SİYASET

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Lehindeki ve Aleyhindeki Görüşler
YAZI BOYUTU :

Basri DOĞAN

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı olarak yasama ve yürütmeyi birbirinden ayıran, doğrudan halk tarafından seçilen bir kişiye yürütme gücünü kullanma imkânını veren sistemdir. Bu hükümet sistemi Türkiye’de devlet ve millet arasındaki ilişkinin sağlam bir temele oturtulmasını, milletin temsilcileri ve bürokratik elitler arasındaki ilişkinin yeni bir dengeye kavuşturulmasını beraberinde getirecektir. Doğrudan halk tarafından seçilen ve geniş toplumsal kesimler tarafından desteklenen bir Cumhurbaşkanının, devlet ve millet arasındaki ilişkinin yeniden kurgulanmasına hizmet edeceği düşünülmektedir. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle, egemenliğe dair üç temel erkten birinin daha kim tarafından kullanılacağını seçmenler doğrudan belirleyecektir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Lehindeki ve Aleyhindeki Görüşler

CUMHURBAŞKANLIĞI HükümetSistemi; kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı olarak yasama ve yürütmeyi birbirinden ayıran, doğrudan halk tarafından seçilen bir kişiye yürütme gücünü kullanma imkânını veren sistemdir. Genel kabul gören tanımıyla, halk tarafından sabit bir süre için seçilen başkanın hem yürütme organının hem de devletin başı olarak görev yaptığı; yasama ve yürütme organlarının birbirinin görevine son veremediği hükümet sistemdir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi; demokratik düzenin iyi işlemesi açısından yürütmenin iki başlı olduğu diğer hükümet sistemleriyle kıyas konusu edilmekte, çeşitli avantaj ve dezavantajlarla birlikte değerlendirilmektedir. Hükümetin sabit/katı görev süresi, bir taraftan istikrarlı yönetimin formülü olarak öne çıkarılırken diğer taraftan yasama yürütme arasında kilitlenme nedeni olarak gösterilebilmektedir.
Literatürdeki genel yaklaşıma göre, bu Hükümet Sisteminin diğer sistemler gibi güçlü ve zayıf yönleri bulunmaktadır. Bunlardan hangisinin öne çıkacağını ise her ülkenin kendi siyasal, sosyal ve ekonomik şartları belirlemektedir. ABD’de güçlü yönleriyle kendini gösterirken, Latin Amerika’da zayıf yönleriyle gündeme gelmektedir. Benzer şekilde parlamenter sistemin İngiltere örneği güçlü yönleriyle ortaya çıkarken, Doğu Avrupa örnekleri sistemin olumsuz yönlerinden etkilenmektedir. Türkiye’de gerek cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini destekleyenler gerekse bu sisteme karşı çıkanların paylaştıkları görüş, seçim sisteminin çok partili sistemden merkez partilere geçişi sağlayacak biçimde düzenlenmesine ihtiyaç olduğudur. Zira parçalanmış ve ideolojik ayırımların derinleştiği partilerden oluşan bir siyasi yelpaze, bütün hükümet sistemlerinin işleyişini zorlaştırmakta, siyasi krizlere sebeb olmaktadır. Diğer taraftan, parlamenter sistemin devamından yana olan görüş sahipleri, bu hükümet sisteminin istikrarsızlığa yol açan özelliklerini törpüleyip, rasyonelleştirilmiş parlamentarizm uygulamalarını geliştirmek yönünde kanaat taşımaktadır. Buna karşılık, başkanlık ya da yarı-başkanlık sisteminin uygulanabilirliğini savunanlar, bu sistemlerin ancak birtakım reformlarla birlikte hayata geçirilebileceğini kabul etmektedirler. Günlük ‘Diriliş Postası’ Gazetesi yazarlarından Hakan Taşkın; öğretim üyeleri, anayasa profesörleri ve siyaset uzmanlarının Referanduma konu olan mesele hakkındaki farklı görüşlerini kısaca özetlemiştir.
BAŞKANLIK SİSTEMİ LEHİNDEKİ GÖRÜŞLER
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan’a göre, parlamenter rejimlerin olağan dönemlerinde var olmayan kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda başkanlık sisteminde bulunmaktadır. Bu sistem hem parlamentoya hem yürütmeye güç ve itibar kazandırır. Başkan halktan aldığı sabit süreli yönetim döneminde düşürülme korkusu olmadan çalışır. Yasamayı kendi denetimine alıp tüm devlet iktidarını elinde toplayamaz. Başkanı diktatör gibi tasavvur edenler, olağan parlamentarizmde başbakanın bir başkandan daha güçlü olduğunu gözden kaçırmaktadırlar. Başbakanın güçlü konumundan dolayı literatürde parlamentarizmi başbakanlık hükümeti olarak adlandıranlar çoktur.
Erdoğan’a göre Türkiye’de mevcut durumda yürütmenin yasamayı da kontrol etmesini kuvvetler ayrılığına aykırı bulanlar, aynı zamanda kuvvetler ayrılığını öngören başkanlığa da karşı çıkmaktadırlar. Bunun nedeni Türkiye’de cari sistemde demokratik çoğunluklara karşı “ideolojik devlet iktidarını” temsil eden bir cumhurbaşkanlığının ve diğer vesayet kurumlarının sürdürülmek istenmesidir. Başkanlık sisteminde halkın seçtiği ve yürütme yetkisine tümüyle sahip bir başkanın yanında ayrı baş çekecek unsurlara zemin oluşturacak bir yetki belirsizliği olmayacaktır. Bürokratik kurumlar doğrudan demokratik meşruluğa sahip bir başkan karşısında kendi sınırlarını aşamayacaklardır. Seçim sisteminde, partilerin yapısında ve idari sistemde gerekli değişiklikler yapılmak kaydıyla Başkanlık Sistemi Türkiye’yi daha demokratik kılabilir. Başkanlık sisteminden duyulan korku diktatörlükten değil, halktandır.
Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu’na göre, parlamenter rejim Türkiye’de yönetim istikrarsızlıklarına ve krizlere yol açmıştır. Ekonomik, sosyal ve siyasal olarak bu krizlerin bedeli çok ağır olmuştur. 21. yüzyıl hızlı ve etkin kararlar alabilen güçlü bir yönetimi gerektirmektedir.
Fendoğlu’na göre siyasi geleneğimiz aslında Başkanlık Sistemine yabancı değildir. İmparatorluk geleneğinden gelen toplumumuzda başkanlık, toplumsal parçalanmışlığı giderecek, devlet millet kaynaşmasını sağlayacak bir kurum olabilir. M. Kemal, İnönü, Menderes ve Özal dönemlerinde başkanlık benzeri yönetimler hâkim olmuştur. Bu dönemler diktatörlük tehlikesine yol açmamıştır. Latin Amerika ülkeleri Türkiye için örnek olarak verilemez; çünkü bunlar hem tarihsel-toplumsal olarak farklılık taşır hem de uzun bir sömürge geçmişleri vardır. Türkiye hâlihazırda yarı-başkanlığa yakın bir yerde durmaktadır.
Bununla birlikte bir sistem değişikliğine gidilecekse reformlar tamamlanmalıdır. Vesayet anlayışı sona erdirilmeli, demokrasi oturmalı, bürokrasinin ve ülkenin yapısal sorunları çözülmelidir ki sistem değişikliğinden sonuç alınabilsin. Reformlar tamamlandıktan sonra aksayan yönleri giderilmiş ve Türkiye’nin koşullarına uyarlanmış bir başkanlık veya yarı-başkanlık sistemine geçilmesi yararlı olacaktır.
Prof. Dr. Burhan Kuzu, siyasi istikrarın ulusal kalkınmada çok önemli etkisi olduğunu, bu nedenle istikrar getirecek en iyi model olarak başkanlık sisteminin gerekli olduğunu belirtmektedir. Kuzu’ya göre Türkiye’de parlamenter rejimin uygulandığı son 60 yıllık süre zarfında Menderes, Özal ve Erdoğan dönemleri istikrarlı olsa da, bunların arasındaki dönemlerde gelişmeyi ve kalkınmayı engelleyen hükümet krizleri ve ağır bunalımlar yaşanmıştır.
Cumhuriyet’in 87 yılında 60 hükümetin kurulması bu istikrarsızlık ve krizlerin göstergesidir. Başkanlık sisteminin diktatörlüğü çağrıştırması yanlıştır. Çünkü parlamenter rejimde yasama çoğunluğuna sahip bir başbakan başkandan daha güçlü hale gelmektedir. Başkanlık sisteminde ise yasama ile yürütme arasında daha dengeli bir ilişki söz konusudur. Başkanlık sisteminde güvenoylaması, koalisyon ve hükümet krizi gibi sorunlar yaşanmayacaktır.
BAŞKANLIK SİSTEMİ ALEYHİNDEKİ GÖRÜŞLER
Pof. Dr. Serap Yazıcı’nın değerlendirmelerine göre bütün hükümet sistemlerinde kilitlenmeye yol açan asıl faktör, seçim sistemlerinin parti sisteminde aşırı parçalanma yaratmasıdır. Bu yüzden sağlam bir demokrasinin yolu hükümet sistemiyle değil, iki parti veya ılımlı çok parti yaratacak parti sistemiyle açılır. Dolayısıyla yapılması gereken, seçim kanunlarında parti sistemindeki parçalanmayı önleyecek ve partileri merkeze yaklaştıracak değişiklikler yapmak ve parlamenter sisteme işlerlik kazandıracak mekanizmalar geliştirmektir. Bu mekanizmalar parlamentarizmin rasyonelleştirilmesi, yapıcı güvensizlik oyu ve alternatif başkanlık sistemidir.
Prof. Dr. Ergun Özbudun’un konu hakkındaki görüşü şöyledir: Başkanlık sistemini dünyada başarıyla uygulayan tek ülke ABD’dir. Onu taklit eden Latin Amerika, Afrika ve bazı Doğu Asya ülkelerinde bu sistem, kriz üretmeye çok müsait olduğu için, başarılı işlememektedir. Yaşanabilecek sorunlar esas olarak yasama ile yürütme arasındaki kilitlenme olasılığından kaynaklanmaktadır.
Latin Amerika’da bu tür krizler askeri darbeleri davet etmiştir. Benzer sorunlar yarı-başkanlık sistemi için de geçerlidir. Bu nedenle yapılması gereken şey mevcut parlamenter rejimi daha demokratik, daha işler kılacak değişikliklerin gerçekleştirilmesidir.
Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’na göre bu sistemlerde “sıfır toplamlı oyun” nedeniyle iktidar muhalefet ilişkileri daha gergin ve çatışmacıdır. Siyasi uzlaşı kültürünün olmadığı toplumlarda başkan ile parlamento arasındaki bir uyumsuzluk siyasi tıkanıklığa sebeb olabilir. Başkanlık sistemi hükümet istikrarı sağlasa da siyasi sistemi istikrarsızlığa sevk etmektedir. Buna karşılık parlamenter sistem hükümet istikrarı sağlamasa da siyasi sistemde istikrar sağlar. Yine parlamenter sistemde başbakanın değiştirilebiliyor olması onların halkın tepkilerine daha duyarlı olmalarını sağlamaktadır.
Bazı siyaset uzmanlarının ‘Türk Tipi Başkanlık’ olarak nitelendirdikleri ve referanduma giden Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin oylanması ne padişahlık ne tek adamlık sistemidir. Doğrudan halk tarafından seçilen ve geniş toplumsal kesimler tarafından desteklenen bir Cumhurbaşkanının, devlet ve millet arasındaki ilişkinin yeniden kurgulanmasına hizmet edeceği düşünülmektedir. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle, egemenliğe dair üç temel erkten birinin daha kim tarafından kullanılacağını seçmenler doğrudan belirleyecektir. Bu hükümet sistemine ‘evet’ diyenleri vatansever, ‘hayır’ diyenleri vatan haini-terörist ilân eden siyaset dili de başlı-başına bir problemdir.




    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle