Özgürlük İdeolojisi
Dünyadaki en özgür insan müslüman olan kişidir; çünkü o, nefsini kula kul olmaktan kurtarmış ve Rabbine kulluk hürriyetine kavuşturmuştur. Hal böyle iken bir müslümanın dünyadaki özgürlük alanlarını ve yasaklarını belirleyen sadece ve sadece Allahu Teâlâ’dır. İnsanlar nezdinde olan değil, Rabbi nezdinde olana göre yaşar. İnsanların türlü zamanlarda ihdas ettikleri çeşitli ideolojileri değerlendirirken, müslümanın terazisi sadece Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarına göre hesap yapar, buna göre hüküm belirler. İnsanoğlu yeryüzünde başıboş ve hevasına göre yaşayan bir mahlûk değildir. O, zerre miktarınca iyiliğin de, zerre miktarınca kötülüğün de karşılığının verileceğine olan imanıyla yaşar. Kadın hakları, erkek hakları, komşu, akraba ve diğer tüm haklar Allahu Teâlâ’nın belirlediği kriterler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Servet ÇERİ
27.05.2019 12:00
104 okunma

 

İNSANOĞLUNUN, yaratan rabbine kulluk etmesini önlemek için yemin etmiş olan İblis, bu hedefini gerçekleştirmek için her döneme uygun olarak bazı tuzaklar kurmuştur. Kimileri ticaretteki hileleriyle, kimileri fuhşiyatla ve kimileri de tağuta ve putlara tapmakla hak yolun dışına çıkmışlardır. Hak yolun dışına çıkmış olan kavimler ve bunların sapma sebepleri insanlık tarihi kadar eski ve toplumlar adedince fazladır. Hak yoldan saptıkları her dönemde Allahu Teâlâ kullarına olan rahmetiyle peygamberler göndermiş ve sapmış olan bu insanların tekrar istikamete dönmelerini sağlamıştır.

İlk insan ve ilk peygamber olan Âdem’den (as) itibaren yeryüzüne gelmiş olan her insanın önünde bir yol ayırımı olmuştur. Bu yol ayırımında seçeceği taraf ve vereceği karar kendisinin dünya ve ahiret yaşantısının haritasını çizecektir. Allahu Teâlâ kulları için seçip razı olduğu yolu, bu yolu seçenler için hazırlamış olduğu mükâfatları ve nimetler yurdunu apaçık bir şekilde izah etmiş; aynı şekilde razı olduğu yolun dışındaki yolların kendisinin gazabına ve akıbet olarak azabına sebep olacağını da hiçbir şek ve şüpheye mahal kalmayacak şekilde açıklamıştır. Hayatını nasıl yaşayacağına karar verecek olan insan, bu iki yoldan birini seçme konusunda asla bir baskı veya zorlamaya maruz kalmamıştır. "Dinde zorlama yoktur. Hakikat doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu inkâr edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır." (Bakara: 256) Bunun tabiî bir neticesi olarak akıbette (ahirette) başına gelecek şeyler için sorgulayacağı veya suçlayacağı tek kişi sadece ve sadece kendi nefsi olacaktır. Saadet veya azap yurdu, bu yapmış olduğu tercihin bir neticesidir ve bunların sebebi de yeryüzünde yaşadığı hayat şeklidir.

Zamanımızda insanların hak yoldan sapma sebeplerinden biri olan, tabiri caizse tapılan bir put haline getirilen bir kavramı "özgürlük kavramı" ve bunun İslâm dinine göre durumunu irdelemeye çalışacağız. Son günlerde ülkemizde özellikle "kadınların özgürlüğü" sloganıyla gündeme gelen bu kavramda, her bireyin istediği şeyi yapma konusunda hür olduğu vurgulanmaktadır. Kişilerin dünyada istedikleri gibi bir hayat sürmeleri, asla sorgu sual gibi kavramları düşünmemeleri temeline dayalı olan bu kavram, tahmin edeceğimiz gibi İslâm dışı sistemler ve ideolojiler tarafından ihdas edilip piyasaya sunulmuştur. Hiç kimseye hesap verme inancı ve şuuru olmayan bir şahsın hayatı yeme-içme-uyuma şeklinde bir düzene sahip olacak ve aklına gelen her şeyi yapmak, nefsi emmaresinin tüm arzularını yerine getirmek isteyecektir. Böyle bir insanın hayatında hesap, ceza, mükâfat, sevap ve günah gibi kavramlar ve düşünceler bulunmayacaktır. Çıkarı, menfaati için hevasının peşine takılacak olan bu şahıs, tam da İblis’in hedeflediği bir tablodur. Peki, özgürlük kavramına İslâm Dini’nin bakışı nasıldır? Müslümanların özgürlükten anladıkları/anlamaları gereken noktalar nelerdir? Rabbimizin bizler için belirlediği özgürlüğün tarifi ve sınırları nelerdir?

İslâm akidesine göre Hz. Âdem’in (as) yeryüzüne indirilmesiyle başlayan insanoğlunun imtihan süreci, her bir insan son nefesini verinceye ve en son olarak kıyamet kopuncaya kadar devam edecektir. Kıyametin kopmasıyla yok olan tüm mahlûkat Rablerinin huzurunda tekrar diriltilecek ve işlemiş oldukları her şeyin hesabını verecektir. Bu noktada Allahu Teâlâ’ya teslim olup iman etmiş olan bir müslüman için yüce kitabımızda bildirilen şu ayeti kerimeler temel noktaları oluşturur: "İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?" (Kıyame: 36) "Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" (Mu’minun:115)

Evet, insanın yaşamını sorgulayıp bir karar vermesine vurgu yapan bu ayeti kerimeler insanoğlunun amaçsız ve gayesiz bir hayat yaşayamayacağını, sürmüş olduğu hayatının bir hesabı olduğuna vurgu yapar. Gönderilmiş olan tüm peygamberler (salât ve selam hepsinin üzerine olsun), insanlara bu dünyaya gelmenin bir sebebi ve amacı olduğunu, yaptıkları neticesinde hesaba çekileceklerini, ölmekle her şeyin bitmediğini, tam tersine asıl sonsuz hayatın başladığını, bu sonsuz hayatın ebedi saadet veya ebedi azap gibi iki seçenekten biri olduğunu dolayısıyla bu dünyadaki yaşam şeklini buna göre düzenlemeleri gerektiğini açıklamışlardır. İyilik yapanları nimet yurtlarıyla müjdelemiş, kötülük yapanları ise azapla uyarmışlardır. Bu durumda şöyle bir tablo önümüze çıkmaktadır: İslâm dinine göre insanoğlu, her istediğini yapma özgürlüğüne sahip değildir. Eğer azaba çarptırılmak istemiyorsa Rabbinin razı olduğu yola girecek, dolayısıyla tüm hareketlerini onun emir ve yasaklarına göre düzenleyecektir. Bunun tam zıttında olarak "Hayır, ben nefsime ve hevama göre yaşamak istiyorum, hiçbir kural ve engel tanımıyorum" diyen insana da bu seçtiği hayat tarzı neticesinde ebedi bir azap olduğunu vurgulamış ve Allahu Teâlâ razı olmadığı bu yol hakkında onları özgür bırakmıştır. Özgürlük meselesine sosyal bir olayı inceler gibi değil, İslâm’a iman etmiş bir müslümanın bakması gerektiği gibi bakmak bizim görevimizdir. İman etmeyen bir kişinin, hevasına ve şehvetine göre bir yaşam sürmesi, inançsızlığın bir neticesidir. Rabbine teslim olmayan bu şahıs dünyayı bir keyiflenme, zevk alma mekânı sayacak ve yaşadığı süre boyunca bu duyguları en üst seviyede yaşamak için çaba ve gayret gösterecektir. Kendi anne babasına, eşine, çocuklarına, kardeşlerine, akrabalarına, komşularına ve en genel manasıyla diğer insanlara karşı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı "özgürlük" anlayışına göre hayatını tanzim edecek, asla bir hesap verme anlayışına sahip olmayacaktır. Eğer bazı erdemlere sahipse diğer insanlara zarar vermeyecektir. Ancak bunun bir sonraki ve kaçınılmaz aşaması, ahlakın bozulması olacak, şahsi çıkarları için diğer insanlara zarar vermekten çekinmeyecektir. Gözlerini para hırsı bürümüş silah ve uyuşturucu üreticileri bu konudaki en bariz örneklerdir. Silahlar sebebiyle ölen çoluk-çocuklar, uyuşturucunun yok ettiği hayatlar bu işin başındaki insanlar için hiç mühim değildir, önemli olan elde edecekleri menfaatleridir.

Çok uç noktada bir örnek olmuş diye düşünülürse, bunların dışında sıradan insanların yapacağı olaylardan bahsedelim: Özgür olan bir insan hırsızlık, gasp, yaralama veya öldürme olaylarına karışma noktasında çok cesur davranacaktır. Çünkü karşı tarafa verdiği zararlardan çok kendi menfaatini düşündüğünden, yaptıklarını kendi cihetinden bir hak olarak düşünecektir. "Büyük günahlar: Allah’a şirk koşmak, haksız yere bir insanı öldürmek…" hadisi şerifi gibi kendisini durduracak bir engel olmadığı için bu suçlar kendisine çok basit gelecektir. İçki, zina, kumar, fuhuş ve diğer yasaklanmış olan şeyler, özgürlük dairesine girince bir yasak olma hükmünü kaybedecektir. Kişinin kendi eşi ve çocukları üzerinde bir haktan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Nitekim özgürlük ülkeleri olarak tanıtılmaya çalışılan ülkelerdeki tablo tam da bu şekildedir.

İslâm dinini kabul eden müslümanların yaşadığı bölgelerde ise bunun tam zıttı bir tablo vardır. Çünkü bir müslüman için hayatın tarifi en kısa olarak şöyledir: Allahu Teâlâ, kendisine kulluk etmeleri için insanları ve cinleri yaratmıştır: "Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım." (Zariyat: 56) Hangisinin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratmıştır: "Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır." (Mülk: 2) Herkes günün birinde ecelleri geldiği zaman ölecek ve rablerinin huzuruna döndürülecektir: "Her nefis ölümü tadacaktır, sonra bize döndürüleceksiniz." (Ankebut: 57) Herkes yaptığı en küçük bir fiilinin dahi karşılığını görecektir: "Her kim zerre miktarınca iyilik yaparsa karşılığını görecek ve her kim de zerre miktarınca kötülük yapmışsa karşılığını görecektir." (Zilzal:7-8)

Bu ayeti kerimeler doğrultusunda düşünüldüğü zaman insanın başıboş bırakılmadığı açığa çıkacak ve şu ayeti kerime bizleri karşılayacaktır: "İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?" (Kıyame:36)

Evet, İslâm’a iman etmiş biri başıboş bırakılmadığını, bilakis Allahu Teâlâ’nın ona doğumundan ölümüne kadarki tüm yaşamını kapsayan emir ve yasaklar belirlediğini görecektir.

Evlat olana hitap: "Anne ve babana ‘öf’ bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle." (İsra:23)

Aile sahibi olan hitap: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennem ateşinden koruyun." (Tahrim:6)

Bir komşu olana hitap: "Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ve ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın." (Nisa: 36)

Tüccar olana hitap: "Bizi aldatan bizden değildir." (Müslim)

Yönetici olana hitap: "Hiçbir gölgenin olmadığı günde Allahu Teâlâ yedi sınıf insanı arşının gölgesinde barındıracaktır: -Adil devlet başkanı…" (Buhari, Müslim) bu tip görevler ve sorumluluklar verilmiştir. Ayet ve hadisleri incelediğimiz zaman, insan hayatının tüm alanlarını kapsayan Yüce Rabbimizin bir emir veya yasağını bulmamız mümkündür. Bu yazıda tüm örnekleri vermek yerine bu kadarı meselenin anlaşılması için kâfi gelecektir. Önemli olan; bir müslüman gözüyle batılı ideolojilerin bizlere dayatmakta olduğu "özgürlük" kavramına nasıl bakmamız gerektiğini bilmektir. Allahu Teâlâ’nın dinine iman etmiş bir müslüman, tüm tağutlardan kendisini soyutlamış, tağutlara kulluktan kurtulup yüce yaratanına kulluk şerefine nail olmuş ve böylece özgürlüğünü kazanmıştır. Kendisi insanların hevaları doğrultusunda hazırlanmış ideolojilerin bataklığında batmaktan sıyrılıp kurtulmuş ve kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olan Rabbine işlerini havale etmiştir. Eşine, çocuklarına, ana-babasına, akrabalarına, çevresine ve hatta kendi nefsine nasıl davranması gerektiğini Rabbinin bildirmiş olduğu kurallar çerçevesinde düzenler. Şeytani ve tağuti sistemlerin yaymaya çalıştıkları safsatalardan kendini soyutlar. Çünkü İslâm akidesinin temel rükünlerinden birisi ahiret inancıdır ve ahiret demek hesap-ceza-mükâfat tabloları demektir.

Bu inançla yaşayan bir müslüman, insanların belirledikleri "özgürlük" normlarına göre yaşayıp ahiret hayatını heba etmez. Çünkü insanoğlunun ahiret hayatını hüsrana uğratmak isteyen İblis ile ve kendi heva ve nefsi ile sürekli bir mücadelesi vardır. Bâtıl ideolojilerde ise ahiret inancı olmadığından dünyadaki hayatı boyunca hevasının istedikleri doğrultusunda zevklenmeye çalışmak vardır. Ahiret inancı, davranışları belirleyen temel ve asıl kaidedir. Tüm bu anlatılanlardan sonra konunun hulasası şudur: Dünyadaki en özgür insan müslüman olan kişidir; çünkü o, nefsini kula kul olmaktan kurtarmış ve Rabbine kulluk hürriyetine kavuşturmuştur. Hal böyle iken bir müslümanın dünyadaki özgürlük alanlarını ve yasaklarını belirleyen sadece ve sadece Allahu Teâlâ’dır. İnsanlar nezdinde olan değil, Rabbi nezdinde olana göre yaşar. İnsanların türlü zamanlarda ihdas ettikleri çeşitli ideolojileri değerlendirirken, müslümanın terazisi sadece Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarına göre hesap yapar, buna göre hüküm belirler. İnsanoğlu yeryüzünde başıboş ve hevasına göre yaşayan bir mahlûk değildir. O, zerre miktarınca iyiliğin de, zerre miktarınca kötülüğün de karşılığının verileceğine olan imanıyla yaşar. Kadın hakları, erkek hakları, komşu, akraba ve diğer tüm haklar Allahu Teâlâ’nın belirlediği kriterler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Konunun başında söylediğimiz ve bugünlerde söylenmekte olan kadınlara özgürlük kavramını konuşacağı zaman, müslüman erkek ve kadının yapması gereken, batılıların ve İslâm dışı olan sistemlerin ne dediğine kulak vermek yerine Allah ve Rasulü'nün bu konuda ne emir buyurduklarını tahkik etmek olmalıdır. Çünkü Allahu Teâlâ erkekleri kadınlar üzerine yönetici (aile reisi) olarak belirlemiş, bunun yanında kadınları da erkeklere emanet etmiştir. Kadın aile reisine meşru olan konularda itaat etmekle sorumlu olup, erkek de Allah’ın emaneti olan kadınlara nasıl sahip çıktığı konusunda Rabbine hesap verecektir. Bu şuurla hareket eden müslüman bir ailenin batılıların özgürlük safsatalarına asla ve asla ihtiyacı olmayacaktır.

Ama İslâm’a iman etmeyen kişilerin yaşam ve inanç şekilleri ise onların bileceği bir şeydir ve müslümanın onların belirlediği özgürlüklere ihtiyacı yoktur. "Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah size muhtaç değildir. Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Ama eğer şükrederseniz sizin için bundan razı olur. Hiçbir günahkâr diğerinin günahını çekmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir ve yapmış olduklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O, kalplerde olanı en iyi bilendir." (Zümer:7)

 

Misak Dergisi 342. Sayı

Mayıs 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Servet ÇERİ
DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya