Politika Çarşısında Yaşanan
‘Mutlak Butlan’ Depremi ve Kronik Kargaşa
Ayın Konusu

Cemiyetler farklı dünya görüşleri, inançları, hedefleri ve talepleri bulunan değişik çevrelerden oluşur. Her bir çevre/topluluk arasında da benzer farklılıkların bulunması mümkündür. Toplumlarda farklılığı ve çeşitliliği ortadan kaldırma ihtimali söz konusu değildir. İnsanların parmak izleri bile birbirinden farklıdır. Musannif Katip Çelebi; ”Kimi ahmaklar ihtilâf hikmetini bilmez, cümle halk bir mezhepte ve meşrepte olsun deyü muhal tasavvur eder” diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Dolayısıyla cemiyet halinde yaşayan insanların arasında çekişmenin, tartışmaların ve fikri ihtilâfların zaman içerisinde ve değişik sebeplerle ortaya çıkması mümkündür. Devletin temel hedefi, insanların ortak ihtiyaçlarını karşılamakla ve insanlığa hizmet etmekle sınırlıdır. Buna mukabil siyasi rejim tercihi, zaman içerisinde değişikliğe uğrayabilir. Asırlarca süren oligarşi rejiminden bunalan insanoğlu; devletin gücünü, anayasa ve örf ile sınırlayarak demokratik bir rejime kavuşabileceği zannetmiştir. Zaman içerisinde bunun bir hayal olduğu anlaşılmıştır.
Hüsnü AKTAŞ
Toplumları
İmha Aracı Olarak Tıp ve İlaçlar
Makale

Esas gayesi hasta ve yaralı insanları tedavi etmek olan tıp ilmi bilhassa batıda gayesinden saptırılarak ideolojik amaçlar için kullanılmıştır. Üstün ırk yaratma (!) hedefi yüzünden tıbbi uygulamalar maskeli katliamlar yapılmıştır. Bilhassa günümüzde tıp ilminin ilerlemesi, gen teknolojisinin gelişmesi tıbbı da gerçek hedefinden saptırmış, dünya nüfusunun azaltılması ile tıbbın bir sanayi dalı haline gelmesine yolaçmıştır. Bugün emperyalist güçler gıdalara ve temizlik ürünlerinde kullandıkları katkı maddeleri ile birçok hastalığın ortaya çıkmasına vesile olmakta, bu hastalıkları tedavi de etmeyerek hastaları ilaç fabrikalarının ömür boyu müşterisi haline getirmektedirler. Yazarımız tıp ilminin yakın tarihine dair tespitlerini dile getirmektedir.
Kamil YEŞİL
İşte O, “Dümeni Kırık, Köhne Tekne”
İktibas

Cumhuriyetin Kuruluşundan sonra yapılan inkilapların şüphesiz en önemlisi harf inkilabıdır. Bu inkilap ile bir milletin dini, ilmi, tarihi velhasıl bütün geçmiş hafızası silinmiştir. Daha sonra okullarda okutulmak üzere resmi tarih dediğimiz hayali bir tarih yazılmıştır. Bu tarihe göre Osmanlı Devletinin son yılları ile Cumhuriyetin ilk yılları anlaşılmasın diye sanki özel bir gayret gösterilmiştir. Resmi tarihe aykırı yazılar kaleme alan tarihçiler yıllarca mahkemelerde süründürülmüştür. Türkçe'ye çevrilen batı klasikleri ve resmi tarih bilgileri ile kendi tarihine, kültürüne ve hatta dinine düşman nesiller yetiştirilmiştir. Ancak hakikatlerin birgün mutlaka ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Usta kalem Nuh Albayrak 19 Mayıs Efsanesine belgeler eşliğinde ışık tutuyor.
Star
Gazetesi
19.05.2026
Nuh ALBAYRAK
Hicret, İslâm’la
Yeniden Doğuştur
İnceleme

Din, akıl, can, mal ve nesil emniyetlerinin olmadığı, vahyin hukuka kaynaklık etmediği, ibadetlerin hakkıyla ifa edilemediği, zulmün kurumsallaştığı, cihada ve davete engeller konulduğu yerlerden adaletin olduğu mekânlara hicret kaçınılmazdır. Hicretin olması zulmün varlığı ve boyutlarıyla mukayyettir.
Rasûlüllah (sav)’in buyuruşuyla hicret; “Kişinin dininde fitneye düşme korkusuyla Allah’a yapılan bir seyirdir.” Yani Allah Teâlâ’nın isteklerine göre hayatı anlamlandırmak için yapılan bir yolculuk ve arayıştır. Bu anlamda hicret sona ermemiştir. Kıyamete kadar da olacaktır.
Mustafa ÇELİK
Velâyetlerini Kâfirlere Verenler
Allah Yolunda Cihad Edemezler
Tefsir

Kâfirleri dost ve veli edinme eğilimi arttıkça, Allah için mücadele ruhu zayıflar. Çünkü kalp kime dayanırsa, irade onun emir ve nehyleri doğrultusunda şekillenir. Gücünü vahiyden değil beşerî otoritelerden alan bir anlayışın cihad şuuru üretmesi zordur. Zira cihad, önce kalbin bütün sahte dayanaklardan hicretidir.
Bu yüzden Allah için cihad ile bâtıl odaklara velayet arasında ters orantı vardır. Biri arttıkça diğeri eksilir. Biri ümmeti diriltir, diğeri çözülmeye sürükler. Mü’minin izzeti, velayetini yalnız Allah’a, Resûlüne ve mü’minlere tahsis etmesindedir. Çünkü hakiki kuvvet, başkasına yaslanmakta değil; Allah’a dayanıp O’nun davası uğruna sebat etmektedir.
Mustafa YUSUFOĞLU
Rezâlet Çukurundan Fazîlet Ufkuna
Akaid

Bugün tıpkı Kudüs gibi kutsal mekanlara çöreklenmiş siyonist İsrail terör örgütü gibi, bazı aşırı râfizî gruplar da iyi erdem ve amelleriyle Allah’a yaklaşacakları yerde, tamamen “seçilmişlik” teorisi üzerinden propagandalarını yürütmektedir. “Seçilmiş Halk’ ve ‘Vaad Edilmiş Toprak’ kavramlarını silip atın, siyonizmin temeli bir anda çöker. Onun için dinî partiler güçlerini tuhaf bir şekilde agnostik siyonistlerin suç ortaklığından alırlar.” Aynen bunun gibi, sonradan üretilmiş sahte “kutsal hanedanlık” fikri çıkarılsa, râfizîlikten geriye bir şey kalmayacaktır. Nasıl ki, siyonist yahûdîlerin “yüzde 90’ı, bu toprakların kendilerine (gerçekte) -inanmadıkları Allah tarafından- verildiğini” bahane ediyorlarsa, Râfizîlerin çoğu da kendi sapkın yönelimlerini (şu'ûbî hırslarını) gizleyebilmek için, masum imam, tanrı imam, alternatif “Fatıma Mushafı” gibi, sürekli (içiçe, tükenmez bir sarmal halinde kurgulanmış) alternatif “dine karşı din” motifleriyle sürdürmektedir. “Allah’a karşı yalan uydurarak iftira edenden daha zalim kim olabilir?”
Derda PINAR
Allah’ın (cc) Laneti
Rüşvet Alanın
ve Verenin Üzerine Olsun
Fıkıh

Soykırım suçları uluslararası mahkemece tescil edilmiş İsrail’in İran’a şımarıkça saldırısı BM Teşkilatının tepkisini çekmesi beklenirken İngiltere ve Fransa tarafından, yapılması gereken normal bir adım gibi değerlendirildi. İsrail uzun süredir hayalini kurduğu şekilde ABD ile İran’ı savaştırmayı başarmış olsa da, bu savaşın İran’da bir rejim değişikliğine yol açacağına yönelik beklenti şimdilik karşılıksız kalmıştır. Bu savaş için ciddi bir şekilde hazırlandığı görülen İran’ın, 12 Gün savaşından da dersler çıkarttığı ve savaşı Körfez ülkelerine yayıp Hürmüz Boğazını da kapatarak, bir taraftan ABD’nin bölgedeki güvenlik mimarisini sarsarken diğer taraftan da küresel bir enerji krizine yol açarak ABD’yi savaşmaktan alıkoymaya, yani İsrail’i yalnız bırakmayı hedeflediği anlaşılmaktadır.
Yusuf KERİMOĞLU
Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri
Kitap

Tarih adeta batıda başlamış batıda yazılmış ve batıda devam etmekteydi. Az gelişmiş insan ya da insanımsılardan oluşan dünyanın geri kalanı Batının öncülüğünü ve ilerleyişini takip etmeliydiler. Kendilerini insanlığın geri kalanından üstün gören bu ırkçı tavrın sahipleri dünyanın geri kalanını medenileştirmek gibi bir sorumlulukla hareket ettiklerini hem kendilerine hem de dünyanın geri kalanına inandırmayı başardılar. Oysa Medeniyetin beşiği olduğunu iddia eden Batı demokratik değerlerle ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ve kısmen tanışabildi. Tanıtmaya çalıştığımız eser kurgulanan tarihin gerçekleri nasıl çarpıtıldığını ayrıntıları ile inceliyor. Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri: Özgüvenini kaybedip çağdaş uygarlık seviyesine çıkmayı en büyük hedeflerinden biri olarak ortaya koyarak kaybetmeyi daha en baştan kabullenmiş bir milletin fertlerinin tekrar kendi benliğine dönebilmesi adına dikkate alması gereken eserlerdendir.

Mehmed Zahid AYDAR
Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye Çankaya/ANKARA
0312 230 65 27 misakdergisi@gmail.com

