Nebevî Bir Müjde: "Cemaatte Rahmet, Ayrılıkta ise Azap Vardır" (2)
Mü'minler, tıpkı namazda olduğu gibi toplum hayatında de birbirlerinin yanındadırlar. Müslümanlar namazda niçin bir araya geldiklerinin şuurunda oldukları gibi, müslümanlarla niçin bir arada olmaları gerektiğinin de farkındadırlar. Onların cemaat oluşu bilinçli bir tercihtir. Onların aralarındaki bağ iman bağıdır; soy, hemşehrilik, ırk, kabile, hizib, ya da vatandaşlık, hele hele çıkar beraberliği hiç değildir. Allah'ın Rasulü (sav) bir hadisi şerifte ise şöyle buyuruyor:"Kim aza şükretmezse çoğa da şükretmez. Kim insanlara teşekkür etmezse Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetlerinden bahsetmek şükür, böyle yapmamak ise nimete nankörlüktür. Cemaat rahmettir ayrılık ise azaptır." Merhum Mustafa Meşhur, 'İslâm'a Davet Fıkhı' isimli kitabında şu bilgilere yer verir:"İslâm; hem bir cemaat... Hem de dünya ve ahiret dinidir. Hesap gününe hazırlanan bir müslüman yeryüzünün neresinde olurlarsa olsun, diğer Müslümanların dertleriyle dertlenmeli, kardeşlerinin çektikleri çilelere ve acılara ortak olmalıdır. Bunun en açık delili şu hadisi şeriftir: 'Müslümanların dertleriyle hemdert olmayan onlardan değildir.'
İbrahim SERİN
10.04.2019 11:30
294 okunma
Paylaş
ALLAHU TEÂLA TEFRİKADAN RAZI OLMAZ
Allah Resulü (sav) başka bir hadis-i şerif'te ise şöyle buyuruyorlar: "Muhakkak ki Allah sizin için üç şeye razı oldu, üç şeyi de kerih gördü: O'na ibadet etmenize, hiçbir şeyi ortak koşmamanıza ve Allah'ın ipine topluca sarılıp tefrikaya düşmemenizdenrazı olur. Size kil ve kal (dedikodu) yapmayı, faydasız çok soru sormayı ve malı lüzumsuz yere harcamayı da kerih gördü." (Müslim, Akdiye 5) Tefrikaya düşmemekten maksat: İslâm birliği ve cemâatidir. İslâm'ın bu büyük kaidesi gerek Kur'ân-ı Kerim'de gerekse birçok hadis-i şeriflerde emir ve beyan buyurulduğu halde maalesef müslümanlar arasına düşmanları tarafından çeşitli yollarla tefrika sokulmuş yüz yıllar boyunca çığ gibi büyüyen bu azîm âfet günümüzde en korkunç bir ejderha, en tahripkâr bir kanser mahiyetini almıştır. AllahTealamüslümanlara intibahlar nasip etsin! (22) Bir topluluğun cemaat adını alabilmesi için, o topluluğun belli bir fikir etrafında, belli bir hedefe gitmek üzere bir araya gelmesi, belli ilkelere bağlı olması ve başlarında cemaat ile özdeşleşmiş, aynı amaca bağlı yetkin bir imamın (önderin) bulunması gerekir. (23) Bununla ilgili olarak bir hadisi şerifte üç kişi yolculuğa çıktıklarında bile içlerinden birini emir seçmeleriyle emrolunmuşlardır.
CEMAAT EMİRSİZ/İDARECİSİZOLMAZ
Ebu Said'den (ra) Rasulullah'ın(sav) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Üç kişi yolculuğa çıktıkları taktirde, mutlaka başlarına birilerini emir tayin etmelidirler." (Ebu Davud, Cihad 80) Yolculuğa çıkan bir topluluk en az üç kişi oldukları zaman aralarında anlaşmazlıkların ve dolayısıyla bir takım kırgınlıkların çıkmaması için içlerinden birini başkan seçmeleri müstehabdır. Seçilen bir başkan sayesinde, ihtilaf ve kırgınlıkların ortaya çıkması önlenmiş olur. Bu hadis, yolculuğa çıkan kişilerin en az üç kişi olmaları halinde birini başkan seçmelerinin müstehab olduğuna delâlet ettiği gibi, iki kişinin aralarında bulunan bir anlaşmazlığı halletmek üzere bir kimseyi hakem ta'yin etmeleri halinde o kimsenin hakka uygun olarak vereceği karara uymaları gerektiğine de delâlet etmektedir. Yine bu hadis ve konuyla ilgili diğer hadislerden anlaşıldığına göre, sefere çıkma ve benzeri hareketlerde (cihad, şeytani birliklere karşı birleşme gibi) mü'minlerin hem cemaat oluşturmaları, hem de aralarında bir başkan seçerek gerek yol ve strateji tayininde gerekse hayatlarının diğer noktalarında Allah ve Râsulünün ahkâmına uygun karar verme olayında idarî bir yapıya kavuşmaları istenmektedir. Yolculukta böyle olursa Hazarda nasıl olması gerektiği gayet açıktır. (24)
İDARECİLERİN SORUMLULUĞUNUN EHEMMİYETİ
İbnu Ömer (ra) rivayet ediyor: Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. Halife çobandır, güttüğünden mes'uldür. Kişi ailesinin çobanıdır, güttüğünden sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır, güttüğünden sorumludur. Hizmetçi efendisinin evinde çobandır ve güttüğünden mesuldür. Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mes'ulsünüz." (Buhari, k. Cum'a 11Müslim, İmare 5)
Ma'kıl İbni Yesâr (ra), Resûlullah'ı (sav) şöyle buyururken dinledim, dedi: "Müslümanlara idareci olan bir kimse eğer onlar için çalışmaz ve onlara nasihat etmezse onlarla beraber cennet'e girmez." (Müslim, İmare 5)
Yine Ma'kıl İbni Yesâr (ra), Ben Resûlüllah'ı (sav): "Allah'ın bir sürüye çoban yaptığı hiç bir kul yoktur ki, öldüğü gün sürüsüne hıyanet etmiş olarak ölsün de Allah ona cenneti haram kılmasın!" buyururken işittim. (Müslim, İmare 5) Âişe (ra) annemiz şöyle dedi: Benim şu evimde, Resûlullah'ın (sav) şöyle buyurduğunu işittim: "Allahım! Her kim ümmetimden bir şeye idareci olur, onların işlerini zorlaştırırsa sende onun işini zorlaştır. Ve her kimde ümmetimden bir şeye idareci olup onlara yumuşak davranırsa sende ona yumuşak davran." (Müslim, İmare 5)
ADİL İDARECİLERİN
ALLAH TEÂLA KATINDAKİ MÜKÂFATI
Abdullah ibniAmr (ra) derki: Nebiyy (sav) şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki adaletli kimseler, Allah katında nurdan minberler üzerinedirler. Onlar, hükümlerinde ve ehli iyalleriyle, velayetlerini üzerlerine aldıkları kimselere karşı adaletli davrananlardır."(Müslim, imare 5) İyâdİbniHimâr (ra) Resûlullah'ı (sav) şöyle buyururken dinledim, dedi: "Cennet ehli üç gruptur. Bunlar:
1. Âdil ve başarılı devlet başkanı,
2. Yakınlarına ve müslümanlara karşı merhametli ve yufka yürekli olan kişi,
3. Ailesi kalabalık olduğu halde haram kazançtan sakınıp kimseden bir şey istemeyen adamdır." (Müslim, Cennet 16)
MÜSLÜMAN İDARECİYE İTAAT
Rabbimiz (cc) bir ayette şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz. Allah'a ve âhiret gününe inandığınız takdirde, onu, Allah'a ve Peygambere arzedin. Bu, netice itibariyle daha hayırlı ve daha güzeldir." (Nisa Sûresi: 59)
Enes (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "(Sizden olan) İdareciniz başı kuru üzüm tanesi gibi olan bir Habeşli köle bile olsa dinleyin ve itaat edin." (Buhari, Ahkâm 4)
Şu'be, Yahya b. Husayn'dan rivayet etti. (Demiş ki): Nenemden rivayet ederken işittim. O da Peygamber(sav) veda' haccında hutbe okurken dinlemiş: "Üzerlerinize, sizi Allah'ın kitabı ile yöneten bir köle bile vali tâyin edilse onu dinleyin ve itaat edin!" buyuruyormuş. Abdullah b. Sâmit'den, o da EbûZerr (ra)'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : — Dostum bana dinleyip itaat etmemi vasiyyet etti. Velevki (âmir) kolları, bacakları kesilmiş bir köle olsun! (Müslim, İmâre 8)
Merhum Ahmed Davudoğlu 'Sahih Müslim' şerhinde şu bilgilere yer verir: Yâni Hz. Peygamber (sav) ona vasiyyette bulunmuş ve âmiri kolları, bacakları kesilmiş bir köle bile olsa ona itaat etmesini söylemiştir. Kolları, bacakları kesik köleden murâd: Onun beş para etmeyen en kıymetsiz bir köle olduğunu anlatmaktır. Yâni âmirin soyu, sülâlesi alçak da olsa kendisine itaat etmek vaciptir. Şu kadar var ki itaat olunmak için günah olan bir şeyi emretmemesi şarttır. Dinen yasak olan bir şeyi emrederse kendisine itaat edilmeyeceği yine bu hadîslerde beyan Duyurulmuştur. İmam Nevevî (rha) diyor ki: "Kölenin amirliği kendisini hükümdarlardan biri tâyîn ettiği yahut memleket idaresini kuvveti ve tâbi'leri ile ele geçirdiği zaman tasavvur olunur. Yoksa onu seçerek doğrudan doğruya âmir tâyîn etmek caiz değildir. Emirliğin şartı hür olmaktır." (25)
EbûHüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Zenginken, fakirken; neşeliyken, kederliyken ve başkası sana tercih edilirken bile söz dinleyip itaat etmen şarttır."(Müslim, İmâre 8;Buhârî, Fiten 2; Nesâî, Bey'at 1-5; İbni Mâce, Cihâd 41) Yine EbûHüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav)şöyle buyurdu:
"Bana itaat eden Allah'a itaat etmiştir, Bana isyan eden Allah'a isyan etmiştir. Müslüman idareciye itaat eden Bana itaat etmiştir, Müslüman emir'e isyan eden Bana isyan etmiştir." (Buhari, Ahkâm 1 – Müslim, İmare: 8)
"Hz. Ömer (ra) zamanında halk bina yapımında (âdeta) yarışa girmişti. Bunun üzerine Ömer (ra) şöyle demişti: "Ey Küçük Arap Topluluğu! Dünyadan sakının! Dünyadan sakının! Durum şu ki müslümanlık, başkasıyla değil, ancak cemâatle olur. Cemâat de, başkasıyla değil, ancak emirlikle olur. emirlik de, başkasıyla değil, ancak itaatle olur. Kimi, toplumu bilgi ile başkan yaparsa bu hem o, hem de onlar için dirlik (vesilesi) olur. Kimi de toplumu bilgisiz başkan yaparsa bu hem o, hem de onlar için helak (sebebi) olur."(Sünen-i Darimi, Mukaddime 26)
Hanbeli alimlerinden İbnu Receb El- Hanbeli (rha) 'Camiu'l-Ulum Ve'l-Hikem' isimli kitab'ında şu bilgilere yer verir: HasanBasri (rha), (bizdenolan) amirler hakkında dediki: "Onlar bizim işlerimizden beşşeyi üstleniyorlar; Cuma, cemaat, bayram namazı, stratejik bölgeler, hadler, vallahi, zulmetseler de din ancak onlarla düzgün olur, onlara itaat öfkelendirse de, onlara karşı tefrika küfürse de, Allah'ın onlar vasıtasıyla düzelttiği şeyler bozduğu şeylerden daha çoktur."(26)
Emir'e itaat hususunda güzel bir örnek "Halife Mansur, İmam Ebu Hanife'yi (rha) fetva vermekten menetmişti. Kızı, kendisine, gece vakti dişlerinden gelen kan'ın abdesti bozup bozmadığını sorar. Kendisi kızına şu cevabı verir: "Kızım halife, beni fetva vermekten menetmiştir. İdarecinin emrini dinlemek de dinin emridir, bu soruyu bana değil, amcan Hammad'a sor. Bazı rivayetlerde de ağabeyin Hammad'a sor" Diyerek kızına cevap vermemiştir. (27)
Sehlb. Abdullah et-Tüsterî (rha) der ki: "Sultan bir âlime fetva vermesini yasaklayacak olursa, onun da fetva verme hakkı yoktur. Eğer fetva verecek olursa, bu yasağı koyan zalim bir emir olsa dahi, kişi asi olur." (28)
İbnEbi'l-İzzed-Dımeşki el-Hanefi (rha), 'Tahavi Şerhi'isimli kitabında şu bilgilere yer verir: Görüldüğü gibi Kitab da, sünnet de masiyet ile emretmedikleri sürece (bizden olan)ulu'l-emr'e itaatin farz olduğunu ortaya koymaktadır. Yüce Allah'ın (cc) şu buyruğunu düşünelim: "Allah'a itaat edin, Rasûle de itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de." (en-Nisa Sûresi: 59)
Burada Yüce Allah (cc), "Rasûle itaat edin" diye buyurduğu halde, sizden olan emir sahiplerine de itaat edin diye buyurmamıştır. Çünkü emir sahipleri bağımsız olarak kendilerine itaat edilecek kimseler değildirler. Onlara ancak Allah'a (cc), ve Rasûlüne (sav) itaat etmeleri halinde itaat olunur. İtaatı emreden fiil, Allah Rasûlü (sav) ile birlikte tekrarlanmıştır. Çünkü Allah Rasûlüne (sav) itaat eden, Allah'a (cc) itaat etmiş olur. Zira Allah Rasûlü (sav), Allah'a itaat olmayan bir işi emretmez. O böyle bir emir vermekten yana korunmuştur. Yöneticiler ise bazen Allah'a itaat olmayan işler emredebilirler. Onlara ancak Allah'a (cc) ve Rasûlüne (sav) itaat olan hususlarda itaat olunur.
Zulmetseler dahi onlara itaat etme gereğine gelince, buna sebeb onlara itaatin dışına çıkıp, ayaklanmanın sebeb olacağı kötülükler, onların zulümlerinden hasıl olacak kötülüklerden kat kat fazla olmasıdır. Şüphesiz (zalimlikleri halinde) Yüce Allah onları bizlere ancak amellerimizin fasit oluşu dolayısıyla bize musallat kılmıştır. Ceza da amelin cinsindendir. O halde bize bütün gayretimizle Allah'tan mağfiret dilemek, O'na tevbe etmek ve amellerimizi ıslah etmek düşer.
Yüce Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: "Size isabet eden her musibet ellerinizle kazandıklarınız sebebiyledir. Çoğunu da affeder."(eş-Şura Sûresi: 30)"Böyle iken başlarına iki katını getirdiğiniz bir musibet gelip size çatınca mı 'bu bize nereden geldi?' dediniz. De ki: 'O kendinizdendir.' Şüphesiz Allah herşeye güç yetirendir."(Al-i İmran Sûresi: 165)"Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana gelen her fenalık da kendindendir."(en-Nisa Sûresi: 79)"İşte Biz kazanmakta oldukları yüzünden de zalimlerin kimini kimine böylece musallat ederiz." (el-En'âm Sûresi: 129) O halde yönetilenler, eğer zalim yöneticinin zulmünden kurtulmak istiyorlarsa, bizzat kendileri zulmü terketsinler. (29)
İTAAT ANCAK MA'RUF'LA SINIRLIDIR
İslâm toplumunda herkes birbirinin kardeşidir. Tıpkı namazda saf tuttukları ve beraber oldukları gibi, kendi aralarından seçtikleriehl-i hal ve'lakd (imam, halife, emir sahibi, veliyyu'lemr) yetkilisinin başkanlığı altında dünya ve din işlerini yürütürler. Allah'ın dinini yaşamaya çalışırlar. Onların önderleri kendileri gibidir, hiç bir üstünlüğü yoktur ve onların (...) biatleriyle seçilmişlerdir. Namazdaki imam gibi yetkileri sınırlıdır ve o Allah'a itaat ettiği müddetçe müminler de ona itaat ederler. (30)
İmam'a/Lider'e itaat etmek iki şarta bağlıdır. Emir'e itaatin birinci şartı imamın/emirin bizden olması gerekir çünkü kâfirlerin Müslümanların üzerinde velayet hakkı yoktur. İkinci şartı ise marufu emretmesi zira isyanda itaat yoktur. AllahuTeâla'ya (cc) isyanda hiç kimseye itaat edilmez, itaat ancak AllahuTeâla'ya (cc) isyan olmayan şeylerde olur.
Hz. Ali (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sav) bir ordu göndermiş ve üzerlerine (Ensardan) bir zâtı kumandan tâyin etmiş. Bunlar bir ateş yakmışlar. Kumandan: Bu ateşe girin! Demiş. Bunun üzerine bir takım kimseler ateşe girmek istemiş; diğerleri: Biz bundan kaçtık! Demişler. Bu iş Resulullah'a (sav)söylenince, ateşe girmek isteyenlere: "Ona girseydiniz kıyamet gününe kadar onun içinde kalırdınız!" buyurmuş, ötekilere de güzel sözler söylemiş. Ve Resulullah (sav): "Allah' isyanda kul'aitaat yoktur, itaat ancak iyiliktedir." Buyurmuş. (Buhari, Ahbar-Ulahad 1  Müslim, İmare, 8)
Allah Resulü (sav) diğer bir hadis'te ise şöyle buyuruyor: "Yaratıcıya isyanda yaratılana itaat yoktur." (Müsned-i Ahmed)
İSLAM CEMAATİNDEN AYRILMA TEHLİKESİ
Allah Resulü (sav) diğer bir hadiste ise şöyle buyururlar: - "Kim İslâm cemaatinden bir karış kadar ayrılırsa, İslâm'ın halkasını boynundan çıkarmış olur."(Ebu Davud, Es-Sünne 26-27)
İslâm toplumundan alakayı kesmek İslâm cemaatinin inancına ters düşmek ve İslâm devlet başkanına haksız yere isyan etmekle olur.Binaenaleyh, fasık ve zalim âmirler masiyeti emretmedikleri sürece onlara itaat vacibdir." (..) Binaenaleyh Kitap ve sünnete bağlı İslâm müctehidlerinin yönlendirdiği İslâm toplumundan ayrılan kişi, aynı zamanda İslâm ile ilgili olan bağlarını da koparmış olacağından o inancını tehlikeye sokmuş demektir ki, her zaman için İslâm dairesinden çıkma tehlikesiyle karşı karşıyadır. (31)
Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Kim itaattan çıkar ve cemaattan ayrılır ve ölürse cahiliyye ölümü üzere ölür..." (Müslim, İmare 13) İbn Ömer (ra)'danrivâyete göre, Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Allah benim ümmetimi -veya Muhammed ümmetini- sapıklık üzerine bir araya getirmeyecektir. Allah'ın eli (rahmeti ve koruması) cemaatle beraberdir. Her kim cemaatten ayrılırsa Cehenneme ayrılmış olur." (Tirmizî, Fiten 7) İmam Ahmed (rha), Ebu Zer El- Ğifari (ra)'danmerfu olarak rivayeti ettiği bir hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "İki kişi bir kişiden üç kişi iki kişiden dört kişi üç kişiden daha hayırlıdır cemaat üzere olunuz muhakkak ki Allah Azze ve Celle ümmetimi ancak hidayet üzere cemeder." (32)
 İYİ VE GÜNAHKÂR KİMSELERİN
ARKASINDA NAMAZ KILMAK
İmam Tahavi (rha),Akaid kitabında şöyle der: "Ehl-i Kıble mensubu olan iyi ve günahkâr herkesin arkasında namaz kılınacağı ve onlardan ölenlerin cenaze namazının kılınacağı görüşündeyiz." İbn Ebi'l-İzzed-Dımeşkî el-Hanefî (rha), 'Tahavi Şerhi' isimli kitabında yukarıdaki metnin altınaşu şerhi düşer: Sahih-i Buharî'de belirtildiğine göre Abdullah b. Ömer (ra) el-Haccac b. Yusuf es-Sakafî arkasında namaz kılarmış, Enes b. Malik (ra) de böyle. Haccac ise fasık ve zalim bir kimseydi. Yine Sahih-i Buharî'de belirtildiğine göre, Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:"Onlar size namaz kıldırırlar. İsabet ederlerse sizin de onların da lehine, hata ederlerse sizin lehinize, onların aleyhinedir." (Buhârî, 694)
Şunu bil ki –Allah (cc) sana da, bize de merhamet buyursun- kişinin, bid'atçi ya da fasık olduğunu bilmediği kimsenin arkasında namaz kılması, imamların ittifakı ile caizdir. İmam'a uyanın, imamının itikadını bilmesi de, onu imtihan ederek, sen neye inanıyorsun? diye sorması da imama uymasının şartlarından değildir. Aksine kişi, hali mestur (örtülü/bilinmeyen) kimsenin arkasında namaz kılar. Bid'atine insanları davet eden bir bid'atçi yahut ta fasıklığı açıkça ortada olan bir fasığın arkasında namaz kılan bir kimsenin arkasında namaz kıldığı bu imam, şâyet cuma ve bayram namazları imamı ile Arafe'de, hac'da namaz kıldırmakla görevli imam ve buna benzer başkası arkasında namaz kılma imkanını bulamadığı muayyen (görevlendirilmiş) bir imam ise; genel olarak selef ve halef'e göre imam'a uyacak kimse, böyle bir imamın arkasında namaz kılar. Günahkâr bir imamın arkasında namaz kılmayarak cuma ve cemaati terkeden kimse ise, ilim adamlarının çoğunluğuna göre bid'atçi bir kimsedir. Sahih olan böyle bir namazı kılıp tekrar onu iade etmeyeceği şeklindedir. Çünkü Ashab-ı Kiram -Allah onlardan razı olsun- günahkâr imamlar arkasında cuma ve cemaat namazlarını kılar ve tekrar iade etmezlerdi. Az önce geçtiği üzere Abdullah b. Ömer, Haccac b. Yusuf'un arkasında namaz kılardı; Enes (ra) da.(33)
Allame Aliyyu'l Kari (rha), 'Fıkh-ı Ekber şerhi'nde yukarıdaki bilgileri teyid ederek şu bilgilere yer verir: Fasık ve facir de olsa imamın arkasında cemaatla ve Cuma namazı kılmayı terk eden kişi ilim adamlarının çoğunluğuna göre, bidat ehlidir. Doğrusu böyle bir kimsenin arkasında namaz kılınır ve iade edilmez İbn-i Mes'ûd ve diğer sahabiler, içki içmesine rağmen Velid b. Ukbe b. EbîMuît'in arkasında namaz kılmışlardır. Hatta bir kerre onlara sabah namazını dört rekât olarak kıldırmıştı. "Münteka" adlı kitapta zikredildiğine göre, İmam EbûHanîfe'ye (rha) ehl-i sünnetin bu konudaki görüşü sorulunca şöyle cevap verdi: "Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'i üstün tutman, Hz. Osman ile Hz. Ali'yi sevmen, -Allah onlardan razı olsun- mestler üzerine mesh etmeyi caiz görmen ve itaatli itaatsiz her müminin arkasında namaz kılınandır" cevabını verdi. (34) Bütün bunlar ümmetin birlik ve beraberlik kaygısını taşımaktadır.
Bu meyanda Hz. Ali (ra) cemaatin/ümmetin birlik ve beraberliğinönemine dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: "Cemaatin bulanıklığı ferdin duruluğundan hayırlıdır."(35)Kabul etmek gerekir ki, istenen bu büyük hedeflerin gerçekleştirilmesi -ki bunları gerçekleştirmeyi, İslâm her müslüman kadın ve erkeğe farz kıldı- cemaat olmadan kişisel çabalarla mümkün olmaz. Çünkü cemaat ferdi çalışmaları düzene koyar, onlara bir plan çizer ve onlar için imkânları ve yolları hazırlar. Malumdur ki, "Bir farzı tamamlayan şey de farzdır." Bu kaideye göre, cemaat da farzdır. Bir müslümanın İslâm'a karşı ödevini ferdi şekilde tam olarak yerine getirmesi düşünülemez.(36)
ASHAB-I KİRAM'IN İHTİLAF'IN
FENALIĞI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ
Hz. Ebubekir'in (ra) bu konudaki sözü; Hz. Ebubekir (ra) Benî Saide sakifesindeki hutbesinde, "Müslümanlar için, iki halife seçmek caiz değildir. Çünkü iki halife oldukça, emirleri ve hükümleri ihtilaflı olur. Cemaatleri parçalanır. Aralarında mücadele başlar. İşte o zaman sünnet terkedilir, bidât ortaya çıkar. Fitne büyür. Hiç kimse için bunda bir yarar yoktur!" dedi. (37)
Ebuzer el-Gıfarî'nin (ra) tefrika hakkındaki sözü; Bir adam şöyle anlattı: Ebuzerr'e(ra) bir hediye götürüyorduk. Rebeze'ye vardığımızda onu bulamadık. Bize, "Hacca gitmek için izin aldı" dediler. Biz de Mekke yolunu tuttuk ve onu Mina'da bulduk. Biz onun yanındayken ona, Osman (ra) öğle ve ikindi namazını dört rekât olarak kıldırdı" dediler. Ebuzer (ra) bu habere çok üzüldü ve Osman (ra) hakkında ağır bir söz söyledi. Ondan sonra, Ben burada Hz. Peygamber'in (sav) arkasında namaz kıldım. O iki rekât olarak kıldırdı. Ebubekir ve Ömer'in (ra) arkasında da kıldım, onlar da iki rekât olarak kıldırdılar" dedi. Sonra namaz kılmaya kalktı. Fakat dört rekât olarak kıldı. Ona, Mü'minlerin emirini dört rekât kıldırdığı için eleştirdiğin halde, sen neden dört rekât olarak kıldın?" dediler. O, cevap olarak, "İhtilaf bundan daha şiddetlidir." Çünkü Allah'ın Resûlü (sav) bize hutbe okuyarak, "Benden sonra bir halife gelecektir. Onu zelil etmeyiniz. Kim ki onu zelil ederse o İslâm'ın hükmünü boynundan çıkarmıştır. Onuntevbesi ancak İslâm'da açmış olduğu yarayı tedavi etmekle olur. Bunu da ancak hatasından dönüp başlarında bulunan kimseye değer verenler arasında yer almakla yapabilir" buyurdu. Bize ancak şu üç hususta onlara itaat etmememizi emretti:
1-İyiliği emretmemek,
2-Kötülüğü nehyetmemek
3-Ve din hükümlerini öğretmemekte" dedi. (38)
Abdullah İbn Mes'ud'un (ra) İhtilafın Kötülüğü Hakkındaki Sözü Hz. Peygamber (sav), Ebubekir, Ömer ve Osman (ra) (da hilafetinin başlarında) hacca geldiklerinde Mekke'de, Mina'da dört rekâtlı namazlarını iki rekât kılarlardı. Sonra Hz. Osman (ra) hilafeti döneminde dörder rekât olarak kıldı. Bu, İbnMesud'un (ra) kulağına geldi. O, "Biz Allah içiniz ve Allah'a döneceğiz" ayetini okudu. Sonra kalkıp dört rekât olarak kıldı. Ona, "Sen daha önce büyük bir musibetle karşılaşmış gibi istirca' ettin, sonra da namazını dört rekât olarak kıldın. Bu nasıl olur?" dediler. Cevap olarak, "İhtilaf şerdir" dedi. (39)
MÜSLÜMANLAR EMİR'DEN İZİNSİZ HAREKET
ETMEZLER
Müslümanlar İslâm cemaatini ilgilendiren ortak bir amaç için bir araya geldiklerinde emirden/liderden izinsiz hareket etmeleri caiz değildir.AllahuTeala (cc) Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyuruyor: "Mü'minler (1) o kimselerdir ki, Allah'a ve Resulüne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp gitmeyenlerdir.(2) Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah'a ve Resulüne iman edenlerdir. Böylelikle, senden, kendi bazı işleri için izin istedikleri zaman,(3) onlardan dilediklerine izin ver (4) ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. (5) Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir."(Nur Sûresi: 62)
Ayetin Nüzul Sebebi: İbnu İshak (rha) ve Beyhaki(rha), 'Delâil' adlı kitabında Urve(rha), Muhammed b. Ka'b el Kurazî (rha) ve başkalarından şu rivayeti naklederler: Kureyşliler Hendek Savaşı için geldiklerinde Medine'de Rûme kuyusu civarında bir vadide karargâh kurmuşlardı. Komutanları Ebu Süfyan idi. Gatafan kabilesi de Uhud tarafında Na'ma denilen yerde çadır kurmuşlardı. Bu haber Rasulullah'a (sav) gelmiş, Hz. Peygamber (sav) de Medine önüne hendek kazmıştı. Bu hendekte Rasulullah (sav) da müslümanlar da çalışmıştı. Münafıklardan bazı kimseler ağır davranmışlar, zayıf bir çalışma göstermişlerdi. Bunlar Rasulullah'in (sav) bilgisi ve izni olmaksızın gizlice ailelerinin yanlarına sıvışıp gidiyorlardı. Müslümanlardan birine mutlak bir ihtiyaç ve zaruret meydana geldiğinde bunu Rasulullah'a (sav) zikrediyor, ihtiyaçlarını görmek için izin istiyorlar, Peygamber (sav) de izin veriyordu. İhtiyacını görünce de derhal dönüp geliyordu. Cenab-ı Hak o müminler hakkında bu ayetleri (Nur Sûresi: 62-64) indirdi.
Kelbî diyor ki: Peygamberimiz (sav) hutbesinde münafıklara ta'rizde bulunuyor ve onları ayıplıyordu. Münafıklar sağlarına sollarına bakıyorlar, onları hiç kimse görmediği bir zamanda mescidden çıkıyorlar, namaz kılmıyorlardı. Eğer biri onları görürse sebat ediyor, korkarak namaz kılıyorlardı. Bunun üzerine ayet nazil oldu. Bu ayetin inmesinden sonra mümin kimse Rasulullah'tan (sav) izin almadıkça ihtiyacı için -mescitten dışarı- çıkmıyordu. Münafıklar ise izinsiz çıkıyorlardı. (40) Merhum Ebu'l A'la el- Mevdudi (rha), 'Tefhimu'l Kur'an'da bu ayetin tefsirinde son derece önemli olan şu açıklamaları yapar:
(1) Bunlar İslâm toplumunun disiplinini pekiştirmek ve öncekinden daha organize hale getirmek için verilen son talimatlardır.
(2) Bu hüküm, Hz. Peygamber'den (sav) sonra gelen halifeler ve müslümanların diğer rehberlerine karşı da geçerlidir. Müslümanlar, ister savaş ister barışla ilgili olsun, ortak bir amaç için toplanmaya çağrıldıklarında, rehberin izni olmadan dağılmaları caiz değildir.
(3) Burada geçerli bir mazeret olmadan izin istemenin mutlak haramlığı konusunda uyarıda bulunulmaktadır.
(4) Yani, geçerli bir mazeret durumunda bile izin verip vermemek, Hz. Peygamber'e (sav) veya Hz. Peygamber (sav) 'den sonraki halifeye kalmıştır. Eğer o ortak neden ve çıkarı bireyin şahsî mazeretinden daha önemli görürse, izin vermeyebilir ve bir müminin de buna gönülden razı olması gerekir.
(5) Burada da bir uyarı vardır: Eğer izin istemede küçük ve gereksiz bir mazeret beyanı, ya da bireysel çıkarı toplumsal çıkarın üstünde tutma sözkonusu olursa, bu da günahtır. Dolayısıyla, Peygamber (sav) veya halefi, izin isteyenin bağışlanması için dua etmelidir. (41) Allah, arkadaşlarını siper ederek gizlice Peygamberin yanından sıvışanları iyi bilir. O'nun emrini çiğneyenler ya başlarına bir bela gelmesinden ya da acıklı bir azaba çarpılmaktan korkmalıdırlar. (Nur Sûresi: 63)
Merhum ŞehidSeyyid Kutup 'Fi Zilali'l Kur'an' da bu ayetin tefsirinde şu bilgilere yer verir: Ayet kaytaran ve izinsiz çekip giden münâfıkları uyarıyor. Bunlar birbirlerinin arkasına saklanarak birbirlerini işten alıkoyuyorlardı. Oysa Hz. Peygamber (sav) görmese bile Allah Teala (cc) onları görüyordu. "Allah arkadaşlarını siper ederek gizlice Peygamberin yanından sıvışanları iyi bilir." Bu, saklanarak meclisten sıvışmayı, kaytarmayı tasvir eden son derece ince bir ifadedir. Bu ifadede, biriyle karşılaşmaktan duyulan korku, davranışın bayağılığı ve bu harekete eşlik eden duygular somutlaşmaktadır. "O'nun emrini çiğneyenler ya başlarına bir belâ gelmesinden yada acıklı bir azaba çarpılmaktan korkmalıdırlar."
Bu, korkunç bir uyarıdır, dehşet verici bir tehdittir. Şu halde Hz. Peygamberin salât ve selâm üzerine olsun- emrini çiğneyenler, onun izlediği hayat sisteminden başka bir sisteme uyanlar, bir yarar elde etmek ya da bir zarardan sakınmak amacı ile mü'minlerin safından gizlice sıvışıp gidenler korkmalıdırlar. Ölçülerin karışmasına, dengelerin bozulmasına, toplumsal düzenin altüst olmasına, hak ile batılın, iyi ile kötünün, birbirine karışmasına, toplumsal hayatın ve kurumların dejenere olmasına, can güvenliğinin kalmamasına, kişileri bağlayan bir sınırın bulunmamasına, iyiliğin kötülükten ayırd edilmemesine neden olan bir belânın başlarına gelmesinden korkmalıdırlar. Kuşkusuz bu, toplumun tüm fertleri açısından bedbahtlığın egemen olduğu bir dönemdir. "Ya da acıklı bir azaba çarptırılmaktan korkmalıdırlar." Hem dünyada hem de ahirette, Allah Teala'nın (cc) emrini çiğnemenin, O'nun insanlık hayatı için seçtiği sisteme uymamanın cezası olarak büyük bir azaba çarptırılmaktan korkmalıdırlar. (42)
CEMAAT OLMAYI EMREDEN AYETLERDEN
BAZILARI
Allah Teâla (cc) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah Teâlâ'dan hakkıyla korkunuz ve ancak Müslümanlar olarak can veriniz. (Ali İmran Sûresi: 102)
Allah Teâlâ'nın ipine hepiniz toptan sımsıkıca sarılınız ayrılığa düşmeyiniz, Allah'ın üzerinizde olan nimet'ini hatırlayın öyle ki siz birbirinize düşman idiniz de Allah Teâlâ'nın nimetiyle kardeşler oldunuz ve ateş çukurunun kenarında idiniz de Allah Teâlâ sizi ondan kurtardı. İşte böylece Allah Teâlâ ayetlerini açıklar, umulur ki hidayete erersiniz. (Ali İmran Sûresi: 103)
İbn Mes'ûd (ra) ise der ki: Allah'ın ipi, (hablullah) Kur'ân-ı Kerîmdir. Ali ve Ebû Said el-Hudrî (ra) da bunu Peygamber (sav)'dan rivayet ettiği gibi, Mücahid (rha) ve Katade'den (rha) de buna benzer bir açıklama rivayet edilmiştir. Ebu Muaviye'nin el-Hecerî'den (rha), Onun, Ebu'l-Ahvas'dan (rha), Onun da Abdullah'dan rivayetine göre Abdullah (ra) şöyle demiş: Rasûlullah (sav) buyurdu kî: "Şüphesiz bu Kur'ân-ı Kerîm hablullahtır. (Allah'ın ipidir) Şa'bi (rha)'den, O, Abdullah b. Mes'ud (ra)'dan rivayetle dedi ki: "Topluca Allah'ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin" buyruğu cemaat olun demektir. Şüphesiz yüce Allah (cc), birbirimizle kaynaşmamızı emretmekte ve ayrılığı yasaklamaktadır. Çünkü ayrılık, (tefrika) helak olmaktır, cemaat ise kurtuluştur. Şöyle diyen İbnü'l-Mübârek'e Allah'ın rahmeti olsun: "Şüphesiz cemaat hablullahtır. Ona yapışın, Onun sapasağlam kulpuna yapışarak korunun." (43)
Allahu Teala (cc) Kur'an-ı Kerim'in başka bir yerinde ise şöyle buyuruyor: Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten nehyeden bir topluluk bulunsun işte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine deliller geldikten sonra ayrılığa ve ihtilafa düşenler gibi olmayınız, işte onlar için büyük bir azab vardır."(Ali İmran Sûresi: 102-105 )
Allah Teâla (cc) şöyle buyuruyor: "(Ey iman edenler!)İyilik ve takva üzerine yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın, Allah'tan korkun hiç şüphesiz ki Allah Teâlâ'nın azabı çok şiddetlidir."(Maide Sûresi: 2) "Hem Allah'a ve Resulüne itaatten ayrılmayın ve birbirinizle niza'laşmayın (çekişmeyin)sonra içinize korku düşer ve Devletiniz (gücünüz) elden gider ve sabırlı olun çünkü Allah sabredenlerle beraberdir."(Enfal Sûresi: 46) (Elmalı meali)
İmam Fahruddin Er-Râzi (rha), Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, isimli tefisrinde şöyle der: Allah Teâla (cc), çekişmelerin ve münakaşaların, şu iki şeyi doğuracağını beyan buyurmuştur: Dağılmayı ve zayıflamayı doğurur. Buradaki "rüzgâr"dan "devlet" manası kastedilmiştir. Devlet, işleri yürür halde ve nüfuzlu iken, rüzgâra ve rüzgârın esmesine benzetilmiştir. Nitekim bir kimsenin devleti (saltanat günleri, iyi günleri) yürürlükte iken, "falancanın rüzgârları esiyor" denilir. Mücâhid (rha) ise, "Rüzgârınız gider" tabirine "Size olan ilahi yardım gider" manasını vermiştir. Nitekim müslümanlar münakaşa ettikleri için, güç ve kuvvetleri gitmiştir.(44)
Allah Teâla (cc) şöyle buyuruyor: "Nefsini sabah akşam rızasını isteyerek Rablarına yalvaranlarla bir tut. Dünya hayatının süsüne kanarak gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız kendi nefsinin arzusuna uyan ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme." (Kehf Sûresi: 28) (Talat Koçyiğit meali) "Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever." (Saff Sûresi: 4) (Talat Koçyiğit meali)
____________________
(22) Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim Terceme Ve Şerhi
(23) (Hakşairiinternetsitesi ve www. İslâm-tr net sitesinden alıntılanmıştır)
(24) (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 10/115-116.)
(25) Ahmed Davudoğlu 'Sahih Müslim Terceme Ve şerhi
(26) İbnuReceb El- Hanbeli,Camiu'l-Ulum Ve'l-Hikem
(27) Şarani, Mizan C.1 Sh.15-42-46-72-86. Babnirli Mele Abdullah Çağlar Boyu İslâm Fıkhı C.1 Sh. (37) İhsan Yayınları İstanbul
(28) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'an, Buruc Yayınları: 5/297-299.
(29) İbn Ebi'l-İzz ed-Dımeşkî el-Hanefî, Tahavi Şerhi Çeviri M. Beşir Eryarsoy Guraba Yayınları
(30) (Hakşairiinternetsitesi ve www. İslâm-trnetsitesinden alıntılanmıştır)  
(31) Ebu Davud Terceme Ve Şerhi Şamil Yayınları İstanbul
(32) Muhammed Abdurrahman Bin Abdurrahim El- Mübarekfuri Tuhfetu'l Ahvezi Şerhu Camii't Tirmizi Sh. 1762
(33) İbnEbi'l-İzzed-Dımeşkî el-Hanefî, Tahavi Şerhi Çeviri M. Beşir EryarsoyGuraba Yayınları
(34) Aliyyu'l Kari, 'Fıkh-ı Ekber şerhi' çeviri Y. Vehbi Yavuz
(35) Seyyid Muhammed Nuh, 'Nebevi Nurlar (Tevcihatu'n Nebeviyye)' C. 1 Sh. 113 Çeviri Abdulkadir Kınar Ravza Yayınlarıİkinci Baskı İstanbul 2001
(36) Mustafa Meşhur, İslâm'a Davet Fıkhı, Hikmet Neşriyat: 1/180-183.
(37) Beyhaki, VIII/145 Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu's-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/59.
(38) Heysemi, V/216. Bu hadisin senedindeki ravinin birinin adı açıklanmamıştır.
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu's-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/60.
(39) Kenzü'l-Ummal, IV/241 Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu's-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/60-61
(40) VehbeZuhayli, et-Tefsirü'l-Münir, Risale Yayınları
(41) Ebu'l Ala el- Mevdudi, Tefhimu'l Kur'an C. 3 shf. 566-567 Terceme Komisyon İnsan Yayınları İstanbul
(42) Şehid Seyyid Kutup 'Fi Zilali'l Kur'an'
(43) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'an, Buruç Yayınları: 4/310-311.
(44) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, Akçağ Yayınları: 11/328
 
Misak Dergisi 340. Sayı
Mart 2019
 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya