Perçinlenmiş bir Misak’a yüreğinden bağlıdır Hüsnü Aktaş
İktidar dokunulmazlığına değil, yıldızların dokunulmazlığına sahiptir. Davanın süreklilik ve ihtişamında parlar; ganimet savaşında ve ekranlarda değil. Görünenlerin göz kamaştırıcılığına karşın görünmeyenin esrarlı halesine sahiptir. İnsanı gerilime itmez; huzura, dinginliğe, suhulete, Vahdete çağırır. Değersiz cüruftan altın çıkarma üstadıdır. Yeminler bozulduğu için bayram edenlere inat Misak’a bağlananlarla ağıt yakmayı iş edinir. Yıkıma, zaferleri yıkım kılan uçurumlara karşın Vahdet köprüleri kurmakla uğraşır Hüsnü Aktaş…
Mustafa EVERDİ
12.02.2019 00:00
797 okunma
Paylaş
İktidarı kuşatmak bir sanat mıdır yoksa yetenek mi?
 
İktidardan hissesini al(a)mayan kendisini dışlanmış hissetse bu normal değil midir? Bu nedenle o kimse eleştirilebilir mi?
 
Hicret önemli bir tercihtir. İktidardan hicret edip mücavir alana çekilmek majestik bir davranış sayılabilir mi?
 
Senden beklentileri olanlar; bunu yenilgi mi yoksa erdemli bir davranış mı görürler?
 
Yoksa Hüsnü Aktaş gibi bu soruların hiç birine değer vermeden bildiğiniz yolda cihada devam etmek mi erdemlilerin yoludur?
 
1970’lerin ortalarından bu yana bir aşkla davasının mücadelesini veren; cezaevlerini, işkenceleri, mahrumiyetleri, ortalığı velveleye vermeyen bir asaletle sineye çeken Hüsnü Aktaş niye bugünlerde gündeme gelmez? Adı anılmaz? Asalet zor zamanda gündeme gelebilmeyi bilmektir. Ziyafetlere çağrılmayanlar; davasına bedel ödetmeden sahip çıkanlardır da ondan.
 
Tevhid ve Şura dergilerinden beri bu yolun öncüsü
 
Hüzün; insan ve Tanrı’nın ortak noktasıdır, demişler. Zaferde bile hüzün duyacak bir yön buluyorsanız, siz gerçek bir insansınız demektir.
 
Sınırsız bilgisizlik karşısında sınırlı bir ilmihal olabilmek Hüsnü Aktaş’ın hayat düsturudur. Yusuf Kerimoğlu’nun evinde oturur. DTCF Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okurken, yarıda bırakıp İlahiyat’a geçmesi, Fıkhî Meseleler için akademik ve sağlam bir altyapı getirmiştir kendisine. Hem edebiyatçı hem ilahiyatçıdır. Sanat ve edebiyat kadar, ilmihal konusunda da sözü vardır. Sorulara cevapları, cevaplara soruları, sorusuz cevapları, cevapsız soruları vardır.
 
Tevhid ve Şura dergilerinden beri bu yolun öncüsü; mücadele meydanının tam ortasındadır. Bugünlerde gündeme gelmiyorsa hüzün en çok Hüsnü Aktaş’a yakışandır da ondan. Bir davanın askeri olmak kaderinde yazıldığı için Burdur-Askeriye’de doğdu. Doğuştan dava adamı yani. Sonradan olma değil; iktidar, ganimet, ziyafet için değil; hakikate vasıl olmak için çıktığı yol, bitmeyen bir yürüyüş, Büyük Yürüyüş’tür. Küçük duraklar oyalanmadır, geç kalmak korkusu duyulan dünyevi bir bekleme odasıdır.
 
Büyük Türkiye’nin imanlı olmasına azmetmiş bir Türkiye rüyası görür her zaman. O yüzden en çok sükûnette tezahür eden bir celadet içinde hatırlarız onu. İsyan Çiçekleri ile İsyan Ahlâkı’na nefer yazılmış, Şeytanın Düzeni’ni açık etmeyi başarmış, Şen Olasın Laiklik’le yürüyüşüne şenlik katmış, davanın fedaisi olduğunu belgeleyen Fedailer romanı ile çok yönlü bir yazar olduğunu gösterebilmiş bir bütünleniş içindedir.
 
Hüsnü Aktaş Medeni Vahşet diyebilmiş bir yazardır
 
Bugünlerde meçhul olsa da zor zamanlarda İslamcı’dır. Mekkî’dir, Şamî değildir. Gökyüzünün derinliklerine gömülmüş bir yıldızdır, görünür olmanın mahcubi­ye­tin­den herkes göremez O’nu. Ancak vefa, dostluk ve Vahdet teleskopundan bakanlar görebilir. Ülkesini ve davasını suskunlukla; ortalığa saçılmayan faaliyetlerle de yüceltmenin yeni yollarını bulur. Vahdet Vakfı bu amaçla yola çıkmıştır.
 
İktidar dokunulmazlığına değil, yıldızların dokunulmazlığına sahiptir. Davanın süreklilik ve ihtişamında parlar; ganimet savaşında ve ekranlarda değil. Görünenlerin göz kamaştırıcılığına karşın görünmeyenin esrarlı halesine sahiptir. İnsanı gerilime itmez; huzura, dinginliğe, suhulete, Vahdet'e çağırır. Değersiz cüruftan altın çıkarma üstadıdır. Yeminler bozulduğu için bayram edenlere inat Misak’a bağlananlarla ağıt yakmayı iş edinir.
 
Kelimeler ve Kavramlar’la bir dünya örer Türkiye’de. Sağın, antikomünizmin Müslümanlık sanıldığı bir ülkede kelimeler ve kavramlar onun elinde yerli yerine ve bağlamına oturmuştur. Tek dişi kalmış canavara teslim olmayan, ulaşılması gereken bir uygarlık düzeyi gösteren resmi ideolojiye, eğitim müfredatına, devlet uygulamalarına karşı medeni bir cesaret örneği göstererek Medeni Vahşet diyebilmiş bir yazardır. Yalanın egemenliğine dayanak olan sütunları bu kitaplarla yıkmış, küflenmiş mabetler, sulanmış beyinler yerine yeryüzünü mabed kılmanın cihadına gençliğin coşkusuyla katılmıştır.
 
Misyonunu Misak’tan almıştır; görevli değil sevdalıdır İslam’a, davasına. Yemin bozulduğunda, yeminin önemi kaybolduğunda Rabbin yükümlü kıldığı Misak’a bağlandı. Herkesi bağlamaya azmetti. Bir dönem özgüven içinde dik durmamızı sağlayan ve dilimizdeki Kelimeler ve Kavramlar’la susuzlukları gideren bir çeşme olabilmiştir. Misak’ın yayıncısı, hepimizi ortak bir dile ve kavramlar dünyasına ulaştırmaya çalışan kaptandır.
 
Kendi küllüğünde Âdem olmaya ayarlıdır
 
Küfrün, münafıklığın, eyyamcılığın üslubunu yerle yeksan edip gençliği tevhidin kozasına sarıp sarmalamış şeyhtir. Kibre karşı parçalayıcı, tevazuun mücessem halidir. Dili, her türlü cinayetin işlendiği zamanlarda ve buna itirazın bedel ödettiği bir ortamda, hasımlarını dehşete salan bir celadet ve cesaret timsali olmuştur. Bu nedenle yağma karşısında hücresine çekilir, ganimetin uzağındadır. Davanın yükünü çeker; gamını çekmez ve dengeler adına sözünü esirgemez; fikrin çilesinden sefaya ve rehavete zaman bulamayan mücahittir.
 
Her türlü güzelliğin dağılıp eridiği bir Türkiye’de iman ateşinin ocağıdır. Zaferle yüz yüze gelmenin şımarıklığından uzak, Ankara’da yalın bir yalnızlık abidesidir. Hastalığın ateş nöbetlerinde serinleten bir el iken; sağlıkta uzaktan duacı; devr-i iktidarımızda saklanmanın hikmetine ulaşan bir gerçekliktir. İktidara uzanan yol diye bir şey yoktur; her anı imtihanda bir muhasebe vardır. Hakikati utandıran gülüşler yerine mahcup bir tebessüm simasıdır. Güzelliklerin yıkıma uğradığı mekânlardan çok viranelerde sultanlar gibidir. Şöhretin afet olduğunu en çok idrak eden meşhurumuz. Zamanın dışında değil ötesinde, hüznün bahçesinde nadide bir çiçek; çınar gibi gölgesinin ihtişamında yer bulmak her zaman imkân dâhilindedir.
 
Zamanın yalanlarında acılarla kıvranmak yerine hakikate özlemi, gerçeğin çıplak üşümüşlüğünü tercih eder. Görünüşte varolan insanların arasında bir yer aramaktansa, kendi küllüğünde Âdem olmaya ayarlıdır. Yıkıma, zaferleri yıkım kılan uçurumlara karşın Vahdet köprüleri kurmakla uğraşır. Dağ başında değil, Ankara’nın Cihan sokağındadır. Sokağı bile cihan(lar) barındırır.
 
Hakikate ayarlı yolların arayışını hâlâ bitirmemiştir. Belirsiz bir zamandan çıkıp gelen, günümüzün tanığı ancak asla zamaneden olmayan bir derviştir. Kolay bozulan yeminler yerine perçinlenmiş bir Misak’a yüreğinden bağlıdır. Rastlantıların hazırladığı kalabalıklar yerine Misak’ta ahitleşmiş azınlıklara meftun; dar bir kadro ile eylemini sürdürmeyi zühdün bir çeşidi sayar.
 
Hüsnü Aktaş; hem güzel, hem ak hem de Kâbe’yi belirleyen karataş gibi davamızın kilometre taşıdır. Rüya görürken kimse gülmez ama imanlı büyük Türkiye rüyası Hüsnü Aktaş’ın yola çıkış andıdır. Varış, hâlâ mümkündür; yürümeye güç veren bir aşka sahipseniz.
 
Artık gülümsemek Hüsnü Aktaş’ın da hakkıdır. Misak, kulluğun ilk kelimesi; asalete bürünmüş bir duruş, bu andın son hecesidir. Ruhban sınıfına hiçbir zaman girmedi. Hududullah’ı aşmaz; dağları aşırır müntesiplerine. Heva ve hevesleri uğruna Allah’ın kelamını eğip bükenlerin karşısında nefsinin bileğini bükmekle meşgul.
 
Bugünler, kimilerinin gündüzü olabilir; hâlâ davaya ayarlı olanların ise vakt-i kerahati, bitmeyen gecesidir.
 
Bu da bir başka okumadır. Hüsnü Aktaş kitabından…

Dünya Bizim - Portre 05 Şubat 2013 Salı 17:15

 

 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya