Tekfir Üzerine Notlar
Tekfir konusu; günümüz Müslümanları açısından özellikle içinde bulunduğumuz zaman diliminde büyük bir imtihan konusu olmuştur. Geçmişimizde olduğu gibi, günümüzde de insanlar, karşı grupta olan kişilere karşı İslâm'ın bu hususunu bir silah olarak kullanmışlar, her bir grup kendi grubunu meşru görmüş, karşı toplulukları hataya, hatta küfre nispet etmiştir. Bir kısmı ise, kendi cemaatlerini "Nuh'un Gemisi" olarak görmüş, "bizim gemiye binen kurtuldu, diğerleri ise boğuldu" tarzında anlayışlar ile kendilerini diğer Müslümanlardan soyutlamışlardır. Bunun en büyük sebebi ise Müslümanların Kur'ân ve Sünneti farklı şekilde anlamaları ve kendi fikirlerini/ideolojilerini din edinerek, İslâm adına farklı birtakım yorumlarda bulunmalarıdır. İbn Nüceym-i Mısri (rh.a) "Küfür sözlerin çoğu ihtilaflıdır. Böyle ihtilaflı sözlerle insanlar tekfir edilemez. Ben böyle bir fetva vermemeye kesin kararlıyım" diyerek bir inceliğe işaret etmiştir.
İbrahim DÖNERTAŞ
23.12.2019 10:55
175 okunma
Paylaş
TEKFİR" konusu, günümüz Müslümanları açısından özellikle içinde bulunduğumuz zaman itibarı ile büyük bir imtihan konusu olmuştur. Geçmişimizde olduğu gibi, günümüzde de insanlar, karşı grupta olan kişilere karşı İslâm'ın bu hususunu bir silah olarak kullanmışlar, her bir grup kendi grubunu meşru görmüş, karşı toplulukları hataya, hatta küfre nispet etmiştir. Bir kısmı ise, kendi cemaatlerini "Nuh'un gemisi" olarak görmüş, "bizim gemiye binen kurtuldu, diğerleri ise boğuldu" tarzından anlayışlar ile kendilerini diğer Müslümanlardan soyutlamışlardır. Bunun en büyük sebebi ise Müslümanların Kur'ân ve Sünneti farklı şekilde anlamaları ve gerçekten bütün samimi duyguları ile de olsa fikirlerini din edinerek, İslâm adına farklı birtakım uygulamalarda bulunmalarıdır. Bu mahiyetin kapsamı çok geniştir. Fakat biz, "ehlisünnet" adı verilen ve belli bir usülü takip eden Müslümanlar olarak, inandığımız ve yolunda yürümek için gayret sarf ettiğimiz ehlisünnet müçtehid ulemasının özellikle konumuz olan "tekfir" üzerine söylemiş olduğu içtihadi sözlerini ölçü alarak hareket eder isek, en azından kendi aramızda fikir ayrılıklarımız azalacak ve hatta belki de son bulacaktır. Bu sebeple genel olarak "tekfir" hususunda ve bu konunun bir bölümü olan kitaplarda geçen "küfürdür, kâfir olur vb." ibareleri ile insanların küfrüne hüküm verilmeyeceğini beyan eden, bu hususta söz söyleyen ehlisünnet âlimlerinin görüşlerini ortaya koyarak açıklamaya çalışalım. Zaten bu yazımızdan başka gelecek olan diğer yazılarımızda yine ehlisünnet müçtehid ulemasından nakillerle ortaya koymaya çalışacağımız çok önemli hususlar da vardır ki bunlar;
1) Tekfiri ancak kadı veya müftü yapar. Özellikle avam, bir Müslümanı "mürted" ilan edemez.
2) Müçtehidlerin ihtilaf ettiği meselelerde tekfir yoktur. Yani ihtilafta kadı dahi tekfir edemez.
3) "Had" konularında olduğu gibi, tekfir konusunda da "yazı" söz hükmünde değildir.
4) Ayet ve hadislerde ve hatta müçtehidlerin sözlerinde geçen her "küfürdür" ibaresi, bizim anladığımız gibi insanı ebedi cehenneme götüren küfür manasında değildir, vb. konularını içeren hususlarda, Kur'ân ve sünnetin tahlilini bizlerden daha iyi yaptığına inandığımız ve içtihadlarını delil olarak aldığımız İmam Şafii (rha), İmam Serahsi(rha), İmam Malik(rha), İmam Ahmed bin Hanbel(rha), İmam Tahavi(rha), Ali el-Kâri(rha), İmam Kurtubi (rha), İmam Râzi (rha), İbniTeymiyye (rha), İbni Kayyım el-Cevziyye (rha) vb. müçtehid ulemanın, Kur'ân ve Sünnet'ten çıkarmış olduğu fıkhi hükümler ile açıklamaya çalışacağız. Doğrudan ayet ve hadislerin zahir manalarını delil alarak anlamlar çıkaran birtakım ehliyetsiz kişilerin açıklamaları bizler için delil olmadığı gibi, böyle hükümleri çıkarmak da günahtır. Bunlara uymak da günahı gerektirir. Böyle kişiler hükümlerinde isabet etseler bile yine de günaha girerler. Bu günah bahsini de önümüzdeki yazılarımızda açıklayacağız (inşaAllah).
KİTAPLARDA YAZAN KÜFÜR
KELİMELERİ İLE İNSANLAR TEKFİR
EDİLEMEZLER
İbn Nüceym-i Mısri (rh.a) "Küfür sözlerin çoğu ihtilaflıdır. Böyle ihtilaflı sözlerle insanlar tekfir edilemez. Ben böyle bir fetva vermemeye kesin kararlıyım"(1) diyerek bir inceliğe işaret etmiştir. Tesbit açık ve nettir. Sözü söyleyen de büyük bir Hanefi âlimidir. Önemine binaen ve üzerinde durarak incelersek, "küfürdür, diye söylenen sözlerin çoğu, ihtilaflıdır". İkinci cümleyi de tahlil edelim, "Böyle sözlerle insanlar tekfir edilemez" yani çürük temel üzerine sağlam bina kurulamaz. Müslüman bir kişi için ölüm cezasını gerektiren "mürted" hükmü zan üzerine kurulmuş hükümler ile uygulanamaz. Son cümle ise, "Ben bunlarla fetva vermem" Âlim olduğu halde fetva vermeyen İbni Nüceym (rha) ve cahil olduğu halde tekfir eden avam! Ne kadar da cesaretliyiz!
Bu hususta söylenmiş olan çok önemli sözlerden biri de şöyledir, İbn Teymiyye (rha) şöyle der: "Fakihlerin mezhebine ve kendilerinin kelamlarını tefsir eden ifadelerine ve usûllerinin gerektirdiği bakış açısına müracaat etmeden, genel söylenmiş sözlerden almak, kişiyi çirkin görüşlere sürükler."(2) Bu açıklama da gerçekten üzerinde tekrar tekrar düşünülmesi gereken ifadelerdendir. Her söz, her kişi için değildir. Âlimlere ait olan sözler, avamın önüne atılırsa, bu durum süt çocuğuna, et yedirmek gibi bir şeydir. Daha süt emme çağında olan çocuğun midesi, eti hazmedemez ve hasta olur. Fakat günümüz süt çocukları bırakın et yemeyi, acılı çiğ köfte yemeye yönelmişlerdir ki, bunlar okumuş oldukları her "küfürdür" ibaresi ile insanları tekfir etmişlerdir. İnsanların önüne geçen ve hoca sıfatında olan insanlar bile âlimlerin kitaplarda yazdığı sözleri anlamakta yanılgıya düşmüşler ve "müzik dinlemenin küfür" olduğu yönünde fetva veren âlimlerin sözlerinin nankörlük manasına olduğunu anlamadan, "mutlak küfür" manasında olduğunu zannetmişler ve ehlisünnet âlimlerini eleştirerek kendilerini o makamı eleştirmeye layık görmüşlerdir. Bu da çok büyük bir hatadır. Bir âlimin sözünü açıklamaya en ehil kişi, özellikle onun mezhebini takip eden, onun usülünü bilen ve onu tanıyan başka bir âlimdir. Bu şekildeki bir usülü takip etmeyen kişiler, İbniTeymiyye (rha)'nin de dediği gibi "çirkin görüşlere sürüklenirler" İbniTeymiyye(rha)'nin bu sözü bizlere birçok âlimin sözlerinin ve kitaplarının hangi sebeplerle yine başka âlimler tarafından şerh edildiğini yani açıklandığını, izah edildiğini ve yine bu şerhlere bile daha iyi anlaşılsın diye "haşiyeler"yazıldığını izah eder. Âlimlerin fetvalarını anlamak için de ilim gerekir. Her söz, her kişi için değildir. Günümüzde din adına ortaya atılan ve bitpazarında satışa sunulan birçok sözler vardır ki, bu karmaşada işe yarayan çok önemli parçaları bulmak ancak ehil âlimlerin işidir. Aksi halde bitpazarına giden bir eczacı arkadaşa, baş ağrısı hapı diye, doğum kontrol hapını satmaya çalışan sahtekâr tezgâhtarlara yem oluruz da, haberimiz olmaz.
"Kim bile bile öz babasından başkasının evlâdı olduğunu iddia ederse..", "Kim bir kâhine gider söylediğini tasdik ederse...", "Kim Allah'tan başkasının adına yemin ederse...", "Kim namazını terk ederse küfretmiştir" hadislerinde görüleceği gibi Peygamberimiz(sav)'in hadislerinde mutlak ve umumi bir hüküm verdiği görülür. Ehl-i sünnet âlimleri, bu nevi hadislerin bazılarının, işlenen günahın büyüklüğünü göstererek insanları sakındırmak için olduğunu, aslında fâilinin küfrüne apaçık hükmedilemiyeceğini beyan etmişlerdir(3) İnsanları günah işleme ihtimaline karşılık korkutmak ve işlenecek olan günahın büyüklüğüne dikkat çekmek için bu tip kelimeler kullanmak Allah Rasûlu(sav)'in sünnetinde görüldüğü gibi, müçtehid ulemanın içtihadlarında da kendini göstermiştir. Onlar söylemiş oldukları fetvaların küfre ihtimalli olan yönlerini de "küfür" olarak söylemiş ve mükellefler Müslümanları bu yolla o kötü ihtimallerden ve belki de mutlak küfürden uzaklaştırmak için bu yola girmişlerdir. Bu metodu günümüz mukallid âlimleri de kullanarak kitaplarında ve sohbetlerinde kullanmışlardır. Fakat küfürdür dedikleri birçok mesele aslında müçtehid ulema arasında ihtilaflıdır.
Mesela günümüz ehli tevhid hocalarından Yusuf Kerimoğlu hocamız Fıkhi Meseleler isimli eserinde, "Küfür olduğunda şüphe olmayan bir metni imzalamak nasıl bir mesuliyet getirir?" sualine cevap verir iken ikrah konusuna dikkat çekmiş ve daha sonra da birtakım açıklamalardan sonra şu ibareyi de konuyu izah etme açısından nakletmiştir. İbare şudur. "(Küfür olan bir metni) Ortada ikrah-ı Mülci yokken, sırf dünyevi hırsı ve tamahı sebebiyle imzalarsa, kâfir olur"(4) Hocamızın da böyle metinleri imzalayan bütün insanları tekfir ettiği vehmini uyandıran bu sözünü bizzat hocamıza "Allah'ın hükümleri dışında, birtakım ilke ve inkılapları kabul ettiğini" beyan eden, yazılı metne imza atan kişileri tekfir edip, etmediğini sorduğumuzda, hocamızdan aldığımız cevap, yazımıza temel teşkil edecek mahiyette olan cevap idi; "Bu söz, kadı'lar için değil, mükellefler içindir." Yani, küfür metnine imza atacak olan kişi hakkında karar vermesi gereken kadı bu söz ile kişinin küfrüne hüküm veremez. Hocamız bu sözü ile mükellef olan Müslümanların şirke düşme tehlikesine dikkat çekmek ve onları âlimlerin üzerinde ihtilaf etmiş de olsalar, böyle bir görüşlerinin de olduğunu beyan etmek için kullanmıştır. Çünkü "ikrah" konusu mezhebler arasında ihtilaflı bir konudur. Hiç kimse, hatta hiçbir kadı ikrahı sadece bu sözde olduğu gibi "ikrahı mülciye" tahsis ederek insanları tekfir etme hakkına sahip değildir. Çünkü ihtilaflı meselelerde tekfir yoktur. Bu gibi sözler hocamızın da sözlü olarak beyan ettiği üzere İslâm davetçilerinin muhatablarını uyarmak için, korkutmak ve meselenin ciddiyeti ile küfre ihtimalini hissettirmek için ortaya koyduğu sözlerdir.
Kitaplarda geçen küfür kelimeleri ile insanların tekfir edilemeyeceği, bu sözlerin âlimler tarafından insanları korkutmak ve tehdit etmek için zikredildiği, bu gibi sözlerin insanlar tarafından yanlış bir şekilde anlaşıldığı ve yanlış bir şekilde kullanıldığı noktasında Fıkhı Ekber isimli eserin şerhinde Aliyyül Kârî(rha) "Kıble ehline kâfir denmez" isimli başlıkta şu çok önemli açıklamaları yapar: "Ehlisünnet âlimlerinin 'Kıble ehlinden hiçbir kimseye kâfir denemez' sözleri ile 'Kur'ân'ın yaratılmış olduğunu, yahut Allah'ı görmenin muhal olduğunu söyleyen, yahut Hz.Ebubekir ile Hz.Ömer'e söven, yahut onları lanetleyen kimse kâfir olur' sözlerini birleştirmek müşkil bir meseledir. 'Mevakıf' adlı kitabın şârihi de aynı şeyi söylüyor. Fetva kitaplarında ise şöyle yazılıdır: Hz.Ebubekir ile Hz. Ömer'e söğmek küfür olduğu gibi, bunların halifeliğini inkâr etmek de küfürdür. Şüphe yok ki bu gibi meseleler Müslümanlarca makbuldür. Fakat yukarıdaki iki söz arasını birleştirmek ise müşküldür…..Bu müşkül şu şekilde kaldırılabilir. Fetva kitaplarının yazarlarının, bilmeden ve delilini açıklamadan naklettikleri fetvalar delil değildir. Zira dini meselelerde inançlar, kesin delillere dayanmalıdır. Bir Müslümana kâfir demede ise açık ve kapalı fesat ve fitneler vardır"(5) diyen AliyyülKârî (rha)'nin meseleyi izah eder iken özellikle, "Fetva kitaplarını yazan âlimlerin, bilmeden ve delilini açıklamadan, sadece metin ile naklettikleri fetvalar delil değildir" sözü konumuz için çok önemli bir açıklamadır. Ayrıca "akide, kesin delillere dayanmalıdır" ibaresi de özellikle dikkate değerdir. Kesin delillere dayanmayan, zanni olan inanışlar mutlak akidemiz değildir.Ve bunlarla insanlar tekfir edilemezler. Yine AliyyülKârî meseledeki müşkil durumu açıklamak için devam eder ve İbni Humam (rha)'dan şu nakli yapar: "İbniHumam, HidayeŞerhi'nde cevap vermek için şöyle der; 'Bil ki (yukarıda) zikredilen kişilerin küfrüne hükmetmek, Ebu Hanife ve Şafii'den nakledildiği üzere, kıble ehlinden hiçbir kimsenin tekfir edilemeyeceği yolundaki sözlerinin tevili şöyledir; Bu inanç haddizatında küfürdür. Bu sözü söyleyen kâfir olmasa da o sözün, doğruyu aramakta gayret göstermek için gücünü sarf etmesinden ibaret olmasına binaen küfür olan sözü sarf etmektir. Ancak böyle bir kimsenin arkasında namaz kılmanın caiz olmadığını ve batıl olduğunu söylemek bu iki sözü birleştirmez. Bu müşkülü ortadan kaldırmak için şöyle demek de mümkündür: böyle kişilerin arkasında namaz kılmanın ihtiyat olarak batıl olmasına hükmetmeleri, onların küfrü ile hükmetmelerini gerektirmez."(6) İbniHümam'ın İmam Şafii ve Ebu Hanife'nin sözlerini şerh etmesi, ne anlamlara geldiğini açıklaması bizlerin de bu konuda anlatmaya çalıştığımız meseleyi kuvvetlendiren bir husustur. Bir âlimin sözünü yine bir başka âlim açıklar ve daha iyi anlar. Avamdan olan insanların âlimlerin sözlerine istediği gibi anlam yüklemesi söz konusu olamaz. İkinci husus ise bizim daha önce de "her küfür insanı dinden çıkarmaz, kâfir yapmaz" başlığı altında izah etmeye çalıştığımız meseledir ki burada da söz küfür olmasına rağmen, kâfir olmayabileceği açıklaması yapılmaktadır. Ve yine "söylenen söz ile ne kast ediliyor, bunu anlamak için de âlim olmak gerekir" meselesi için bir delil daha mevcut. Şöyleki küfür kelimesini söylediği halde ve kâfir olmayabileceği halde arkalarında namaz kılmanın caiz olmadığını ve batıl olduğunu söylemelerini de, kıldıkları namazın "ihtiyaten" tedbiri anlamında caiz olmadığını beyan ediyor ve bu 'namaz caiz olmaz ve batıl olur' sözleri de onları tekfir anlamını taşımaz" diyerek, bu açıklamayı da beyan etmektedir. Demek ki kelimelerin ne anlamlara geldiği oldukça önemlidir. Hiç kimse kafasına göre âlimlerin kitaplarda geçen sözlerini yorumlayamaz, o yorumlarla da ne kendisi amel edebilir, ne de başka insanlara fetva verebilir.
Yine Fıkhı Ekber'den Aliyyül Kârî (rha)'den gelen açıklamalar ile devam edelim. Aliyyül Kârî (rha) şöyle der: "Fakihlerin kıble ehline kâfir demesi muhaliflerin görüşlerini reddetmek konusunda tehdit için olması da caizdir."(7) Açıklamadan da anlaşıldığı üzere demek ki âlimler tekfiri kast etmeseler de, gerçekte tekfir etmeseler de karşı tarafın delillerini reddetmek ve onları tehdit etmek için de "kâfirdir" ibaresini kullanabilmekteler. Bu yüzden her "kâfirdir" ibaresi, insanları tekfir etmek için değildir. Bu ibarelerde insanları tekfir etmek için delil olamaz.
Kitaplarda yazan fetvalar kim içindir? Sorusunun cevabını öğrenmeden, doğrudan malzemeyi alarak işleme tabi tutmak insanı Müslümanların birbirlerinin boynunu vuracak derecede büyük hatalara sevk edebileceği için, mukallid Müslümanların bu hususta çok iyi araştırma yapması ve sadece tek bir söz ile yetinmeyip, konu hakkında detaylı bir araştırma yapması onu cehennem ateşinden koruyacaktır.
Yine İbniTeymiyye şöyle der; "Meselenin aslı şu şekildedir; kitab, sünnet ve icma ile küfür olduğu sabit olan bir söz için "Bu mutlak küfürdür" denir. Şer'i deliller bunu göstermektedir. İman Allah ve Rasulu(sav)'den öğrenilen hükümlerdir. İnsanların zan ve hevalarına göre karar verebilecekleri bir konu değildir. Hakkında tekfirin şartları sabit olmadıkça ve engelleri ortadan kalkmadıkça, bu tür sözleri söyleyen her kişi hakkında küfür hükmü verilmez."(8)
Bir başka yerde İbnTeymiyye (rha) küfür türünden bidatı olan kişinin arkasında namaz kılınacak veya kılınamayacak kişiyi açıklarken ve küfür sözü söyleyeni değerlendirirken şöyle der; "Söz küfür olabilir. Ancak bu hüküm muayyen bir şahsa indirgeneceği zaman, kişinin küfrünü kanıtlayan delil ortaya çıkıncaya kadar kâfir olduğuna hükmedilmez"(9)
Yine İbniTeymiyye'nin şu sözünde çok önemli mesajlar vardır; "Meselenin aslı şu şekildedir; kitab, sünnet ve icma ile küfür olduğu sabit olan bir söz için "Bu mutlak küfürdür" denir. Şer'i deliller bunu göstermektedir. İman Allah ve Rasulu (sav)'den öğrenilen hükümlerdir. İnsanların zan ve hevalarına göre karar verebilecekleri bir konu değildir. Hakkında tekfirin şartları sabit olmadıkça ve engelleri ortadan kalkmadıkça, bu tür sözleri söyleyen her kişi hakkında küfür hükmü verilmez"(10) diyen İbniTeymiyye, hakkında ihtilaf olmadığı halde, Kitab, Sünnet ve icma ile küfür olduğu sabit olan bir söz için bile hemen tekfir hükmünün verilemeyeceğini ve tekfirin engellerinin ortadan kalkmasına dikkat çeker. Bu engellerin ne olduğunu ise yine başka bir yerde ve başka bir sözü ile şöyle açıklar;
Şeyhu'l İslâm İbnTeymiyye (rha) der ki; "…….sahibini tekfir ettiren sözlerin de durumu böyledir. Hakkı bilmeyi gerektiren nasslar bir kimseye ulaşmamış olabilir yahut nasslar ulaşmış da onun yanında sabitlik derecesi olmamış olabilir. Veya nassları anlamak onun için mümkün olmamıştır ya da Allah'ın mazur göreceği başka şüpheler de olmuş olabilir. Mü'minlerden herhangi bir kişi hakkı elde etmede çaba harcar da bununla beraber hata ederse Allah onun hatasını affeder"(11) ibareleri de gerçekten her biri üzerinde ayrı ayrı düşünmeyi gerektirir.
HER KÜFÜR İMANDAN ÇIKARMAZ
Çünkü küfürler yerine göre farklı olabilir. Genelinde küfür, insanın dine girmediğini veya girdikten sonra çıktığını ifade ederse de Arapça naslarda ifade edilen bazı küfür kelimeleri vardır ki, bunlar dinden çıkma manasını ifade etmezler. Bunlar, nankörlük, kadirşinas olmamak, yapılan iyilikleri takdir etmemek gibi manaları ifade ederler. Buhari (rha) bu duruma dikkat çekmek için kitabının "İman" bölümünün 21. Babında şöyle bir başlık zikretmiştir "Bu bab, eşine karşı nankörlük etmeyi ve küfrün, küfürden farklı olacağını beyan eden bab'dır"(12) diyerek duruma açıklık getirir. Yani dinden çıkaran küfürden daha alt derecede olan küfür de vardır"(13) Aynı kitab'dan naklen " Aynî (rha) diyor ki; " Buhâri bu başlıkla, küfrün derecelerinin mana bakımından farklı olduğuna işaret etmek istemiş; 'Bazı küfürler vardır ki, küfre yakındır, ama kişiyi kâfir etmez'demek istemiştir."(14) diyerek küfürdür denen her sözün insanı kâfir yapmayacağını vurgulamaktadır. (Rahmetli) Hasan Karakaya hoca açıklıyor; "Görüldüğü gibi Hz.Peygamber (sav) küfür kelimesini dinden çıkma manası dışındaki anlamlarda da kullanmıştır. Bu nedenle dikkat etmek gerekir; Her küfür kelimesi görüldüğünde "kâfir" oldu denilmemelidir…. Müslüman görünümlü insanlara kâfir demede ihtiyatlı olunmalı, acele edilmemeli…"(15) diyerek konunun hassasiyetine işaret eder.
İbn Abidin de bu konu ile ilgili şu çok önemli açıklamayı yapar; "Elfâz-ı Küfre dair müstakil eserler vardır. Kitaplarda zikredilen küfür kelimelerinden hiçbiri ile bir kimsenin küfrüne fetva verilemez. Ancak âlimlerin küfrüne ittifak ettikleri surette onun küfrüyle hükmolunur. Ayeti kerime veya mütevatir haberin delâleti kesin olmazsa yahut haber kesin olup yahut kendisinde bir şüphe bulunursa yahut icma'sı bütün müctehidlerin icma'sı olmaz ise yahut bütün müctehidlerin icması olup, fakat sahabenin icması olmaz ise, yahut sahabenin icma'sı olup, fakat bütün sahabenin icma'sı olmaz ise, yahut bütün sahabenin icma'sı olup fakat tevatür yolu ile sabit olmadığı için kesin olmaz ise, yahut kesin olup sukuti icması olmaz ise bu suretlerin her birinde inkâr eden kâfir olmaz. Bunu Usu'l-ü Fıkıh kitaplarını okuyan bilir. Bu kaideyi ezberle. Fıkıh meselelerini çıkarmada sana fayda verir. Hatta fıkıh kitaplarında 'şunu söyleyen veya işleyen kâfir olur, şunu söyleyen veya işleyen kâfir olmaz' diye zikredilenlerden hangisinin sahih olup olmadığını bilirsin"(16)
13. hicri asır hanefi fıkıhçılarından İbn 'Âbidin eserlerinde tekfir konusuna temas ederken oldukça insaflı, temkinli ve müsamahakâr ifadeler kullanmıştır. O şöyle demektedir: "...Ortaya çıkan netice şudur ki, bir müslümanın küfrü gerektiren sözünü güzel bir şekilde te'vil imkâna varsa veya bu sözün küfre girdiğinde ihtilâf mevcutsa, (müslümanı kâfir saymamayı gerektiren) rivayet zayıf bile olsa, bu rivayete dayanarak böyle bir müslümanı tekfir etmemelidir. Ki, küfür olduğu söylenen sözlerin çoğunluğunda ihtilâf vardır. Bu tip ihtilaflı sözlerle kişilerin tekfirine hükmolunamaz. Ben kesinlikle bu tip fetva vermekten kendimi alıkoydum."(17)
Sonuç olarak mesele, mukallid olmanın ne demek olduğunu anlamış ve kendisinin de ehlisünnet âlimlerinin fıkhına tabi olduğunu söyleyen Müslümanlar için gayet açık ve seçiktir. Fakat tam tersi böyle söylediği halde, doğrudan konu ile ilgili tek bir nassı, tek bir sözü ele alan insanlar için ise "büyük günah" ve hatta "irtidad" hadisesi her zaman ihtimal dahilindedir. Birbirimize sahip çıkalım.
____________________
(1) İbn Abidin, 111/285
(2) es-Sârimu'l MeslulalâŞâtimi'rRasûl 2/512; Eşref Yılmaz, Tekfir Meselesi Üzerine Mülahazalar, Küresel Kitap, sh.29.
(3) İman Küfür Sınırı, A.SaimKılavuz, Marifet yay.İst.1984 shf.75-76
(4) Fıkhi Meseleler, Y.Kerimoğlu, Ölçü yay. Ankara 1987 C.1 sh.202
(5) Fıkhı Ekber, AliyyülKârî şerhi, çağrı yay.İst.1981 sh.405
(6) a.g.e. sh: 406
(7) a.g.e. sh: 406-407
(8) Mecmuu'l-Fetâvâ, 35/101; Tekfir Meselesi, Faruk Furkan, Konya 2012, sh.222
(9) Mecmuu'l-Fetâvâ, 23/195; Tekfirde 30 Risale, Muhammed el-Makdisi, Secde kitab, shf.125
(10) Mecmuu'l-Fetâvâ, 35/101; Tekfir Meselesi, Faruk Furkan, Konya 2012, sh.222.
(11) Mecmuu'l-Fetâvâ, 23/346; Tekfir Meselesi, FarukFurkan, Konya 2012, sh.47
(12) Buhâri, İman 21
(13) Hasan Karakaya, İslâmAkaidi, Beka yay. İst.2011, shf.93
(14) Bakınız Umdatu'l-Kâri, I., 200
(15) Hasan Karakaya, İslâmAkaidi, Beka yay. İst.2011, shf.94
(16) İbniAbidin, Şamil yay., c.9 shf.57
(17) İbn ‹Âbidîn, Raddu'l - Muhtar, c. III, s. 285; Mecmû'atu'r -Resâil, c. I, s. 342.
 
 
Misak Dergisi 349. Sayı
Aralık 2019
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya