Allah için Gönüllü Yardım ve İyilik Yapmak: İnfak
Müslümanların değişmeyen vasıflarından birisi, Allahû Teâlâ'nın (cc) kendilerine rızk olarak verdiği mallardan infak etmeleridir. Zekat ve sadaka-ı fıtrın dışında kalan diğer bütün mali yardımlar ve hayırlar, yani Allah (cc) rızası için yapılan gönüllü hayırlar ve yardımlara infak denilir. Son devrin müfessirlerinden Elmalılı M. Hamdi Yazır merhum İnfak'ı şöyle tarif etmiştir: "İnfak; Zekat ve diğer sadakalar, bağışlar, yardımlar ve vakıflar gibi, fakirlere, diğer çeşitli hayırlara, aileye yardım gibi bütün mal ile yapılan ibadetleri içine alır.Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:"İnsan öldüğünde amel defteri kapanır. Yalnız şu üç şeyin sevabı devam eder: Sadaka-i cariye, faydası devamlı olan ilim ve ölenin ardından dua eden evlat." İnfak, İslâm dininin iman-ibadet-ihsan'la birlikte dört rüknünden birisini oluşturur. İnfak, zekat gibi farz ibadetler dışında mükellefin kendi imkanları ölçüsünde ve belirlediği miktarda ihtiyaç sahiplerine yaptığı maddi yardımları ifade eder. Bu, sadece para yardımı değil, herkesin imkanları ölçüsünde ya da mesleki çerçevede ihtiyacı olanların yardımına koşmak anlamına da gelir. .Sadece insanlara değil hayvan ve bitkilere yapılanlar da aynı kapsamdadır.
N. Mehmet SOLMAZ
25.04.2019 11:20
395 okunma
Paylaş
iNFAK, Allah'ın emridir. İnfak, Allah rızası için insanlara, insanlara ve canlı varlıklara faydalı olacak şeylere gönüllü yardım etmektir.
İnfak'da Hayr Vardır
Hayr, cami, mektep, çeşme, köprü, yol, han hamam hastane, barınak, aşevi, bakımevi gibi insanların ve diğer canlıların faydalanacağı yerleri Allah rızası için yapmaya denir. Bu yapılan hayr yerlerine, sevapları devamlı olduğu için "Sadaka-i cariye" adı da verilir. Allah, hayr konusunda şöyle buyurur: "Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar; iyiliği emrederler, kötülükten menederler, hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar salih(iyi)insanlardır. Onların yaptıkları hiçbir hayr karşılıksiz bırakılmayacaktır. Allah takva sahiplerini çok iyi bilir." (Ali İmran, 3/114, 115, bkz, Fatır, 35/32, Enbiya, 21/73)
İnfak'da Hasene (İyilik) Vardır;
Hasene, dünya ve ahiretimiz için yararlı olan her türlü söz, hareket, davranış, iş, amel, imkan ve varlıklara sahip olmaya denir. Hasene kelimesi yerine Türkçede iyi, iyilik, hoş, güzel kelimelerini kullanırız. Hasene olan şeyler, Allah katında makbul ve hoş olan şeylerdir. Allah katında makbul ve hoş olmayan şeylere hasene denmez. Bir şey'in hasene olması için İslâma uygun olması şarttır. Hasene kelimesi Kur'an-ı Kerim'in bir çok suresinde geçer. İnsanın sağlıklı, afiyet içinde yaşaması ve mutlu olması da haseneden sayılır. Kur'an-ı Kerim'in bakara suresi, 201. ayetindeki şu duayı çok okuruz: "Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr="Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver; âhirette de iyilik ver ve bizi cehenem azabından koru." Peygamberimiz sallallaü aleyhi ve sellem iyilik konusunda şöyle buyurur: "Nerede olursan ol, Allah'tan kork. Bir kötülük yaparsan hemen arkasından iyilik yap ki, kötülüğün günahını silip götürsün. İnsanlara güzel ahlakla muamele et." (Tirmizi, 3/397, Yunus Emre, yayınevi, İst)
İnfak'da Sadaka Vardır
Sadaka, Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılık beklemeden muhtaçlara yardım etmeye denir. Ahzab suresinin 35. ayetinde "Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar" övülür. Allah, "Onlara büyük bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır" buyurulur. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de şöyle buyurur: "İnsan öldüğünde amel defteri kapanır. Yalnız şu üç şeyin sevabı devam eder: Sadaka-i cariye, faydası devamlı olan ilim ve ölenin ardından dua eden evlat." (Müslim, 8/ 184, Sönmez yayınevi, İst.)
Sadakanın farz olanına "Zekat", vacip olanına "Sadaka-ı fıtır" denir. Ramazan bayram namazından önce verilir. Hayr, hasene ve sadaka'nın kendine has özellikleri vardır. Hayr dediğimiz zaman, hemen aklımıza cami, çeşme, mektep gibi hayırlar gelir. Hasene (iyilik) dediğimiz zaman, düşeni kaldırmayı, yol sorana yolunu göstermeyi, yetimin başını okşamayı , hal hatır sormayı, susayana su vermeyi düşünürüz. Sadaka denildiği zaman, fakirlere yardımı hatırlarız. Bütün hayırlar, sadaklar, haseneler "İnfak" adında toplanır. Gönülden gelerek Allah rızası için iş yapmaya dayanır. Elmalılı M. Hamdi Yazır merhum İnfak'ı şöyle tarif eder: "İnfak; Zekat ve diğer sadakalar, bağışlar, yardımlar ve vakıflar gibi, fakirlere, diğer çeşitli hayırlara, aileye yardım gibi bütün mal ile yapılan ibadetleri içine alır.."(1) Zekat ve sadaka-ı fıtrın dışında kalan diğer bütün mali yardımlar ve hayırlar Allah rızası için yapılan gönüllü hayırlar ve yardımlardır.
Zekat farz, sadaka-ı fıtır vacip olarak yapmak mecburiyetinde olduğumuz ibadetlerdir. İnfak geniş kapsamlı bir kavram olup, zekat ve fıtır sadakası gibi farz ve vacip olan malî ibadetlerin yanısıra genel bir terimle mendup olarak nitelenen gönüllü harcamaları da içine alır.(2)
Tekrar edelim; infak, Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla kişinin gönüllü olarak kendi servetinden harcamada bulunması, hayr işleri yapması, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidermek için mal ve para ile yardım etmesidir. Bir trafik kazasında vefat eden tefsir hocası merhum prof. dr. Zeki Duman'ın sadakalar ve iyilikler konusunda yazdıklarından rahmete vesile olması dileğiyle iki paragraf alalım:
"Sadakalar ve iyilikler ancak, herhangi bir menfaat beklemeksizin; eskilerin tabiriyle garazsız ve ivazsız yapılırsa anlam kazanır; sahibine de ecri ve teşekkürü hak ettirir. Allah indinde makbul olan ise, Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş müminlerin, Allah rızasından başka hiçbir şey, hatta teşekkür dahi beklemeden verilen sadakalar ve yapılan iyiliklerdir. Tabii ki, şahsa şan, şöhret vb. dünya menfaati kazandırsın diye verilen sadakaların, yapılan iyiliklerin ne Allah nezdinde bir değeri vardır ne de insanların yanında.
Bilhassa Allah'a ve ahiret gününe iman etmediği halde, malını gösteriş için saçıp savuranlarla, inandığı halde verdiğini şahsın başına kakan, zaman zaman hatırlatıp maddî, manevi karşılık beklemeyen kimselerinki sonuçta aynıdır. Bunlar, tıpkı sert bir kaya üzerindeki az bir toprağa tohum eken adam gibidir; gökten sağanak halinde inen iri taneli yağmur, orada yeşerecek toprak ve tohum bırakmayacağı gibi, başa kakma ve eziyet de sadakanın nemalanmasına ve ahirette sahibine bir yarar sağlamasına imkan bırakmaz."(3)
İnfak konusunda bir başka değerledirme de şöyledir:
"İnfak kelimesi, en geniş anlamıyla muhtaç durumda olanların geçimlerini sağlamayı ifade eder. Buna göre, aile fertlerine, akrabaya ve yoksullara karşılık beklemeden maddi değeri olan yardım infak sayıldığı gibi yatırımlar yapmak, yeni iş yerleri kurmak ve geliştirmek böylece mümkün olduğu kadar çok sayıda personel istihdam etmek suretiyle insanların nafakalarını yani kesintisiz olarak geçimlerini sağlamalarına imkan hazırlamakta da infak kapsamına girer."(4)
Prof. Dr. Saffet Köse İnfak konusunda son derece önemli değerlendirmeler de bulunur. Sayın profesörün yazısının giriş bölümünden üç paragraf alıyoruz:
"İnfak, İslâm dininin iman-ibadet-ihsan'la birlikte dört rüknünden birisini oluşturur. İnfak, zekat gibi farz ibadetler dışında mükellefin kendi imkanları ölçüsünde ve belirlediği miktarda ihtiyaç sahiplerine yaptığı maddi yardımları ifade eder.
Bu, sadece para yardımı değil, herkesin imkanları ölçüsünde ya da mesleki çerçevede ihtiyacı olanların yardımına koşmak anlamına da gelir. Mali imkanları yerinde olmayan açları doyuran lokantacının, hastaları tedavi eden hekimin, imkansız öğrencilere burs veren zenginin, eşyayı taşıyan nakliyecinin, ders veren öğretmenin, bir eşyayı, cihazı, aracı onaran tamircinin ya da teknik elemanın... yaptıkları infak kapsamına giren faaliyetlerden olduğu gibi nimetin şükrünü eda anlamına da gelmektedir. Sadece insanlara değil hayvan ve bitkilere yapılanlar da aynı kapsamdadır.
İnfak, İslâm'ın en merkezi kavramı olan şefkat ve merhametin bir cana dokunuşunu ifade eder. Tarihi süreç içinde bütün canlıların hizmeti için dikilen ağaçlar, su ihtiyacı için yapılan çeşmeler, yaralı hayvanların tedavisi, yuvasız kuşlara yuva yapmak, aç hayvanlara yiyecek vermek; yaşlılara, yetimlere, kimsesizlere kol-kanat germek, yetim kızlara çeyiz hazırlamak üzere kurulan vakıflar, açları doyurmak için açılan aşevleri, hastaların tedavisi için kurulan hastaneler, yolcuların güvenliği ve diğer zaruri ihtiyaçlarının karşılanması için yol boylarında inşa edilen kervansaraylar... şefkatin infak yoluyla varlığa dokunmuş şeklidir.
İnfak, verebilmenin ve bunu da sürekli hale getirebilmenin ifadesidir. Zekatla aranan arınmanın insan ruhunda yerleşmiş bulunan özelliğidir. İnfakı hayat haline getirmek, cimriliğin cömertliğe dönüştüğünün işaretidir. (5)
İnfak için harcanan mal ve para boşa gitmez. Yapılan hayr ve iyilikler boşa yapılmaz. Hepsinin Allah katında bir değeri ve karşılığı vardır. Allah rızasın için yapılan her infak'ın, her hayr'ın, her sadakanın ve her iyiliğin hem bu dünya da hem de ahirette karşılığı fazlasıyla vardır.
İnfakın Karşılığı
Peygamberimiz sallallahü aleyhi sellem Allah tarafından peygamber olarak görevlendirildiği zaman, Mekke ve Arabistan şirk içinde idi, putlara tapıyorlardı. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şirke karşı Allah'ın bir olduğuna dair ayetleri okuyor, müşrikleri Allahın bir olduğuna inanmaya ve müslüman olmaya davet ediyordu. Müşrikler ileri gelenleri müslüman olmadıkları gibi, özellikle müslüman olan kölelere ve kimsesiz müslümanlara ağır işkenceler yapıyorlardı. Allah, peygamberliğin ikinci senesinde "Beled" suresini inzal buyurdu. Varlıklı müslümanların nasıl olması lazım geldiğini bildirdi, dayanışmayı vemuhtaçlara yardımı emretti.
Beled suresindeki konu ile ilgili ayetlerin meâli şöyledir. "Bir köleyi hürriyetine kavuşturmaktır. Yahut bir salgın açlık gününde yemek yedirmekdir; Ya bir akraba olan yetime, Veya toprağa uzanıp kalmış, hiçbir şeyi olmayan yoksula, Bir de iman etmek ve birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır. Böyle yapanlar, amel defterleri sağlarından verilecek olan mutlu kimselerdir." (Beled Sûresi: 90/13-18)
Bu ayetler inince müsümanlar, aralarındaki dayanışmayı ve yardımlaşmayı daha da artırdılar. Hz. Ebubekir, Hz. Osman ve Abdurrahman bin Avf gibi zengin müslümanlar; müşriklerin sahip oldukları müslüman olan köleleri istedikleri paraları vererek satın aldılar, işkenceden kurtardılar, hürriyetlerine kavuşturdular. Daha sonraları inen ayetlerde de infakın, Allah'ın rızası için gönüllü yardım etmenin ve iyilik yapmanın mükafatı bildirildi. Biz bu ayetleden bir kaçının mealini veriyoruz:
1- "Kim huzurumuza bir iyilikle gelirse mükafat olarak ona ondan daha hayırlısı verilecektir. (Üstelik onlar) kıyametin dehşetinden de güven içinde olacaklardır. (Neml Sûresi: 49-27/89)
Bu ayetin hükmüne göre hareket eden mü'minler ahirette güven içinde olacaklardır. Merhum Mevdûdî Ahirette güven içinde olmak konusunda şunları yazar. "Kişinin iyi amellerinden dolayı elde ettiği mükafat, hakkettiğinden daha iyi olacaktır. Yaptığı iyilik geçici ve tesiri de zamanla sınırlı olmasına karşılık, mükafatı sonsuz ve daimidir. Kıyametin dehşet verici olayları, kafirleri sersemletip şiddetli korku ve dehşete düşürmesine rağmen müminler bu gibi şeylerden emin ve müsterih kalacaklardır. Zira ahiretteki her şey müminlerin umduğu şekilde cereyan edecektir. Allah elçilerinin verdiği haberlerden kıyametin kopacağı ve herkesin yaptığı amellerden dolayı hesaba çekileceği zaman, yeni bir dünyanın kurulacağını onlar zaten biliyorlardı. Binaenaleyh, bu günü inkar etmiş ve dünyada son nefesine kadar da böyle imansız kalanların durumu olan sersemlemiş ve dehşete düşmüş hallerden hiçbirisi müminlerde görülmeyecektir.
Ayrıca, o gün için çalışmış ve oradaki başarısı için gerekli hazırlıkları dünyada yapmış olduklarından memnun ve mutlu olacaklardır. Tüm enerji ve kabiliyetlerini sadece maddi başarılar elde etmek için harcayan ve bundan sonra bazı ön hazırlıkları gerektiren başka bir hayatın da olacağını hiç düşünmemiş olan kimseler gibi aptallaşıp şaşırmayacaklardır. Onların aksine müminler, hayatın meşru olmayan çıkar ve arzularını bu gün için terketmiş ve onun geçici zorluk ve meşakkatlerinin üstesinden gelmiş olduklarından memnun ve mutlu olacaklardır. Yaptıklarının mükafatlarından da mahrum edilmeyeceklerdir."(6)
İnfak Edene On Katı Sevap
Allah, on katı sevap konusunda şöyle buyurur:
2-"Kim Allah'ın huzuruna iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar." (En'am Sûresi: 6/160)
Mealini verdiğimiz bir önceki ayette iyilik yapana, yaptığı iyiliğin daha hayırlısı, daha fazlası verileceğibildirilmişti. Bu ayette ise iyiliğin on katı (sevab) verileceği bildirilmektedir. Allah için bir iyilik yapan en az on katı mükafat verilmektedir. Bu asgari sınırdır.. (7)
Allah bir iyilik yaptığımız zaman bu iyiliğimize, iyiliğin on katı sevab ve mükafaat veriyor. Bu iyilik yapana Allah'ın bir lütfu ve ikramıdır. İyilik ne güzel şeydir. Mü'mini ilâhî rahmete ve ihsana eriştiriyor. Atalarımız boş'a söylememişler:
"İyilik yap, denize at. Balık bilmezse Hâlık bilir." "Hâlık" yaratan demektir.. Ayette bir iyilik yapana on katı sevap verileceği bildiriliyor. Ayetin devamında da kötülük yapana verilecek cezada şöyle haber veriliyor. "Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar."Kötülük yapan yaptığı kötülüğün tam dengi bir kötülükle ceza görür. Adaletle muamele görür. Kötülük sahiplerine, kötülüklerinden fazla ceza verilmez.(8)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemde şöyle buyurur: "Bir kimse bir iyilik yapmaya niyetlenir de yapamazsa, Allah kendi katında o kimse için tam bir iyilik sevabı yazar. Eğer hem niyetlenir, hem de o iyiliği yaparsa, on iyilik sevabı yazar ve dilerse bu sevabı yedi yüze ve daha fazlasına kadar çıkarır. Eğer kötülük yapmaya niyetlenir de sonra vazgeçerse, Allah onun için tam bir iyilik sevabı yazar. Eğer kötülük yapmaya niyetlenir de o kötülüğü yaparsa, Allah o kimse için bir günah yazar." (Buhar tecrid-i sarih, 12/196 , Diyanet yayını, Ank.)
Başkasının Günahını Yüklenenler
Kötülük işleyenler, başkalarını da kötülüğe alıştırırlarsa, o kötülüğü işleyenlerin günahları kadar da günah yüklenirler.
Allah buyurur:
"Kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi bilgisizce saptırdıkları kiselerin günahlarından da yüklenmiş olurlar. (İşte gör) yüklendikleri şey ne kötüdür." (Nahl Sûresi: 16/25)
Ayetin açıklamasında şöyle denir:
"Putperest Araplardan bazıları peygamberin huzuruna gidenlerin önlerine geçer, "Senin ondan duyacakların eskilerin masalları" diyerek onları geri çevirmeye çalışırlardı. İşte bu şekilde İnsanların gerçeği öğrenip kabul etmesini engelleyerek yanıltanlar, kendi günahlarının yanında, yanılttıkları kimselerin günahlarından yüklenmiş olacak ve kıyamet gününde bunun da cezasını çekeceklerdir. Kuşkusuz bu, sadece o dönemin inkarcıları için değil, benzer davranışlar sergileyen bütün hakıkat düşmanları için de geçerli bir uyarıdır.
Nitekim Hz. Peygamber de iyi bir şeye önderlik edenlerin, daha sonra onu yapanların sevabı kadar sevap kazanacakları gibi, kötülüğe ön ayak olanların da kendi günahlarıyla birlikte saptırdıkları insanların günahı kadar günah yüklenmiş olacaklarını haber vermiştir. (Müslim, ilim, 15)(9)
İyi arkadaşla kötü arkadaş konusu ile ilgili iki hadis meali verelim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
"Beraber bulunduğun iyi arkadaşla kötü arkadaşın benzeri, güzel koku satanla demirci gibidir. Misk satan adam, ya sana güzel kokusundan bir şey verir veya sen satın alırsın. Hiç olmazsa güzek koku koklarsın. Körük çeken demirciye gelince, ya bir kıvılcım isabet eder de elbiseni yakarsın, yahut körüğün kokusundan rahatsız olursun." (Buhari tecrid-i sarih, 12/28, Diyanet yayını, Ank.)
"Kişi dostunun dinindedir. Bu sebeple kişi dost edineceği kimseye dikkat etsin." (Ebu Davud, 4/259)
Kötü ile arkadaş olan kötü olur. İyi ile arkadaş olan da kötü ise, kötülüğü bırakır, ahlak ve edeb sahibi olur. Bu yaşanmış tecrubelerle sabit bir gerçektir.
Yedi Yüz Misli Ve Daha Fazla Sevap
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem'in önderliğinde müslümanlar, Medinede devlet olmuşlardı. Mekke müşriklerinin işkencesinden ve şerrinden kurtulmuşlardı, ama vazifeleri de cihanı kaplıyacak şekile artmış ve büyümüştü. Mallarını ve gerekirse canlarını Allah yolunda harcayacaklardı. Buna karşılık sevapları ve mükafatları daha büyüktü. Mekke'de inen ayetlerde bir iyiliğe, bir yardıma ve hayra en az on kat sevap verileceği bidirilirken, Allah Medine'de inen ayette yediyüz misli ve daha fazlasını vereceğini misalle açıklayarak bildirmektedir. Ayet-i Kerimenin mealini verelim:
3-"Mallarını Allah yolunda harcayanların misali, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tek tohumun hali gibidir. Allah, dilediğine kat kat fazlasını da verir. Çünkü Allah, lütfu pek geniş olan ve her şeyi hakkıyla bilendir." (Bakara Sûresi: 2/261)
Bir buğday tohumu toprağa atılyor, yetişiyor. Yedi başak veriyor. Her başakta yüz buğday tanesi ve daha fazlası... Merhum M. Hamdi Yazır konu ile ilgili şunları yazar:
"Bunun böyle üretilememesi hikmet düzenine göre ekin yapılamamasındandır. Dolayısıyla insanlar bozulmayı ortadan kaldırıp, tarımı da ilerletecek olurlarsa bu kadar ürün alacakları müjdelenmiştir. O zaman yeryüzünün rızıkları bize yetişmiyor diye kavga etmezler, yetişmeyecek diye ümitsizliğe düşmezler.
Ancak örneğe dalıp da asıl hedefi unutmayalım. Maksat buğday toplamak değil onları yerinde, Allah yolunda harcamaktır. Bu ekinin ürünü ise asıl cennette biçilecektir ki, işte o zaman bire yedi yüzden aşağısı yok. Allah dileyeceğine böyle veya daha çok katlar da katlar. Yedi yüzü sade iki kat değil, daha fazla katlar artırır. O'nun artırma kanunu, sonsuza kadar gider
Zamanımızda tarım deneyleriyle uğraşanlar bir buğday tanesinden çıkan çimleri çatallandıktan sonra ayırıp fide halinde dikerek bir taneden iki bin taneyi aşkın ürün alınabildiğini gözlemlemişlerdir. Bunlar bir kez daha aynı şekilde ekilecek olsa nelere erişir.
Fakat biz "Habbeyi kubbe yapmaktan" (işi abartmaktan) vazgeçelim de şunu bilelim ki, hayatın kanunları her halde "kat kat prensibine" göre işlediğinden hayatta, canlıların yararlanması ve Allah'ın hükmünün yükseltilmesi için Allah yolunda, Allah'ın kullarına ve özellikle mücahitlere verilen harcamaların ve sadakaların Allah katında sonsuz verimlere ve sevaba sebep olacağı şüphe ve kuşkudan uzaktır.
Ve Allah'ın rahmeti geniştir. O'nun yolunda ne kadar çok harcama yapılırsa yapılsın; "artık yetişir ben bunların kârını ve sevabını vermem" demez. Bununla birlikte "alîm"dir de. Harcama yapanın niyetini, harcadığı miktarı, kendisine vadedilen ürünü (sevabı) bilir, hiçbirinin sevabını şaşırmaz. (10)
4-"Siz hayra ne harcarsanuz, Allah onun yerine başkasını verir." (Sebe Sûresi: 34/39)
Allah infak edenin dünyada kalbine huzur, malına bereket verir, kazancını artırır, ona yeni iş ve ticaret yolları açar, onu haramdan, sonu iflas olan işlerden korur. Ahirette de yaptığı infakın karşılığını sevap olarak fazlasıyla ihsan eder.
Ayetin açıklaması şöyledir:
Hayır amacıyla yapılan harcamalar Allah katında karşılıksız kalmadığı gibi, gönül rızasıyla veren kişi bundan ötürü bir kayba da uğramış olmaz. Onların yeri Allah Teâlâ tarafından bir şekilde doldurulur. Bu, ya yerine benzeri maddi imkanlar verilmesi ya da bitmez tükenmez bir hazine olan kanaat duygularının geliştirilmesi ve kişinin iç huzurunun artırılması şeklinde olabilir.(11)
İnfak Müttakîlerin Bir Vasfıdır
İnfak, "müttekî" kulların vasıflarındandır.
Müttekî demek, kötülüklerden, haramlardan, günah işlemekten kendini koruyan, Allah'ın ve Rasûlü'nün emirlerine sımsıkı sarılıp Allah'ın korumasına sığınan mümin kullar demektir.
Allah müttakî kuların vasıflarını şöyle bildirir:
"Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.(Bakara Sûresi: 2/3)
Ayetin açıklaması da şöyledir:
"Müttekilerin üçüncü vasfı, Allah'ın kendilerine verdiği rızıklardan infak etmeleridir. Onlar, Allah'ın ikram ettiği her türlü rızıktan, O'nun muradına uygun olarak başkalarının faydasına harcamada bulunurlar.
"Rızık", bütün canlıların maddi manevi her türlü ihtiyaçlarını karşıladıkları nimetlerdir. Yiyecek, içecek, giyecek, mal ve benzeri her türlü maddi nimet ve imkanlar rızık olarak adlandırıldığı gibi ilim, iman ve ahlak gibi manevi ihsanlar da rızık kapsamında değerlendirilmiştir.
"İnfak", kulun, Allah'ın rızasına nail olma niyetiyle O'nun kendisine verdiği rızıklardan ailesine, akrabasına, diğer insanlara ve hatta tüm canlılara fayda sağlamak üzere sarfetmesidir. Kur'an'da infak kavramının kullanıldığı yerlerden biri de "fî sebîlillah" yani Allah'ın dinini korumak, yaymak ve yüceltmek adına yapılan her türlü harcamalardır.
Ayetteki infaktan hem farz hem de nafile harcamalar kastedilmiştir. Farz olanlar zekat ve ailesi için yaptığı zarûrî masraflardır. Bunların haricinde hayır niyetiyle yapılan tüm harcamalar ise nafile kısmına girer.
Manevi rızıklar açısından "infak", kişinin sahip olduğu ilim, irfan ve güzel ahlak gibi ilahi ikramlardan başkalarını da istifade ettirmesidir. Peygamber efendimiz (sav): "İstifadeye sunulmayan ilim , Allah yolunda infak edilmeyen hazine gibidir" buyurur.
Kur'an'ın infak emri, ferd ve cemiyet açısından pek büyük bir öneme sahiptir. İctimaî hayatın intizamlı olması ve toplumda sosyal adaletin sağlanabilmesi için, maddi imkanlar ve refah itibariyle insan tabakaları arasında boşluk kalmamalıdır. Zenginlerin fakirlerden, aradaki irtibat kopacak derecede uzaklaşmamaları lazımdır. Bu tabakalar arasında irtibatı sağlayan yegane vasıta, zekat başta olmak üzere her türlü infak ve yardımlaşmadır.
Cemiyet içinde zekatın farz, faizin ise haram kılınışının hikmetleri dikkate alınmaz ve bu ilahi emirlere harfiyen uyulmazsa, tabakalar arası bağlar kopar. Aşağı tabakdan yukarı tabakaya hürmet, itaat, muhabbet yerine ihtilal sedaları, haset alevleri, kin ve nefret feryatları yükselir.
Aynı şekilde yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsan, taltif yerine; zulüm ateşleri, baskılar ve şimşek gibi hakaretler yağar. Hülasa toplumdaki insan tabakaları arasında barış ve huzurun temini, ancak İslâm'ın temel şartlarından biri olan zekat, sadaka ve diğer yardımların herkes tarafından en güzel şekilde eda edilmesine bağlıdır.(12)
İnfakla İlgili Hadisler
1-"Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah, yedi sınıf insanı Arşının gölgesinde gölgelendirecektir:
Adil (adaletli) devlet başkanı, Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, kalbi mescitlere bağlı müslüman, birbirini Allah için seven, buluşmaları da, ayrılmaları da Allah için olan iki insan, güzel, zengin, mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine; "ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan kimse, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse, gizli yerlerde Allah'ı zikrederek gözleri yaşla dolup taşan kimse." (Buhar teecrid-i sarih, 2/617, Diyanet yayını, Ank.)
2-"Veren el, alan elden hayırlıdır."
İnfak ederken nafakası sana vacip olanlardan başla.
"Sadakanın en faziletlisi, fakiri bolluğa kavuşturandır."
"Kim dilenmekten sakınırsa, Allah onu iffetli kılar. Verilene kanaat edenleri, Allah başkasına muhtaç olmaktan korur." (Buhari tecrid-i sarih, 5/178, Diyanet yayını, Ank.)
3-"Gücün yettiği kadar sadaka ver. Sayma, sana da sayı ile verilir. Malını kilere kapatma, senin de rızkın kapanır." (Buhar tecrid-i sarih, 5/185, Diyanet yayını, Ank.)
4-"Sadaka malı eksiltmez. İnsan infak ettikçe Allah onun şerefini artırır. Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yükseltir." (Müslim, 10/540, Sönmez yayını, İst.)
6- Kim helal kazancından bir hurma miktarı kadar sadaka verirse, Allah ancak helal olanı kabul ettiği için onun sadakasını kabul eder. Sonra sadakasının hayrını sizden birinizin tayını büyüttüğü gibi özenle büyütür, hatta dağ gibi olur." (Buhari Tecrid-i Sarih, 5/138, Diyanet yayını, Ank.)
7-"İnsanın her mafsalı (eklemi) için güneş doğduğu gün bir sadaka borcu vardır.
İki kişi arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
"Atına binmesi için bir kimseye yardım etmen, yahut yükünü yüklemen bir sadakadır.
İyi ve hoş söz bir sadakadır.
İnsana eziyet veren şeyleri yoldan kaldırıp atman da bir sadakadır." (Müslim, 5/374, Sönmez yayını, İst.)
8-"Her iyi iş bir sadakadır." (Buhari Tecrid-i Sarih, 12/132, Diyanet yayını, Ank)
9-"Müslüman bir ağaç diker de bundan insan, hayvan veya kuş yerse, kıyamette o müslüman için sadaka olur." (Müslim, 7/697, Sönmez Yayını, İst.)
10-"Bir adam yalnız Allah rızasını isteyerek, aile fertleri için ne harcarsa, kendisi için sadaka olur." (Buhari tecrid-i sarih, 1/64, Diyanet Yayını Ank.)
__________________
(1) Muhammed Hamdi Yazır, Hak DiniKur'an Dili, 1/180, Zaman yayını, İst.
(2) İslâm'da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, 2/403, İfav Yayını, İst.
(3) Prof. Dr. M. Zeki Duman. Beyanülhak, 3/98, Fecr yayını, Ank.
(4) İslâm'da İnanç, 2/404
(5) Prof. Dr. Saffet Köse, İbadetten kulluk şuuruna, 293, Altınoluk yayını, İst.
(6) Mevdûdî, Tefhimülkur'an, 4/150, Yeni Şafak Yayını, İst.
(7) PROF Dr. Ömer Çelik, Kur'an-ı Kerim meali ve tesiri, 2/159, Erkam yayını, İst.
(8) Hak Dini Kur'an Dili, 3/559
(9) Kur'an yolu, 3/389 Diyanet yayını, Ank.
(10) Hak Dini Kur'an Dili, 2/192
(11) Kur'an Yolu, 4/440
(12) Kur'n-ı Kerim meali ve tefsiri, 1/62
 
Misak Dergisi 341. Sayı
Nisan 2019
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya