Lût Kavmi ve LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans) Dernekleri
Geçtiğimiz ay İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Amerika'nın Ankara'da bulunan LGBT(lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel)derneklerine 22 milyon dolar yardım ettiğini dile getirerek, dikkatlerimizi bu alana çekmiştir. Dünyanın her yerinde her yıl Haziran ayında eşcinseller tarafından kutlanan bir dizi etkinlik ve törenlere "Onur yürüyüşü!" denilmektedir. Bu iğrenç fikrin sahipleri, 2017 Haziran ayında, İzmir'de toplanmışlar ve 'LGBT Onur yürüyüşü!' yapmışlardır. Bu grubun içinden açılmış olan bir pankartta "Lût kavminin çocuklarıyız" yazısını sergileyerek, sadece ahlaki değerlere savaş açmamış, aynı zamanda da Müslümanların inançlarına karşı, bir nefret söylemini ortaya koymuşlardır. Bunlar kurmuş oldukları LGBT(lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel)derneğine ilave olarak, ED(Eş Değiştirenler), HBO(Hayvanlarla Beraber Olanlar)ve bunun gibi isimler altında İslâm'a karşı savaşlarını sürdürmektedirler.
İbrahim DÖNERTAŞ
19.11.2019 11:55
94 okunma
GEÇTİĞİMİZ ay İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Amerika'nın Ankara'da bulunan LGBT(lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel)derneklerine 22 milyon dolar yardım ettiğini ve hangi hususlarda hedef alındığımızı dile getirerek, dikkatlerimizi bu alana çekmiştir.(1) Açlıktan ölen Afrikalılara, yokluklar içinde sefaletle pençeleşen Arakanlı ve Suriyeli mültecilere ya da dünyanın diğer coğrafyalarında zaruri ihtiyaçlarından bile yoksun olan, hayatta kalma mücadelesi veren, ihtiyaç sahibi insanlara yardım etmeyen Amerika, sizce bu kadar çok parayı eşcinsel, homoseksüel sapkınlara niye veriyor dersiniz?
Dünyanın her yerinde her yıl Haziran ayında eşcinseller tarafından kutlanan bir dizi etkinlik ve törenlere "Onur yürüyüşü!" denilmektedir. Cinsel sapkınlıklarının reklamını yapan ve bu çirkin fiilleri halk nazarında da normalmiş gibi göstermeye çalışan çağdaş sapıklar, gelişmenin getirdiği ve modernitenin oluşturduğu yeni bir fiili değil, yüzyıllar öncesine dayanan ve kuralsızlığın kural haline getirildiği, en kuralsız toplumlarda bile çirkin bir iş olarak görülen, erkeklerin erkeklere, kadınların da kadınlara uyguladığı cinsel fiilleri kanıksatmaya çalıştıkları bu fiili, iğrenç bir olayın sıradanlaştırma faaliyetleri olarak gündeme gelmesine zemin hazırlamaktadırlar.
Bu çirkin fiilin ve hatta daha da kötüsü, bu iğrenç fikrin sahipleri, 2017 Haziran ayında, İzmir'de toplanmışlar ve 'LGBT Onur yürüyüşü!' yapmışlardır. Bu grubun içinden açılmış olan bir pankartta "Lût kavminin çocuklarıyız" yazısını sergileyerek, sadece toplumsal değerlere savaş açmamış, aynı zamanda da İslâm dinin de şiddetle yasaklanmış çirkin bir fiil olan anlayışa başkaldırı olarak, Müslümanların inançlarına karşı, bir nefret söylemi olarak bu yazı ön plana çıkarılmıştır. Livata denilen bu çirkin fiilin sahiplerinden daha da çirkin durumda olan bir kısım insanlar ve kurumlarda vardır ki, her ne kadar bu işi yapmasalar da, onlara destek vererek, beden fahişesi değil fikir fahişesi olarak, insanların bedenlerine değil, beyinlerine tecavüz etmekte ve fail ve meful olarak bu işi gizlice ve belki de utanarak yapan bir kısım eşcinselin de utanmasına gerek olmadığına ve bu işle ilgisi olmayanların da ilgisini ve şehvetini bu alana çekerek, bu çirkin fiiliyata teşvik etmektedirler. Fahişelik kötüdür, fahişeliği normalmiş gibi göstererek teşvik etmek daha da kötüdür. İstanbul'daki ilk Onur yürüyüşü 2003'te 20-30 kişiyle yapılmış ve bu sayı her yıl katlanarak büyümüş ve 2013'te İstiklâl caddesindeki yürüyüşe 100 bin kişinin katıldığı ifade edilmektedir.(2) Bu teşvikler devamı ile, bu sayının sadece Türkiye'de bile yüzbinlerce olması hiç de zor değildir.
LGBT'nin Onur Yürüyüşü adını verdiği ve Onur Haftası olarak kutladığı etkinlikler sebebi ile Beşiktaş Belediyesi'nin önüne LGBT'nin sembolü olan Gökkuşağı bayrağını asarak ve belediyenin sosyal medya hesabından, gökkuşağı bayrağı ile yapılan "Freddie Mercury'nin askerleriyiz" paylaşımı da, bu çirkin fiilleri yapanları destekleyenlere örnek teşkil etmesi açısından dikkatlerimizi bu belediyeye yöneltmiştir. Her ne kadar belediye Başkanı Murat Hazinedar bu paylaşımı daha sonra kaldırsa da, belediye seçimleri öncesinde atmış olduğu twit ile "Bu Pazar günü tüm forumlar ve LGBT ile dostluk sözleşmesi imzalayacağız.Beşiktaş'ı hep birlikte sosyal demokrasinin kalesi yapacağız" paylaşımını yaparak demokrasi adı altında hangi değerlere destek verdiğini açık bir şekilde göstermiştir.(3)
Freddie Mercury denilen kişi ise, bir rock grubunun meşhur bir solisti olup kendisi "gay"dir. Son sevgilisi Jim Hutton isimli kişi, yine kendisi gibi bir erkektir. 1991 yılında yakalanmış olduğu Aids hastalığı sebebi ile birlikteliğini bitirmek istemiş, fakat erkek sevgilisi bunu reddederek ölünceye kadar onunla ilişkisini devam ettirmiştir.
İşte Beşiktaş Belediyesinin "askeriyiz" dediği kişi bir "homoseksüel"dir. Belediye binasının dışına asılan ve LGBT'nin sembolü olan gökkuşağı bayrağı, homo bir komutan ve idealist bir belediye! Aynı zamanda sadece homolara dost değil, daha kapsamlı olarak lezbiyen, biseksüel ve transseksüellerinde dostu olan ve onlarla dostluk sözleşmesi yapan, bu vesile ile ahlaksızlığı, şehveti ve cinsellikte sınır tanımaz bir demokrasiyi kale haline getirmeye çalışan özgür (!) insanlar!
Yine 2019 Eylül ayı başlarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tv'si logosunda bulunan mavi cami'yi kaldırarak yerine gökkuşağı renklerinin yer aldığı logo ve ibbtv yazısı, LGBT logosunun renklerini çağrıştırması yönü ile büyük tepki toplamıştır. Cami logosunun kaldırılması ve yerine eşcinsellerin sembolü olan renklerin gelmesi, sosyal medya kullanıcıları tarafından yaptıkları paylaşımlarla kınanmış ve gündeme oturmuştur.
Bunlardan başka Dünya Bankasının, Ankara'da bulunan Eşcinsel haklarının korunması için kurulmuş olan, Kaos Gay ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma derneğine peşi sıra maddi destekde bulunması, bu derneğin de kendi üyeleri Ankara Kaos GL, İzmir Kaos GL ve diğer Lamdda İstanbul ve Pembe Hayat gibi derneklerin katılımcılarına seminerler vermesi dikkat çekicidir. Bu derneğin ana sloganlarından biri de, "Ne Hastalık, Ne Günah, Yaşasın Eşcinsel Aşk" olarak belirlenerek, hastalıklara ve hatta dinin yasaklamasına rağmen sapık ilişki çığırtkanlığı olduğu bizzat dernek genel kurul üyeleri tarafından beyan edilmektedir.(4) Bütün bu yapılan gayretler ne amaçla yapılmaktadır? "Lût kavminin çocuklarıyız" diyenler kime karşı savaş açmışlardır? Genelde insanlar, özelde ise Müslümanlar için uygun görülen çağdaş yaşam biçimi nedir? Genelde tüm halkı Müslüman ülkelerde, özelde ise içinde yaşadığımız coğrafyada İslâmi hayat tarzını inançlarına ve yaşantılarına uygun gören Müslümanlar veya onların çocukları için uygulanan senaryo nasıl uygulanmaktadır? Keriman Halis ile başlayan Müslüman kadınlarının çıplak bir şekilde sahnelerde sergilenmesi, farklı bir boyuta geçerek, şimdilerde de cinsel sapkınlık içerikli beyin yıkama yönlendirmeleri ile en çirkin bir şekilde aynı cinsleri birbirlerine pazarlamak şeklinde devam etmekte midir? sorularının cevabını biz Müslüman ebeveynler, araştırmaz ve üzerimize düşen gerekli tedbirleri almaz isek, Kur'ân'ı Kerim'de geçen ve Allah'ın emirlerini çiğneyen "Cumartesi adamları" ile onları uyarmayan kimselerin akibeti bizler için bir ibrettir. Bu hususta Allah(cc): "Bunu hem çağdaşlarına, hem de sonradan gelecek olanlara bir ibret verici bir ceza kıldık"(Bakara, 2/66) buyurarak, hem kötülük sahiplerine, hem de onları yapmış oldukları o işten vazgeçirmek için çaba sarf etmeyenlere bir tehdit olarak beyan etmiştir. İmam Kurtubi(rha)Araf 80. ayette: "Onların kimisi bu işi yapıyor, kimisi de bu işe rıza gösteriyordu. Büyük çoğunluk yapılan bu işe ses çıkarmadıklarından dolayı cezalandırılmış oldu" diyerek, bu hususa işaret eder.
İmam Râzi tefsirinde, "Kur'ân'ı Kerim'de özellikle ilim sahibi olduğu halde âlimlerin ve kendilerine kötülükleri önleme hususunda iktidar veya güç kuvvet verilen kişilerin, toplumların çirkin fiillerini önleme hususunda bir çaba göstermedikleri takdirde, o çirkin fiilleri işleyenlerden çok daha kötü bir durumda olduklarını" beyan eden açıklamaları, üzerinde ziyade düşünülmesi gereken çok önemli bir konudur.(5) Kötülükleri önleme imkânı olduğu halde bu hususta gayret etmeyenlerin durumu bu olunca, ya bu işi teşvik edenlerin hali sizce nasıl olur?
BU ÇİRKİN FİİLİ İLK OLARAK ORTAYA
ÇIKARAN KAVİM; LUT KAVMİ
Kur'ân'ı Kerim'de anlatılan Lût Kavmi ile ilgili olaylar, tahminlere göre yaklaşık MÖ 1800 yıllarında olmuştur. Alman araştırmacı, Werner Keller, arkeolojik ve jeolojik incelemelere dayanarak yaptığı açıklamalarda Lût Kavmi'nin yaşadığı Sodom ve Gomorra şehirlerinin bulunduğu yerin, Siddim Vadisi denilen ve Lût Gölü'nün en alt ucunda bulunan bölgede olduğunu ve zamanında buralarda büyük ve geniş yerleşim alanlarının bulunduğunu belirtiyor. Lût Gölü'nün taşıdığı «apaçık ayetler» gerçekten de son derece dikkat çekicidir. Kur'ân'da anlatılan kıssalar ve bildirilen olaylar, genelde, Ortadoğu, Arap Yarımadası ve Mısır etrafında yoğunlaşır. National Geographic dergisinde bu konu hakkında şu açıklamalar vardır:
"Sodom Tepesi, Ölü Deniz'e doğru yükselir. Hiç kimse şimdiye dek yok olan şehirler Sodom ve Gomorra'yı bulamadı, fakat bilim adamlarına göre bu şehirler kayalıkların karşısındaki Siddim Vadisi'nde duruyorlar. Büyük ihtimalle Ölü Deniz'in taşkın suları ve depremin altında kaldılar.
(6) Göle kayan şehrin kalıntılarından bir kısmı Lût Gölü›nün güney kıyısında bulunmuştur. Kur'ân'ı Kerim'de bu husus: "Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda 'ibret alanlar' için gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır. (Hicr, 15/73-76) buyrularak bu şehir ile ilgili işaretlerin bir ibret vesikası olarak durduğu beyan edilir. Bu kalıntılar, Lût Kavmi'nin yaşam düzeyinin oldukça yüksek olduğunu ve onların refah ve bolluk içinde olduğunu göstermesi açısından önem arz etmektedir.
Lût (as), İbrahim 
(as)'la aynı dönemde yaşamıştır. Hz. Lût, Hz. İbrahim'e komşu kavimlerden birine elçi olarak gönderilmişti. Bu kavim, Kur'ân'da belirtildiğine göre, o güne kadar dünya üzerinde görülmemiş bir sapıklığı, eşcinselliği uyguluyordu. Hz. Lût, onlara bu sapıklıktan vazgeçmelerini söylediğinde ve onlara Allah'ın kanunlarını, doğru olan yaşam tarzını tebliğ ettiğinde onu yalanladılar, peygamberliğini inkâr ettiler ve sapıklıklarına devam ettiler. Bunun sonucunda da bu kavim, korkunç bir felaketle, şiddetli bir ses ile ve üzerlerine taş yağdırılması ile helak edildi. Bu hususta Kur'ân'ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Lût Kavmi de uyarıları yalanladı. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lût ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk) onları seher vakti kurtardık."(Kamer, 54/33-34)
Allah(cc) Kur'ân'ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Lût bir zaman kavmine şöyle demişti: "Doğrusu siz, sizden önce, âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı bir fuhşa (el-fâhişete) gidiyorsunuz."(Ankebut, 28/29)
İmam Taberi(rha): "Âyet-i kerimede zikredilen fuhuş'tan maksat, bir sonra gelen ayette de izah edildiği gibi Lût kavminin, erkek erkeğe cinsî temasta bulunmalarıdır. Bu çirkin işi Lût kavminden önce hiçbir kimse yapmamıştı. Bu itibarla bu işin adına "Lûtîlik" denilmiştir" diye meseleyi izah eder.
"Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz (Şuara, 26/165-166)
Muhammed es-Sâbuni tefsirinde: "(Ankebut 28'de geçen)Fahişe, son derece çirkin bir iş demektir. Dilciler şöyle der; "Fahişe, çirkinliği açık olan çirkin»dir. Çirkinliği fazla olan her fiil fahişedir." İmam Râzi ise: "Bu işe niçin, "fahişe" denilmiştir? Deriz ki; Fâhişe çirkinliği açık olan kötü iş demektir." diyerek, çirkin olduğu halde kapalı olarak işlenen günaha nispetle, insanların gördüğü açık bir şekilde, meydanda, aleni olarak işlenen kötülüğün daha da çirkin olarak sıfatlandığı ve ona fahişe dendiği beyan edilmiştir. Lût kavminin yapmış olduğu kötülüğün mahiyeti hakkında ise şu açıklamalar yapılmıştır; es-Sâbuni tefsirinde: "Mücâhid şöyle der: Birbirlerini görecek şekilde toplum önünde erkeklerle cinsî ilişki kuruyorlardı. İbn Abbas şöyle der: Gelip geçenlere müstehcen şakalar yaparak, uçkur çözerek, düdük çalarak ve benzeri çirkin davranışlarda bulunarak çakıl taşları atarlardı" naklini yapar. Yine İmam Kurtubi(rh.a)'de: "Peygamber (sav) buyurdu ki: "Lût kavmi meclislerinde otururlar ve her bir kişinin önünde, içinde (gidip gelene) atmak maksadıyla çakıl taşları bulunan bir de kap bulunurdu. Yoldan geçen birisi önlerinden geçti mi ona taş atarlardı. Kim ona isabet ettirirse, o diğerlerine göre o kişi üzerinde öncelikli sayılırdı. Yani fuhuş işlemek üzere o kişiyi alır giderdi." Mansur, Mücahid'den naklen dedi ki: Onlar biri diğerinin gözü önünde meclislerinde erkeklere varırlardı. İbn Abbas dedi ki: Lûtilik ve sihâk (lezbiyenlik) günahlarını da ilk işleyenler onlardı"(7) naklini vererek, homoseksüellik ve lezbiyenlik fiillerinin ilk olarak bu kavim zamanında ortaya çıktığını, bunlardan önce bu fiilin işlenmediğini ve hatta bilinmediğini mesaj olarak verir. Bu işi onlara ilk öğreten şeytan'dır. Yani bugün "Lût kavminin çocuklarıyız" pankartını açanlar aslında şeytanın mürididirler. Bu hususta İmam Kurtubi aynı yerde: "en-Nakkâş'ın naklettiğine göre İblis, bu işi onlara kendisine yaptırmak suretiyle başlatmıştır. Bunun üzerine onlar birbirlerine yaklaşmaya başladılar." Açıklamasını yaparak bu işi ilk olarak başlatanın Şeytan olduğunu ve bu fiili kendisine uygulatarak insanları bu çirkin işe alıştırdığını beyan eder.
BU İŞ NEDEN ÇOK ÇİRKİNDİR?
İmam Râzi(rha): 'Alenî Günah' başlığı altında; "Ayetteki, Toplantı yerinizde meşru olmayanı mutlaka yapacak mısınız?"(Ankebut, 29/29) İfadesi 'Yaptığınızın çirkin oluşu yetmiyormuş gibi, bunu bir de açıktan yapma çirkinliğini işliyorsunuz' demektir" der ve yine 'Livata (Homoseksüellik)deki Çirkinliğin Sebepleri' başlığı altında şu açıklamayı yapar: "Avret mahalli ile ilgili şehevî maslahat, insanı üretime geçirmekte (tenasül) ile, insan türünün devam etmesidir. Bu maslahat ise, ancak çocuğun doğması ve babasından sonra soyu sürdürmesidir. Zina, her ne kadar çocuğun doğmasına sebeb olsa da, bekasına (hayatını sürdürmesine) sebeb değildir.(çünkü zina sebebi ile olan çocuk için gerekli olan İslâmi terbiye mümkün değildir. Bu da maslahatı değil mefsedeti getirir). Zina, kendisi için yaratıldığı maslahattan uzak, çirkin bir şehvettir. Binâenaleyh zina, hiçbir maslahata dayanmadığı için, çirkinliği çok açık kötü bir İştir. Dolayısıyla o bir «fahişe» (çirkinliği açık olan her şey) dir. Zina, çocuğun varlığına sebeb olan, ama bekasını sağlayamayan bir "fahiş" iş olunca, çocuğun varlığına bile sebeb olamayan "livâta" (homoseksüellik) haydi haydi "fahişe" olur."(8)diyerek çirkinliğin boyutunu ortaya serer. Nitekim özellikle Avrupada gerek eşcinsellik, gerekse başka sebeplerden dolayı evli çiftler dahi çocuk sahibi olmamakta, ya da tek çocuk sahibi olmakta, bunların yerine kedi ve köpek besleyerek onları evlat muamelesine tabi tutmaktadırlar.
Yine İmam Râzi aynı yerde devam eder; "Sırf şehevi duyguyu tatmin için uğraşmak, hayvanların yaptığına benzer. Şehvetle meşgul olunduğu zaman bu, şehveti tatminin ötesinde başka bir manayı da ifade eder. O halde şehveti kadın ile gidermek de, sırf şehevî duyguyu tatmin etmenin ötesinde bir başka manaya gelir ki, bu mana da, bir çocuğun olması ve en şerefli tür olan insan neslinin devam etmesidir. Ama erkeğin şehvetini yine bir erkekle gidermesi, sadece şehveti gidermekten başka bir şey ifade etmez. Binaenaleyh bu, hayvanlara benzeme ve insanın fıtratına uygun olanın dışına çıkma olur ki, son derece çirkin bir iştir.
Ayrıca bu işin kadın ile kocası arasında yapılması ise, onlar arasındaki ülfet ve sevginin kökleşmesini, büyük faydaların meydana gelmesini sağlar. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Size, nefislerinizden, kendilerine ısınmanız için zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve merhamet yaratması da Allah'ın varlığına işaret eden ayetlerindendir" (Rûm, 30/21) buyurmuştur ifadeleri de karı ve kocanın cinsellik vasıtası ile birbirlerine olan sevgisinin kökleşmesine ve dolayısı ile bu durum da ailelerin sağlıklı olarak devamını ve sağlıklı ailelerin, sağlıklı toplumları oluşturduğuna işaret eder. Şeytan, askerlerinin özellikle karı ile kocanın arasını açmasından çok hoşlanır ve bunu büyük bir iş olarak görür. Bugünlerde şeytanlar bu işi İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa, CEDAW ve AİHS ile yapmaktadırlar.(9)LGBT de cabası.
"Hani Lût da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı." (Araf, 7/80-82) ayetinde de bu pisliği yapmayanların kınanması ve hatta "bunlar çokça temizlenen insanlarmış" şeklinde sözlerle alaya alınması görülmektedir. Günümüzde de Müslümanların, "Yapmayın, bu çirkin bir iştir, günahtır" uyarılarına verilen cevap; "Ne Hastalık, Ne Günah, Yaşasın Eşcinsel Aşk" ya da özel bir gönderme; "Biz Lût kavminin çocuklarıyız" sözü ile Lût kavminin, "çok temizlenenler insanlar" alaycı sözü tıpatıp birbirine benzemektedir.
POMPEİ'DE AYNI AKİBETE UĞRAMIŞTI
"Allah'ın sünnetinde (kurallarında) hiçbir değişiklik" yoktur. Allah'ın kurallarına aykırı davranan, O'na başkaldıran herkes, aynı ilahi kanunla karşılık görür. Roma İmparatorluğu'nun dejenerasyonunun sembolü olan Pompei de, aynı Lût Kavmi gibi, cinsel sapkınlıklara batmıştı. Sonu da Lût Kavmi'yle benzer oldu. Pompei'nin helâkı, Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla gerçekleşmişti.
Vezüv Yanardağı, İtalya'nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Yaklaşık, 2000 yıldan beri suskun olan Vezüv, 
«İbret Dağı» şeklinde adlandırılır. Vezüv'ün bu şekilde tanımlanmasının önemli hikmetleri vardır. Ünlü Sodom ve Gomorra kentlerinin başına gelen felaketle, Pompei faciası birbirine çok benzemektedir. Pompei'nin böyle bir felaketle yeryüzünden silinmesinde elbette ders çıkarılabilecek birçok yön vardı. Tarihi kayıtlar, şehrin yok olmadan önce tam bir sefahat ve sapkınlık merkezi olduğunu gösteriyor. Şehrin en belirgin özelliği, fuhşun çok yaygın olmasıydı. Pompei'nin dört bir yanı genelevlerle çevriliydi. Ayrıca eşcinsellik çok normal karşılanıyordu. Pompei bir ticaret şehriydi. Halk bu sayede çok zenginleşmişti. Asiller müthiş zenginlik içindeydi. Ancak durum bu iken Vezüv'ün lavları bir anda tüm kenti haritadan sildi. Olayın en ilginç yanı ise, kentin günlük yaşantısı içinde, Vezüv'ün korkunç patlamasına rağmen, kimsenin kaçamamış ve adeta büyülenerek felaketin farkına bile varamamış olmalarıydı. Yemek yiyen bir aile, o andaki gibi aynen taşlaşmıştı. Cinsel birleşme halinde, sayısız taşlaşmış çift bulunmuştu. Daha da önemlisi, bu çiftler arasında, aynı cinsten olanlar, küçük erkek ve kız çocuklar da vardı. Pompei kalıntılarından çıkarılan taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştı. Genel yüz ifadesi şaşkınlıktı. Bu kalıntılarına 18. Yüzyılda tesadüfen ulaşılmıştır. Bu ibret vesikası olan taşlaşmış insan kalıntıları İtalya Açık Hava Müzesinde günümüzde de sergilenmektedir.
EŞCİNSELLİK YARATILIŞ MIDIR? TERCİH MİDİR?
Bu sorunun cevabı hakkında psikologlar net bir cevap verememekte, farklı açıklamalarda bulunmaktadırlar. Biz olaya bilimsel yönü ile değil, İslâmi bakış açısı ile bakarak eşcinselliğin sonradan mı kazanıldığı, yoksa yaratılış mı olduğu konusuna bazı açıklamalarda bulunmaya çalışacağız. Bu hususta kesin ve ihtilafsız olan bir şey vardır ki, bu da genel manada eşcinsel ilişki denilen fiilin İslâm dininde kesinlikle haram olmasıdır. Yani bir insanın bu fiili işlemede asla bir mazereti yoktur. Kişi ister eşcinsel olarak yaratılsın! İsterse bu tercihe sonradan yönelsin, asla bu hususta masum olamaz. Kişi daha doğduğu anda bu duygu onda var mıdır? Sorusunun cevabı hakkında ise bildiklerimizi nakledelim.
Bu sorunun cevabını bulmak için "ruh" hakkında ve ruh'un daha çocuğun doğduğu andaki ilk hali ve sonrasındaki kazanımlarının nasıl olduğunu İslâmi ölçüler içinde incelemekte fayda vardır. İnsan denilen şey her ne kadar beden ile bedene hayat veren ruh ile beraber anılsa da, aslolan insanı insan yapan onun ruh yapısıdır. Yoksa nice insanlar vardır ki, beden itibari ile mükemmel güzellikte olmalarına rağmen, ruh yapıları ile iğrenç denebilecek karaktere sahip olduklarından, böyle kişilere insan değil, hayvan bile denemez ki bu mahlûklar hayvandan da daha adidirler. "Öyle insanlar vardır ki melekler imrenir, öyleleri de vardır ki şeytan iğrenir" sözü bu tip insanlar hakkında söylenmiştir. İnsanda asıl olan, önemli olan cismani yönü değil ruhani yönüdür. İmam Râzi(rha) Ruh hakkında şöyle açıklamalarda bulunur: "Bu bahis, insanın, gözle görülür elle tutulur bir şey olmadığını beyan hususundadır. Bu böyledir, zira insanın hakikati, onun sathından ve renginden başka bir şeydir. Görülen tek şey ya satıh (yüzey), ya da renktir. Bunlar, kesin olan iki mukaddimedir. Bu kıyas, "insanın hakikati görülen ve hissedilen bu kısımdan başka bir şeydir" neticesini verir. Bazı kimseler de şöyle demişlerdir: Ruh, nuranî, semavî, latîf maddedir. Ruhun cevheri, güneş ışığı karakterindedir. Bu, çözülmeyi, ayrılmayı, parçalanmayı ve dağılmayı kabul etmez. Binâenaleyh beden tekevvün edip yetenek ve kabiliyetleri tamamlandığında -ki bu Cenâb-ı Hakk'ın, "O halde ben onun yaratılışını bitirdiğimde" (Hicr, 99/29) ayetiyle kastedilendir-, bu semavî, ilâhî, kıymetli maddeler, kömürdeki ateşin; susamdaki susam yağının; gül maddesinde de gülsuyunun bulunup nüfuz etmiş olması gibi, bedenin uzuvlarının içine girerler"(10) diyerek ruh ve ruhun yaratılışında olan yetenek ve kabiliyetlerden bahseder. Yine Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır da tefsirinde "Sana ruh'dan sorarlar"(İsra, 17/85) ayetini açıklarken: "Eğer ruh hakkındaki soru "niçin herkese aynı derecede ruh verilmiyor da yaratılış değişiyor diye herkesin ruhî durumlarındaki ayrılığın hikmetinden sorulursa, bu tefsire diyecek yoktur. Çünkü bu husus, yaptığından sorumlu olmayan yüce Allah'ın yalnız varlıklar üzerindeki iradesine ait olduğundan ancak onun bileceği bir iştir." diyerek ruhların yaratılışında ayrı ayrı olmasından, farklı karakterlerden söz eder.
Bedenimizi, fiziğimizi farklı farklı özelliklerde yaratan rabbimiz, ruhlarımızı da aynı şekilde farklı yaratmıştır. İnsanların görünüş itibarı ile şişmanı zayıfı, uzunu kısası, güçlüsü ve cılızı, hızlı koşanı, daha çok zıplayanı olduğu gibi, ruhlarımızda da aynı farklılıkları görebiliriz. Öfkeli, sabırlı, kibirli, merhametli, tez canlı, ağırkanlı, kıskanç, kendini beğenmiş, bencil olma gibi hasletler ruha ait özelliklerdir. Bu gibi özellikler ruhlara göre yaratılış itibarı ile ve hatta kalıtsal olarak yani ebeveynlerden çocuklara da geçerek insanlara farklı farklı verilmiştir. Bir kısım insanlar yaratılıştan çok öfkeli iken, bir kısmı ise halim, selim olarak yaratılmışlardır. Bu hususta Allah(cc) Kur'ân'ı Kerim'de, "Biz de onu halim (yumuşak huylu) bir çocukla müjdeledik"(Saffat, 37/101) buyurarak, İbrahim(as)'a müjdelenen çocuğun itaatkâr ve yumuşak karakterli olduğunu beyan eder.
İnsan hem ruhundan, hem de bedeninden sorumludur. Allah(cc) ruhumuzu da, bedenimizi de terbiye etmemizi ister. İmam Gazali, akıl, ruh ve beden arasındaki münasebeti açıklarken atı bir bedene, onu yöneten ruhu bir süvariye benzeterek süvarinin körlüğünün, atın körlüğünden daha çok, süvariye zarar verdiğini belirtir.(١١)
İNSAN VÜCUDU BİR ÜLKE GİBİDİR
İmam Râzi(rha)bu hususta şu açıklamayı yapar: "Bil ki, bedenin tamamı bir ülke gibidir. Göğüs onun kalesi, gönül köşkü, kalb tahtı, ruh hükümdarı, akıl veziri, şehvet o beldeye nimetleri celbeden en büyük görevli memur, gazap devamlı dövme ve terbiye etmekle meşgul olan seyis, duyu organları ise, onun gözcüleri, diğer kuvvetler ise, hizmetçiler, işçiler ve sanatkârlar gibidirler. Şeytan, bu beldenin, bu kalenin ve bu hükümdarın düşmanıdır. Şeytan bir lider; hevâ, hırs ve diğer kötü huylar ise, onun ordularıdır... Ruh ilk önce vezirini yani aklı gönderir. Şeytan da buna mukabil hevâyı öne sürer. Böylece akıl, Allah'a, hevâ ve heves de, şeytana davet etmeye başlar. Sonra rûh akla yardımcı olsun diye zekâyı öne sürer. Buna mukabil şeytan da, şehveti gönderir. Binâenaleyh zekâ seni, dünyayı tenkide yöneltir, Şehvet ise, seni dünya lezzetlerine karşı tahrik eder. Daha sonra rûh, zekâyı tefekkürle kuvvetlendirmek için, ona yardım olarak tefekkürü gönderir. Bunun üzerine şeytan, tefekkürün karşısına gafleti çıkarır. Derken rûh, bu sefer sabır ve sebatı öne sürer. Çünkü "acele", güzeli çirkin; çirkini ise güzel gösterir. Derken şeytan, bunun karşısına da, aceleciliği ve çabukluğu çıkarır. İşte bundan dolayı Hz. Peygamber (sav) "Yumuşaklık ve şefkat bir şeyde bulunduğunda onu tezyin eder. Bir şeye de cehalet ve ahmaklık arız olduğunda onun değerini düşürür" buyurmuştu."(12) nakillerini yapan İmam Râzi, ruh içindeki duyguların mücadelesine dikkat çeker. Allah Rasûlu(sav): "Gerçek mücahid nefsi ile cihad edendir"(13) buyurarak beden içindeki bu mücadeleye dikkat çeker.
Yine İmam Kurtubi(rha) "De ki, bizim Rabbimiz, bütün her şeye hilkatini (yaratılışını) verip, sonra da doğru yolu gösterendir"(Tâhâ, 20/50) ayeti hakkında: "Her bir yaratığa belli şekil ve sureti veren O'dur. Yani O, her bir şeye gerek duydukları şekilde ve kendilerine uygun olacak şekilde hilkatlerini(yaratılışını) verendir. Yahut her bir şeye suretini ve ondan sağlanacak faydaya uygun olan şeklini veren O'dur. Mücahid de şöyle demektedir: O her bir şeyi ayrı ayrı yaratmış ve belli bir ölçü ile takdir etmiştir. ed-Dahhak dedi ki: Her bir varlığa kendisine uygun ve kendisinden beklenen faydaya elverişli bir hilkat vermiştir. Her bir şeye ilham ettiği bilgi yahut sanatı vermiştir. el-Ferrâ da şöyle demektedir: O erkeği kadın için yaratmıştır. Her bir erkeğe de kendisine uygun dişiler yaratmıştır. Sonra da erkeğin dişisine gideceği yolu göstermiştir."(14) naklini yaparak yaratılıştaki ayrı ölçülerden, farklılıklardan bahsettiği gibi, erkek için kadını yarattığını ve o kadın ile de nasıl bir cinsel birliktelik yaşayacağının niteliklerini de açıklamıştır.
Allah(cc) Kur'ân'ı Kerim'de: "Nefse ve onu şekillendirene, sonra da ona kendisi için kötü ve iyi olanı ilham edene ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir"(Şems, 91/7-9) buyurmuştur. Bu ayet hakkında müfessirler şu açıklamalarda bulunmuşlardır: İmam Taberi: "İbn-i Zeyd "Ona kendisi için kötü ve iyi olanı öğreten» âyetini "Kendisinde kötülüğü ve iyiliği yaratan" şeklinde izah etmiştir."
İbni Kesir ise: "nefsin kötülüğünü ve takvasını verene. Nefsini temizleyip Allah'a itâatla arıtan ve kötü, aşağılık huylardan temizleyen gerçekten felaha ermiştir" nakillerini yapar. Burada da iyiliğin ve kötülüğün yaratılması ve mevcut olan kötü huylardan arındırılması söz konusu edilmektedir. Mevdudi de şöyle der: "İnsanın nefsine iyi ve kötü'yü ilham etmenin iki anlamı vardır. Birincisi, yaratıcısı ona iyi ve kötü eğilimi yerleştirmiştir ve bu his herkeste mevcuttur. İkincisi, yaratıcısı ona doğuştan iyi ve kötüyü temyiz etme yeteneği vermiştir. İnsanın fıtratı buna aşinadır. Burada şu iyice anlaşılmalıdır ki, Allah (cc) fıtrî ilhamı her mahlûkatın mahiyetine göre vermiştir. Tâhâ Sûresi'nde şöyle ifade edilmiştir. "Rabbimiz, her şeye yaratılışını verip, sonra onu doğru yola iletendir, dedi."(Tâhâ 50)
Seyyid Kutub ise: "İnsan yapısının çift yönlülüğünü yani hem iyiliğe hem kötülüğe, hem doğruluğa hem de sapıklığa meyyal olduğunu göstermektedir. İnsan neyin iyilik ve neyin kötülük olduğunu ayırabilir. Nitekim yine insan kendini iyiliğe de kötülüğe de aynı oranda yöneltebilir. Bu güç, onun benliğinin özünde gizlidir."
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ise tefsirinde bu ayeti açıklarken şu açıklamalara ver verir: "O yüce yaratıcı ki, insan nefsini yaratıp düzenine koymuş. Kabiliyet vermiş de ona kötülük ve takvasını ilham etmiştir. İlham, bir mânâyı gönüle düşürmek ve telkin etmek mânâsında meşhur olmuştur. Kuşku yok ki yüce Allah her nefse, bir iyilik, kötülük, kâr ve zarar duygusu vermiştir. Onun için insan zarardan kaçınır, kâra atılır. Bir de birçok insan, iyiyi kötüyü, doğru ve gelecek açısından değil de sonu ne olursa olsun bugün için ve yalnız kendine, kendinin o anda hemen duyacağı zevke göre ölçer. Başkalarını kendisi gibi düşünmez. Diğerlerinin elem ve zararını önemsemez. Kendisi için iyi zannettiği şeyin başkaları için kötü olup olmadığını ve kendi hakkında ilerisi için dahi iyi olacak şekilde aslında ve Hak katında iyi ve kârlı olup olmayacağını hesaba katmaz. Veya "gün bugündür" der ilerisine inanmaz da birçok kötülüğü sadece kendisine bugün için bir zevk veya fayda olduğundan dolayı yapar, birçok iyilikten de bugün kendisine zor geldiği için kaçınır.
Oysa bu insan esas itibarıyla elem ve lezzet, kötülük ve iyilik, şer ve hayır işlerini duymakta bulunduğu için başkalarını da kendisi gibi düşünerek "hak" fikriyle hareket etse ve ayrıntılarını bilmediği veya tecrübe etmediği şeyleri bilenlerden sorsa ve bulamadığı ve belirleyemediği takdirde de o işin kendine ait olduğunu ve zevkine hoş geldiğini veya gelmediğini bir tarafa bırakarak genel olarak aslındaki hakkını düşünüp kalbine, vicdanına başvursa yüce Allah onun kalbine o işin kötü mü veya takva mı olduğunu ilham eder, duyurur. …nefsi yaratıp düzene koyarak ona iç nuruyla kötülük ve takvasını ilham eden yüce Allah'a yemin olsun ki, o nefsi temizleyen kimse yani günahlardan temizleyip takva ile terbiye etmek ve geliştirmek suretiyle feyizlendiren kimseler kurtulup muradına erdi. Tezkiye; temizlemek, geliştirmek, feyizlendirip büyütmek ve temize çıkarmak mânâlarına gelir. Onu kirletecek küfür, cehalet, kötü duygular, yanlış inançlar, fena huylar gibi kötü şeylerden temizlemektir. Tedsiye, ruhu faziletli ve erdemli şeylerle temizlemeyip kötü işler ve kötü ahlâk ile fesada vermek, sonunda kokup gömülmeye mahkum bayağı beden kirleri, katı hayvani gayeler, gösteriş gibi şeytani ve karanlık hislerle çürütüp kokutarak maddiyata gömmek ve ahirette, küle gömülmüş "kebap" gibi cehennem ateşine kapatmaktır." Nakillerden de anlaşıldığı üzere Allah(cc) herbir nefsi yaratır iken onun hilkatına hayır ve şer cinsinden duyguları ilham etmiştir
İnsanların nefislerinde herbir duygusu tabiri caiz ise bir tohum olarak atılmıştır. Bu tohum, gerek çevre faktörü, gerekse kişinin kendi tercihleri ile beslenerek ortaya iyi duyguları yeşermiş veya kötü duyguları kuvvet bulmuş bir karakter olarak vücut bulur. Eğer kişi benliğinde bulunan kötü sıfatı mesela kibiri, sular, gübreler ve onun gelişmesi için gerekli ortamı sağlar ise kibir, o insanın ruhunda gelişerek hayat bulur ve o insan kibirli bir insan olur. Tam tersi bu insan daha ilk anlarda veya daha sonra bu kibir tohumunu, Allah'tan gelen uyarılar sonucu beslemez, sulamaz, gübrelemez yani ona hayat hakkı vermez ise, bu kişi kibirinin tepesine binen, onu frenleyen ve gelişmesine müsaade etmeyen kişi olarak toplum içinde bu sıfat ile sıfatlanır ve hatta kibirin zıttı olan tevazu duygusunu da güçlendirir ise ortaya alçak gönüllü, tevazu sahibi, kibirden uzak bir insan çıkar ki, işte insanı kamil bu hususta bu kişidir. Diğer duygularda da durum böyledir. İnsan iyi duygularını besler ve güçlendirir ise ve kötü duygularını da bastırır ve hatta köreltir ise ortaya çıkan ruh "meleklerden de üstün olan" bir ruh olur. Bu hususta İbni Kayyım el-Cevziyye, "Sabredenler ve Şükredenler" isimli kitabında şu nakli yapar: "Katâde(rha) dedi ki: "Allah Teala, Melekleri şehvetsiz ve akıllı olarak yaratmıştır. Hayvanları akılsız ve şehvetli olarak yaratmıştır. İnsanları hem akıllı hem şehvetli olarak yaratmıştır. Buna göre, kimin aklı şehvetine üstün gelirse o meleklerle beraberdir. Kimin şehveti aklına üstün gelirse o da hayvanlar gibidir." diyerek bu mahiyete işaret eder.
Yine aynı kitapta İbni Kayyım(rha) şöyle der: "Bir kul, sabretmeye kendini zorlar ve onun üzerinde ısrarla durursa, sabır onun için bir tabiat(huy) olur. Nitekim Rasul-i Ekrem(sav) bir hadis-i şeriflerinde: 'Her kim sabretmek isterse, Cenab-ı Hak ona sabır ihsan eder' buyurmuşlardır. Bir kul iffetli olmaya çalışırsa, iffet onun için bir tabiat olur. Diğer ahlaklar da böyledir. Aklın, yumuşaklığın, cömertliğin, sahavetin ve kahramanlığın kazanıldığı gibi ahlakın kazanılması da mümkündür. Nitekim bunlar fiiliyatta görülmektedir. Dediler ki: 'Çalışma ve uğraşma, melekeler (yetenekler) kazandırır'. Bunun manası, bir kimse bir şeyle uğraşır, o iş üzerinde devam ederek adet haline getirirse, o şey onun için meleke, huy ve tabiat olur. Kul, önceleri güçlükle sabretmeye çalışır, ama sonunda sabır onun için bir huy olur. Nitekim bir kimse, hilim, vakar, sükûnet ve sebat sahibi olmak için cehd-ü gayret ederse, nihayetinde bunlar onun için yaradılışındaki tabiî ahlakları gibi olurlar. Dediler ki : Allah Teala, insanda, kabul etme ve öğrenme kuvveti ve istidadı yaratmıştır. O halde tabiatları, muktezasından alıp nakletmek mümkündür. Ne var ki bu nakil, bazen zayıf olur da az bir etkiyle kul, tabii haline döner, bazen de kuvvetli olur, tabii haline dönmez, ancak etki çok kuvvetli olduğu takdirde döner. Bu nakil, bazen o kadar sağlam olur ki, kul için ikinci bir tabiat olur da nerdeyse eski tabiatına dönemez." diyen İbni Kayyım, insan yaratılışında bazısı zayıf, bazıları ise kuvvetli huylardan bahseder ki, kuvvetli olan kötü fiillerin bile daha çok gayret ile terbiye edilebileceğini beyan ederek, nefsin kötü hasletleri ile mücadele etmeyi ve Kur'ân ahlakına sahip olmanın mesajını bizlere iletir.
Konumuz olan "eşcinsellik" duygusu da böyledir. İster küçük bir tohum olarak nefislerimize yaratılıştan atılmış olsun, isterse sonradan bir tohum olarak şeytan tarafından vesvese olarak verilmiş olsun fark etmez, kişi bu kötü hasleti ile mücadele edecek, onu besleyecek hareketlerden kaçınacak ve Allah'tan korkarak bu duygunun esiri olmayacaktır. Bu Allah'tan gelen kevni bir durum değil, insanın kendi eli ile kazandığı kesbi bir yöneliştir, tercihtir. Müslüman kişi bu kötü duyguları ile mücadele eder ve onu yok edemese bile, etkisiz kılar, harama düşmez. Kâfir kimseler ise "Lût kavminin çocuklarıyız" diyerek, Lût kavmi ile olan dünyadaki fikir ve ahiretteki mekân birliği tercihini dile getirenlerdir. "Ne hastalık, ne günah, yaşasın eşcinsel aşk" diyenler de hastalık veya günaha ya da toplum değerlerine rağmen sonsuz özgürlük! fikrini benimseyenlerdir. Bunlar kurmuş oldukları LGBT(lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel)derneğine ilave olarak, ED(Eş Değiştirenler), HBO(Hayvanlarla Beraber Olanlar)vb. isimler altında dernek kurarak, bu çeşit yönelişleri de hareketlerine katarlar ise, daha da özgür (!) olabilirler Allah(cc) bizleri ve çocuklarımızı, bu hasta fikirli insanlardan hem dünyada, hem de ahirette uzak kılsın.
_____________________
(1) Aydinlik.com.tr 04.09.2019
(2) Diken.com.tr 19.06.2017
(3) Onedio.com 20 Haziran 2017
(4) Pembehayat.org 26.03.2007
(5) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, Maide 62-63 tefs.
(6) G. Ernest Wright, "Bringing Old Testament Times to Life", National Geographic, Vol. 112, Aralık 1957, s. 833.
(7) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân, Ankebut 28.
(8) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, Ankebut 28 tefs.
(9) bkz.Misak dergisi, Eylül 2019 Lütfi Bergen 'Aileyi Yıkan sözleşme AİHS ve CEDAW
(10) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, İsra 84-85 tefs.
(11) İhyâu Ulûmi'd-din, İmam Gazali, Cilt.3, sh.35.
(12) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, Taha 25.
(13) Tirmizi, Fadâilu'l Cihad 2
(14) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân, Tâhâ 50
 
Misak Dergisi 348. Sayı
Kasım 2019

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya