SOHBET

Kalp Amelinin Ehemmiyeti
YAZI BOYUTU :

Sabiha ATEŞ ALPAT

İnsanoğlunun kalbi; aklının, inancının ve dünya görüşünün merkezidir. Şüphelerin ve vesveselerin mahalli olan kalbin, sürekli olarak değişme, halden hale geçme özelliği vardır. Değişkenliğinden dolayı ona kalb ismi verilmiştir. Öyle ki kalb, boş bir arazideki ağacın kökünden asılı duran, rüzgârın bir alta, bir üste çevirdiği bir kuş tüyü gibidir. Dolayısıyla insanın kalbine sahip çıkması ve onu hevâsının tuzağından koruması zaruridir. İnsanoğlunun arzularını İslâm’a tabi kılması, kalbinde bulunan imanla ilgili bir hadisedir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav): “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki, (nefsinin) arzularını İslâm’a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz” buyurduğu malûmdur. İslâm ûleması; mükellefin kalbinde bulunan niyetlerle ilgili meselelere “Fıkh-î Vicdani” adını vermiştir. İmtihanı kazandığı sabit olmayan her mükellefin, ümit ile korku arasında yaşaması ve şeriata uygun amellerde bulunması farzdır. 

 

Kalp Amelinin Ehemmiyeti

AMELLERİN kabulü için kalbin amelinin fiiliyata eşlik etmesi gerekir. Dolayısı ile amellerin zâhirî ve bâtınî olmak üzere iki yönü vardır. Amellerin zâhirî için, zaruret durumu olduğunda cevaz verilmiş hususlar vardır. İkrah anında dil ile küfrü gerektiren bir söze izin verilirken, ikrah anında dahi kalbin amelinden sağlamlık istenmektedir. Ameli hususlarda da aynı şekilde zâhirî konularda cevaz olan yerler varken, kalbin amelinin sağlamlığı esastır. Örneğin ölüm tehlikesi olduğunda domuz etinden ölmeyecek kadar yenmesine izin varken kalbin riyasına, hasedine, kinine, kibrine hiç bir durumda izin verilmemiştir. Bu nedenle bazı alimler; “Kalbin günahları fiili günahlardan daha büyüktür” demişlerdir. 

İnsan bir çok zıt özelliği bünyesinde taşıyan bir varlıktır. İki zıt noktanın kendinde var olduğunu bildiren ayetlerden biri şöyledir:

“Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene... Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun)” (Şems:8-9). Nefis hem günahı emreder, hem takvayı emreder. İyiliği yaptıran nefistir, kötülüğü yaptıran da... 

Helal sınırını korumayı da haram işlemeyi de ilham eden nefistir. Bu, kulluk imtihanının bir parçasıdır. Mümin İslâm için mücadele ederken iki boyutlu mücadele etmek zorundadır. Yoksa kaybeder. İç boyut ve dış etkenler. Sadece dışa yönelik olursa özü kaybeder ve sadece kabuk kalır. İç mücadele birincil ehemmiyet gerektirir. İmanın, ihlasın, ittikanın, ihsanın yeri kalptir ki;bunlar olmazsa olmaz cevherlerdir.

İmtihan sürecinde çok çeşitli engellerin, sıratı müstakim yolunun yolcusunun önünde var olacağını bildiren Rabbimiz, engelleri aşma konusunda geçmiş ümmetlerden örnekler vererek çağın, çağların insanına yol ve yön bulmasında yardım etmiştir. Kur’an’ın; kalplerin ameli hususunda önümüze koyduğu çok önemli örneklerden birisidir “kalplerine buzağı sevgisi’ içirilenler. Ayet şöyle; ‘Bir zamanlar Sina Dağı’nın altında (dağı üstünüze kaldırıp) sizden kesin söz almıştık ‘size verdiğimiz kitaba sımsıkı sarılın ve dinleyin’ demiştik . Onlar ‘işittik ve isyan ettik’ dediler. İnkârları yüzünden buzağı sevgisi kalplerine işlemişti. Râsulüm Onlara deki; eğer iman ettiyseniz imanınız size ne kötü şey emrediyor” (Bakara 93). Ayet kendilerine peygamber gönderilmiş bir topluluk olan İsrail oğullarından bahsediyor. geçmişte kalan bir hikâye olsa bizi ilgilendirmez lâkin geçmişte olan bu hikâye, günümüzde kendisine peygamber gönderilmiş toplulukları uyarıyor. Aynı hataya düşmeyin, peygamberinize ve size gönderilen kitaba davranış biçiminiz onlar ile aynı olmasın. Değilse ayette bahsedilen konuma siz de düşersiniz, net olarak mesaj budur. 

Ayetten alınması gereken dersleri şöyle sıralamak mümkündür:

1: Sizden Misak/ahd almıştık. 

Misak; Kendisiyle bağlanılan söz, yeminle pekiştirilmiş, yapılan ve mutlaka yerine getirilmesi gereken anlaşma anlamına gelmektedir, ‘Ahd ve misak; Allah ile kulu arasında olan yeminli bir anlaşmayı ifade ediyor. 

Özünde Allah’tan başka hayatınıza yön veren, ölçü belirleyen, kanun koyan başka bir ilâh yoktur’ manası vardır ve kullar bunun ahdini vermişlerdir Allah’a(cc). 

Buna binaen kitap ve Peygamber gönderen Allah (cc), aynı ahdi Peygambere sadık kalınması, uyulması ve kitaba sım sıkı sarılınması konusunda da almıştır. Kitaba sıkı sarılmak sadece Ramazan’a has bir emir değildir. Ramazan’da gösterilen hassasiyet tüm ömre yayılmak zorundadır. Bu bağlamda Ramazan bir talim ayıdır. 

“Ey insanoğulları, size and vermedim mi? Şeytana kulluk etmeyin o sizin apaçık düşmanınızdır. Bana kulluk edin doğru yol budur.” (Yâ-sin. 60-61) Nasıl kulluk edileceğini, kanunlarını, ölçülerini bildiren kitaplar göndermiştir. (O halde). 

2: ”Size verdiğimiz kitaba sım sıkı sarılın”. 

Her bir akıl sahibi bilir ki; buradaki sarılmak, yazılı metni elinde sıkı sıkı tutmak anlamına gelmiyor. Sıkı sıkı sarılından kasıt, kitapta bulunan emirleri tavizsiz yaşamak, ödün vermeden, yalpa yapmadan bedeli ne olursa olsun hayata geçirmektir. Değişmeyin, hangi çağda olursanız olun, kitabın emirlerini yaşama noktasında takvalı olun. Renginizi soldurmayın, net olun... 

Ayete devam ediyoruz:

3: ’İşitin’... 

Sağırlar gibi olmayın. Duyduğunuz halde duymazlıktan gelmeyin. Allah’ın ne dediğine bakın, sözü duyun. Kulakları vardır ama duymayanlar gibi olmayın. İşitilen söz itaat edilen sözdür. Duyduğu halde itaat etmeyenler duymamış gibidirler, işitmeyenlerdir. Allah (cc) “İşitin” diye buyuruyor lakin verilen cevaba bakıyoruz;

4: İşittik ve isyan ettik’. 

Bu isyan sadece sözlü bir isyan değil, fiili bir isyandır da aynı zamanda... Allah’ın emirlerini duyduklarında “Şimdi yapamam, hazır değilim. Ama benim konumum buna engel. Ben kapanamam vs. vs...” verilen emri uygulamama anlamında kullanılan her söz ve yapılan her hareket ‘İşittik ve isyan ettik’ demektir... Neden böyle bir tavır takınıyorlar?. Ayeti okumaya devam ediyoruz, 

5: “Kalplerine buzağı sevgisi işledi”. 

Buradaki buzağı ise inek yavrusu değil pek tabiî. Nasıl ki İbrahim (as)’in kurban etmeye götürdüğü İsmail en çok sevilen anlamında herkes için farklılık arz ediyorsa, buradaki buzağı da herkese göre farklılık arz edebilecek ve içtiği, önemsediği, gereğinden fazla sevdiği şey nesne olarak değişse de mahiyet olarak değişmeyecektir. Buzağıdır nihayetinde!. 

Mümkündür ki kimine göre makam/koltuk. Kimine göre mal, kimine göre diploma vb olabilir. Kendisi için Allah’ın emrine tercih ettiği her ne ise buzağısı o olacaktır. Kalplerimizin kontrolsüz bırakılmaması gerekmektedir. Gönlümüzdeki sevgi listesini ve sıralamasını gözden geçirmeliyiz. Birinci sıranın sahibi vardır, başka kimseleri, başka şeyleri asla birinci sıraya oturtmamalı ve tercih sadece ve sadece Allah’tan ve Allah’ın razı olduklarından yana olmalıdır... Peki neden bu sevgi içirilmiş, ayeti okumaya devam ediyoruz;

6: ”Kendi kalplerinde olan eğrilik yüzünden”. 

Hakkın üstünü kapattıkları için. Hakkı görmezden geldikleri için. hakkı yok saydıkları için. Var ama yok gibi davrandıkları için. Kulak ardı edip gündemlerine almadıkları için. Kalpleri manen hasta olduğundan kalplerini ifsat ettiler. 

Yine ayetin çarpıcı bir bölümü okumaya devam ediyoruz. 

7: ’De ki; Eğer iman ettiyseniz, imanınız size ne kötü şey emrediyor’... 

İman amirdir, iman eden memur!. Ayetin bu bölümü ışığında kendimize sormak gerekmez mi?. Madem iman edildi, neden moda buzağısının cazibesi ile hareket ediliyor. Madem iman edildi o halde neden Demokratik ölçülerle hukuk ölçülüyor? Madem iman edildi o iman yanlışlara neden engel olmuyor?. Bankalarda faizli işlemleri iman mı emrediyor?. Hayatımızda bunca yanlışın hele özellikle hanımlar olarak tesettürümüzdeki yozlaşmayı imanımız mı emrediyor?. Soruları çoğaltmak mümkün!. 

Rabbimiz başka bir ayette şöyle buyuruyor. Mekke’de indirilmiş olan surede şöyle buyurulmuştur:

“Muttakiler içinde Rabbleri katında nimet bahçeleri vardır. Öyle ya biz Müslümanları o günahkarlarla bir tutar mıyız hiç?. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa bir kitabınız varda ondan mı bu hükümleri okuyorsunuz? Onda beğendiğiniz her şeyi mi buluyorsunuz? Yoksa «İstediğiniz gibi hükmedebilirsiniz» diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?” (Kalem suresi:34-39) 

Gelin hayatımızı sorgulayalım. Vahye uymayan her ne varsa bahsi geçen ayetin muhatabıdır muhakkak. Allah’ın kitabında olmayan işler ve sözler için rabbimiz “bu benim kitabımda yok, siz nereden okuyor da yapıyorsunuz yoksa sizin başka bir kitabınız mı var“ diyerek kitapsız ve kitaba uymayan işleri kabul etmeyeceğini tâ... Mekke döneminden bildirmiştir... 

“Allah’tan gelen öğütlerin ve O’nun indirdiği gerçeğin etkisi ile mü’minlerin kalplerinin yumuşayacağı, ürpereceği gün hâlâ gelmedi mi? Müminler daha önce kendilerine kutsal kitap verilenler gibi olmasınlar. Uzun zaman geçince onların kalpleri katılaştı ve çoğu yoldan çıkmış kimseler oldu”. (Hadid:16)





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle