MUHACİR ve ENSAR

Allah’ın Kılıcı/Seyfullah Hz. Halid Bin Velid (r.a.)
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra; Medine, Mekke, Cüasa ve Taif dışında, yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekatı vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmalarını emretti. Hz. Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi de öldürdü. Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Allah’ın kılıcı/ Seyfullah lâkabı ile anılan Hz. Halid B. Velid ‘in (r.a) kumandanlıağını yaptığı Yemame Savaşı’nda yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki binden fazlaydı.

 

 

Allah’ın Kılıcı/Seyfullah

Hz. Halid Bin Velid (r.a.)

ŞAM’IN FETHİ

Ecnadin Savaşı’ndan kaçanlar Şam’ı doldurdular. Bunlar imparatorluk ordusunun perişan olduğunu bildirdiler. Şam halkı bütün ümitlerini yitirmekle birlikte Kale duvarlarını sağlamlaştırdılar, kaçak askerleri topladılar Herakliyus’un Humus’tan göndereceği orduyu beklemeye başladılar. Halid bin Velid’in Humustan gelecek İmparatorluk ordusunu perişan ettiğinden haberleri yoktu.

İslâm ordusu hücum etti, fakat kale muhafızlarının müdafaası ile geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Rumlar kaleden çıktılar, hücum ettiler, onlar da hemen kaleye geri kaçtılar. Kuşatma uzadı. Humustan beklenen ordu da gelmedi. Halk derin bir endişe içinde idi.

İmparatorun damadı Tumas, halka güven vermek için yeniden kaleden çıkıp Müslümanlara baskın yapmaya karar verdi. Gece boyunca hazırlık yaptı. 

Halid bin Velid, kale içindeki ışık hareketlerinden savaş hazırlığı yapıldığını tahmin etti. Askerlerine “Hiç biriniz uyumasın. Şehid olarak ebedî istirahata kavuşursunuz. O her meşakkatten azade en ulvî bir istirahattır, ” dedi. 

Piskoposlar çıkış kapısına büyük bir haç koydular. Rum askerler, putun altında ellerini İncil üzerine koyarak geçtiler ve çıkış yaptılar. Karşılarında Halid bin Velid ve askerlerini savaşa hazır buldular. Savaş şiddetli bir şekilde başladı, kanlı bir şekilde devam etti. Düşman bayraktarı öldürüldü. Bayrak Müslümanların eline geçti. Tumas bayrağı ele geçirmek için koştu fakat atılan bir ok gözüne saplandı. Yaralı olarak kaleye kaçırdılar. Şehrin surlarından atılan taşlar ve yanıcı maddeler kalenin kapısına Müslüman askerlerin yaklaşmasına imkan vermedi. 

Şehrin diğer kapılarından çıkış yapan Rum askerleri de Ebu Ubeyde bin Cerrah kuvvetleri tarafından yok edildi. Akşam oldu, savaş durdu. 

Şehrin kuşatması yetmiş gün sürdü. Şehir halkının ümitleri kesildi. Bir daha çıkış hareketi yapmaya güçleri kalmadı. Şehrin ileri gelenleri Tumas’a geldiler:

 “Biz sana demedik mi? Bunlar bizim memleketimizi alacaklardır. Artık ümit kesildi. Mutlaka sulh olmalıdır” dediler. 

Ebu Ubeyde’ye sulh için elçi göndermeye karar verdiler. Savaş taraftarı diye Halid bin Velid’e elçi göndermediler. 

Gelen elçi Ebu Ubeyde hazretlerine şunları söyledi:

Ey emir sulhu kabul etmek istiyoruz. Hiçbir şekilde tecavüze uğramayacağımız üzere yazılı bir taahhutname verdiğiniz takdirde şehri size terk etmeye hazırız. 

Ebu Ubeyde sulhu kabul etti. Şehirde kalanlar cizye verecekler, kalmak istemeyenler ev eşyaları ile emniyet içinde şehirden ayrılacaklardı. 

Ebu Ubeyde hazretleri anlaşma gereği sulhen Şam’a girerken, anlaşmadan haberi olmayan Halid bin Velid de günlerce hazırlık yaptığı plan gereği diğer bir kapıdan savaşarak şehre girdi. Şehrin içinde bir araya geldiler. Ebu Ubeyde, “sulhen şehri teslim aldım” dedi. Halid bin Velid; “ben’de harben şehri teslim aldım” dedi. İhtilafı halife Hz. Ebubekir’e sordular. O da “sulhen” dedi. Şam şehri yetmiş gün direndikten sonra sulhen İslâm’a teslim oldu.(1)

Şam’ın fethi Bizans’ta büyük öfke meydana getirdi. Büyük bir ordu hazırlandı. Bu ordunun hareket ettiğini haber alan İslâm ordusu, Taberiyye gölünün şarkında karargah kurdu. Bizans ordusu da geldi, Bisan’da durdu. Ani bir baskından endişe eden Bizans ordusu su mahzenlerini açarak iki ordu arasını bataklık haline getirdi.

Hiçbir Bizans komutanı ve askeri İslâm ordusu ile savaşmak istemiyordu. Kendilerinde bir yılgınlık vardı. Çünkü yaptıkları her savaşı kaybetmişlerdi. Halid bin Velid’in isminden korkar hale gelmişlerdi.

İslâm ordusundan elçi istediler. Muaz bin Cebel hazretleri gitti, şunları söylediler:

“Buraya niçin geldiniz? Habeşistan size daha yakın değil midir? Bizim başımızda öyle bir imparator vardır ki, cihana hakimdir. Sayımız, gökteki yıldızlar, çöldeki kumlar kadar sayısızdır.”

Muaz bin Cebel hazretleri de şunları söyledi:

“Sizden ilk istediğimiz şey, Müslümanlığı kabul etmek, namaz kılarken Kabe’ye dönmek, içki içmekten, domuz eti yemekten kaçınmaktır. Bunu kabul ederseniz bizim kardeşlerimiz olursunuz. Kabul etmezseniz idaremizi kabul ediniz ve cizye veriniz. Bunun ikisini kabul etmezseniz kılıç aramızda hakem olacaktır.”

Bizanslılar Suriye’den çekilmek, İran’la savaşmak şartı ile “Bakla” bölgesini vermek istediler. Muaz bin Cebel hazretleri Bizanslıların teklifini kabul etmedi. 

 Bizanslılar elçi gönderdiler. Elçi, adam başına iki altın verelim, çekilin gidin dedi. Elçinin teklifine Ebu Ubeyde bin Cerrah kabul etmedi. 

Düşman süvarilerinin hücumu ile savaş başladı. Halid bin Velid düşman süvarilerini geri püskürttü. Düşman ordusu geri çekildi, takviye kuvvetlerini beklemeğe başladı.

Halid bin Velid düşmanın maksadını Ebu Ubeyde bin Cerrah’a bildirdi. Düşmana vakit geçirmeden taarruza karar verdiler. Ebu Ubeyde bin Cerrah orduyu teftiş etti:

“Allahın kulları, Allah’ın yardımını sabır ve sebatla bekleyiniz. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” dedi. İslâm ordusu hücuma başladı. Fakat düşman okçuları o kadar ok yağdırıyorlardı ki, İslâm ordusu ilerliyemedi.

Halid bin Velid, düşman oklarından korunmak için düşmanın sağ tarafına hücum etti. Düşman süvarileri sağ taraflarına hücumu geri çekilmek zannederek ilerledi , Halid bin Velid yavaş yavaş çekilerek süvarilerin merkezden ayrılmalarını sağladı. Sonra öyle bir hücum etti ki düşman süvarileri yok edildi. Bir çok yüksek rütbeli düşman kumandanı öldürüldü.

Kays bin Hubre, düşmanın sol cenahına ani ve şiddetli bir hücum etti. Düşmanın sol cenahi Hubre’nin bu hücumuna dayanamadı, dağıldı. Bu dağılma merkezin bozulmasına da sebep oldu. Kaçmağa mecbur oldular. Generalleri de öldürüldü. Kaçanların çoğu yollarını şaşırıp bataklığa saplandılar, bir kısmı da Müslüman askerler tarafından yok edildi. Ürdün’ün bütün şehirleri Müslümanların eline geçti.

Hz. Ömer halkın zimmi sayılmasını, arazilerin sahiplerine terk edilmesini emretti. “Herkesin malı, canı, yeri, yurdu, mabedi korunacaktır” dedi.(2)

 

 Humus Savaşı

Suriye ve Filistin’de fethedilmeyen üç büyük şehir kaldı. Kudüs, Antakya ve Humus. İslâm ordusu Humus’u fetih için harekete geçti. Halid bin Velid, yol üzerinde bulunan Baalbek yerleşim yerini kuşattı. Halk kaleye kaçtı. 

Kale kumandanı Herabis son derece mağrurdu. Müslüman kuvvetlerini küçümsüyordu. Busra’yı, Şam’ı alan Kalus ve Vardanı öldüren Halid meydanda diyenlere: “Ben öyle halid filan tanımam. Bizimkiler ahmak imişler de mahvolmuşlardır” dedi. Okçularına emir verdi. Mücahitler üzerine yağmur gibi ok atmağa başladılar. 

Halid bin Velid de okçularına emretti. Müslüman okçular aşağıdan yukarıya ok attılar, armut gibi Rumları yerlere döktüler. Gün boyunca ok savaşı devam etti. 

Ertesi sabah Herabis kale kapılarını açtı. Rum askerler kaleden yalın kılıç dışarı fırladılar. Herabis haydi sizi göreyim. Bir tane bırakmayıncaya kadar kılıçtan geçiriniz diye bağırarak askerini teşvik ediyordu. 

Ebu Ubeyde bin Cerrah, Halid bin Velid ve Said bin Zeyd komutasındaki kuvvetler ön safta Rumlarla çarpışmaya başladı. Allah-u Ekber sadaları yükseliyor, düşmana hücum üstüne hücum yapılıyordu. Rumlar takviye kuvvetleri alarak Müslüman kuvvetlerini sıkıştırıyordu. İki ordu bir birine karıştı. Etraf kan deryası halin geldi. Neticede Herabis ve Patrik’in içinde bulunduğu düşman kuvvetleri kuşatma altına alındı. 

Kurtuluşun olmadığını anlayan Herabis Patrik’i elçi olarak gönderdi. Patrik, Said bin Zeyd’le görüştü. Baalbek adına teminat istedi. Said bin Zeyd; “Ben Baalbek adına teminat vermeye yetkili değilim” dedi. Patriği Ebu Ubeyde’ye gönderdi. 

Patrik Ubu Ubeyde ‘yi görünce secdeye kapanmak istedi. Ebu Ubeyde men etti. “Allah’tan başkasına secde edilmez. Ben de senin gibi kulum” dedi. 

Patrik anlaşma istedi Baalbek halkının her sene cizye vermesi anlaşmaya bağlandı. Baalbek’te beşyüz kişilik bir kuvvet bırakılarak Humus’a hareket edildi. 

Önce Halid bin Velid kuvvetleri sonra Ebu Ubeyde kuvvetleri geldiler, Humus’un karşısına “Liva-i Muhammedîyi=peygamber sancağını diktiler. 

Ebu Ubade bin Cerrah Humus kumandanına şu mektubu gönderdi:

“Malumunuz olsun ki biz insanları Hak dine davet etmekle görevliyiz. Şimdi sizi İslâm dairesine almağa geldik. Ya İslâm olmalı veyahut cizyeyi kabul etmelisiniz. Yoksa savaş ederiz.”

Cevap olarak Humus kumandanından şu mektubu aldı:

Araplar! Tehdit ile dolu olan mektubunuz geldi. Sizin evvelce savaştığınız adamlara bizi kıyas etmeyin. Kalemiz metin, kapılarımız demir ve harbimiz dehşetlidir. Muharebeye her zaman hazırız.”

İslâm ordusu hücum etti, düşman ordusu hücumu karşıladı. Akşama kadar savaş devam etti. Bir netice alınamadı. 

Ertesi gün düşman kumandanından bir mektup geldi. “Buradan gidiniz. Eğer imparatoru savaş ile yenerseniz biz de teslim oluruz. ”

Ebu Ubeyde kumandanlar ile bir toplantı yaptı. “Hakikaten bu kale çok sağlamdır. Uzun müddet burada beklemek icap etmez, bir harp hilesi düşünelim” dedi. 

Ata bin Umar adında bir zat şöyle dedi:

“Biz, Rumlara zahire almak şartıyla çekiliyoruz, diye barış teklif edelim. Paramızla erzaklarını satın alalım. Onlar yiyeceklerinin biteceğini düşünmezler, erzaklarını satarlar. Az zamanda erzakları bitince biz de onları esir ederiz. ”

Bu düşünce kabul edildi. Düşman kumandanına mektup yazıldı: “Yazdığınız mektubu okuduk, buradan çekilmemizi isterseniz, bize beş on günlük zahire vermelisiniz. ”

Bu mektup kumandan’a verilince:

Ben size demedim mi bunlar bizi açlıktan muhasara ettiler. Şimdi karınlarını doyurursak geldikleri mahalle giderler. 

Hemen külliyetli zahire gönderdiler. Ebu Ubeyde Hz. leri ne kadar para varsa zahire almalarını emretti. Rumlar işin farkına varmadan bütün yiyeceği Araplara satmaya başladılar. Hz. Ebu Ubeyde geçici bir müddet için Humus civarından çekilerek o civarda bulunan Restin kalesine doğru yürüdü. İslâm ordusu Restin kalesi önünde toplandı, kalenin kumandanı Kıtan İslâm ordusunun şehri zapt etmek fikriyle geldiklerini anladığından Hz. Ebu Ubeyde’ye bir mektup yazdı. Şöyle ki:

“Ya emir, bizim kalemiz gayet metindir. Beyhude adam telef etmeyiniz. İmparator Herakliyus ile muharebe edin, eğer galip gelirseniz, biz de şehri harpsiz size teslim ederiz. ”

Hz. Ebu Ubeyde:

-Pekala biz buradan gider Herakliyus ile muharebe ederiz. Fakat yükümüz erzaktır, eşyamızı beraber götürmek için hayvanlarımız kafi değildir. Yanımızda yirmi kadar sandık var, onları emanet bırakalım da sonra alırız. Kıtan, kumandanlarıyla müzakereden sonra:

-Bu emanetleri kabul etmek bize zarar vermez. Zaten hükümetler arasında böyle usul vardır. Hem de bunları başımızdan defetmiş oluruz, dedi. 

Elçi gelerek:

-Kumandanımız sandıkları emanete kabul ediyor. Veriniz, götürelim, dedi. Ebu Ubeyde bin Cerrah, içten kilitli sandıkların içine eşya yerine yirmi kişi koydu. Cafer bin Abdullah Tayyar’ı emir tayin etti. İslâm ordusu yirmi dakikalık bir mesafeye çekildi, gizlendi. 

Sandıkları kumandan Kıtan’ın yanına getirdiler:

“Bunları bana mahsus olan dairede saklayınız. İçlerinde kıymetli eşya varsa zayi olmasın. Sonra Arapların ellerinden kurtulamayız ”dedi. 

Gece yarısı olunca uykuya daldılar. Sandıklar da bulunan mücahitler kilidi açarak çıktılar. Dırar bin Ezver, Cafer bin Abdullah Tayyar Kıtan’ın karısını buldular, boğazından tuttular, “Çabuk söyle, yoksa seni hemen yok ederiz” dediler. Onun gösterdiği yerden kalenin kapı anahtarlarını aldılar. Kapıdaki düşman askerlerini tesirsiz hale getirdiler. Kapıları açtılar. Tekbir aldılar. Keşif kolları, Halid bin Velid kuvvetleri, Ebu Ubeyde bin Cerrah kuvvetleri kaleye girdi. Kıtan’ı buldular, anlaşma ile kaleyi teslim etti. Tekrar Humus’a dönüp kuşatmayı devam ettirdiler. Herakliyus Cezair’den Humus’a yardım kuvveti gönderilmesini emretti. Bu kuvvetin Humus’a ulaşmasına Irak kuvvetleri komutanı Sa’d bin Ebi Vakkas engel oldu. İmdadın gelmemesi üzerine yeise kapılan Humuslular teslim oldular.

 

Yermuk Savaşı 

İslâm askerleri girdiği bütün savaşları kazandı. Koca Bizans İmparatorluğu, İslâm askerleri karşısında bütün savaşları kaybettiler. Bir çok tanınmış, kahraman kabul ettikleri kumandanları, yüz binleri aşan askerleri öldüler. Kudüs ve Antakya dışında bütün şehirlerini kaybettiler. 

İmparator Herakliyüs ileri gelen adamları ve kumandanları topladı:

“Araplar sayı, kuvvet ve techizat bakımından kat kat az olduğu halde niçin onlara yeniliyoruz” diye sordu. 

 İçlerinden biri Arapların maneviyatı bizim maneviyatımızdan üstündür. Araplar geceleri ibâdet ediyorlar. Kimseye zulüm etmiyorlar. Birbirlerine kardeş muamelesi yapıyorlar. Biz ise vaktimizi fısk-u fücurla geçiriyoruz. Birbirimize zulmediyoruz. Birbirimizin sözünü tutmuyoruz. Araplar şevk ve heyecanla çarpışıyorlar. Biz ise vurdum duymaz bir halde hareket ediyoruz. 

Bir generalin Müslümanlar arasına gönderdiği bir Arap da şunları söyledi:

Onlar geceleri rahip ve gündüzleri askerdir. Aralarında hakkın yerini bulması için çalışırlar. 

Herakliyüs, birbiri ardınca devam eden yenilmeler sebebiyle derin bir üzüntü içinde kumanlarına şunları söyledi: Sizde din gayreti kalmamış. İsa bize gazap eylemiş. İncil’e imanımız kalmamış. En kuvvetli generalleri büyük ordularla gönderdim. Utanmadan yenildiler. Karılar gibi kaçtılar. Ben sizi terk ile İstanbul’a gideceğim.” 

Kumandanlar “birkaç ordu yenilmekle ümitsizliğe düşülmez” dediler.

Herakliyüs; “Ne yapalım? Tekrar savaş mı yapacağız?”

“Ona şüphe mi var? Hem öyle bir savaş ki, bütün Arap Yarımadası laşelerle bir cenk meydanına dönecektir.”

Kumandanların bu konuşmalarından Herakliyüs memnun oldu. Tekrar ümide kapıldı. Bir ordunun daha hazırlanmasını emretti. 

“Kumandan kim olsun?” dedi. 

“Cesareti dillerde destan olan Mahan’ı tayin edersiniz” dediler. İki yüz kırk bin kişilik büyük bir ordu hazırladılar. Cebele kumandasında altmış bin Hıristiyan Araplar da orduya katıldı. 

Müslüman ordu kırk altı bin kişiden ibaretti. Bin kadarı sahabe idi. Bunlardan yüzü de Bedir ehlindendi. 

Müslümanların idaresinde adaleti ve şefkati görmüş halk düşmandan edindiği bilgileri İslâm ordusuna getiriyorlardı. Ebu Ubeyde bin Cerrah kumandanları topladı, şöyle dedi:

“Allah, sizi bir çok defa imtihan etti. Bütün imtihanlarda başarı oldunuz. Bu başarının semeresi olarak Allah şimdiye kadar yardım etti. Şimdi ise düşman, yeryüzünü titretecek kuvvetler hazırlıyor, ne yapmamızı tavsiye ediyorsunuz?”

Konuştular, savaş için en uygun yer olan Yermuk’a çekilmeye karar verdiler. Başta Humus olmak üzere fethedilen şehirlerin tahliyesine karar verildi. Ebu Ubeyde bin Cerrah ordunun hazinedarı Habib bin Mesleme’yi çağırarak Hıristiyanlardan cizye olarak alınan paraları iade etmesini emretti. Sebebini şöyle anlattı:

“Çünkü biz bu vergiyi, onları korumak için almıştık. Mademki onları himaye edemeyeceğiz, paralarını kendilerine iade etmeliyiz.” Toplanan yüz binlerce altın iade edildi. Hıristiyanlar, Müslümanların bu hareketlerinden o kadar etkilendiler ki, “İnşaallah tekrar döner ve bize hakim olursunuz” dediler.(3)

 Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri, halife Hz. Ömer’e Bizanslıların manastırlarda münzevi yaşayan rahipleri bile orduya kattığını, o zamana kadar görülmemiş bir ordu ile geldiğini bildirdi. 

Halife Hz. Ömer Mühacirleri ve Ensarı topladı, görüştü. Said bin Amr kumandasında bin kişilik bir kuvvetle bir mektup gönderdi. Mektubunda şöyle dedi:

“Ey İslâm’ın rüknü, düşmanlarınızı imanla karşılayınız. Üzerlerine bir arslan gibi hücum ediniz. Onlara zerre kadar ehemmiyet vermeyiniz. Sizin muvaffakiyet kazanacağınızı biz biliyoruz.”

Halid bin Velid’in Konuşması

Kumandanlar Ebu Ubeyde başkanlığında toplandı. Savaş durumu görüşüldü. Savaşlarda her kumandan bağımsız hareket ederdi. Bu savaşta tek kumanda altında hareket edilmesi kabul edildi. Halid bin Velid umum kumandan olarak görevlendirildi. 

Halid bin Velid, bir konuşma yaptı. Konuşmasında şunları söyledi:

“Bugün Allah’ın sayılı günlerinden biridir. Bugün övünmek, serkeşlik etmek doğru değildir. Cihadınızı halis niyetiniz ve amelinizle yaparak Allah’ı razı kılın. Bu bir gündür ki, onun sonu vardır. Düşman, nizam ve tertip ile cenge hazırlanmıştır. Bizim de ayrı ayrı savaş yapmamız caiz değildir. 

Memur olmadığımız hususta halifenin emrine uygun şekilde hareket etmek lazımdır. Geliniz şu düşmanlara bakınız nasıl hazırlanmışlar. Eğer bugün biz onları hendeklerine püskürtür isek daima onları püskürtürüz. Ve eğer onları bizi bozarsa, bundan sonra kurtulamayız.”(4) Düşman iki yüz alaydan meydana geliyordu. İslâm ordusu ise kırk alaydı. Halid bin Velid, orduyu merkez, sağ cenah, sol cenah, öncü, artçı olarak düzenledi. Merkezin kumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri idi. 

Düşman kuvvetlerinin önünde patrikler ellerindeki büyük haçlarla yürüyor ve ateşli konuşmalarla askeri teşci ediyorlardı.

Müslüman ordusunda Bedir Savaşı’nda bulunan sahabeler yanık sesleri ile Enfal Sûresi’ni okuyorlardı.

İki ordu yaklaştığı zaman Rum ordusundan bir patrik meydana çıktı, er diledi. Halid bin Velid Kays bin Hubeyre’ye çıkmasını emretti. Kays, patrik silahına davranmadan onu öldürdü. Bütün Müslümanlar Allah-u Ekber sedalarıyla taarruza geçti. İlk gün karşılıklı hücumlarla geçti.

_____________________

(1) AhmedNedvî, Asrı Saadet, Ashab, 2/390, Şamil yayınevî, 1985, İst. 

(2) Mahmud Hakkı, Halid bin Velid, Cağaloğlu, 184, Ahmed Cevdet paşa, Kısas-ı Enbiya, 2/150, Asrı Saadet, 2/389

(3) Halid bin Velid, 204

(4) Halid bin Velid, 206, Kısas-ı Enbiya, 2/124

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle