Misak Yayınları

Şen Olasın Laiklik -Hikayeler-
YAZI BOYUTU :

Hüsnü AKTAŞ

Yazar Hüsnü Aktaş’ın 1976 yılında kaleme aldığı ve ilk baskısı 1977 yılında yapılan ‘Şen Olasın Lâiklik’ isimli eseri, yaşanan hadiselerin hikâyesidir. Bir anlamda ‘Makame Sanatı’nın günümüzdeki bir uzantısıdır. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ni gerçekleştiren müstekbirlerin ‘Yasak Kitaplar’ listesine aldığı bu eserin; 1982 yılından sonra yapılan baskılarında ‘Hikâyeler’ başlığının tercih edilmesi, devletten gelen ikrahın zaruri bir sonucudur. Onsekizinci baskısının hayırlara vesile olmasını dileriz.

 
 
 

Küçük Boy, 2. Hamur, Normal Cilt, 200 Sayfa.
ISBN: 978-975-7719-40-3

18,75 ₺


SATINAL

Kitabın ücretini (18,75 ₺) en yakınınızdaki PTT’den posta çekiyle
Misak’ın 499943 no’lu hesabına yatırdığınızda en kısa zamanda adresinize gönderilecektir.


TAKDİM

Halkı müslüman olan ülkelerde; emperyalist-müstevli devletlerin telkinleri, tavsiyeleri ve kontrolleri sayesinde hayat bulan tağuti rejimler, keyfiyet açısından birbirinden farklı değildir. Dikkat edilirse ‘din ile devlet veya siyaset işlerinin birbirinden ayrılması’ şeklinde tarif edilen seküler-lâik anlayış; İslâm topraklarının tamamına yakın bir bölümünde ‘devlet’ hayatına hakim olmayı başarmıştır. Bu noktada ‘laiklik nedir?’ gibi bir suale muhatap olmamız mümkündür. Sözü eveleyip-gevelemeye lüzum yoktur. Lâiklik bir devletin din tercihi yapmamasını veya bazı sosyalist siyaset uzmanlarının tarif ettiği gibi ‘Lâ dini’ (dinsiz) olmasını esas alan bir ideolojidir. Herhangi bir devlet, hiçbir dinin hükümlerini kendisi için bağlayıcı kabul etmezse ‘seküler-lâik’ keyfiyeti esas alan devlet olma vasfına kavuşur. İslâm topraklarında; önce ‘Hilafeti’ ilga eden, sonra ‘Şer’iyye ve Evkaf Vezareti’ni’ ortadan kaldıran, daha sonra ‘lâiklik’ ilkesini resmi ideoloji haline getiren Türkiye Cumhuriyeti Devleti, diğer halkı müslüman olan ülkelere bu devrimi ihraç etmiştir. Halkı müslüman olan ülkelerde; ruhban sınıfı bulunmadığı için, felsefi anlamda lâikliğin nesnel bir temeli yoktur. İnsanları ‘ruhbanlar’ ve ‘laikler’ şeklinde tasnif eden batılılar, yeni siyasetin sınırlarını çizmekte fazla zorlanmamışlardır. Kıta Avrupası’nda lâikliğin ‘din ile siyasetin ve devletin birbirinden ayrılmasını’ ifade ettiğini söylemek mümkündür. Türkiye’de ise din adamlarının ‘devlet memuru’, ibadethanelerin ‘devlet dairesi’ haline getirilmesi, tek kelime ile devletin dini kontrol etmesi ‘Türkiye’nin şartlarına uygun lâiklik tatbikatı’ şeklinde takdim edilmiştir. Bu tatbikatın, felsefi anlamda klasik-laik anlayışla bir ilgisi yoktur.

İnsanlık tarihini, süresini kimsenin bilmediği ‘Karanlık Çağ’ safsatası ile başlatan; ilkel komünal toplum, köleci toplum, feodal toplum ve kapitalist toplum gibi süreçlerden geçtiğini iddia eden aydınlanmacı sosyololar, lâiklik ideolojisinin kaynağının ‘Büyük Fransız Devrimi’ olduğunu ileri sürmektedirler. Halbuki Yahudi Sadukim Fırkası’nın siyasi tezleri ve Niccola Machiavelli’nin ‘Hükümdar’ isimli eserinde yer alan tesbitleri iyi tahlil etselerdi, bu iddiayı öne sürmeleri mümkün olmazdı. Niccola Machiavelli’nin ‘Hikmet-i Hükümet’ anlayışını ön plâna çıkardığı ve laiklik ideolojisini savunduğu ve şu tesbitte bulunduğu malûmdur:”Devlet gücünü dinden değil, ulustan almak mecburiyetindedir. Devletin menfeatları uğruna, her türlü zorbalığa girişilebilir, herşey mübahtır. Meseleleri halletmenin iki yolu vardır. Birincisi: Hukuka uygun olarak hareket etmektir. İkincisi: Kuvvet kullanmaktır. Birincisi insanlara, ikincisi hayvanlara mahsustur. Ancak birinci yol (hukuka uygun davranmak) çoğu zaman işe yaramaz. İkinciye başvurmak gerekir. Politika hayatı ile özel hayatın ahlâki ilkeleri birbirinden farklıdır.’ Yaşadığı dönemde, ‘hükümdarlara şeytani tavsiyelerde’ bulunmakla suçlanan Niccola Machiavelli, tabiri caizse farkına varmadan ‘çağdaş uygarlığın amentüsünü’ kaleme almıştır.

Tarih boyunca iktidara, silaha ve servete sahip olan müstekbirlerin, diğer insanların haklarına ve hürriyetlerine tecavüz ettiklerini söylemek mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de yer alan kıssalarda; hem Allah’ın (cc) varlığını, hem de indirdiği hükümleri reddeden zorbaların, kendi ihtiraslarına teslim olmayan insanlara yaptıkları işkenceler haber verilmiştir. Kıssalarda yer alan hikâyeler; hayali değil, yaşanmış olan hadiselerin bir özetidir.

Bazı islâm âlimleri, en önemli meseleleri izah ederken ‘yaşanmış hadiseleri’ (hikâyeleri) misâl olarak zikretmişlerdir. Büyük devlet adamı Nizâmü’l Mülk; ‘Siyâsetname’ isimli eserinde, en önemli meseleleri hikâyelerle izah etmiştir. Tasavvuf hareketinde önemli yeri olan âlimlerin geliştirdiği ‘Makame’ sanatını, yaşanan hadiselerden (hikâyelerden) nasıl ders alınması gerektiğini ortaya koyma sanatı olarak nitelendirmek mümkündür. Yazar Hüsnü Aktaş’ın 1976 yılında kaleme aldığı ve ilk baskısı 1977 yılında yapılan ‘Şen Olasın Lâiklik’ isimli eseri, yaşanan hadiselerin hikâyesidir. Bir anlamda ‘Makame Sanatı’nın günümüzdeki bir uzantısıdır. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ni gerçekleştiren müstekbirlerin ‘Yasak Kitaplar’ listesine aldığı bu eserin; 1982 yılından sonra yapılan baskılarında ‘Hikâyeler’ başlığının tercih edilmesi, devletten gelen ikrahın zaruri bir sonucudur. Onsekizinci baskısının hayırlara vesile olmasını dileriz.





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle