Rızk Temini İçin Çalışmanın Hükmü ve Sıfatı
İnsanların iktisadi faaliyetlerinde; hem dünya görüşlerinin /dini inançlarının hem de içinde yaşadıkları cemiyetin kültür değerlerinin (örf/adet) etkisini görmek mümkündür. Muteber kaynaklarda; "Bir mükellefin kendisine, ailesinin nafakasını temine ve borçlarını ödeyebilmesine yetecek kadar kazanması farzdır. Fakir olan mü'minlerin ihtiyaçlarını karşılamak ve akrabalarına ikram etmek için, bundan fazlasını kazanması müstehabtır. Güzel ve müreffeh bir hayat sürmek için, rızk teminine gayret sarfetmek ise mubahtır" hükmüne yer verilmiştir. "Başkalarına karşı tekebbür etmek, dünyevi hırsa kapılarak yarışa çıkmak ve aynı zamanda azgınlık /taşkınlık için kazanması (helâl yolla kazansa dahi)" caiz değildir.Elbette burada mükellefin niyeti önemlidir. Tağuti güçlere karşı malla cihadın yapılabilmesi için bütün imkânlarını seferber ederek kazanan ve bu kazancını mücahitlere infak eden Müslüman'ın niyeti, amelinden daha hayırlıdır.
Yusuf KERİMOĞLU
23.12.2019 10:25
155 okunma

İNSANLARIN iktisadi faaliyetlerinde; hem dünya görüşlerinin ve dini inançlarının, hem de içinde yaşadıkları cemiyetin kültür değerlerinin (örf/adet) etkisini görmek mümkündür. İslâm toplumunda ekonomizm ideolojisi değil, iktisadi ve ticari faaliyetler ön plândadır. Zira her Müslümanın değişmeyen arzusu, Allahû Teâla'nın (cc) indirdiği hükümlere ve Peygamberimiz Efendimiz'in (sav) sünnetine ittiba etmektir. İktisad ilminin ve ticari faaliyetlerin temel kaideleri, muhkem âyetler ile belirlenmiştir. İmam Fahrüddin-i Razi: 'İktisad ilminin keyfiyeti'ni izah ederken şöyle demiştir: "İktisadın anlamı; aşırı gitmeksizin, kusurlu davranmaksızın ve eksik yapmaksızın bir işte itidali gözetmek, mutedil olmaktır. Kelimenin aslı, kastedip doğruya yönelmek manâsındaki 'kasd'dır. Bu böyledir. Çünkü aradığı şeyi bilen kimse hiçbir tarafa sapmadan ve hiç tereddüt göstermeden doğruca ona yönelir. Aradığı şeyin nerede olduğunu bilmeyen kimse ise şaşırmış bir durumdadır. Bazen sağa gider, bazen de sola!.. İşte bu manâsından dolayı iktisad kelimesi, insanı hedefine götüren amelin ifadesi olmuştur." İnsanların dünyevi ihtiraslarını tahrik eden ekonomizm anlayışına geçmeden önce, 'ekonomi' kelimesinin etimolojisi üzerinde kısaca durmakta fayda vardır. Yunancada 'Oikos' (ev) ve 'Nomos' (kanun) anlamına gelen iki kelimenin terkibinden oluşan ekonomi, "evi yönetme kanunu/ sanatı" anlamına gelir. Ekonominin insanların ihtiyaçlarından kaynaklanan bir keyfiyeti vardır. Faaliyet olarak insanlık tarihi kadar eski olan, buna mukabil bilimsel ideoloji olarak mazisi iki asrı aşmayan ekonomizm, kendisini gölge gibi izleyen felsefi-politik değer yargılarından kurtulamamıştır. Bu durum bizatihi insanın kendine has özellik arz eden zihnî yapısından kaynaklanmaktadır.

Dünya görüşü ve inancı ne olursa olsun; her insanın, ihtiyaçlarını karşılamak için çalışması zarûridir. Ticaret, ziraat ve diğer iktisâdi faaliyetler, dünya malını elde etmek için birer vesiledir. Hesap gününü düşünen bir mükellefin; Allah'ın (cc) metâ ve zînet olarak yarattığı malları, O'nun rızasına uygun olarak elde etmesi zaruridir. Teslim olan (müslüman) vasfının zarûri sonucu budur. Kur'ân-ı Kerim'de: "Yeryüzünü size boyun eğdiren (istifadeniz için itaatli kılan) Allahü Teâlâ'dır. O halde yeryüzünün sırtlarında dolaşın da, Allah'ın size ihsan ettiği rızıklardan istifade edin"(1) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler; "Yeryüzünün itaatli olması, boyun eğmesi; işlenmeye ve verimli kılınmaya müsait oluşudur. Yeryüzünün sırtlarında dolaşmaktan maksat; insanlara faydalı olan nimetlerin ortaya çıkarılmasını sağlamak için, araştırma yapmaktır. Ziraat, ticaret, zanaat ve diğer faaliyetler; ancak yeryüzünde mevcut olan imkânlarla sürekli kılınabilir. Yeryüzünde esas olan; işlemek ve nimetlerinden faydalanmaktır"(2) hükmünde ittifak etmişlerdir. Dikkat edilirse yeryüzü, rızk temini için müsait bir yapıdadır. Hz. Abdullah bin Mes'ûd (ra)'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz Efendimiz (sav): "Kesbi talep etmek (Rızk temini için çalışmak) her müslüman üzerine farzdır"(3) buyurmuştur. Dolayısıyla mü'minler; "Helâl" ve "Haram" hududlarına titizlikle riayet ederek, rızk temini için gayret sarf etmek durumundadırlar. Zira Peygamberimiz Efendimiz'in (sav); "Rızkı tamamlanıncaya kadar, hiçbir kimsenin ölmeyeceği bana vahyedildi. O halde Allah'a (cc) karşı gelmekten sakınınız. Rızkınızı araştırırken güzel bir yol tutunuz"(4) buyurduğu bilinmektedir. Muhakkak ki "Güzel bir yol tutmak"tan maksat; helâl vasıtalarla, helâl kazanç elde etmektir. Bu tesbitten sonra; içinde yaşadığımız toplumda, lâik-seküler kültüre teslim olan insanların rızk temini hususundaki tavrına dikkat edelim. İnsanı ve insanın uzuvlarını dahi ticarete konu kabul eden ideolojik sistemler "Homo Economiscus" (Ekonomik insan) denilen, garip bir tip ortaya çıkarmışlardır. Laiklik felsefesine inanan uzmanların ekonomik yorumları; çarşı putlarının temelini teşkil edecek derecede güçlenmiştir.

Müslümanlar ile gayr-i Müslimlerin dünya görüşleri ve dünya nimetleri karşısındaki tavrı birbirinden farklıdır. Kur'ân-ı Kerim'de: "Şüphesiz ki Allah; iman edip, salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Küfredenlere gelince: Onlar, dünyada sadece zevk-û sefa ederler, hayvanların yediği gibi yerler. Onların yeri cehennemdir"(5) hükmü beyan buyurulmuştur. Muteber tefsirlere müracaat ettiğimiz zaman görürüz ki; kâfirler, tıpkı hayvanlar gibi midelerinin ve şehvetlerinin peşindedirler. Bu konularda, hiçbir sınır tanımamayı esas alırlar. Peygamberimiz Efendimiz'in (sav) "Mü'min bir mide ile yer. Kâfir ise, yedi mide ile yer"(6) buyurduğu malûmdur. Bu hadis-i şerif, kâfirlerin dünyevi ihtiraslarını beyan etmektedir..

RIZK TEMİN ETMENİN (KESB'İN) SIFATI:

Muteber kaynaklarda "Bir mükellefin: kendisine, ailesinin nafakasını temine ve borçlarını ödeyebilmesine yetecek kadar kazanması farzdır. Fakir olan mü'minlerin ihtiyaçlarını karşılamak ve akrabalarına ikram etmek için, bundan fazlasını kazanması müstehabtır. Güzel ve müreffeh bir hayat sürmek için, rızk teminine gayret sarfetmek ise mubahtır"(7) hükmüne yer verilmiştir. "Başkalarına karşı tekebbür etmek, dünyevi hırsa kapılarak yarışa çıkmak, azgınlık ve taşkınlık için kazanması (helâl yolla kazansa dahi) caiz değildir."(8) Elbette burada mükellefin niyeti önemlidir. Tağuti güçlere karşı malla cihadın yapılabilmesi için bütün imkânlarını seferber ederek kazanan ve bu kazancını mücahitlere infak eden Müslüman'ın niyeti, amelinden daha hayırlıdır. Zira niyeti, farz olan bir ibâdetin ihlâsla edâ edilmesini ve sürekliliğini sağlamaktır.

Kur'ân-ı Kerim'de: "Onlar ki (Mü'minler) harcadıkları vakit ne israf, ne de sıkılık (cimrilik) yapmazlar. Harcamaları ikisinin arası (mutedil) olur"(9) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu Ayet-i Kerime'yi esas alan hanefi fûkahasi: "Mükellef, kazandığı malda israf etmediği gibi, cimrilik gibi kötülenen bir vasfı da tercih etmez. Hem kendi nefsine, hem de nafakaları üzerine vacip olan kimselere (ailesine, çocuklarına vs.) infak eder.(10) hükmünde ittifak etmiştir. Çalışıp, rızık temin edebilme kudreti olan bir kimsenin dilenmesi caiz değildir. Çünkü çalışmamak suretiyle; bir farzı terketme durumu söz konusudur. Rasûl-i Ekrem (sav)'in: "Hayatım yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki; sizden herhangi birinizin, ipini alıp da, dağdan arkasında bir bağ odunu getirmesi ve satması, herhangi bir kişiden dilenmesinden daha hayırlıdır. (Kim bilir istediği kimse) ya verir minnetine girersin, ya vermez zilletini çekersin."(11) Hadis-i Şerifi meseleyi sarih olarak ortaya koymaktadır. Dolayısıyla çalışma gücü olan kimsenin dilenmesi meşru değildir. Ancak kudreti yoksa durum ne olacaktır? Hiç malı olmayan, çalışma kudreti de bulunmayan ve hayatını ancak dilenmek suretiyle idame ettirebilecek durumda olan kimselere miskin denir.(12) Dârû'l İslâm'da miskinler; zekât bütçesinden ihtiyaçlarını alırlar. Molla Hüsrev "İçinde bulunduğu gün için, yiyeceği mevcut olan kimseye dilenmek helâl olmaz"(١٣) hükmünü beyan etmektedir. "Hem miskin olur; hem de (durumunu beyan etmekten utanarak) dilenmezse ve bu sebeble ölürse günahkâr olur. Zira o halde bulunan kimsenin dilenmesi şer'an caizdir. Eğer dilenmekten de aciz olursa; o kimsenin durumunu bilen kimse üzerine, onu doyurması farz olur."(14) Ancak kendi kudreti de, onu doyurmaya müsait değilse, yardım yapabilecek başka bir kimseye durumunu iletmesi zaruridir.

Hanefi fûkahası: "Rızk temin etmede en efdal olan yol cihad'dır. Zira cihad'da hem İslâm dinini aziz kılma, hem de ganimet elde etme gibi unsurlar söz konusudur. Bu sebeble kazancın en efdali ganimet olur. Cihad'dan sonra rızk elde etmede efdal olan, ticaretle meşgul olmaktır. Daha sonra ziraatle meşgul olmak ve diğer sanatlar gelir"(15) hükmünü 'zahirü'r rivaye ve mütabih kavil' olarak benimsemiştir. Peygamberimiz Efendimiz'in (sav): "Faizi yemek için hileli yollara saptığınız, öküzün kuyruklarına yapışıp ziraatle geçindiğiniz ve cihadı terkettiğiniz zaman, Allahü Teâlâ (cc) üzerinize zilleti musallat kılar. Dininize dönmedikçe de o zilleti üzerinizden kaldırmaz"(16) buyurduğu ve cihadın terk edilmemesini tebliğ ettiği malûmdur.

HARAM RIZK MIDIR, DEĞİL MİDİR?

Tarih boyunca değişik fırkalara mensup olan âlimler 'Rızkın keyfiyeti nedir? Haram rızk mıdır, değil midir? Rızk kavramını, sadece yenilen ve içilen şeylerle sınırlandırmak doğru mudur?' gibi suallere cevap vermeye gayret etmişlerdir. İmam Fahrüddin-i Razi 'bu suallere verilen cevapları' kısaca özetlemiş ve şu tesbitlerde bulunmuştur: "Arapça'da rızık, pay ve hisse demektir. Cenab-ı Hak: "Rızkınıza (rızkakûm) şükredeceğinize, onu vereni mi yalanlıyorsunuz?" (El Vakıa: 82) buyurur. Hazz lafzı kişinin nasibi olup, başkasına değil, sadece ona mahsus olan şey demektir. Bazı âlimler ise "Rızk, yenilen veya kullanılan şeydir" demişlerdir ki, bu batıldır. Çünkü Cenab-ı Hak, bize rızk olarak verdiği şeylerden infakta bulunmamızı emrederek "Ve size verdiğimiz rızıklardan infak ediniz" (Münâfıkûn Sûresi: 10) buyurmuştur. Şayet rızk sadece yenilen şey olsaydı, onu harcamak mümkün olmazdı. Diğerleri ise "Rızk, malik olunan şeydir" demişlerdir ki, bu da yanlıştır. Çünkü insan bazen "Allah'ım bana rızk olarak salih bir çocuk, saliha bir zevce ver" diye dua eder de, fakat o ne böyle bir çocuğa, ne de böyle bir hanıma malik olamaz. Yine kişi "Ey Allah'ım! Bana rızk olarak, kendisiyle yaşayacağım bir akıl ver" der hâlbuki akıl bir mal değildir. Ve yine hayvanların rızıkları vardır, fakat malları/milkiyetleri yoktur. Din ıstılahında rızkın manasına gelince; ulemâ bunda ihtilaf etmiştir. Ebû'l Hüseyin El Basri: "Rızk, Cenab-ı Allah (cc)'ın bir canlıya bir şeyden faydalanma imkânı verip, başkalarının onun o şeyden faydalanmasına mani olmalarını engellemesidir. Biz "Cenab-ı Allah bize rızk olarak mallar verdi" dediğimiz zaman, bunun manası "O mallardan bize istifade imkânı verdi" demektir. Biz, Cenab-ı Allah (cc)'den bize bir mal tahsis etmesini; bir hayvanı rızıklandırmasını istediğimiz zaman, bununla o rızkı sadece o hayvana tahsis etmesini kasdediyoruz. Cenab-ı Hak, o hayvana o rızıktan faydalanma imkânı verip, hiç kimse o hayvanın o rızıktan faydalanmasıma mani olmadığı zaman ancak o rızık, o hayvana has olmuş olur. Mu'tezile rızkı bu manada anladıkları için, "haram rızk olmaz" demişlerdir. Biz ise (Ehl-i Sünnet) haram rızk olur diyoruz. Arkadaşlarımız buna iki yönden delil getirdiler. Birincisi: Lügat itibariyle 'Rızk' beyan etiğimiz gibi, pay ve nasip demektir. Haramdan faydalanan kimse için bu haram, onun nasibi ve payıdır. Bu sebeple haramın, onun rızkı olması gerekir. İkincisi: Cenab-ı Hak "Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın" (Hûd Sûresi: 6) buyurmuştur. Adam, ömür boyu yaşar, çalıp çırpmasından başka bir şey yemez. Bu sebeble de "ömür boyu kendi rızkından hiçbir şey yemedi" denilmesi gerekir."(17)

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; rızkını hangi yoldan temin ederse etsin, İslâmî hükümlere titizlikle riayet etmesi zaruridir. Halife Hz. Ebû Bekir (ra): "Dikkat ediniz!.. Haram ile beslenen vücûda ancak cehennem ateşi yakışır"(18) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Helâl-Haram sınırlarına riayet etmeyen bir mükellefin; hem kendi nefsine, hem diğer insanlara zulmettiğini söylemek mümkündür.

_____________________

(1) El Mülk Sûresi: 15

(2) İbn-i Kesir - Tefsirû'l Kur'ân'il Azim - Beyrut: 1969 D. Marife Neşri C: 4 Sh: 397 vd, ayrıca Mecmuatu't Tefasir -İst. 1979 C: 6 Sh: 317-318

(3) Abdullah b. Mahmud El Mavsili - El İhtiyar fi Ta'lili'l Muhtar - İst. 1980 Çağrı Yay. C: 4 Sh: 170, ayrıca Şeyh Muhammed İbn-i Süleyman - Mecmuaû'l Enhûr (Şerhû Damad) İst. 1316 Mtb. Amire Tb. ofset Beyrut: ty C: 2 Sh: 527

(4) El Aclûni - Keşfû'l Hefa - Beyrut: 1351 C: 1 Sh: 231 Had. No: 707, ayrıca İmam-ı Şafii - Er Risale - Kahire : 1979 (2 Bsk) Sh: 94 Madde: 306

(5) Muhammed (sav) Sûresi: 12

(6) Sünen-i İbn-i Mace - İst: 1401 Çağrı Yay. C: 2 Sh: 1084 Had. No: 3256

(7) El Mavsilî - A.g-e. C: 4 Sh: 170-171

(8) Şeyh Muhammed İbn-i Süleyman - A.g.e. C: 2 Sh: 528

(9) El Fûrkan Sûresi: 67

(10) Şeyh Muhammed İbn-i Süleyman - A.g.e. C: 2 Sh: 528

(11) Sahih-i Buhari - İst: 1401 Çağrı Yay. C: 2 Sh: 129 K. Zekât: 50

(12) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315 C: 2 Sh: 15-16

(13) Molla Hüsrev - Dürerûl Hükkam fi Şerhi'l Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1 Sh: 192

(14) Şeyh Muhammed İbn-i Süleyman - A.g.e. C: 2 Sh: 528

(15) El Mavsıli - A.g.e. C: 4 Sh: 170-172, ayrıca Şeyh Muhammed İbn-i Süleyman - A.g.e. C: 2 Sh: 527

(16) İmam-ı Muhammed - Siyer-i Kebir - İst: 1980 Evs Yay. C: 1 Sh: 42-43, ayrıca Sünen-i Ebû Davud - İst. 1401 C: 3 Sh: 740-741

(17) İmam Fahrüddin-i Razi - Mefatihû'l Gayb -Ank: 1988 Akçağ Yay. C: 1, Sh: 461-462.

(18) Ebû Nuaym Ahmed El İsfahani - Hıyletü'l Evliya - Kahire: 1933 C: 1 Sh: 31

 
 
Misak Dergisi 349. Sayı
Aralık 2019
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misak Dergisi 350. Sayı
ABD ve müttefiklerinin Ortadoğu’daki en önemli müttefiği İsrail Devleti’dir. Uluslararası hukukun kurallarından muaf tutulan, dünyanın en önemli nükleer ve biyolojik silah üreten ülkelerinden birisi olan İsrail; soykırım, etnik temizlik veya diğer insanlık suçlarını işleme yetkisine sahip kılınan yegâne devlet olma imtiyazına haiz kılınmıştır. İstediği anda Filistin halkına ait toprakları işgale yeltenen, yerleşim birimlerini haritadan silebilen ve yüzlerce insanı hiç bir ayırım gözetmeden (ihtiyar, kadın, çocuk vs) katledebilen İsrail, binlerce insanı esir alıp çölde kurduğu temerküz kamplarında tutabilmektedir. Katliam veya soykırıma tabi tutulan toplumlar için artık hiç bir koruyucu mekanizma kalmamıştır. Amerika’nın siyasi emellerine hizmet eden Atlantik Paktı (NATO) ülkeleri ile Avrasya Harekâtı’na liderlik eden Rusya arasında yaşanan siyasi rekabet, İslâm topraklarında yaşanan asimetrik savaşa yeni bir boyut kazandırmıştır. Seçim kampanyası esnasında ABD derin devletinin (Office of Net Assessment), silah lobilerinin ve iç istihbarat şeflerinin desteğini arkasına alan Donald Trump; gerek WASP (White Anglo-Saxon Protestan) kimliği konusunda, gerek İslâmofobia (İslâm düşmanlığı) noktasında; tıpkı diğer eski ABD başkanları gibi Siyonist Illuminati Çetesi’ne hizmet eden bir müstekbirdir. Bu tesbitten sonra Illuminati Çetesi’nin siyasi hedeflerine geçebiliriz.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya