Toplumsal Cinsiyet Demogojisi ve İstanbul Sözleşmesi
İstanbul Sözleşmesi olarak anılan 'Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi' yürürlükteki Anayasa'ya göre bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Bu sadece Sözleşmeyi onaylayan ilk devlet olan Türkiye açısından değil Avrupa Konseyine üye bütün diğer devletler bakımından da son derece önemli bir yere sahiptir. Kadına karşı şiddet mücadelesinin arkasına gizlenen 'toplumsal cinsiyet' adına pazarlanan sapkınlık, hukuk aracılığıyla yukarıdan aşağıya topluma dayatılıyor. CHP belediyelerinin elde ettiği başarılar sonrasında trans cinsiyet kültürü çeşitli yürüyüşlerle daha da görünürlük kazandı. Cinsi sapıkların organize ettiği 'Onur Yürüyüşü' (!), önümüzdeki yıllarda değişik felâketlerin yaşanmasına vesile olacaktır. HDP de bu cinsiyetsizlik salgınını benimseyen adayları milletvekili yapmıştır. AB tarafından pazarlanan 'Toplumsal Cinsiyet' tasavvuru; sadece ailenin değil, Ak Parti'nin de kabusu haline gelebilir.
A. Hikmet BİRCANLI
27.08.2019 11:50
91 okunma
İSTANBUL Sözleşmesi olarak anılan 'Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi' kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Bu nedenle yalnızca Sözleşmeyi onaylayan ilk devlet olan Türkiye açısından değil Avrupa Konseyine üye tüm diğer devletler bakımından da son derece önemli bir yere sahiptir. 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan Sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kadın örgütleri sözleşmenin uygulanmadığını ısrarla vurgularken, kimi çevreler ise sözleşme nedeniyle "aile bütünlüğü bozuluyor" iddiasında bulunuyor. Kadın örgütleri, İstanbul Sözleşmesi'ni "toplumsal cinsiyet eşitliği" perspektifine sahip olması nedeniyle önemli buluyor. Aynı zamanda sözleşmenin sadece aile içinde yaşanan şiddete değil, farklı birliktelikler içerisinde yaşanan şiddete odaklandığını söylüyor.
Son yapılan yerel seçimler sırasında Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan'ın görüştüğü bazı muhafazakâr STK temsilcilerinin Avrupa Birliği'ne (AB) uyum çerçevesinde imzalanan "İstanbul Sözleşmesi aile bütünlüğünü tehlikeye atıyor" iddiaları, iki aydan beri özellikle AK Parti tabanında tartışmalara vesile oldu. Bu görüşe destek veren bazı muhafazakâr yazarların İstanbul Sözlemesi'ni savunan KADEM başta olmak üzere kadın örgütlerini hedef alması, sözleşmeyi desteleyen AK Partili kadın milletvekillerini harekete geçirdi. Son yapılan MKYK toplantısında da İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili başlatılan tartışma, kadın milletvekilleri tarafından gündeme getirildi. Erdoğan, "Bu  sözleşme hangi dönemde imzalanmıştı? Bazı maddelerinde sorun olduğu iddia ediliyor" dedi. Üyeler, Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanı olduğu dönemde imzalandığını anlatılırken, sözleşmenin o dönem kadına yönelik şiddet ve şiddet mağduru kadın ile çocukların devlet tarafından korunması açısından önemli bir adım olduğu iddiasını paylaştılar. Sözleşmenin, TBMM'de bütün partilerin oylarıyla kabul edildikten sonra Cumhurbaşkanı tarafından da imzalanarak yürürlüğe girdiği hatırlatıldı.
Saadet Partisi Konya Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Abdulkadir Karaduman, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında İstanbul Sözleşmesi ile Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Kanunu"nu eleştirdi. Karaduman, "Kim ne diyorsa desin, hangi tarafta durursa dursun, toplumu bir felakete ve uçuruma sürükleyen, haneleri birbirinden ayıran İstanbul Sözleşmesi derhal feshedilmelidir" dedi. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'ni imzalayan ilk ülke olduğunu anımsatan Karaduman, "Mevcut iktidar eliyle hiçbir fikir alışverişine başvurulmadan aceleyle, bir anlamda oldubittiye getirilerek imzalanan İstanbul Sözleşmesi adı verilen ucube, adeta aile yapımızı çökertmek için kaleme alınmış bir metindir. Bu sözleşme erkeğin kadın üzerindeki sözde iktidarını kaldırmak için değil, bizzat küresel emperyalizmin genlerin alınıp satılabildiği, yaşamın ücretle satılabildiği biyoiktidarını tesis etme gayesidir. Toplumsallığı ortadan kaldırmak, aileleri bölmek ve bireyselliğin kapitalizme hizmet etmesini tesis etmektedir. Mesele kadınları korumak değil, erkeği ve kadını tüketim objesi haline getirmektir. Aileyi korumaya yönelik düzenlemeler bu sözleşmeye dayandırılarak çıkarılmış ve aileyi yıkmayı detaylandırmıştır" diye konuştu.
Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Ergün Yıldırım 'Postmodern Batı Beden Projesi: İstanbul Sözleşmesi' başlıklı makalesinde, tartışmalara ışık tutacak şu tesbitlerde bulunmuştur: 'İstanbul Sözleşmesi tartışmaya devam ediliyor. Muhafazakâr kesimin en geniş üst çatı STK platformu olan TGTV( Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı) bir basın bildirisi yayınladı. İstanbul Sözleşmesi'ni endişeli buluyor. Toplumsal cinsiyet kavramının üzerinde mutabakat sağlanmadığını ve yine söz konusu sözleşmenin Türk toplumunun dini, örfi ve sosyolojik yapısıyla bağdaşmadığı ifade ediliyor. Muhafazakâr STKların üst çatı kuruluşu, bir bakıma İslâmi kesimin genel kaygılarını dile getiriyor. Modernciler ve laikçiler de bu muhafazakâr tepkileri iç ihtilafa dönüştürmek için uğraşıyor. İstanbul Sözleşmesi, toplumsal cinsiyet argümanıyla cinsiyetin doğuştan sonra kazanılan ve inşa edilen bir olgu olduğunu söylüyor. Böylece fıtrattan gelen metafiziksel ve biyolojik farklılığı ret ediyor. Oysa kendileri de yeni bir kültürel cinsiyet kimliği inşa ediyorlar. Bunun içine de LGBT, kadın kadınla evlilik ve erkek erkekle evlilik, kız kavramını ret, namus değerine reddiye var. Bunlar da bir cinsiyet kültürü değil mi? Aslında post-modern rölativizmin feminizmle evlenmesi sonucunda doğan bir trans kültür bu. Batı'da doğan bu kültür de inşa. Yani Batı'nın beşeri ilişkilerinden ve düşüncelerinden doğdu. Öyle ise neden bizim aile, kadın-erkek, namus kültürümüz reddediliyor da onun yerine post-modern Batı cinsiyet kültürü sunuluyor? Düşünme sonuna kadar gitmeli. Batı'da çıktığına göre ve modernliğin son marifeti olduğuna göre hâkim ve haklı mı oluyor? Geçin bunları. Kimse bize bu "transkültürü" evrensel, eşitlikçi ve hakikat diye yutturamaz. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi ile dayatılan bu trans kültürün cinsiyet rölativizmini reddediyoruz. Sözleşmenin İngilizce aslıyla Türkçesini mukayese ederek okuduğumuz zaman işin vahameti daha da belirginlik kazanıyor. İngilizce aslında geçen bazı ifadeler Türkçe'ye yumuşatılarak tercüme edilmiş. Örneğin aile içi şiddet diye Türkçe'ye çevrilen ifade aslında "domestic violence" Yani ev içi şiddet. Ev demekle aileyi bay pas ediyor. Ortak ev arkadaşlığını da katıyor. Nitekim bu kavram açıklanırken eski veya yeni eşler ile partnerler arasında diyor ("domestic unit or between former or current spouses or partners"). Elbette bunun içine nikahsız beraberlik ve homoseksüellik de giriyor. "Cinsel yönelim" ve "her türlü cinsiyet rollerine saygı" (Sözleşmenin 14. Maddesi) gibi ifadeler ile geliştirilen yaklaşımlar, temel değerlerimizle tamamen çatışmakta. Kadın kadına-erkek erkeğe beraberlik ve ilişkiler savunulmakta. Sözleşmenin ana konusu kadın şiddeti ile mücadele iken bunun içine partner, cinsel yönelim, 18 yaş altına kız dememe gibi çeşitli kavram ve görüşler serpiştirilmiş. Cinsel yönelim ve partnerlik toplumda bir hak olarak ikamet edilmeye çalışılıyor. Bedeni yeniden düzenlemek! Beden, post-modern batı kültürü içinde yeniden inşa ediliyor. Batı post-modern toplumu içinde gelişen feminist ve LGBT değerleriyle biz kendi bedenimizi neden yeniden düzenleyelim? Siyasetlerimizi, coğrafyalarımızı, devlet tarzlarımızı düzenlemesi yetmedi. Şimdi de bedenimizi düzenleme cüretkarlığı ve ilâhlığı gösteriyor. Kadına karşı şiddetle mücadele diye başlayan bir sözleşme, daha sonra satır aralarına çeşitli kavramlar, perspektifler ve cümleler sokulmuş. Konu kadına şiddetle mücadelen başka bir meseleye dönmüş. Kadına karşı şiddetle mücadele gibi oldukça haklı bir dava, post-modern beden politikasını meşrulaştıran bir maske haline gelmiş. Kadına karşı şiddet mücadelesinin arkasına gizlenen bu sapkınlık, hukuk aracılığıyla yukarıdan aşağıya topluma dikte ediliyor. CHP belediyelerinin elde ettiği başarılar sonrasında trans cinsiyet kültürü çeşitli yürüyüşlerle daha da görünürlük kazandı. HDP de bu cinsiyetsizlik salgınını benimseyen adayları (özellikle bu özelliklerini afişe ederek) millet vekili yapmıştı. Kürtler gibi namusu (şeref, haysiyet ve mahremiyeti) için birbirini öldüren bir toplumun, HDP ile beraber sapkın cinsiyetsiz kültürüne dönüşmesi de oldukça düşündürücü. Bu da Kürtlere yönelik en büyük asimilasyonu yine HDPnin yaptığını gösteriyor. Self-Kürt kolonizasyonu bu! Muhafazakârlar İstanbul Sözleşmesi'nden rahatsızlar. Çünkü en fazla onları vuruyor. Ailenin, namusun ve cinsel edebin altını oyuyor. Hep batıdan gelen hazır reçete cinsellik projelerine bu toplumu mahkûm etmeye hakkımız yok. Bunu yaparsak tarih de bizi mahkûm eder. Batı modernliğinin iki yüzyıllık taarruzu yerine şimdi de post-modern Batı kültür taarruzu altındayız. Bedenimizi düzenlemek istiyorlar. Hakikatini kaybetmiş bir beşeri kültürün hakikate fütursuzca saldırısı.' (Yeni Şafak-21 Temmuz 2019)
Cinsiyete dayanan aile içi mücadeleyi ve feminizmi mahkum etmek için yüzlerce makale kaleme alan Sema Maraşlı hanımefendi; gerek İstanbul Sözleşmesi, gerek 6284 sayılı kanuna niçin karşı olduğunu izah ederken, şu tesbitlerde bulunmuştur:' İstanbul sözleşmesi ve sonuçları ile ilgili çok yazı yazdım. İstanbul sözleşmesi ve onun uygulanması için çıkarılan 6284 e karşıyız ve acilen iptal edilmesini istiyoruz. Çünkü:
1-İnancımızdan dolayı karşıyız. "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" adı altında cinsiyet rollerine savaş açan, kadını erkekleştirme, erkeği kadınlaştırma politikalarını  kabul etmiyoruz. Ailenin çatısı cinsiyet üzerine kurulmuştur. Cinsiyet yoksa aile yoktur. Aile yoksa din de yoktur vatan da yoktur.
2-Eşcinselliği meşru kabul ettiği için karşıyız. Dinimizce lanetlenen  sapkınlıkların, kanunlarla meşrulaştırılmasına ve yaygınlaştırılmasına karşıyız.
3-Sözleşme ile açıkça dine, örfe ve namusa savaş açıldığı için karşıyız.
4-Adaletsiz olduğu için karşıyız. İstanbul sözleşmesi ve 6284 kadının kurban-erkeğin saldırgan olduğu ön kabulü ile hazırlanmıştır. Kadının beyanı esas kılınmıştır. Bu da erkek cinsiyetini baştan suçlu ilan ettiği için masumiyet karinesine ve insan haklarına aykırıdır.
5-Cinsiyetçi bir yasa olduğu için karşıyız. Cinsiyetçilik de ırkçılık gibi faşist-bölücü bir akımdır. Bazı sapık ve cani erkeklerin suçunu bütün erkeklerin üzerine yıkarak medyada sürekli "erkek şiddeti" diyerek erkek cinsiyetini suçlu ilan etmek bölücülük ve kışkırtıcılıktır.
6-Ayrımcılık yaptığı için karşıyız: Kadın hakları-erkek hakları gibi hak ayrımcılığı cinsiyetçiliktir. İnsanların hakları vardır ve bir ülkenin kanunları vatandaşlarını kadın-erkek demeden korumak zorundadır. Kanunlarda bir eksiklik varsa bir cinsiyet için ayrı kanun çıkarılmaz, kanunlarda değişiklik yapılır.
7-Kadın ve erkeği birbirine düşman ettiği için karşıyız. Kadın karşısında erkeği suçlu ilan edip erkeği ötekileştirmek, kadın ve erkek arasına düşmanlık tohumu serpmekten başka bir işe yaramaz. 6284 sonrası kanunlarla kışkırtılan binlerce kadın, eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalmadığı kocalarını evden attırmıştır. Bu da sözleşme ile ekilen düşmanlık tohumlarının ürün verdiğini gösteriyor. Polis zoru ile evinden atılan, uzaklaştırma alınan kocaların çoğu da karısı pişman olsa bile eve dönmeyip boşanmayı seçiyorlar.
8-Aileyi dağıttığı için karşıyız. Tabii ki evliliklerin azalması boşanmaların artmasının tek sebebi bu sözleşme değil, hiçbirimiz de bunu iddia etmiyoruz; fakat ailenin dağılmasında büyük ve hızlı bir etkisi olduğu da açıkça görülüyor.
9-Kadını üstün cinsiyet ilan ettiği için karşıyız. Şiddet tanımı içindeki özellikle "psikolojik şiddet" kadınların da uyguladığı bir şiddet çeşidi olduğu halde, sanki kadın bütün bu şiddet çeşitlerinde arınmış, hiçbir şekilde erkeğe psikolojik şiddet uygulamayan üstün bir cinsiyet, olarak kabul edildiği için. Bu da toplumda haksızlık yapan kadınların "kadınım ben kadın…" gibi söylemlerle sadece kadın olduğu için kadınların haksızken bile haklı çıkması gerektiği yanılgısına düşmelerine sebep oluyor.
10-Ailenin yatak odasına kadar iç işlerine karışıp "Kocaları tecavüzcü" ilan ettiği için karşıyız.
11-Anlaşmazlıktan sonra karı-kocanın barıştırılmasına karış olduğu için karşıyız.
12-Aile anlaşmazlıklarının kamu davasına dönüşmesine karşıyız. Bu kişilerin özgür iradesine saygısızlıktır.
13-Kanunların, kadınların eline erkeklere karşı canları istedikleri şekilde sallayacakları bir sopa olarak verilmesine karşıyız. Karı-koca anlaşmazlıklarında eğitimle hallolacak pek çok evlilik problemlerinin çözümü için adım atılmayıp onarmak değil, dağıtmak için çalışmalar yapılmasına karşıyız.
14-6284'de cezalar toptancı olduğu için karşıyız. Erkeğin kadına sert bir söz söylemesi ile dayağı "şiddet" diye aynı kefeye koyması, kadına laf atma ile tecavüzü "cinsel istismar" diye aynı kefeye koyması ve hepsini aynı kanunla yargılaması ve birbirine yakın cezalar verilmesi adalete aykırıdır. Adaletsiz yasalar halkın devletine olan güvenini sarsar.
15-İnsanların şeref ve haysiyetleri güvence altında olmadığı için karşıyız. Cinsel istismar konusunda kadın beyanı esas olduğu için, iftiralar karşısında erkeklerin ve ailelerinin haysiyetleri güvence altında değil. Kanundan sonra birilerine düşmanlık besleyen bazı kadınlar cinsel istismar iftirası atarak öç almaya başladılar. Bu iftiralarla erkekler hem hürriyetlerinden oluyor hem de toplum nezdinde aşağılamaya maruz kalıyorlar. Cinsel istismar iftiraları ile binlerce erkek masum olduğuna dair açık delilleri olduğu halde, ağır cezalarla zindanlara atıldığı için karşıyız.
16-Genç evlilerin yuvasını dağıttığı için karşıyız. İstanbul sözleşmesinden sonra 18 yaş altında evlenen erkekler cinsel istismar suçu ile yargılanarak 10-15-20 yıl gibi tecavüzcülerle aynı cezaları alıyorlar. Hürriyetlerinden oluyorlar, yuvaları dağılıyor, çocukları babasız büyüyor, eşleri maddi ve manevi pek çok sorunla başbaşa kalıyor.
17-Kadına karşı şiddeti bitirme bahanesi ile kadına karşı şiddeti artırdığı için karşıyız. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sonrasında kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin arttığı çok açık bir şekilde eldeki verilerle belli.
18-İstanbul sözleşmesi kadına karşı şiddet konusunda Batı ülkelerine ülkemize müdahale hakkı verdiği için karşıyız. Bu ülke güvenliğimiz açısından büyük bir tehdittir.
İstanbul sözleşmesi ve 6284'ün insan psikolojisi üzerideki etkilerini neden psikiyatrlar, psikologlar ve toplum sağlığı uzmanları anlatmıyorlar? İstanbul sözleşmesini ancak sözleşmeden kesesini dolduran bazı hukukçular, feministler ve feministlerin yardakçıları savunuyor hem de şiddeti artırdığını göre göre. Kısacası biz İstanbul sözleşmesine ve 6284 de aklımızı kullanabildiğimiz için, insana saygı duyduğumuz için, cinsiyetçilik yapmadığımız için, adalet, vicdan ve merhamet sahibi olduğumuz için, dinimize ve aile kurumuna sahip çıkmak istediğimiz için karşıyız. İstanbul sözleşmesi ve 6284 acilen iptal edilmelidir. AB ye girmek için ailemiz satılık değildir.' (http://www.cocukaile.net- 20 Temmuz 2019)
İstanbul Sözlemesi'ni savunan KADEM başta olmak üzere kadın örgütlerinin hedef olması, sözleşmeyi desteleyen AK Partili kadın milletvekillerini harekete geçirdi. Muhafazakâr kesimler arasında; gerek İstanbul Sözleşmesini, gerek 6284 sayılı kanunu savunduğu için hedef tahtasına oturtulan Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), meseleye açıklık getirmek için basın toplantısı yapma ihtiyacını duymuştur. Başkan Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, son günlerde dernekle ilgili ortaya atılan iddialara cevap vermiştir. Kısıklı'da bulunan KADEM binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, "Derneğimiz kurulduğundan beri pek çok haksız eleştiri ve ithamlara maruz kaldı. Ancak her defasında tartışmanın tarafı olmaktan kaçınıp cevap vermek yerine, çalışmalarımıza odaklanmaya devam ettik. Fakat maalesef bugün geldiğimiz noktada, biz sessiz kaldıkça, açıklama yapmadıkça bilgi kirliliğinin arttığını ve ne yazık ki algıların hakikati örttüğüne şahit olduk. Şimdi her bir iddiaya tek tek cevap vereceğim" dedi.
"Dernek Binamız Kadem Vakfı'nın Mülküdür'
"Birinci iddia dernek binamıza fahiş kiralar ödediğimiz yönündeydi" diyen Gümrükçüoğlu, "Sizi misafir ettiğimiz dernek binamız KADEM Vakfı'nın mülküdür. KADEM Vakfı'na yapılan bağışlarla, özel bir şahıstan satın alınmıştır. Yani kamudan tahsisli değildir. Tapu kayıtları açıktır ve ortadadır. İddialardaki gibi herhangi bir kira söz konusu değildir. Genel olarak KADEM de her STK gibi özel bağışlarla ayakta durmaktadır. Derneğimizin giderleri Dernekler Masası tarafından, vakfımızın giderleri ise Vakıflar Genel Müdürlüğünce denetlenmektedir ki bu denetimlerin ne kadar sıkı olduğu ilgilileri bilmekte. Buna rağmen biz kendi inisiyatifimizle bağımsız denetçi marifetiyle de dernek ve vakfımızı rutin olarak denetime tabi tutuyoruz. Alnımız açık yüzümüz ak"diye konuştu. "Bir diğer konu ise toplumsal cinsiyet konusu" diyen Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, "Bu alanda da ciddi bir kavram kargaşası var. Herkesin bildiği gibi, cinsiyet, kadın ve erkeğe işaret eder. Üçüncü bir cins yok yani. Toplumsal cinsiyet de, literatürde, bu kadın ve erkeğe kültürlerin, toplumların yüklediği rol ve görevleri ifade etmek için kullanılır. Bu rollerin dağılımı, ne yazık ki her zaman adil ve insan onuruna yakışacak şekilde olmamaktadır. Toplumsal cinsiyet bazen olumlu, bazen de olumsuz yansımalarıyla karşımıza çıkar. Bu rollerin kadına ya da erkeğe mağduriyet oluşturduğu durumlara, kültürel dahi olsa, karşı çıkıyoruz" dedi.
Gümrükçüoğlu, "Burada bizim beklentimiz toplumsal cinsiyet adaleti gereği, kadın ve erkek rollerinin bir tarafa zarar vermeyecek şekilde tesis edilmesidir. Burada bizim duruşumuz çok nettir: Eşcinsellik ve benzeri akımlar yaradılışa aykırı, sapkın eğilimlerdir. Herkesin insan haklarına sahiptir ve bu haklar korunmalıdır. Ancak bu sapkın eğilimler inancımıza ve kültürel değerlerimize tamamen aykırıdır. Bunu tartışmak bile abesle iştigaldir. Bunun yanında, bu sapkın eğilimler, neslin devamı, birey ve aile sağlığı açısından da çok sakıncalıdır. Dolayısıyla bu eğilimlerin toplumsal olarak görünür olmasına, teşvik edilmesine kesinlikle karşıyız. Yeni bir cinsiyet üretmeye çalışmak, bunu meşru kılmak ve Yaratılışı değiştirmeye yeltenmek kimsenin haddi değildir. KADEM için toplumsal cinsiyet, yalnız ve yalnız kadın ve erkeğe toplumların yüklediği farklı görev ve sorumlulukları ifade eder. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşcinsellik değildir" şeklinde konuştu.
' İstanbul Sözleşmesi'
İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili ise Gümrükçüoğlu, "Bu sözleşmeyi adeta KADEM imzalamışçasına bir saldırı ile karşı karşıyayız. Birincisi, bildiğiniz gibi bu sözleşmenin imzalandığı tarih 2011. O tarihte henüz KADEM kurulmamıştı. Dolayısıyla, sözleşmenin bizim elimizden çıktığı iddiası en açık ifadeyle komiktir. İkincisi, uluslararası sözleşmeleri devletler imzalar. Biz bir devlet kurumu değil, sadece bir STK'yız. Bir sivil toplum kuruluşu olarak bu konuya bakışımız açıkça söyledir; İstanbul Sözleşmesi alternatifsiz değildir, alternatifsiz olan kadına şiddetle mücadeledir. Bu mücadelenin yasalarla uygulamaya taşınması gerekir. Bir STK olarak, kadına şiddet konusu çalışma alanlarımızdan biridir. Bu alanda devletin hukuku neyse ona göre hareket etmek; o hukuki düzenlemenin uygulamadaki olumlu ve olumsuz taraflarını da raporlandırmak çok olağan bir durum. İstanbul Sözleşmesi'nin de bizi ilgilendiren şiddet boyutuyla ilgili bir çalıştay yaptık. Burada amacımız sözleşmenin uygulamadaki sıkıntılarını tespit etmek ve önerilerimizi sunmaktı. Sözleşmedeki cinsel yönelim ve toplumsal klişelerden arındırma gibi ifadelerle ilgili şerhimizi bulunduğumuz ortamlarda her zaman ifade ettik. Bununla birlikte bütün eleştirilere ve tartışmalara rağmen, bu sözleşme Uluslararası bir sözleşmedir ve bir üst metin mahiyetindedir. Bir çerçeve sunar, her ülke kendi örfi ve hukuki şartları içerisinde uygulamasını belirler" ifadelerini kullandı.
"6284 Sayılı Kanun Kadem'in kuruluşundan önce yürürlüğe girmiştir"
6284 sayılı kanun ile ilgili de konuşan Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, "Bu konuda 'Kadının bir cümlesiyle kocaları evinden ediyorsunuz, aileleri yıkıyorsunuz.' şeklinde ithamlara muhatap oluyoruz. Bu kanun da KADEM'in kuruluşundan önce yürürlüğe girmiştir ve kanunun yürürlüğe girmesinde bizim bir dahlimiz söz konusu değildir. Her kanun gibi 6284'ün de suiistimal edildiği vakalar olabilir. Bunun farkındayız. Kaldı ki biz de uygulama ile ilgili eleştiri ve önerilerimizi zaman zaman ilgili mecralarda paylaştık. Bundan sonra da, bu suistimallerin önlenmesi için bir STK olarak elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz" dedi.
"Tüm erkekleri hayvanlara benzettiğimiz iddiası var. Ne münasebet. Kadın da erkek de bizim inancımıza göre eşrefi mahlukattır. Bizim bu kamu spotlarındaki hedefimiz çok açık bir şekilde, bütün erkekler değil, kadına şiddet uygulayan erkeklerdir" diyen Gümrükçüoğlu, "Hakkımızda yeşil feministler tarzı yakıştırmalar yapılmaktadır. Çok çeşitli feminizm akımlarından bahsedebiliriz ve herkes bu kavramı birbirinden çok farklı şekillerde tanımlar. Biz ise kendimizi feminizme göre konumlandırmıyoruz. Çünkü Müslüman bir kadın olarak feminizmin kazanımlarından çok daha köklü ve güçlü bir medeniyetin imkânlarına sahibiz. Biz en açık tabirle kadınların insan hakları ve ailenin güçlendirilmesi için çalışan bir derneğiz" dedi.
Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu manipülasyonlara, iftiralara, mesnetsiz iddialara, karalama kampanyalarına cevap vermeye ayırdığımız vakit, hepimizin geleceğinden çalıyor aslında. Sosyal medya başında kurumumuzu karalamak için vakit harcayanları da aynı sorumluluk bilincine davet ediyoruz. Bazı cevreler ortada hiçbir haklı gerekçe yokken bir çatışma, kaos ortamı oluşturmaya çalışılıyor. Suni gündemlerle kadın erkek çatışması yaratılıyor ve KADEM de bunun tarafı yapılmak isteniyor. Oysa defalarca ifade ettiğimiz gibi kadın ve erkek birbirini tamamlayan iki cinstir. Aralarındaki ilişkinin adalet, merhamet, sevgi, saygı ve sorumluluk gibi çok temel değerlere dayandırılması gerekir. KADEM kadın erkek arasındaki ilişkiyi çatışma temelli değerlendirmeyen bir üslubu benimsemiştir. İnandıklarımızın mücadelesini verirken, kendi alanımızdaki konularda, samimi, halis niyetli herkesle, bundan önce de olduğu gibi, bundan sonra da oturup konuşmaya açığız. Umuyoruz ki bu günden sonraki buluşmalarımız kadınlarımız, ailelerimiz ve toplumumuz için yaptığımız hizmetleri istişare etmek adına olur."
Son yıllarda başta KADEM olmak üzere bazı sivil toplum örgütleri; Ak Parti'nin aile nizamına verdiği zararları ısrarla görmezlikten gelmektedirler. Bu bir anlamda 'duymadım, bilmiyorum, görmedim' şeklinde ifade edilen üç maymun rölünü oynamayı beraberinde getirmektedir. Bulüğ çağına eren, fakat 18 yaşını doldurmayan kızların ve erkeklerin evlenmesini 'affedilmesi mümkün olmayan bir suç haline getiren' ve velilerinin iznini ciddiye almayan AK Parti, binlerce aileye hayatı zindan etmiştir.Halen erken yaşta evlendirdikleri gerekçesiyle binlerce insanın 'cinsi tecavüz' suçundan cezaevlerinde kalmaları, KADEM'in bu konudaki tavrının bir sonucu olarak değerlendirilmektedir.
 
Misak Dergisi 345. Sayı
Ağustos 2019

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya