Evanjelist Haçlıların Siyasi Tasavvurları ve Armageddon Savaşı
ABD derin devletinin, silah lobilerinin ve Evanjelist fanatiklerin desteğini arkasına alan Donald Trump; seçim kampanyası esnasında ’İslâm dinini kansere benzetmiş ve küresel İslâmi terörle mücadelenin zaruri olduğunu’ ısrarla gündemde tutmuştur. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz hali tahlil ederken bir değil, birden fazla unsuru dikkate almamız gerekir. ABD ve müttefiklerinin İslâm coğrafyasına yönelik dolaylı ve dolaysız egemenlik projeleri, sadece 11 Eylül’de yaşanan terör hadisesinin bir sonucu değildir. İslâm toprakları; sratejik konumu ve yeraltı zenginlikleri sebebiyle, son bir asırdır ABD’nin ve müttefiklerinin tecavüzlerine maruz kalmıştır. Emperyalist emellerine hizmet edecek kadroları iktidara getirebilmek için; akla-hayale gelmeyecek tuzaklar kurmuş, hatta askeri darbelerin yapılmasını sağlamıştır. Eski ABD Başkanı George W. Bush’un yıllarca süreceğini ifade ettiği ‘Haçlı Savaşı’, aynı zamanda yeni bir dünya savaşıdır. Evanjelik fanatiklerin kontrolünde olan ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli müttefiki Siyonist İsrail Devleti’dir.
Hüsnü AKTAŞ
25.04.2019 12:40
3.986 okunma
Paylaş

DÜNYA siyasetinde belirleyici bir güce sahip olan devletlerin; uluslararası düzeni bir halden, başka bir hale dönüştürmeleri mümkündür. Tarihin dönüm/kırılma noktaları; uluslararası ilişkiler, siyasi dengeler ve hukuk nizamı açısından, son derece hassas olan noktalardır. BM Teşkilatı’nın aldığı kararları veto etme hakkı bulunan devletler; (ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin) son bir asırdır, İslâm coğrafyasını kendi hegemonya alanı hâline getirebilmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar. Eski ABD Başkanlarından fanatik Evangjelist George W. Bush’un ‘Yeni Haçlı Savaşı’ adını verdiği siyasi mücadele, 2001 yılından itibaren devam etmektedir. ABD ve müttefiklerinin bu kirli savaşta iki farklı stratejiyi ön plâna çıkardıklarını söylemek mümkündür. Önce Afganistan ve Irak gibi ülkelere konvansiyonel savaş ilan ederek, bu coğrafyada teröre destek sağladığı varsayılan siyasi liderleri öldürmeyi ve yerlerine kendi emellerine hizmet edecek kadroları iktidara getirmeyi denemişlerdir. 2001’den 2011’e kadar geçen süre içerisinde istedikleri neticeyi elde edemedikleri malûmdur. Daha sonra konvansiyonel savaşı (2011 yılından itibaren) bir kenara bırakıp, aynı coğrafyada‘kronik kaos’ stratejisini ön plâna çıkarmışlardır. ABD derin devletinin (Office of Net Assessment), silah lobilerinin ve evanjelist fanatiklerin desteğini arkasına alan Donald Trump; seçim kampanyası esnasında ’İslâm dinini kansere benzetmiş ve küresel İslâmi terörle mücadelenin zaruri olduğunu’ ısrarla gündemde tutmuştur. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz hali tahlil ederken bir değil, birden fazla unsuru dikkate almamız gerekir.

ABD ve müttefiklerinin İslâm coğrafyasına yönelik dolaylı ve dolaysız egemenlik projeleri, sadece 11 Eylül’de yaşanan terör hadisesinin bir sonucu değildir. İslâm toprakları; sratejik konumu ve yeraltı zenginlikleri sebebiyle, son bir asırdır ABD’nin ve müttefiklerinin tecavüzlerine maruz kalmıştır. Emperyalist emellerine hizmet edecek kadroları iktidara getirebilmek için; akla-hayale gelmeyecek tuzaklar kurmuş, hatta askeri darbelerin yapılmasını sağlamıştır. Eski ABD Başkanı George W. Bush’un yıllarca süreceğini ifade ettiği ‘Haçlı Savaşı’, aynı zamanda yeni bir dünya savaşıdır.

Evanjelik fanatiklerin kontrolünde olan ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli müttefiki Siyonist İsrail Devleti’dir. Uluslararası hukukun kurallarından muaf tutulan, dünyanın en önemli nükleer ve biyolojik silah üreten ülkelerinden birisi olan İsrail; soykırım, etnik temizlik veya diğer insanlık suçlarını işleme imtiyazını sahip kılınan bir devlettir. İstediği anda Filistin halkına ait toprakları işgale yeltenen, yerleşim birimlerini haritadan silebilen ve yüzlerce insanı hiç bir ayırım gözetmeden (ihtiyar, kadın, çocuk vs) katledebilen İsrail, binlerce insanı esir alıp çölde kurduğu temerküz kamplarında tutabilmektedir. Katliam veya soykırıma tabi tutulan Filistinli mazlumlar için artık hiç bir koruyucu mekanizma kalmamıştır. Zira uluslararası hukuk ortadan kaldırılmış ve orman kanunları yürürlüğe konulmuştur. Yeni uluslararası sistem, ABD’ye ve müttefiklerine katliam (soykırım) yapma imkânını vermektedir.

EVANJELİST PROJE VE

EDOM ÜLKESİ’NİN FETHİ

Evanjelistlerin temel hedefi, İsa-Mesih’in ikinci gelişine dünyayı hazırlamak ve bu gelişi hızlandırmaktır. Son yıllarda misyonerlik faaliyetleri, siyasi bir eylem planına dönüştürülmüştür. Avanjelik-Protestan kilisenin eylem planı, kendi itiraflarına göre “Tanrıyı kıyamete zorlama” hedefine kilitlenmiştir. İçinde yaşadığımız zaman diliminde Evanjelizmin, altın dönemini yaşadığını söylemek mümkündür. Evanjelik fanatiklerin kontrolünde olan Amerika’da iç ve dış siyasi kararların önemli bölümü; başta Illuminati çetesi olmak üzere, evanjelist vakıf yöneticileri tarafından karara bağlanmaktadır. Evanjelist fanatiklerin hayallerini, inançlarını ve ihtiraslarını dikkate almadan siyasi hadiseleri tahlil etmek kolay değildir. ABD Başkanı Donald Trump’ı eski Pers Kralı Kiros’a (Cyrus) benzeten Evanjelist fanatiklerin sayısının hızla arttığını söylemek mümkündür. Kiros, Eski Ahit’e göre Milattan Önce 6. yüzyılda yaşamış, Babil’i fethederek, İsrailoğlulları’nın sürgününe son vermiş olan kraldır. Bu kral sayesinde İsrailoğulları bugün İsrail olarak andıkları topraklara dönmüş ve Kudüs’te bir tapınak (Süleyman Mabedini) inşa etmişlerdir. Evanjelist teolog Lance Wallnau’dan Evangelistlerin sözcülerinden Mike Evans’a kadar pek çok isim ABD BaşkanıTrump’ı “günümüzün Kiros’u” olarak görmektedirler. Kiros’un da tıpkı Trump gibi dindar birisi olmadığını, fakat “Yaratıcı’nın kutsal amacı için seçtiği bir taşıyıcı” olduğunu ileri sürmektedirler. Üstelik Trump’ı Kiros’a benzetenler, sadece Evanjelistler değildir. Geçtiğimiz yılın Mart ayında Washington’ı ziyaret eden İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu da, Trump’ı överken onu kral Kiros’a benzetmiştir. Aynı günlerde İsrail’in Mikdas Eğitim Merkezi, Trump ve Kiros’un yan yana resmedildiği bir madeni para basmıştır. Yahudilere göre de Kiros dindar bir lider değildir, hatta Yahudi bile değildir. Fakat Tanrı’nın, kendi planını uygulamaya koymak için kullandığı bir devlet adamıdır. Yani ABD Başkanı Donald Trump; hem Evanjelistlerin hem de Siyonistlerin gözünde Büyük Kiros gibi, din ve ahlakla alakası olmayan ama kutsal planın işlemesi için seçilmiş olan bir devlet adamıdır. Amerikan Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını alan Trump, Evanjelistler açısından ‘bir kehanetin tamamlanması’ için bütün imkânlarını seferber etmiştir.

ABD’nin yönetiminde etkili olan Evanjelist–Protestan papazların inancına göre, beklenen İsa-Mesih çok yakında dünyaya geri dönecek ve Kıyamet Savaşı’nı (Armageddon) başlatacaktır. Evanjelistler, bunun olabilmesi için, önce Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması gerektiğini düşünüyorlar. Merkez sağda duran Hıristiyan Amerikalılar için büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması, ABD’nin İsrail’le dayanışma içinde olması açısından önemlidir. Ayrıca Evanjelistler bu hamleyle kendi elleriyle yazdıkları İncil’e dayalı kehanetin gerçekleştiğini ifade etmektedirler. 2010 yılında Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir ankete göre, ABD vatandaşlarının %41’i ve Beyaz Evanjelistlerin %58’i (yaklaşık yüz elli milyon ABD vatandaşı) bu kehanetin gerçekleştiğine inanmaktadırlar. Bu inanışa göre, İsa-Mesih’in yeryüzüne döneceği tarih en geç 2050 yılıdır. Yıllarca kilise kürsülerinde, sokaklarda, televizyon ekranlarında İncil’in gelecek tahminlerini, kıyamet senaryolarını anlatan, İsa-Mesih’in gelebilmesi için Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması gerektiğini söyleyen, Amerikan dış politikasının yeterince İncil çizgisinde olmadığını söyleyerek şikâyet eden Evanjelist-Protestan papazlar, son aylarda oldukça mutlular. Çünkü uzun yıllar savundukları ve bekledikleri işlem gerçekleşmiştir.

Evanjelist fanatiklerin/militanların Armageddon inancına göre, bu savaşın çıkması için üç olayın gerçekleşmesi zaruridir. Birincisi: Yahudilerin Filistin topraklarını ele geçirmesi ki bu hadise İsrail Devleti’nin 1948 yılında kurulmasıyla gerçekleşmiştir. İkincisi: Kudüs’ün İsrail Devleti’nin Başkenti olmasıdır. ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü başkent olarak tanıması ve Amerikan Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması, bu arzularının gerçekleşmesine vesile olmuştur. Üçüncüsü: Yahudilerin bugün Mescid-i Aksa’nın yer aldığı lokasyonda Süleyman Mabedi’ni inşa etmeleridir. Evanjelistler, bu üç olayın gerçekleşmesi neticesinde İsa-Mesih’in geleceğini ve Armageddon Savaşı’nı başlatacağını düşünmektedirler. Bu nükleer savaş neticesinde dünyada yaşayan her dört kişiden üçü ölecektir.

Evanjelik-Protestan fanatikler; İsrail’e sempati duydukları için, kendilerine ‘Hıristiyan siyonist’ denilmesinden memnun olmaktadırlar. Onlara göre İsa-Mesih geldiğinde hala Hıristiyan olmamış kimselerin cehenneme gideceğine (ki buna Yahudiler de dâhil) inanıyorlar. Yahudiler, Hz. İsa’nın (as) Peygamber olmadığına inandıkları için, cehenneme giden kimselerle aynı akıbeti paylaşacaklardır. Yani özetle, birisi Hıristiyan (protestan avenjelik) diğeri Yahudi (siyonist) olan iki fanatik ekolün mensupları, kendisinden olmayanların cehenneme gideceği ön kabullerine rağmen ittifak edebilmektedirler. ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği’nin açılış seremonisi sırasında bir konuşma yapan Dallas Mega Kilisesi Pastörü Robert Jefress, Yahudilik ve Mormonlar da dahil diğer dinlere inanan kimselerin sonsuza kadar cehennemde yanacağını söylemekten çekinmemiştir. Kapanış konuşmasını yapan bir diğer Evanjelist rahip John Hagee ise, “Hitler’in Yahudileri anavatanlarına döndürmek için Tanrı tarafından gönderilmiş olduğunu” söyleyen ve bunun gibi çılgın iddialarıyla bilinen bir din adamıdır. Şaka gibi ama Hollywood filmlerinde görünce güldüğümüz o garip“Kıyametçi” tipler, şu anda Amerikan iç ve de dış siyasetinin belirleyici unsuru haline gelmişlerdir.

Amerikan devletinde son dönemde yaşanan dönüşümün temelinde Evanjelik fanatiklerin belirleyici bir etkisi vardır. Washington’da Neo-con’ların yönetim içinde güçlenmeleri J.Carter döneminde başlamış, Reagan döneminde hızla artmıştır. ABD’nin Irak’a asker gönderme kararından sonra, adeta resmi ideoloji haline gelmiştir. O güne kadar Amerikan dış politikasında belirleyici unsur olarak sunulan “Ortadoğu’da demokrasiyi geliştirmek” iddiası, Evanjelik fanatiklerin telkinleriyle devre dışı bırakılmıştır. Bunun yerine güç kullanılarak ABD’nin siyasi hedeflerini ve İsrail’in arzularını gerçekleştirme ideali ön plâna çıkarılmıştır. Hıristiyan Siyonistler, Evanjelik fanatikler ve Neo-con ideolojisini benimseyen bürokratlar; ortak bir siyaseti ön plâna çıkarmışlardır. Bu ortak siyasetin bütün İslâm topraklarını kan gölüne çevirdiğini söylemek mümkündür.

ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetime gelmesinden kısa bir süre önce, esas amaçları İsrail’in çıkarlarını savunmak olan Neo-con’cuların kurduğu “Foundation for Defense of Democracies” (FDD) vakfı, Washington’un politik tercihlerini belirlemeye başlamıştır. FDD’nin yükselişi, aynı zamanda Amerikan derin devletinin içinde yeni bir savaşı beraberinde getirmiştir. Eski geleneksel derin devletin elamanları, Evanjelik fanatiklerin devlet mekanizmalarını ele geçirmemeleri için ellerinden gelen gayreti sarf etmişlerdir. Fakat başarılı olamadıklarını söylemek mümkündür. Donald Trump’ın Başkan seçilmesiyle birlikte “Foundation for Defense of Democracies” (FDD) yetkilileri, Amerikan siyasetinin temel hedeflerini belirlemeye başlamışlardır. Bu vakıf yöneticileri; hem Evanjelik tabanın siyasi arzularını şekillendirmiş, hem Neo-con (yeni muhafazakar) kadroların devlete hâkim olmasını sağlamışlardır. Evanjelik protestanların kurmayı planladıkları Başkenti Kudüs olan ‘Kristal Krallığı’ için, fethedilmesi gereken son coğrafyanın ‘Edom’ ülkesi olduğunu ifade etmektedirler. Tanrının üzerinde yürüdüğü topraklar şeklinde ifade ettikleri Edom ülkesi Türkiye’dir. Noel babadan, Meryem Ana Kilisesi’ne kadar kendileri için kutsal olan mekanlar, Edom ülkesindedir. Bu noktada bir inceliğe daha işaret etmekte fayda vardır. Evanjelik fanatikler, kendi siyasi hedeflerine sadece Türkiye’nin engel olabileceğini düşünmektedirler. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda, Edom ülkesini siyasi ve iktisadi açıdan zaafa uğratmak için harekete geçeceklerdir. Tek kelimeyle Türkiye’nin (Edom Ülkesi) başı, fanatik Evanjeliklerin kuracağı yeni tuzaklar sebebiyle belâdadır. Son aylarda politikacılar arasında yaygın olan ‘Türkiye’de bekâ sorunu var mıdır, yok mudur?’sualine cevap verebilmek için, Avenjelik fanatiklerin kısa ve uzun vadeli siyasi taarruzlarının dikkate almamız gerekir.

 

Misak Dergisi 341. Sayı

Nisan 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya