Misak Dergisinin 347. Sayısı Çıktı
Aile içerisinde yaşanan tartışmaları/problemleri eşlerin uzlaşmasıyla değil, İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı kanununun getirdiği ‘kadına pozitif ayrımcılık’ mantığıyla çözmeye çalışmanın bir manası yoktur. Hayatın stresi, mutsuzluk, maddi ve manevi sıkıntılar, haksız tahrik, öfke, bağımlılık (alkol-uyuşturucu-kumar) gibi unsurlar şiddeti artırmaktadır. Medya aydınlarının her haksız fiilde ‘erkek şiddeti/cinayeti’ yaygarası ve genellemesi, cinsiyet savaşını hızlandırmaktadır.
Misak Yayın Heyeti
22.10.2019 10:00
147 okunma

AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ
04. Sh: 
Suriye’de Vekâlet Savaşı, Stratejik Mevzilenme ve Beşinci Astana Zirvesi

İKTİBAS • Dr. Hüseyin ALPTEKİN
08. Sh:
Diyarbakır Anneleri Hesap Soruyor

MAKALE • İbrahim DÖNERTAŞ
11. Sh:
Kadın Cinayetleri Üzerine Notlar

SİYASET• Bünyamin ATEŞ
16. Sh:
Suçun Şahsiliği Prensibi ve Kardeş Katli Meselesi

İNCELEME • Mustafa ÇELİK
19. Sh:
Öğretilmiş Çaresizlik Sendromu

SOHBET • Sabiha ATEŞ ALPAT
23. Sh:
Tevhidin Hayata Yansıması

TEFSİR• Mustafa YUSUFOĞLU
25. Sh: 
Kur'ân'ın İnsanlar Üzerindeki Hukuku Üzerine Notlar

HADİS • Mehmet İMAMOĞLU
30. Sh:
Ebû Hanîfe’ye Atfedilen ‘Kur’ân’a Aykırı Hadis, Hadis Olamaz’ Söylemi Üzerine

FIKIH • Mehmet TAŞKIN
36. Sh: 
Bid‘atin Hakikati, Kısımları ve Her Birinin Hükümleri Beyânındadır

KİTAP • Mehmed Zahid AYDAR
42. Sh:
Gaybın Önünde

 

_________________________________________________

GÜNÜMÜZDE bütün dünyada; insan hakları, adaletin sağlanması, kanun ve hukuk devleti gibi meselelerin ön plâna çıktığını söylemek mümkündür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’ne göre; kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun bütün insanlar kanun önünde birbirine eşittirler. Kanun önündeki eşitliğin sağlanması, insanların umumi ve hususi haklarının muhafazası için önemli bir unsurdur, fakat yeterli değildir. Çünkü kuvvet kullanma imtiyazına sahip olan modern-ulus devletlerin, insanların haklarına aykırı olan hükümleri “kanun” haline getirebildiği görülmektedir. Totaliter ve otoriter keyfiyete haiz olan devletlerin; insanların beşikten mezara kadar, hayatlarını düzenlemeye gayret ettiklerini de unutmamak gerekir.
Totaliter modern-ulus devletlerin kanun devleti anlayışı ile Firavun’un uyguladığı devlet siyaseti arasında önemli bir fark yoktur. Kur’an-ı Kerim’de yer alan kıssalarda; kendisini "Ra İlâhının Oğlu” ilân eden Fir’avun’un ‘İsrailoğulları’nı köleleştirdiği, onları değişik fırkalara ayırdığı ve Mısır’da fesadın yayılması için bütün imkânlarını seferber ettiği’ haber verilmiştir. Kadı Beyzâvî ‘Envarû’t Tenzil’ isimli tefsirinde; Firavûn’un uyguladığı siyasetle ilgili olarak, şu tesbitte bulunmuştur: ‘Memleket ahalisini sınıflara ayırmak, her sınıfı kendi hizmetinde kullanmak, yahut bazısını ümera, bazısını reaya kılmak, ümera vasıtası ile reayanın kerhen de olsa itaatini sağlamak, sınıflar arasında nifak ve şikak koymak, husûmetlerden faydalanmak ve kendisine karşı çıkabilecek güçleri dağıtmak, Firavûn’un siyasetidir.’ Meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için adalet ve hukuk kavramları üzerinde kısaca durmakta fayda vardır.  Adalet kavramı; bâtıl olan her şeyden uzaklaşmak ve hakikate teslim olmak gibi zengin bir anlam bütünlüğüne haizdir. Diğer bir tanımla adalet, zulmün zıddı, insaf, hakkaniyet, herkese hakkını vermek, hakka ve hukuka uygun davranmak, zulüm ve eziyetten uzaklaşmak ve hakikate uygun amellerde bulunmak gibi manâlara gelir. İslâm fıkhına göre adalet, insanların birbirleriyle olan münasebetlerini ve iktidar sahipleri ile insanların ilişkilerini meşrû hükümlere göre düzenlemektir. Lûgat âlimlerinden İmam Râgıb el İsfehânî adaleti iki kısma ayırmıştır: Birincisi: Aklı selimin kendisi hakkında her zaman için güzel ve iyi olduğuna hükmettiği şeydir. Bu durumda hiç bir zaman adâlet geçerliliğini yitirmez ve hiçbir şekilde haddi aşmak gibi bir sıfatla vasıflanamaz. İkincisi: Allahû Tealâ’nın (cc) indirdiği hükümlerle (vahiyle) bilinen adalettir. Çağımızın büyük paradokslarından biri, insanoğlunun geliştirdiği muazzam teknolojik ve ekonomik imkânlara rağmen, adalete dayalı bir sistemi kuramamış olmasıdır. Kuvvet/güç hiyerarşisine göre şekillenen modern adalet kavramı, pratikte güçlünün adalet mekanizmalarını kontrol ettiği, hakkın ve hukukun izafileştirildiği, adil paylaşımın engellendiği totaliter sistemleri ön plana çıkarmaktadır. Elbette hakkaniyete dayalı adil bir küresel sistem için; adaletin güçlü, gücün de adil olması zaruridir. Mütefekkir ve siyaset uzmanı Farabi’ye göre adalet, insanın ulaşabileceği en yüksek fazilettir. Hiç şüphesiz ki adalet, aynı zamanda kamu düzeninin temelini teşkil eder. Günümüzde güçsüz olan adaletin ve adaletsiz olan şiddet ve terörün yol açtığı siyasi kaos, bütün insanlığı tehdit eden bir felâket haline gelmiştir.
Türkiye’de toprağa bağlı kavmiyetçilik fesadı (etnik terör) devam ederken, feminist ideolojiyi esas alan cinsiyetçi zihniyetin yayılması aile nizamını zaafa uğratmış ve ‘kadın cinayetlerini’ ön plâna çıkarmıştır. Aile içerisinde yaşanan tartışmaları/problemleri eşlerin uzlaşmasıyla değil, İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı kanununun getirdiği ‘kadına pozitif ayrımcılık’ mantığıyla çözmeye çalışmanın bir manası yoktur. Hayatın stresi, mutsuzluk, maddi ve manevi sıkıntılar, haksız tahrik, öfke, bağımlılık (alkol-uyuşturucu-kumar) gibi unsurlar şiddeti artırmaktadır. Medya aydınlarının her haksız fiilde ‘erkek şiddeti/cinayeti’ yaygarası ve genellemesi, cinsiyet savaşını hızlandırmaktadır. Suçların şahsiliği ilkesine aykırı değerlendirmeler, maddi gerçekliği anlaşılmadan yapılan ve masumiyet karinesini yok sayan keyfi yorumlar, toplumda kin ve düşmanlığı tahrik etmektedir. Adil ve doğru yargılamanın yerini linç kültürünün aldığını söylemek mümkündür. Feminist önderlerin üstün gayretleri ile çıkarttıkları kanunlarda; kadının beyanı esas alınmış, uzlaşma ve arabuluculuk hükümleri ortadan kaldırılmış, delil ve belge aranmaksızın tedbir, uzaklaştırma (sürgün) ve tazyik hapsi kararların verilmesi, eşler arasındaki çatışmaların sürmesine ve artmasına vesile olmaktadır. Delilsiz ve belgesiz; sadece kadının beyanı ile evinden, çocuklarından aylarca uzaklaştırılan; tedbir nafakasına ve tazyik hapsine mahkûm edilen bir kocanın veya babanın ıslah olması, pişmanlık duyması beklenebilir mi? Ailesinden uzun süre uzak kalmış, onuru kırılmış, sevgisi ve sabrı tükenmiş olan baba/eş elinde olmadan öfkeli olarak eve dönecektir. Adalet Bakanı’nın geçtiğimiz ay açıkladığı rakama göre; bu konuda sadece 2019 yılında verilen toplam tedbir kararı 375 bin 425’dir. Yıl sonuna kadar bu rakamın daha da artacağını unutmamak gerekir. 14 Mayıs 2016 tarihli ‘Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi’ amacıyla kurulan TBMM Araştırması Komisyonu’nun Raporu’nda aynı tespitlerde bulunulmasına rağmen bugüne kadar herhangi bir tedbir ve düzenleme yapılmamıştır. Kamuoyunda yükselen çığlıklara, hatta bizzat Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın hazır bulunduğu ‘Milli İrade’ toplantısında bütün sivil Toplum Kuruluşları temsilcilerinin talep ve tepkilerinin dikkate alınmadığını söylemek mümkündür. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı tarihten ve 6284 Sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden itibaren şiddetin ve boşanmaların arttığı, evliliklerin azaldığı apaçık ortada olmasına rağmen halen ‘bu yasaları daha da sert uygulayalım’ diyen çığırtkanlara itibar edilmektedir. Tekil olayları alıp vahşi, kalleşçe işlenen cinayetleri örnekleyip, aile kurumunun tahrip edilmesine müsaade edilmemelidir. Şiddet karşısında erkek cinsiyetçi yaklaşımlar, ayı posterleri dağıtmak çare olmadığı gibi cezaları artırmak da meselenin çözümü için yeterli değildir. Maalesef kadına şiddet azalmıyor aksine artıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) yöneticileri; aile nizamını perişan eden feminist ideolojiyi mahkûm etmez ve yaşanan bu felâketin sebeplerini ve vesilelerini iyi tespit edip çözüm bulmazlarsa, neticelerine katlanmak zorunda kalırlar.
Adaletin mülkün (devletin/iktidarın) temeli olduğuna inanan Müslümanların; hem kendi nefislerine, hem çevrelerine karşı âdil olmaları zaruridir. Bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa (kavme) duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur.’ (El Mâide Sûresi: 8) Dikkat edilirse “...bir topluluğa (inancından, etnik kökeninden, cinsiyetinden veya diğer sebeplerden dolayı) duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın” emri verilmiştir. Buradaki emir, umumî bir beyandır. Allah (cc) haklarında hüküm verilecek veya şahitlik edilecek insanlar hakkında dikkatli olunmasını ve adalete riayet edilmesini emretmektedir. Dolayısıyla müslümanların adaletin gerçekleşmesine engel olan halleri iyi tespit etmeleri ve bunları ortadan kaldırmak için ellerinden gelen gayreti sarf etmeleri farzdır.

 

Allahû Teâla'ya (cc) emanet olunuz.

MİSAK YAYIN HEYETİ

 

 

 

 

 

 

 


Misak Dergisine
Yıllık Abone
Olmak için...

 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya