Totalitarizm ve Tek Adamlık Tartışmaları
Totalitarizmi; bir devletin resmi ideoloji vesilesiyle hayatın her alanına hükmetmesi olarak tarif etmek mümkündür. Dolayısıyla totalitarizm, otoriter "tek adam" yönetimlerini bile aşan bir keyfiyete haizdir. Hitler Almanya'sı veya Stalin Rusya'sı hem "tek adam" diktatörlüğü idi hem de devlete egemen olan ideolojiyi din gibi değerlendirdiği için totaliter bir kimliğe sahiptir. Kısaca totaliter rejimlerde devlet, dinin yerine geçmiş ve beşikten mezara kadar insanların sevgi ve nefretleri de dâhil olmak üzere en ufak davranışlarını bile kontrol altına almaya çalışmıştır. Türkiye'de kurulan Cumhuriyet'in kuruluş devresinde Mustafa Kemal etrafında kurulması hasebiyle otoriter kimliğe sahip olmuştur. Zaman içerisinde Kemalizm veya resmi ideolojinin tüm topluma dayatıldığı için totaliter bir keyfiyete büründüğünü söylemek mümkündür.
Bünyamin ATEŞ
23.12.2019 11:50
190 okunma
Paylaş

TOTALİTARİZMİ; hayatın tüm alanlarına devletin resmi ideoloji vesilesiyle hükmetmesi olarak tarif etmek mümkün. Dolaysıyla totalitarizm, otoriter "tek adam" yönetimlerini bile aşan bir mahiyete sahiptir. "Tek Adam" liderin arzuları "kanun" olurken totaliter yönetimlerde toplum belli bir ideolojiye göre şekillendirilir. Hitler Almanya'sı veya Stalin Rusya'sı hem "tek adam" diktatörlüğü idi hem de devlete egemen olan ideolojiyi din gibi değerlendirerek totaliter bir kimliğe sahipti. Kısaca totaliter devletlerde devlet, dinin yerine geçmiş ve beşikten mezara kadar insanların sevgi ve nefretleri de dâhil olmak üzere en ufak davranışlarını bile kontrol altına almaya çalışır. Türkiye'de kurulan Cumhuriyet'in kuruluş devresinde Mustafa Kemal etrafında kurulması hasebiyle otoriter kimliğe sahip olduğunu zaman içerisinde Kemalizm'in veya resmi ideolojiyi tüm topluma dayatma açısından totaliter karakterde olduğunu söylemek mümkündür. Zaman zaman aşınmaya uğrasa da bu kimliğin halen devam ettiğini söylemek mümkündür. Şapka giymediği için insan asan bir rejimin totaliter karakterini sorgulamak abesle iştigaldir.

Siyaset Bilimcilere göre totaliter devletin temel üç özelliği mevcuttur.

Birincisi: Tek Parti ve partinin unsurları tüm sosyal ve siyasal alanı kontrol eder, gerçekte hiçbir bağımsız alanın siyaset dışı bile olsa oluşmasına hiçbir zaman müsaade etmez.

İkincisi: Partinin ve partinin başındaki liderin tüm hareketler, söylemleri birbirine zıt bile olsa meşrulaştırılır ve asla lidere hata isnat edilemez. Mevcut ideolojinin ve liderin hareket ve düşüncelerini yorumlama hakkı sadece elitler tarafından yorumlanabilir.

Üçüncüsü: Tüm toplum tek parti veya liderin istediği şekilde yeniden dizayn edilir.

Türkiye'de "Çok Partili" siyasal sisteme geçene kadar totalitarizmin tüm dehşeti ile yürürlükte olduğunu söylemek mümkün ama çok partili sistemden sonra da devletin totaliter kimliğinin pek fazla değişmediğini söylemek zorundayız. Demokrat Parti döneminde Anayasa'nın başlangıç ilkelerinin korunması üstüne 5816 Sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu çıkartılması rejimin totaliter temelini perçinlemiştir. Çok Partili Dönemi bu sebeple tek parti ilkelerini (kanunen) benimsemiş, tek parti kolları olarak tanımlamak mümkün. Bu sebeple iktidarların temel görevi her zaman mühendislik faaliyetleri (yol, köprü vs. yapmak), yandaşlara kaynak aktarmak, resmi ideolojiye taze kan sağlamak olarak tarif edebiliriz.

Lakin…

Totalitarizm tüm medya organlarını kontrol etse de, yargı mekanizmaları emrinde olsa da, eğitim kurumlarında sürekli tekrarı yapılsa da temel bir açmaz ile karşı karşıyadır: İnsan!.. İnsanlar korku sonucu totaliter devlete boyun eğse de en azından vicdanlarında devletin tüm pompaladığı değerlerin koca bir yalandan ibaret olduğunu, hürriyeti boğduğunu, zulüm destanları yazdığını bilir. İşte tam da bu sebeple çok partili dönemde iktidara gelmek isteyen partilerin, "özgürlük, adalet ve kalkınma" gibi kavramları gündeme getirmeleri zaruridir. Türkiye gibi nispeten (şeklen) serbest seçimlerin yapıldığı bir yerde totalitarizmi savunarak iktidara gelemezsiniz. İşçi Partisi'nin aldığı oy oranları malumdur. Fakat yine Türkiye gibi bir ülkede iktidarlar adalet, kalkınma ve hürriyet ile de iktidarlarını koruyamaz. Paradoks gibi görünen bu durumun çeşitli sebepleri mevcuttur.

Bildiğiniz gibi totalitarizm ister istemez korkunç bir baskıyı, toplumsal dar boğazı gündeme getirecektir. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde devletin totaliter kimliğinin aşınmaması, muhalefetin yaygınlaşmaması mümkün değildir. İşte tam da bu sırada muhalefet, "özgürlük, adalet ve kalkınma" gibi kavramları gündeme getirerek iktidara aday olmaya çalışır. Bu kavramların totaliter devletin "baskıcı, zalim ve hırsız" olduğunu itiraf mahiyetinde de olsa da muhalefet genellikle totalitarizmi sorgulamaz, sadece iktidardaki partiyi beceriksizlikle itham eder. Totalitarizmi; ulusal marşları, ritüelleri, yapay (uydurulmuş) kanunları, resmi tarihi sorgulamak muhalefet ve iktidar tarafından aforoz edilmenize sebep olabilir. Yalan söylemeyenlerin gideceği onuncu köy yoktur totaliter devlette.

Devletin totaliter temellerinin sorgulanmadığı her iktidar faaliyeti neticede totalitarizm duvarına toslamak zorundadır. Zira muhalefetin kullandığı "özgürlük, adalet ve kalkınma" sözcükleri devletin totaliter yapısını zaman içerisinde aşındırır ve nihayet devlet "beka" sorunu yaşamak zorunda kalır. Örnek vermek gerekirse bir zamanlar Kürt Sorunu varlığı kabul edilmiş hatta hak ve özgürlükler konusunda da adımlar atılmış lakin zamanla atılan bu adımların devletin kavmiyetçi yapısını dumura uğrattığı, devletin eğitim sistemiyle, askeri yapılanması ve nihayet kanunlarıyla çeliştiği görüldüğü için totalitarizm feda edileceğine "Kürt Sorunu" yoktur önermesi gündeme gelmiştir. İktidardaki yapılar muhalefetteki söylemleri olan "özgürlük, adalet ve kalkınma" yerine totalitarizmi yücelterek yeni bir teslis olan "vatanseverlik, istikrar, disiplin" gibi kavramları gündeme getirmeye başlamışlardır.

İktidar, bir yandan devletin totaliter baskısı diğer yandan toplumsal talepler karşısında dik durabilmek için otoriter kimliğe kaymak zorundadır. Zaten totalitarizmi baskı olmadan, tek adama yaslanmadan ayakta tutmanız mümkün değildir. İşte tam da bu sebeple kerameti kendinden menkul tek adam rejimlerine dayanmadan totalitarizmin egemenliğini devam ettirmesi imkânsızdır. İktidarlar bir kere kendilerini iktidara getiren kavramları unutunca tüm varlıklarını (ki artık varlıklarının bir anlamı kalmamıştır ve ilk rüzgârda devrileceklerini bilirler) kendi varlıklarını korumaya adarlar. İktidara geliş süreçlerinde liberal veya muhafazakâr demokrasi gibi gri kavramları kullanan iktidar, totalitarizmin aşındığını gördükçe siyah-beyaz kavramlara sığınırlar ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi kolaylıkla hainlikle suçlayabilirler. Bu noktadan sonra parti, işe adam yerleştirme, rant elde etmek, köşeleri kapmak dışında bir işe yaramaz.

"Adalet, Kalkınma ve Özgürlük" kavramlarının totaliter devleti aşındırması kesin olduğundan iktidar, bu kavramları feda etmek ve iktidarı korumak için ne gerekiyorsa onu yapmak zorundadır. Hatta iktidar, bir başka yoldan da olsa totaliter devletin kurucu liderini taklit etmek zorundadır. Artık "yargı bağımsızlığı" gibi kavramların pek fazla bir önemi yoktur. İnsanlar sırf düşüncelerinden dolayı sorgusuz sualsiz ve dahi mahkemesiz senelerce cezaevlerinde kalabilirler. Geçmişte sorun olarak konuşulan (Din Devlet İlişkileri, Kürt Sorunu gibi) sorunlar bir kalemde yok sayılabilir ve bu sorunlara var diyenler hain damgası yiyebilir. Kısacası totaliter devletler tek adam rejimlerine ekmek gibi su gibi muhtaçtır. Değersizlik üzerine kurulu devletlerin değerleri kendine düşman görmesi tabidir. Yeni bir devlet arayışı olmayan tüm yapılar totaliter devletin şu veya bu şekilde kurbanı olmaya mecburdur.

II. Abdülhamid'den bu yana "tek adam", "diktatör" gibi kavramların özellikle Batı'da üretilip Türkiye'deki iktidarları yıpratmak için kullanıldığı malum. Bu sebeple olsa gerek "Tek Adam veya Diktatör" gibi terimlerle siyasi mücadele yürütmek Türkiye'deki müslümanlar arasında pek hoş karşılanmaz. Kaldı ki ülkemize bela olan FETÖ Üyelerinin propaganda malzemelerinin başında "Tek Adam" kavramı bulunmaktadır. Hâlbuki kendileri genel olarak Fetullah Gülen'i ilah olarak kabul etmektedirler. Bu sebeple müslümanlar genel olarak FETÖ ile paralel düşmemek adına "Tek Adam veya Diktatör" terimleriyle siyasi mücadele yürütmemeyi tercih etmişlerdir. Lakin…

Suriye'de Esed Rejimi'nin iç savaşın başladığı 7 seneden bu yana yıkılmamış olması ve başta İran olmak üzere tüm zalimlerin Esed'i desteklemesi üzerine tek adam heveslilerine gün doğmuştur. Öyle ya… Yüzbinlerce insanı katlet, netice de ölenler suçlu olsunlar… Binlerce kadına tecavüz et, Şirinler direniş hattından dem vursun… Esed'in İran ve diğer emperyalist devletler tarafından korunması sonucu yıkılmaması tek adamlık sevdasındaki insanlara büyük bir cesaret vermiştir. Öyle ki orduyu arkasına alan tek adamlar, halk ne isterse istesin başarılı halkın başarılı olamayacağına inanmaya başlamıştır. Dünyada yükselen değer tek adamlıktır.

Aslında tek adamlığın özü keyfi yönetimdir ve keyfi davranmakta özünü totalitarizmden alır. Tek adam rejimlerinde geleceği ön göremezsiniz. Bugün suç olmayan bir konuşmanız yarın pekala suç olarak değerlendirilebilir ve en ağır cezalara muhatap olabilirsiniz. Ve yine aslında tek adam yönetimlerin temelinde "kula kulluk" anlayışı egemendir. İnsanlardan herhangi birinin müstakil olarak kanun veya kanun hükmünde kararname çıkartabileceğine inanan toplumların helak olmasının önünde herhangi bir engel yoktur.

Bizden göründüğü için totaliter devletteki iktidar sahibini "tek adam" olarak görmemek kendi kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Biz müslümanlar "adalet ve hürriyet" kavramlarını iktidara gelmek için değil Allah'ın insanlara lütfettiği temel haklardan olduğu için savunuruz. Bu noktada İslâm'daki "Hilafet Rejimini" tek adam olarak niteleyemeyeceğimizi de söylemek zorundayız. Hilafet özetle İslâm ile hükmeden (hükmetmek zorunda olan) kişiyi ifade eder. Halife asla keyfi davranamaz. İnsanların Allah tarafından verilmiş haklarına tecavüzde bulunamaz. Esasen Hilafet Nizam'ında insanlara eğitim verilirken bu hassasiyetlerde öğretilir. Bu sebeple Hilafet Rejimini tek adamlık olarak nitelendiremeyiz.

Sonuç olarak totaliter devletlerdeki tüm yöneticiler "tek adam" olmaya mahkûmdur. Zira totalitarizmin özünde keyfilik vardır ve keyfi bir devleti ancak keyfine göre yöneten tek adamlar yönetebilir.

 
Misak Dergisi 349. Sayı
Aralık 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya