Suriye Savaşı'nda Yeni Dengeler, Değişen İttifaklar ve Güvenli Bölge Bilmecesi
Suriye'de devam eden kirli savaşı tahlil ederken bir değil, birden fazla unsuru dikkate almamız gerekir. Sekiz yılını dolduran Suriye iç Savaşı'nın giderek ilginç bir hal aldığını söylemek mümkündür. Sürekli değişen dengeler ve günlük ittifaklar, Suriye'yi yakından takip eden Müslüman aydınların ve siyaset uzmanlarının başını döndürmektedir. Resmî açıklamalar ne yönde olursa olsun Fırat'ın doğusuna yapılması planlanan askeri harekât başka bir bahara kalmıştır. Zira ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey başkanlığındaki heyetin üyeleri, Ankara'ya gelip Türkiye ile 'koordinasyon' görüşmelerine başlamıştır. Bu görüşmelerin neticesi olarak, Türkiye'nin güvenlik endişelerini giderecek tedbirlerin 'bir an önce' uygulanacağı, bu çerçevede bir Müşterek Harekât Merkezi'nin en kısa zamanda kurulacağı ve yerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri için ilave tedbirlerin alınacağı bildirilmiştir.
Hüsnü AKTAŞ
18.09.2019 12:30
2.806 okunma
Paylaş
GEÇTİĞİMİZ ayın gündemini tahlile geçmeden önce bir tesbitte bulunalım. BM Teşkilatı Güvenlik Konseyi'nde alınan kararları veto etme hakkı bulunan devletler; (ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin) son bir asırdır, İslâm coğrafyasını kan gölüne çevirmek için birbirleriyle yarışmaya başlamışlardır. Eski ABD Başkanı George W. Bush'un yıllarca süreceğini ifade ettiği 'Haçlı Savaşı', aynı zamanda İslâm'a karşı verilen yeni bir dünya savaşıdır. ABD derin devletinin (Office of Net Assessment), silah lobilerinin ve evanjelist fanatiklerin desteğini arkasına alan Donald Trump'ın; başkanlık seçimleri esnasında düzenlediği mitinglerde 'İslâm dinini kansere benzettiğini ve küresel İslâmi terörle mücadelenin şart olduğunu' ısrarla gündemde tuttuğu malûmdur. Dolayısıyla Suriye coğrafyasında devam eden kirli savaşı tahlil ederken bir değil, birden fazla unsuru dikkate almamız gerekir. Sekiz yılını dolduran Suriye İç Savaşı'nın giderek ilginç bir hal aldığını gizlemek mümkün değildir. Sürekli değişen dengeler ve günlük ittifakların, Suriye'yi yakından takip eden Müslüman aydınların ve siyaset uzmanlarının dahi başını döndürdüğü malûmdur. Bundan sekiz yıl önce savaş başladığında Rusya ve İran'ın, Suriye'deki  mevcut rejimin yanında saf tuttuğunu, buna mukabil Türkiye, Suudi Arabistan ve ABD'nin ise muhaliflerin tarafında yer aldığını hatırlamakta fayda vardır. Ancak ABD özellikle İsrail için tehlike oluşturabilecek kimyasal silah probleminin çözülmesinden sonra sahadan çekilmiştir. Buna gerekçe olarak Esed rejiminin son bulmasından sonra Suriye'de Müslüman Kardeşler benzeri bir yönetimin çıkmasını göstermiştir. Bu arada 2015 yılının son aylarında rejimin zor durumda kalmasını dikkate alan Rusya'nın doğrudan savaşa girmesiyle beraber dengeler tamamen değişmiştir. Son gelişmeler, Suriye iç savaşında yeni ittifakların ve dengelerin kurulduğunu ihsas ettirmektedir. Bu noktada, Suriye'de Türkiye için en tehlikeli senaryonun üzerinde kısaca duralım.
ABD ile Rusya; tıpkı 1916 Sykes-Picot'da İngiltere ile Fransa'nın anlaştıkları gibi, yeni Suriye haritası üzerinde anlaşmış olabilirler. Fırat'ın doğusunu ABD'nin, batısını Rusya'nın nüfuz bölgesi haline getirmeleri mümkündür. Son aylarda Rusya ve Esed rejimi, Suriye'nin "Faydalı Suriye" (La Syrie Utile; Suriyye el-Musağğara) olarak adlandırılan Batı bölgelerinde, İdlib hariç büyük oranda egemenliklerini sağlamışlardır. Rusya böylece Akdeniz kıyısındaki deniz ve hava üslerini sürekli olarak garanti altına almıştır. Buna mukabil ABD'nin PYD/YPG ile anlaşarak Kuzey-Doğu Suriye'de Kürt bölgesinde tesis edeceği üsler vasıtasıyla İncirlik'e olan ihtiyacını minimize etmeye çalışması da mümkündür. ABD'nin 1990'lı yıllardan itibaren bu bölgede bir Kürt kuşağı kurulması hususunda göstermiş olduğu gayret (36. Paralel, Çekiç Güç vs.) düşünülürse Irak'tan sonra Suriye'de de aynı senaryonun ikinci safhasının realize edilmesi düşünülmüş olabilir. Son iki yıldır hem ABD güçlerinin Münbiç'te bayrak göstermesi hem de Türkiye'nin "hedefimiz Münbiç" açıklaması sonrasında Rusya'nın Münbiç'in batısını rejim vasıtasıyla himaye altına alması ve bayrak dikmesi böyle bir anlaşmanın yapılmış olabileceğini akla getirmektedir. Amerika ile Rusya'nın ittifakı; son tahlilde Türkiye'yi hem kuzey Suriye'de, hem Kuzey Irak'ta, zor duruma düşürebilir. Bu noktada yaygın olan 'olmaz olmaz deme, olmaz olmaz' tekerlemesini hatırlamakta fayda vardır.
HAFIZAMIZI TAZELEYELİM
Geçtiğimiz yılın son ayında ABD Başkanı Donald Trump, kendi twitter hesabından 'Suriye'den askerlerimizi en kısa zamanda çekeceğiz' demiş ve bölgede siyasi ihtirasları olan devletleri endişelendirmişti. Misak Dergisi'nde, bu meseleyi tahlil ederken bazı tespitlerde bulunmuştuk! Hafızamızı tazelemek için bu tesbitleri kısaca hatırlayalım:
"Geçtiğimiz ay (13 Aralık 2018 akşamı) ABD Başkanı Donald Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinden sonra "Suriye'den askerlerini çekme" kararını açıklaması tarihi öneme haizdir. Twitter'dan yapılan karşılıklı açıklamalarda da bu 'tarihi' niteliği destekleyen ifadeler vardır.  ABD Başkanı Donald Trump, tweetinde şu ifadelere yer vermiştir: "Amerika askerlerinin bölgeden, yavaş ve son derece koordineli bir şekilde çekilmesini konuştuk. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de IŞİD'den geriye ne kaldıysa yok edeceği konusunda beni çok güçlü bir şekilde bilgilendirdi. O bunu yapabilecek biri, artı, Türkiye doğru bir kapı komşusu. Ayrıca, yoğun bir biçimde ticaretin genişletilmesini de konuştuk." Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu mesaja yine Twitter'dan şu karşılığı verdi: "ABD Başkanı Trump ile ticari ilişkilerimizden Suriye'deki gelişmelere kadar birçok konuda eşgüdümümüzü artırma noktasında mutabık kaldığımız verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Görüşmemizin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum."  ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den askerlerini çekme kararını kimileri sevinerek veya ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılamış, kimileri de bu beklenmedik çıkışa sinirlenmiş veya duydukları derin teessürü ifade etmişlerdir. Önce Savunma Bakanı Jim Mattis, Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararına muhalefet ederek Şubat sonunda görevinden ayrılacağını duyurmuştur. Bunun üzerine Trump, sürenin dolmasını beklemeden Mattis'in yerine yardımcısı Patrick Shanahan'ı vekâleten savunma bakanlığına getirdiğini ifade etmiştir. Başkan Trump'ın Suriye'den ayrılma kararına muhalefet eden yalnızca Savunma Bakanı olmadığı malûmdur. Barack Obama tarafından IŞİD ile Mücadele Özel Temsilciliğine tayin edilmiş olan Brett McGurk, bu karardan hemen sonra istifa etmiştir. Geçmişte de ABD Başkanı Donald Trump'ın vazifeden aldığı veya kendisi istifa eden diğer Amerikan hükümeti mensuplarının olduğunu unutmamak gerekir. Donald Trump, makamına oturduğu ilk günlerde, "Bizim, Orta Doğu'da ne işimiz var? Suriye'den çekileceğiz!" demiş fakat ilerleyen zamanlarda aksine uygulamalara imzasını atmıştır. İstifalar gösteriyor ki, ABD Derin Devleti (Office Of Net Assesment) ve Illuminati Çetesi'ne mensup bazı hanedanlar Donald Trump'ın kararına itiraz etmektedirler. PKK/PYD'ye on binlerce TIR silah gönderilmesi, teröristlerin eğitilmesi ve Kuzey Suriye'ye gözetleme kulelerinin dikilmesi, ABD Derin Devleti'nin (Office Of Net Assesment) siyasi tercihlerinin bir sonucudur. Ankara ısrarla 'Washington'a yanlış yaptığını, bir terör örgütüyle iş birliğinin müttefikliğe sığmadığını, Türkiye'nin IŞİD'ten korunmaya muhtaç olmadığını' anlatmasına rağmen muhatap taraf, bir türlü anlamak istememiştir. Bunun üzerine Fırat'ın doğusuna harekât kararı alınmış ve askeri birlikler sür'atle bölgeye sevk edilmiştir. ABD Başkanı Trump'ı yüz seksen derece döndüren asıl müessir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'askeri müdahele' konusundaki kararlılığı olmuştur. Nitekim son telefon görüşmelerinden sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kastederek "O, dediğini yapan bir insan!" demiştir. ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'nin IŞİD'i bitireceğine kesin olarak inandığı için kendi kamuoyuna dönerek; "IŞİD tehlikesi kalmadığına göre bizim Suriye'de ne işimiz var? Çekiliyoruz!" demiştir. Ancak bu siyasi tercihin, bazı ülkelerin liderlerini rahatsız ettiği görülmektedir. Fransa rahatsız, İngiltere daha rahatsız, İsrail çok daha fazla rahatsızdır. Macron, Sarı Yeleklilerle baş edemediğine bakmadan diklenip Suriye'de kalacağını açıklama ihtiyacını hissetmiştir. Netanyahu ise, kelimenin tam anlamıyla zıvanadan çıkmıştır. Ağzından köpükler saçılmaktadır. Aynı günlerde Mısır, İsrail, Yunanistan ve diğer bazı ülkeler, Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz aramalarını bahane ederek saldırıya geçmişlerdir." (Geniş bilgi için/Misak Dergisi- Ocak: 2019 Sayı: 338 Sh: 5-Ayın Konusu/ABD'nin Başlattığı Haçlı Savaşının Zaruri Neticesi: Korku ve Endişe)
GÜVENLİ BÖLGE BİLMECESİ
Türkiye, Suriye krizinin başından bu yana ülkenin kuzeyinde bir güvenli bölge kurulması talebini gündeme getirmiştir. Krizin ilk yıllarında bu talebin temel gerekçesi, Suriyeli muhalifler ve Esad rejiminin saldırılarından kaçan sivil halka güvenli bir bölge oluşturmaktır. Suriye iç savaşının zaman içinde değişen karakterine bağlı olarak Türkiye'nin Suriye'deki öncelikleri de değişmeye başladı. Suriye'nin kuzeyinde terör örgütlerinin egemenlik iddialarını ön plâna çıkarmaları ve Türkiye'nin sınır bölgelerine saldırılar düzenlemeleri, 'güvenli bölge' meselesini acil ihtiyaç haline getirdi. Türkiye'nin güvenli bölge talebi o yıllarda Suriye'de birlikte hareket ettiği güçler (ABD ve müttefikleri) tarafından kabul görmedi. Türkiye, Suriye kaynaklı güvenlik tehditlerinin kritik seviyeye yükselmesi neticesinde 'Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı' adını verdiği askeri harekâtları yapmak zorunda kaldı.  Neticede Suriye topraklarından Türkiye'ye dönük terör saldırıları en düşük seviyeye indi, DEAŞ terör örgütü sınırdan süpürülerek bir anlamda örgütün Suriye'deki sonunun başlangıcı sağlanmış oldu. Bu operasyonların askeri başarısını garanti altına almak için Rusya ile diplomatik ilişkilerin geliştirildiği de malûmdur. Bu operasyonlar Türkiye'ye önemli kazanımlar sağlasa da stratejik tehdit oluşturan Münbiç ve Fırat'ın doğusundaki YPG/PKK varlığı devam ediyordu. Hatta ABD desteğini arkasına alan örgüt, kısa sürede Rakka ve Deyr ez Zor vilayetlerine doğru ilerleyerek kontrol ettiği bölgeleri artırdı. Münbiç ve Fırat'ın doğusu ABD denetimi/nüfuzu altında olduğu için Türkiye'nin bu alanlardaki YPG/PKK sorununu çözme girişimlerini ABD ile koordine etmesi gerekiyordu. Türkiye bu süreçte diplomasi ve askeri seçeneklerin bir arada yürütüldüğü ikili bir yol takip etti. Türkiye ilk aşamada diplomasiyi önceledi ve iki tarafın önceliklerine hassasiyet gösteren bir orta yol üzerinde uzlaşmaya çalıştı. Yürütülen müzakereler neticesinde taraflar net bir plan üzerinde uzlaştı. Münbiç yol haritası olarak bilinen anlaşma kapsamında, YPG/PKK unsurları Münbiç'ten çıkarılacak, Türk ve ABD orduları bölgede güvenliği birlikte sağlayacak, YPG/PKK yapımı sivil idareler iki ülkenin ortak çabası ile yeniden yapılandırılacak ve en önemlisi bu planın başarılı olması durumunda Münbiç modeli Fırat'ın doğusunda örgüt kontrolündeki diğer bölgeler için de uygulanacaktı. Türkiye açısından kağıt üzerinde tatmin edici olan bu anlaşma pratikte işlemedi.
Münbiç yol haritasının ABD tarafından bir 'oyalama taktiği" olarak kullanılması ve Fırat'ın doğusundaki YPG/PKK yapılanmasını konsolide etmeye çalışması, bir anlamda bardağı taşıran son damla olmuştur. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye, Fırat'ın doğusunda terör bataklığına müdahale konusunda yeteri kadar zaman kaybetmiştir. Bundan sonra tek bir gün bile gecikmeye tahammülümüz yoktur" şeklindeki açıklaması, görüşme heyetlerinin yeniden bir araya gelmesine vesile oldu. Fırat'ın doğusuna yapılacak olan askeri harekât için 'artık eli kulağında' denilen son zaman dilimi geçtiğimiz ayın ilk haftasıydı. Türkiye'nin sınıra yığdığı seksen bin asker, operasyon için harekât emrini beklemeye başlamıştı ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey başkanlığındaki heyetin üyeleri, yeniden Ankara'ya gelip Türkiye ile 'koordinasyon' görüşmelerine başladı. 5-7 Ağustos tarihlerindeki bu görüşmelerin sonunda ortaya üç maddelik bir mutabakat metni çıktı. Bu görüşmelerin neticesi olarak, Türkiye'nin güvenlik endişelerini giderecek tedbirlerin 'bir an önce' uygulanacağı, bu çerçevede bir Müşterek Harekât Merkezi'nin en kısa zamanda  kurulacağı ve yerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri için ilave tedbirlerin alınacağı bildirildi. Ankara'daki Türk-Amerikan heyetlerinin görüşmelerinden sonra imzalanan mutabakatın keyfiyetini birkaç madde halinde tahlil etmekte fayda vardır. Birincisi: Türkiye'nin sınıra seksen bin asker yığıp harekât hazırlıklarını tamamladığı bir anda Amerika, bu görüşmelerde Fırat'ın doğusunda 480 kilometre devamlılık arz eden bu 'terör koridoru'nun kesilmesini, en azından şimdilik engellemiştir. Suriye Demokratik Güçleri denilen PYD/YPG ağırlık yapının dağıtılması, Arap ve Hıristiyan bileşenlerinin bu yapıdan ayrılması da durdurulmuş oldu. İkincisi: Amerika, sahadaki fiilî müttefiki olan örgütlere zaman kazandırmıştır. 'Müşterek Harekât Merkezi' kurmanın, fiyaskoyla sonuçlanan 'eğit-donat' projesinin âkıbetiyle sonuçlanması kimseyi şaşırtmamalıdır. Amerika ile 4 Haziran 2018'de varılan, 90 günde tamamlanması öngörülen Münbiç mutabakatının âkıbetini de unutmamak gerekir. Üçüncüsü: Mutabakat, PYD/YPG unsurlarına, Amerika'nın kendileriyle kurduğu ittifakın arkasında sağlam durduğunu göstermiştir. Böylece Ankara görüşmeleri, örgütün gerek Türkiye karşısındaki gerekse Şam rejimi karşısındaki pozisyonunu güçlendirmiştir.
 
Misak Dergisi 346 Sayı
Eylül 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya