Misak Yayınları

"İsyan Çiçekleri" Romanın Yeni Baskısı Çıktı!
YAZI BOYUTU :

Hüsnü AKTAŞ

Türkiye’de yaşanan siyasi mücadelede; başta Fransa olmak üzere, batıdan ithal edilen politika kültürünün önemli bir yeri vardır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’nden önce; sokakları ‘Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu?’ marşıyla inleten gençler, adım adım kimlik krizine sürüklenmişlerdir. 1968 kuşağının militarist cumhuriyet anlayışını savunmayı ve sosyalist devrim idealine inanmayı, ‘ilericilik-devrimcilik’ zannettiğini söylemek mümkündür. Üniversiteleri işgal eden sosyalist gençlerin; sadece siyasi iktidarı değil, kendisi gibi düşünmeyen arkadaşlarını da ‘gerici’ olmakla suçladıkları malûmdur. İsyan Çiçekleri romanı; Ankara’da 12 Mart Muhtırası’ndan önce, üniversite öğrencilerinin yaşadıkları hayatın bir kesitini ortaya koyan otobiyoğrafik bir romandır. 23. baskısının hayırlara vesile olması dileriz.

 
 
 

Küçük Boy, 2. Hamur, Normal Cilt, 170 Sayfa.

Kitabın ücretini (10.- YTL.) en yakınınızdaki PTT’den posta çekiyle
Misak’ın 499943 no’lu hesabına yatırdığınızda en kısa zamanda adresinize gönderilecektir.


TAKDİM

Türkiye’de yaşanan siyasi mücadelelerde, batıdan ithal edilen politik-ideolojik kültürün önemli bir yeri vardır. Modern politik-ideolojik kültürün; hakikate değil, şartlara göre gerçek olması muhtemel olan değerlere dayanan pragmatik bir kültür olduğu malûmdur. Pragmatizm; hak ile batılı birbirine karıştıran ve hakikatin varlığını (inkâr etmemekle birlikte) tahrif eden bir ideolojidir. Filozof Giovanni Papini: “Bütün felsefi doktrinleri bir otele benzetirsek, pragmatizmi bu otelin koridoru olarak vasıflandırmamız gerekir. Her felsefi hareketin mensupları, şu veya bu gerekçe ile pragmatizmin koridorunu kullanmak mecburiyetindedirler” demiştir. Pragmatizme göre düşüncenin, duygunun ve her türlü bilginin kaynağı; insanın kendini koruyabilmesi, geliştirebilmesi ve hayattan zevk alabilmesi için yaptığı faaliyetlerle sınırlıdır. Dolayısıyla bilginin değeri mutlak değil, izafidir. Bu felsefi ekolün önde gelen sözcülerine göre, “insanoğlu pratik hayatta kendisine faydası olan şeyleri hakikat olarak nitelendirmiştir. Halbuki hakikat yoktur, hakikat zannedilen şeyler vardır. İnsanoğlu, bugün elde edebildiği menfaatleriyle yetinmek ve bir gün sonra, dünün hakikatlerine “yanlıştır” demeye hazırlıklı olmak zorundadır.”

Toplumu derinden sarsan hiçbir politik-ideolojik hadisenin tesadüfen yaşandığını söylemek mümkün değildir. Bir hadise vuku buluyorsa, o hadisenin ‘kimler tarafından, nasıl ve hangi şartlarda’ yapılacağı birileri tarafından plânlanmıştır. Mesela: Demokrat Parti iktidarının sarsılmasında önemli bir yeri olan 28-29 Nisan olayları; Üniversite gençlerinin kendi tercihlerine göre şekillenen olaylar değil, TSK içerisinde oluşan cuntanın planladığı olaylardır. 27 Mayıs, 1960 Askeri Darbesi’nden önce; sokakları ‘Olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu?’ marşıyla inleten gençler; resmi ideolojiye dayanan ‘askeri vesayet ‘rejiminin kurulmasına vesile olmuşlardır. TSK içerisinde faaliyet gösteren silahlı çeteler; seçimle işbaşına gelen DP hükümetini, üniversite öğrencilerini de kendilerine ‘suç ortağı’ yaparak devirmişlerdir. Bu askeri darbede “şanlı öncülük” rolü, üniversite gençliğine verilmiştir. Fakat üniversite gençliğinin ‘kendi özlemleri ile cari olan siyasi sistem arasındaki uçurumu’ farketmeleri, yıllarca süren politik-ideolojik kaosun yaşanmasına sebeb olmuştur. O tarihten sonra bazı ‘ilerici aydınlar’(!) ile ordu içerisinde oluşan yeni cuntaların, üniversitelerde ‘komünist-sosyalist ideolojinin’ yayılması için harekete geçtikleri malumdur. MTTB gibi, 27 Mayıs Askeri darbesinde rol alan gençlik kuruluşlarının, resmi ideolojiyi sorgulamaya başlamaları, yeni problemleri beraberinde getirmiştir.

1968 yılının Mayıs ayında Fransa’da başlayan ve bütün Batı Avrupa’yı etkisi altına alan öğrenci hareketi, Türkiye’de yaşanan (ve o döneme kadar sadece askeri cuntalar tarafından senaryosu yazılan) gençlik hareketlerine farklı bir ivme kazandırmıştır. Adına destanlar yazılan 1968 kuşağının mecerasını başlatan ilk öğrenci eylemi, 10 Haziran 1968 tarihinde Ankara Üniversitesi DTCF’de ilân edilen işgalle başlamıştır. Üniversite reformu talebi ile başlayan bu işgal hareketi, kısa bir süre sonra Hukuk ve Fen fakültelerine de sıçramıştır. Ardından aynı taleple İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri harekete geçmişlerdir. Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun (FKF) önce çekimser kaldığı, sonra desteklediği öğrenci hareketleri, Türkiye’nin siyasi gündemini alt-üst etmiştir.

Üniversite işgallerinde olduğu gibi, ABD’nin 6. Filosu’nun İstanbul’a gelişi de sonuçları önceden kestirilemeyen devrimci mücadelenin fitilini ateşlemiştir. İTÜ Taşkışla Kampüsü’nde devrimci öğrenci grupları (değişik fraksiyonlar) toplantı yapmış ve ortak bir bildiri hazırlamışlardır. Toplantıdan sonra Taksim Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen öğrenciler ile polis arasında ‘taşlı-sopalı’ bir kavga başlamıştır. Haziran ayında yaşanan ‘üniversite işgallerinde’ eli kolu bağlı kalan polis, büyük bir hınçla öğrencilerin üzerine saldırmış ve yakaladıklarını gözaltına almıştır. Bu durumu protesto eden öğrencilerin, Dolmabahçe’deki ‘Türk Bayrağını’ yarıya indirmeleri, istenmeyen hadiselerin yaşanmasına vesile olmuştur. 17 Temmuz günü İTÜ Rektörlüğü bir açıklama yaparak, protesto eylemini yapan öğrencilerin kaldığı yurdun kendilerine bağlı olmadığını ifade etmiştir. Bunun üzerine Talebe Birliği’nin merkezi konumundaki öğrenci yurduna giren yüzlerce polis, yurdu darmadağın etmiş ve önüne çıkan öğrencileri dövmeye başlamıştır. Öğrenci yurdu baskını sırasında otuz öğrenci gözaltına alınmıştır. Hastaneye kaldırılan öğrencilerden Vedat Demircioğlu’nun pencereden aşağıya atılması ve komaya girmesi, devrimci öğrencileri çileden çıkarmıştır. Öğrenciler bu baskından sonra, kitleler halinde İTÜ önünde toplanmaya başlamışlardır. Taksim Meydanı’na yapılan yürüyüş sonrasında; ‘ordu-gençlik el ele’ sloganını ön plana çıkaran devrimci öğrenciler, yürüyüşün Dolmabahçe’ye kadar sürdürülmesine karar vermişlerdir. Binlerce öğrenci sloganlarla Dolmabahçe’ye akmaya başlamış, öfke ve nefretle harekete geçen öğrenci kitlesinin karşısına çıkmaktan çekinen polis Dolmabahçe’yi boşaltmak zorunda kalmıştır. Böylece onlarca öğrenci, kıyıda bulunan botlara binip kaçmaya çalışan ABD askerlerini döverek denize dökmüşlerdir.

1968’de Vietnam’da görev alan ve katıldığı kirli operasyonlarla tanınan CIA şefi Robert Kommer’in; Türkiye Büyükelçisi olarak atanması, devrimci gençlerin yeniden harekete geçmelerine vesile olmuştur. Bütün sol basın Vietnam kasabı Kommer’e karşı mücadele çağrısı yaparken, Kommer’in İstanbul’a ineceği haberini alan öğrenciler, havaalanına giderek içerisinde Kommer’in olduğunu zannettikleri uçağı taşlamışlardır. Kommer’in İstanbul’a inişi ile başlayan gösteriler, Ankara’ya gelişinde de devam etmiştir. Vietnamlı devrimcilerin Honço (kasap) olarak adlandırdıkları Kommer’in, rektörlük tarafından ODTÜ’ye davet edilmesi, yeni olayları gündeme getirmiştir. Kommer’in üniversiteye geldiğini haber alan öğrenciler, geniş kitleler halinde rektörlüğün önünde toplanmış, ABD’yi ve rektörü sloganlarla protesto etmişlerdir. Üzerinde ABD forsu bulunan Kommer’in arabası, ABD ve rektörlük karşıtı sloganlarla ters çevrilmiş ve ateşe verilmiştir. İtfaiyenin arabayı söndürmesini engelleyen ODTÜ öğrencileri, araba tamamen yanıncaya kadar başında beklemişlerdir. Bu hadiseden sonra ODTÜ, Marksist-Leninist gençlik hareketinin merkez üssü haline gelmiştir.

Devletin üzerlerinde oluşturduğu baskılar sonucu “eski tüfekler” olarak bilinen TKP kadroları ve üniversite işgallerinin provokasyona açık olduğunu ileri süren (tedirgin olan) bazı TİP mensupları, zaman içerisinde tasfiye olmaya başlamışlardır. Bu süreçte, TİP’in karşısında yer alan ve ‘Milli Demokratik Devrim’ (MDD) tezini savunan sivil aydınlar ve askeri bürokratlar, ‘işçi sınıfına dayanan sosyalist devrimin hayal olduğu’ tezini ön plana çıkarmışlardır. MDD’ci akım, Sosyalizme yönelmeye başlayan gençlik hareketini; yeniden “2. Kurtuluş Savaşı”, “CHP ile ittifak ve Milli Cephe” gibi iddialarla ve “ordu-gençlik elele” gibi sloganlarla, kendi darbeci-reformist anlayışlarına çekmeyi başarmışlardır. 1968 yılında başlayan devrimci gençlik hareketinin liderleri; ilk yıllarında parlamentarizmle (cici demokrasiyle) bağlarını koparmalarından iki yıl sonra, medya aydınlarının teşvikiyle darbeci-kemalist çizgiyi savunmaya başlamışlardır. Artık devrimci gençlerin önemli bir bölümünün, yürüyüşlerinde kalpaklı Lenin ile kalpaklı Mustafa Kemal’in fotoğraflarını birarada taşımayı (taktik ve strateji adına) savunmaya başladıklarını söylemek mümkündür.

MDD’ci gençleri yönlendiren gizli cuntanın plânladığı kongrede FKF, adını Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu olarak değiştirmiştir. Bu tarihten sonra, Türkiye’nin siyasi gündemini meşgul eden DEV-GENÇ, bütün üniversiteleri ‘askeri karargah’ haline getirmiştir. 1968 yılında başlayan devrimci gençlik hareketinin; bütün ideolojik zayıflıklarına rağmen, uzun yıllar Türkiye’nin siyasi gündemini işgal ettiğini gizlemenin bir anlamı yoktur. Üniversiteleri ele geçiren devrimci gençlerin; sadece siyasi iktidarı değil, kendisi gibi düşünmeyen diğer öğrencileri de ‘düşman’ olarak (karşı devrimci-gerici) gördüklerini gizlemenin bir anlamı yoktur. 1968 yılında Ankara Üniversitesi DTCF Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenci olan Yazar Hüsnü Aktaş, özetlemeye çalıştığımız bu siyasi değişimin içinde bizzat yaşamıştır. MDD çizgisini benimseyen Dev-Genç teşkilatının; Cebeci’de bulunan Hukuk Öğrenci Yurdu’nu işgal etmesinden sonra kurduğu ‘Halk Mahkemesi’nde’ yargılanan öğrencilerden birisidir. İsyan Çiçekleri romanı; Ankara’da 12 Mart Muhtırası’ndan önce, üniversite öğrencilerinin yaşadıkları hayatın bir kesitini ortaya koyan otobiyografik bir romandır. Yeni baskısının hayırlara vesile olmasını dileriz.

MİSAK YAYINLARI





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle