İlm-i Siyaset Yoksunu Olmak Felakettir
İslâmî kesimlerin siyasette, sosyal ve iktisadî hayatta İslâmî ilkeleri su gibi harcamaları büyük anlam boşluğu oluşturdu. İster görelim, ister görmeyelim toplum savruluyor. Türkiye'de bu boşluğu tehditkâr/şımarık sloganik Kemalizm biçimleri dolduruyor. Müslüman olarak itikat ilmiyle zihnimizi ve fikrimizi, fıkıh ilmiyle bedenimizi, ahlâk ilmiyle kalbimizi/şahsiyetimizi tezkiyeye muhtaç olduğumuz gibi, siyaset ilmi ile de irademizi, dirayetimizi, münasebetimizi tezkiye etmeye muhtacız. Siyaset-i Şer'iyye; şu dört noktada istikamet sahibi olmayı beraberinde getirir. 1-Sıddıkıyet makamında; Dine, cemiyete, ferde ve kâinata sadık olmak, 2-Farukiyet makamında; hak ile batılın arasını fikren ve fiilen ayırmak, 3-Zinnureyn makamında; hayâ ve ahlakın tesisi, 4-Murtaza makamında; ilim ve adalet! Siyaset-i Şer'iyye sahibi olabilmek için imandan sonra ilim, irfan, insaf, adalet, merhamet, hikmet, firaset ve basireti kuşanmak şarttır.
Mustafa ÇELİK
27.08.2019 11:10
92 okunma
HİLAFETİN ilgasından bu yana Müslümanlar ilm-i siyaset yoksunu olarak yaşıyorlar. İlm-i siyaset yoksunluğunun bir neticesi olarak rezillere aziz, azizlere de rezil muamelesi yapılıyor. İslâm ümmetinin dinine, imanına göz dikmiş çakal sürüsünün melek muamelesi gördüğü bir dünyada yaşıyoruz. İşte asrımız böyle bir asırdır. Kendini anlatan kavramları tespit edip eskimeyen hakikate tesebbüt edemeyen ve teslim olamayanlar; yabancı ideologların kölesi olarak teslim alınmışlardır. İdeolojilerin gölgesinde yaşamayı tercih edenler, canlı cenazelerden sayılırlar. Vicdanı ve fıtratı yerinde müslümanların olduğu bir dünyada yaşamak; saplantılar içinde 'dava adamlığı' diye politik bakışını akidenin, fıkhın, ahlâkın önünde gören moloz yığınları ile yaşamaktan daha büyük bir nimettir.
İslâmî kesimlerin siyasette, sosyal ve iktisadî hayatta İslâmî ilkeleri su gibi harcamaları büyük anlam boşluğu oluşturdu. İster görelim, ister görmeyelim toplum savruluyor. Türkiye'de bu boşluğu tehditkâr/şımarık sloganik Kemalizm biçimleri dolduruyor. Müslüman olarak itikat ilmiyle zihnimizi ve fikrimizi, fıkıh ilmiyle bedenimizi, ahlâk ilmiyle kalbimizi/şahsiyetimizi tezkiyeye muhtaç olduğumuz gibi, siyaset ilmi ile de irademizi, dirayetimizi, münasebetimizi tezkiye etmeye muhtacız. İlm-i siyaset; kişinin kendi hevâsını, ailesini, cemiyetini ve devletini Rasûlüllah (sav)'in Allah'tan getirip haber verdiği şeriata 'ama'sız, 'fakat'sız tabi kılma ilmidir. Abdullah b. Amr b. el-Âs radıyallahu anhumâ, "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu» demiştir:
"Sizden herhangi birisi hevâsını/arzusunu benim getirdiğim (İslâm'a Şeriat)e tabi kılmadıkça mü'min olamaz."(١)
Hevâ, genel olarak ifade edildiği zaman, "hakkın zıddına meyletmek" demektir. Dilimizde, nefsin arzuları anlamında "hevâ ve heves» kullanımıyla yer alır. Dinî bir terim olarak hevâ; nefsin, şer'i şerifin muktezası hilâfına meyletmesi demektir. Bunun en büyük zararı, "Hevâya uyma, seni Allah yolundan saptırır"(2) mealindeki ayet-i kerimede beyan edilmiştir.
Hevâ, sadece kuru bir meyil demek değildir. Her yönelişin temelinde bir sevgi ve istek bulunduğu gibi hevâ da muhabbetle meyletmek demektir. Bu sebeple de hakkın hilâfına (zıddına), istekle ve sevgiyle meyletmek asıl hevâyı anlatmaktadır.
İmam-ı Şâtıbî; "Dinî hükümlerin konulmuş olmasının sebebi, insanların dünya ve âhiret hayatıyla ilgili maslahâtlarının teminine vesile olmaktır"(3) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. İslâm âlimlerinin maslahat kavramıyla ifade ettikleri keyfiyetin, günümüzde yaygın olan pragmatizm ideolojisi ile uzaktan-yakından bir ilgisi yoktur. İmam-ı Gazali, 'El Mustasfâ Min İlmi'l Usûl'' isimli usûl kitabında, şu tesbitte bulunmuştur: "Bizim maslahâttan kasdımızşeriatın maksadıyla sınırlıdırİnsanoğlunun can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerinin muhafaza edilmesi farzdır. Bu beş şeyin korunmasına vesile olan her şey maslahattır. Bunların zâyi olmasına sebeb olan şeyler de mefsedet hükmündedir. Mefsedetin izâlesi de maslahattır."(4) Dolayısıyla ilm-i siyaset; mefsedetten kurtulup maslahata kavuşma ilmidir. İlm-i siyasetin yoksunluğu sonucu; tul-i emel uğruna vahyi bırakıp hevâ ve hevese tabi olmak büyük bir felakettir. Din adına, dindarlık adına, heva ve hevese tabi olmaktan daha büyük bir felaket olur mu? İmam-ı Mâverdî (rha) 'nin haber verdiğine göre Hz. Ali(ra) şöyle demiştir: "Hakkınızda iki şeyden endişe ederim: Heveslere uymak ve tûl-ı emel. . . Heveslere uymak, hakkı görmeyi, hakka uymayı önler; tûl-i emel (uzun emeller beslemek) de ahireti unutturur."(5)
Siyaset-i Şer'iyye; şu dört noktada istikamet sahibi olmayı beraberinde getirir. 1-Sıddıkıyet makamında; Dine, cemiyete, ferde ve kâinata sadık olmak, 2-Farukiyet makamında; hak ile batılın arasını fikren ve fiilen ayırmak, 3-Zinnureyn makamında; hayâ ve ahlakın tesisi, 4-Murtaza makamında; ilim ve adalet
Siyaset-i Şer'iyye sahibi olabilmek için imandan sonra ilim, irfan, insaf, adalet, merhamet, hikmet, firaset ve basireti kuşanmak şarttır. Bunları kuşanmış olanlar vahdetten, ülfetten ve sükûnetten taviz vermezler. İmam- Gazali (rha) der ki: "İnsanları iş, meslek ve sanatları üç ana gurupta toplanır. " dedikten sonra; A. Yaşayabilmek için zaruri olan işlerdir ki bunlar dörttür. 1) Yiyecek temini için Rençberlik (çiftçilik), 2) Giyecek temini için dokumacılık, 3) Mesken temini için inşaat, 4) Toplumun sevgi, saygı, yardımlaşma ve beraberliğini (birliğini) sağlamak için siyaset.
B. Bunlara yardımcı olup yapılmalarına imkân veren işlerdir ki bunlar ikiye ayrılır. 1) Rençberlik ve sanat için alet hazırlayan demircilik (makine imalatı) 2) Dokumacılığa hizmet eden hallaçlık ve eğirme işi gibi… C. Bütün bu işleri tamamlayıp, süsleyen işlerdir. Rençberlikten elde edilen yiyecek maddelerini öğütmek, pişirmek gibi… Giyim eşyalarını boyamak ve dikmek gibi... Bunları bir şahsın uzuvları olarak düşünürsek, 1. Kalb, ciğer ve beyin gibi asıl uzuvlar, 2. Bu uzuvlara hizmet eden mide, damar, kaslar ve sinirler, 3. Bu asılları süsleyen şeylerdir ki, deri, tırnak, parmak ve kaşlar gibi organlardır.
Saydığımız şeylerin en şereflileri (önemlileri) asılları olup asıllarının da en şereflisi siyasettir. Bunun içindir ki siyaset sanatı özünde diğer sanatların aramadığı bir kemalât (olgunluk ve yüksek seviye) ister. Yine bunun içindir ki bu sanatın sahibi, diğer bütün sanatları kendisine hizmet ettirir.
Beşeriyeti (insanlığı) ıslah (düzeltme, terbiye etme) ile dünya ve ahirette selamete ulaştıracak doğru yolu gösteren siyaset, dört mertebe (kademe) dir. Birinci ve en üstün mertebe, Peygamberlerin siyaseti, sevk ve idaresi olup Avam (halk) ve Havas (seçkinler) bütün insanların zahir (emir kumanda) ve batın (manevi sahalar) larına hükmetmeleridir. " Söylenenleri bir tabloda gösterelim. (+) işaretleri tesir (etki) sahalarını göstersin. 
 
Birinci mertebe peygamberlerin merbesi olup, hem zahire hem bâtına, hem havasa hem avama tesir ederler. "İkinci mertebe Halife, melik ve sultanların siyaseti, sevk ve idaresi olup, avam ve havas bütün insanların zahir ve batınlarına hükmetmeleridir. Bunlar batına te'sir (etki) edemezler.
Üçüncü mertebe Allah'ü teâlâyı ve dinini bilen, "peygamberlerin varisi olan…" âlimlerin siyasetidir ki, bunlar hiçbir sınıfın zahiri işlerine karışmayıp kimseyi zecir (zorla) ve men (yasaklama) edemeyecekleri gibi umum insanlar da kendilerinden istifade edemezler.Bunlar ancak kendilerine bağlı münevver (aydın) tabakanın batınına (maneviyatına) hitap edebilirler.
Dördüncü mertebe Vaizlerin (hatiplerin, konferansçıların) siyasetidir. Bunlar da ancak insanların avam kısmının (halkın) batınına (iç âlemlerine) hitap edebilirler.
Siyasetin şu dört mertebesinden nübüvvetten (peygamberlik) sonra en şereflisi hiç şüphesiz emir sahiplerinin (sultanların) siyasetidir. Bunları öğrenmek ve ilimle amil olmak (öğrendiklerini uygulamak) insanları dünya ve ahiret de saadete kavuşturacaktır."
(6)
İmam-ı Gazali (rha)'in gündeme getirdiği bu ilm-i siyasetin yoksunluğu neticesinde günümüzün Müslümanları kendi altınlarını çamur, düşmanının çamurunu da altın yapıyorlar. İtaat edeceklerine isyan, isyan edeceklerine itaat ediyorlar. Kelimenin tam anlamıyla bir felaket yaşıyorlar. Âlim nedir? Ona hürmet ve saygı nasıl yapılacaktır? Emir sahibi kimdir? Müslümanlar arasında ikinci bir emir sahibi olabilir mi? Biat kime ve nasıl yapılır? İntisap etmek ne demektir? İktida'nın şekli ve müddeti (zamanı) nedir? Hatiplerin ve konferansçıların etkileri nereye kadardır? Müslümanların içinde bocalayıp durdukları ekonomik, sosyal, siyasi, ilmi ve ahlaki çıkmazlardan kurtulabilmeleri için ne yapmaları gerekir? Bu ve buna benzer daha yüzlerce soru bulunmakta ve bunlar çözüme kavuşabilmek için cevap beklemektedir. Bunların hepsini ilm-i siyaset ile çözüme kavuşturacaklardır. Siyaset-i Şer'iyye, İslân ümmetini çözüme kavuşturma, adalet, merhamet ve maslahatla buluşturma siyasetidir.
Günümüzde ilm-i siyaset yoksunluğunun bir neticesi olarak Müslümanlar birbirlerini silahla, katil İsrail'i ise beddualarla öldürmeye çalışıyorlar. Müminlerin birbirlerine muhabbet ilan etmeleri, hasret kaldıkları bir amele dönüşmüştür. İşte ilmi siyaset, Müslümanlar arasında imandan kaynaklanan muhabbeti kesintisiz hale getirme ilmidir. Siyaset-i Şer'iyyenin yerine ve önüne geçirilen politika; topluma irfan yerine sefihlik, islah yerine ifsad, uhuvvet yerine adavet getirdi. Şefkatle bağrına basarken ihsan ile yoğuran, sünnet-i seniyye üzere kaim liderlere İslâm ümmetinin ihtiyacı vardır.
İlm-i siyaset yoksunluğunun sonucu kavgadan beslenen malumat çerçicisine dönen bir ilmiye sınıfı meydana geldi. Günahı, kusuru, ayak sürçmesini, beceriksizliği ve başarısızlığı Allahû Teâla yasakladığı için değilde kendimize yakıştıramadığımız için çirkin görüyorsak her yanımızı kibir ve gurur kaplamış demektir. Bu halet-i ruhiye ile hayatımıza devam ettiğimiz müddetçe İblis olma yolundayız. İlm-i siyaset, ene atının sırtından inmeyi ve ayaklarımızın yere basmasını bize öğretir.
Hilafet-i İslâmiye'nin müstakbel sancağını ilm-i siyaseti kuşanmış olanlar taşıyacaktır. İlm-i siyaseti tahsil edip kuşanmak için şu hasletleri kuşanmak şarttır:
- Vefa
- Teşekkür
- Hatır bilmek
- Gönül almak
- Sevgi
- Hediyeleşmek
- Ziyarete mukabelede bulunmak
- Arayıp sormak
- İyiliği görebilmek
- Adamdan bıkmamak
- Faydasız konuşmamak
- Tatlı dil
- Tevazu
Siyaset-i Şer'iyye; Müslümanın beşeriyetin saadet güvencesi olan İslâm ümmetinin birliği ve dirliği için çalışmaktır. İlm-i siyaset yoksunluğundan kurtulursak doğru adımlarla ne yapmamız gerektiğinin farkına varırız. Müslümanlar olarak birbirimizi kıskanmamız, güzelliği fiilen birbirimize yakıştırmamamız, sığlığımız, hadise ve toplumsal kıvam körlüğümüz, ilm-i siyaset yoksunluğundandır.
Siyaset-i Şer'iyye; şeriatullah'a bağlı kalmak şartıyla karşılıklı ülfet ve şefkattir. Siyaset ilmi, evvela Cemaatü'l Müslimin'e sonra Devletü'l İslâm'a giden yoldur. Siyaset-i Şer'iyye; Şer'i Şerif'in hayatta hüküm ferma olması fiilen hareket etmektir. Hareket etmeyenler, ayaklarındaki bukağıları farkedemezler. İslâm ümmetinin derdinden haberdar olmak ve diğer ferdlerini haberdar etmek, siyaset-i şer'iyyenin evleviyatındandır.
Siyaset-i Şer'iyye, ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde İslâm'ı kaybetmeme gayretidir. Eğer bu seviyelerde herhangi birinde İslâm'ı kaybedersek, sadece biz Müslümanlar değil, bütün insanlık kaybeder.
İlm-i siyaset, bugünlerde bilinçsizce, hoyratça ve menfîde kullanılan bir ilim haline gelmiştir. Eskiden mektep ve medreselerde bir ders olarak okutulan ilm-i siyaset, aslında bugün de çok ihtiyaç duyulan bir derstir. İlm-i siyasetin içerisinde belâgat vardırİlm-i siyaset, muhatabın kapasitesini bilerek konuşmaktır. Sözün ne kadarını söyleyeceğini bilmektir. İlmi siyaset herkese anladığı dilden seviye gözeterek konuşmaktır. Bu hususta mutlak örnek ve önderimiz Hz. Muhammed (sav)'dir. Neslimize İslâm'ı anlatırken Bergson, Paskal, Eflâtun ve Descartes'in felsefe yüklü tarzlarına değil; Hz. Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) irşâd ve tebliğ tekniğine ihtiyaç vardır. Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise, hep beşerin anlayış seviyesine uygun konuşuyordu. Hitap yelpazesini, herkesi içine alacak kadar geniş tutuyordu ve yerinde çocukla çocuk, gençle genç, ihtiyarla da ihtiyar oluyordu. İşte bu sistem ve bu İlahî ahlâk, nebilerin sistemi ve nebilerin ahlâkıdır. Nebiler Sultanı, kendisine isnat edilen bir sözünde: "Biz peygamberler topluluğu, daima insanların seviyelerine inmek ve onların anlayabilecekleri şekilde konuşmakla emrolunduk."(6) Diğer bir beyanında da: "İnsanlara akılları nisbetinde konuşun."(7) buyurmakla, bizlere tebliğ ve irşâdda vazgeçilmez bir kaideyi fısıldamaktadır. Bir keresinde de halk, imam olan bir zatın namazı çok uzattığı şikayetiyle O'nun huzuruna gelmişti. Bunlar arasında, "Ya Resûlallah! Neredeyse cemaati terk edecektik. "diyenler oldu. İmam olan zat belliydi. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem)'nün canı çok sıkılmıştı. Fakat buna rağmen onu bizzat huzuruna alıp doğrudan ikaz etmemiş; mescitte, herkese hitaben umûmî bir irşâdda bulunmuş ve şöyle buyurmuştu:
"Ey insanlar! Ne oluyor sizlere ki, insanları nefret ettiriyorsunuz. Sizden kim imam olursa namazı hafif kıldırsın. Çünkü onların içinde ihtiyar, zayıf ve ihtiyaç sahibi olanlar vardır."
(8)
İşte Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hatalar karşısındaki tavrı ve davranışı bu idiÇünkü O, insanların kurtuluşa ermesini istiyor ve her meseleyi onlara en kolay ve en yapılır şekliyle takdim ediyordu. "Ey insanlar! 'Lâ ilahe İllallah' deyin ve felaha erin."(9) diyordu. Zaten O'nun bi'setinin gayesi de buydu. Şunu bilelim ki; siyaset ilmi, insanlara akıl seviyelerine, istidat ve durumlarına göre hitap etme ve muamelede bulunma ilmidir.
İlm-i siyaset zahirde belki değişken, ama batında hakikatten, prensipten, kırmızı çizgilerden, ödün vermemek demektir. Bu yüzden, ilm-i siyaset, herkesin yapabileceği bir şey değildir. İlm-i siyaseti müsbet anlamda uygulayacak kimsenin önce hakikate sadâkatli olması şarttır. Bu yüzden, insanlara karşı sorumluluk mevkiinde olanların, kitleleri yönetenlerin belki de en çok kullanması ve bilmesi gereken bir ilimdir.
İlm-i siyaset; ilmihâl'den olup ilmihâlle hareket etmeyi bilmektir. Bir hikâye anlatılır. Hapishanedeki bir adamın yaşlı babasına son iyiliğidir. Yaşlı baba hapishanedeki oğluna bir mektup yazar "Oğlum tarlanın sürülüp ekim yapma zamanı geldi, fakat ben artık çok yaşlıyım ne yapacağımı bilemiyorum" der mektubunda.
Oğlu babasının bu çaresizliğini, hapishane şartları içerisinde nasıl gidereceğini düşünür kara kara. Sonra aklına bir fikir gelir. O da babasına mektup yazar. Hapishane mektupları hapishane yönetimi tarafından didik didik okunmaktadır. Bunu bilen oğul mektubunda şöyle der, "Aman baba sakın tarlayı sürdürme ben oraya silâhlar gömdüm" der. Bunun üzerine bir grup asker yaşlı adamın evine gider ve tarlayı aramak için tek tek çapa yaparlar. Sonra oğul bu şartlar da babasına yardım etmenin verdiği sevinçle bir mektup daha yazar "Artık tarlayı ekebilirsin". Burada ince bir nokta vardır. İlm-i siyasete sahip olmakçaresizlik esnasında mevcut imkânlardan çare üretmeyi başarabilmektirİlm-i siyasetin yoksunluğuçaresizliğe mahkûm olmaktır.
_____________________
(1) Beğavî, Mesâbihu's-sünne, 1, 160 (tahkikli baskı); Şerhu's-sünne, 1, 212–213 Hatib Tebrîzî, Mişkâtu'l-Mesâbîh, 1, 55; 2. Nevevî, Kırk Hadis (hds. No:41), Hadis sened açısından değerlendirmesi için bk. İbn Receb el-Hanbelî, Camiu'1-ulüm ve'l-hikem, s. 364–365
(2) Sad Sûresi/ 26
(3) İmam-ı Şâtıbî-El İ'tisâm- Beyrut: 1986 C: 2 Sh: 4
(4) İmam-ı Gazâlî-El Mustasfâ min İlmi'l Usûl- Beyrut:1937 C: 1 Sh: 286-287
(5) Mâverdî, Edebû'd-din ve'd-dünya, Sh:13, Beyrut/ty.
(6)  İhya-u Ulumiddin (İmam Gazali/ Ter: Ahmed Serdaroğlu) C: 1, Sh: 40, İst/1974 
(7) Zebidî, İthaf›u Sade, 2/65
(8) Sünen-i Ebû Davud, Edeb, 20; Münâvî, Feyzü'l-Kadir, 3/75
(9) Sünen-i Buhari, Ahkâm, 13; Müslim, Salat, 182
(10) Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/492; 4/63
 
Misak Dergisi 345. Sayı
Ağustos 2019
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya