SOHBET

Mü’min Kadının Rabbine Karşı Sorumluluklarından Birisi: ’Hicap’
YAZI BOYUTU :

Sabiha ATEŞ ALPAT

Müslüman Allah’a (cc) teslim olan demektir. Hesap gününe hazırlanan mü’minlerin en önemli vasfı, muhkem nasslarla sabit olan hakikatlere teslim olmasıdır. Allah’ın (cc) kullarından istediği yalnızca kendisine boyun eğmeleridir. Bu ilke o denli önemlidir ki her gün namazlarda kırk kez Fatiha Sûresi’nin dördüncü ayetiyle gündemde tutulmaktadır. Teslimiyetin olmazsa olmazlarından biridir Tesettür. Bilindiği gibi Allah’a (cc) kulluk, itirazsız “ama”sız olan itaati ifade eder. Allah (cc) vahiy yoluyla hayat tarzını belirleyen din göndermiştir. Kalbin ve kalıbın buna teslim oluşuna da ibâdet denir. Hayatın tamamını kapsar. Bir bölümüne din, bir bölümüne dinsizlik hâkim olamaz. Bu, laik bir algıdır. Söylem ve eylem bütünlüğü şarttır. Söylem ve eylem bütünlüğü, psikolojik açıdan da sağlıklı kişiliğin tanımıdır. 

 

Mü’min Kadının Rabbine Karşı Sorumluluklarından Birisi: ’Hicap’

MÜSLÜMAN Allah’a (cc) teslim olan demektir. Hesap gününe hazırlanan mü’minlerin en önemli vasfı, muhkem nasslarla sabit olan hakikatlere teslim olmasıdır. Allah’ın (cc) kullarından istediği yalnızca kendisine boyun eğmeleridir. Bu ilke o denli önemlidir ki her gün namazlarda kırk kez Fatiha Sûresi’nin dördüncü ayetiyle gündemde tutulmaktadır. 

Teslimiyetin olmazsa olmazlarından biridir Tesettür. 

“Cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)

Kulluk, itirazsız “ama”sız itaati ifade eder. Allah (cc) vahiy yoluyla hayat tarzını belirleyen din göndermiştir. Kalbin ve kalıbın buna teslim oluşuna da ibadet denir. Hayatın tamamını kapsar. Bir bölümüne din, bir bölümüne dinsizlik hâkim olamaz. Bu, laik bir algıdır. Söylem ve eylem bütünlüğü şarttır. Söylem ve eylem bütünlüğü, psikolojik açıdan da sağlıklı kişiliğin tanımıdır. Tesettür, iman iddiasının dışa dönük ispatıdır. 

Tesettür denilince ne anlamamız gerektiğini, Kur’an’a ve Sünnet’e sormak zorunluluğu vardır. Çünkü bir ibadetin kabulü için üç şart lazımdır:

a) Allah’ın emri olması, 

b) Allah’ın emrettiği gibi olması, 

c) Niyetin de sadece Allah için olması. 

Mesela, namazı kafamıza göre takılarak kılarsak geçerli olur mu? Tesettür de farzdır. Ve ölçüler, vahiyden alınmalıdır. Sadece kıyafeti kapsayan bir ibadet de değildir. Kimliktir. Bir bütün olarak değerlendirilmelidir. 

 Ayet Ayet Hicabın Kapsamı:

1. Hicab, kıyafetle alakalıdır. 

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, dış örtülerinden üzerlerine alıp örtsünler. Bu, onların başkaları tarafından tanınıp rahatsız edilmemeleri için daha uygundur. Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Ahzab, 59) Dış örtüleri diye çevrilen “celâbîb” kelimesi, kadının normal elbiselerinin tamamını kaplayan ya da bütün bedeni örten dış elbise (yani çarşaf, abiye, geniş manto veya bol pardesü) anlamındaki “cilbâb” kelimesinin çoğuludur. 

Örtünmenin Yararı:

Kur’ân-ı Kerîm, örtünmeyi emrederken, günün şartlarına göre bunun yarar ve hikmetini de kısmen açıklamakta ve böylece bize bu konuda bir kıstas vermektedir:

a) İffetsiz, ahlâksız kadınlardan ayırt edilip, toplumda saygı görmelerini sağlamak, 

b) Sokaklarda, yollarda kırıtıp dolaşan seviyesiz kadınlara sarkıntılık yapanların sataşma ve incitmelerinden güvende kalmalarına yardımcı olmak ve çıkacak birtakım kötülükleri önlemek, 

c) Kadının hiçbir zaman süs eşyası olmadığını göstermek. 

Mevdûdî, konu hakkında şöyle diyor:

“Burada bir müddet duralım ve Kur’an’ın bu emri ile İslâm’ın nasıl bir sosyal hayat ruhuna sahip olduğunun ifade edildiğine ve bu ruhun amacının, Allah’ın ifade ettiği şekilde ne olduğuna bir göz atalım. Bundan önce Nur Sûresi 31. ayette kadınların, zikredilen kadın ve erkekler dışındaki kimselere ziynetlerini göstermeleri yasaklanmış ve onlara “gizli ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmamaları” emredilmişti. Eğer bu emir, Ahzab Sûresi’nin bu ayeti ile birlikte okunursa, kadınların burada emredildiği şekilde örtülerine bürünmelerinin amacının, ziynetlerini başkalarından gizlemek olduğu anlaşılır. Elbette bu amaç da ancak dış elbisesi sade olduğunda yerine getirilebilir; aksi takdirde süslü ve dikkat çekici bir örtüyle örtünmek, bu amaca uygun düşmeyecektir. Bunun yanı sıra Allah, sadece kadınlara örtülerine bürünerek ziynetlerini gizlemelerini emretmekle kalmıyor, örtünün bir ucunu yukarıdan aşağıya bırakmalarını da emrediyor. Her sağduyulu insan, buradan, vücut ve elbisenin ziynetleri ile birlikte yüzün de örtülmesi gerektiği sonucunu çıkarır. Daha sonra Allah, bu emrin sebebini de açıklıyor: “Bu, Müslüman kadınların tanınması ve incitilmemesi için en uygun yoldur.” Elbette bu emir, erkeklerin ısrar edici bakışlarından, sarkıntılık etmelerinden ve sataşmalarından rahatsız olan, bunları eğlenceli bulmayan, kötü şöhretli ahlaksız sokak kadınlarından biri gibi kabul edilmek istemeyen, tam aksine ahlaklı, namuslu ev kadınları olarak tanınmak isteyen kadınlar içindir. 

Böyle soylu ve şerefli kadınlara Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer gerçekten iyi kadınlar olarak tanınmak istiyorsanız ve erkeklerin şehvet dolu bakış ve ilgileri sizi rahatsız ediyorsa, insanların açgözlü bakışları önünde bütün güzellik ve fiziki cazibenizi ortaya koyacak şekilde yeni gelinler gibi süslü bir şekilde sokağa çıkmamalısınız. Tam aksine bütün ziynetlerinizi gizleyen ve yüzünüzü örten sade bir örtü ile ve ziynetlerinizin şıkırtısı bile dikkati çekmesin diye ağırbaşlı bir şekilde yürüyerek sokağa çıkmalısınız. Kendisini boyayıp süsleyen ve her tür ziyneti takıp takıştırmadan dışarı adımını atmayan bir kadının, erkeklerin dikkatini çekmekten başka bir amacı olamaz. Böyle yaptığı halde insanların, açgözlü bakışlarından rahatsız olduğunu söyleyerek şikâyet ediyorsa ve “sokak kadını” olarak tanınmak istemediğini, namuslu bir ev kadını olarak yaşamak istediğini söylüyorsa, bu yaptığı, sahtekârlıktan başka bir şey değildir. Bu, gerçek niyetini ifade eden bir kimsenin sözleri değildir, onun asıl niyeti tavırlarında ve davranış tarzında görülmektedir. O halde diğer erkeklerin önüne dikkat çekici bir şekilde çıkan bir kadının bu davranışı, onun davranışlarını neyin yönlendirdiğini göstermektedir. İşte bu nedenle münasebetsiz kimseler, hafif kadınlardan bekledikleri şeyleri bu kadınlardan da beklerler. Kur’an, kadınlara şöyle der: ‘Siz, aynı anda hem sokak kadını hem de namuslu bir kadın olamazsınız. Eğer namuslu, saygıdeğer kadınlar olarak yaşamak istiyorsanız, sokak kadınlarına yaraşan davranışlardan vazgeçmeli ve namuslu kadın olmanızı sağlayacak bir hayat tarzı benimsemelisiniz.’

Bir kimsenin kişisel düşünceleri Kur’an’a uygun olsun veya zıt olsun ya da bir kimse Kur’an’ın gösterdiği hidayeti kendisi için bir yol gösterici kabul etsin veya etmesin, Kur’an’ı tefsir ederken entelektüel plânda dürüst davranmak isteyen herkes, bunun asıl amacını kavrayacaktır.” Sonuç itibariyle; topuklara kadar uzun, içi göstermeyecek kadar kalın, vücut hattı belli olmayacak kadar geniş, süs olmayacak kadar sade özelliklerini taşıması gerekir dış tesettür...

2. Hicab bakmakla alakalıdır. 

“Mümin kadınlara da söyle, bakışlarını sakınsınlar ve mahrem yerlerini korusunlar. Açıkta olan kısmı hariç ziynetlerini göstermesinler. Başörtüleri ile yakalarının üzerini de kapatsınlar. Süslerini; kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, kendi kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendisi gibi kadınlar, kendi cariyeleri, erkekliği kalmamış hizmetçileri, kadınların mahrem yerlerini henüz bilmeyen çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, kurtuluşa ermek için hep birden Allah’a tevbe edin!” (Nur, 31) Göz, iffeti koruyan en önemli organdır. İffet, mümin bir kadının en büyük zenginliğidir. İffet; mü’min kadın için zırhı onu her türlü kirden koruyan bir kalkandır. Bakışlarını harama dikmez, gözünü tesettür eder. 

3. Hicab Konuşmakla ve süs ve ziynetleri yabancılara karşı kapatmakla alakalıdır. 

“Ey Peygamber’in hanımları! Sizler, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer gerçekten Allah’tan korkuyorsanız (yabancı erkeklerle konuşurken) çekici bir eda ile konuşmayın. Yoksa kalbinde hastalık bulunan kimse, arzu duyar. Siz, ciddi söz söyleyin. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye devri kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçılmayın. Namaz kılın, zekât verin. Allah’a ve Peygamber’ine itaat edin. Ey Peygamber ailesi! Şüphesiz Allah, sizi günah ve kötülüklerden arındırıp tertemiz kılmak ister.” (Azhab, 32-33)

Tefsir usûlü kaidesi şöyledir: “Emrin hususî olması, hükmün umumî olmasına engel değildir.” Hitap peygamber hanımlarına gelmiş olsa da hüküm, inanan her mü’min kadını bağlar.

4. Hicab, yürümekle alakalıdır.

“Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, kurtuluşa ermek için hep birden Allah’a tevbe edin!” (Nur, 31)

Hicab, bir bütündür ve kimliğin dışa yansıyan halidir. Yoksa sadece kıyafete indirgenemez. 

Seküler algılarla din yorumlandığı zaman, ibadetlerin ruhu ölür. 

Tesettür, cinsellikle ilgili suçların önüne geçilmesi için önemli bir faktördür, bütüncül yaklaşılırsa. Dinin emirlerini kendi algılarına hapsedenler, doğru olanı yaşamaktan mahrum kalırlar. Doğru eda edilmeyen ibadetler kabul edilmezse, çalışıp boşa yorulanların safında ‘elde var pişmanlık’ olur.





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle