Misak Yayınları

"İki Ömer" (Dede-Torun)
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

"İki Ömer" (Dede-Torun)

Bazı müverrihlerin kaleme aldıkları ve ‘menakıb’ adını verdikleri eserler, insanlara yol gösteren tarihi şahsiyetlerin hayatlarını, dünya görüşlerini ve savundukları değerleri konu alan eserlerdir. İslâm kültür tarihinde, halifelerin, özellikle ‘Hülâfa-i Raşidiyn’in hayatını konu alan yüzlerce eserin kaleme alındığı malûmdur. Elinizdeki bu eser; adaleti dillere destan olan ve tarih boyunca bütün insanların dillerinden düşürmedikleri ‘adalet mülkün (devletin-iktidarın) temelidir’ vecizesinin sahibi olan Hz. Ömer İbn-i Hattab (r.a) ile torunu Hz. Ömer İbn-i Abdülaziz’i konu alan bir eserdir. Tarih boyunca bu dede ve torunun menkıbelerinin; devlet adamları, muallimler, kadılar ve diğer yöneticiler için, tıpkı bir ‘pusula’ gibi değerlendirildiğini söylemek mümkündür.
Bu eserin, hayırlara vesile olmasını dileriz.
 


Küçük Boy, 2. Hamur, Normal Cilt, 160 Sayfa.
ISBN: 978-975-7719-38-0

12,50 ₺


SATINAL

Kitabın ücretini (12,50 ₺) en yakınınızdaki PTT’den posta çekiyle
Misak’ın 499943 no’lu hesabına yatırdığınızda en kısa zamanda adresinize gönderilecektir.


 

TAKDİM

İmtihanın keyfiyetini, sınırlarını ve şartlarını tesbit eden, geçmiş ümmetlerin karşılaştıkları hadiseleri muhkem nasslarla haber veren Allahü Teâla’ya (cc) hamd-ü senâ, Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz’e (sav) salât-ü selâm, tarih boyunca insanlara iyilikleri emreden ve onları kötülüklerden alıkoymaya gayret eden muttaki mü’minlere hayır dualar ederiz.Misak Yayınları

Hazreti Adem (as) ile başlayan ve kıyamete kadar devam edecek olan tevhid mücadelesi, insanların şahsi tercihlerine, değişik şartlara ve zamana göre keyfiyet değiştiren bir mücadele değildir. İçinde yaşadığımız alemi ifade ederken ‘imtihan dünyası’ tabirini kullandığımız malûmdur. Elbette her imtihanın bir neticesi vardır. Peygamberlerin mücadelesini konu alan ‘siyer’ ilminin, seküler tarih anlayışından farklı olduğunu gizlemenin bir anlamı yoktur. Bilindiği gibi tarih ilminin konusu, zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeblerini, vesilelerini ve neticelerini tahlil etmekle sınırlıdır. Tek kelimeyle tarih, zaman içerisinde yaşanan hadiseleri konu alan bir ilimdir. İnsanlık tarihini; iktisadî, hukuki ve siyasî yönden ele alan tarihçiler olduğu gibi, kronolojik şekilde hadiseleri tasnif eden tarihçiler de vardır. İslâm tarihçilerinin toplumu kuşatan şartları dikkate aldıklarını ve insanlık tarihine geniş bir açıdan bakılmasını sağladıklarını söylemek mümkündür. İslâm tarihçilerinden bazıları, sadece rivayetlerin aktarılmasına ağırlık vermişlerdir. Tarihi yönlendiren kanunlara, gizli noktalara, hadiselerin faillerine ve onların dünya görüşlerine temas eden tarihçi sayısı oldukça fazladır.

İslâm tarihçilerinin; tıpkı hadis ilminde olduğu gibi, ‘rivayete’ büyük önem verdikleri malûmdur. Bazı tarihçiler, kendilerine ulaşan haberlerin/rivayetlerin sahih olup-olmadıkları konusunda, okuyucularını ikaz etmeyi de ihmal etmemişlerdir. Meselâ: meşhur tarihçilerimizden (aynı zamanda müctehid ve muhaddis olan) İmam-ı Taberi, eserinin hemen girişinde, okuyucularını ‘naklettiği rivayetlere kayıtsız ve şartsız teslim olmaktan’ sakındırmış ve şöyle demiştir: "Bu kitabımda, sıhhatli bir tarafını görmediğim rivayetlere de yer verdim. Geçmiş bazı insanlardan aktardığımız bu haberlerin, bizim tarafımızdan uydurulmadığının bilinmesini isterim. Sadece bazı insanlar bize anlattı, biz de (bize aktarıldığı şekilde) ifade ettik." Bazı tarihçiler ise; farklı rivayetler olmasına rağmen, bir tek rivayetle iktifa etmiş, yaşanan olaylar hakkında kesin hükümlere varmayı usûl haline getirmişlerdir. Fırka taassubuna kapılan bazı tarihçiler, hadiseleri objektif bir şekilde tahlil etmeleri elbette kolay değildir. Tarih kitaplarında yer alan rivayetleri; hiçbir delil ortaya koymadan reddetmek doğru olmadığı gibi, farklı rivayetlerin varlığını görmemezlikten gelmek de doğru değildir.

Bazı müverrihlerin kaleme aldıkları ve ‘menakıb’ adını verdikleri eserler, insanlara yol gösteren tarihi şahsiyetlerin hayatlarını, dünya görüşlerini ve savundukları değerleri konu alan eserlerdir. İslâm kültür tarihinde, halifelerin, özellikle ‘Hülâfa-i Raşidiyn’in hayatını konu alan yüzlerce eserin kaleme alındığı malûmdur. Elinizdeki bu eser; adaleti dillere destan olan ve tarih boyunca bütün insanların dillerinden düşürmedikleri ‘Adalet mülkün (devletin-iktidarın) temelidir’ vecizesinin sahibi olan Hz. Ömer ibn-i Hattab (r.a) ile torunu Hz. Ömer İbn-i Abdülaziz’i konu alan bir eserdir. Tarih boyunca bu dede ve torunun menkıbelerinin; devlet adamları, muallimler, kadılar ve diğer yöneticiler için, tıpkı bir ‘pusula’ gibi değerlendirildiğini söylemek mümkündür. Bu eserin, hayırlara vesile olmasını dileriz.

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle