Allah'ın Dini'ni Cihana Hâkim Kılma Mesuliyeti
İslâm, her gün yeniden doğan bir güneş gibidir. İslâm'ın doğuşuna ve dünyayı aydınlatmasına dünkü münkir ve müşrikler engel olamadıkları gibi, bugünkü münkir ve müşrikler de engel olamazlar. Müşrikler istemese de, kâfirler kerih görseler de Allah dinini, bu peygamberiyle gönderdiği bu hak olan İslâm dinini bütün dinlere karşı üstün kılacak, galip getirecektir. Bu hakikat, muhkem nassla haber varilmiştir: 'O kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir." (Es Saff Sûresi/ 9) Allah'a imanı olan her mü'minin Allah'ın dinini cihana hâkim kılma mesuliyeti vardır. İslâm dini hayata hâkim olmak ve insanların hayatına hükmetmek için gelmiştir. İslâm dininin cihana hâkim olmasına engel olmak mümkün değildir. Müslümanlar ne kadar zor ve kötü şartlar yaşayıp yenilgilere düşseler ve maddi etkilerini kaybetseler bile, Hakk'ın galebesi için çalışan grup ya da toplulukların Kıyamet gününe kadar Hak yolunda mücadelede üstün olmaya devam edeceklerdir.
Mustafa YUSUFOĞLU
27.08.2019 10:55
70 okunma
Paylaş
O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir."(1)
İslâm, her gün yeniden doğan bir güneş gibidir. İslâm'ın doğuşuna ve dünyayı aydınlatmasına dünkü münkir ve müşrikler engel olamadıkları gibi, bugünkü münkir ve müşrikler de engel olamazlar. Müşrikler istemese de, kâfirler kerih görseler de Allah dinini, bu peygamberiyle gönderdiği bu hak olan İslâm dinini bütün dinlere karşı üstün kılacak, galip getirecektir. Peygamber insanlara yol gösteren mihmandardır. İnsanları dünyada en doğruya, en güzele, âhirette de ebedî kurtuluş ve cennete çağırandır. Allah tarafından seçilmiş, Allah tarafından eğitilmiş ve hayatı da yine Allah tarafından onaylanmış olarak bize sunulmuş bir hidâyet rehberidir Peygamber... Rasûlüllh (sav), bizim örneğimiz, önderimiz, imamımızdır. Hayatında zerre kadar bir falso olmayan ve bizim kendisini örnek alıp hayatını yaşadığımız zaman, kendisini taklit ettiğimiz zaman kesinlikle hata etmeyeceğimiz mükemmel bir örnek. Öyleyse bizler kendimiz için sadece O'nu örnek bilmek, imam bilmek zorunda olduğumuz gibi, insanları da Allah'ın bu örnek insanına çağırmak zorundayız.
Peygamber, Allah'ın kendisine hidâyet ettiği ve aynı zamanda Allah'ın izniyle insanları hidâyete ulaştıran, insanları küfür ve şirk bataklıklarından, isyan ve itaatsizlik bâdirelerinden, karanlıklardan nûra, hidâyete ve aydınlığa çıkarandır.
"Müşrikler istemeseler de, kâfirler razı olmasalar da Allah onunla gönderdiği İslâm dinini tüm dinlere galip getirip onların üzerine çıkaracaktır." Din, takip edilen, gidilen yol demektir. Din, bir hayat programı, yaşam biçimidir. Din, insanın, insanların uyguladıkları hayat programıdır. Bir ferdin, bir toplumun uymak zorunda olduğu kanunlar, yasalar manzumesidir. Kişinin kendisiyle, Rabbi ile ve insanlarla, çevresiyle münasebetlerinin tümünü düzenleyen kanunlar ve kurallar mecmuasıdır. Tüm bunları düzenlemek için kişi neye ve kime müracaat ediyorsa, kişi onun dininde demektir. Bu mânâda komünizm de, kapitalizm de, sosyalizm de, demokrasi de bir dindir. Bunlar da insanların ortaya attıkları bâtıl dinler ve sistemlerdir. Herkesin, her toplumun mutlaka bir dini, hayat programı, yaşam biçimi vardır. Kâfirin de bir dini, kâfirin de bir hayat programı vardır. Elbette yeryüzünde dinsiz, yani kanunsuz, kuralsız, yolsuz, sistemsiz bir toplum düşünmek mümkün değildir. Şu anda dünyada pek çok yol, pek çok din, pek çok hayat programı, pek çok yaşam biçimi, sistem vardır. İşte Rabbimiz kendi dinini, İslâm dinini, teslimiyet dinini tüm diğer dinlere karşı galip getirecek, tüm diğer dinlerin, tüm diğer sistemlerin üstüne çıkaracaktır. Çünkü Rabbimizin kabul edip razı olduğu bir tek din, bir tek yol vardır, o da teslimiyet dini olan İslâm dinidir. Allah katında tek bir hayat tarzı vardır, o da Müslümanlıktır. Allah bu dinin dışında hiçbir dini, bu dinin dışında hiçbir sistemi, hiçbir hayat programını kabul etmez. Çünkü bunların hiçbirisi müntesiplerini hidâyete ulaştırmıyor, cennete götürmüyor. Bunların hiçbirisi bağlılarının aklını, kalbini, duyularını doyuramaz. Hiçbirisi kullarının, evini, ailesini, ülkesini mutluluğa ulaştıramaz. İşte görüyoruz, Allah dininin dışındaki dinler, Allah sisteminin, Allah programının dışındaki sistemler ve programların hiçbirisi insanları huzura kavuşturamıyor. Allah, dinini tüm dinlere üstün getirecektir. İşte bunun içindir ki Müslümanlar da din yalnız Allah'ın oluncaya kadar Allah yolunda savaşmakla mükelleftirler. Yeryüzünün tümünde, hayatın her alanında Allah'ın muradının, Allah'ın buyruklarının egemen olacağı ana kadar Allah'ın bu müjdesi altında, Allah desteğinde Müslümanlar kavga vermek zorundadırlar. Bu Âyet-i kerime'den anlıyoruz Allah üsttür asla ve kat'a ast olamaz. Allah'ın son Peygamberi örnek ve önderimiz Hz. Muhammed (sav)'in gönderiliş maksadı ıslah ve inkılaptır. İnsanları atıl ve batıl dinlerin tasallutundan kurtararak İslâm'ın hâkimiyeti altında yaşamalarını sağlamaktır. İmam-ı Kurtubî (rha) bu âyetin tefsirinde der ki:"O,  Peygamberini" yani Muhammed'i"hidayet ile" hak ve doğruluk ile"ve hak din ile gönderendir." "Çünkü onu" delil ve belgelerle"bütün dinlere üstün kılacaktır." Savaşta bilek gücüyle galib gelmek de üstünlüğün kapsamı içerisindedir. Üstünlükten maksat ise, onun dışında bir başka dinin kalmaması değildir. Maksat müslümanların üstün ve galib gelmeleridir. Âhir zamanda İslâm'ın dışında herhangi bir dinin kalmaması da bu üstünlüğün kapsamı içerisindedir.
Mücahid dedi ki: Bu da Îsa (aleyhisselâm)'ın inip yeryüzünde İslâm dininden başka herhangi bir dinin kalmayacağı zaman gerçekleşecektir. Ebû Hüreyre dedi ki:»Çünkü onu» Îsa'nın çıkışı ile "bütün dinlere üstün kılacaktır." O vakit müslüman olmadık hiçbir kâfir kalmayacaktır.Müslim'in Sahih'inde Ebû Hüreyre'den şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Yemin olsun ki Meryem oğlu (Îsa) adaletli bir hâkim olarak inecektir. Yemin olsun haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kabul etmeyecektir. Yemin olsun dişi develer serbest bırakılacak, üzerlerin binilmeyecek, koşulmayacaktır, Yemin olsun cimrilik, kin duymak ve kıskançlık yok olup gidecek, mal almaya (insanları) çağıracağı halde kimse onu kabul etmeyecektir."(2) 
"Üstün kılacaktır" âyetinin Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı diğer dinler hakkında bilgi sahibi kılacaktır. Öyle ki onu bu dinlerin bâtıl oluş yönleri ile ve sonradan gelen müntesipleri tarafından nerelerinin tahrif edilip nerelerinin değiştirilmiş olduğu hususunda bilgili kılacaktır. "Dinlere" âyeti çoğul anlamındadır. (Âyet-i kerimede lâfız tekildir.) Çünkü burada "din" mastar olup çoğul anlamında da kullanılır.(3)
Allahû Teâla, dinini cümle edyân/dinler üzerine izhar etmek ve galip kılmak hikmetine binaen ahir zaman Peygamberini Kur'ân ve sair mu'cizatla gönderdi, velve ki müşrikler bu dinin zuhurunu istemesinler. Dini İslâm'da mücerred tevhid esas olduğundan kâfirler ve bilhassa tevhide muhalif şirkle ülfet eden o müşrikler o dinin yeryüzüne intişar etmesini arzu etmezler. Çünkü itikadlarına muhaliftir.
Rasûlüllah (sav)'e hased edenlerin başlıcası Kureyş müşrikleri olduğuna işaret için Rasûlüllah'tan bahsolunan bu âyette dinin zuhurunu/hâkimiyetini kerih görenlerin müşrik oldukları saraheten zikrolunmuştur. Amma bundan evvelki âyette mutlaka şeriattan bahsolunup Rasûlüllah'tan bahsolunmadığı cihetle şeirati istemeyenlerin mutlaka kâfirler olduğu beyan olunmuştur. Çünkü şeriat cümle nâs hakkında nimet olup onu istemeyen elbette küfran-ı nimet etmiş olduğundan "Velev ki kâfirler istemese de" varid olmuştur.(4)
Rasûlüllah (sav)'in yeryüzüne hâkim kılacağı din, Allah'ın dinidir ve bu dinin bir smi de Nur'dur. Bu nur bize renklerin ayrımını sağlar. Bu dünyada nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu aydınlatmak üzere, hangi yolun iyi, hangi yolun kötü, hangi sistemin insanlara daha faydalı, hangi sistemlerin daha zararlı olduğunu gösteren o nur da Kur'ân-ı Kerim'dir. Bu nur'dan gözleri kamaşan yarasa tipli insanlar olabilir. Ancak bu kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Kâfirler baharın gelmesine nasıl mani olamıyorlarsa, İslâm'ın gelmesine de öyle engel olamazlar. İslâm'ın nurunu söndürmek için neferlerini tüketenler, cehennemdeki ateşlerinin alevini artırırlar.(5)
Rasulü'nü hidayet kanunu yani insanlara ve bâhusus korunmak isteyen müttakî insanlara doğru yolu gösteren Kur'ân ve hak dini ile gönderdi
Ya'ni evham ve hevesâta göre değil,  Hak Teâlâ'nın ve kullarının hakkını gereğî gibi tanıyarak hukmi hak dairesinde adalet icra etmek dini olan bir Allah dîni: dîni islâm ile gönderdi. (Bu âyetin birer nazıri Berae ve Fetih sûrelerinde de geçtiği cihetle oralara bak). Görülüyor ki, bu âyetlerde hak yalnız dinin sıfatı değil, hak din denilmekle iktifa olunmayıp hakka ziyade ıhtisasına tenbih için izafetle Hakkın dini veya Hak dîni ma'nâsına dinil'hak buyurulmuştur. Bunda Hazret-i Isânın Hazret-i Peygamber hakkındaki tebşiratına aid olarak balâda beyan olunduğu üzere İncillerde zikrolunan "ruhul'hak» vasfına bil'hassa bir işaret bulunduğu da unutulmamak gerektir. İşte o Allah, Rasulünü böyle hüdâ ve Hak dini ile gönderdi ki,   o dini her dinin üstüne çıkarmak için - Onun için onu muhakkak tamamlayacaktır, isterse müşrikler hoşlanmasınlar - çünkü hâlis tevhidin ızharı ile şirkin ibtalini gerek açık ve gerek gizli müşriklerin hiç biri hoşlanmazlar, lâkin Allah onu hoşlansalar da ızhar edecek hoşlanmasalar da ızhar edecek ve o galebeye irdirecektir. Demek ki, risaleti İseviyye'nin gayesi, risaleti Muhammediyye'yi tebşirden ıbaret iken risaleti Ahmediyye'nin hikmet ve gayesi bu hak dîninin akıbet her dine galebesidir. Ve bu dînin bu suretle zuhur ve galebesi Allahû Teâlâ'nın bu beyaniyle va'd-ü iradesi ve şehadeti muktezasıdır. Buna tesavvuf lisanında mazheriyyeti Muhammediyye denilmiş olduğu gibi bu mazhariyyetin hamd hakıkatiyle cem'ıyyeti mertebesine de hakikati Muhammediyye ta'bir olunur. Bu ma'nâ ile hakikati Muhammediyye'nin zuhuru bütün hılkatın gayesi demektir.  Hıristiyanlıkta gayei hılkat "tecessüdi kelime» diye mülâhaza olunmuştur. Kelimei İsâ'nın tecessüdü ise onun tebşir ettiği ruhı hakkın hakıkati Muhammediyye ile tecellîsidir. Artık bunun böyle olacağında şübhe etmemeli, Sûre-i Fetih'te  buyurulduğu üzere Allahü Teâlâ'nın şehadeti kâfi olduğuna inanmalıdır. Hak dîni olan islâm'ın akıbet bütün edyana üstün olmak için gönderildiğini bildiren bu va'di ilâhî Kur'ân'da müteaddid yerlerde beyan ve tebşir olunmuştur. Demin ıhtar ettiğimiz vechile bir kerre işbu Burada ve Sûre-i Fetihte ve Sûre-i tevbede olmak üzere üç kerre zikr ile te'kid ve te'yid edilmiş olduğu gibi yine Sûre-i Enfâlde  ve Sûre-i Bakarede gibi aynî mazmunda diğer âyetlerle tekrar ve takviye olunduktan başka gibi diğer birçok âyetlerle de risaleti Muhammediyye'nin bütün insanlığa umum ve şumulü beyan olunmuş ve nihayet Sûresinde de diye bu gayenin tehakkuku bir daha va'd-ü tebliğ ile takviye buyurulmuştur. Bunun böyle birçok kerreler tekrar beyan ve va'd buyurulması şunu anlatır ki, bu zuhur ve galebe bir kerre değil, muhtelif devirlere ait olmak üzere birçok kerreler tehakkuk edecektir. Böyle olmak için de bu dinin ikbal ve idbar zamanları olacak ve beşeriyyetin geçireceği birçok inkılâbat ve tehavvülât arasında bütün inhitatların seyri fısk, zulüm, küfür, şirk yüzünden gadab ve helâkâ doğru gideceği gibi bütün tekâmülün seyri de îmanı tevhid ile Hak dininin tecelliyatı olan ebedî hayatın selâmet ve saadeti gayesine yükselecektir. Fanî hevesât ve şehevât ardında koşan, facirlerin, haksızların, dinsizlerin başına Kıyamet koparken ehlihak hayatı Hakkın himayesinde Arşın gölgesi atında gölgelenerek büyük murada irecektir.
Tarih gözden geçirilecek olursa görülürki islâm'ın bu âyetlerde va'd olunan zuhur ve galebesi evvel emirde Rasûlüllah'ın zamanında âyeti nâzil olduğu sıra bütün Arabistan'da başlamış ve Abbasiyye hilâfetinin inkırazına kadar da Şarktan Garba kadar bütün âleme yayılmıştı. Arada bir idbar fasılası yüz gösterdikten sonra çok geçmeden Türklerin zuhuru ve İstanbul'un fethi ile ikinci ikbal başlamış, bu da bir taraftan Kafkas dağlarından Bahrimuhitı atlâsîye bir taraftan da Lehistan'dan Habeşistan'a kadar evcini bulmuştu. Zamanımızın geçirmekte olduğu büyük inkılâb buhranlarının neticesinde daha kimbilir cihan ne gibi tehavvüller, tekâmüller görecektir. Neler yıkılıp neler yapılacaktır. Her ne olursa olsun asrı hazırın tarakkiyyatı fikriyye ve fenniyyesi ile gerek İslâm âlemlerinin ve gerek sair mileli muhtelifenin vicdanı umumîlerinde husule gelecek intibahların istıkbalde namzed olduğu tehayyülât, Dünyayı alt üst etmekte bulunan haksızlıkların def'iyle hayatı umumiyyede hakkın daha yüksek bir tecellisine irmek gayesini istihdaf etmek, bu ise fikri tevhid ile hak dininin inkişafına vabeste bulunmak haysiyyetiyle İslâm'ın yeni bir ikbal ve inkişafı neticesine varacağına da inanmak lâzım gelir. Zira Kur'ân bu mazmunu üç Sûrede tekrar ettikten başka üçe inhısar dahi anlaşılmamak için fazlasiyle te'yid de eylemiştir.
Müfessirîn Mücahidden naklen de bu va'din en mütekâmil sureti İsâ'nın nüzulünden sonra olacağını da söylemişlerdir. Binaenaleyh fanî hayatın muktezası olarak günden güne beter olacağına ve bir zaman gelip emanetin kalkacağına ve dînin za'fa uğrayacağına ve islâmın yalnız adı kalacağına dair varid olan ve idbar devirlerini haber veren ba'zı eserlerden ye'se düşmemeli,  Allahü Teâlâ'nın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını ve "el'akıbetü lilmüttekîn» olduğunu bilerek ve Allah'ın bu kat'î vaidlerine inanarak daima Âhrete ümid içinde çalışmalıdır. Kalbinde hardal danesi kadar îman bulunanlar vefat edecek, kendilerinde hiç hayır olmıyan kimseler kalacak, onlar da eski atalarının dinlerine döneceklerdir» işte Kıyamet de öylelerinin başına kopacaktır. Fakat dînin idbar devirlerine aid olan haberler mukabilinde sıhahda vârid olan bir hadîsi sahîhte buyurulmuştur ki,  "ümmetimden bir taife hakk üzere galib olup duracaklardır."(6) Sûre-i Vakıada geçtiği üzere Kıyamet koptuğu zaman da bütün evvelîn ve âhirîn içinde ehli Cennetin yarıdan ziyadesi de ümmeti Muhammed olacaktır. Bunun için bu âyette dîni İslâm'ın bu suretle bütün edyana galebesi va'd buyurulduktan ve bu gayeye irmek için fısk, zulüm, küfür, şirk manialarına karşı bünyanı mersus gibi tek saf halinde Allah yolunda savaşmak gerekir.(7)
Allah'ın takdiri bu dini hâkim kılmayı dilemiştir. Öyle ise bunun gerçekleşmesi zorunludur, kesindir: "Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur."
Yüce Allah'ın bu din için onun "doğru yol ve hak din" olduğuna tanıklık etmesi, tanıklığın en büyüğüdür. Bu konuda söylenecek en kesin söz budur. Bunun ötesinde bir tanıklığa gerek yoktur. Zaten Allah'ın iradesi tamamlanmış ve bu din tüm dinlere karşı üstün gelmiştir. Bir din olarak tüm dinlerin üstüne çıkmıştır. Onun gerçekliği ve yapısı karşısında hiçbir din ayakta duramaz. Putperest dinler zaten bu konuda hiçbir şansa sahip değillerdir. İlahi kitaba dayalı dinlere gelince bu din onların sonuncusudur ve o halkanın en son, en kapsamlı ve en mükemmel şeklidir. (Öyle ise bu din ilahi dinler içinde de sonuna kadar onların en üstün ve en mükemmeli olmaya devam edecektir.
Bu dinler tahrifata uğramış, değiştirilmiş, paramparça edilmiş, kendilerinden olmayan şeyler ilave edilmiş, bazı yerleri çıkarılmış ve artık hayata yön verebilecek yeteneklerini ve özelliklerini yitirmiş bir hale düşmüşlerdir. Bunlar oldukları gibi kalıp, tahrif edilmemiş değiştirilmemiş olsalardı bile bunlar zamanı geçmiş dinlerdir., Sürekli değişen hayatın bütün ihtiyaçlarına cevap verecek kapsamlılıktan uzaktırlar. Çünkü bunların her biri Allah'ın takdirinde sınırlı bir zaman içinde gönderilmiştir.
İşte bu, Allah'ın dininin yapısı ve gerçekliği açısından gerçekleşmesidir. Hayattaki gerçeklik açısından baktığımızda ise Allah'ın vaadi bir kere gerçekleşmiş ve bu din bir güç, bir geçeklik ve bir idare biçimi olarak bütün dinlere üstün gelmiştir. Yeryüzünün büyük bir bölümü bir asır içinde ona boyun onun hükmü altına girmiştir. Sonra bu din barışçı bir yolla Asya ve Afrika'nın içine doğru açılmış ve bu dine sırf çağrı yoluyla ilk cihad hareketlerinin süresi boyunca İslâm'a girenlerin beş katı onunla müşerref olmuştur. Dünya siyonizmi ve dünya haçlı zihniyetinin Osmanlı Devletin'deki son halifeliği kendilerinin türettiği kahramanlar vasıtası ile ortadan kaldırmasından bu yana İslâm halâ hiçbir devlete dayanmadan ve dünyanın dört bir yanında aleyhinde sergilenen savaşlara ve tuzaklara rağmen yayılmaya devam etmektedir. Bu yayılmasına dünya siyonizmi ve dünya haçlı zihniyetinin elbirliği ile ortaya çıkardıkları sözde "kahramanlar" vasıtasıyla İslâm ülkelerinden herhangi birinde meydana gelen İslâmi diriliş hareketlerini yok etme çabalarında İslâm'ın yayılışına engel olmamaktadır
Bu din hala insanlık tarihinde tarihi misyonunu ve gücünü korumaktadır. Allah'ın sözünün bir gereği olarak bu din tüm dinlere karşı üstün gelecektir. İnsanlar güç, tuzak ve saptırma konusunda ne kadar ileri giderlerse gitsinler İslâm'ın bu yükselişini insanların basit çabaları ile durdurmak asla mümkün olmayacaktır. Bu ayetler kendileri ile muhatap olan müminler için itici bir güç niteliğindeydi. Yahudi ve Hristiyanların artık gereğini yerine getirmedikleri emaneti taşımaya Allah'ın kendilerini seçtiği bu göreve sarılmaya bir teşvik niteliğindeydi Yine bu ayetler onların kalplerini huzura kavuşturuyordu. Gönül huzuru ile Allah'ın üstün kılmayı dilediği dinin yüceltilmesine ilişkin Allah'ın kaderini gerçekleştiriyorlardı. Onlar bu kaderin gerçekleşmesinde bir araç oluyorlardı. Yine bu ayetler bu günde Rabbinin sözüne güvenen müminlerin gönüllerine huzur vermekte, onlar için itici bir güç olmaktadır ve bu ayetler gelecek nesiller içinde aynı duyguları diriltme kaynağı olacaklardır. Allah´in izniyle Allah'ın sözü hayatta bir kere daha gerçekleşinceye kadar bu ayetler mesajlarını vermeye devam edecekler.
İnanç davasının tarihi süreci içinde ve Allah'ın bu son dinin yeryüzüne hâkim kılınacağına dair sözü doğrultusunda Kur'an-ı Kerim inananlara seslenmektedir. Bu hitapla ilk defa karşılaşan inananlara ve onlardan sonra kıyamet gününe kadar gelecek imanlı nesillere çağrıda bulunmaktadır. Onlara dünya ve ahiretin en kârlı ticaretinin Allah'a iman ve Allah yolunda cihad ticaretinin olduğunu göstermektedir.(8)
Allah'a imanı olan her mü'minin Allah'ın dinini cihana hâkim kılma mesuliyeti vardır. İslâm dini hayata hâkim olunmak ve insanların hayatına hükmetmek için gelmiştir. İslâm dininin cihana hâkim olmasına engel olmak mümkün değildir. Müslümanlar ne kadar zor ve kötü şartlar yaşayıp yenilgilere düşseler ve maddi etkilerini kaybetseler bile, Hakk'ın galebesi için çalışan grup ya da toplulukların Kıyamet gününe kadar Hak yolunda mücadelede üstün olmaya devam edeceklerdir. Bu tür topluluklar, bir bölgede ya da dünyanın dört bir yanında olabilir. Çünkü bir bölgede ya da bir ülkede Müslümanlar sindirilip gizliliğe itilseler bile bir başka yerde ya da yerlerde İslâm mücadelesi devam edecek ve cihad sancağı maddi ve manevi olarak gönderde dalgalanmaya Kıyamete kadar devam edecektir. Allahû Teâla, Hz. Muhammed (sav)'i hak dini batıl dinlere, sistemlere, düzenlere üstün kılmak için gönderdi. Hz. Muhammed (sav) ve pak sahabesi bunun için mücadele ettiler. Hz. Muhammed (sav)'e ümmet olanlar da kıyamete kadar Hak dini Batıl dinlere üstün kılmak için mücadele edeceklerdir. İslâm'ın fevkinde/üstünde din, sistem olmaz.
_____________________
(1) Saff Sûresi/ 9
(2) Sahih-i Müslim, I, 135, 136
(3) El- Cami-u Li Ahkâmi'l Kur'ân (İmam-ı Kurtubî) C: 18, Sh: 86, Beyrut/1965
(4) Hulasatu'l Beyân Fi Tefsiri'l Kur'ân (Konyalı Mehmed Vehbi Efendi) C: 14, Sh: 5905-5906, İst/ 1960
(5) Şifa Tefsiri (Mahmut Toptaş) C: 7, Sh: 483, İst/ 1998
(6) Ebu Dâvud, Fiten 1, 4252; Tirmizî, Fiten 51, 2229; İbn Mâce, Mukaddime 1, 10, Fiten 9, 3952; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/278, 279.
(7) Hak Dini Kur'ân Dili (M. Hamdi Yazır) C: 7, Sh: 4937-4940, İst/1971
(8) Fizilal'il Kur'ân (Seyyid Kutub) C: 6, Sh: 3558, Beyrut/1982
 
Misak Dergisi 345. Sayı
Ağustos 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya