuzey Irak’ta, ‘Bağdat Merkezli’ bir siyasi otoritenin tesis edilmesi bu saatten sonra artık mümkün değildir.” (Ağustos-2002/Sayı:141 sh:1-2)

ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrasında Afganistan’a karşı başlattığı ve adını ‘Sonsuz Özgürlük’ koyduğu harekâtı, o tarihlerde ABD Başkanı olan George W. Bush ‘Haçlı Savaşı’ olarak ifâde etmiştir. ABD Kongresi’nin birleşik oturumunda yaptığı konuşmada; ‘Her bölgedeki, her ulus şimdi bir karar almak zorundadır. Ya bizimlesinizdir, ya da teröristlerden yanasınız. Bu saatten sonra terörizmi koruyan ve destekleyen hangi rejim olursa olsun ABD tarafından düşman bir rejim olarak addedilecektir’ diyerek, takip edecekleri siyaseti izâh etmiştir. 6 Kasım 2001’de yaptığı ikinci konuşmada George W.Bush; ‘Hiçbir ulus bu mücâdelede tarafsız olamaz’ diyerek çok açık bir mesaj vermiş ve şöyle demiştir:”Bundan sonra bizim oluşturacağımız bir tarih olacaktır. Hiçbir devlet bunun dışında kalamayacaktır. Oluşturacağımız tarih içerisinde ya bizim yanımızda olup çıkan paydadan yarar sağlayacaksınız, ya da karşımızda yer alıp sizin için vereceğimiz nihai karara razı olacaksınız.”

Bu konuşmalardan sonra bazı psikiyatri uzmanları, George W.Bush’un paranoyadan kurtulamadığını ifâde etmişlerdir. George Washington Üniversitesi, psikiyatri uzmanı Dr. Justin Frank “Bush Psikolog Koltuğunda: Bir Başkan’ın Aklı” isimli eserinde; “Tedavi edilmemiş bir alkolik olan George W. Bush için “megalomanyak, paranoyak ve sadist” teşhisini koymuştur. Psikiyatri uzmanı Dr. Justin Franke George W. Bush hakkında; “çocukluğunda çatapatla kurbağa patlatmak gibi vahşi şakalarla başlayan ve tüm hayatına yayılan sadizm duygusu, gazetecileri sert biçimde azarlama, idam cezalarını onaylamaktan garip bir zevk duyması ve Bağdat’ın bombalanması esnasında neşe ile yumruğunu sallaması gibi olaylarda kendisini göstermektedir. Başkan George W. Bush, gençlik yıllarında alkol bağımlısı olan, hatta kokain kullanan birisidir. Evanjelist Kilisesi’nin müridi olduktan sonra içkiyi bırakmış, ancak tedavi görmemiştir. Bush’un beyninde alkolün sebep olduğu kalıcı hasar devam etmektedir” demektedir. 

Geçtiğimiz ay yayınlanan “Ateş ve Öfke: Trump Beyaz Sarayı’nın İçinden” adlı kitabın yazarı Michael Wolff’un, ‘ABD Başkanı Donald Trump’ın akli dengesinin başkanlık yapmaya uygun olmadığına’ ilişkin iddialara yer verdiğini unutmamak gerekir. Kitapta Trump, ‘dış politika konularına ilgisiz, iç politik konularda takıntılı, ne düşündüğünü son ana kadar ilgili kişilere söylemeyen, televizyon izlemeye ve hamburger yemeye düşkün birisi olduğu’ ifâde edilmektedir. Bunları zikretmemizin sebebi Amerika’yı seçimle işbaşına gelen başkanların değil; başta Illuminati Çetesi’nin liderleri (CFR) olmak üzere, Pentagon ve Kesin Değerlendirme Departmanı’nın (Office of Net Assessment) elamanları tarafından yönetildiğini hatırlatmak içindir. Bu izâhtan sonra, geçtiğimiz ayın en önemli konusu olan ‘Zeytin Dalı Harekâtı’na geçebiliriz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 Ocak 2018 tarihinde Kütahya’da yaptığı konuşmada; “Afrin harekâtı sahada başladı, devamı gelecektir. Suriye’de kurnazlık yaptıklarını sanıyorlar. Silahlandırdıkları örgütün adı PKK-PYD-YPG’dir. Artık onların ne dedikleri biz hiç ilgilendirmiyor. Bir gece ansızın gelebiliriz dedik, işte geldik’ diyerek, sınır ötesi harekâtın başladığını ilân ettiği malûmdur. ABD’nin takip ettiği politikayı sert sözlerle eleştiren Erdoğan sözlerine şöyle devam etmişti: “Amerika’nın da Avrupa Birliği’nin de terör örgütleri listesinde olan PKK var ya, Suriye’de iş tuttukları örgüt işte onun ta kendisidir. Böyle olduğunu kendileri de çok iyi bildikleri hâlde bizi ve bütün dünyayı kandırmak için adeta kırk takla atıyorlar. Bunu yaparken de sürekli kendileriyle tenakuza düşüyorlar. Biri diyor ki ‘Ordu kuracağız’, öteki ‘Bizim asla böyle bir amacımız yok’, bir başkası da ‘Sınır muhafızları oluşturacağız’ diye bir laf ediyor. Daha bunun mürekkebi kurumadan iç güvenlik oluşumu diye bir şey çıkıyor ortaya... Bunların birbirlerinden haberi yok veya birinin söylediği yalanı öteki duymadığı için her biri başka telden çalıyor.” Aynı gün ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın, ABD’nin Suriye’de bir sınır koruma gücü veya ‘Kuzey Ordusu’ oluşturması söz konusu değildir. Bazı kişiler yanlış şeyler söylüyorlar” demesi, fazla inandırıcı bulunmadı. Nitekim Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Tatmin olmadık” açıklaması, Washington’ın Ankara’nın gözünde inandırıcılığını kaybettiğinin en güzel ifâdesidir. Pentagon sözcüsü aynı günlerde, “Afrin’deki PYD/PKK unsurlarını DEAŞ’la mücâdelenin bir parçası olarak görmediklerini, onları desteklemediklerini ve onlarla hiçbir işlerinin olmadığını” ifâde ederken, ABD Dışişleri Sözcüsü ‘Türkiye’nin Afrin harekâtına hazırlandığına’ dair soru üzerine de; “Türkleri bu tarz eylemlerde bulunmamaya çağırıyoruz. Onların şiddete başvurması yerine, IŞİD’le mücadeleye odaklanmasını istiyoruz” demeyi ihmal etmemiştir. Pentagon ‘Afrin’de ne olup bittiğini umursamıyormuş’ gibi davranırken, Dışişleri’nin Türkiye’yi Afrin’e bir harekât başlatmaması yönünde uyarması, ABD derin devleti’nin paniğe kapıldığının en güzel delilidir. ABD’nin bu “politikasızlık” gibi görünen çok katmanlı Suriye politikasını uzun süredir sürdürmeyi başardığını söylemek mümkündür. 

ABD’nin Suriye’deki ajandasında İran, Türkiye ve hatta Rusya’nın varlığını baskılamaktır. Afrin-Zeytin Dalı Harekâtı konusunda üç ülkenin ABD’nin plânlarına karşı ittifakı olsa bile, henüz ortak bir karara varılmadığı görülmektedir. Tahran, Afrin konusunda sessizliğini korurken, İran medyasında ‘operasyonun Türkiye’nin Suriye’deki etkinliğini artıracağı’ yönündeki endişelere yer verilmiştir. Suriye rejiminin, Afrin Operasyonu’nda Türk jetlerini vuracağını açıklaması, değişik açılardan tahlil edilmelidir.  Suriyeli yetkililer, Fırat’ın doğusundaki PYD’ye, Amerika ile işbirliği yaptığı için ‘hain’ gözüyle bakıyor olsalar bile, batısında hakimiyetini sürdüren PYD mitanlarına, aynı gözle bakmadıkları görülmektedir. 

İran ve Şam rejimine oranla, bölgede sözünün ağırlığı daha fazla olan Rusya’dan, Afrin’le ilgili farklı açıklamalar gelmektedir. Daha önce Afrin’de ateşkese varılmasını umduklarını söyleyen Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, bir gün sonra New York’ta “Rus askerlerinin Afrin’den çekildikleri yönündeki iddiaların doğru olmadığını’ ifâde etti. Afrin operasyonu devam ederken Moskova’dan ‘Afrin’de PYD-rejim anlaştı; PYD çekiliyor, rejim geliyor,’ gibi açıklamaların gelmesi de mümkündür. Tıpkı Fırat Kalkanı Harekâtı sona yaklaşırken Menbiç’te ve Eylül ayında Tel Rıfat’ta olduğu gibi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Afrin Operasyonu’nun sahada fiilen başladığını ve Afrin’den sonra sırada Menbiç’in bulunduğu”nu ilân ettiği Kütahya konuşmasında; “Madem Menbiç’te bize verilen sözler şu ana kadar yerine getirilmedi, bunun gereğini yapmamıza kimsenin söyleyecek sözü olamaz,” derken, sadece ABD’ye değil, Rusya’ya da bir hatırlatmada bulunuyordu. Bu aynı zamanda Türkiye-ABD-Rusya üçgenindeki siyasi mücâdelenin, uzun süre devam edeceğinin bir ifâdesidir. Bölgedeki Rus üsleri ve hava sahasının kullanılıp-kulanılmayacağına ilişkin bir soru üzerine, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin verdiği cevap, siyasi zeminin oldukça kaygan olduğunun en güzel delilidir. Canikli, şu tesbitte bulunmuştur: ‘Suriye’de farklı grupların ve değişik güçlerin şu anda bir alan hâkimiyeti oluşturduklarını görüyoruz. İhtimalleri dikkate almazsak, maliyeti çok yüksek olur. Bu harekâtın sorunsuz yürütülmesi noktasında oradaki ülkelerin, devletlerin, yani ağırlığı olan, arazide olan, şu anda belli bir hâkimiyeti olan ülkelerin görüşleri, düşünceleri, tavırları ve uygulamaya geçirdikleri politikaları da son derece önemlidir. Onların tercihlerinin, bizim politikalarımızla olabildiğince yakınlaştırılması gerekiyor. Bu aynı zamanda muhtemel kayıplarımızı en aza indirecek olan adımlardır. Bunları atıyoruz ama sonuç itibarıyla bu harekât yapılıyor. Bizim bu nihai hedefimizi engellemek için atılacak herhangi bir adım bizi bu hedefimizden kesinlikle vazgeçirmeyecektir.’

Türkiye ‘Zeytin Dalı Harekâtına başlarken, Milli Güvenlik Kurulu kararını esas almıştır. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen son MGK toplantısında; Türkiye’nin asayiş ve güvenliğini etkileyen iç ve dış gelişmelerin bütün boyutlarıyla ele alındığı ifâde edilmiştir. Bildiride şu ifâdelere yer verilmiştir: “Terör örgütlerinin ülkemize yönelik açık tehdidi söz konusu iken NATO çatısı altında ve ikili ilişkilerimizde müttefikimiz olan bir devletin güvenliğimizi dikkate almadan teröristleri ortak ilân edip silahlandırması üzüntüyle karşılanmıştır. Suriye’de DEAŞ ile fiili mücâdelenin büyük ölçüde tamamlanmış olması sebebiyle PKK/PYD/YPG terör örgütüne verilen silah, araç ve gereçlerin gecikmeksizin toplanması gerektiği kuvvetle vurgulanmıştır. Türkiye’nin sınırlarının hemen yanı başında bir terör koridoru oluşturulmasına ve bir terörist ordusu kurulmasına izin vermeyeceği, bu konuda gereken her türlü tedbirin alınacağı belirtilmiştir. Sınır emniyetimizi tahkim etmenin yanı sıra vatandaşlarımız ile bölge hâlkının can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla ilk aşamada Suriye’nin batısından ülkemize yöneltilen tehditlerin bertaraf edilmesi için gereken adımların derhâl ve Kararlılıkla atılacağı vurgulanmıştır.”

MGK toplantısının ardından gerçekleşen Bakanlar Kurulu Kararları’nı açıklayan hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ’ın; ‘Türkiye sınır güvenliği bakımından tarihinin en kritik döneminden geçmektedir. Türkiye’nin bekâsı için büyük riskler alınacaktır’ Şeklindeki ifâdesi, bıçağın kemiğe Dayandığını ortaya koymaktadır. Zeytin dalı Harekâtı bir savaş değil, terörist saldırılara karşı ülkenin sınırlarını koruma mücâdelesidir.

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle