RÖPORTAJ

ATEŞ ÇUKURUNUN KENARINDAKİ ÜLKE: TÜRKİYE
YAZI BOYUTU :

Hüsnü AKTAŞ

ATEŞ ÇUKURUNUN KENARINDAKİ ÜLKE: TÜRKİYE

 

Soru: Türkiye’de yaşanan yüzlerce kişinin ölümü ve binlerce kişinin yaralanması ile sonuçlanan 15 Temmuz darbe teşebbüsü; sıradan bir terör hadisesi midir, yoksa ABD ve müttefiklerin kurdukları tuzağın bir parçası mıdır?

Cevap: Yaşanan darbe teşebbüsü, ABD derin devleti (Office of Net Assessment) ve Illuminati Çetesi’nin kurduğu tuzağın bir parçasıdır. Son bir asırdır stratejik konumu ve yeraltı zenginlikleri sebebiyle İslâm toprakları, ABD ve müttefiklerinin askeri ve siyasi taarruzlarına/tecavüzlerine maruz kalmıştır. Emperyalist emellerine hizmet edecek kadroları iktidara getirebilmek için akla-hayale gelmeyecek tuzaklar kuran büyük şeytan, bazı ülkelerde askeri darbelerin yapılmasını sağlamıştır. Bundan üç yıl önce Mısır’da yaşanan askeri darbe gibi! Meselenin özü şudur: Kendilerine ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adını veren FETÖ militanları ile Pentagon’un siyasi emellerine hizmet eden NATO’cu generaller (Göktürkler) Illuminati Çetesi’nden aldıkları desteğe güvenerek, 15.Temmuz.2016 Cuma günü darbe yapmaya teşebbüs etmişlerdir. Başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere; kuvvet komutanlarını esir alan ve birinci ordu müstesna bütün ordu komutanlarını kendi saflarına dâhil eden darbeciler, masum sivillerin üzerine hedef gözetmeksizin kurşun yağdırmışlardır. Ankara ve İstanbul gibi Türkiye’nin can damarı olan şehirleri savaş meydanına çeviren darbeci generaller; Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ı öldürmek için MAK ve SAT komandolarını görevlendirmeyi de ihmal etmemişlerdir. Kapatılan Samanyolu Televizyonu ve Zaman Gazetesi’nde yöneticilik yapan haşhaşi Tuncay Opçin’in; sosyal medya yer alan ifadesiyle (14 Temmuz 2016) ‘yatakta basmak, şafakta asmak’ için, bütün imkânlarını seferber etmişlerdir. Ancak Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın cep telefonu aracılığıyla bir televizyon kanalından ‘Milletimiz derhal sokağa çıkmalıdır. Hava meydanlarına el koymalıdır’ mesajını vermesi ve Birinci Ordu Komutanı’nın açıklamaları, darbe teşebbüsünün akâmete uğramasını sağlamıştır. Bu arada Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in ‘Bütün camilerden selâ okunması için emir vermesi ve Müslümanları meydanlara davet etmesi’, darbecilerin hesaplarını alt-üst etmiştir. Türkiye’nin değişik bölgelerinde görev yapan yüzlerce generalin ve binlerce subayın tutuklanması ile neticelenen başarısız darbe teşebbüsü, sıradan bir terör hadisesi değildir. Zira F-16 uçakları başta TBMM binası olmak üzere, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankara Emniyet Sarayı, Özel Harekât’ın yerleşkesi ve Türk-Sat’ın ana merkez binası bombalanmış, meydanlara dökülen insanların üzerine helikopterlerden yaylım ateşi açılmıştır. Bu esnada 246 masum insan hayatını kaybetmiş, iki binden fazla sivil yaralanmıştır. Aynı saatlerde gölge CİA olduğu bilinen Stratfor sitesi ‘Türkiye’de yapılan askeri darbenin başarılı olduğunu ve ülkede sıkı-yönetim ilân edildiğini’ bütün dünyaya ilân etmiştir. Ayrıca ‘Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın Almanya’dan siyasi sığınma istediği’ yalanı tedavüle sokmuştur. Amerikalı gazeteci William Engdahl, Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz darbesinin arkasında CIA ve NATO’nun olduğunu, ancak bu işle görevlendirilenlerin her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını ifade etmiş ve şu tesbitte bulunmuştur: ‘TSK içerisinde Fetullah Gülen’e bağlı subaylar ağının bulunduğunu biliyorlardı. Zira Gülen hareketi yüzde yüz CIA’nın kontrolü altında olan bir harekettir.’ Amerika’da bu yıl yapılacak olan seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’den başka adayı olan Donald Trump, 16 Ağustos tarihinde, kendi resmî twitter hesabından, Türkiye’deki son darbe teşebbüsünde “13 CIA yetkilisinin görev aldığını’ yazmış, bir gün sonra Illuminati Çetesi’nin baskılarına dayanamayarak bu paylaşımı silmek zorunda kalmıştır.

Soru: ABD’de etkili olan Musevi lobisinin kontrol ettiği medya organlarının; 15 Temmuz darbe teşebbüsü esnasında ve sonrasında izledikleri yayın politikasını tahlil eder misiniz?

Cevap: Amerika’da yayın yapan bahsettiğiniz televizyon kanalları, ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adına kaleme alınan imzasız darbe bildirisini defalarca yayınlamışlardır. Fox News televizyonuna çıkan ve darbenin başarılı olmasını beklediğini söyleyen emekli istihbaratçı subay Ralph Peters “Durum çok nazik. Bu darbe, Türkiye’nin İslami bir diktatörlük olmaktan kurtulması için son bir şansıdır. Bu darbede rol alanlar iyi adamlar” diyerek, darbecilerin desteklenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Darbe teşebbüsünün akamete uğramasından sonra aynı televizyonun internet sitesinde "Türkiye'nin son umudu da öldü" başlıklı makalesinde ‘darbenin Türkiye'deki İslami hareketi durdurmak için son umut olduğu, batılı liderler her ne kadar darbe girişimini kınamak için sıraya girseler de kazanacakları tek şey Avrupa'nın kapılarına dayanmış zehirli bir İslam rejimi olacağını’ ileri sürmüştür. New York Times gazetesi ise işi hakaret boyutuna taşıdığını söylemek mümkündür. Aynı gazetenin sosyal medya hesabında "Erdoğan'ın destekçileri koyundur ve ne derse onu yerine getireceklerdir" şeklinde hakaretâmiz ifadelere yer verilmiştir. 19 Temmuz 2016 tarihli New York Times Gazetesi’nde Tim Arango ve Ceylan Yeğinsu imzalı "Erdoğan darbe girişimiyle baş etti ama Türkiye'nin kaderi hala belirsiz" başlıklı makalede ise "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sokağa çıkan İslamcılarla darbe girişimini önledi. Ancak bundan sonraki süreci muhalefeti bertaraf etmek için kullanacağı" iddiasına yer vermiştir. AK Parti Hükümeti’nin bakanları da darbe teşebbüsünün arkasında ABD derin devleti’nin olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe teşebbüsü esnasında; önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, ısrarla Darbenin arkasında ABD var. Orada yayınlanan bazı dergiler, birkaç aydır faaliyette bulunuyordu‘demiştir. Daha sonra Başbakan Binali Yıldırım’ın da, darbe girişiminin sorumlusu olarak Fethullah Gülen'i işaret etmiş ve şöyle demiştir: " Bu saatten sonra Gülen’in arkasında duracak ülke göremiyorum, bunun arkasında duracak ülke Türkiye’nin dostu değildir. Hatta Türkiye’ye karşı ciddi bir savaşın içindedir."

Soru: Yaşanan darbe teşebbüsünden otuz beş gün sonra Türkiye’yi ziyaret eden ABD Başkan Yardımcısı J.Biden; hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan ile yaptığı görüşmelerde ‘ABD’nin Türkiye’nin dostu’ olduğunu defalarca ifade etmiştir. Bu arada 15 Temmuz Darbe teşebbüsüne inanamadığını, önce bir internet oyunu zannettiğini söyleyerek, adeta herkesi ahmak yerine koymuştur. ABD Başkan yardımcısı J.Biden’in bu tavrını nasıl yorumlamak gerekir? Kendi siyasi emelleri için ABD Derin Devleti’nin karıştığı başka darbe teşebbüsleri de var mıdır?

Cevap: Yaşanan bu siyasi hadiseleri dikkatle tahlil ettiğimiz zaman; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adı verilen ve bazı dış politika uzmanlarına göre ‘uluslararası sistemi’ temsil eden kuruluş, tek kelime ile ABD ve müttefiklerinin kontrolü altındadır. ABD’nin yönetiminde belirleyici unsur olan Musevi Lobisi’nin; basın, teknoloji, finans, petrol, enerji ve silah sanayisini kontrol ettiği de bilinmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararlar; bazı siyaset uzmanlarının ifade ettiği gibi ‘uluslararası sistemin tercihlerini’ değil, ABD’nin yönetimini kontrol altına alan Illuminati Çetesi’nin siyasi emellerinin bir hülasasıdır.Bu tesbitten sonra ABD başkan yardımcısı J.Biden’in Türkiye ziyaretinin tahliline geçebilirz. Yıllar önce İsrail’e yaptığı bir ziyaret esnasında, kendisini ‘Hıristiyan Siyonist’ olarak takdim eden J.Biden, dünyadaki bütün haberleşme vasıtalarını anında takip eden birimin başında bulunan yetkililerden birisidir. ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) bütün dünyadaki haberleşme vasıtaları (telefon, faks, e-mail, uydu ve cep telefonları) ile yapılan görüşmeleri ve yazışmaları tesbit eden bir ajanstır. Bu yaygın dinleme ve takip işlerini ‘Echelon Sistemi’ vasıtasıyla gerçekleştirmektedir. Savunma İstihbarat Kurumu DIA, Amerika’nın askeri istihbaratını sağlayan ve savunma savaşı yapan bir başka organizasyondur. Bütün dünyada on binlerce askeri ve sivil ajana sahip olan DIA, Merkezi Haberalma Örgütü’nden daha etkili olan bir kuruluştur. Başta CIA olmak üzere, dünya çapında faaliyet gösteren istihbarat örgütlerinin ( İngiltere İstihbaratı MI6, Mossad vs) ‘gizli operasyon dosyaları’ bir hayli kabarıktır. Resmi belgelerde yer alan bazı operasyonları hatırlamakta fayda vardır: 1975 yılında ABD Senatosu’nda gizli servis faaliyetlerini araştıran ve kamuoyunda başkanı Frank Church’den dolayı ‘Church Komitesi’olarak bilinen kurulun raporundan öğrendiğimize göre ABD 1960’lı ve 1970’li yıllarda bir dizi ‘gizli operasyonlara’ imzasını atmıştır. Mesela: 1961 yılında Komünistlere sempati duyduğu düşünülen Dominik Cumhuriyeti Devlet Başkanı Rafael Trujillo, CIA tarafından gerçekleştirilen bir suikast sonucu öldürülmüştür. Aynı yıl Kongo Başbakanı Patrice Lumumba, Sovyetler Birliği ile işbirliği politikaları izlediği gerekçesiyle CIA tarafından planlanan bir darbe ile iktidardan uzaklaştırılmış ve daha sonra öldürülmüştür. CIA ‘Mongoose Operasyonu’ kapsamında Küba lideri Fidel Kastro’ya yönelik başarısız sekiz suikast girişimi, çeşitli sabotajlar ve darbe planları yapmıştır. Ama bunların hiçbiri 1973 yılında Şili’de, Sosyalist Salvador Allende yönetimini devirmek için yürürlüğe konan plan kadar korkunç değildir. Darbe sadece Allende’nin değil, on binlerce Şili vatandaşının hayatına mal olmuştur. Church Komitesi’nin ‘gizli operasyonlar dosyasına’ el koymasından sonra CIA daha dikkatli davranmaya başlamıştır. Ancak o tarihten sonra da boş durmadığını söylemek mümkündür. 1985 yılında ABD’nin derin devleti, uluslararası terörü desteklediği gerekçesiyle Nikaragua’daki Marksist iktidarı devirmek için savaşan gerillalara para yardımında bulunmuştur. Hatta bu paralar, İran’a yapılan gizli silah satışından elde edildiği için ‘İrangate’tartışmaları aylarca sürmüştür.

Soru: Sizin ifadenizle ABD derin devleti ve Illuminati Çetesi’nin planladığı bu darbe teşebbüsü birden bire ortaya çıkan bir hadise midir, yoksa daha önce bunun ipuçları verilmiş midir?

Cevap: ABD ve müttefikleri son bir-kaç Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için; önce gayr-i nizami/asimetrik savaşı başlatmış, sonra terör örgütleri arasındaki organizasyonu sağlamıştır. Türkiye’nin ‘İslâm Ordusu Kurulabilir mi?’ sualine cevap arandığı günlerde; Kandil’in daveti üzerine Türkiye’ye karşı mücadele veren bütün terör örgütleri Suriye’nin Lazkiye şehrinde toplanmış ve ortak savaş kararı almışlardır. 15 Temmuz 2015 tarihinde; yani darbe teşebbüsünden tam bir yıl önce bazı terör örgütleri; PKK’nın önderliğinde ‘Devrimci Halk Savaşını’ başlatılmıştır. ABD ve müttefikleri; bu siyasi değişimin yaşandığı tarihlerde, Türkiye’yi ‘yalnızlaştırmak’ için bütün imkânlarını seferber etmişlerdir. ABD Başkan Yardımcısı J. Biden’ın ‘Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği’ yalanını piyasaya sürmüştür. FETÖ militanı olan subayların; yetkileri olmadığı halde, ‘MİT’in IŞID’e silah taşındığı’ gerekçesi ile operasyon yapmaları da başlatılan gizli savaşın işaret fişeklerinde birisidir. Aynı günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby’nin, PKK’nın Suriye’de faaliyet gösteren kanadını övmesi ve basın toplantısında “YPG bizim dostumuz, stratejik ortağımızdır” demesi, Ankara’da soğuk rüzgârların esmesine sebep olmuştur. Bir gün sonra NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ‘Türkiye PKK’ya karşı yürüttüğü hava operasyonlarını durdursun’şeklindeki sözlerinin ajanslara düşmesi de herkesi şaşırtmıştır. Amerikan Başkanı Barack Obama; Atlantic Dergisi’nde yayınlanan röportajında (18 Mart 2016) ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı doğu ve batı arasında köprü olacak ılımlı bir Müslüman lider olarak gördük, ama şimdi o, güçlü ordusunu Suriye’ye istikrarı getirecek şekilde kullanmayı reddeden bir diktatör!’ diyerek, son noktayı koymuştur. Bu arada Müslüman boksör Muhammed Ali’nin cenaze törenine katılan yegâne devlet başkanı olan R. Tayyip Erdoğan’ın, ABD’ye yaptığı ziyarette ma’ruz kaldığı muameleyi de hatırlamakta fayda vardır. ABD Başkan Yardımcısı J. Biden’in son ziyaretinde; kendisini Ankara Vali Yardımcısı’nın karşılaması, bu muameleye karşı yapılan bir misillemedir. Dolayısıyle darbe teşebbüsü, birden bire ortaya çıkan bir hadise değildir.

Soru: Bazı medya organlarında İngiltere’nin de bu darbe teşebbüsünü desteklediği iddiası yer almıştır. Bu iddianın sağlam bir delili, dayanağı var mıdır?

Cevap: İngiliz kamu yayım kuruluşu BBC başta olmak üzere İngiliz basını da Türkiye'de yaşanan darbe teşebbüsünü desteklemiştir. Darbe teşebbüsünün engellendiğinin anlaşıldığı saatlerde bile BBC, ‘Darbeye nasıl gelindi?’başlığı altında değişik yorumları ön plâna çıkarmıştır. Darbe teşebbüsünden bir gün sonra BBC internet sitesinde, orduda ve yargıda yapılan tedbir amaçlı tutuklamaların “tasfiye" olduğu ileri sürülmüştür. İngiliz Daily Telegraph gazetesi, "Türkiye'de darbe girişimi" adıyla duyurduğu haberde, dünya liderlerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ‘başarısız darbe girişimini bahane edip, muhalefet üzerinde baskı kurmaması için’ uyarması gerektiği ifade edilmiştir. Londra merkezli haftalık Economist dergisi de “Türkiye'nin başarısız darbe girişimi Cumhurbaşkanına daha fazla güç için imkan verdi’ başlığıyla yayımladığı makalesinde, darbenin başarısız olmasıyla birlikte Erdoğan'ın otoritesini artırmak için bir fırsat yakaladığı’ iddiasına yer vermiştir.

Soru: Yıllardır Amerika’da gönüllü sürgün hayatı yaşayan Fetullah Gülen ile bu darbe teşebbüsünün bir ilgisi var mıdır? Şunun için soruyorum. Komplo teorileri gerçek zanneden bazı çevreler, Fetullah Gülen’in darbe teşebbüsünün arkasında olmadığını ileri sürüyorlar. Onlara göre ‘hayatı boyunca bir karıncayı bile incitmeyen’ Fetullah Gülen, demokrasiyi savunan ve darbelere karşı çıkan bir din adamıdır. Diğer taraftan ‘etkin pişmanlık kanunu’ndan’ yararlanmak isteyen darbeci askerler, itiraflarda bulunuyorlar. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim?

Cevap: Yıllardır Amerika’da yaşayan Fetullah Gülen’in, yıllardır demokrasiyi ve laikliği savunduğunu söylemek mümkündür.Bu konuda takiyye yapıp-yapmadığını bilmiyoruz. Ancak askeri darbelere karşı çıktığı iddiası, kuyruklu bir yalandır. 12 Eylül Darbesi’nden sonra; çıkardığı ‘Sızıntı’ dergisinin ekim sayısında ‘Son karakol’ başlıklı bir makale yayınlamış ve darbeci generallere ‘hızır gibi yetiştiniz’ diyerek iltifatlarda bulunmuştur. Komplo teorileri gerçek zanneden bazı çevrelerin; Fetullah Gülen’in bu darbe teşebbüsünün arkasında olmadığını iddia etmeleri gülünçtür. Zira darbe teşebbüsünün tam içerisindedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, henüz darbe teşebbüsü bastırılmadığı zaman diliminde-İstanbul Havaalanı’nda yaptığı konuşmada- Fethullah Gülen'i kastederek, “ABD'ye sesleniyorum. Sayın Başkan'a sesleniyorum. Bu zatı artık Türkiye'ye teslim edin” demiştir. Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar da kendisini rehin alan ekibin içinde yer alan Tuğgeneral Hakan Evrim’in, ‘Komutanım! İstersiniz telefonla sizi kanaat önderimiz Fetullah Gülen Hoca efendi ile görüştüreyim’teklifinde bulunduğunu söylemiştir. Darbe Teşebbüsünün hüsranla sonuçlanmasından sonra (17 Temmuz 2016) Fethullah Gülen; yabancı televizyon kanallarına açıklama yapmış ve askeri darbeyi kınadığını ifade etmiştir. Ayrıca ‘15 Temmuz gecesi yaşananların bir kurgu olduğunu’ belirtmeyi de ihmal etmemiştir. Bu darbe karşıtı pozisyonu beş gün sürdürmüş, taraftarları, sosyal medya hesaplarından ‘darbecileri lanetleyen’ açıklamaları servis etmeye başlamışlardır. Dört gün sonra FETÖ lideri, yeniden kameraların karşısına geçmiş ve temellük edecekleri “yeni pozisyonu” militanlarına tebliğ etmiştir. Darbeyi durdurmak için sokaklara çıkmış milyonlarca insana “ahmaklar” diyen Fetullah Gülen, darbeci bir general gibi tehditlerde bulunmuştur: “Bir sürü ahmak, bir başarı elde etmiş gibi güle dursun. Düğünler dernekler kursun. O komik durumlarını birer bayram ilan etsinler. Fakat dünya bu meseleyi ele alıyor, bu alaylar kitapların sayfalarına paragraflar halinde öyle işlenecektir. Bu ahmakların sonu kanalizasyona yuvarlanmak olacaktır.” Dolayısıyle ikrar ve beyine ile sabit olan hakikat şudur: Yıllardır Amerika’da yaşayan Fetullah Gülen, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasında değil, tam ortasındadır.

Soru: Sosyal medyayı iyi kullanan bazı kripto FETÖ militanları ‘kırk yıldır hazırlanan ve devletin kılcal damarlarına sızan bir hareketin bir gecede biteceğini mi sanıyorsunuz. Tekrar görüşeceğiz’ gibi tehdit dolu twetlerine rastlıyoruz. Bazıları ‘14 Ağustos’ta yeniden görüşelim’ diyorlar. İslâmcıların bir daha sokağa çıkmaya bile cesaret edemeyeceklerini söylüyorlar. Türkiye’de yeni bir darbe teşebbüsünün yaşanması mümkün müdür?

Cevap: Elbette mümkündür. ABD derin devleti (Office of Net Assessment) ve Illuminati Çetesi’nin hazırladığı ‘kontrol edilebilir kaos’projesini hayata geçirmeye çalışan FETÖ militanları; son üç yılda, Türkiye’nin siyasi gündemini meşgul etmişlerdir. Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın tabiriyle ‘tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet’ olan bu hareket, Türkiye’yi ateş çukurunun kenarına getirilmiştir. İstanbul 18.Asliye Ceza Hakimi İlhan Karagöz’ün; ABD’nin ulusal gününde (14 Temmuz) Fetullah Gülen’i ‘Beklenen Mehdi’ilân etmesi ve bu mahkeme kararını resmi UYAP sitesine yüklemesi, itikadi açıdan hafife alınabilecek bir hadise değildir. Rüyalarla ve halüsinasyonlarla çevresindeki insanları yönlendiren Fetullah Gülen’in; bir an önce tövbe etmesi ve ABD Derin Devleti’nin emellerine hizmet ettiği için Müslümanlardan özür dilemesi gerekir.Ancak görünen odur ki, buna hiç niyeti yoktur. Zira Amerika’da yayın yapan ‘New York Times’ Gazetesi’nde kendi imzasıyla yayınlanan son makalesinde ‘Batılı demokrasilerin ılımlı Müslümanlara ihtiyaç duydukları bir dönemde, ben ve hizmet hareketinin elamanları hizmetinize amadedir’ diyebilmiştir.

Soru: 15 Temmuz’da yaşanan menfur saldırıdan sonra merkez medya ve AK Parti’yi savunan yayın organları, ısrarla ‘Demokrasi Mücadelesi’ tabirini kullanmaktadırlar. Hatta darbeciler tarafından öldürülen kimseler için ‘Demokrasi Şehidi’ demeye başladılar. Bunu nasıl değerlendirmemiz gerekir?

Cevap: Bilindiği gibi demokrasi; iktidarın teşekkülü, denetlenmesi ve devredilmesi konusunda, seçmenlerin çoğunluğunun tercihini ‘belirleyici unsur’ kabul eden bir siyasi rejimdir. Günümüzde ‘kaf dağının arkasındaki zümrüd-ü anka kuşu’ gibi; hiç kimsenin görmediği, fakat herkesin rengine aşık olduğu bir varlığa dönüşmüştür. 15 Temmuz’da yaşanan menfur saldırı esnasında; hem darbeci ‘Yurtta sulh Konseyi’ üyeleri, hem onlara karşı mücadele eden siyasi parti liderleri ‘demokrasi mücadelesi’ verdiklerini söylemişlerdir. Bu nokta’da ‘Yurtta Sulh Konseyi’nin’ TRT’de silah zoruyla okuttuğu bildiriyı hatırlayalım:’ Bu ahval ve şerait altında yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakârlıklar ile kurduğu bugünlere getirdiği Cumhuriyetimizin kurucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri Yurt’ta Sulh, Cihan’da Sulh ilkesinden hareketle vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek, Cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek, hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak temel evrensel insan haklarını mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesi üzerine oturan Anayasal düzeni yeniden tesis etmek...” Dikkat edilirse darbeciler de ‘Atatürkçü, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti anlayışını hayata geçirmek için’ masûm sivillerin üzerine kurşun yağdırmışlardır. ABD ve müttefikleri; önce Afganistan’a, sonra Irak’a ’48 saatte demokrasi getirmek için’ saldırmış ve milyonlarca insanı şehid etmişlerdir. Mısır’da da ‘demokrasiyi yeniden siyasi hayata hâkim kılmak için’ askeri darbe yapılmıştır. Tek kelimeyle günümüzdeki demokrasi tantanası, sıfır numara bir gözlük gibidir. Kitap ve mütevatir sünnete dayanan hilâfet rejimi müstesna; hiçbir siyasi rejim; ölümden sonraki hayatı izah edebilecek meşrû ve ma’kûl bir delile haiz olmadığı için, ölülerine devrim şehidi veya demokrasi şehidi gibi vasıfları vermeyi marifet zannetmektedirler. Dolayısıyla bu nitelendirme, ideolojilerin ‘şüphelere,yalanlara ve çirkin fiillere dayandığının’ en güzel delilidir.

Soru: 15 Temmuz’da yaşanan menfur saldırıda devletin ve Ak Parti iktidarının hiç kusuru yok mudur?

Cevap: Olmaz olur mu? Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan ‘darbe teşebbüsünü eniştesinden öğrendiğini’ ifade etmiş, Başbakan Binali Yıldırım darbe gecesi İstanbul’dan Ankara’ya giderken ‘arabasının önünün darbeciler tarafından kesildiği, bir fırsatını bulup kaçtıklarını' söylemiştir. Bu ikrar ve itiraflar, hafife alınabilecek bir hadise değildir. Milletin hukukunu korumakla görevli olan Ak Parti iktidarı’nın sözcüleri; bu hali ısrarla ‘istihbarat zaafı’ olarak değerlendirmektedirler. Kendi ikrarları ile sabit olan bu durumdan dolayı milletten özür dilemeleri ve gereğini yapmaları elzemdir.

M.Hüsrev Aktaş

Misak İnternet Sitesi

25.07.2016

 
 
 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle