Misak Dergisinin 340. Sayısı Çıktı
Günümüzde genel ve yerel seçim dönemlerinde yaşanan propaganda faaliyetlerinin siyasi rekabet/mücadele sınırını aştığını, bir anlamda psikolojik savaşa dönüştüğünü söylemek mümkündür.Elbette bu yeni bir hadise değildir. Yüzyıllar önce (13. yüzyıl) Nasreddin Tusi; 'Ahlak-ı Nasıri' isimli eserinde, erdemli olmayan siyasi rejimler (devlet yönetimleri) arasında demokrasiye ayrı bir bölüm ayırmıştır. Nasreddin Tusi'ye göre, 'demokratik toplumlarda her bir şahıs, istediğini yapabilecek kadar kendi nefsiyle kayıtsız ve mutlak serbest olmuştur.
Misak Yayın Heyeti
10.04.2019 13:30
2.824 okunma
Paylaş

AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ
04. Sh:
Siyasi Ahlâk Tartışmaları, Mahalli Seçimler ve Muhtemel Sonuçları

SİYASET • İsmail TEBRİZİ
07. Sh:
Müslümanlara Yapılan Çin İşkencesi'nin Boyutları

SOHBET • Sabiha ATEŞ ALPAT
09. Sh:
Ekin ve Nesil Yok Ediliyor

MAKALE • İbrahim DÖNERTAŞ
12. Sh:
Müslümanların Musibetlerle İmtihan Edilmelerinin Hikmeti ve Müsabere

İNCELEME • Mustafa ÇELİK
17. Sh
: Siyaset-i Şer'iyyenin Hedefi İman Kardeşliğinin İhyasıdır

İKTİBAS • Erdem UYGAN
21. Sh:
Allah'ın Kitabına İlahiyatçı İftirası: Tarihselcilik

AKAİD • A.Hikmet BİRCANLI
26. Sh:
Genel Kültür ile İtikadi Değişimin Münasebeti

TEFSİR • Mustafa YUSUFOĞLU
29. Sh:
Dinde Tefrikacılık Müşrikliğe Giden Yolun Başıdır.

HADİS • İbrahim SERİN
32. Sh:
Nebevî Bir Müjde: "Cemaatte Rahmet, Ayrılıkta ise Azap Vardır"

FIKIH • Mehmet TAŞKIN
38. Sh:
Dördüncü Mebhas: Kıyâsın Hakikati ve Nevileri Beyanındadır

KİTAP • Mehmed Zahid AYDAR
44. Sh
: İslâm Akıl Dini Değil İman Dinidir

 
_________________________________________________
TÜRKİYE'de yaşanan siyasi mücadelede; başta Fransa olmak üzere, batıdan ithal edilen seküler-lâik politika kültürünün önemli bir yeri vardır. Aydınlanma felsefesine iman eden siyaset uzmanlarına göre devlet; 'kendilerini mutlak anlamda hüküm koyucu (ilâh)olarak gören insanların, birbirlerine vekâlet vermek suretiyle gerçekleştirdikleri bir üst yapı kurumudur.' Dolayısıyla siyasi iktidarın yegâne kaynağı, seçmen olan vatandaşların yaptığı tercihlerdir.
Siyaset uzmanlarının tabiriyle Türkiye 'seçim sath-ı mailine' girmiş, bir anlamda adayların tesbiti ve propaganda dönemi başlamıştır. Televizyon ekranlarında kendilerine 'siyasetin duayenleri' vasfı verilen eski politikacılar, siyaset uzmanları ve kamuoyu yoklaması yapan anket şirketlerinin sözcüleri, toplama-çıkarma yaparak seçim sonuçlarını tahmin etmeye çalışmaktadırlar. Ancak insanların siyasi tercihleri önüne konulan engellerin üzerinde hiç durulmayacağını söylemek mümkündür. Bilindiği gibi insanların seçme ve seçilme haklarını kabul eden demokratik ülkelerde, siyasi faaliyetlerin sınırlarını belirleyen anayasa hükümleri ve seçim kanunları vardır. Türkiye'nin yönetiminde söz sahibi olan elit zümreler; çağdaş uygarlık hurafesi ile vatandaşlarının rızalarını ve tercihlerini sınırlandıran yönetim tekniğini ön plana çıkarmışlardır. İnsan hakları, özgürlük, eşitlik ve serbest piyasa ekonomisi gibi plastik kavramlar, soğuk savaş döneminden sonra krize sürüklenen demokrasi anlayışının şifreleri haline gelmiştir. Özgürlükten anladıkları, insan ile hayvan arasındaki farkı asgariye indiren, aile sistemini zaafa uğratan ve şehvetlerinde sınır tanımayan zümrelerin hakları ile ilgili olan düzenlemelerdir. İnsan hakları ise, sadece BM Güvenlik Konseyi'nde veto hakkı bulunun ülkelerin vatandaşları için söz konusu olan bir imtiyazdır.
Günümüzde genel ve yerel seçim dönemlerinde yaşanan propaganda faaliyetlerinin siyasi rekabet/mücadele sınırını aştığını, bir anlamda psikolojik savaşa dönüştüğünü söylemek mümkündür.Elbette bu yeni bir hadise değildir. Yüzyıllar önce (13. yüzyıl) Nasreddin Tusi; 'Ahlak-ı Nasıri' isimli eserinde, erdemli olmayan siyasi rejimler (devlet yönetimleri) arasında demokrasiye ayrı bir bölüm ayırmıştır. Nasreddin Tusi'ye göre, 'demokratik toplumlarda her bir şahıs, istediğini yapabilecek kadar kendi nefsiyle kayıtsız ve mutlak serbest olmuştur. Bir demokraside sayıya ve hesaba gelmeyecek kadar çok farklılık, yani farklı gaye ve arzular bulunur. Bu devletin ahalisi kısa sürede taifelere bölünürler, bazıları birbirine benzer, bazısı ise birbirinden ayrıdır. Her bir taifenin bir başkanı vardır ve halkın geneli bu başkanlar üzerinde baskın olurlar. Neticede başkanlar, onların istediklerini yapmaya kendilerini mecbur hissederler. Bu sebeple hiçbir lider, gerçek anlamda lider değildir. Çok sayıda taife mensubunun hevâ ve heveslerini dikkate almak zorunda olduğu için, kâmil/tam olarak devlete hakim olması düşünülemez'.
Nasreddin Tusi bu şekilde tanımladığı demokrasiyi "cahili devletlerin' en şaşırtıcı yönetim tekniklerinin başında geldiğini etmiştir. Nasreddin Tusi'ye göre demokrasi 'işlemeli elbiseler gibi renkli resim ve boyalarla süslenmiştir. Herkes kendi hayalindeki bir demokraside yaşamak ister, çünkü herkes orada kendi hevâsını tatmin edebilir. Bir demokraside iyilik ve kötülük son dereceye ulaşır. İyilik ne kadar artarsa kötülük de o kadar derinleşir. Zamanla bir erdemliler taifesi teşekkül eder ancak bu taife her zaman azınlık olarak kalır.'
Nasreddin Tusi'nin, dikkat çekici tespitlerinden birisi de şudur; 'Bir demokraside cumhurun başına asla erdemli bir başkan gelemez. Kazayla erdemli bir başkan cumhurun başına geçse bile, kısa zamanda devrilir veya öldürülür. Her bir taife (ve her bir şahıs) öncelikle kendi menfaatinin peşinde olacağından, erdemli başkan çok şiddetli bir muhalefet ve düşmanlıkla karşılaşır ve bu muhalefete dayanamaz.' (Bkz. Ahlak-ı Nasıri sh: 285 vd.)
Türkiye'de muhafazakâr, kemalist, sosyal demokrat, sosyalist ve liberal aydınların demokrasi anlayışları, bir anlamda Kaf Dağı'nın arkasındaki 'Zümrüd-ü Anka' kuşu gibidir. Keyfiyeti meçhul hâle getirilen bu siyasi rejim; bundan sonra yapılacak her seçimden sonra, kazananlar ile kaybedenlerin birbirlerine olan düşmanlıklarını sürekli kılacak olan bir rejimdir. Seçim sonuçlarının açıklandığı günden itibaren kaybedenler, 'seçime hile karıştırıldığını' veya 'sandık güvenliğinin sağlanamadığını' ileri sürecek, kazananlar ise aksini ispat etmek için bin dereden su getirecektir.
Adaletin mülkün (devletin/iktidarın) temeli olduğuna inanan, insanlara iyilikleri (ma'rufu) emreden ve onları kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya gayret eden müslümanların, yeryüzündeki hilâfet vazifelerini emrolundukları gibi yerine getirmek için bütün imkânlarını seferber etmeleri zaruridir.
Allah'a (cc) emanet olunuz.
 
MİSAK YAYIN HEYETİ
 

Misak Dergisine
Yıllık Abone
Olmak için...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya