ABD'nin Başlattığı Haçlı Savaşının Zaruri Neticesi: Korku ve Endişe
Bilindiği gibi on sekiz yıl önce ABD Başkanı George W. Bush; Kongre'de yaptığı konuşmada, Haçlı savaşından bahsetmiş ve şöyle demiştir: 'Amerikan halkı bilmelidir ki farklı bir düşmanla karşı karşıyayız. Gölgelerin arkasına saklanan ve insan hayatını hiçe sayan bu düşmanı yenmek için, bütün kaynaklarımızı seferber edeceğiz. Yaşadığımız hadise bir terör eylemi değil, gizli düşmanlarımızın ABD'ye karşı açtığı bir savaştır. İyiler ile kötülerin savaşıdır. Bu şeytanlara karşı haçlı seferini başlatmamız gerekir.' New York ve Washington'da gerçekleştirilen terör saldırılarını; bütün NATO ülkelerine yapılan bir saldırı gibi değerlendirilmesini arzu eden ABD yönetimi, kırka yakın ülkenin katıldığı bir koalisyonu sağlamış ve 'Sonsuz Özgürlük' harekâtı adını verdiği Haçlı Savaşını başlatmıştır. İslâm topraklarını kan gölüne çeviren bu savaş, korkuların ve endişelerin kaynağı haline gelmiştir.
Hüsnü AKTAŞ
20.02.2019 15:00
735 okunma
Paylaş
DÜNYADAKİ en ufak hareketi gözetleyebilecek teknik donanıma sahip olduğu ileri sürülen ABD'nin; bundan on sekiz yıl kadar önce (11 Eylül 2001), henüz kimden geldiğini tespit edemediği bir terör felâketiyle sarsıldığı malûmdur. Bu hadiseden sonra ABD'nin 'Süper güç' imajını korumayı esas alan ve öfkeye kapılan Amerikan kamuoyunun beklentilerini karşılamayı düşünen George W. Bush; Kongre'de yaptığı konuşmada, Haçlı savaşından bahsetmiş ve şöyle demiştir: 'Amerikan halkı bilmelidir ki farklı bir düşmanla karşı karşıyayız. Gölgelerin arkasına saklanan ve insan hayatını hiçe sayan bu düşmanı yenmek için, bütün kaynaklarımızı seferber edeceğiz. Yaşadığımız hadise bir terör eylemi değil, gizli düşmanlarımızın ABD'ye karşı açtığı bir savaştır. İyiler ile kötülerin savaşıdır. Bu şeytanlara karşı Haçlı Seferi'ni başlatmamız gerekir.' Bu konuşma sadece ABD'de değil, dünyanın değişik ülkelerinde haçlı savaşlarını özleyen Hıristiyan aydınları heyecanlandırmıştır. Meselâ Yunanlı Gazeteci Dimitrios Psinoyios 'Ölüm Korkusunu Yenelim' başlıklı makalesinde; 'Eğer bir haçlı savaşı gerekiyorsa; bu hayallerimizin gerçekleşmesi, daha iyi, daha adil, daha hoşgörülü bir dünya için yapılmalıdır' diyerek, heyecanını ifade etmiştir. (Geniş bilgi için bakınız/ Radikal Gazetesi-19 Eylül 2001 Sh:7)
New York ve Washington'da gerçekleştirilen terör saldırılarını; bütün NATO ülkelerine yapılan bir saldırı gibi değerlendirilmesini arzu eden ABD yönetimi, kırka yakın ülkenin katıldığı bir koalisyonu sağlamış ve 'Sonsuz Özgürlük' harekâtı adını verdiği Haçlı Savaşını başlatmıştır. O tarihlerde nükleer silahların kullanılmasını teklif eden ABD Eski Dışişleri Bakanı Henry Kıssinger; 'The Washington Post' Gazetesi'nde yayınlanan makalesinde, şu tesbitlerde bulunmuştur:' Umarız Hükümet, Pearl Harbor saldırısında olduğu gibi, saldırıdan sorumlu sistemin tamamen imhasına yönelik bir tepki geliştirir. Karşımızdaki sistem, bazı ülkelerin başkentlerinde barındırılan terörist organizasyondur. Çoğu zaman Birleşmiş Devletler, teröristlere yataklık eden ülkeleri cezalandırmamıştır. (..) Henüz saldırganın Usame Bin Ladin olup-olmadığını bilmiyoruz. Fakat öyle veya böyle; söz konusu saldırıları gerçekleştiren örgütlere yataklık eden ülkelerin, bu saldırıya karışmış olsun veya olmasın, ağır bir bedel ödemeleri gerekir.'(The Washington Post-13 Eylül 2001) ABD Eski Dışişleri Bakanı Henry Kıssinger'in atıfta bulunduğu 'Pearl Harbor' saldırısınıve sonuçlarını hatırlamakta fayda vardır. Japonya 7 Aralık 1941 tarihinde, ABD pasifik filosunun merkez üssü olan Pearl Harbor'a baskın düzenlemiş, dört savaş gemisini batırmış, 120 uçağı kullanılamaz hale getirmiş ve çoğu denizci olan 2403 ABD vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Bu hadiseden sonra ABD, Japonya'nın iki şehrine (Hiroşima ve Nagazaki) atom bombası atmış ve üç yüz binden fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu kısa hatırlatmadan sonra bir inceliğe işaret etmekte fayda vardır. Zalim politika, tabiatı gereği bir takım olumsuz sonuçlar doğurabilecek korkuları, endişeleri ve ihtirasları içinde barındıran bir özelliğe haizdir. Tüzel kişiliği olduğu farz edilen devlet ve o devletin vatandaşları için de durum farklı değildir. Onların da korkuları, endişeleri ve ihtirasları vardır. Bazıları; korkularının, endişelerinin ve ihtiraslarının kaynağını, soğukkanlı bir şekilde tahlile tabi tutabilir, bu mümkündür. Problemlerini tartışma cesaretini gösterebilen ve ne yapılması gerektiğine karar verebilen devlet adamları, vehim haline getirdikleri korkularını yenebilirler. Bazıları ise, korkularını ve endişelerini itiraf edebilme cesaretini bile gösteremezler. Her teklif karşısında paniğe kapılırlar. Sahip oldukları her şeylerini kaybedeceklerini zannederler. Bu kısa girişten sonra, ABD'nin Suriye'den askerlerini çekmesinin sebeplerini ve muhtemel sonuçlarını tahlile gayret edelim.
Geçtiğimiz ay (13 Aralık akşamı) ABD Başkanı Donald Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinden sonra "Suriye'den askerlerini çekme" kararını açıklaması tarihi öneme haizdir. Twitter'dan yapılan karşılıklı açıklamalarda da bu 'tarihi' niteliği destekleyen ifadeler vardır.  ABD Başkanı Donald Trump, tweetinde şu ifadelere yer vermiştir: "Amerika askerlerinin bölgeden, yavaş ve son derece koordineli bir şekilde çekilmesini konuştuk. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de IŞİD'den geriye ne kaldıysa yok edeceği konusunda beni çok güçlü bir şekilde bilgilendirdi. O bunu yapabilecek biri, artı, Türkiye doğru bir kapı komşusu. Ayrıca, yoğun bir biçimde ticaretin genişletilmesini de konuştuk." Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu mesaja yine Twitter'dan şu karşılığı verdi: "ABD Başkanı Trump ile ticari ilişkilerimizden Suriye'deki gelişmelere kadar birçok konuda eşgüdümümüzü artırma noktasında mutabık kaldığımız verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Görüşmemizin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum."
ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'den askerlerini çekme kararını kimileri sevinerek veya ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılamış, kimileri de bu beklenmedik çıkışa sinirlenmiş veya duydukları derin teessürü ifade etmişlerdir. Önce Savunma Bakanı Jim Mattis, Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararına muhalefet ederek şubat sonunda görevinden ayrılacağını duyurmuştur. Bunun üzerine Trump, sürenin dolmasını beklemeden Mattis'in yerine yardımcısı Patrick Shanahan'ı vekâleten Savunma Bakanlığı'na getirdiğini ifade etmiştir. Başkan Trump'ın Suriye'den ayrılma kararına muhalefet edenin yalnızca Savunma Bakanı olmadığı malûmdur. Barack Obama tarafından IŞİD ile Mücadele Özel Temsilciliği'ne tayin edilmiş olan Brett McGurk, bu karardan hemen sonra istifa etmiştir. Geçmişte de ABD Başkanı Donald Trump'ın vazifeden aldığı veya kendisi istifa eden diğer Amerikan hükümeti mensuplarının olduğunu unutmamak gerekir. Donald Trump, işbaşına geldiği ilk günlerde "Bizim, Orta Doğu'da ne işimiz var? Suriyeden çekileceğiz!" demiş, fakat ilerleyen zamanlarda aksine uygulamalara imzasını atmıştır. İstifalar gösteriyor ki, ABD Derin Devleti (Office Of Net Assesment) ve Illuminati Çetesi'ne mensup bazı hanedanlar Donald Trump'ın kararına itiraz etmektedirler.
PKK/PYD'ye on binlerce TIR silah gönderilmesi, teröristlerin eğitilmesi ve Kuzey Suriye'ye gözetleme kulelerinin dikilmesi, ABD Derin Devleti'nin (Office Of Net Assesment) siyasi tercihlerinin bir sonucudur. Ankara ısrarla; 'Washington'a yanlış yaptığını, bir terör örgütüyle iş birliğinin müttefikliğe sığmadığını, Türkiye'nin IŞİD'den korunmaya muhtaç olmadığını' anlatmasına rağmen muhatap taraf, bir türlü anlamak istememiştir. Bunun üzerine Fırat'ın doğusuna harekât kararı alınmış ve askeri birlikler sür'atle bölgeye sevk edilmiştir. ABD Başkanı Trump'ı yüz seksen derece döndüren asıl müessir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'askeri müdahele' konusundaki kararlılığı olmuştur. Nitekim son telefon görüşmelerinden sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kastederek "O, dediğini yapan bir insan!" demiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'nin IŞİD'i bitireceğine kesin olarak inandığı için kendi kamuoyuna dönerek; "IŞİD tehlikesi kalmadığına göre bizim Suriye'de ne işimiz var? Çekiliyoruz!" demiştir. Ancak bu siyasi tercihin, bazı ülkelerin liderlerini rahatsız ettiği görülmektedir. Fransa rahatsız, İngiltere daha rahatsız, İsrail çok daha fazla rahatsızdır. Macron, Sarı Yelekliler'le baş edemediğine bakmadan diklenip Suriye'de kalacağını açıklama ihtiyacını hissetmiştir. Netanyahu ise, kelimenin tam anlamıyla zıvanadan çıkmıştır. Ağzından köpükler saçılmaktadır. İsrail'in Filistin ve Filistinlilere yaptığı korkunç mezalimi hiç hatırlamayarak Türkiye'yi işgal ve katliam yapmakla suçlamayı tercih etmiştir. Aynı günlerde İsrail, Mısır, Yunanistan ve diğer bazı ülkeler, Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz aramalarını bahane ederek saldırıya geçmişlerdir. Bütün bunların hülâsası şudur.: ABD Başkanı Donald Trump ilk defa, seçim döneminde ortaya koyduğu tezleri hayata geçirmeye karar vermiştir. Onun öncelikli hedefi, Amerika'yı yeniden 'dünyanın tek patronu' haline getirmektir. Bunun için Amerika'nın üretim kapasitesini artırmak ve küresel anlamda liderliğini korumak istemektedir. Bu nedenle de Amerika'nın küresel boyuttaki öncelikli hedefi Çin'dir. Çin'in askeri güçle çevrelenmesi ve üretim kapasitesinin ise dizginlenmesi gerekmektedir. Bu hedefin dışında kalan her şey Trump için teferruattır. Zaman içinde Donald Trump, Amerika'nın büyük yatırımlar yaptığı ve kara gücü olarak tanımlanan PKK-PYD'nin sadece kendi amaçlarının peşinde gittiğini, Amerika'nın himayesini kullanarak bir devlet kurmayı amaçladığını, Suriye içinde İran'ı engelleme kapasitesinin ve böyle bir niyetinin olmadığını kavramıştır. Ayrıca Trump, Arap NATO'su kurarak İran'ı engellemenin de boş bir hayal olduğunu zaman içinde anlamıştır.
Trump'ın Suriye'den askerlerini çekme kararı ilk bakışta iki soruyu gündeme getirmiştir. Birincisi, ABD'nin gerçekten bu kararını mart ayına kadar uygulayıp-uygulamayacağıdır. Trump'ın içeriden ve dışarıdan gelen eleştiriler ve baskılar karşısında fikrinden vazgeçebileceğine inananlarınvarlığı malûmdur. İkincisi, çekilme sözünün içeriğiyle ilgilidir. Bu nasıl bir çekilme olacaktır? Terör örgütüne verdiği silahları, geri alacak mıdır? Malûm Bölgenin (yani Fırat'ın doğusunun) kontrolü kime bırakılacaktır? ABD Başkanı Donald Trump'ın kararının Ankara'yı memnun etmesinin esas sebebi, bunun TSK'nın YPG'ye karşı mücadelesinde elini daha serbest bırakması ve o bölgede Amerikan askerleriyle bir çatışma ihtimalini ortadan kaldırmasıdır. ABD Başkanı'nın Kuzey Suriye'den çekilme kararı, PYD/YPG'yi sarsmış ve yalnızlaştırmıştır. Örgüt şimdi başka destekçilerin peşindedir. Umutları, Trump'ın iç ve dış baskılar sonucunda kararını değiştirmesi ve YPG'ye verdiği desteği devam ettirmesidir. Ama bunun olamayacağı düşüncesiyle YPG liderleri şimdiden başka senaryolara bel bağlamaktadır. Bunlardan biri, Esad rejimiyle anlaşmak ve bölgenin kendi kaynaklarıyla Suriye ordusunun kontrolü altına girmesini sağlamaktır. Bu konuda bazı temasların başladığını ifade etmektedirler. YPG heyetlerinin kapısını çaldığı ilk ülke Fransa olmuştur. Bilindiği gibi bölgede Fransız askerleri halen görev başındadır ve Paris PYD'lilere destek verdiklerini gizleme ihtiyacını hissetmemektedirler. Meselenin bir diğer boyutu da şudur: ABD'nin çekilme kararından önce Suriye-Lübnan ekseninde müdahaleci bir eğilim gösteren Netanyahu Hükümeti, 2018 yazından itibaren hem Lübnan hava sahasını defalarca ihlal etmiş, hem de Şam ve civarındaki hedefleri vurarak adeta nabız yoklamıştır. İsrail'in 4 Aralık 2018 günü Lübnan-İsrail sınırında bulunan bazı hedeflere yönelik düzenlediği "Kuzey Kalkanı" operasyonunda, Hizbullah'ın İsrail'e doğru açmış olduğu iddia edilen tünelleri imha etmiştir. Yaklaşık bir aydır, maruz kaldığı tehditleri gerekçe göstererek uluslararası kamuoyu önünde meşruiyet peşine düşen İsrail, her zaman olduğu gibi "ilk yumruğu ben atmadım" yalanı ile yeni bir çatışmaya hazırlanmaktadır. Son bir ayda İsrail politik kültürünün sol ve sağ cenahından pek çok yazar, Lübnan üzerinden gelebilecek olası bir İran tehdidi üzerine kalem oynatmaya başlamışlardır. ABD Başkanı Trump'ın Suriye'den çekilme kararı, sadece dış politika alanında değil bir iç politika argümanı olarak da İsrail hükümetini zorlamaya başlamıştır. Yeş Atid (Gelecek Var) Partisi lideri Yeri Lapid ve eski Başbakan Ehud Olmert'in, Netanyahu'nun başarısız dış politika stratejisinin bir sonucu olarak ABD'nin bölgede İsrail'i terk ettiği ve Rusya ile de anlaşmanın zor olduğunu belirtmeleri, İsrail kamuoyundaki güvenlik endişesini tırmandıran bir diğer gelişmedir. Toplum nezdindeki huzursuzluğu tırmandırmak istemeyen ve yolsuzluk soruşturması dolayısıyla üzerinde ciddi baskı bulunan Netanyahu ise İsrail'in bölgede kendi kendini koruyabilecek kapasitede olduğuna ilişkin açıklamalarla, kuzeydeki hedeflere müdahale ihtimalini gündemde tutacağını da üstü kapalı olarak ifade etmiştir. ABD'nin çekilmesinin ardından bölgedeki etkinliğini Türkiye lehine devredecek olması, Rusya'nın ise İran kartından vazgeçmeyecek bir siyaset sergilemesi, İsrail hükümetini ilerleyen dönemlerde daha da zorlayacaktır. ABD'nin Suriye sahnesinden çekilmesinin ardından gündeme gelmesi muhtemel bir diğer senaryo da İran'a karşı Türkiye ile hareket edemeyeceğini bilen Netanyahu'nun, Türkiye'nin nüfuzunu zayıflatmak için çabalayacak olmasıdır. Netanyahu, bu minvalde Türkiye'nin bölgesel etkinliğini sınırlamak için Akdeniz ve Ege'de Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi ittifakı ile hareket edecektir. Türkiye'nin bu suretle Akdeniz'de meşgul edilmesi, Suriye'nin kuzeyinde olası PKK/YPG iş birliğine doğru bir boşluk oluşturulması hedeflenebilir. Trump'ın Suriye'den çekilme kararından en fazla etkilenecek ülkelerden biri olan İsrail'in, gerek İran ve Hizbullah tehdidi gerekse Türkiye'nin nüfuzunu sınırlandırmak amacıyla atacağı muhtemel adımları, bölge genelinde yeni gerilimlere vesile olabilir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. ABD'nin başlattığı Haçlı Savaşı, korkuların ve endişelerin kaynağı olmaya devam etmektedir.
 
Misak Dergisi 338. Sayı
Ocak 2019
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya