Gayr-i Müslimlerin Müslümanlar Üzerindeki Velâyetleri Gayr-i Meşrudur
Müslümanın müslümandan başka velisi/dostu idarecisi olamaz. Hesap gününe hazırlanan bir mükellefin, Müslümanlardan başkasını veli edinmesi İslâm'ın hükümlerini ihlâl etmesidir. Bu hakikat muhkem nass ile beyan edilmiştir:' "Mü'minler mü'minleri bırakıp da kâfirleri veliler (dost ve idareciler) edinmesin. Kim bunu yaparsa ona Allah'tan hiçbir yardım yoktur. Meğer ki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış (takıyye yapmış) olasınız. Allah size asıl kendisinden korkmanızı emrediyor. Sonunda gidiş ancak Allah'adır. (Âl-i İmrân Sûresi/28) Bu ayetteki "evliya" nın tekili olan "veli" sözcüğü; dost anlamına geldiği gibi hâkim, mutasarrıf hükümdar, kumandan ve idareci gibi anlamlara da gelmektedir. Bu sözcük; 'bir kimsenin dünya işlerini üstlenen herkes' diye de tarif edilmiştir." Kâfirleri veli edinmek, İslâm düşmanlarıyla bir ve beraber olmaktır. Gayr-i müslimler Müslüman'ın idaresinde yaşayabilirler ama Müslümanlar gayr-i müslim idareciler tarafından idare edilemezler.
Mustafa ÇELİK
23.12.2019 11:45
160 okunma
Paylaş

MÜSLÜMANIN Müslümandan başka velisi/dostu idarecisi olamaz. Müslümanlardan başkasını veli edinmek, İslâm'ın hükümlerini ihlal etmektir. Başka bir ifadeyle gayr-i Müslimlerin velâyetlerini kabullenmektir. Şunu bilelim ki; İslâm, mü'minleri ayrı bir ümmet sayarken küfür ehlini de kâfiriyle, münafığıyla, müşrikiyle, Hıristiyan ve Yahudi'siyle tek bir millet olarak kabul etmiştir. Özellikle Hıristiyan ve Yahudilerin mü'minler üzerinde bir velâyet ve temsil gücüne sahip kılınmaması konusuna Kur'ân-ı Kerim'de dikkat edilmiştir. Allahû Teâla uyarıyor:

"Mü'minler mü'minleri bırakıp da kâfirleri veliler (dost ve idareciler) edinmesin? Kim bunu yaparsa ona Allah'tan hiçbir yardım yoktur. Meğerki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış (takıyye yapmış) olasınız. Allah size asıl kendisinden korkmanızı emrediyor. Sonunda gidiş ancak Allah'adır."(1)

Kâfirleri veli/dost idareci edinmek, mü'minler topluluğundan kopmaktır. Küfür dünyasına doğru savrulmaktır. Bu ayetteki "evliya" nin tekili olan "veli" sözcüğü; dost anlamına geldiği gibi hâkim, mutasarrıf hükümdar, kumandan ve idareci gibi anlamlara da gelmektedir. Bu sözcük; bir kimsenin dünya işlerini üstlenen herkes diye de tarif edilmiştir."(2) Kâfirleri veli edinmek, Allah düşmanlarıyla bir ve beraber olmaktır. Allahû Teâla buyuruyor:

"Ey iman edenler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost ve idareci edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir hüccet mi vermek istiyorsunuz?"(3)

"Ey iman edenler! Yahudileri de Hıristiyanları da kendinize dost ve idareci edinmeyin. Onlar ancak birbirinin dostudurlar. İçimizden kim onları dost ve idareci edinirse o da onlardandır. Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu başarıya ulaştırmaz."(4)

Dikkat edilirse, Kur'ân-ı Kerim, dost/idarecı edinme hususunda Yahudi ve Hıristiyan ayrımı yapmamıştır. Diğer yandan veli edinme yasağının kapsamı içine, eğer İslâm'ın öngördüğü nitelikleri taşımıyorlarsa en yakın hısımların da alındığı görülür. Allahû Teâla şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli/dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir."(5)

İmam-ı Kurtubî (rha) bu âyet-i kerimenin tefsirinde şunları kaydediyor: "Bu, âyet-i kerimenin zahirinden anlaşıldığına göre bütün mü'minlere yönelik bir hitaptır. Ve âyet-i kerimenin mü'minlerle kâfirler arasındaki velâyet (dostluk, idarecilik) bağını koparmak bakımından Kıyâmete kadar hükmü bakidir.

Bir kesime göre bu âyet-i kerîme, hicrete ve küfür diyarını (orada kalmayı) redde teşvik sadedinde nâzil olmuştur. Buna göre hitab Mekke'de ve Mekke dışında (henüz dar-ı İslâm kapsamına girmemiş) Arap topraklarında yaşayan mü'minlere bir hitaptır. Onlara babalarını ve kardeşlerini veli edinerek kâfirlerin topraklarında kalmaya devam ederek onlara tabi olmamaları emredilmektedir.

"Eğer küfrü imandan sevimli bulurlarsa" yani, küfrü sevecek olurlarsa. İşte böylelerine itaat etmeyin ve onlara özel bir konum vermeyin. Yüce Allah'ın özellikle babaları ve kardeşleri sözkonusu etmesi, bunlardan daha yakın bir akrabanın bulunmayışından dolayıdır. Yüce Allah;

"Ey iman edenler, yahudi ve hıristiyanları veli edinmeyin"(6) âyetinde, diğer insanları veli edinmeyi reddettiği gibi, bu yakın akrabalar arasında da (îman bağı olmadığı takdirde) dostluk ve velilik bağını reddetmektedir. Böylelikle asıl yakınlığın, akrabalığın, bedeni yakınlık ve akrabalık değil de din akrabalığı olduğunu beyan etmektedir. Sufîlerin okudukları şu beyitler de bu kabildendir:

"Diyorlar ki bana, işte sevdiklerinin yurduna yaklaştık. Sense hâlâ kederlisin. Şüphesiz ki bu şaşılacak bir şey! Dedim ki: Yurdun yakın olmasının faydası ne; Eğer kalpler arasında bir yakınlık yoksa?

Yurdu uzak nice kimse vardır ki, muradına ermiştir ve bir başkası ise

Hemen yanı başındaki komşusu olduğu halde kederinden ölmüştür,"

Bu âyet-i kerimede "çocuklar" sözkonusu edilmemiştir. Çünkü İnsanların çoğunluğunda görülen durum şu ki, çocuklar da babalarına tabidirler. İyilik yapmak ve hibe gibi bağışlarda bulunmak İse, veli edinmekten istisna edilmiştir. Nitekim Hazret-i Esma; Ey Allah'ın Rasûlü, annem müşrik olarak (kendisine iyilik yapmamı) umarak yanıma geldi. Ben, onun yakınlığını gözeteyim mi? diye sormuş, Hazret-i Peygamber de: "Annene yakınlık göster" diye buyurmuştur. Bu hadisi de Buhârî rivâyet etmiştir. (7) 

"İçinizden kim onları veli edinirse, onlar zâlimlerin tâ kendileridir."

İbn Abbâs der ki: O da onlar gibi bir müşrik olur. Çünkü kim şirke razı olursa o da müşriktir.(8)

"De ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elinize geçirdiğiniz mallar, fesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza giden meskenler size Allah ve Rasûlünden ve O'nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah (bu şekildeki) fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez."(9)

Babalarımızın, annelerimizin, eşlerimizin, kardeşlerimizin, aşiretlerimizin küfrü imana tercih etmiş olmaları; bizim küfrü imana tercih etmişleri veli/dost, idareci edinmemizin mazeretleri olamazlar. İslâm'da esas olan mutlak manada gayr-i Müslimlerin velâyetlerinin toptan reddedilmesidir. Bu duruma göre İslâm gerek fert ve gerekse ülkeler bazında mü'minle gayri müslimlerin ilişkilerini düzenlemiş ve gayri müslimlerin mü'minleri asimilasyona uğratıp, inanç ve kültürde teslim almadıkça razı olamayacaklarını şu ayetle ortaya koymuştur:

"Kendi dinlerine uymadıkça Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle razı olmayacaklardır. De ki: Hidayet ancak Allah'ın hidayetidir. Yemin olsun ki, sana ilim geldikten sonra şayet onların arzularına uyarsan Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır."(10)

Dikkat edilirse bu âyet-i kerime'de Yahudi ve Hıristiyanlar tek millet kabul edilmişlerdir. O da hiç şüphesiz küfür milletidir. İnsanları küfür milleti ve İslâm milleti diye ikiye ayırmak, Kur'ân ayetlerinin bir muktezasıdır. İslâm, yüce Allah'ın insanlık âlemine son kurtuluş mesajıdır. Irk, renk, dil ve din farkı gözetmeksizin her ferdin din, akıl, mal, can ve ırz emniyetini koruma altına almıştır. Bir tek İslâm ile mukayyed olan İslâm devleti; sadece Müslümanların değil, insanlığın dünya cennetidir. Bir İslâm toplumu açısından Kur'ân-ı Kerîm'de gayri müslimler üçe ayrılmıştır.

1) Zımmî ve andlaşmalılar, 2)Müste'menler, 3)Harbîler

Bu üç sınıfta Müslümanların ilişkilerini şu şekilde açıklayabiliriz.

A) Zımmî ve andlaşmalılar.

Zımmî veya zimmet ehli, İslâm'ın hâkim olduğu bir beldede oturanlardan Hıristiyan, Yahudi vb ehli kitap olarak kendileriyle anlaşma yapılanları ifade eder. Bu anlaşma, gayri Müslimlerin mal, can, ırz ve inançlarının korunmasını ve dış saldırılara karşı İslâm Devleti tarafından savunulmasını kapsar. Gayri Müslimler de bu güvenceye karşılık "cizye" denilen bir vergiyi üstlenmiş olurlar."(11)

Kendisi ile zimmet anlaşması yapılacak olan kimsede şu şartların bulunması gerekir.

a) Zimmet akdi yapılacak kısmın ehli kitaptan olması gerekir. Ayette şöyle buyurulur: "Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve elçisinin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kimselerle küçülüp boyun eğerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın."(12) Mecûsîler de bu kapsamda sayılmıştır.Malikîlerin meşhur görüşüne göre cizye bütün küfür ehlinden alınır. Kitap ehli olup olmamasına bakılmaz. (13) Delil şu hadistir Hz. Peygamber bir ordu komutanı tayin edince kendisine şu talimatı verirdi. "Müşriklerden olan düşmanla karşılaştığın vakit onları üç şeyden birisini kabul etmeye çağır. Bunlardan birisini kabul ederlerse onlara dokunma. Onları İslâm'a davet et. Eğer yüz çevirirlerse cizye ödemelerini söyle. Bunu da kabul etmezlerse onlarla savaş.. "(14)

b) Zimmet sözleşmesinin süresiz olarak yapılması gerekir. Eğer sözleşmeye süre konulursa geçerliliğini kaybeder. Çünkü Zimmet akdi kişinin malını, canını korumada İslâm'ın yerine geçer. İslâm sürekli olunca bu sözleşmenin de sürekli olması asıldır.

c) Zimmet sözleşmesi yapılacak kimsenin mürted (dinden dönen) kimselerden olmaması gerekir. Çünkü İslâm'da mürtedle ilgili başka hükümler vardır.(15)

d) Zimmet sözleşmesinin daru'l-İslâm'da yapılması caiz görülmeyen bir şartı taşımaması gerekir. Mesela, azınlık liderleri kendi mensuplarına öldürme, idam gibi dilediği muamelelerde bulunmak şartıyla zimmet anlaşması yapmak isteseler buna muvafakat edilmez. Çünkü zimmet akdi, azınlığın mal, can ve ırz güvenliğini sağlama görevini üstlenmiştir.

Bir İslâm toplumunda azınlığı teşkil eden gayri müslimlere ihanet etmedikleri sürece yukarıda zikredilen güvenceler verilir. Usâme (ra)'ten Hz Peygamber (sav)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. "Dikkat ediniz! Kim bir zımmîye haksızlık eder veya onun haklarını eksiltir yahut ona gücünün üstünde yük yükler veyahut da ondan rızası dışında bir şey alırsa, kıyamet gününde onun karşısında hasmı ben olurum."(16)

Daru'l-İslâm'da bir zımmîyi haksız yere öldüren kimseye katlin niteliğine göre kısas ve diğer cezalar uygulanır. Öldüren kimsenin müslüman, zîmmî veya müste'men (pasaportlu yabancı) olması sonucu değiştirmez.

Zimmet ehlinin bulunduğu yerlerde eskiden beri var olan kilise, havra gibi ibâdet yerlerine dokunulamaz. Bunlar harap olmuşsa onarılmasına engel olunmaz. Ancak gayri müslimlerin yeni kilise veya havra yapmalarına veya eskiden var olanların yerlerini değiştirmelerine izin verilmez.(17)

Hz. Ömer döneminde gayri müslimlerden üç sınıfa ayrılarak cizye vergisi alınmıştır. Zengin sayılanlardan ٤٨ dirhem (٥ dirhem yaklaşık bir koyun bedeli) orta hallilerden ٢٤ ve çalışma gücü olan yoksullardan ١٢ dirhem yıllık vergi alınmış, ayrıca arazilerinden de maktu veya çıkan ürünün belli bir yüzdesi üzerinden "haraç" vergisi alınma yoluna gidilmiştir. Diğer yandan zimmilerin dış ülkelerden ithal edeceği mallardan da yüzde beş oranında gümrük vergisi alındığı bilinmektedir.

Cizye akıllı, ergin, hür ve erkek zimmilerden alınırken, çocuklar, kadınlar, din adamları ve çalışamayacak durumda bulunan gayri müslimler bu vergiden muaf tutulmuştur."(18)

Zimmet ehli olan gayri müslimlerin Mekke'nin harem bölgesi dışında bulunan İslâm toprakları üzerinde yerleşme, mülk edinme ve ticaret yapma hakları vardır. Zımmî bir kadınla müslüman erkeğin evlenmesi caizdir.(19) Müslümanla gayri müslim arasında miras cereyan etmez. Hadiste şöyle buyurulur: "Müslüman kâfire, kafirde müslümana mirasçı olamaz."(20) Buna göre, ehli kitap bir kadınla evli bulunan müslüman erkekle, eşi arasında miras cereyan etmeyeceği gibi, çocuklarda babalarına tabi olarak yalnız ondan miras alabilirler. Ancak Muaz b. Cebel ve Muâviye (ra) ile tabiilerden Mesrûk Saîd bin el-Müseyyeb ve İbrahim en-Nahaî'ye göre "Müslüman kâfirden miras alır, fakat kafir müslümandan miras alamaz." Onlar bu konuda şu hadislerin genel anlamına dayanırlar"İslâm arttırır, eksiltmez."(21) "İslâm yücedir, onun üzerine yücelinmez."(22)Zımmî, müslümanın menkûl veya gayrimenkulünü satıp, bağış, ariyet veya vedia yoluyla alabileceği gibi, kira akdi ile de tutabilir. Ancak onun bu şekilde kiralayacağı Müslümana ait mülkü, İslâm toplumuna veya İslâm'a zarar verebilecek şekilde kullanmaması gerekir. Meyhane veya kumarhane olarak kullanması gibi."(23)

B) Müste'men (Pasaportlu Yabancı)

Bir ülkeye belli bir süre giriş için yetkililerce kendisine izin verilen kimseye müste'men denir. Günümüzde pasaportlara vurulan vize, bir çeşit vize alınan ülkenin bu kimseye verdiği "eman-güvence" niteliğindedir. Bu yüzden müste'meni "vizesi yapılmış pasaport sahibi yabancı" diye tarif edebiliriz. Günümüzde bir ülkedeki bütün elçilik personeli, geçici pasaportla gelen tüm turistler, ziyaretçiler, ticaret amacıyla gelen iş adamları bu niteliktedir.

Müste'men'le ilgili düzenleme şu ayete dayanır: "(Ey Muhammed!) Müşriklerden birisi sana sığınırsa onu güvene al, ta ki Allah'ın sözünü dinleme fırsatı, bulsun, sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.''(24) Nitekim Hudeybiye Antlaşması'ndan sonra Medine'ye gelen Ebu Süfyan'a eman verilmiş ve ona dokunulmamıştır.

Bir İslâm ülkesinden, izinli olarak gayri müslim ülkeye giden müslümanlar da orada müste'men hükmündedir. Bunların elçilik mensubu, işçi, memur, tüccar, turist vb olması sonucu değiştirmez. Bunlar, gittiği gayrimüslim ülke halkının malına, canına veya ırzına karşı saldırıda bulunamaz. Ancak Ebu Hanife ve İmam Muhammed'e göre Müslüman daru'1-harp sayılan bu ülkede onların malını faiz veya İslâm'a göre fasit sayılan alış-veriş yoluyla alabilir. Çoğunluk müctehitlere göre ise müslüman, daru'l-harp'te de belirtilen konularda İslâm'ın ilkeleri dışına çıkamaz.

Bir İslâm ülkesinde vizeli pasaportla bulunan gayrimüslimler de mal, can, ırz koruması yanında dînî inanç ve ibâdet hürriyetine sahip olurlar. Bunlar bir yıldan fazla ikamet ettikleri takdirde zimmet ehli olmayı kabul etmiş olurlar ve kendilerinden cizye vergisi alınmaya başlanır. Diğer yandan müste'men, İslâm ülkesinden bir miktar öşür veya haraç arazisi satın alırsa, zimmi statüsünde kabul edilir ve buna göre vergi yükümlüsü olur.

Ehli kitaptan vizeli pasaportlu bir kadın, İslâm ülkesinde müslüman veya zimmi bir erkekle evlense, kendisi de kocasına tabi olarak zimmet ehli olur. Ancak vizeli pasaportlu bir erkek İslâm ülkesinde zimmi bir kadınla evlense kendisi zimmet ehli statüsünü kazanamaz."(25)

C) Harbî ve Daru'l-Harp Sayılan Ülkelerle İlişkiler

Bir İslâm ülkesine göre zimmi, anlaşmalı müste'men statüsü dışında kalan gayri müslimelere "harbî", bunların ülkesine de daru'l-harp denilmiştir. Bir İslâm ülkesinin daru'l harp sayılan gayri müslim ülkelerle askerî, malî kültürel vb çeşitli alanlarda anlaşmalar yapması mümkündür. Karşı taraf anlaşma hükümlerine uyduğu sürece İslâm ülkesinin de uyması gerekir.

AllahûTeâla şöyle buyurur: "Andlaşma yaptığınız zaman Allah'ın ahdini tam olarak yerine getirin. Pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allah'ı üzerinize kefil (şahid) yaptınız. Allah yaptıklarınızı bilir. Bir topluluk, diğer bir topluluktan (sayı ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda bozucu bir araç yaparak, ipliğini kuvvetli büktükten sonra çözen kadın gibi olmayın. Çünkü Allah sizi bununla dener. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size açıklayacaktır."(26)

Diğer yandan gayrimüslim ülkenin andlaşmayı bozma emare ve işaretleri olursa, müslümanların da bozma hakları doğar. Ayette şöyle buyurulur: "Eğer bir kavmin andlaşmaya hıyanet etmesinden korkarsan, sen de onlara karşı ahdini boz. Çünkü Allah hıyanet edenleri sevmez."(27)

Dikkat edilirse Daru'l İslâm yani İslâm devleti; insanlığın kurtuluş adasıdır. İslâm devletinde güçlü olanlar haklı değil, haklı olanlar daima güçlüdür. Cemaatü'l Müsliminden, Daru'l İslâm'dan, İslâm devletinden, Müslüman idarecilerden vazgeçip gayr-i Müslimlerin velâyeti altına girmek, ne din ile ve ne de iman ile asla ve kat'a bağdaşmaz.

İslâm üsttür asla astlığı kabul edemez. Hıristiyan ve Yahudileri "Dost edinme," "İdareci edinme", İslâm'a ve Müslümanlara ast muamelesi yapmaktır. İslâm'da Yahudileri ve Hıristiyanları yahut Yahudileşmiş ve Hıristiyanlaşmış olan Müslümanları yönetici/idareci edinmek yasaklanmıştır. İslâm'ın yüceliğini kabul edenlerin İslâm'dan başka bir hayat sistemi edinmeleri, İslâm'a üst muamelesi değil, ast muamelesi yapmalarıdır. İnsanlık için ortaya çıkarılmış hayırlı önder ve örnek bir ümmetin gayr-i Müslimlerden idareci edinmeleri, kendi varlıklarını inkâr etmeleri manasına gelir. Gayr-i Müslimler Müslüman'ın idaresinde yaşayabilirler ama Müslümanlar gayr-i müslim idareciler tarafından asla idare edilemezler. Müslümanların idareciler gayr-i Müslimlerden değil, Müslümanlardandır.

-------------------

(1) Âl-i İmrân Sûresi/28

(2) bk. Müncid fî'l-luga ve'l - A'lâm "Velî" mad.; H.Basri Çantay, Kur'ân-ı Hakim ve Meal-i Kerim, 1,87 alt not:14

(3) Nisa Sûresi/144

(4) Maide Sûresi/51

(5) Tevbe Sûresi/23

(6) Mâide Sûresi/51

(7) Buhârî, Hibe 29, Cizye 18, Edeb 8; Müslim, Zekât 50; Ebû Davüd, Zekât 34; Müsned, VI, 344, 347, 355.

(8) El- Caimu Li Ahkâmi'l Kur'ân (İmam Kurtubi) C: , Sh: ,

(9) Tevbe Sûresi/24

(10) Bakara Sûresi/120

(11) İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadîr, Mısır 1898, IV, 368; eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtac, Mısır, t.y., IV, 243.

(12) Tevbe Sûresi/29

(13) İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtar, III, 293

(14) Müslim, Cihad, 3; İbn Mace, Cihad, 3

(15) bk. Buharî, Cihad, 149; Ebû Davud Hudûd, 1; Bilmen, İstilahat-ı Fıkhiyye Kamusu, III, 423

(16) Sünen-i Ebü Davud, İmare, 33,

(17) Bilmen, İstilahat-ı Fıkhiyye Kamusu, III, 426, 427

(18) el-Kâsânî, el-Bedâyi', VII, 112; İbn Abidîn, a.g.e.III,292; Ebü Yusuf, el-Harac, Kahire 1397, s. 131, 132.

(19) bk. el-Mâide Sûresi/5; et-Tevbe, 9/28

(20) Buhari Hacc 44; Müslim, Ferâiz, 1; Ebû Davud, Feraiz, 10.,

(21) Ebü Davud, Feraiz, 10; İbn Hanbel, V, 230.,

(22) Buhari Cengiz, 79

(23) es-Serahsi, el-Mebsüt, XVI, 38; el-Kasanî, a.g.e, IV, 176,

(24) Tevbe Sûresi/6

(25) Bilmen, İstilahat-ı Fıkhiyye Kamusu, III, 432 vd.

(26) Nahl Sûresi/91,92, bk. 93-95

(27) Enfâl Sûresi/58

 
Misak Dergisi 349. Sayı
Aralık 2019
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya