Güvenli Sınır Bölgesi Tasavvurunun Neticesi: Barış Pınarı Harekâtı
Türkiye'nin güvenli sınır bölgesi tasavvurundan vazgeçmeyeceğini ve bunu hayata geçirmek için bütün imkanlarını seferber edeceğini söylemek mümkündür. Fırat Kalkanı ve Afrin Harekatları, bu tasavvurun hayata geçirilmesi için atılan adımlardır. Geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın, sınır güvenliği için Fırat’ın doğusuna operasyon yapılacağını açıklarken; ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ şeklindeki mesajı, yeni adımların habercisi olmuştur. Aynı günlerde, "Astana Süreci aktörleri Rusya ve İran bu operasyona destek verecek midir? Türkiye bu operasyonu ABD’ye rağmen tek başına yaparsa ABD-Türkiye savaşı çıkabilir mi?" gibi sualler, siyaset uzmanlarının en önemli konusu haline gelmişti. Bu askeri harekâtın Türkiye’nin bekası için elzem olduğunu, Türkiye’nin kolonyalist ve hegemonik küresel güçlerce terör koridoru ile kuşatılmasına izin veremeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Barış Pınarı Askeri Harekâtı’nın başladığını bütün dünyaya ilân etmiştir.
Hüsnü AKTAŞ
19.11.2019 12:30
67 okunma
Paylaş
GÜNÜMÜZDE yaşanan terör hadiseleri ile son bir asırdır bütün dünyanın gündemini meşgul eden satanist kültürü birbirinden ayırmak kolay değildir. Yirminci yüzyılın ilk yıllarından itibaren komünist, liberal, muhafazakâr, sosyal demokrat ve sosyalizm gibi ideolojileri savunan siyasi partiler, son tahlilde satanizmin temel hedeflerine hizmet için birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Siyaset uzmanları arasında yaygın olan; “politik bir hedefe ulaşmak için şiddete başvurmaya ve masûm insanların hukukuna tecavüz etmeye terör, bu fiili işleyenlere terörist denilir’ tarifinin fazla bir önemi kalmamıştır. BM Teşkilatı Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararları veto etme hakkı bulunan emperyalist devletler; son yıllarda, İslâm coğrafyasını kan gölüne çevirebilmek için birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Meselenin bir diğer boyutu da şudur: New York ve Washington’da gerçekleştirilen terör saldırılarının bütün NATO ülkelerine yapılan bir saldırı gibi değerlendirilmesini arzu eden ABD yönetimi, kırka yakın ülkenin katıldığı bir koalisyonu sağlamış ve ‘Sonsuz Özgürlük’ harekâtı adını verdiği Haçlı Savaşı'nı başlatmıştır. ABD ve müttefiklerinin bu Haçlı Savaşı konseptinde, iki farklı stratejiyi ön plâna çıkardıklarını söylemek mümkündür. Önce Afganistan ve Irak gibi ülkelere konvansiyonel savaş ilan ederek, bu coğrafyada El Kaide Örgütüne destek verdiğine inandığı devlet adamlarını ortadan kaldırmaya ve yerine kendi ajanlarını iktidara getirmeye karar vermiştir. 2001’den 2011’e kadar geçen on yıllık süre içerisinde; bütün imkânlarını kullandığı, fakat istedikleri neticeyi tam olarak elde edemedikleri malûmdur. ABD ve müttefikleri 2011 yılından itibaren konvansiyonel savaşı bir kenara bırakmış, aynı coğrafyada ‘kontrol edilebilir kaos’ plânını/stratejisini ön plâna çıkarmıştır. Milyonlarca insanın ölümüne vesile olan kontrol edilebilir kaos tuzağının perde gerisinde, istihbarat örgütleri tarafından yönlendirilen terör şebekelerinin olduğunu unutmamak gerekir. Meselenin bir diğer boyutu da şudur: Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın hazırladığı rapora göre küreselleşme adı verilen siyasi değişim mafyaya, terör şebekelerine ve diğer organize suç örgütlerine yaramıştır. Yıllarca ülke sınırları içinde faaliyet gösteren suç örgütleri, pazarların liberalleşmesiyle birlikte, bütün dünyaya yayılmıştır. Bu örgütler, internet sisteminin (sosyal medyanın) yaygınlaşmasıyla birlikte çok uluslu şirketler gibi çalışmaya başlamışlardır. Bu tesbitten sonra geçtiğimiz aya damgasını vuran ‘Barış Pınarı Harekatı’ ve bu harekâtın siyasi sonuçlarına geçebiliriz.
Barış Pınarı Askeri Harekâtı başlamadan bir hafta önce, dünyanın gündemini meşgul eden en önemli konu Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapıp yapamayacağı’ tartışmasıyla sınırlıydı. Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın, sınır güvenliği için Fırat’ın doğusuna operasyon yapılacağını açıklarken; ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ şeklindeki mesajı, gelen fırtınanın habercisiydi. Aynı günlerde; "Astana Süreci aktörleri Rusya ve İran bu operasyona destek verecek midir? Türkiye bu operasyonu ABD’ye rağmen tek başına yaparsa ABD-Türkiye savaşı çıkabilir mi?" gibi sualler, siyaset uzmanlarının en önemli konusu haline gelmişti. Bu askeri harekâtın Türkiye’nin bekası için elzem olduğunu, Türkiye’nin kolonyalist ve hegemonik küresel güçlerce terör koridoru ile kuşatılmasına izin veremeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Barış Pınarı Askeri Harekâtı’nın başladığını bütün dünyaya ilân etti.
Barış Pınarı Harekâtı, Batı’nın öteki-gerçek yüzünün bir kere daha ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Elbette Batı’da yaygın olan Türkiye düşmanlığının bir değil, birden fazla sebebi vardır. Bu düşmanlığın bu kadar aleni hale gelmesinin aktüel sebebi Ortadoğu’da planladıkları oyunun/kurdukları tuzakların bozulmuş olmasıdır. Zira neredeyse bir hafta içinde 120 km uzunluğunda, 32 Km derinliğinde (Tel Abyad ve Resulayn ilçeleri) bir alan TSK ve Suriye Milli Ordusu (ÖSO) tarafından ele geçirilmiştir. ABD tarafından kendilerine verilen yeni nesil silah ve mühimmata güvenen terör örgütünün (PKK-PYD-SDG) bir hafta içerisinde hezimete uğraması, başta ABD ve Rusya olmak üzere, Batılı ülkeleri aşırı derecede rahatsız etmiştir. Yerli ve milli silah ve mühimmatların kullanıldığı askeri harekâtın kısa bir sürede Fırat’ın doğusunu tamamen ele geçireceği endişesi içinde olan ABD ve müttefikleri, Başkan Yardımcısı Mike Pence’yi bir heyetle Türkiye’ye gönderme ihtiyacını hissetmiştir. Barış Pınarı Harekâtı ile başlayan süreçte yaşananlar baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. Önce ABD Başkanı Donald Trump’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği 9 Ekim tarihli mektup (gecikmeli de olsa) basına sızdırılmıştır. Türkiye ile PKK-PYD-YPG terör örgütünü “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa” benzeten, “Biraz kavga etmeleri gerekiyordu, sonra ayırdım” diyen ABD Başkanı Trump’ın mektubunda, sosyal medya paylaşımlarında, basına verdiği demeçlerde, Türkiye’nin terör örgütünü muhatap alması ve tanıması için Ankara’ya her yoldan baskı uygulamaya devam edeceği görülmüştür. Aynı günlerde ABD heyeti Ankara’ya gelmiş ve on üç maddelik mutabakat metni imzalanmıştır.
ABD ile varılan on üç maddelik matabakattan sonra, Türkiye bu defa Rusya ile Suriye sınırının YPG/PKK güçlerinden temizlenmesi için bir anlaşmaya vardı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Türk heyetini Soçi’de ağırlayan Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından altı saatlik görüşmeler ardından yayınlanan ‘Mutabakat Muhtırasını’   iki ülke dışişleri bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Sergey Lavrov okudu. Buna göre, 23 Ekim saat 12.00’den itibaren 150 saat içinde Rus ve Suriye birlikleri Fırat nehrinden Irak sınırına dek uzanan 440 km boyunca (Barış Pınarı harekât bölgesi hariç) YPG/PKK güçlerini 30 km derinlikte bir alanın dışına çıkaracaktır. Bu süre dolunca da bu defa Türk ve Rus birlikleri aynı bölgede, Irak sınırına yakın Kamışlı dışında on kilometrelik derinlikte devriye gezecekler. YPG’lilerin Münbiç ve Tel Rıfat’tan çıkarılmasının taahhüt edilmesi de ilginç, bu yolla Fırat’ın batısında yer alan Afrin ve Cerablus operasyon alanları birleştirilmiştir. Böylece Erdoğan, öteden beri ısrarlı olduğu şekilde YPG/PKK varlığını Suriye ile sınır bölgesinden uzaklaştırma hedefine ulaşmıştır. Milli Savunma Bakanlığı'nın (ABD ile yapılan mutabakat) 120 saatlik hedeflere ulaşıldığını, Barış Pınarı harekâtının durdurulduğunu ilan ettiği malûmdur.
Batılı müttefiklerini karşısına alma pahasına izlenen, askeri güç kullanımı takviyeli ısrarcı diplomasi yöntemi, ekonomik yaptırımları göze almak pahasına uygulanarak sonuç getirmiştir. Peki, Erdoğan’ın istediğini almasına yardımcı olan   Putin, Türkiye’nin iyiliğini çok istediği için mi bu tavrı takındı? Tabii ki hayır. Dünyanın dört köşesinde Suriye krizinin en büyük kazananı olarak görülen Putin de Erdoğan’dan istediği bir şeyi, önemli bir şeyi almış durumdadır. Bütün bu süreci artık Suriye rejimiyle işbirliği içinde yürütme imkanına kavuşmuştur. Muhtırada 1998’de, Abdullah Öcalan’ın sınır dışı edilmesi ardından Türkiye ve Suriye arasında imzalanan Adana Anlaşmasına  yapılan atıf buna işaret etmektedir. Dördüncü maddede Rusya’nın “kolaylaştırıcılığından” söz ediliyor; bu deyimin diplomaside arabuluculuğun bir kademe hafif şekli olarak kullanıldığı malûmdur. Zaten Moskova’nın “kolaylaştırıcılığı” ile Türkiye ve Suriye hükümetlerinin dışişleri ve savunma bakanlıkları ile istihbarat örgütleri arasında “gerçek zamanlı” irtibatta olduğu, Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksand Lavrentyev tarafından açıklanmıştı. 'Adana Mutabakatı' demek, Türkiye’nin Suriye’deki Beşar Esad rejimiyle terörle mücadele konusunda işbirliği yapması demektir. Basın açıklaması sırasında Erdoğan’ın yüzündeki burukluğun, Putin’in ona elini sıkmak için uzatırken “Tamam ama anlaştık, değil mi?” gibilerinden bakmasının nedeni budur. ABD Başkanı Trump bile, Suriye’yi Rusya’ya bırakmak zorunda kalsa da belli açılardan kazançlı çıkmıştır. Suriye’den asker çekme kararı ve Orta Doğu savaşlarına ne kadar para döküldüğünü durmaksızın söylemesi 2020 seçimlerinde işine yarayabilir. Şimdilik oyunun üç kaybedeni görülüyor. En büyük kaybedeni PKK-SDG-PYD ve arkalarında duran terör baronlarıdır. ABD’nin ve İsrail'in kanatları altında Suriye’de butik bir devlet kurmanın eşiğinde olan PKK’nın Suriye kolu PYD ve silahlı gücü YPG, bir hafta içerisinde perişan olmuşlardır.ABD Savunma Bakanı Mark Esper, 120 saatin bitimi ardından “Biz onlarla IŞİD’le mücadele için işbirliği yaptık, devlet kursunlar diye değil’ deyip, yeni dönemde izleyecekleri siyaseti ilân etmiştir.
Ortaya çıkan bu tabloya rağmen Türkiye’nin üzerindeki kara bulutlar henüz dağılmış değildir. ABD ve Rusya'nın; PYD ve YPG'nin sözcülerinden/liderlerinden Mazlum Kobani'ye (Abdi Şahin) general ünvanını verdikleri ve kendisini ülkelerine davet ettikleri malûmdur. Meselenin bir diğer boyutu da şudur. Modern-ulus devletlerin güvenlik bürokratları ile istihbarat örgütleri, et ile tırnak gibi birbirlerine bağlıdırlar. İstihbarat servisleri, hedef aldıkları bir ülke ile ilgili yaptıkları değerlendirmelerde, o ülkenin ulusal gücünü, bu gücünü kullanma noktasındaki niyet ve isteklerini ve karar alma mekanizmalarını ayrıntılı bir şekilde ele alırlar. Bir ülkenin askeri gücü ne olursa olsun, karar mekanizmalarının bu gücü nasıl kullanacakları önemlidir. Literatürde 'operasyonel kod analizi' olarak adlandırılan bu tahlilde, siyasi liderlerin ideolojik tavırlarını dikkate almak elzemdir. Gerek Ankara, gerek Soçi Mutabakatları, kağıt üzerinde Türkiye'nin lehine hükümleri içine alsa bile, temkini elden bırakmamak gerekir. ABD ve İsrail'in siyasi ihtiraslarını dikkate almak, gerek CİA'nın, gerek FBS ve MOSSAD'ın örtülü operasyonlarının devam edeceğini unutmamak elzemdir.Sahada kazanılan 'Barış Pınarı Harekatı'nın , ABD ve Rusya'nın masada kuracakları tuzaklarla kaybedilmesi mümkündür. Hem ABD, hem Rusya kendi siyasi ihtiraslarını tatmin için, bütün fırsatları değerlendirmeye çalışacaklardır.
 

Türkiye ile ABD Arasındaki Mutabakat

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in başkanlık ettiği toplamda 4 saat 20 dakika süren heyetler arası görüşmenin ardından ortak açıklama yayınlandı.

 

13 maddeden oluşan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

1. Türkiye ve ABD, iki yakın NATO üyesi olarak bu ilişkilerini teyid eder. ABD, Türkiye’nin güney sınırına dair meşru güvenlik kaygılarını anlar.

2. Türkiye ve ABD, kuzeydoğu Suriye başta olmak üzere sahadaki gelişmelerin, ortak çıkarlar temelinde daha yakın eşgüdüm gerektirdiğini kabul eder.

3. Türkiye ve ABD “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” anlayışıyla, NATO topraklarını ve halklarını tüm tehditlere karşı koruma taahhütlerini muhafaza eder.

4. Her iki ülke, insan hayatı, insan hakları ile dini ve etnik toplulukların korunmasına yönelik taahhütlerini yineler.

5. Türkiye ve ABD, Suriye’nin kuzeydoğusunda DEAŞ’la mücadele faaliyetlerinin devamında kararlıdır. Bu, önceden DEAŞ kontrolünde olan alanlarda yaşayıp yerinden edilen şahıslar ile alıkoyma merkezleri hususlarında uygun şekilde gerçekleştirilecek eşgüdümü de içerir.

6. Türkiye ve ABD, terörle mücadele harekatlarının yalnızca terör unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereci hedef alması gerektiği üzerine mutabık kalır.

7. Türk tarafı Türk kuvvetleri tarafından kontrol edilen güvenli bölgedeki tüm meskun mahal (güvenli bölge) sakinlerinin dirliği ve güvenliğini sağlayacağını taahhüt eder, sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için azami dikkati göstereceğini vurgular.

8. Her iki ülke Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğüne ve Suriye ihtilafını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde sonlandırmayı hedefleyen, BM öncülüğündeki siyasi sürece olan bağlılıklarını yineler.

9. Her iki taraf Türkiye’nin, YPG ağır silahlarının toplanması ve YPG tahkimatları ile tüm muharip mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi dahil, milli güvenlik kaygılarının giderilmesini teminen bir güvenli bölge kurulmasının devam eden önemi ve işlevselliğinde mutabık kalır.

10. Güvenli bölge, evvelemirde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olacak ve her iki taraf, güvenli bölgenin her veçhesiyle uygulanmasında eşgüdümü artıracaktır.

11. Türk tarafı Barış Pınarı Harekatı’na, güvenli bölgeden YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmelerini teminen ara verecektir. Barış Pınarı Harekatı, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacaktır.

12. Barış Pınarı Harekatı’na ara verildiğinde ABD, Blocking Property and Suspending Entry of Certain Persons Contributing to the Situation in Syria başlıklı 14 Ekim 2019 tarihli Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen yaptırımlara ilavelerini getirmeme ve Kongre nezdinde uygun şekilde çalışmalar ve istişareler yürüterek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı doğrultusunda Suriye’de barış ve güvenliğin teminine dönük kaydedilen ilerlemenin altını çizmek hususunda mutabık kalır. Barış Pınarı Harekatı 11. paragraf uyarınca durdurulduğunda, yukarıda bahsi geçen Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen mevcut yaptırımlar kaldırılacaktır.

13. Her iki taraf bu açıklamada kaydedilen tüm hedeflerin uygulanması için birlikte çalışma taahhüdünde bulunmaktadır.

 

Türkiye ile Rusya Arasında Mutabakat

İşte 10 maddelik tarihi mutabakat:

1. Her iki taraf Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler.

2. Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar.

3. Bu çerçevede, Tel Abyad ve Ras Al Ayn’ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir.

4. Her iki taraf Adana Anlaşması’nın önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda Adana Anlaşması’nın uygulanmasını kolaylaştıracaktır.

5. 23 Ekim 2019, öğlen saat 12.00’den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları, Barış Pınarı Harekat alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km’nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecektir. Bu işlem 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibarıyla, mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır.

6. Münbiç ve Tel Rıfat’tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.

7. Her iki taraf terörist unsurların sızmalarının önlenmesinin temini için gerekli tedbirleri alacaktır.

8. Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.

9. Bu muhtıranın uygulanmasını gözetmek ve koordine etmek amacıyla müşterek bir denetim ve doğrulama mekanizması ihdas edilecektir.

10. Taraflar Astana Mekanizması çerçevesinde Suriye ihtilafına kalıcı bir siyasi çözüm bulunması amacıyla çalışmalarını sürdürecek ve Anayasa Komitesi’nin faaliyetlerini destekleyecektir.

 
Misak Dergisi 348 Sayı
Kasım 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya