Misak Yayınları

Dua İbadeti ve Kur'an'da DUA
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

 

Küçük Boy,

2. Hamur

400 Sayfa,

25,00 TL.

 

“Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir” buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.

Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmet Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbâdeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır.

 


Kitabın ücretini (25,00 TL.) en yakınınızdaki PTT’den posta çekiyle Misak’ın 499943 no’lu hesabına yatırdığınızda en kısa zamanda adresinize gönderilecektir.

İsterseniz, 0 312 230 65 27 no'lu telefonu arayarak, kredi kartı veya nakit ilekapıda ödemeli kargo siparişi verebilirsiniz.


 

TAKDİM

Hamd; Âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün sahibi olan Allahu Teâlâ’ya (cc), salât ve selâm, Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz’e (sav), temiz ehl-i beytine ve ashabına olsun! Allah’ın (cc) rızasını kazanabilmek için bütün imkanlarını seferber eden mü’minlere de hayır dualar ederiz!

İslâm’ın temel hedefi; Allahu Teâlâ ile insanoğlu arasındaki en güzel bağı kurmak ve O’nun razı olacağı bir hayat nizamını sağlamaktır. Kur’an-ı Kerim’de yer alan her hüküm, insanlar için rahmet ve hüccettir. Bir Ayet-i Kerime’de: ’Bu kitap öyle bir kitaptır ki, bütün insanları, iznimizle karanlıklardan nura, o yegâne galip, hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarmak için, onu sana indirdik’ (İbrahim Sûresi: 1) hükmü beyan buyurulmuştur. Hak ile batılı birbirinden ayıran Kur’an-ı Kerim, insanlar için bir hidayet rehberidir.

Kur’an-ı Kerim’de dua ve türevleri ‘Allah’a (cc) yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arzederek O’nun lütfûnu dileme, ibâdet etme, yardıma çağırma, bir durumu arzetme’ gibi anlamlarda kullanılmıştır. Lugat âlimlerinden Ragıp El Isfahani, sözlük anlamıyla dua kelimesinin ‘nida’ ile anlam yakınlığı olmakla birlikte ıstılâhi manadaki duada daima tâzim ve tâzimle birlikte istikte bulunma anlamının mevcut olduğuna dikkati çekmiş ve buna Müslümanların Hz. Peygamber’i (sav) çağırırken saygılı bir ifade kullanmalarını emreden âyeti (En Nûr Sûresi:63) delil olarak zikretmiştir. Esasen duanın aynı zamanda zikir sayılması, hatta İslâmî literatürde çoğu zaman ‘ezkâr ve ed’iye’ gibi ifadelerle bu iki kavramın birlikte kullanılması, duanın içerdiği bu saygı (tâzim) unsurunun bir neticesidir. Duanın bu muhtevasından dolayı Peygamberimiz Efendimiz (sav) ‘Dua ibâdetin özüdür’ buyurmuştur. Adetûllah, sünnetûllah ve fıtratûllah tarimlerinin keyfiyetini tefekkür eden her mükellefin; içinde bulunduğu zor ve sıkıntılı durumlardan kurtulmak, bu arada aczini, güçsüzlüğünü ve yaptığı hataları samimiyetle itiraf ederek Allahû Teâlâ’dan (cc) yardım istemesi (zikir, istiâze, istiâne) gerekir. Bu noktada hassasiyet gösterenlerin selim akıl sahipleri oldukları muhkem nasslarla haber verilmiştir: ’Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için âyetler vardır. Onlar Allah’ı ayakta, otururken ve yatarken zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde derin derin düşünürler ve şöyle derler: Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen her şeyden münezzehsin. Bizi cehennem azabından koru!” (Bakınız/Âl-i İmrân Sûresi:190-191, Fâtır Sûresi:28)

Dua ibâdetinde; Allahu Teâlâ (cc) ile kul/mükellef arasında bir vasıta yoktur ve bu sebeble dua, kulluk makamlarının en önemlisidir. Bir Âyet-i Kerime’de ‘De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin? (El Furkân Sûresi:77) denilmek suretiyle insanın ancak Allah’a (cc) olan bu yönelişiyle değer kazandığı belirtilmiştir. Allah (cc) ile mükellef/kul arasındaki münasebet konusunda Hz. Peygamber’e (sav) yöneltilen soruya Kur’an-ı Kerim’de şu cevap verilmiştir: ‘Ben (kuluma) yakınım, kulum benden bir şey istediğinde onun duasına karşılık veririm.’ (El Bakara Suresi:186) Başka bir Âyet-i Kerime’de ‘başa gelen sıkıntılı durumlarda hem sabır ve direnme göstermek, hem de namaz ve dua ile Allahu Teâlâ’dan (cc) yardım istemek, tavsiye edilmiştir. (El Bakara Sûresi:45,153) Zira dua ve zikir/namaz, mükellefe güç ve moral verir. (Er Ra’d Sûresi;28) Bir Hadis-i Şerif’te tasvir edildiği üzere ‘Allah’ı (cc) ananları melekler kuşatır, üzerlerine rahmet ve sekinet iner.’ (Sünen-i İbn-i Mace-K. Edeb:53)

Tabiatta meydana gelen hadiselerin Allah’ın (cc) iradesi veya ezelde belirlediği kadere uygun olarak meydana geldiği malûmdur. İnsanın fiillerinin de belli bir sebeb, vesile ve sonuç ilişkisi içinde cereyan ettiğinde şüphe yoktur. Bu hakikatleri dikkate bazı mübtediler, dua ibâdetinin faydasız olduğunu ileri sürmüşlerdir. İmam Fahrüddin Er Razi’nin belirttiğine göre, bazı kimseler (mübtediler) duanın faydasız olduğunu iddia etmişlerdir. Bunların iddiasına göre;’ dua ile talep edilen durumun vukû bulacağı Allah (cc) nezdinde biliniyorsa, bunun için dua etmeye gerek yoktur, nasıl olsa vukû bulacaktır. Eğer vukû bulmayacağı Allah (cc) tarafından biliniyorsa, bunun için de dua etmek faydasızdır, çünkü vukûu imkansızdır. Allah’ın (cc) meydana geleceğini ezelde takdir ettiği şeyin vukûunu önlemek, takdir etmediğinin meydana gelmesini sağlamak mümkün değildir. Şu halde dua takdiri değiştirmez. Allah (cc) nezdinde her şey malûm olduğuna göre dua ile bir bakıma ihtiyaçlarımızı O’na hatırlatmak kulluğa yakışmaz. Nitekim dini bakımdan en yüksek makamda olan kişiler (sıdıklar) bu makama, ilâhi takdire rıza ile ulaşmışlardır. Ayrıca dua, nefsin muradını Allah’ın (cc) muradına tercih etmek anlamına geldiğinden edebe mugayirdir.’ İslâm âlimleri, doğru gibi görünen, fakat dua ibâdetinin hakikatine uygun olmayan bu iddialara gereken cevabı vermişlerdir. Onlara göre kadere dayanarak duayı reddetmek yerine, duayı da takdirin bir parçası saymak daha mâkuldür. Ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler, yine dua ile hasıl olacaktır. Kaderin olaylara göre önceliği varsa, Allah’ın (cc) da kaza ve kadere önceliği vardır. Bunun aksini düşünmek, Allah’ı (cc) da kaza ve kadere mahkûm farzetmek sonucuna götürür. Ayrıca duadan maksad, Allah’ın (cc) bilmediği bir şeyi O’na hatırlatmak değil, kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve ihtiyacını Allah’a (cc) arzetmesidir. Bunun içindir ki dua (kabul edilsin veya edilmesin) başlı-başına bir ibâdettir. Bütün bu akli delillerin yanında, dua ibâdetinin ihlâsla edâ edilmesini emreden muhkem nassların varlığı da malûmdur.

İmam-ı Gazali ‘Allah’ın takdiri değişmeyeceğine göre duanın ne faydası vardır?’ surusuna cevap verirken, bazı inceliklere işaret etmiştir: Hadiseler önceden sebeb, vesile ve sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanmıştır. Sebeplerin sonuçları ortaya çıkarması, zaman içerisinde meydana gelir. İyilik veya kötülüğü takdir eden, bunlar için bir sebeb de takdir etmiştir. Dua iyiliklerin elde edilmesi ve kötülüklerin önlenmesi için bir sebebtir. Duanın bir faydası da Allah’a (cc) teslimiyetin tahkiken kalbe yerleşmesidir ki, bu bütün ibâdetlerin hedefi ve özüdür.’ Bazı irfan ehli, dua ibâdetinin önemini izah ederken ‘Allah’a (cc) duyulan iştiyak, ihtiyaç ve O’nunla vasıtasız olarak haberleşme hadisesi, ilâhi murakabenin kalbe sirayet etmesine vesiledir. Hamd, tesbih, zikir ve tehlil gibi ‘Allah’ın (cc) her şeyden münezzeh olduğunu’ ifade eden dualar, sadece O’nun rızasını elde etmeyi arzu eden mükellefin sevgisini ve saygısını (tâzimini) sunmasına vesiledir. Dua ibâdetini ihmal eden kul/mükellef; zaman içerisinde şeytanın telkinleriyle, kendisinin ilâhi tekliflerden müstağni görür, imanı zayıflar ve nefs-i emmâresinin esiri haline gelebilir. Dua ibâdetinin gönülden ve gizlice yapılması, Allah (cc) ile kul/ mükellef arasındaki manevi münasebetin sürekli hali gelmesi; aynı zamanda diğer bütün ibâdetlerin vaktinde edâ edilmesine vesile olabilir. Kur’an-ı Kerim’de, dua ibâdetini edâ eden müslümanlara riayet etmeleri gereken en önemli unsur haber verilmiş ve şöyle buyurulmuştur: “Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (A’râf Sûresi: 7/55) Dua ibâdetini edâ ederken, ümit ile korku arasında bulunmanın önemine işaret edilmiştir: “Allah’a hem korku hem de ümit ile dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’râf Sûresi: 7/56) İnsan dua ederken kendini duaya vermeli, tam bir zihin uyanıklığı içinde, duasının kabul olunacağı inancı ile dua etmelidir. İsteğinin kısa sürede yerine getirilmediğini düşünmesi ve “Dua ettim de dua kabul olunmadı” gibi duygulara kapılması doğru değildir. Zira Peygamberimiz Efendimiz (sav): “Herhangi biriniz acele etmedikçe duası kabul edilir’ buyurmuş ve kabul edilmeyen meşrû duaların sevabının da ahirette verileceğini beyan etmiştir.

Misak Dergisi yazarlarından muhterem N. Mehmed Solmaz Hocaefendi’nin kaleme aldığı ‘Dua İbadeti ve Kur’an’da Dua’ isimli eser, yıllarca süren bir çalışmanın mahsulü olarak ortaya çıkmıştır. Hayırlara vesile olmasını dileriz.

MİSAK YAYINLARI

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle