SİYASET

Yemin Ederiz Ki, Allah Seni Bize Üstün Kıldı
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Kul hukukunun önemi, Hz.Yusuf (as) kıssasında,yaşanan bir hadise misal verilerek anlatılmıştır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: ”Şehidin, Allah’ın kullarına olan borcundan başka bütün günahları bağışlanır.”
Cihad, şehitlik ve diğer hayırlı ameller yalnız Allah hakları için keffaret olurlar. Kul hakkına keffaret olamazlar.
Allah, kul hakkına tecavüz edenlerin günahını asla affetmez. Kul hakkına tecavüz edenler, tecavüzlerinden dolayı pişman olacaklar, hak sahibine hakkını verecekler, hak sahibi ile helâllaşacaklar, kul hakkına tecavüzden dolayı işlemiş olduğu günah için de gönülden gelerek tevbe ve istiğfar edeceklerdir. Bir daha da kul hakkına tecavüz etmeyeceklerdir.

Yemin Ederiz Ki, Allah Seni Bize Üstün Kıldı

 
YUSUF’un kardeşleri babalarının yanına Bünyamin’siz döndüler. Ona şöyle dediler:
“Ey babamız! Oğlun gerçekten hırsızlık yaptı. Biz de sadece bildiğimiz, gördüğümüz şeylere şahitlik ediyoruz.” (Yusuf, 12/81)
Su kabının Bünyamin’in yükünden çıktığını gördüklerini, sana kardeşimizi koruyacağımıza söz verirken onun hırsızlık yapacağını bilemezdik dediler.
Yakup aleyhisselam, “Vah Yusufum, vah” diye inledi. Üzüntüden gözleri görmez oldu. Acısını içine gömdü.” (Yusuf, 12/84)
“Oğullarım! Haydi gidin! Yusuf ile kardeşini arayıp bulmaya çalışın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez”dedi. (Yusuf, 2/87)
Yusuf’un kardeşleri üçüncü defa Mısır’a gittiler. Vezirin huzuruna çıktılar, şöyle dediler:
“Ey vezir! Kıtlık yüzünden biz ve ailemiz çok sıkıntı çektik. Sen bize yine erzakımızı tam ver ve kardeşimizi bize bağışla!. Şüphesiz Allah bağışta bulunanları mükâfâtlandırır.” (Yusuf, 12/88)
Yusuf onlara: “Cahilliğiniz zamanında Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?” diye sordu.
“Ne! Yoksa sen, gerçekten sen Yusuf musun?” diye sordular.
O da: “Ben Yusufum, bu da kardeşim” dedi.
“Allah bize iyilik etti. Çünkü kim Allah’a karşı gelmekten sakınıp sabrederse, elbette Allah iyilik yapan ve iyi kulluk edenlerin emeklerini boşa çıkarmaz.”
Onlar da: “ Yemin ederiz ki, Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suçluyduk” dediler. (Yusuf, 12/89-91)
“ Yemin ederiz ki, Allah seni bize üstün kıldı” sözünün karşılığı ayette “Tallâhi lekad êserakellâhü aleynâ” dır.
Merhum Ziya paşa kardeşlerin bu sözü üzerine şöyle der:
“Zalimlere dedirtir bir gün hazreti Mevlâ
Tallâhi lekad êserakallâhü aleynâ”
Kardeşler, hata ettiklerini itiraf ettiler, özür dilediler.
Yusuf aleyhisselam da onları affetti. Şöyle dedi:
“Bu gün sizi azarlayıp kınamak yok.
Allah sizi bağışlasın. O merhamet edenlerin en merhametlisidir.” (Yusuf, 12/92)
Kul Haklarına Tecavüz
Kardeşler, Yusuf aleyhisselamı öldürmek istediler, kuyu’ya attılar, köle diye satılmasına sebep oldular, zulmettiler, kötülük yaptılar, kul hakkına tecavüz ettiler.
Kul hakkına riayet, İslâm’ın insan haklarına riayetin temel esasıdır.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Şehidin, Allah’ın kullarına olan borcundan başka bütün günahları bağışlanır”
Cihad, şehitlik ve diğer hayırlı ameller yalnız Allah hakları için keffaret olurlar. Kul hakkıına keffaret olamazlar.(1)
Allah, kul hakkına tecavüz edenlerin günahını asla affetmez. Kul hakkına tecavüz edenler, tecavüzlerinden dolayı pişman olacaklar, hak sahibine hakkını verecekler, hak sahibi ile helâllaşacaklar, kul hakkına tecavüzden dolayı işlemiş olduğu günah içinde gönülden gelerek tevbe ve istiğfar edeceklerdir. Bir daha da kul hakkına tecavüz etmeyeceklerdir.
Kul Hakkını Helâllaşma Olayları
Örnekler verelim:
Bir adam, dört oğlan iki kız ile hanımını köyde bırakır, gider. Başka bir köyde bir hanımla evlenir. Aradan yıllar geçer, ihtiyar dönemine girer, aklı başına gelir, yeni hanımı da kabul eder, hanımını yanına alır.
Bir kaç sene sonra hanım hastalanır, ölüm yatağına düşer. Kadınlar başına toplanır, adam gelir Yâsin okur, ağlar. Hanım ben ettim sen etme, hakkını helâl et, der. Helâl et sözünü tekrar eder, durur...
Hanım yavaş bir sesle “helâl olsun” der. Adam sevinir, bir müddet sonra ayrılır. Hanım ruhunu teslim etmeden önce “Gelmiş benden helâllık diliyor, beni çocuklarımla aç ve çıplak bıraktı. Nasıl helâl ederim”? der. Gönül rızası ile hakkını helâl etmez.
Hanım öldükten sonra bir hanım, hanımın sözlerini adam’a söyler. O zaman ben hafızlığa çalışıyordum. Adam beni tanırdı. ‘Hafızım ben ne yapacağım, derdi. Ben de bilmiyorum derdim.
Helâllaşmak çok zordur, çok zor...
Herkes Yusuf aleyhisselam değil ki, hemen helâllaşsın...
İkinci bir örnek:
Ankara’da vâizdim. Bir pazar günü Küçük Esat camiinde vâaz ettim. Namazdan sonra imam odasında sarık ve cüppemi çıkarırken iki kişi geldi.
Biri hoca, vaâz da ne dedin?’ dedi.
‘Kul hakkı yiyenleri cehenneme soktun soktun çıkardın.’
Keşke çıkabilseler dedim.
Anlattı.
Jandarma assubayı imiş. Türkiyenin her tarafında karakol kumandanlığı yapmış. Askerlere emretmiş. Tavuklar, kuzular, koyunlar, oğlaklar, keçiler, karpuzlar, kavunlar ve diğer yiyecekler gelmiş, yemişler. Sahiplerinin izni olmadan yemenin de haram olduğunu hiç düşünmemişler.
Emekli olmuş. Bir arkadaşı vasıtası ile namaza başlamış. Kitaplar okumuş, helâlın harâmın ne olduğunu anlamış.
Yarama bastın. Bir çare bul dedi.
Bir hafta kitapları okudum, tecrübeli ve bilgili hocalarıma danıştım.
Çare;
1-Hak sahibi hakkını bağışlarsa ne a’lâ. Bağışlamazsa, istediği hakkını vermek, onunla helâllaşmak, sonra da tevbe, istiğfar edip Allah’tan af dilemektir.
2-Hak sahibi ölmüşse varisleri bulunur hak isterlerse hakları ödenir, helâllaşılır, tevbe istiğfar edilir, Allah’tan af dilenir.
3-Hak sahipleri bilinmiyorsa, bulunmuyorsa, onlar adına hayır yapılır, istiğfar edilir. Umulur ki, Allah kulunun içten gelen tevbe ve istiğfarını kabul eder, hak sahiplerinin günahlarını bağışlar veya derecelerini yükseltir, onlar da haklarını helâl ederler, kul hakkına tecavüzden kurtulur, dedim.
“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53) ayetini okudum.
Mü’min ne olursa olsun, Allah’ın rahmetinden ümit kesmez, kesemez. Ama günah bataklığına düşmemek içinde Allah’ın emrettiği şekilde yaşaması da şarttır.
Allah kul borcunu ve hakkını affının dışında tutmuştur. Bunu unutmayalım. Kulun borcundan ve hakkından kendimizi koruyalım.
Merhum Mevdûdî ayetin açıklamasında şöyle der:
“Bu ayet, aslında cahiliyeye batmış olan katil, zani, hırsız ve haydutlar için bir ümit kaynağıdır. Allah’tan ümidinizi kesmeyin, O’na yönelin ve tevbe edin ki, affolunasınız. Allah merhamet sahibidir.”(2)
Merhum M. Zeki Duman hoca da şöyle der:
“Bazı kişiler, günahının büyüklüğünü ya da çokluğunu ileri sürerek, artık affedilmeyeceği zannı ve şeytanın da vesvesesiyle ümitsizlik girdabına kapılırlar. Hayır, kul zamanında ve şartlarını havi bir tevbe ile Allah’a yöneldikten sonra Allah’ın affetmeyeceği hiç kimse ve hiç bir günah yoktur.
Sözgelimi kul, içtenlikle yaptıklarına pişman olur, tevbe eder, iman eder ve kalan ömründe salih işler yapmaya devam ederse Allah o kulu affeder.”(3)
Elmalılı merhum da şöyle der:
“Bu ayetin, Kur’anda en ümitli ayet olduğu söylenir. Bununla beraber dikkat edilmesi gerekir ki, bu ümit günah’a teşvik için değil, en günahkar kimseleri bile bir an önce tevbe edip Allah’a yönelmeye teşvik için olduğu, hemen peşinden gelen iki ayettende açıkça anlaşılmaktadır.(4)
Her tarafımızı Kul Hakkı Tecavüzcüleri Sarmış
Ankara adliyesine gittim.
Uzun bir koridor var. Koridorun iki tarafı “İcra mahkemeleri” ile dolu. Tanıdık bir avukata sordum. Bu icra mahkemeri ne yapar? Alacak verecek davalarına bakar dedi.
Avukatlık belgesi alan torunum Burak’a sordum.
‘Ankara’da ne kadar avukat vardır?’ I8 bin dedi.
Allah sonumuzu hayr eylesin.
Her tarafımızı kul haklarına tecavüz eylemleri kaplamış.
Kul hakkına tecavüz salih amel olmadığı gibi, hiçbir tecavüzcü de salih adam olamaz.
Said-i Nursî Bediuzzaman hazretlerinin babası çiftçilik yaparmış, tarlaya giderken gelirken öküzlerinin ağzını bağlarmış. Niye böyle bağlıyorsun? demişler.
“Hayvanların ağızları bağlı olmazsa başkalarının mahsüllerinden yemeleri mümkündür. Ekmeğimize haram karışmasın diye böyle yapıyorum” demiş”(5)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
“Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden selamette olduğu kimsedir.” (6)
Elini, dilini Müslümana eziyet ve zarar vermekten koruyamayan adam, kendini kul hakkına tecavüzden asla koruyamaz.
Verdiğimiz hadis-i şerifi daha da açıklayan bir hadis-i şerif de şöyledir:
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikeye atmaz.
Bir kimse din kardeşinin hacetinde bulunursa, Allah da onun hacetinde bulunur.
Her kim bir müslümanın bir sıkıntısını giderirse, onun sebebiyle Allah kendisinden kıyamet sıkıntılarından birini giderir.
Her kim bir müslümanın suçunu örtbas ederse, kıyamet gününde Allah onun suçunu örtbas eder.” (7)
Müslümanın müslümana zulmetmesi haramdır.
Müslümanın müslümana zulmetmemesi ise farzdır.
Her zulüm, kul hakkına tecavüzdür. Dünya hayatında zulüm yapan âhirette perişan olur.
Müflis
Konuyu “Müflis” hadis-i şerifi ile tamamlayalım:
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem ashabı ile sohbet ederken; “Müflis kimdir bilir misimiz?” Buyurdu.
Ashab: “Bizim aramızda müflis hiç bir dirhemi ve eşyası olmayan kimsedir, ”demişler. Bunun üzerine:
“Hakikaten benim ümmetimden müflis, kıyamet gününde namaz, oruç ve zekatla gelecek olan kimsedir. Ama şuna sövmüş, buna zina isnadında bulunmuş; şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, diğerini de dövmüş olarak gelecek. Buna hasenatından (sevabından) şuna hasenatından verilecektir.
Şayet davası görülmeden hasenatı biterse, onların günahlarından alınarak bunun üzerine yüklenecek sonra cehenneme atılacaktır.
*
Kim kardeşinin haysiyetine dokunmuş veya malını almış ise, altın ve gümüşün bulunmadığı gün gelmeden önce onunla helâllaşsın.
Helâlleşmez ise, yaptığı zulüm kadar onun iyiliklerinden alınır, hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınır o adama yüklenir.”(8)
İbâdet yapmış, ibâdeti kabul edilmiş fakat kul hakkına tecavüz etmiş olanın hâli hesap gününde böyle olunca, ibâdeti kabul olunmamış veya hiç ibâdet yapmamış kimsenin hâli ne olur?...
Kul hakkı yiyen helâllaşmak istediği zaman, hak sahibinin ayranı kabarırsa, şeytan ve nefsi helâl etme derse ne olur?
Bir hocamızın denemesini verelim. Cami cemaatinden biri hocamıza şöyle der:
‘Hocam bir toplantıda seni gıybet ettim. Hakkını helâl et.’
Hoca, ‘o toplantıda bulunanları toplayacaksın. Toplantıda hocamız hakkında söylediklerim doğru değildir dersen, hakkımı helâl ederim’ der.
Adam düşünür, düşünür. Yapamam hocam der.
Hoca, ‘sana bir kolaylık göstereyim. Toplantıda bulunanları tek tek göreceksin, hoca hakkında söylediklerim doğru değildir’ diyeceksin.
Adam düşünür, bunu da yapamam der.
Helâllaşma ortada kalır.....
Kul hakkına tecavüzle, aile huzuru yok olmuş, iş hayatı bozulmuş, mevki ve makam sahipleri, mevki ve makamlarını kaybetmiş ise helâllaşma nasıl olacak?
Olması mümkün mü?
Kul hakkına tecavüz en çok mal, mülk ve idare yolu ile yapılır.
“Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi” sözü ile dünyanın faniliği vurgulanırken insanlar niye mal mülk kavgası yaparlar?
Anlamak zor...
Sanki sonsuza kadar yaşayacak kadar kul hakkına tecavüz ve kul hakkını yeme yarışı niye?. .
Konuyu bir hadis-i şerifle kapatalım:
“Kıyamet gününde hakları mutlaka sahiplerine vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas yolu ile hakkı alınacaktır.” Sonra hayvanların hepsi toprak olacak. Onların toprak olduğunu gören kafir der: “Ya leytenî küntü turâben”= “Keşke toprak olsaydım” (9)
Öldürmek Şeytani Bir İştir
Yusuf aleyhisselam’la Mısır’a yerleşen İsrail oğulları zamanla üstünlüklerini kaybettiler. Mısırlı yerlilerin emrine girdiler.
Firavunlar, İsrail Oğulları’nı hor görüyorlar, en ağır işlerde çalıştırıyorlar, doğan erkek çocuklarını öldürüyorlardı.
Annesi Musa’yı doğurunca, onu kundakladı, bir sandığa koydu, Nil nehrine bıraktı.
Firavun’un adamları sandığı gördü, saraya aldı.
Firavun’un hanımı Musa’ya sahip çıktı. Süt annesi aradılar. Annesi Musa’ya süt annesi oldu. Musa, Firavun’un sarayında büyüdü. Delikanlı oldu. Şehirde gezerken bir İsrailli ile Mısırlının dövüştüğünü gördü. Onları ayırırken Mısırlıyı itti. Mısırlı düştü, öldü
Musa “Bu şeytanın işidir. Çünkü o gerçekten insanları şaşırtan apaçık düşmandır” dedi.
Rabbine şöyle dua etti:
“Rabbim! Ben kendime yazık ettim. Beni bağışla. Rabbi de onu bağışladı.”
Musa, Allah’ın bağışlaması ile tekrar şöyle dua etti:
“Rabbim! Senin bana lütfettiğin nimetler hakkı için, bir daha suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas, 28/15, bkz Taha, 20/40) kurtuldu...
İnsan öldürmek en büyük günahlardan biridir.
İnsan öldürmek en çok şeytanı memnun eder, Adam öldürme işini insanlara telkin ve teşvik eden de şeytandır.
Adam öldürme işi insanları, aileleri, hatta milletleri birbirine düşünür. Onlar birbirini öldürürken şeytan da Müslümanların dünyalarının ve âhiret hayatlarının cehennem oluşunu keyf ile seyreder.
Bu gün İslâm dünyasında cinnet hâline gelen birbirini öldürme, ocakları söndürme hadisesi, en çok şeytanı ve şeytanlaşmış yardımcıları olan kafirler sevindirmektedir. Bunun için Musa aleyhisselam adam öldürme işine “Şeytan işi” diyor.
Allah, şöyle buyurur:
“Cana kıymayan veya yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmayan birini kim öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.
Kim de bir kimsenin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibidir.” (Maide, 5/32)
Peygamber şöyle buyurur:
“Kıyamet gününde insanlar arasında ilk görülecek dava, kan davalarıdır.”
Kul hakkından ilk görülecek dava kan davalarıdır. Çünkü haksız yere kan dönmek çok büyük bir günah ve veballi bir iştir.
Allah hakkından ilk görülecek dava namaz davasıdır. Çünkü namaz dinin direği ve ibâdetlerin ilki ve başıdır. Kula düşen vazife kul hakkına tecavüzden korunmak ve namaz başta olmak üzere ibâdetlere sarılmaktir.(10)
Allah yolunda, Allahın koyduğu şartlara uygun olarak cihad yolu ile düşmanı veya canını, ırzını ve malını korurken mütecavizi öldürmenin dışında adam öldürmek salih bir amel değildir. Bu işi şeriat ölçüleri dışında yapanlar katil, canîdir. Salih bir adam değildir.
Ölüm Sonrası Musa Aleyhisselam’ın Serüveni
Musa aleyhisselam, ertesi gün şehirde korka korka etrafı gözetleyerek dolaşırken, dün kendisinden yardım isteyen adam, yine bağırarak onu yardıma çağırıyor. Ona, “Sen belli ki azgının birisin” dedi. Üzerine yürüdü.
Adam kendisini yakalayacağını zannederek; “Dün birini öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Belli ki sen insanların arasını düzeltmeye değil, ülkede bir zorba olup çıkmaya niyetlisin” dedi. Ölen adamın Musa tarafından öldürüldüğünü ilân etti.
Bir adam koşarak geldi:
“Ey Musa! Firavun’un ileri gelen adamları seni öldürmek için görüşüp duruyorlar. Bana sorararsan sen buradan hemen çık git. Doğrusu ben senin iyiliğini isteyen biriyim” dedi.
Musa aleyhisselam, “Rabbim! Beni bu zalim toplumun zulmünden kurtar” diye dua ederek endişe içinde şehri terk etti. “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi. Ülkeden çıktı, Medyen suyuna ulaştı.
Halk kuyulardan hayvanlarını suluyordu. Hayvanlarını sudan uzak tutmaya çalışan iki kadın gördü. “Siz neden hayvanlarınızı sulamıyorsunuz?” diye sordu.
“Çobanlar hayvanlarını sulayıp çekilmeden biz sulamayız, babamız da çok yaşlı olduğundan iş bize düşüyor” dediler.
Musa aleyhisselam, onların koyunlarını suladı, sonra gölgeye çekildi, acıkmıştı: “Rabbim! Vereceğin her hayra muhtacım” dedi.
Bir müddet sonra hanımlardan biri “Hayvanlarımızı sulama ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor”dedi.
Musa aleyhisselam gitti, başından geçenleri anlattı. Baba: “Korkma! Zalimler topluluğundan kurtulmuş bulunuyorsun” dedi. (Kasas, 28/18-25)
Hanımların babası kimdi?
Kur’an- Kerimde isim bildirilmez. Tefsirler de bu zatın Şuayb aleyhisselam olduğu bildirilir. (11)
 
SÖZDE DURMA VE ANLAŞMAYA UYMA EN
ÖNEMLİ SALİH AMELDİR
Kızlardan biri babasına şöyle dedi:
“Babacığım onu ücretli tut. Çünkü ücretle tutacağın en iyi insan işte bu güçlü ve güvenilir kimsedir.” (Kasas, 28/26)
Şuayb aleyhisselam kızının teklifini kabul etti, Musa aleyhisselam’a şöyle dedi:
“Sekiz yıl yanımda çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer süreyi on yıla tamamlarsan o da senin ikrâmın olur. Ama ben sana zorluk çıkarmak istemem. İnşâallah sen beni salihlerden bulacaksın.”
Musa aleyhisselam da şöyle der.
“Bu seninle benim aramda bir anlaşmadır. İki süreden hangisini tamamlarsam bana karşı bir düşmanlık yok. Söylediklerimize Allah vekildir.” (Kasas, 28/27-28)
Anlaşma yapılır. Her iki taraf anlaşmaya tam riayet eder. Musa aleyhisselam, Şuayb aleyhisselam’ın kızı ile evlenir.
Anlaşma zamanı sona erdikten sonra Musa aleyhisselam hanımı ile filistin’e gitmek üzere yola çıkar. Tur’da “Vâdi Tuva’ya” geldikleri zaman, Allah Musa aleyhisselam’a peygamberlik verir. (Kasas, 28/29, Taha, 20/12-13)
Anlaşma’da Şuayb aleyhisselam, ”İnşaallah benim ahdine sadık, dürüst salih bir insan olduğumu göreceksin” diyor.
Musa aleyhisselam’da “Söylediklerimize Allah vekildir” diyor. Vekil şahit demektir.
Bu anlaşmanın mahiyetini ve hikmetini tam anlamadan önce bizde 1974 yılında Amasya’da İsmail Lütfi Çakan kardeşimize hazırladığımız “Kur’an-ı Kerime Göre Peygamberler ve Tevhid Mücadelesi” kitabımızın ilk cildinin ön sözüne şu sözleri yazmışız:
“Kitabı hazırlarken ölçümüz; “söylediklerimize Allah vekildir.” (el-Kasas 28/28) meâlindeki ayet-i kerime olmuştur.”
Ne güzel bir bir uygunluk...
Allah’ın peygamberlerinin tevhid mücadelesini, Allah’ın kitabına göre hazırlama samimiyet ve ihlasımızın neticesini, Allah’a şükürler olsun, yarım milyon üzerindeki baskısı ile gördük. Elhamdülillah deriz...
Sözünde Duranlar
Şuayb aleyhisselam ile Musa aleyhisselamın yaptığı anlaşma Müslümana örnek bir anlaşmadır. Anlaşma tam uygulanıyor. Her iki taraf da iyi niyetle anlaşmaya uygun hareket ediyor.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de hayatı boyunca öyle hareket etmiştir.
“Hudeybiye”de peygamberimiz sallahü aleyhi vesellem Mekke müşrikleri ile bir sulh anlaşması yapıyor. Anlaşmanın şartlarından biri şöyledir:
“Mekke’li müslümanlardan veya müşriklerden biri Medineye giderek müslümanlara sığınırsa, Mekkeye geri gönderilecek ve müşriklere teslim edilecek, fakat müslümanlardan biri Mekkeye gelirse o müslümanlara teslim edilmeyecektir.”
Anlaşma imzalanır.
Anlaşma imzaları kurumadan Müşrik heyeti başkanı Süheyl bin Amr’ın Müslüman olduğu için hapsettiği oğlu Ebu Cendel bir fırsatını bulur gelir, müslümanlara sığınır. Süheyl oğlunu görür, kalkar ona bir tokat atar. Anlaşma şartları gereği onu bana teslim et der. Ebu Cendel feryadı-figana başlar. Ashab derin bir endişenin içinde Ebu Cendelin teslimini istemezler.
Peygamberimiz salllahü aleyhi ve sellem Ebu Cendel’e şöyle der:
“Ey Ebu Cendel! Sabret, tahammül et. Allah sana ve seninle bulunan müslümanlara kurtuluş yolunu gösterecektir. Biz onlarla bir anlaşma yaptık. Ona riayete söz verdik. Anlaşmamızı bozmak bize yakışmaz. Biz gadr edemeyiz” der. Ebu Cendel’i babasına teslim eder. Süheyl, oğlu Ebu Cendel’i işkencelere tabi tutar. Ebu Cendel yine bir fırsatını bulur, kaçar. Ebu Busayr seriyyesine katılır.(12)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, gençlik yıllarında müşriklerin deyişi ile “Muhammedü’l-emin=güvenilir Muhammed”dir. Sözünde, işinde, anlaşmasında, hâl ve hareketinde en küçük bir leke bulunmayan Allah’ın son rasûlüdür.
Örnek O’dur. Önder Odur.
Müslümanlar da O’nun yolunda, O’nun ahlakında olacaktır.
Allah, peygamber yolunda olanları şöyle bildirir:
“Onlar Allah’a verdikleri sözü kesinlikle yerine getirirler.
Verdikleri sözden dönmezler.
Onlar Allah’ın korunup gözetilmesini emrettiği şeyleri gözetirler.
Rablerinin kudretinden ürperip gazabından çekinirler, hesaplarının kötü çıkmasından korkarlar.
Onlar Rablerinin rızasını kazanmak için her sıkıntıya sabrederler.
Namazı gerektiği şekilde kılar; kendilerine verdiğimiz rızıktan gizlice, açıkça bağışta bulunur; kötülüğü iyilik yaparak kendisinden uzaklaştırırlar.
Dünyanın sonunda güzel bir hayat onları beklemektedir.
Bu güzel hayat, babalarından eşlerinden ve soylarından iyi olanlarla beraber girecekleri Adn cennetleridir.
Melekler de, her kapıdan yanlarına sokularak onlara şöyle derler: Sabrettiğiniz için selam olsun size. Dünya hayatının en güzel sonucudur bu!” (Ra’d, 13/20-24)
Merhum Zeki Duman hocamız bu ayetlerin açıklamasında şöyle diyor:
“Bu ayetler de dünyayı ayakta tutan ve insana insan olarak yaşayıp âhiret yurdunu kazandıran on insanî esas bildirilmektedir. Bu esaslara göre yaşayanlara âhirette söylenecek söz şudur:Sabretmeniz sebebiyle size selam olsun! Gördünüz ya âhiret yurdu ne de güzelmiş.”(13)
Ben burada yazmadım. Zeki Duman hocamızın belirttiği on insanî esaslar nelerdir? Okuyucularımız ayet meallerine bakarak tesbit etsinler, dergi e-mail adresine göndersinler, bakalım ne derece dergi yazılarını okuyorlar, görelim.
Sözünde Durmayanlar
Allah, verdikleri sözde durmayanlar, anlaşmalarını bozanlar, Allah’ın emirlerini bir tarafa atanlar, nefislerinin heva ve hevesine tâbi olanların sonuçları hakkında da şöyle buyurur:
“Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönenler, onun korunup gözetilmesini emrettiği şeyleri ihmal edenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lânet de bunlar içindir, en kötü yurt olan cehennem de bunlar içindir” (Rad 13/25)
Âyetin açıklamasında şöyle denir:
“Gerek Allah’a gerekse insanlara verdikleri sözden dönen, yaptıkları anlaşmaları bozan, akraba, konu komşu ve diğer insanlarla ilişkilerini kesen, fakir fukarayı gözetmeyen, yer yüzünde fesat çıkarıp insanların arasını bozan kimseler bu kötü fiillerinden dolayı Allah’ın, meleklerin ve insanların lânetine uğrarlar, âhirette ise cehenneme gireceklerdir. (14)
Konu ile ilgili başka bir âyetin açıklanmasında da şöyle denir:
“Tarih boyunca yeryüzünde, maddî ve manevî olarak düzen bozan, çevreyi kirleten, huzursuzluk, acı ve felâketlere sebep olanlar genellikle inkârcılar, ahlâksızlar, zalimler ve günahkârlar olmuştur. Allah’ın yapılmasını yasakladığı, yapanları cezalandıracağını bildirdiği her şey aynı zamanda yeryüzünde bir kötülüktür, fesattır, dengeyi ve düzeni bozmaktır.
Amaçları ne olursa olsun sonunda günahkârların, Allah’ı bırakıp nefis ve şeytana kul olanların zararlı çıkacaklarından şüphe yoktur. Çünkü bunlar, ömür sermayesiyle fani dünyayı satın almışlar, ebedi sadetten mahrum kalmışlardır.”(15)
Hulâsa-i Kelâm; “Salih amelleri ancak salih adamlar yapar.”
____________________
(1) Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercümesi, 9/79, 80, Sönmez yayını, İST.
(2) Mevdudi, Tefhimülkur’an, 5/119, Yeni Şafak yayını, İst.
(3) Prof. Dr. Zeki Duman, Beyanülhak, 2/170, Fecr yayını Ank.
(4) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 6/501, Zaman yayını, İst.
(5) N. Mehmet Solmaz, Alim ve Mücahid Said-i Nursî, sh, 26, 1998, Ank
(6) Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-Sarih Tercümesi, 1/29, Diyanet yayını, Ank.
(7) Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim, 10/530, Sönmez yayını, 1979, İst.
(8) Sahih-i Müslim, 10/531, Sahih-i Buhari, 7/375
(9) Sahih-i Müslim, 10/532, Hak Dini Kur’an Dili, 9/14, Nebe suresi, 78/40
(10) Sahih-i Buhari 12/210, Sahih-i Müslim, 8/313i
(11) Nesefi, 3/232, Beyrut
(12) Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, Hatemü’l-Enbiya Hazreti Muhammed ve Hayatı, sh, 319-321, 9. baskı, Ank.)
(13) Beyanülhak, 2/496
(14) Kur’an yolu, 3/286, Diyanet yayını, Ank.
(15) Kur’an yolu, 1/94




    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle