Suudi Barbarların İşledikleri Cinayetin Faturası: Anomi Felâketi
Suudi Barbarların işledikleri gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti, uluslararası ilişkileri zehirleyen ve anomi felâketinin yayılmasına vesile olan bir cinayettir. Suudi Veliahdı Muhammed bin Selman’ın suçsuz olduğunu ileri süren ABD Başkanı Donald Trump; “Bölgede İsrail’i korumaya yardım edecek başka bir liderin olmadığını unutmamak gerekir’ diyerek, başta Evanjelist Prostestanlar olmak üzere bütün siyonist liderlere mesaj vermiştir. Aynı günlerde İsrail’de yayınlanan Haaretz Gazetesi’nin yazarlarından Tsvaya Greenfield’in ‘Veliaht prens Muhammed Bin Selman’ın, tam elli yıldır bekledikleri lider olduğunu’ vurgulaması ve kendisinin titizlikle korunması gerektiğini ileri sürmesi, bu açıdan oldukça önemlidir. Suudi barbarların işledikleri bu cinayetin bir değil, birden fazla sebebinin olduğunu söylemek mümkündür.
Hüsnü AKTAŞ
16.02.2019 15:00
432 okunma
Paylaş
HABERLEŞME teknolojisinin gelişmesi ve internet sisteminin yaygınlaşması dünyayı küçük bir köye çevirmiştir. Siyasi literatürde yer alan ve klasik hale gelen iç ve dış politika tasnifinin fazla bir önemi kalmamıştır. Orman kanunlarına iman eden ve ‘kuvvetli olan daima haklıdır’ anlayışını ön plâna çıkaran ABD ve müttefiklerinin, İslâm topraklarını kan gölüne çevirdikleri malûmdur. Başta NSA, CIA MI6 ve MOSSAD olmak üzere; İllüminati Çetesi’nin siyasi emellerine hizmet eden istihbarat örgütlerinin, uluslararası hukuku ortadan kaldırdıkları ve kanlı operasyonlara imza attıklarını gizlemek mümkün değildir. Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda işlenen Cemal Kaşıkçı cinayeti, bu gizli/kanlı operasyonların hâlkalarından birisidir. Elbette Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinden sonra yaşanan hâdiselerin akılla/mantıkla izahı kolay değildir. Kelimenin tam anlamıyla bir anomi (hiçbir kural tanımama) felâketi yaşanmaktadır. Düşünün ki bir devlet, muhalif bir gazeteciyi Başkonsolosluğu’na çağırıyor ve onu kaçırmak veya öldürmek için ülkenin önde gelen on beş karanlık adamını görevlendiriyor. Devletin ‘Adli Kurum’ başkanı ve Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın resmi korumaları, randevu saatinden önce tuzaklarını kuruyorlar. Gazeteciyi öldüren Suudi barbarlar, bir sürü ipucu ve karanlık noktalar bırakarak ülkelerine dönüyorlar. Bu rezaleti işleyen ülkenin yöneticileri bir çok tutarsız/saçma-sapan açıklamalar yapıyorlar. Önce yok ettikleri gazetecinin kıyafetlerini bir dublöre giydirerek arka kapıdan çıkarıyorlar. Uzun zaman hiçbir açıklama yapmamayı ve sessiz kalmayı tercih ederek cinayeti gizlemeye çalışıyorlar. Mızrağın çuvala sığmadığını gören Suudi Arabistan Başsavcılığı’nın cinayetten on beş gün sonra, Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Başkonsolosluğu içerisinde öldürüldüğünü açıklamak zorunda kaldığı malûmdur. Suudi Arabistan Başsavcılığı; bütün ısrarlara rağmen, kasden ve teammüden öldürüldüğünü ifade ettiği merhum Cemal Kaşıkçı’nın cesedi konusunda sessizliğini halen korumaktadır.
Suudi güvenlik güçlerinin, hadiseden sonra Cemal Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıktığına dair bilgi vererek kendilerini yanılttıklarını öne süren Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr, şu itirafta bulunmuştur: ‘Türkiye’den gelen bilgi ve belgelerin, bunun aksini ortaya koymasını dikkate aldık ve resmi soruşturma başlattık! Soruşturma neticesinde Cemal Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünü tespit ettik. Fakat nasıl öldürüldüğünü ve cesedinin nerede olduğunu maalesef bilmiyoruz.” Aynı gün Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Yasin Aktay, “Rahmetli, şehit Cemal Kaşıkçı, konsolosluğa girerken başına bir şey gelmesi durumunda ulaşılması için benim ismimi vermişti. Ne yazık ki haber bize ulaştığında öldürülmüştü. Elimizden geleni, en acil bir şekilde yapmış olsak da iş işten geçmişti. Maalesef Cemal Kaşıkçı’nın hayatını kurtaramadık. Haber bize ulaştığında zalimler tarafından; 21.yüzyılda ‘Böyle şeyler olmaz’ zannettiğimiz bir dönemde, insanlık tarihinin kaydedebileceği en vahşi cinayete kurban gitmişti bile. Adalet istiyoruz. Adalet, bizim ve en yakınlarımızın aleyhine olsa bile gerçekleştirilmelidir” diyerek, Suudi Arabistan yönetimine adaletin önemini hatırlatmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin grup toplantısında Cemal Kaşıkçı olayıyla ilgili önemli açıklamalarda bulunmuş ve şöyle demiştir: ‘Cemal Kaşıkçı için herkese başsağlığı diliyorum. Şöyle kısa bir hafıza tazelemesi yapalım; Kaşıkçı ilk olarak 28 Eylül’de Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na gidiyor. Kaşıkçı’nın bu gidişi ekiplere haber veriliyor. 1 Ekim tarihinde saat 16.30’da, operasyondan bir gün önce, üç kişilik bir ekip tarifeli seferle İstanbul Başkonsolosluğu'na geliyor. Başka bir ekip de Belgrad Ormanı ve Yalova’da keşif çalışmaları yapıyor. Aralarında generallerin de bulunduğu dokuz kişilik üçüncü ekip ise havalimanına inip başka bir otele yerleşiyor. Toplam on beş kişiden oluşan bu ekip, ayrı ayrı gelip Başkonsolosluk'ta buluşuyorlar. Önce kamera sistemindeki hard diski sökerek işe başlıyorlar. Aynı gün erken saatlerde Londra’dan dönen Kaşıkçı, Konsolosluk binasına yaya olarak gidiyor, tabii nişanlısı kendisiyle beraber. Bu saatten sonra da bir daha kendisinden haber alınamıyor. Akşam 17.50’de ülkemiz resmi makamlarına, Kaşıkçı’nın nişanlısı tarafından başvuru yapılıyor. İlgili birimler hemen tahkikatı başlatıyorlar. Bölgedeki kameraların incelenmesi sonucu Kaşıkçı’nın çıkmadığı kesinlik kazanıyor. Diplomatik dokunulmazlıkları olduğu için fiili bir mühadele yapılamıyor. Emniyet ve istihabarat birimlerimiz hâdiseyi araştırmaya başlarken, savcılığımız da soruşturma açıyor. Araştırma ve soruşturma derinleştikçe çok ilginç bilgiler ortaya çıkıyor. Cinayetin yaşandığı günün arefesinde on beş Suudi güvenlikçi, adli tıpçının ülkemize geldiği ve daha sonra özel uçaklarla ülkemizden ayrıldıkları tespit ediliyor. Olay günü konsoloslukta çalışan personel bir odada denetleme bahanesiyle tutuluyor. Bir diğer personel grubuna da o gün için izin veriliyor. Yapılan araştırmalar sonucunda Kaşıkçı’nın Başkonsolosluk binasından çıkmadığı kesinlik kazanıyor. Kıyafeti, gözlüğü ve sakalıyla Kaşıkçı’ya benzetilmeye çalışılan kişi, arka kapıdan çıkarılıyor. O kişi gece yarısından sonra Riyad’a gidiyor. Cinayetten sonra Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen heyet, çeşitli görüşmelerde bulunuyor. Suudi Arabistan Kralı'yla 14 Ekim tarihinde yaptığımız ilk telefon görüşmesinde elimizdeki bilgileri ve bulguları kendisine naklettim. Bu görüşmeden sonra Başkonsolos görevden alındı.  Cinayetin resmen kabulünden sonra Suudi Arabistan’da on sekiz kişi tutuklanmıştır.  Türkiye’ye gelen on beş kişi de bu tutuklananların arasındadır. Böyle bir vahşi cinayetin ört bas edilmesi, bütün insanlığın vicdanını yaralayacak olan bir hâdisedir. Suudi Arabistan cinayeti kabul etmek suretiyle önemli olan ilk adımı atmıştır. Bundan sonra onlardan, bu cinayetin sorumlularını ortaya çıkarmalarını bekliyoruz. Cinayetin anlık değil, planlı olduğu yönünde elimizde bilgiler vardır. Öldürüldüğü kabul edilen birinin cesedi neden ortada yok, cesedin yerli işbirlikçiye verildiği ifadesi doğruysa, bu yerli işbirlikçi kimdir? Elbette Suudi Arabistan’ın bu işbirlikçiyi açıklaması gerekir.  Hiç kimse bu sorular cevaplanmadan, cinayetin üzerinin örtüleceğini aklının ucundan bile geçirmesin. Böyle bir soruşturmanın adil bir heyet tarafından yapılması çok önemlidir. Diğer ülkelerdeki suç ortaklarının da soruşturmaya dahil edilmesi gerekiyor. Türkiye olarak bu cinayetin takipçisi olacağız ve adaletin yerine getirilmesini sağlayacağız.’
Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan konuşmasında failin kim olduğunu söylemedi ama verdiği ayrıntılarla cinayetin planlı olduğunu söyleyerek Suudilerin; ‘vatandaşlar arasında yaşanan arbede esnasında öldürüldü’ iddiasının doğru olmadığını ifade etmiştir. Bu arada; “Sadece bir kaç istihbaratçıyı cezalandırmak yetmez, bütün failler cezalandırılmalı, hatta onların Türkiye’de yargılanmaları gerekir” diyerek, veliaht Prens Muhammed Bin Selman’a uzanan ‘emir-komuta zincirine’ işaret etmiştir. Konuşması esnasında Suudi Arabistan Kralı Selman’ı ve tahtın diğer varislerini (prensleri) ayrı tutmaya özen göstermiştir. Meseleyi değişik açılardan tahlil etmekte fayda vardır.
BU CİNAYETİN SEBEBİ NEDİR?
Suudi barbarların işledikleri bu cinayetin bir değil, birden fazla sebebinin olduğunu söylemek mümkündür. Ancak kim ne derse desin bu cinayet; Suudi Arabistan Veliahdı Muhammed Bin Salman, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Arap Dünyası’nın Saros’u olduğu söylenen Muhammed Dahlan ve Birleşik Arap Emirlikleri Veliahdı Muhammed Bin Zayed’in birlikte hazırladıkları kontrollü kaos projesi kapsamında işlenen bir cinayettir. New York Times Gazetesi’nde yayınlanan yorumda; Donald Trump Yönetimi'nin İran’a yönelik yaptırımlarda Veliahd Muhammed Bin Salman ile birlikte çalışmayı planladığı, bu sebeble ‘Kaşıkçı cinayetinden’ sorumlu tutulmasından endişe ettiği ileri sürülmüştür. Nedeni ise Kaşıkçı cinayetinden Suudi barbarların suçlanmasının; Kasım Ayı'nın ilk haftasında, İran’a sert yaptırımlar planlayan ABD’nin stratejilerini tehlikeye atması olarak belirtilmiştir. Fakat Donald Trump’ın asıl endişe ettiği mesele, damadı Kushner’in, Suudi barbarların lideri olan Muhammed bin Salman ile olan kirli ve gayr-i meşrû ilişkilerinin ortaya dökülmesi korkusudur. Zira geçtiğimiz yıl (2017 Ekim) Trump’ın damadı Jared Kushner, Suudi Arabistan’ın başkentinde arkadaşı Muhammed Bin Salman’ı ziyaret etmiştir. Bu ikilinin yaklaşık bir yıldır, ABD-İsrail ve Suudi Arabistan ilişkilerini birlikte planladıkları bilinmektedir. Bazı siyaset uzmanlarının iddialarına göre bir saray darbesi ile görevden alınan Prens bin Muhammed Nayef; eğer görevde kalmış olsaydı, Donald Trump Yönetimi'nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilân etmesi kolay olmazdı. Bu durumda da ABD, Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıyamazdı.
Geçtiğimiz yıl Ekim Ayı'nda Riyad’da Muhammed Bin Salman’ı ziyaret eden Kushner; bu ziyarette kendisine CIA tarafından verilen ve görünürde yolsuzluk yapan, ancak yeni Veliahd'a muhalif olabilecek Suudi Prensler ile bazı İslâm âlimlerinin ve iş adamlarının listesini verdiği bilinmektedir. Jared Kushner Kasım ayı başlarında Washington’a döndükten kısa bir süre sonra Muhammed bin Salman’ın emriyle yolsuzluk operasyonu adı altında, ‘muhalifleri tasfiye ve gasp operasyonu’ başlatılmıştır. Bu operasyon çerçevesinde, Suudi kraliyet ailesinin onlarca üyesi tutuklanmış ve Ritz-Carlton Otel’inde uzun süre misafir (!) edilmişlerdir. Kelimenin tam anlamıyla yeni bir saray darbesi yaşanmıştır. Takip eden aylarda bu tutuklananların mal varlıklarına el konulmuş ve milyarlarca dolar (devlet eliyle) gasp edilmiştir. Bu resmi gasp operasyonunun ABD Başkanı Donald Trump tarafından atılan tweetle desteklendiğini de unutmamak gerekir.
HAZIRLANAN SUİKAST LİSTESİ
Suudi Barbarlar tarafından işlenen Cemal Kaşıkcı cinayeti; eğer ellerinde patlamasaydı, hazırlanan listede yer alan ve İstanbul’da yaşayan muhaliflerin (Eymen Nur, Gazeteci Mutaz Matar, Muhammed Nasır vs..) öldürülmesi de söz konusu olabilirdi. Dört ay önce Mısır televizyonunda; birçok muhalifin öldürüleceği açık açık ve isim verilerek ifade edilmiştir. Nitekim ABD Temsiciler Meclisi Teksas Vekili Demokrat Castro; ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve başdanışmanı Jared Kushner’in Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın öldürülmesinde parmağı olup-olmadığının açıklanmasını ve Kongre’nin bunu araştırmasını teklif etmiştir. Jared Kushner’in ‘Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’a bir suikast listesi verdiğine’ ilişkin iddiaları hatırlatan Castro “Jared Kushner, ABD istihbaratı üzerinden, Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret sırasında Veliaht Prens Muhammed bin Salman’a, Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın da içinde olduğu bir ölüm listesi vermiş olabilir” ifadesini kullanmıştır.
Illuminati Çetesi’nin emellerine hizmet eden medya aydınları; Suudi Arabistan Veliahd Prensi Muhammed bin Salman’ı koruma altına alıp, İstihbarat Başkanı General M. Asiri’nin ve üst düzey üç istihbaratçının görevden alınmasıyla bu olayın kapanacağı kanaatindedir. Ancak bu infazın gerçekleşmesindeki insanlık dışı vahşet ve cesedin parçalanması bütün dünya liderlerini tedirgin etmiştir. Veliahd Muhammed bin Salman’ı koruma altına almaya çalışan Suudi Kralı başta olmak üzere, ABD yönetimi ve İsrail, bu cinayetin ‘fail-i meçhul’ olarak kalması için bütün imkânlarını seferber edeceklerdir.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Hugh Hewitt Radyo programında ‘Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürülen Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın akıbetine ilişkin’ sorulara cevap verirken; ‘ABD yönetiminin bir taraftan Suudi Arabistan ile stratejik ilişkilerini kesintisiz olarak sürdüreceğini, fakat aynı zamanda Cemal Kaşıkçı cinayetinin sorumlularından hesap soracaklarını’ söyleyerek, takip edecekleri siyasetin ana hatlarını izâha gayret etmiştir. Cemal Kaşıkçı cinayetini tezgâhlayan istihbarat örgütleri, dünyanın gözleri önünde işlenen cinayetin, basit bir kavga neticesinde yaşandığına herkesin inanmasını arzu etmektedirlerCinayetin işlendiği ilk günlerde ‘Suudi yönetimine yaptırım uygulamaktan söz eden ABD Başkanı Donald Trump, son açıklamasında yaptırım konusunda bir karar almanın erken olduğunu söylemiştir. Ayrıca bu arada Prens Muhammed bin Selman’ı övmeyi ihmal etmemiş ve; ‘hiç kimsenin O’nu suçlamadığını, ülkesini sadakatle seven ve çok iyi kontrole sahip olan güçlü bir kişi” olduğunu ifade etmiştir. Veliaht Muhammed bin Salman’ın yerine başka bir liderin gelmesini tercih etmeyeceklerini söyleyen ABD Başkanı Donald Trump; “Bölgede İsrail’i korumaya yardım edecek başka bir liderin olmadığını unutmamak gerekir’ diyerekbaşta Evanjelist Protestanlar olmak üzere bütün siyonist liderlere mesaj vermiştir. Aynı günlerde İsrail’de yayınlanan Haaretz Gazetesi’nin, yazarlarından Tsvaya Greenfield’in ‘Veliaht prens Muhammed Bin Selman’ın, tam elli yıldır bekledikleri lider olduğunu’vurgulaması ve kendisinin titizlikle korunması gerektiğini ileri sürmesi, bu açıdan oldukça önemlidir.
İNGİLTERE RUHUNU SUUDİ HANEDANI'NA SATTI
İngiltere'de yayımlanan Guardian Gazetesi’nin yazarlarından Owen Jones, “İngiltere Ruhunu Suudi Hanedanına Sattı. Yazıklar Olsun” başlıklı bir makale kaleme aldı. ‘Muhalif gazetecilerin kafasını kesen, terör ihraç eden ve Yemen’de çocukları katleden Suudi rejimi ile İngiltere’nin münasebeti içler açısıdır’ diyen Owen Jones, şu tesbitlerde bulunmuştur: ‘Almanya Suudi Arabistan’a silah ihracatını yasaklasa da İngiltere’nin Almanya’nın yolundan gitmesi mümkün değildir. Siyasi elitlerimize bakın. Tony Blair başbakanlığı döneminde bir Suudi silah anlaşmasını içeren dev yolsuzluk soruşturması için savcılığa baskı uyguladı. Suudi liderliğinde Yemen’de yürütülen katliam başladığından bu yana İngiliz Hükümeti Riyad’la 4,7 milyar sterlinlik silah anlaşması imzaladı. İngiliz askeri danışmanları Suudi savaş odalarında çalıştı. Suudi rejimi İngiliz milletvekillerine yüz binlerce sterlin aktarıyor. Çoğu Muhafazakâr, bazıları da İşçi Partili vekiller. Bu yıl Nisan ayında düzenlenen bir gezinin ardından İşçi Partili Paul Williams; ‘Modern ve ilerici bir Suudi Arabistan gördüm, bu ülke hakkındaki fikirlerim tamamen değişti’ diyebilmiştir. Veliaht Muhammed bin Selman döneminde kafa kesme cezaları iki katına çıktı, kadın hakları aktivistleri ve muhalifler tutuklandı ve yüz binlerce Yemenli katledildi. Reformlara dair sahte bir algı yaratmak için İngiliz vekilleri gezdirmek verimli bir yatırım. İngiltere’nin Suudi Hanedanı ile ekonomik bağları da muazzam. Boris Jonhson Dışişleri Bakanı'yken önümüzdeki on yılda finanstan eğitime, savunmadan sağlığa kadar çeşitli alanlara 65 milyar sterlinlik Suudi yatırımı çekeceklerini açıklamıştı. Londra Borsası’nda yabancı devlet şirketlerinin ‘premium kategoride’ yer almasını engelleyen düzenleme de bu dönemde kaldırıldı. Kaynaklar, bunun Suudi petrol şirketi Aramco için yapıldığını söylüyor. İngiltere kurallarını bir diktatörlük için değiştiriyor. Finans sektörünü tercih ederek üretim sektörünü bir kenara atmanın sonucunda oluşan dev cari açık, Körfez'den gelen petro-dolarla finanse ediliyor. Suudi etkisi sivil toplumun derinlerine kadar işlemiş durumda. Üniversiteler Suudi Kraliyet Ailesinden gelen paraları harcıyor. Yalnızca Oxford Üniversitesine on milyonlarca dolar para aktarıldı. New York’taki müzeler artık Suudi paralarını kabul etmiyor fakat Londra’daki Doğal Tarih Müzesi, Kaşıkçı cinayetinin ardından müzede düzenlenen bir Suudi Büyükelçiliği etkinliğini iptal etme çağrılarına yanıt olarak Suudi Arabistan’ın önemli bir fon kaynağı olduğunu söyledi. Sözde İngiliz özgür basınına bakın. Independent, benim eski işverenim, Suudi kraliyet ailesine yakın bir medya grubuyla birlikte Orta Doğu ve Pakistan’da haber siteleri açmaya karar verdi. Rahatsız edici bir şekilde, Suudi Kraliyet Ailesi'yle yakın bağları olan bir işadamı Independent’ın yüzde 30 hissesini satın aldı. Suudiler Veliaht Prens'in reform gündeminin reklamını yapmak için gazetelere ilanlar verdi, buna Guardian da dahil. Suudi Arabistan hepimizi tehdit eden bir tiranlık. Taliban, El Kaide ve IŞİD’in ortaya çıkışında merkezi bir role sahip olduğu herkesin mâlûmu!.Yemen’de insanları parçalamak için İngiliz ve Amerikan silahları kullanan ülkenin adı Suudi Arabistan’dır. İngiltere’nin Suudi hanedanı ile ittifakı, yönetimdeki elitlerin diğer ülkelere ’demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarından bahsetmesi’ büyük bir yalandır.’
İngiltere merkezli haber sitesi Independent’in yazarı komedyen Mark Steel, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin ardından İngiltere’nin Suudi Arabistan’a karşı tutumunu eleştiren mizahi bir yorumu kaleme almıştır. Gazetede tam sayfa yayımlanan yazıda “CIA bile artık Suudilerin muhalif gazeteciyi parçalayarak kutulara koyduğunu kabul etmiş gibi gözüküyor. İşte bu yüzden onlara silah satmaya devam etmekte sorun yok: En azından titizler. Esas sorun titiz olmayan tiranlar, onlar her yerde iz bırakır. Ahlâksızlık, Tornado savaş uçaklarını cinayet işledikten sonra ortalığı silmeyi temizlikçilere bırakan bir rejime satmaktır” ifadelerine yer vermiştir. BBC Türkçe’nin aktardığına göre, Mark Steel yazısına şöyle devam etmiştir: “Suudiler makul açıklamalar getirdi. Önce Cemal Kaşıkçı’nın orada olmadığını söylediler, sonra bir kavgada öldüğünü açıkladılar. Bu da Kaşıkçı’nın ne kadar şüpheli bir kişi olduğunu gösteriyor: Bir yerde bulunmadan orada ölmeyi başaracak türden bir insandı kendisi. Sonrasında da bir korsan operasyon sonucu öldüğünü duyurdular. Önümüzdeki hafta da esas korsanın kendisi olduğunu, orada olup olmadığı konusunda kendi kendine kavga ederken bedenini parçaladığını söyleyecekler. Onlara sattığımız silahların miktarını azaltarak aşırı tepki vermememiz gerektiğini söyleyenlerin bir süre önce Saddam Hüseyin’e karşı dünya ordularının yarısını harekete geçirmemiz gerektiğini söyleyenlerle aynı olması kafa karıştırıcı olabilir. Ama bu farklı bir durum. Çünkü Suudi Arabistan'a sattığımız silahlar gerçek ve o yüzden zararsız sayılır, Saddam'da ise gerçek olmayan silahlar vardı ve bunlar ölümcül şeylerdir. Suudi Hükümeti'nin parasıyla ülkeyi gezen milletvekillerinden İşçi Partili Paul Williams, "Modern ve ilerici bir Suudi Arabistan gördüm" demişti. Bunun ne kadar doğru olduğu ortaya çıktı. Eskiden muhaliflerini külüstür bir baltayla öldürüyorlardı, şimdi ise en gelişmiş testereleri kullanıyorlar. Bundan daha fazla modern ve ilerici olmak mümkün değil. Milletvekillerimiz bundan sonra parasını Meksikalı uyuşturucu kartellerinin ödediği her şey dahil bir Acapulco tatiline gidebilir. Oradan dönünce de uyuşturucu baronlarının ne kadar modern ve ilerici olduklarını, kokain endüstrisine bakışlarının değiştiğini söylerler. Ama böyle davranacaksanız bunu düzgün yapmanız lâzım ve hiç kimse bu konuda Donald Trump’la yarışamaz. Önce Suudi Arabistan Hükümeti'nin soruşturması tamamlanana kadar bir karara varmamak gerektiğini söyledi. Fakat cinayet soruşturmalarına dair bu devrimci yaklaşımına yeterli tezahürat alamadı. Bundan sonra her cinayet inceleme ekibi; ‘Bir cinayet işlendi. Bunu soruşturmakla vakit kaybetmek yerine neden cinayetin tek zanlısından bize kendisinin yapıp yapmadığını söylemesini istemeyelim ki?’ demeli. Sonrasında ABD'nin Suudi Arabistan'a silah satışını azaltmaması gerektiğini, ABD'de 425 bin kişinin işinin bundan etkileneceğini söyledi. Bu sayı yetmemiş olmalı ki sonraki gün bunu 600 bine, ondan sonraki gün de bir milyona yükseltti. Önümüzdeki hafta da; 'Astronomlarımızla konuştum, çok zeki insanlar, bana Ay'ın Suudilere silah satışımız sayesinde varlığını devam ettirdiğini, satışları azaltırsak yer çekiminin de azalacağını ve hepimizin su altında kalacağımızı söylediler. Bu iş imkânları için kötü, çok kötü’ demesini bekliyorum. Sonra da söze; Barack Obama ve Clintonlara patlayıcı gönderenleri eleştirmek yanlış olur, çok yanlış. Çünkü onlar bir milyon kişiye iş sağlıyor, gübreler, kablolar, müthiş insanlar, çok iş imkânı yaratıyorlar’ diye devam eder. Patlayıcıları gönderen kişiler de bunu anonim olarak yapmaktansa çıkıp ortada bir bomba olmadığını söylemeli.’
Netice olarak şunu söyleyebiliriz. Suudi Barbarlar'ın işledikleri Cemal Kaşıkçı cinayeti; son tahlilde uluslararası hukukun ortadan kalktığını ve bütün dünyada anomi (hiçbir kural tanımama) felâketinin yayıldığını göstermektedir. Tarih boyunca emperyalist kafirler ile Suudi barbarların münasebeti, et ile tırnağın münasebeti gibi olmuştur. Bundan yüz yıl önce 'Sebile Savaşı'nda yaşanan katliam bunun en güzel delilidir.
 
Misak Dergisi 336. Sayı
Kasım 2018
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya