Misak Yayınları

Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

 

 

 

Küçük Boy,

2. Hamur

240 Sayfa,

18,75 ₺

ISBN 978-975-7719-56-4

SATINAL

 

 

 

 

 

İsmet (masûmiyet), sıdk, tebliğ, fetanet ve emanet gibi sıfatlara haiz olan peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlere uygun amellerde bulunmak, her müslümanın üzerine farzdır. Sünnetûllahı hafife alan, risâlet ve nübüvvet vazifesinin keyfiyetini idrak edemeyen bir mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Tevhidin aslı; kitaba ve sünnete sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’atten ictinab etmektir. Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; Allahü Teâlâ’nın (cc): “Bir de peygamber size ne emir verdiyse onu tutun. Nehyettiğinden de sakının” (Haşr: 7) emrine ittiba etmesi farzdır. Peygamberlik, tebliğ ve hikmet meselesi, inanılması zaruri olan birçok hükmü beraberinde getiren bir meseledir.

Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet’ isimli eser, uzun süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

 


Kitabın ücretini (18,75 ₺) en yakınınızdaki PTT’den posta çekiyle Misak’ın 499943 no’lu hesabına yatırdığınızda en kısa zamanda adresinize gönderilecektir.

İsterseniz, 0 312 230 65 27 no'lu telefonu arayarak, kredi kartı veya nakit ile kapıda ödemeli kargo siparişi verebilirsiniz.


 

 

Takdim

HAMD; âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve Din Günü’nün sahibi olan Allahu Teâlâ’ya, salât ve selâm, âlamlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz’e (sav), temiz Ehl-i Beyt’ine ve ashabına olsun. Allah’ın (cc) rızasını kazanabilmek için bütün imkânlarını seferber eden mü’minlere hayır dualar ederiz.

Tarih boyunca her kavme kendi içlerinden, kendi dilleriyle konuşan bir rasûl veya nebi gönderilmiştir. Peygamber gönderilmesinin hikmeti; insanların muhtaç oldukları ilimleri öğrenmelerine ve her iki âlemde saadete ermelerine vesile olmaktır. Tevhid mücadelesinin önderleri olan peygamberler, Allah (cc) ile insan arasında, ûluhiyete, hakikate ve sevgiye dayalı münasebeti kurmaya gayret etmişlerdir. Ulûhiyet, hakikat ve sevgi arasındaki bu münasebetin hedefi, sadece Allah’a (cc) iman ve ihlâsla teslim olma halinin insanın kalbine yerleştirilmesidir. Kulluk, peygamberlerimizin ifade buyurduğu gibi ’Allah’ın yasakladığı şeylerden uzaklaşmak ve yapılmasını emrettiği herşeyi ihlâsla edâ etmektir.’ Hiç şüphesiz ki, ihlâsla kulluğun neticesi, ahirette görülecek olan mükâfâttır. O’na (cc) isyanın karşılığı da âhirette farklı cezalara çarptırılmaktır. Bu sebeble Kur’an-ı Kerim’de davet haritası oldukça geniş tutulmuş, mü’min ve kâfir ayırımı yapmadan bütün insanlara aynı teklifte bulunulmuştur: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz.” (Bakara Sûresi: 2/21) “Rabbinizden sakınınız.” (Nisa, 4/1). Peygamberler zincirinin son halkası (Hatemü’l Enbiya) olan Hz. Peygamber (sav) kulluğu Allah’tan (cc) başkasına hasredenlerin akibetini şöyle haber vermiştir: “Yarın kıyamet gününde insanlar bir araya toplanacak. Allah, ‘her kim, her neye tapıyorsa onun ardına düşsün buyuracak. Artık kimi güneşin, kimi ayın ve kimleri de tağutların ardına düşüp gideceklerdir» İmam-ı Maturidi (rh.a) peygamber gönderilmesinin hikmetini izah ederken, şu tesbitte bulunmuştur: “Peygamberler insanların sırat-ı müstakiym üzerinde yürümelerine, akıllarını kullanmalarına, şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınmalarına, hevâlarına tabi olmaktan kaçınmalarına yardımcı olmuşlardır.” İmtihanın mahiyetini, şartlarını ve keyfiyetini tebliğ eden peygamberler, babaları bir kardeşler gibidirler. Dinleri birdir. Bu keyfiyeti ifade eden bazı ayetler, meâlen şöyledir:

“Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik!. (Nuh) Kavmine dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.”(Araf Sûresi: 7/59)

“Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). O (kavmine) dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.”(Araf Sûresi: 7/65)

“Semud kavmine de kardeşleri Salih’i (peygamber olarak) gönderdik Dedi ki: Ey kavmim! Allah›a kulluk edin, sizin Ondan başka ilâhınız yoktur.”(Araf Sûresi: 7/73; Hud Sûresi: 11/61)

“Medyene kardeşleri Şuayb›ı (peygamber olarak) gönderdik. Dedi ki; Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.”(Araf Sûresi: 7/85; Hud Sûresi: 11/84)

Muhkem nasslarda yer alan hükümlerde; bütün peygamberlerin, insanları Allahû Teâla’nın (cc) varlığına ve birliğine iman etmeye, ihlâsla O’na teslim olmaya davet ettikleri beyan edilmiştir. Tebliğ ettikleri hakikatin itikadi boyutu aynıdır. Kur’an-ı Kerim’de:”Andolsun ki biz her kavme ‘Allah’a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının’ diye (tebliğat yapması için) bir peygamber göndermişizdir” ( En Nahl Sûresi: 36) hükmü beyan buyurulmuştur. İnsanların kalplerini mutmain kılmak ve şüphelerini gidermek için Allah (cc); peygamberlikle görevlendirdiği kimseleri, bazı mucizeler ile teyid etmiştir Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) “Gönderilmiş olan her peygambere, insanların iman etmelerine vesile olacak, bir mucize verilmiştir” buyurduğu malûmdur. Mucizenin lûgat manâsı, insanların bütün imkânlarını seferber etseler dahi yapmaktan aciz kaldıkları fiildir. İmam-ı Cürcani; “Nübüvvet iddiasında bulunan kimsenin elinde, münkirlere (inkâr edenlere) meydan okuduğu sırada, âdetûllaha/sünnetûllaha aykırı bir hadisenin vûku bulmasına mucize denilir” şeklinde tarif etmiştir. Mucize nübüvvet davâsından çok önce veya çok sonra meydana gelemez. Kur’an-ı Kerim’de mûcizeler; peygamberlerin doğruluğunu isbat eden deliller olduğu için “ayet, beyyine ve burhan” kavramlarıyla ifade edilmiştir. Mucize; hevâ ve heveslerine kapılarak peygamberleri inkâr eden kimselerin; ahirette herhangi bir ma’zeret ileri sürmemeleri için, bir vesileden ibarettir.

Peygamberimiz Efendimiz (sav) nübüvvetin değeri ve önemini veciz bir teşbihle ifâde buyurmuştur: “Benimle insanların misali bir ateş yakan kimse gibidir ki, ateş etrafını aydınlattığı zaman ateşin çevresinde bulunan küçük kelebekler ateşe düşmeye başladılar, o kimse bunları ateşe düşmekten men etmeye çalışır. Fakat kelebekler o zata galebe ederek düşüncesizce ve süratle ateşe düşebilirler. Siz düşüncesiz ve tedbirsiz olarak ateşe düşerken ben bellerinizden yakalayıp ateşe düşmekten sizi kurtarmaya çalışıyorum.” Nübüvvet müessesesi, Allah’ın (cc) bütün insanlığa bahşettiği bir lütuftur. Hakikate dayanan hukuki, ictimaî, ahlâkî, ve idarî değerlerin menşei nübüvvettir. Toplumların göçebe hayattan, medeni bir düzene geçmeleri, nübüvvet sayesinde mümkün olmuştur. Daima ilâhi murakabe altında olan Peygamberler ile ilgili değişmeyen hüküm şudur: Allah (cc) insanlara, gönderdiği rasûllere ve nebilere itaat etmelerini farz kılmıştır. İslâmi ıstılâhta sünnetin, “Peygamberimiz Efendimiz’den (sav) sadır olan söz, fiil ve takrirdir» şeklinde tarif edildiği malûmdur. Muhaddis İbn-i Huzeyme (rh.a); “Şahsi kanaat ve rey ile sünnete karşı çıkılamıyacağını, velev ki akıl ile hikmeti kavranamasa dahi sünnete tabi olunacağını” beyan etmiş ve şu ayet-i kerime›yi delil olarak zikretmiştir: “Allah ve Rasûlü bir işe hükmettiği zaman; gerek mü’min olan erkek, gerek mü’min olan kadın için (o hükme aykırı olarak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne isyan ederse muhakkak ki o, apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır..” (El Ahzab Sûresi: 36) İmam-ı Suyuti “El İtkan” isimli eserinde, Rasûl-i Ekrem’in (sav) din hususundaki her emrinin vahye dayandığını belirtmiştir. Bu noktada bir inceliğe daha işaret etmekte fayda vardır. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) insanlara hem vahyi tebliğ ettiği, hem de hikmeti öğrettiği nassla sabittir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen; “Allah, onların içinden kendilerine ayetlerini okur, onları tertemiz yapar, onlara kitabı ve hikmeti öğretir bir peygamber göndermekle in’amda bulundu. Hâlbuki onlar daha önce apaçık bir dâlalette (sapıklıkta) idiler” (Al-i İmran Sûresi: 164) hükmü beyan buyurulmaktadır. Bu âyette Peygamberimiz Efendimiz’in (sav), “kitabı ve hikmeti öğrettiği” sarih olarak zikredilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de kitabın ve hikmetin bir arada zikredildiği birçok Âyet-i Kerime vardır. İmam-ı Şafii (rha) ‘Er Risale’ isimli usul kitabında: “Bu Âyet-i Kerime’lerde Allahû Teâlâ (cc) kitabı ve hikmeti birlikte zikretmektedir. Kitap’tan maksad Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân ilmine vâkıf, itimad ettiğim âlimlere göre hikmet ise, Rasûl-i Ekrem’in (sav) sünnetidir. Zira Kur’ân-ı Kerim bir zikirdir. Hikmet ise, ona (kitaba) tabi kılınmıştır. Allahû Teâlâ (cc) kitabı ve hikmeti öğretmekle, kullarına verdiği nimetleri hatırlatmaktadır. Bu husus dikkate alınırsa; hikmetin, Rasûlullah’ın (sav) sünnetinden başka birşey olduğunu söylemek isabetli değildir” diyerek, hikmet kavramı ile Sünnetin ifade edildiğini belirtmektedir. Bilindiği gibi bazı muteber kaynaklarda; amel açısından sünnet, ikili tasnife tabi tutulmuştur. Birincisi: Uyulması hidayet, terki kerâhet ve isâet olan sünnettir. Buna “Sünnet-i Hüda” denilir. Meselâ: Ezân, kamet, cemaat gibi, mütevatir haberlerle gelen sünnetler bu sınıfa dahildir. İkincisi: Uyulması güzel, terki mübah olan sünnetlerdir. Buna “Sünnet-i Zevaid” denilir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) yaşadığı beldenin örfüne göre yaptığı fiiller ( uzun gömlek giymek, deveye binmek, hurma yemek ve bunun gibi) zevaid sünnet hükmündedir. İsmet (masûmiyet), sıdk, tebliğ, fetanet ve emanet gibi sıfatlara haiz olan peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlere uygun amellerde bulunmak, her müslümanın üzerine farzdır. Sünnetûllahı hafife alan, risâlet ve nübüvvet vazifesinin keyfiyetini idrak edemeyen bir mükellefin, imtihanı kazanması mümkün değildir. Tevhidin aslı; kitaba ve sünnete sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’atten ictinab etmektir.

Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; Allahü Teâlâ’nın (cc): “Bir de peygamber size ne emir verdiyse onu tutun. Nehyettiğinden de sakının” (El Haşr Sûresi: 7) emrine ittiba etmesi farzdır. Peygamberlik, tebliğ ve hikmet meselesi, inanılması zaruri olan birçok hükmü beraberinde getiren bir meseledir. Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Peygamberlik, Tebliğ ve Hikmet’ isimli eser, uzun süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır. Hayırlara vesile olmasını dileriz.

MİSAK YAYINLARI





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle