Transhumanizm; İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü
Transhümanizm; aşamalı olarak biyolojik insandan mekanik insana yani biyolojik hümanizmden mekanik olan posthümanizme geçiş sürecidir. Hümanizm ve transhümanizmin ardılı olan posthümanizm; hümanizmin tarihsel çöküşü zannının üzerine dayanır. Posthumanlar; bireyler olarak mevcut insanoğlu tarafından temel yetenekleri doğal sınırlarına ulaştırılmıştır. Kendilerini posthuman’a dönüştürecek insanlar fiziksel ve ruhi olarak sınırsız bireyler ve üstün ırk olacaktır. Teknolojik tanrı yaratılmasını bekleyen transhümanist akım insanı tanrı yerine koyma sürecini gerçekleştirerek insanı sonsuzlaştırarak sonsuz olan tanrının konumunu ve rolünü ona verecektir. Bilim ve teknolojiyi yüceleştiren ve aşkın tanrının yersiz olduğunu temsil eden transhümanizm, kendini seküler bir proje olarak dinin yerine konumlandırır.
Mehmed Zahid AYDAR
19.11.2019 10:10
1.803 okunma
Paylaş
 
 
 

KitabınAdı:

TRANSHÜMANİZM

İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü

Yazarı: Ahmet Dağ

BasımYeri veTarihi: Ank 2018

Yayınevi: Elis Yayınları

Sayfası: 267

KapakTürü: Karton

 
 

BATI için Orta Çağ (5-15. yy.); Rönesans’a (14-17. yy.) kadar Hristiyanlık ekseninde insan-tanrı-doğa dengesi oluşturmaya çalışmış ama bu dengeyi tutturamamış -kendi tanımlamasıyla- karanlık çağdır. Rönesans ve sonrasında tanrı ve doğa dengeden çıkarılarak insanı merkeze koyan antroposantirik ve humanist yaklaşımda bulunulmuştur. Modern dönemde deist aydınlanmacı yaklaşımlarla (Galileo, Newton ve Hume vs.) tanrıyı bir kenara koymuşlar. Daha sonrasında ise Feuerbach, Sartre ve Camus gibi filozoflar üzerinden tanrı, yalnızca yokluğa mâhkum edilmekle kalmamış saldırıya da uğramıştır. Bu tasfiye veya saldırının başlangıç dönemi Rönesans, felsefi cereyanı ise hümanizm olmuştur. Batı düşüncesi hümanizmle yetinmemiş, transhümanizm ve posthümanizm gibi isimlendirme ve projelerle hümanizmi çeşitlendirmiştir.

Tarih ve coğrafya olgusundan hareketle temelde hümanizmi ve trans-posthümanizmi ele alan bu çalışma hem hümanizm gerçeğini hem de hümanizmin ne olduğundan hareketle Batı düşünce tarihinde özne merkezli yaklaşımların doğurduğu sorunları ele alma amacını taşımaktadır. Hümanizmi anlamak için hem onun karşı olduğu hem de ondan devşirilen Hristiyanlığın tarihini anlamak gerekir. İşte bu bağlamda çalışmanın ilk bölümü olan “Din Çağ’ından Seküler ve Bilimci Rönesans’a başlığında Hristiyan teoloji tarihi, tanrı-insan düzleminde anlamaya çalışılmıştır. Pagan Roma’nın Hristiyanlığı nüfuzu altına alması ve dönüştürmesi daha sonra akademik-kutsal Batı Roma İmparatorluğu’yla Hristiyanlık, teolojik dönüşüm geçirerek Rönesans hareketine uyum sağlamaya çalışmıştır. Hem Rönesans’ın hem de hümanizmin vatanı olan İtalya’dan Kuzey Avrupa’ya geçiş yapan hümanizm, Avrupa’nın sekülerleşmesini başlatmış ticari kapitalizm ise bu sekülerleşmeyi hızlandırmıştır. Avrupa’yı sekülerleştirici yeni bir inanış türü olmuş ve batının bilimsel ve kültürel dönüşümünü meydana getirmiş olan hümanizm, Batı tarihinde –adeta-dine karşı din olmuştur.

Dinin seküler-hümanist bir karakter kazanmasında etkin olan kişi, yenilikçi yönüyle Prometheus Erasmus’tur. Öze dönme amacında olan bir anti-hümanist olan Luther’in Reformu; hem Germenlerin ikinci kez Roma’yı mağlup etmesi hem de Roma emperyalizmine karşı Kuzey Avrupa tepkisidir. Luther’in ‘görev aşkı’ kavramıyla ve tutkulu insan tasavvuruyla -Weberci anlamda- Protestan kapitalizmin ruhu olduğu söylenebilir. Din, siyaset, bilim ve kültürün etkileşim halinde olduğu Hristiyanlık ve Rönesans’ın konu edinildiği bu bölümde Erasmus ve Luther’in katkısıyla oluşan dünyevileşmeye değinilmiştir.

İkinci bölüm olan Makineleşmeden Sibernetiğe & Modern Hümanizmden Transhümanizme’başlığında ise Rönesans’ın uzantısı olan modernlik (17. Yüzyıl) ve Aydınlanma döneminde hümanizmin dönüşümü ele alınacak; öncelikle modernliğin en önemli filozofları olan Bacon, Descartes ve Newton üzerinden Batı düşünce algısının teosantirik (tanrı merkezli) durumdan homosantirik (insan merkezli) ve güç eksenli bir duruma nasıl getirildiği konu edinilecektir. Daha sonrasında modern bir paganlık olan Aydınlanma’nın Kant, Hume ve A. Smith üzerinden getirdiği seküler dünya ve insan durumundan bahsedilecektir. Modernlik ve aydınlanmanın doğa ve insanı dönüştürmekle yetinmeyip Bacon ve Darwin felsefesiyle ilişkili olan transhümanizminneliğine, Nietzsche’yle ilişkili olduğu söylendiği için Nietzsche'ci köklerine ve Nietzsche’nin transhümanizmden ayrılan yönlerine değinilecektir. Transhümanizmin ütopik ve teknolojik bir hareket olduğundan hareketle transhümanizmin doğa ve insanı nasıl dönüştürme çabası içine girdiği konu edinilecektir. İnsanı ve doğayı dönüştürme hareketinde ara dönem olan transhümanizm; J. Huxley, J.B.S. Haldane, J.D. Bernal, Moravec, F.M. Esfandiary, E.K. Drexler, R. Kruzweil, N. Bostrom ve Minsky vb. temsilcileri üzerinden izah edilecektir. Transmimanizmin gen, robotik, sibermetik, nanoteknoloji ve yapay zekâ (YZ) gibi uygulamalarla arzuladığı teknolojik ve sibernetik devrim vaadine değinilecektir.

3. bölüm olan Bacon'cu Tasarının Tamamlanma Süreci: Transhümanizm’den Posthümanizme’ bölümünde transhümanizmin devrimci ve dönüştürücü güce NBIC (Nano, Bio, Info, Cogno) vasıtasıyla nasıl ulaştığına, özellikle tıp teknolojisinin insanı dönüştürmede ve ara varlık olarak ikame etmede etkisi ele alınıp transhuman’dan (geçiş insanı) posthuman’a (insan sonrası) geçiş teorisine yer verilecektir.

[Trans’ kavramı ‘geçiş’ anlamına gelir ancak aynı zamanda ötesine geçme veya karakter değiştirme bir şeyden bir şeye geçişi ifade eder. ‘Üstte’ veya ‘ötesi’, ‘super’ öneki, ‘belirli bir sınıfın normlarını veya sınırlarını aşan’ özelliğini veren anlamı taşır. Sıradan bir insan olan insanın kapasitesi ve kabiliyeti mümkün olduğu ölçüde genişletilmiştir. ‘Bir şeyden sonrayı’ veya ‘…den daha sonra geleni’ vurgulayan ‘post’ öneki ile değiştirilen şey artık aynı tür bir şey değildir. S.125 ]

İnsanın doğasını ve hayatını dönüştürme amacı taşıyan transmimanizmin insanlığa getireceği fayda ve zararlarına değinilecektir. Dönüştürücü bir içeriğe ve amaca sahip olan transhümanizmin en çok umut bağladığı YZ(Yapay Zekâ), tarihsel ve felsefi olarak ele alınacaktır. Son olarak sibernetik ve robotik çalışmaların neler olduğuna, bunların imkân ve zaafına, ahlaki ve hukuki sorunlarına değinilecektir.

Bu çalışma; ülkemizde şimdiye kadar var olan yanlış hümanizm algısını doğrultmaya yönelik nadir çalışmalardan biri olacağı gibi trans-posthümanizm üzerinde ve bu alana dair yapılan ilk çalışmalardan biri olacaktır. Transhümanizm-posthümanizm konusunda bir veya iki tercüme olmakla beraber telif eser ise hiç yoktur denilebilir. Oysa Batı’da bu konu üzerine binlerce kitap, on binlerce makale çalışması yapılmış durumdadır. Bu çalışma trans-posthümanizme dair ilk kapsamlı çalışma olacağı gibi YZ’ya da değinen ender felsefî çalışmalardan biri olacaktır. İlk olması nedeniyle, geliştirilmeye ve katkıya ihtiyaç da duyacak olan bir çalışma olma özelliğini de barındırmaktadır. Batı uygarlığının köklerini anlama çabasıyla daha önce yayımlanmış olan Baudrillard ve Hume metinlerinin tamamlayıcısı olan bir üçlemenin üçüncüsü olan bu çalışmam, Batı’nın insanlığı getireceği kaotik duruma dikkat çeken eleştirel ve meseleyi anlamaya yönelik teşebbüs içeren bir metindir.” (S. 9-14)

1.Bölüm

Din Çağı’ndan Seküler ve Bilimci Rönesans’a

“Batı uygarlığının temellerinden biri olan Hristiyanlık, tarihî bir din olarak hem nazari hem de tecrübi bir etkiye sahip olmuştur. Fakat tarihin doğasını kavramalarına karşın öykünün süreci ve sonunun ne olduğunun farkında değildirler. İsa-Mesih-Kilise ilişkisi bağlamında otorite inşa edilerek diğer bir otorite olan Roma İmparatorluğu’na meydan okuyan siyasi ve kültürel bir güç olan Hristiyanlıkta, Sezar’a karşı İsa’ya itaat esas alınmıştır. Coğrafî ve kültürel dinamiklere hem uyum sağlayan hem de bunları dönüştüren Hristiyanlık, Doğuda mistik Batı da ise güç odaklı olmuştur. Hristiyanlık; Helen ve Patristik kaynaklardan beslenmiştir.

Roma dünyasıyla yoğrulan Roma Katolik Kilisesi; Roma kültürünü aktarma konumuyla Orta Çağ’a geçişte önemli bir işlevi olmuştur. Paul’un Judeo-Greco-Christo forma dönüştürdüğü Hristiyanlık etkisini resim, mimari ve edebiyat alanında göstermiştir. Yeryüzü devletine karşı Tanrı Devleti kurma amacında olan teolojik yaklaşımla imparatora tanrısal unvanlar verilmiştir. Din; siyasi, sosyal ve kültürel bir etki olarak Batı uygarlığında hâkim olmuştur.

Akdeniz ve Doğu Avrupa’ya nazaran güç ve rasyonel ağırlıklı olan Kuzey Avrupa’da din daha toplumsal ve siyasi hale getirilmiş, Batı Roma İmparatorluğu olarak tecessüm etmiştir. Birey olarak İsa’nın kişiliği ön plana çıkarken Sezar ve Kudüs (Tanrı kenti) yeniden diriltilmek istenmiştir. Şarlman, Avignon’u (Yeni Kudüs) inşa etmek amacıyla eğitim maksatlı katedral ve manastırlar inşa etmiş, sonrasında ise Avrupa üniversiteleri doğmuştur.

Din Çağ’ı diyebileceğimiz bu dönemde din, yalnızca itikadi bir düzlemde değil toplumsal ve siyasal bir düzlemde ele alınmıştır. Mistik ve tekelliği terk eden Hristiyanlık ve kilise kültürel, bilimsel ve akademik bir yapının meydana gelmesine yol açmıştır. Çeşitli mezhep, tarikat ve düşünür-teologlar vasıtasıyla siyaseti ve toplumsalı dönüştüren bir güç haline gelmiştir.

Önce İtalya’da doğan sonra Kuzey Avrupa’ya yayılan Rönesans’ın temelleri Orta Çağ’da bulunur. Dinî mimari, sivil mimariye dönüştüğü gibi dini yazın da edebî yazına dönüşmüştür. Yalnızca kralların değil papaların da etkisinde bulunan sosyal ve kültürel hayat bu dönemde zenginleşmiştir. Bu dönemde Michelangelo’dan Petrarca’ya, Machiavelli’den Cervantes’e, Medici Hanedanı’ndan Stuart Hanedanı’na kadar birçok ünlü mimar, ressam, düşünür, edebiyatçı ve yöneticiler bulunur. İnsana atfedilen güç, ona verilen önem ve değer Rönesans’ın heykel ve resim çalışmalarında görülür. İnsanın özgür düş/ünüm/leri ve hayalleri edebiyatta kendini göstermiştir. Yalnızca entelektüel dinamizm değil ziraatın ve ticari kapitalizmin yani endüstriyel ticaretin ilk unsurları bu dönemde görülmüştür.

Sosyo-kültürel farklılaşmanın yaşanması, Rönesans’la birlikte hümanizmin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Dünya pagan bir dünya olarak anlaşılmış, çileci ve diz çöken bir insandan daha çok akla önem veren, bilim üreten ve dünyayı dönüştüren bir insana geçilmiştir. Kuzeyde ve Alplerde Protestanlık entelektüel bir görünümde yaygınlaşmıştır. Matbaa, keşifler, tercümeler ve ilmî seyahatler düşünce ve kültür hayatını zenginleştirmiştir.

Hristiyan hümanizmi; İsa merkezli bir teoloji ortaya koyarken Tanrının insan olduğu gibi insanın da Tanrı olabileceği yaklaşımında bulundu. Teolojik hümanizm; yeni küresel gerçekler karşısında bir arayış içerisine girer ve dinî geleneği insanileştirmeye çalışır. Benzetimlerle hayatın çok yönlülüğüne dikkat çeker. Uygar hümanizm ise topluma ve devlete fayda sağlama gayesinde olan -Erasmus örneğinde olduğu gibi- reformist bir tutum içerisindedir.

Rönesans; bilim, eğitim, kültür ve siyaset alanında dönüşüm meydana getirerek dönüştürücü güç olmuştur. Bilim, kültür, eğitimin yanında dönüştürücü unsur olarak siyaset görülmüştür ki bunun en büyük örneği seküler ve amoral bir Prens tasvir eden Machiavelli’dir. O, sorunları hümanist bir sürecin içinde ve onun sayesinde kavramıştır.

Bu ‘seküler-hümanist’ çağın en önemli düşünür-teoloğu: eskiyle-yeniyi gelenekseli-moderni sentezleme amacında olmuş Erasmus‘tur. Geleneğin tortularına, modern olanın ayartıcı unsurlarına tepkisel olmuştur. Üç önemli ayak olarak gördüğü çocuk (müstakbel toplum), asker (koruyucu) ve prens (yönetici) yetiştirmedeki başarının toplumsal barışı sağlayacağına ve böylelikle Avrupa’nın da başarılı olacağına inanır. Liberal ve pagan bir hümanist anlayış ortaya koyan Erasmus; gelenekçi yönüyle İsa, yenilikçi yönüyle Prometheus’tur.

Erasmus’un aksine Luther, anti-hümanist bir konuma sahiptir. Dini yeniden diriltme veya öze dönme amacında olan teolog, güçlü bir kanun ve devlete de vurguda bulunur. Papalığa ve katı kilise otoritesine karşı laik ve özgür düzen inşa etme amacında olmuştur. Bir anlamda Sezar’ın hakkını Sezar’a veren düşünür-teolog, manevi hayat ve dünyevi hayat arasında ikilem meydana getirmiştir. Luther, yalnızca kendi bölgesinde ve döneminde etkin olmayıp Avrupa ve İskandinavlardan Balkanlara, Akdeniz’den Afrika’ya kadar birçok ülkede etkin olmuştur.

Özetle Din Çağ’ından seküler ve hümanist Rönesans dönemine geçiş; din, siyaset, bilim ve kültürün iç içe olduğu bir sürecin sonucunda olmuştur. Bu sürecin içinde mimarlar, edebiyatçılar, siyaset bilimciler, bilim adamları ve teolog-düşünürler olmuştur.

Dinî bakış açısının etkin olduğu bu dönem sonrasında meydana gelecek 300 yıllık akılcı-bîlimci bîr dönemin meydana gelmesine katkı sağlamıştır. Bu zemin üzerine Aydınlanma, Fransız Devrimi, Sanayileşme ve nihayetinde teknolojikleşme inşa edilmiştir.”(S.85-90)

2. Bölüm

Makineleşmeden Sibernetiğe & Modern Hümanizmden Transhümanizme

“Modernliğin oluşumunda ve yeni bilimin meydana gelmesinde Descartes, Copernicus, Kepler, Galileo ve Newton gibi bilim adamlarının katkıları vardır. Bu asırda akılcı ve deneyci bakış güçlenmiş, dinî bakış gerilemiştir.

Felsefi ve bilimsel karakter olarak laik bir tutuma sahip bu asrın (17. yy) karakteristiğini verebilecek üç fîlozof-bilimci; Bacon, Descartes ve Newton’dur. Deney ve uygulamalı bilimin öncüsü olan ve bilginin, doğa üzerinde tahakküm aracı olduğunu vurgulayan Bacon’a göre akıl ve duyum sayesinde doğa alt edilebilir ve dünyanın efendisi olunabilirdi. Her ne kadar ütopik gibi görünse de uygulamalı bilimin örneklerini vazeden Bacon, dünyayı manevi bir varlık alanı olarak değil maddi bir düzlem olarak algılamıştır.

Bacon’un deneysel açıklamasına karşın dünyayı rasyonel ve matematiksel olarak algılayan Descartes, özne ve yöntemi doğayı makinaya benzetmiş insanın bu makinayı kavrayabilme özelliğini dinamik akılda bulmuştur. Buna bağlı olarak mekanik dünyayı yaratan tanrı tasavvuruyla Descartes, madde/mekân ve ruh/ zaman ayrımı yaparak uzamı sayıya dönüştürerek analitik geometriyi inşa etmiştir. Descartes, sekülerleşmeyi hızlandıran ve tanrının evrendeki imtiyazlı konumuna son veren bir filozoftur. Bacon ve Descartes’in sentezi diyebileceğimiz Newton, tanrının varlığını sistemin bir parçası olarak görür ve akıllı bir tasarımcı tarafından evrenin matematiksel dizgeye sahip yaratıldığını iddia eder. Yalnızca fizik bilimi etkilememiş genel yasaya ulaşma bağlamında sosyal bilimler alanını ve güç vurgusundan dolayı da Batı siyasetini etkilemiştir. Dünyayı mekanik ve matematiksel olarak algılayan üç filozof, yalnızca evren tasavvurunu değil bu tasavvurun sahibi olan insanı da değiştirmiştir.

Rönesans ve reformla dünyevilik ve akılcılık ilerlemiş, deist ve mekanikçi 17. asır, aydınlanmanın temeli olmuştur. Dünyevi nitelikler taşısa da 17. ve 18. yy. felsefesi teolojik unsurları terk etmiş değildir. Fakat din; üçleme, ilk günah, mucizelerin savunucusu olan kilisenin dini değil aklın (doğal) dinidir. Dünyanın Augustinus’un ‘Tanrı Devleti’ kadar güçlü ve huzurlu olacağına inanan Aydınlanmacılık, Hristiyanlığın kadim kalıplarını değiştirmiştir. Gerek monarşiye gerekse kiliseye karşı mücadelesinin neticesinde yeni bir toplum ve bireyin zuhur etmesine katkıda bulunmuştur. Akıl, hurafeye ve cehalete karşı savaşın ve ilerlemenin anahtarı olarak görülmüştür. Sosyal, kültürel ve entelektüel dönüşümlerin olduğu Aydınlanma; bilgi, tarih, siyaset-yönetim, din, iktisat ve ahlak alanında odaklanmıştır. Fransız fizyokratların etkisiyle materyalist bir karakter edinen Aydınlanma; epistemolojik, deneyci ve materyalist bir karakter kazanmıştır.

Çağının ruhu -estetiğin, bilimin, siyasetin ve ticaretin çok etkin olduğu dönemin ruhu- olan Hume bu etki alanlarında çalışmış olan bir sosyal bilimcidir. Geleneğe yönelik eleştirel, yıkıcı tavır ve kurucu tutum edinen Hume için gelecek –kapitalist-düzenin en önemli unsurları; rekabet, tutku, hırs ve lükstür. Dönemin hâkim görüşü olan Merkantilist yaklaşımı eleştirerek, serbest uluslararası ticaretin taraftarı olarak ve para miktarı kuramıyla iktisat biliminin gelişimine katkıda bulunmuştur. Ticari kapitalizmi zirveye ulaştıran Smith, ekonomik ve toplumsal süreçleri aklın ürünü olarak görüyordu. İnsandaki daha iyi hal için tamahı olumlayan filozof, etik ekseninde bir ekonomi politik inşa etmiştir. Hume ve Smith kurumsal dönüşümü sağlarken Kant, zihinsel bir dönüşümü gerçekleştirmiştir. Augustinus’un insanın, tanrının merhametiyle kurtulacağını söylemesine karşılık Kant, aklın insanı kurtaracağını söylemiştir. Batıda modern-ulus (akıl ve tahakküm) devletlerin varoluşunda katkısı olan Kant, hegemonyanın meydana gelmesine katkıda bulunmuştur. Hume ve A. Smith kurumsal, Kant ise bireysel ve toplumsal dönüşümü sağlamıştır. İngiliz deizmi; Fransız fizyokratlarını, Amerikan sekülerizmini ve deizmini beslemiştir. Batı bu filozofların katkısıyla akılcı pozitivist, seküler ve hümanist bir karakter kazanmıştır.

Aydınlanma teori işiyken, sanayileşme uygulama işidir. Bacon’un tasarısının bir kısmını tamamlayan -ticarileşme ve bilim-teknikle beslenen sanayileşme, insanı farklı bir boyuta taşımıştır. Aydınlanma zihin gücünü artırırken, sanayileşme ise kas gücünü artırmıştır. Yeryüzünde cennet inşa etme isteği ve süreci, bazı istenmeyen hadiselerden (sömürgecilik, savaşlar, militarizm vs.) dolayı sekteye uğramıştır. Sanayileşme kentleşmeyi etkilemiş, kitle iletişim araçlarını ve toplumsal hareketliliği meydana getirmiştir. İnsanlık teknolojiyle yetinmemiş sibernetik ve robotik çalışmalara yönelmiştir. Newtoncu evrenden Einstein'cı evreye geçişte evren dönüştürülerek varlığın yeni boyutları keşfedilecek, yapay ve yeni evrenler kozmik varlığın zihnî çocukları olarak yaratılacaktır. Bacon’un tasarısı Newtoncu evren/sanayileşme tarafından yarılanmış Einsteincı evren/sibernetik süreçte tamamlanma yoluna girmiştir. Mekanik fizik ve matematiksel bir süreçten, teknolojik, dijital ve sibernetik bir sürece geçilmiştir.

Öklid dışı geometriyle bağlantısı olan ve bilimselliğin itibar kaybettiği postmodernlik, kapitalizmin sistem içi dönüşümünü içerir. Sosyal, sayısal, kültürel ve iktisadi durumları içeren bu dönemde büyük anlatıların ölü olduğu, muğlaklık, parçalanmışlık, yapaylık vardır. İnsan anlamını kaybederken hümanizm ilerlemiş ve derinleşmiştir.Postmodernizm, hümanizmin radikalleşmiş formudur.

Darwinci evrim anlayışından teorik destek alan, evrimci biyoloji ve psikoloji teoriden beslenen transhümanizm, insanı nörobiyolojik, nörofizyolojik, genomik çalışmalarla biyolojik bedenden biyonik bedene evriltmiştir. Bilhassa transhümanizmi evrimci bir süreç olarak anlayan Chardin, teknolojiyi evrim sürecinde önemli bir unsur olarak görür. Darwincibeşerciliğin azaldığı, insan genomunun değiştirildiği, hastalanmayan ve ölmeyen yeni bir varlık türü tasarımı Neo-Darwinist bir sürecin göstergesidir. Neo-Darwincilik veya Post-Darwincilik olan transhümanizmin insanı, transhumandan posthuman’a geçişi içeren bir evrim süreci yaşar.

Mevcut insandan memnun olmayan ve daha güçlü insanın beklentisi içindeki Nietzsche, insan ve diğer var olanların değişim geçirmesini içeren bir güç istenci olan bir metafiziğe bağlıdır. Sorgner transhümanizmle Nietzsche arasında benzerlik olduğunu vurgularken, M. More transhümanizmin ondan ilham aldığını M. Hauskeller ise transhümanizm ile Nietzsche felsefesinin tamamen birbirinden farklı olduğunu iddia eder. Transhümanizm ölümü ortadan kaldıran bir ölümsüzlüğü içerirken, Nietzsche’de ise kişisel ölümsüzlük yoktur, süreklilik ebedî dönüşle olur. Nietzsche’nin üstinsanı kendi türünü alt ederek üstinsan olurken, transhuman ise biyoteknolojik vasıtalarla meydana gelir.

Transhümanizm insanı farklı bir varlık türü haline getirme amacı taşırken insanın insan kalmasını da ister. İnsanın gelişimini bilim ve teknolojiyle sağlayacak olan transhümanistler yaşam süresini uzatmak, zihin yükleme, bedeni dondurmak vb. insanın entelektüel, fiziksel ve psikolojik kabiliyetlerini artırma ama insan kalma iddiasında bulunurlar. Yalnızca insanı değil çevreyi de modifiye eden transhümanizm daha iyi insanlar ve dünyayı daha iyi bir mekân olarak inşa etmeye çalışır. Dönüştürme gibi amacı yaşayan bir ideoloji olarak transhumandan posthumana geçme çabası vardır. Homosapiens’ten Robosapiens sürece geçişi sağlayan unsur, YZ olmuştur. İnsan; güçlü, ölümsüz ve sorunsuz olma isteğiyle tanrıya benzeme amacı içindedir.

Transhümanizmin en önemli temsilcileri J. Huxley, Haldane ve Bernal’dır. Terimi ilk kullanan Huxley, transhümanizmin dinin yerini aldığını ve onun bireysel mükemmellik ve iyileşmeden daha çok, insanlığın tümü için pozitif bir adım olarak görür. Haldane insanın biyokimyasal olarak geliştirilmesini ve öjeniyi savunmuştur. Bernal ise insanların zihnin makinelerle bağlantılı beyinleri ve genetik olarak dönüşmeleriyle dönüşeceğini söyler. Moravec, F.M. Esfandiary, E.K. Drexler, R. Kruzweil, N. Bostrom veMinsky gibi kişiler diğer temsilcilerdir. Kişilerin haricinde ekol, şirket, dernek hatta kiliselerde transhümanizmin temsilcileri vardır. Ayrıca sinema ve romanda da varlık bulan transhümanizm bir hayat tarzı ve kültür olarak yaygınlaşmaya çalışmaktadır.

19. yy.ın sanayileşme ve 20. yy.ın yüksek teknoloji birikiminden faydalanan, 21. yy.daki siberteknolojinin ürünü olan transhümanizm; gen, robotik, sibernetik, nanoteknoloji ve YZ gibi uygulamalarla insanın transhumana döneceğini düşünür. Özellikle tıbbi teknolojilerle insanın biyolojik ve psikolojik olarak mükemmelleşeceğine dair ümitvardırTranshümanist entelektüel hareket, teknolojik gelişme sürecinde insanlığı evrimde yeni bir insan haline sokacağını savunur. Biyolojik insan türleri otonom, süper akıllı karar verici makinelerle yer değiştirecektirBilim kurgu, bilgisayarlaşma, akıllı telefonlar, sosyal paylaşım siteleri, siber teknoloji ve YZ uygulamalarından faydalanan NBIC (Nano, Bio, Info, Cogno)transhümanizmde etkili olmuştur.” (S.153-159)

3. Bölüm

Bacon'cu Tasarının Tamamlanma Süreci: Transhümanizmden Posthümanizme

NBIC (Nano, Bio, Info, Cogno) ile insanın yetenek ve kapasitelerinin artırılabileceğine inanan transhümanistler insanın zihinsel, bedensel ve ruhsal açından gelişeceğine inanmışlardır. Homosapiens, homocyberneticusla yer değiştirirken, hümanizm insanı hurafenin zincirlerinden kurtarmışken, transhümanizm ise biyolojik zincirlerinden kurtaracaktır. Prometeci bir söyleme sahip transhümanizm, teknolojiyle biyolojik sınırları aşarak insan doğasını radikal olarak dönüştürme arzusundadır.

Genetik mühendislik, klonlama ve öjeniyle seçilmiş insanlar üstün transhumana dönecek daha sonra robotlar, biyonikler ve nanoteknoloji kullanılarak doğaya bağımlı olmayarak icat edilen posthuman türler ölümsüz zihin olarak sanal dünyada yaşama tercihinde bulunacaktır.

Posthuman sürece ulaşmak için biyoteknolojiyi ve enformasyon teknolojisini kullanmayı öneren transhümanizm, insanların savunulmaya ihtiyaç duymayan siborg veya ölümsüz zihinler olarak sanal bir dünyada yaşaması umudundadır. Tekillik ve sanallık içinde tüm kısıtlamalardan tamamen kurtulduğunu zanneden insan, uysallığı tercih eden varlık olduğu için uysal siborg ve androidler üretecektir. Transhümanizm; temel olarak pratik akılla insanı geliştirme arzusunu, insan zekâsını, fiziksel ve psikolojik kapasitesini artırma ve yaşlanmayı ortadan kaldıran teknolojileri geliştirme imkânını olumlar. Genetik devrim, DNA’yı modifiye ederek insanoğlunun doğasını geliştirecektir. İnsan ve toplum üzerinde sinerji meydana getirecek olan transhümanizm, insanı kozmik varlık boyutundan çıkarıp teknolojiye eklemlenmiş bir varlık türü haline getirecektir.

Hümanizm, insanın doğa ve tanrı karşısındaki konum ve perspektifini değiştirirken transhümanizm bunun yanında insanın doğasını değiştirme amacı içindedir. Hümanizmin transhümanizme ardından posthümanizme dönüşeceği öngörüsünde olan transhümanistler dualiteyi yani ruh-beden ikiliğini terk etmeyerek insanı fiziki ve zihnî olarak geliştirmek ister. Hümanizmin akılcı, özgür, hoşgörülü ve demokratik insanı daha da ileri taşımak isterler. Çünkü insanlığın ulaşmış olduğu bilimsel ve teknolojik düzey bunun için yeterli koşulları taşımaktadır. Çoğulcu ve demokratik insan ve toplum tasavvuru olan transhümanizmin kendisi de buna bağlı olarak eleştirel, aşkın ve transhuman diye üçe ayrılmıştır. Transhümanizm; aşamalı olarak biyolojik insandan mekanik insana yani biyolojik hümanizmden mekanik olan posthümanizme geçiş sürecidir. Hümanizm ve transhümanizmin ardılı olan posthümanizm; hümanizmin tarihsel çöküşü zannının üzerine dayanır.Posthumanlar; bireyler olarak mevcut insanoğlu tarafından temel yetenekleri doğal sınırlarına ulaştırılmıştır. Kendilerini posthuman’a dönüştürecek insanlar fiziksel ve ruhi olarak sınırsız bireyler ve üstün ırk olacaktır.

Teist bir yapı olmaktan çok ateist bir yapı olan transhümanizmin taraftarlarının çoğu tanrıdan çok hayatta belirleyici olanın insan olduğunu düşünürler. İnsanın değişiminde ısrarcı olan transhümanizm düşünce ve pratikleri bakımından dini dışarıda tutmuş ve yeni kutsal üretme amacı içinde olmuştur. Gelecek perspektifînde dinden uzak olan transhümanizme göre din, geçmiştir geleceğe yani değişime engeldir. Teknolojik tanrı yaratılmasını bekleyen transhümanist akım-hümanizmin maksadı olan- insanı tanrı yerine koyma sürecini gerçekleştirerek insanı sonsuzlaştırarak sonsuz olan tanrının konumunu ve rolünü ona verecektir. Mitik, gnostik, ütopik ve dinî unsurlar içeren transhümanizm, bilim ve teknoloji etkisinde biyolojik bir evrimcilik içeriği de taşır. Bilim ve teknolojiyi yüceleştiren ve aşkın tanrının yersiz olduğunu temsil eden transhümanizm, kendini seküler bir proje olarak dinin yerine konumlandırır.

İnsanı ve hayatı dönüştürme amacında olan transhümanizm antropolojik ve kozmik sorunları ortaya çıkaracaktır. Bu her iki soruna bağlı olarak etik, teolojik, metafizik, sosyal, hukuki ve kültürel sorunlar ortaya çıkaracak olan transhümanizm dünyanın en tehlikeli fikri olarak da görülmüştür. Tanrı inancına karşı duyarsız, insanı dönüştürme, evi ve insanın yaşadığı çevreyi değiştirme, yaşanası (!) bir yer haline getirme amacında olan transhümanizm her şeyiyle şimdiye kadar olan dünyayı bir kenara koymak ister. Mekanik, kimyasal ve teknolojik uygulamalarla dönüştürülen hayat ve insanın ne hale geleceği belirsizdir. Biyolojik evrimden mekanik evrim sürecine geçiş yapan transhümanist evrede homosibernetikler, otonomların ve katil veya savaş robotlarının hâkim olacağı bir dünya ile karşı karşıya kalınabilir. Genetik, robot, nanoteknoloji, enformasyon, Yapay Zekâ (YZ), biyoteknoloji ve nörobilim vb. alanlarındaki çalışmalar tedirgin edici boyuta gelmiştir. Tek başına ömrü uzatmanın bile insanlığa getireceği birçok bedel vardır.

İnsanlar, düşünceyi ve işlevini anlamak için mantık ve matematik çalışmaları yapmışlardır. Zihnin haritasını ve çalışma ilkelerini ortaya koyan Aristoteles ile bilgi ve eylem ilişkisini içeren YZ arasında ilişki vardır. İnsanlık kendi zekâsını aşma çabasıyla yetinmeyip kendini dışına yükleme ve kendi zihin sistemleriyle zekâyı yapay olarak inşa etme amacındadır. Zekânın geliştirilebilir olduğu düşüncesini taşıyan transhümanizmin en güçlü vasıtalarından biri makineleri akıllı yapmaya çalışan YZ’dır. Otomasyon, bilgisayarlaşma ve robotlaşmayla konumlanmış YZ birçok endüstrinin alt yapısında mevcuttur. Buhar, elektrik ve bilgisayardan sonra Dördüncü Sanayi Devrimi (DSD) olan YZ felsefe, psikoloji, psikanalitik teori, fizik, sinirbilim, fizyoloji, biyoloji, bilgisayar bilimi, klinik nöroloji ve psikiyatri vb. alanlarla ilişkili interdisiplin bir sahadır.

YZ çalışmaları kolaylıklar sağladığı gibi bazı sorunlar da doğurmuştur. Bilim kurgu film ve romanlarında bu sorunlara dair uyarılarda bulunulur. YZ’lı robotik çalışmaların önümüzdeki yıllarda toplumsal görünürlüğünün %35 olacağı ve insan zekâsını geride bırakacağı öngörülüyor. Hem nicelik hem de nitelik açısından insanı baskılayan YZ uygulamaları insanın üzerinde tahakküm kuracak görünüyor. İstihdam sorunu ile işin yapılması ve karar verme sürecinde sorumluluğun kime ait olduğu tartışmasıyla beraber silah teknolojisinde YZ kullanımı büyük risk ve tehlikeler taşımaktadır. Endüstri, tıp, askeri ve eğlence alanlarında da kullanılan robotların, ağır işleri yapan, hastalıkları teşhis ve tedavi eden, bununla yetinmeyip insanların cinsel ihtiyaçlarına dahi cevap verecek faydalar sağlayan bir niteliğe bürüneceği de iddia edilmektedir.” S.238-244

Sonsöz

“Tıp, mühendislik, askeri, siyasal, teknolojik vs. ekonomik vb. birçok alanda etkin olacak olan trans-posthümanizm süreci üzerine genel olarak sosyal bilimciler özel olarak ise felsefeciler düşünmek zorundadır. Felsefeciler veya sosyal bilimciler, bu sürecin zaaf ve imkânlarının neler olabileceğine dair eleştirel sorgulama yapmaları gerektiği gibi sağlıklı bir hale kavuşmasına da katkıda bulunmaları gerekiyor. Bu süreç durdurulabilecek veya engel olunabilecek bir süreç gibi görünmemektedir. Tüm bireyleri, toplumları ve ülkeleri önüne katacak bir süreçle karşı karşıya kalabiliriz. Tarih boyunca olan tüm ilerlemelerde veya gelişmelerde ilerleyememiş veya geri kalmış toplulukların canı yandığı gibi ilerlemeyi içeren trans-posthümanist süreçte de yine daha çok bu toplulukların canının yanması muhtemeldir.

Filozof veya felsefeci; çağının tanığı olduğu kadar vicdanı olan kişidir. Bu olgu ve değerden hareketle sosyal bilimciler ve filozoflar sorumluluk sahibi olan kişiler olması hasebiyle transhümanist sürecin varlık, etik, estetik, sosyal, iktisadi ve kültürel vs. zaaf ve imkânları üzerine düşünmek ve yazmak durumundadırlar. Ülkenin doğa bilimcileri olarak transhümanizmin gerçekleşmesinde etkin olacak nano-biyoloji, moleküler-biyoloji, nöro-biyoloji, genetik bilim, bilgisayar yazılım ve donanım, YZ gibi çalışma alanlarında söz sahibi olmak zorunda olduğumuz gibi, sosyal bilimcileri olarak da getireceği müspet veya menfî durumları, zaaf ve imkânlarını eleştirel olarak ele almak ve insanlığın faydasına evrilmesine yönelik katkıda bulunmak vazifesini yerine getirmek zorundayız.

Zira bu süreç önünden kaçabileceğimiz ya da aldırmazlık edeceğimiz bir süreç olmayıp insanlığın ve bizim yaşamak zorunda kalacağımız kaçınılmaz bir süreç gibi görünüyor.

Bu süreçte ne kadar özne ve ne kadar figüran olacağımız meselesi hem kendi geleceğimizi hem de insanlığın geleceğini belirleyecektir.” S.249

İstanbul Sözleşmesi vesilesiyle Aile konusunda geldiğimiz nokta, Müslümanların gündemin çok çok gerisinde kaldığını ve birçoğumuzun problemin mahiyetine yeterince vakıf olmadığını görmemize vesile olmuştur.

Kısır çekişmeler içinde boğulmadan dünyanın nereden gelip nereye gittiği hakkında yapılması gereken çalışmalar Müslümanların temel sorumluluklarındandır. Tanıtmaya çalıştığımız eser Türkiye’de konu hakkında yapılan öncü çalışmalardandır.

 
 
Mehmed Zahid AYDAR
Misak Dergisi 348. Sayı 
Kasım 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya