Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra; Medine, Mekke, Cüasa ve Taif dışında, yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekatı vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmalarını emretti. Hz. Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi de öldürdü. Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Allah’ın kılıcı/ Seyfullah lâkabı ile anılan Hz. Halid B. Velid ‘in (r.a) kumandanlıağını yaptığı Yemame Savaşı’nda yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki binden fazlaydı.

 

 

Allah’ın Kılıcı/Seyfullah

Hz. Halid Bin Velid (r.a.)

Irak Savaşlarında Halid Bin Velid Halife Hz. Ebubekir, irtidad hareketlerini bastırdıktan sonra şura üyeleri ile toplantı yaptı. Toplantıda hudut boylarında Müslümanları rahatsız eden, mal ve can kayıplarına sebep olan müşrik Arap kabileleri üzerine asker gönderilmesine karar verildi. Müşrik Arap kabileleri, o zaman ki iki büyük devlet olan Bizans Rum devleti ile, Sasanî İran devletinin egemenliği altında idi.

Şura kararı gereğince, halife Hz. Ebubekir, on bin kişilik bir süvari birliği ile Halid bin Velid’i hicretin on ikinci senesinde Sasanilerin egemenliği altında bulunan Irak Arapları üzerine gönderdi. Müsenna kumandasında sekiz bin kişilik bir kuvvet te halifenin emri ile Halid bin Velid kuvvetlerine katıldı. Halid bin Velidin Irak Arapları üzerine gönderilmesi ile kalıcı fetihler dönemi başladı. 

Halid bin Velid yol üzerinde bulunan yerleşim yerlerini cizyeye bağlayarak Hire’ye ulaştı. Hire Valisi’ne şu mektubu yazdı:

“Sizi Allah’a ve İslam’a davet ediyorum. Eğer kabul ederseniz, siz de Müslümanlardan olur, onların hak ve vazifelerine sahip olursunuz. Fakat kabul etmezseniz cizye vereceksiniz. Şayet cizyeyi de vermeyi de kabul etmezseniz sizin hayata bağlılığınız kadar ölümü isteyen bir kuvvetle üzerinize geliyorum. Sizinle savaşacağız. Allah’ın takdiri ne ise o olur. ”

Hirelilerin başkanı ve Hire Valisi Kubeysa oğlu Eyas, kabilenin ileri gelenleri ile konuştu ve “Harbe lüzum yok, biz dinimizde durur, cizye veririz” dedi. Doksan bin altın vermeleri şartıyla anlaşma yapıldı.(1)

Halid Hireden ayrılınca İran Hire Valisi’ni azletti. Bir İranlıyı Hire’ye vali yaptı. Bölgenin En büyük idarecisi olan Hürmüz, Hindistan su yollarına da hakimdi. Hindistan’a gemiler onun idaresinde giderler, gelirler ve ticaret yaparlardı. İran Hürmüz’ü Halid bin Velid üzerine gönderdi. 

Halid bin Velid, Hürmüz’e şu mektubu gönderdi:

“Müslüman ol, kurtul veya cizye vererek kavmini ve kendini emniyete al. Aksi halde neticeden sen sorumlusun. Sizin hayatı sevdiğiniz kadar ölümü seven bir kuvvetle üzerinize geliyorum.” (2)

Hürmüz, Halid bin Velid’e cevaben ordusu ile Kazıma’ya gelip su başlarını tuttu. Halid bin Velid’de Kazımaya geldi. İki ordu karşı karşıya idi. 

Halid bin Velid ileriye at sürdü. Hürmüz’e meydan okudu. Hürmüz cesur, savaşmasını iyi bilen, kahramanlığı ile tanınmıştı. O da hemen atını meydana sürdü. Atlarından indiler bir birlerine hücum ettiler. Hücumları boşa gitti. 

Halid bin Velid Hürmüz’ü kucaklayıp altına aldı. Hürmüz’ün adamları Halid’i öldürmek için koştularsa da meşhur Ka’ka onları öldürdü. Halid de Hürmüz’ü öldürdü. Kumandanı öldürülen Iran ordusu bozuldu. Kaçmaya başladı. Atı Yörük olanlar ancak İslam askerlerinden kurtuldular. 

Haldi bin Velid ganimet mallarının beşte birini Medine’ye gönderdi. Halife Hürmüz’ün mal varlığını Halid bin Velid’e bağışladı. Hürmüz’ün tacı yüz bin dirheme satıldı. En yüksek görevlilerinin yüz binlik taç giymeleri İran devletinin teşrifat adetlerindendi. 

İran, Hürmüz’e yüz binlik taç giyen Kaarın’la yardımcı kuvvet gönderdi. Kaarın bozgunda kaçanları da ordusuna kattı. Hücuma geçti. Savaşta Karın, şehzadeler kubad, Enu Şucan ve otuz bin İran askeri öldü. Kaçanların çoğu da sularda boğuldu. Bır çok ganimet elde edildi. Halid bin Velid Hürmüzle yaptığı savaştan sonra Kaarın’la yaptığı savaşı da kazandı.(3) 

İran devleti üçüncü olarak kahraman Endrazgâr kumandasında bir ordu daha gönderdi . Endrazgâr müşrik Araplardan da çok sayıda asker topladı. Yapılan savaşta Endrazgâr da yenildi. Kaçarken susuzluktan öldü. Esir alınanlar arasinda Hıristiyan Beni Vail Araplarının başkanının oğulları da vardı. Beni Vail Arapları buna çok kızdılar. Esved-i Aclîi’yi kendilerine kumandan yaptılar Fırat nehri üzerindeki Leys denilen yerde toplandılar. Caban kumandasındaki İran ordusu da Hıristiyan ordusunun yanına geldi, yerleşti. İki ordu birleşti. 

İran ordusu yemeğe hazırlanırken, Halid bin V elid ordusu ile göründü. İranlılar, savaşa başlayalım mı, yoksa askeri doyurup, sonra mı savaşalım derken Halid bin Velid hücuma geçti, şiddetli bir savaş başladı. Bu savaşta ateşperest İranlılarla, Hıristiyan Arapların yetmiş bin kişi kaybettikleri yazılır. Halid bin Velid, İranlıların yiyemediği yemeklerle askerlerini doyurdu. Hemen yakında bulunan Engişeya şehrine hücum etti. Halk bir şey alamadan kaçtı. İslam askerleri çok ganimet topladı. Zafer müjdesi ile ganimet malların sayısı Medine’ye bildirildi.(4)

 

Hire’nin Fethi

Halid bin Velid, Hire Valisi ile cizye üzerinde anlaşma yapmıştı. İran bu anlaşmayı kabul etmemiş, valiyi değiştirmiş, Halid bin Velid üzerine asker göndermiş anlattığımız savaşlar yapılmıştı. Halid bin Velid Hire’yi fethedip İslam hakimiyetine almaya karar verdi. 

Hire Valisi ordusunu hazırlarken oğlu da Fırat’ın suyunu keserek, ganimet malları bulunan Halid’in gemilerini hareketsiz hale getirdi. Halid atını sürdü suyu çekilmiş Fırat üzerinde valinin oğlunu öldürdü. Oğlunun öldürüldüğünü öğrenince Vali Hire’den kaçtı. 

Halid Valinin karargahını ele geçirdi. Halk muhkem yerlere ve kiliselere sığındı. İslam askerleri kapıları kırdı, her tarafa hakim oldu. Halk aman diledi. Halid bin Velid’de aman verdi. Halkı cizye’ye bağladı. Hireliler yılda 190 bin altın ödeyecekler. Karşılığında emniyetleri ve huzur içerisinde yaşamaları sağlanacaktı. Hireliler daha sonra gördükleri iyilik ve adaletten dolayı Halid bin Velid’e hediyeler sundular. Hediyeleri, Halife Hz. Ebubekir’e gönderdi. 

Hz. Ebubekir, Halid bin Veli’de bir emirnâme gönderdi. Halkın zarar görmemesi için hediye alınmamasını, mevcut hediyelerin bedellerinin düşüldükten sonra sahiplerinin cizyelerinin tahsil edilmesini emretti. Hire’nin fethinden sonra etraftaki kabilelerin bazıları da gelerek bağlılıklarını bildirdiler. 

 

Halid bin Velid’in İslam’a Davet Mektupları

Halid bin Velid, İranlılara İslam’a davet mektupları gönderdi. Bu mektuplardan ikisi şöyledir:

“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Halid bin Velid’den Rüstem, Mehran ve İran halkına:Selam doğru yola tabi olanlara. Biz sizi İslam’a davet ediyoruz. Eğer kabul etmezseniz malınızdan güzellikle cizye verin. Eğer cizye vermeyi de kabul etmezseniz benimle beraber öyle bir topluluk var ki, İranlıların içkiyi sevdikleri gibi Allah yolunda cihadı istiyorlar, seviyorlar. Selam doğru yola tabi olanlara.” (5) 

 *

“Halid bin Velid’den İran idarecilerine

Selam doğru yolda olanlara, Hamd sizin birliğinizi dağıtan mülkünüzü elinizden alan, planlarınızı bozan Allah’a mahsustur. Şunu katiyetle bilin ki, kim bizim gibi namaz kılar, kıblemize döner, kestiğimizi yerse o gerçek Müslümandır. Hak ve vecibeleri de bizim gibidir. Mektubu alınca bana rehineler gönderin. Onlar benim himayemdedir, korkmayın.

Eğer dediğimi yapmazsanız kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki, sizin hayatı sevdiğiniz kadar ölümü seven bir kuvveti üzerinize göndereceğim.”(6)

 

İranlıların Yiyecek Ambarı

Fırat’ı Dicle’ye bağlayan iki büyük kanalın içinden geçtiği Anbar şehri, etrafı hendeklerle çevrili Sasanilerin erzak ve silah ambarı bir şehirdi. Mustahkem yüksek duvarları vardı. Şehrin Valisi İran Beylerinden Şirzat’dı. Halid bin Velid şehri ok yağmuruna tuttu. Okçulara düşmanın gözlerine ok atmalarını emretti. Atılan her ok hedefini buluyor, düşmanın bir gözünü kör ediyordu. “Düşman surlardan başını kaldırıp ta ok atamıyordu. Başını kaldırdığı zaman gözünü kaybediyordu. Bin kadar düşmanın gözü kör olduğu bildirilir. Şirzat kendi şartları ile şehri teslim etmek istedi.

Halid bin Velid teklifi uygun bulmadı, muhasarayı devam ettirdi. Hendek yüksek duvarlara ulaşmayı engelliyordu. Halid bin Velid, zayıf develeri kestirip hendeğe doldurttu. Üzerinden askerlerini yürüttü.

Karşı koyamayacağını anlayan Şirzat canına dokunulmadığı takdirde her şeyi ile şehri teslim edeceğini söyledi. Halid bin Velid, teklifi kabul etti. Anbar şehrini bütün mal ve eşyası ile teslim aldı. Şirzat Behmen’in yanına gitti.

Halid, Anbar’a Vali tayın etti. Başka bir yöne yöneldi. Onun için durmak yoktu. Onun hedefinde İslam’ı her tarafa yaymak vardı. 

Halid bin Velid, Ayn-ı Temir kalesi üzerine gitti. Kalenin muhafızı Mihran bin Behran-ı Çubi idi. Yanında çok miktar da asker vardı. Arap kabileleri de yanında idi. Arap kabileleri reislerinden Aka, Mihran’a “Arap Arabın halini daha iyi bilir. Sen Halid’i bize bırak” dedi. O da kabul etti, kalede kaldı. Aka askerlerini savaş düzenine sokarken, Halid koştu, onu yakaladı. Arap askerleri bozuldu, çoğu esir oldu. Bu durumu gören Mihran askerleri ile kaleden çıkıp kaçtı. Bozguna uğrayan Arap askerleri kaleye sığındı, kaleyi koruyamadılar. Halid, kaleye girdi, Aka’yı ve direnleri öldürdü, o bölgede fethedildi.

Daha önce cizye’ye bağlanmış olan Dümet-ül Cendel Arap kabilelerinin isyanını haber alınca onlar üzerine yürüdü. Yapılan savaşta isyancı askerler bozguna uğradı, kumandan Cûdi’ de öldürüldü.

Halid bin Velid’in ayrılmasını fırsat bilen İran büyük bir ordu ile Hire’yi geri almak harekete geçti. Kumandan Aka’nın intikamını almak için Arap kabileleri de büyük bir ordu hazırladılar ve İran ordusu ile birleşmek istediler. Halid bin Velid, İranlılar üzerine Kakaî kumandasında bir birlik gönderdi. Kakaî hemen savaşa girdi. Düşman kumandanını öldürdü. İran ordusu bozuldu. Çok miktarda ganimet alındı. Ganimetlerin beşte biri Medine’ye gönderildi. İran ordusunun bozulmasından sonra Arap kuvvetleri dağıldı.

İsyancıları takip ederek Rum, İran ve müşrik Arapların, Rum ve İran hudutlarının kesiştiği noktada yeni büyük bir ordu meydana getirdiklerini gördü.

Rumlar, “Bugün kimler muharebe edecek ve kimler kaçacak iyice anlaşılsın” diyorlardı. Halid bin Velid anî bir hücumla hepsini bozguna uğrattı. Kaçanların takibini emretti. Kaçanların çoğu da öldürüldü.

Halid bin Velid, burada bir müddet kaldıktan sonra orduya Hire’ye dönme emrini verdi. Kumandanları çeşitli bölgeler de görevlendirdi. Ordu Hire’ye dönerken kendisi de bazı ileri gelenlerle kısa ve tenha yolları takip ederek gizlice Hacca gitti ve döndü.

Halife Hz. Ebubekir hacca gittiğini haber alınca ordunun başından izinsiz ayrılmasını ve Hacca gitmesini uygun görmedi, kınadı. Vazife yerini değiştirdi. Şam bölgesinde görevlendirdi.(7)

 

Halid bin Velid Şam Bölgesinde

Halid bin Velid, Halife Hz. Ebubekir’in emri üzerine emrindeki askerlerin yarısını Kumandan Müsenna’ya bırakıp başta Ashab-ı Kiram olmak üzere diğer yarısını alıp Şam bölgesine gitmek istedi. Müsenna : Ben Ashab-ı Rasulullah ile bereketleniyorum. Onların yüzü suyu hürmetine Allah’tan yardım dilerim. Zaferi biiznillah onların yüzünden bilirim dedi. 

Halid bin Velid, Müsenna’nın razı olacağı şekilde askeri ikiye böldü. Sahabenin yarısını ona bıraktı ve on bin askerle Hireden ayrıldı. 

Şam’a giderken Kurakir adlı yere gelince, halkın hücum’a uğradı. Onlarla savaştı. Bir çok ganimet ele geçirdi. Kestirme yollardan ve susuz çöllerden geçerek beş günde Seviy adında bir su başına ulaştı. Ora halkı ile savaştı, onları yendi. Bir çok ganimet elde etti. Erek adlı yere gelince halk barış istedi. Cizye vermeyi kabul ettiler. Tedmüre gelince halk kalelerine kapandılar. Halid bin Velid’in cizye teklifini kabul ederek savaşmaktan kurtuldular. Karyeteyn de müşrik Araplarla savaşmak mecburiyetinde kaldı. Onları da yendi, bir çok ganimet aldı. Havarine gelince müşriklerle yine savaştı. Bir kısmını öldürdü, bir kısmını esir aldı. Kuzaa kabilesinden Meşcaa Oğulları ile cizye anlaşması yaptı. Şam yakınındaki dağ geçidinden geçerken peygamberimiz (sav)’in yanında bulunan siyah renkli sancağını açtı. Merci Rahita gelince Gassanilere hücum etti. Onların da kimini öldürdü, kimini esir etti. Yermük yanındaki Vakusa’ya geldi. Şam bölgesi kumandanları ile buluştu.(8)

 

Busra’nın Fethi

Busra, o zamanın en mühim şehirlerinden biri idi. Sağlam duvarları, silahlı halkı ve kuvvetli bir ordusu vardı Kervanlar gelir giderdi. Ticaret merkezi idi. Şehir Rumların idaresindeydi. 

Şehrin ordusu ile İslam ordusu karşı karşıya geldi. Düşman sayı bakımından kat be kat fazla idi. Müslümanlar tekbir sedaları ile hücuma geçti. Rumlar cepheye durmadan yeni kuvvetler sevk etti. Müslümanlar kuşatmaya maruz kaldılar, geri çekildiler. Durum tehlikeli idi.

Ordunun merkezinde bulunan halid bin Velid her biri yüz kişiye bedel olan Abdurrahman bin Ebu Bekir, Dırar bin Ezver, Rafi bin Umeyretü-tai gibi İslam fedailerini yanına alarak kırk elli süvari ile geri çekilen askerlere yetişti şöyle dedi:

“Askerler! Bugün İslam âlemi sizin kılıçlarınıza bakıyor. Eminim ki Allahın Rasulünü gören gözler ölümden korkmaz. Peygamberin cesaretini düşününüz. İşte ben önce canımı feda ediyorum. Allah tanıyan bir mümin tasavvur etmem ki arkamdan gelmesin ”dedi.(9) Rumların ana merkezine hücum etti. Halid bin Velid’in ateşe atılır derecede din uğrunda canını tehlikeye saldığını gören gazilerin her biri Rumlara şiddetle hücum ettiler. Ormanın içine düşen yıldırım gibi düşman saflarını yarıp yıkmaya başladılar. Rumlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Kaçtılar. O gün savaşta Rumlar yenildiler.

Ertesi gün Rumlar savaş meydanına çıkamadılar. Bizans, general Dorihan kumandasında yeni bir kuvvet gönderdi. Halk Dorihan’ın yanına geldiler. Sen bizim büyük Generalimizsin. Bugün asker bir işaretinize bakıyor. Haydi Araplara kahramanlığını göster, dediler. Dorihan, ‘Evet yarın göstereceğim’ dedi.

Savaş başlamadan önce Halid bin Velid ordusuna imam oldu, sabah namazını kıldırdı. Şu konuşmayı yaptı:

“Ey Allah’a ve Rasûlüne iman edenler. Kafirlerin hayatı sevdiği kadar, ölümü sevdiğinizi bilirim. İşte bir elimde kınından sıyrılmış şeriat kılıcı, önümde peygamber sancağı duruyor. Sizi Allah’ın dinini yüceltmeye davet ediyorum. Bugün mücahidlerin ruhanî sesleri, düşmanların kulaklarını dehşetle dolduracaktır. Daha henüz yaraları kapanmamış vücudumun titremeleri, kalbimin mukaddes vuruşları bu savaşa atılmaktan beni asla menedemez.

Haydi sizi göreyim, din arslanları, peygamberimizin sıdk-ı nübüvvetini, dinimizin ulviyetini, fedakârane bir surette insanlık âlemine gösterilim. Ölümden korkmanın hayata hiçbir faydası yoktur. 

Maksadımız, Cennetin bahçeleri ve dünyanın yüksek sarayları değil, ancak Allahın rızasıdır. Yürüyünüz… Varsın, bu sahralar, ism-i Celâl ile inlesin. İnsanlık huzur bulsun.”(10)

Merhum Mahmud Hakkı, Halid bin Velid’in konuşması hakkında şunları yazar: “Müslümanların kalblerini o derece kuvvetlendirdi ki, yüreklerinin en gizli köşelerinden fışkıran şecaat yağmuru ve iman damlalarıyla harbin acılarını ve hayatın sonsuz kederlerini büsbütün unuttular. Hz. Halid’in saf, semaya benzeyen nurlu yüzünde şecaat ve hamasat nurları parlamakta idi. Kahraman gaziler de bir lahutî sada ile hücuma hazırlandılar.”

Düşman kumandanı Dorihan meydana çıktı. Er diledi. Abdurrahman bin Ebu Bekir ona karşı çıktı. Dorihan yaralandı, kaçtı. Halid bin Velid hücum emrini verdi. Savaş iki saat sürdü. Düşman bozuldu. Canlarını kurtaranlar kalelerine sığındılar, kale kapısını kapattılar. Mücahitlerden yüz kadar şehit verildi. Müslümanlığını gizleyen Rumas adlı bir Rum generalin yardımı ile bir gece kale kapılarının açılması ile İslam ordusu şehre girdi, Dorihan da öldüğü için başsız kalan şehir halkı teslim oldu. Halkın çoğu Müslüman oldu. Olmayanlar cizyeye bağlandı. Halid bin Velid şehrin muhafazası için beş yüz asker bıraktı ve karargaha döndü. Bir mektupla şehrin fethini halife Hz. Ebubekir’e bildirdi.

Rumlar, Busra savaşında ölenlerin intikamını almak için Kalus kumandasında bir ordu daha gönderdi. Kalus, imparatorun kız kardeşinin oğlu, genç, atılgan tecrübesiz bir generaldi. Onu İmparator göndermek istemedi. İlle de gideceğim, Müslümanları yok edeceğim diye direnince gönderdi. 

İki ordu karşı karşıya geldi. Kalus meydana çıktı, er diledi. Halid bin Velid atını sürdü. Kalus tercümana bu kim? dedi. Tercüman ordularımızı mahveden bu adam Halid bin Velid’dir dedi. Kalus korkmaya başladı. Kumandanları ile konuşmak için bir gün mühlet istedi. Halid atından indi. Kalus’u tutup birkaç defa yere vurdu, sonra kılıcı ile dövmeye başladı. İslam askerleri tekbir aldı. Rum askerleri korku ile sindi.

Halid bin Velid, Kalus’u Müslüman olan general Rumas’a teslim etti. Rumas, Kalus’a şunları söyledi: Ne ağlıyorsun? Nasıl imparatorun yanında atıp tutmaya benziyor mu?Ayıptır bak bu kadar asker sana bakıyor Bir ordu kumandanı olarak çocuklar gibi ağlıyorsun.”

Kalus konuşuyordu. Halid ne söylüyor? dedi. Rumas: Size para vereyim. Bana ilişmeyiniz diyor. Halid bin Velid, Kalusu hapsetti.

Rumlar adına kumandan olarak İzrail meydana çıktı. Kendisi bölgenin valisi idi. Kılıçla vuruşmayı hiç yapmamıştı. Halid bin Velid’in karşısında titriyordu. Mecburî vuruşmaya başladı. Halid bin Velid bir kılıç darbesi ile onu yere düşürdü, ayağının altına aldı. Rumlar hücum etmek istedilerse de Ebu Ubeyde bin Cerrah ordusunu harekete geçirince korktular ve geri çekildiler. Halid bin Velid İzraili de Kalus’un yanına gönderdi.

İmparator, Kalus’u ve İzrail’i kurtarmak için Tuma kumandasında bir ordu daha gönderdi. İki ordu iki gün savaştı. Savaş gittikçe şiddetlendi. Kan deryaları meydana geldi . On bin ölü veren Rum ordusunun kalıntıları şehrin içerisine kaçtılar. Kapıları kapattılar.

Kalus ve İzrail askeri kumandanların huzuruna getirildi. Müslüman olmaları teklif edildi. Kabul etmediler. Cizye vermeleri teklif edildi. Kabul etmediler. İleri geri söz söylemeye devam ettiler. Kumandanların kararı ile idam edildiler.

İmparator Herakliyus, Kalus’un ölümünü haber aldığı zaman, ‘Ah. . Kalus, sen de mi toprağa karıştın?. . Sana gitme demedim mi?’ dedi.(11)

İmparator Herakliyus, Kalus’un ölümü dolayısı ile çok üzgündü. Kalus’un intikamını almak ve Müslüman ordusunu yok etmek için Bizans’ın en namlı kumandanı Vardan’ın idaresinde yüz bin kişilik bir ordu daha hazırladı. Ordunun hareketinden önce Vardan’a şunları söyledi:

Seni göreyim general... Bugün milletimizin bütün insanları senin kahramanlığını bekliyor. Memleketimizin harap olmasına sebep olduktan sonra canım gibi sevdiğim adamlarımı öldüren Araplardan intikamımı alırsan sana kızımı veririm. Ve ölümümden sonra sen de saltanatımın varisi olursun.”

Vardan, bu benim vazifemdir. Halid’in kesilmiş kellesini bir tepsi üzerinde huzurunuza takdim etmek dahi boynumun borcu olsun, dedi.

 Vardan’ın ordusu şaşalı bir törenle yola çıktı. Rumas imparatorlukta olan casusları vasıtasiyle Vardan ordusunun hareketini öğrendi. Halid bin Velid’e bildirdi. Ordu kumandanları toplandı, ordunun iki fırkası şehrin kuşatmasını devam ettirecek, diğer bölümleri Halid bin Velid komutasında Vardan ordusuna karşı çıkacaktır. 

Halid bin Velid, Dırarı öncü bir kuvvetle keşif için ileri gönderdi. Düşman askerine rast geldi. Vardan’ın oğlu Harman Dırar üzerine hücum etti. Dırar Harmanı öldürdü. Vardan askerine hücum emrini verdi. Dırar kuşatma altına alındı ve esir edildi. İlk defa bir Müslüman komutan esir oluyordu. Dırar, Halid bin Velid’in savaşta sağ kolu idi. Kahraman bir savaştı idi. Dırar’ın esir düşmesi İslam ordusunda büyük üzüntü meydana getirdi. Halid bin Velid, ileri gelen cengaverlerle düşman ordusunun merkezine hücum etti. Müthiş bir savaş oldu. Gün sonu hiçbir tarafta galibiyet görülmeden savaşa son verildi. Esir alınan düşman askerleri sorguya çekildi. Dırarın yeri ve imparator’a gönderileceği haberi alındı.

Dırar bin Ezver’in kurtarılması için geceleyin Şam yolu üzerine dört yüz atlı asker yerleştirildi. Aralarında Dırarın kız kardeşi Havle Hatun da vardı. Güneş doğdu. Bir çok süvarinin kendilerine doğru geldiklerini gördüler. Havle Hatun yüksek sesle şiir okumaya başladı. Dırar sesi duydu ve tanıdı. Havle Hatun sen misin? diye yüksek sesle bağırdı. Nerede olduğu öğrenildi. Yerlerinden fırlayan İslam mücahidleri Dırar’ı kurtardılar, çoğunu da öldürdüler. 

İki ordunun tekrar karşılaşması kesindi. şehrin kuşatılması kaldırıldı. İslam askerleri kuşatmadan çekilirken kaleden çıkan Rum askerleri yüz Müslüman’ı şehit ettiler. Orduya hizmet eden altmış hanımı da esir ettiler. Halid bin Velid üç kumandanını biner kişilik bir kuvvetle İslam askerlerini şehit edenlerin üzerine gönderdi. Bevamin ve askerleri öldürüldü. Hanımlar kurtarıldı. Yeni kuvvet istendi. Etraftaki kuvvetlerde çağrıldı. Onlar da geldiler, orduya katıldılar.

Düşman Ecnadin adlı yerde toplantı. Halid bin Velid düşman üzerine yürüdü. Savaş başlamadan önce düşmandan bir papaz elçi olarak geldi. Size hayırlı bir teklif getirdim. Kabul ederseniz. Ölümden kurtulursunuz dedi. Halid bin Velid çabuk söyledi dedi.

İmparatordan mektup geldi. Hepinizin idamını emrediyor. Kuvvetli ordumuz karşınızda duruyor. Askerinizin her birine ellişer ve size de bin dirhem altın verelim. Bu fikirden vaz geçerek sağ ve salim yerlerinize dönersiniz bu teklifimizi kabul edin, dedi.

Halid bin Velid Öfkelendi:

Biz böyle hezeyanları çok dinledik. Ya İslam veyahut cizyeyi kabul etmeniz lazımdır. Kabul etmezseniz savaşırız. Bütün dünyadaki insanlar imparatorun askeri olsa dinim hakkı için üzerinize varmaktan çekinmem Galebe çoklukla değil, adalet ve sebat iledir. Haydı oradan defol. Elçi döndü İki ordu savaşa hazırlandı.

Halid bin Velid, Meydana Dırar bin Ezveri çıkardı. Dırar karşısına çıkan düşmanları birer birer öldürdü. Savaş başladı. Çok şiddetli oldu. Akşama kadar devam etti. düşman kumandanları akşam toplandılar. Toplantıda birbirini itham ettiler. Ertesi gün nasıl hareket edecekleri konusunda bir karar veremediler. Hubeyre adlı bir rahib benim bir teklifim var dedi. Teklifini şöyle açıkladı. Ben elçi olarak gönderin. Kumandanımız Vardan Müslüman olmak için sizinle gizlice görüşmek istiyor derim. Kabul ederse görüşeceğiniz yere otuz kadar silahlı süvari saklarsınız Görüşürken aniden hücum ederek öldürürsünüz dedi. Konu görüşüldü. Kabul edildi Rahip Halid bin Velid’e gitti. Kumandan Vardan Müslüman olmak için sizinle gizlice görüşmek istiyor dedi. 

Halid bin Velid: ‘Doğru söyle. Bu işte bir hile olmasın’ dedi. 

Rahip, kelime-i şehadeti getirdi. İşin aslını anlattı. Halid bin Velid teklifi kabul etti. Rahip Vardan’a bilgi verdi. Adamlarını görüşme yerine yakın bir yere yerleştirdi. Görüşme başladı. Halid bin Velid’in askerleri Vardan’ın adamlarını yok etti. Görüşmede Vardan Müslüman olacağı yerde Halid bin Velid’e şunları söyledi:

“Siz aç adamlarsınız. İmparatorla savaşmak haddiniz mi? Bir miktar erzak veya bir yük hurma verelim de şuradan defolup gidiniz. Dünyanın cennet misali memleketlerinde saltanat sürmek nerenize layıktır? Elimizdeki malları ve servetleri almak istiyorsunuz, güzel kadınlara kavuşmak istiyorsunuz değil mi? Haydı defolunuz, yoksa bir taneniz kalmayıncaya kadar kılıçtan geçiririm.”

Halid bin Velid şunları söyledi: ‘Behey Rum köpeği… Biz sizin gibi paraya tapan, kadınlara boğun eğen alçaklardan değiliz’ dedi. Uzaktan süvariler geliyordu. Vardan bunları kendi süvarileri zannetti. Kılıcını çekerek Halid bin Velid’e doğru yürüdü. Süvarilerin içinden Rumas: Dur Vardan Acele etme dedi. Dırar bir kılıç darbesiyle Vardan’ı yok etti. Vardan’ın ölümü ile Rum ordusu büyük üzüntüye kapıldı. Savaşma kabiliyetini kaybetti. Kaçarak Şam kalesine sığındılar.

Ecnadin savaşı adı ile anılan ve bir gün devam eden bu savaşta üç bin Müslüman şehit oldu. Rum ordusunın bütün techizat ve levazımatı bütünü ile Müslüman ordusunun eline geçti. Zaferin haberi oğlu tarafından kendisine ulaştırıldığı zaman Hz. Ebubekir secde-i şükrana vardı.

____________________

(1) Yusuf Kandehlevi, Hadislerle Müslümanlık, 1/211, Divan Yayını, 1974. İst. Ahmed Cevdet paşa, Kısas-ı Enbiya, 2/102, Milli Eğitim Yayını, 1972, İst.

(2) Hadislerle Müslümanlık, 1/207

(3) Kısas-ı Enbiya, 2/102, Mahmud Hakkı, Halid bin Velid, 107, Cağaloğlu, 1968, İst. 

(4) Kısas-ı Enbiya, 2/104

(5) Hadislerle Müslümanlık, 1/206

(6) Hahislerle Müslümanlık, 1/206, Halid bin Velid, 113

(7) Kısas-ı Enbiya, 2/108-114, Halid bin Velid, 114-120)

( 8) Kısas-ı Enbiya, 2/120

( 9) Halid bin Velid, 130 

(10) Halid bin Velid, 135

(11) Halid bin Velid, 142-153