MUHACİR ve ENSAR

Allah’ın Kılıcı/Seyfullah Hz. Halid Bin Velid (r.a.)
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v) vefatından sonra; Medine, Mekke, Cüasa ve Taif dışında, yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekatı vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmalarını emretti. Hz. Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi de öldürdü. Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Allah’ın kılıcı/ Seyfullah lâkabı ile anılan Hz. Halid B. Velid ‘in (r.a) kumandanlıağını yaptığı Yemame Savaşı’nda yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki binden fazlaydı. 

 

 

Allah’ın Kılıcı/Seyfullah

Hz. Halid Bin Velid (r.a.)

HALİD BİN VELİD (r.a.) MÛTE SAVAŞI’NDA

Peygamberimiz (s.a.v), Haris bin Umeyr Ezdi’yi Busra valisine elçi olarak gönderdi. Vazifesi valiyi İslâm’a davetti. Haris Mute’ye varınca vali Şurahbil elçi olduğunu bildiği halde onu öldürdü. Halbuki elçiler öldürülmezdi.

Peygamberimiz (s.a.v), Haris’in ölümüne çok üzüldü. Zeyd bin Harise’nin kumandasında üç bin kişilik bir kuvveti Mute’ye gönderdi. Valiye elçi öldürmenin cezasını vermek, cinayetin yıkıcı etkilerini Müslümanlar üzerinden silmekti.

Peygamberimiz (s.a.v), “Eğer Zeyd şehit olursa, yerine, Cafer bin Ebi Talib, o da şehit olursa, Abdullah bin Revaha yerine geçsin, şayet o da şehit olursa Müslümanlar içlerinden birini seçsin” buyurdu, orduyu uğurladı.

Halid bin Velid iki aylık Müslüman iken gönüllü olarak orduya katıldı.

İslâm ordusu, Şam bölgesinde bir yerin adı olan Mute’ye (b 4/310)vardığı zaman, karşısında yüz bin kişilik Rum ordusunu gördü. Geri çekilmek de çok zordu...

Abdullah bin Revaha, “ Biz düşmanla sayı çokluğumuz veya kuvvet üstünlüğü ile savaşmıyoruz. Biz Allah’ın lütfettiği bir dinin kuvveti ile savaşıyoruz. Bizi iki iyilikten biri bekliyor. Ya şehadet ya zafer” dedi. Düşmanla savaşmaya karar verildi.

Savaş düşmanın hücumu ile başladı. Düşman dalgalar halinde hücum ediyordu. Zeyd şehit düştü. Kumandayı Cafer İbn-i Ebu Talib aldı, atına bindi. Düşman içine daldı. Durmadan savaşıyordu. Cafer İbn-i Ebu Talib savaşırken şöyle diyordu: “Cennet ne güzel, ona yaklaşmak ne hoş...”

İslâm ordusu tasavvurların üstünde kahramanlıkla savaşıyordu. Fakat düşmanın sayısı çoktu, hücumların arkası kesilmiyordu. Cafer İbn-i Ebu Talib yaralandı. Yarası çoktu. Atından indi, yaya çarpışmaya başladı. Sağ kolu kesildi. Sancağı sol eline aldı. Sol kolu da kesildi. Sancağı bağrına bastı, öylece şehit oldu.

Abdullah bin Revaha koştu, sancağı aldı, savaşmaya devam etti. O da şehit olunca Ebu Yüsrül ensarı koştu sancağı aldı. Akşam olmuş, savaş durmuştu. Ordu kumandansız kalmıştı, bozulma da başlamıştı.

Kutbe bin Amir’in “Ey Müslümanlar, kaçarak ölmektense, erkekçe vuruşup şehit olmak hayırlıdır” sözü tesirli oldu. Toplandılar. Sabit bin Aclanî, sancağı getirip Halid bin Velid’e verdi. Halid almak istemedi: “Sen ona benden daha layıksın. Çünkü benden yaşlısın, hem de Bedir Savaşı’nda bulunan ashabın büyüklerindensin” dedi. Sabit bin Acluni “Ben sancağı sana vermek için aldım. Sen savaş sanatını benden iyi bilirsin dedi, sonra askerlere “ Halid’in kumandanlığını kabul ediyor musunuz?” diye sordu. Evet dediler.

Halid bin Velid iki aylık Müslüman iken İslâm kumandanı oldu. İslâm ordusunun düzenini geceleyin değiştirdi. Sağ taraftakileri sol tarafa, sol taraftakileri sağ tarafa, ön taraftakileri arkaya, arka taraftakileri öne aldı.

İkinci gün Bizans askerleri uyanınca karşılarında tanımadıkları yeni askerler gördüler, İslâm ordusuna yeni yardımcı kuvvet gelmiş dediler, korkuya kapıldılar.

Halid bin Velid’in emri ile İslâm ordusu birdenbire şiddetli hücuma geçti. Düşman ileri hatları bozuldu, geri çekildi. Düşmanın geri çekilmesinden faydalanan Halid bin Velid, hemen ordusunu geri çekti. Medine’nin yolunu tuttu. İslâm ordusu imha olmaktan kurtuldu. Bizans ordusu takip etmedi. Galip, mağlup belli olmadan savaş sona erdi.

Mute Savaşı devam ederken Peygamberimiz (s.a.v) savaş meydanında imiş gibi, savaşın cereyanını ashabına şöyle anlattı:

“İşte sancağı Zeyd aldı. Şehit oldu. Zeyd için istiğfar ediniz. Zeyd cennete girdi. Orada safadadır. 

Sancağı şimdi Cafer bin Ebi talib aldı, o da şehid oldu. Onun için istiğfar ediniz. İşte Cafer de cennete girdi. İstediği tarafa iki kanatlı uçuyor. 

Bu defa sancağı Abdullah bin Refaha aldı. O da şehit oldu. Abdullah için istiğfar ediniz. Bu da cennete dahil oldu. En sonunda sancağı Allah’ın kılıçlarından bir kılıç aldı.”

Peygamberimiz(s.a.v)’in bu konuşması ile, Cafer bin Ebi Talib’e Caferi Tayyar denildi. Tayyar uçan demektir. Abdullah ibn-i Ömer, Cafer ibn-i Ebi Talib’in oğlunu görünce, selam sana, ey iki kanatlının oğlu derdi. 

Peygamberimiz (s.a.v), bu konuşması ile Halid bin Velid’i “Seyfullah= Allah’ın kılıcı” unvanı ile taltif etti. 

Halid bin Velid, savaşlarda gösterdiği üstün başarılarla, kazandığı zaferlerle bu unvanın hakkını fazlasıyla verdi. 

Peygamberimiz (s.a.v)’in Mute Savaşını olduğu gibi haber vermesi, O’nun bir mucizesidir. Allah kudreti ile ırakı yakın eyledi. Peygamberimiz (s.a.v)’de gördü, haber verdi. 

Halit bin Velid, şöyle der:Mute savaşında elimde dokuz kılıç parçalandı. Son kılıç, Yemen işi geniş ağızlı bir kılıçtı. Elimde tek o kaldı. 

Mute Savaşı’nda üstün bir şecaat ve cesaret gösteren üç bin İslâm mücahidi , yüz bin kişilik Rum ordusuna üç kumandanı şehit olmasına rağmen ilk gün büyük bir zayiat verdi.(1)

 

Halid bin Velid İslâmî Davette

Peygamberimiz (s.a.v) Halid bin Velid’i Necran’a gönderdi. “Savaşmadan önce Haris bin Ka’b oğullarını üç defa İslâma davet et, davete uymadıkları takdirde onlarla savaş” buyurdu.

Halid bin Velid onları İslâm’a davet etti. “Ey insanlar! Müslüman olun ki selamette olasınız” dedi. Haris bin Ka’b oğulları Müslümanlığı kabul etti. Halid bin Velid bir süre onlar arasında kaldı. İslâm’ı, Allah’ın kitabını, Rasûlünün sünnetini öğretti. Durumu bir mektupla Allah’ın Rasûlüne şöyle bildirdi:

“Allah’ın Rasûlünün emrettiği gibi üç gün onları İslâm’a davet ettim. Onlara heyetler gönderdim. Ey Haris oğulları Müslüman olun ki selamette olasınız dedim. Müslüman oldular savaşmadılar. Ben şu anda onların içindeyim. Onlara Allah’ın emrettiğini emrediyor, Allah’ın yasakladığını yasaklıyorum. Onlara İslâm’ın esaslarını, peygamberin sünnetini öğretiyorum. Allah’ın Rasûlü, bana yeni bir emir verinceye kadar buna devam edeceğim.”

Allah’ın Rasûlü Halid’e bir mektup göndererek onlardan bir heyetle Medine’ye dönmesini emretti.(2)

Halid bin Velid Mekke’nin Fethinde

Peygamberimiz (s.a.v), amcası Abbas’a “ Ebu Sufyan’ı al da ordunun geçeceği boğaza götür ki, Allah’ın askerini seyretsin” buyurdu. 

Ebu Sufyan, askerin geçişini seyrederken, Beni Süleym kuvvetleri geçiyordu. Ebu Sufyan’ın hizasına gelince hep bir ağızdan tekbir aldılar.

Ebu Sufyan: “bu kumandan kimdir?” dedi. 

Abbas: “Halid” dedi.

Ebu Sufyan: “Şu bizim Velid’in oğlu Halid mi?”

Abbas: “Evet” dedi. 

Müşrik Kureyş ordusu süvarı kumandanı Halid bin Velid, şimdi bir İslâm kumandanı olarak fetih gönü Mekke müşriklerinin üzerine yürüyordu...

Halid bin Velid emrindeki kuvvetlerle Mekke’ye girerken, eski müşrik arkadaşları İkrime bin Ebi Cehil, Süheyl bin Amr, Safvan bin Umeyye ve kuvvetleri Handeme bölgesinde yolu kestiler. Halid bin Velid eski arkadaşlarına nasihat etti. Dinlemediler. Kürz bin Cabir ve Hubeyş bin Eşari adlı iki Müslüman askeri de şehid ettiler. Halid bin Velid karşılık vermek mecburiyetinde kaldı. 13 müşrik öldürüldü, geri kalanlar da kaçıp dağıldılar. 

Peygamberimiz (s.a.v), hadiseyi haber alınca Halid bin Velid’e “Ben savaş yapılmasın diye emretmedim mi?” buyurdu. O da “onlar taarruz ettiler, iki Müslüman’ı şehit ettiler. Biz de mecburen savaştık” cevabını verdi. Müşriklerin sebep olduğu iki şehit ve on üç müşrik ölüsüne karşılık Mekke fethedildi.

Peygamberimiz (s.a.v) Kabe’yi görünce tekbir almaya başladı. Bütün İslâm ordusu can-ı gönülden aşkla tekbir almaya başladı. Tekbir dağları inletti. Dağlardan gelen aks-i sedalar peygamber (s.a.v)’e hoş geldin diyordu.

Kabe’de 360 put vardı. Onları bizzat Peygamberimiz (s.a.v) kırdı. Asası ile putlara dokundu. “Hak geldi, batıl gitti, helak oldu,” buyurdu. Etraftaki putların kırılması için adamlar gönderdi. Halid bin Velid, Müşellel dağı ile deniz arasındaki en büyük put olan Menat’ı yıktı yok etti.

Mekke’ye bir konak uzaklıkta olan Nahle Mahallesi’nde Uzza putu vardı. Bu put Kureyş ve Kinane kabilelerinin putu idi. Bu putun bulunduğu yere çok önem verirlerdi. Peygamberimiz (s.a.v) bu putun yok edilmesi için de Halid bin Velid’i görevlendirdi. O da gitti, Uzza putunu yıkıp, yok etti, gelip Peygamberimiz (s.a.v)’e bildirdi. Peygamberimiz (s.a.v) de “İyi yaptın” buyurdu.(3)

 

Halid bin Velid Yaralanıyor

Mekke Müslüman olmuştu. Mekke’ye tabi kabileler de fevc fevc geliyorlar, Müslüman oluyorlardı. Bölgenin en büyük kabileleri olan Hevazin, Beni Sakif ve Evtas kabileleri Mekke’nin fehinden sonra sıranın kendilerine geleceğini tahmin ederek bazı küçük kabileleri de yanlarına alarak yirmi bin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürümeye karar verdiler. 

Peygamberimiz (s.a.v), bu kabilelerin Mekke üzerine yürüme kararını haber aldığı zaman, hemen hazırlıklarını tamamladı, düşmanı Mekke dışında karşılamaya karar verdi. İslâm ordusu, Mekke ile Taif arasında üç günlük mesafede olan Huneyn vadisine girerken, vadinin iki tarafına gizlenmiş düşmanı göremediler. Halid bin Velid kumandasındaki öncü Beni Süleym kuvvetleri, Hevazın kuvvetlerinin pususuna düştü. Halid bin Velid yaralandı. Beni Süleym kuvvetleri bozuldu. Bozulma Mekke’de katılan yeni kuvvetlere sirayet etti. 

Peygamberimiz (s.a.v)’in yanında pek az insan kaldı. Peygamberimiz (s.a.v):

“Ey insanlar, geliniz, ben Allah’ın Rasulü’yüm, Abdullah’ın oğlu Muhammed’im” diye seslendi. 

Gür sesli olan Abbas yüksek sesle:

“Ey Akabe’de biat eden Ensar, ey Rıdvan ağacının altında geri dönmemek üzere söz veren ashab” diye yüksek sesle bağırdı. 

Sesi duyanlar koşup geldiler, Allah’ın Rasulü’nün etrafında toplandılar. Evs ve Hazreç kabileleri de koşup geldiler. Savaş yeniden şiddetlendi. Hz. Ali düşman bayraktarını öldürdü. Savaş sonunda düşman bozuldu. Kaçan kaçtı, kaçamayan esir oldu. Düşman savaş alanına ailelerini, çocuklarını ve mallarını da getirmişti. Onlar da İslâm ordusunun eline geçti.. 

Huneyn Savaşı hakkında Tevbe Sûresi’nin 25 ve 26. ayetleri inzal oldu. Ayetlerin meali şöyledir:

“Andolsun, Allah bir çok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet gerisin geriye dönüp kaçmıştınız. 

Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkar edenlere azap verdi. İşte bu, inkarcıların cezasıdır.”

İslâm ordusu, Huneyn’e on iki bin kişilik bir ordu ile gelmişti. Müslümanlardan bazıları askerin çokluğuna bakıp “Bu ordu hiçbir zaman yenilmez”dediler. Çok oluşlarına güvendiler. Allah, Uhud’da Peygamber (s.a.v) emrini dinlemeyenlere yenilme acısını tattırdığı gibi, Huneyn’de de Allah’a değil çokluğuna güvenme sonucu yenilme acısını tattırdı, sonra da yardımı ile zafer nasip etti.

İlk bozgunda orduya katılmış olan Kureyş ileri gelenlerinin şirk damarları kabardı ise de, Allah’ın zafer nasip etmesi ile bu kabarma sona erdi. İman gönüllerine yerleşti. 

İslâm ordusunun bozulma haberi geldiği zaman, Mekke’de bazı kişiler “Bundan sonra Araplar babalarının dinine döner” diye gösteri yapmaya başladılar.

Peygamberimiz (s.a.v)’in Mekke’ye vali tayin ettiği genç Attab: “Peygamber ölür ise, dini ve Rabbi diridir”dedi. Onlara imkan vermedi.(4)

Taif Muhasarası’nda ve Tebuk Seferinde

Halid bin Velid 

Halid bin Velid, Taif muhasarasında ve Tebuk seferinde bulundu. Taifliler, Mekke fethi ve Huneyn savaşı sonucu Hevazin kabilesi Müslüman olunca, sıranın kendilerine geleceğini düşündüler. Kalelerine erzak depoladılar. Peygamberimiz (s.a.v), Huneyn Savaşı ganimetlerini dağıtmadan önce Taif üzerine yürüdü. Taifliler kalelerine çekildiler. Muhasara başladı. Attıkları oklarla kendilerini müdafaa ettikleri gibi, 12 Müslüman’ı da şehit ettiler, bir çoklarını da yaraladılar. 

Halid bin Velid meydana çıkıp er diledi. Karşısına kimse çıkmadı. Müşrik ileri gelenlerinden Abdiyaley Halid bin Velid’e şunları söyledi:

“Kale içinde sana karşı çıkacak kimse yoktur. Biz yiyeceğimiz bitinceye kadar dayanacağız. Azıklarımız bitince, o vakit hep birden dışarı çıkıp, ölünceye kadar çarpışacağız” dedi.

Muhasara 18 gün sürdü. Bir netice alınamadı. Muhasaradan vazgeçildi. Peygamberimiz (s.a.v) Taif’in fethi’ne Mekke fethinde Müslüman olan, Huneyn Savaşı’nda düşman kuvvetleri kumandanı Malik bin Avf’ı görevlendirdi. Bölgede Taif dışında müşrik idaresi kalmamıştı. Ayrıca Malik bin Avf da kendilerini çok rahatsız ediyordu. Kendilerinden geldiler, Müslüman olacaklarını söylediler ve Müslüman oldular. Taif de İslâm’ın hakimiyetine girdi.

Tebuk seferinde Peygamberimiz (s.a.v), Halid bin Velid’i 400 atlı ile Dümdet-ül Cendel hükümdarı Ükeydir bin Abdulmelik üzerine gönderdi. Ükeydir kale dışında adamları ile gezerken yakalandı. Peygamberimiz (s.a.v)’in huzuruna getirildi. Ükeydir cizye vermeyi kabul etti ve serbest bırakıldı.(5)

Halid bin Velid Mürted Savaşı’nda

Peygamberimiz(s.a.v)’in son zamanlarında peygamberlik iddiasına bulunanlar oldu. Bunlara “yalancı peygamber” denir. Bunlar geldiler, Peygamberimiz (s.a.v)’i gördüler. Etrafındaki sahabeye baktılar, şeytan’a kandılar,” “biz de böyle olabiliriz” dediler. Yalancı peygamberliklerini ilan ettiler. İsimlerini bildiğimiz yalancı peygamberler şunlardır:

1- Yemen Beni Ans kabilesi başkanı, Esvedül-Ansi diye tanınan Aphele bin Kab gelip iman etti. Yemene dönünce de ben de peygamberim dedi.

Esvedül- Ansi hokkabaz ve sözü tesirli bir insandı. Meleklerin kendisine vahiy getirdiğini iddia etti, peygamberliğine inandırdı... Kabilesinin ve Mezhic kabilesinin desteğini sağladı. Kendisine karşı koyan valiyi öldürdü. Karısını zorla nikahladı.

Peygamberimiz (s.a.v) Cerir bin Abdullah’ı onu İslâm’a davet için gönderdi. Daveti kabul etmedi. Daha sonra Sana şehrini zapt ederek fesat ve irtidadını genişletti. Necran halkı da ona tabi oldu.

Bölgenin ileri gelen Müslümanlarından bazıları kendisinden görünerek onu ziyaret ettiler, öÖlen valinin eşinin yardımı ile Peygamberimiz(s.a.v)’in vefatından önce onu öldürdüler. Sahte peygamberin öldürülmesi ile bölge tekrar İslâm hakimiyetine girdi.

2- Yemen’den Beni Hanif kabilesinden kalabalık bir gurup gelip, iman ettiler. İçlerinden Müseylemetül Kezzab diye anılan adam Yemen’e dönünce peygamberliğini ilan etti. 

Peygamberimiz (s.a.v), bir mektupla Amr bin Umeyye ed-Damri’yi göndererek İslâm’a davet etti. O da Peygamberimiz (s.a.v)’e bir mektup yazdı. “Yer yüzünün yarısı senin, yarısı benim olsun” dedi. Peygamberimiz (s.a.v), ona bir elçi daha gönderdi. “Yeryüzü Allah’ındır. Kime dilerse ona verir,” cevabını verdi. O da elçiyi öldürdü.

3- Beni Esed kabilesinin başkanı Tuleyha bin Huveylid de geldi, Müslüman oldu. Sonra o da peygamberliğini ilan etti.

4- Beni Temim kabilesinden Secâh adında bir kadın kahinlik yapardı. Peygamber olduğunu iddia etti. Reia, Tağlib, Nemr, Şeyban ve İyad kabilerinden bir çok kişiyi başına topladı. Medine üzerine yürümek istiyordu. Önce Ribab kabilesine saldırdı. Yenildi. Beni Amir kabilesine saldırdı. Yine yenildi. Yemame’ye yöneldi. Müseylemetül Kezzab hile ile onu elde etti. Yerin yarısının kendisinin olduğunu, yarısını da Allah’ın Secâh’a verdiğini bildirdi. Bir rivayete göre onunla evlendi. Secah kendi peygamberliğinden vazgeçti, Müseyleme’nin peygamberliğini kabul etti. 

Kezzab’ın ölümünden sonra kardeşlerinin yanına döndü. Daha sonra Kufe’ye yerleşti ve Müslüman olarak öldü. Bir rivayete göre Talib kabilesi içinde kaldı, peygamberlikten vazgeçti, Müslüman oldu. 

Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatı ile her tarafta irtidad hareketleri başladı. 

İrtidad İslâm’dan çıkmak, İslâm’ı bırakmak, şirke dönmek, başka bir dine girmek veya dinsiz kalmak demektir. İrtidad edene “Mürted” denir.

Bir kısım insanlar da Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından sonra namazı kılarız, fakat zekat vermeyiz diyorlardı. 

Namazı kılarız, zekatı vermeyiz diyen insanlar da mürted mi idi? Sahabe arasında tereddüt vardı. Hz. Ömer(r.a) bu tereddüdü halife Hz. Ebubekir’e şöyle arz etti:

“Allah’ın Rasûlü: “Ben lâ ilâhe illallah deyinceye kadar insanlarla harb etmekle memurum. Onu diyen malını ve canını kurtarır. Ancak onun Allah ile hesabı başkadır” buyurur. Lâ ilâhe illallah Muhmmedün Rasûlullah diyenlerin üzerine nasıl kılıç çekeriz?”

Hz. Ebubekir(r.a)’in cevabı kesindi:

“Bunlar Rasûlullah’a verdikleri dişi bir oğlağı bile vermekten kaçınırlarsa onlarla savaşırım. Vallahi ! Eğer onlar peygambere ödediklerinden devenin ayağına bağlanacak bir urgan parçasını ödemeyi reddetseler, bundan dolayı onlara savaş açarım. Namaz ile zekatı birbirinden ayıranlarla vallahı savaşırım. Çünkü zekat malın hakkıdır.”

Zekatı kabul etmeyenlerin mürted olduğuna karar verildi. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in bir ayetini, bir hükmünü kabul etmeyenler Müslüman olamadıkları gibi, bir ayetini, bir hükmünü inkar edenler de Müslümanlıktan çıkarlar, mürted olurlar.

Mürtedlerle Savaş

Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatı ile Medine, Mekke ve Taif dışında yalancı peygamberlerin ve irtidad edenlerin sebep olduğu karışıklıklar ve anarşi her tarafa hakim olmuştu. Mürtedlerin hücum etmelerini engellemek üzere Medine etrafında Müslümanlar yirmi dört saat nöbet tutuyorlardı. 

Mekke’de irtidad teşebbüsleri, Fetih günü Müslüman olan, o zamanın en büyük hatiplerinden biri bulunan Süheyl bin Amr’ın:

“Ey Kureyş topluluğu! Siz iman edenlerin sonuncusu olduğunuz gibi dinden dönenlerin öncüsü olmayınız. Allah’a yemin ederim ki, İslâm dini güneşin, ayın doğuşundan batışına kadar tabii seyri gibi insanlığı aydınlatacak, genişleyerek devam edip gidecektir” diye başlayan meşhur konuşması önlemiştir. Taif de Mekke’ye uymuş, Müslüman olarak kalmıştır.

Peygamberimiz (s.a.v) yalancı peygamberler üzerine asker göndermiş, fakat kendileri bulunamamıştı. Yalancı peygamberler ve mürtedler İslâmın nurunu yok etmek, şirkin karanlığını tekrar hakim kılmak istiyorlardı

Her türlü irtidad hareketlerini yok etmek, tekrar İslâm’ın hakimiyetini sağlamak için askeri harekatın şart olduğu ittifakla kabul etti. Seferberlik başladı. Her Müslüman asker oldu. Her irtidad bölgesine bir kumandan tayin edildi. Mekke ve Taif valileri bölgelerinde bulunan mürtedleri İslâm’a döndürmekle görevlendirildi. Süratli hareket edildi.

Halife Hz. Ebubekir(r.a), Halid bin Velid’i yalancı peygamberler üzerine gönderdi. İslâm’ı ve zekat vermeyi kabul etmelerine kadar savaşmaları emretti. 

Halid bin Velid, önce yalancı peygamber Tuleyha üzerine gitti. Tuleyha keşif için öncü çıkanları şehit etti. Halid bin Velid, ani bir hücumla Tuleyha ordusunu dağıttı. Bir kısmını öldürdü. Teslim olanları esir etti. Halk imanlarını yenilediler, Müslüman oldular.

Yalancı peygamber Tuleyha, Şam tarafına kaçtı. Tuleyha ve kavminin akıbetini gören Hevazin, Süleym, Beni Amir kabileleri geldiler, imanlarını yenilediler. 

Selma adında bir kadının etrafında toplanan Hevazın, Süleym, Tay kabilelerinin döküntülerini de Halid bin Velid dağıttı. Ayniye bin Huseyin adlı yalancı peygamberi yok etti.(6)

Yemame Savaşı 

Bölgede en kuvvetli olan yalancı peygamber Müseylemetül Kezzab’tı. Çok kalabalık bir kabilesi vardı. Yanında kırk bin silahlı mürted olduğu söylenir. Yalancı peygamberliğini ilan ettiği zaman, Peygamberimiz (s.a.v)’in tekrar İslâm’a davet için gönderdiği ikinci elçisini şehit etti. Mürtedlerin çoğalması ile nüfuz alanını daha da genişletmişti.

Peygamberimiz’(s.a.v)den sonra yer işgallerine başladı. Her işgal kendisini daha da kuvvetlendirdi. Hz. Ebubekir(r.a)’in üzerine gönderdiği İkrime kumandasındaki İslâm ordusunu da yendi.

Topyekün mürtedlerle savaşta Hz. Ebubekir, Halid bin Velid kumandasında yeni bir orduyu Müseylemetül Kezzab üzerine gönderdi. 

Hicretin on birinci senesinde Medine’den hareket eden Halid bin Velid kumandasındaki yeni ordu etraftan beklenen yeni kuvvetlerin gelmesi için Bitah denilen yerde durdu. Fakat emniyet ve keşif için öncü olarak gönderilen askerler, Müseyleme güçleri ile karşılaştı, yapılan çarpışmada yenildiler. 

Nihayet iki ordu karşı karşıya geldi. Halid bin Velid meydana çıktı. Müseylematül Kezzab’ı vuruşmaya davet etti. Müseyleme davete icabet etmedi. Savaş iki ordunun karşılıklı hücumları ile başladı. Müthiş bir savaş oldu. Beni Hanif Kabilesi savaşçı bir kabile idi. Savaşmayı iyi bilirlerdi. Kabile gayreti ile bütün güçleri ile savaşmaya başladılar. Sayıları da kırk bini geçiyordu. Sayıları Müslüman ordusundan kat be kat fazla idi. 

Müslümanlar da mürtedleri yok etmenin bu savaşı kazanmaktan geçtiğini biliyorlar, bütün güçleri ile Allah için savaşıyorlardı. 

Mürted ordusu öyle bir hücum etti ki İslâm ordusu bozulmaya başladı. Fakat çabuk toparlandı. Karşı hücuma geçti. Bu defa mürted ordusu bozuldu, bozulması devam etti, pek çok mürted öldürüldü. Müsellemütül kezzab kaçtı yüksek duvarları olan bir bahçeye sığındı. Ebu Ducane (r.a) beni duvardan atın dedi. Kendisini duvardan bahçenin içine attılar. Ayağı kırılmasına rağmen içerideki mürtedlerle savaşa savaşa bahçenin kapısını açtı, kendisi de şehit düştü. Bahçenin içinde yapılan çarpışmalar da Vahşinin Hz. Hamzayı şehit eden kargısını fırlatması ile Müseylemetül Kezzab cansız yere düştü. Kezzabın ölümü ile Beni Hanif kabilesi İslâm’a teslim oldu.

 Yemame savaşı mürtedlerle yapılan savaşların en kanlısı oldu. Yirmi binden fazla mürted öldürüldü. Şehitlerin sayısı ise iki bin kadardı. Her iki taraftan çok sayı da yaralı vardı. 

Kısas-ı Enbiya sahibi merhum Ahmed Cevdet paşa Müslüman kayıplarını şöyle açıklar:

“Şehitlerin üç yüz altmış kusuru Muhacirlerden, ve bir o kadarı da Ensardan geri kalanı da tabiînden idi. Hazreti Ömer’in büyük kardeşi Zeyd bin Hattab, bu muharebede bayraktar idi. O de muharebede şehit olanlardandı. Ondan başka Hazreti Zübeyr’in kardeşi Sâib ve peygamber efendimiz zamanındaki hatiplerden Sabit bin Kays ve Ensardan meşhur Ebu Ducane, Ebu Huzeyfe bin Utbe ve Ebu Huzeyfenin azadlısı olup, aklı ve tecrübesi ile meşhur olan Salim gibi Eshabın büyükleri ve yetmişi geçen Kur’an-ı Kerim hafızları, hep şehitler arasındaydılar. Sağ kalanların çoğu da yaralı idi.” 

Yaralılar arasında Medinenin ilk Müslümanlarından, akabe biatında bulunan iki hanımdan biri olan, Uhud gazisi Nesibe binti Kaab da vardı. Medine’ye dönerken vücudunda bir kolu yoktu. Oğlu Habib de Peygamberimiz (s.a.v)’in elçisi olarak gittiği zaman Müselleme tarafından şehit edilmişti. 

Müselleme kezzabla yapılan savaşta yeri doldurulması mümkün olmayan ashabın ileri gelenleri şehit olmuştu. Çok miktarda hafızların Yemamede şehit olması dolayısı ile Kur’an-ı Kerimin Mushaf halin getirilmesi zarureti meydana gelmişti. 

Yemame savaşında ashabın ileri gelenleri şehit olmuştu ama irtidat hareketinde en büyük gaile Msellemetül kezzab hadisesi ortadan kaldırılmıştır. Bu hadise diğer mürtedlere ve zekat vermeyiz diyenlere iyi bir ders olmuştur. 

İki ay süren mürtedlerle savaş olumlu bir netice ile sonuçlandı. Her tarafta İslâmın hakimiyeti, huzur ve sükün sağlandı...(7)

 

Hz Ebubekirin Mektubu

Halife Hz. Ebubekir(r.a), Yemame savaşını kazanan Halid bin Velid ve ordusu mensuplarına Yemameden dönmeden önce şu mektubu gönderdi. 

“Selamün aleyküm. 

Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’a ben de hamd ederim. 

Hamd-ü sena, vadini yerine getiren, kuluna yardım eden, dostunu şerefli kılan, düşman ordularını hezimete uğratan Allah’a mahsustur. 

Kendinden başka ilah olmayan Allah şöyle buyurur:

Sizden iman edip ameli salih işleyenlere Allah şunları vaat etti:

Kendilerinden öncekileri hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne hakim kılacak. 

Kendileri için seçip beğendiği dinlerini güçlendirecek. Korkularını emniyete çevirecek. Onlar bana itaat ederler, bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. 

Kimler bundan sonra küfre dönerse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. (Nur:24/55)

Bu sözünden dönmeyen Allah’ın vadidir. Bu asla şüphe götürmeyen Allah’ın kelamıdır

Allah kitabını tamamladı. Allah’ın size olan vadini gerçekleşmesini isteyin. Onun emirlerine itaat edin. 

Her ne kadar bu uğurda güçlük, sıkıntı ve meşakkatlere katlanmanızı, mallarınızı, canlarınızı feda etmeniz gerekse de itaat edin. Zira bunlar Allah’ın vereceği mükafat karşısında basit kalır.(8)

----------------------------------------------------------------------------------------

(1) Ahmed Cevdet, Kısas-ı enbiya, 1/262, Millî Eğitm Bakanlığı yayını, Y. Kandehlevî, Hadislerle Mslümanlık Divan yayını, 2/563, Yeni Rehber Ansiklopedisi, 8/251, Buharı, Tecrid-i Sarih, 4/311, kamsula’lam: 3/2016, Mahmud Hakkı, Halid bin Velid. Sh: 35, Cağaloğlu yayınevi, 1968, İst. İslâm Ansiklopedisi, 15/290

(2) Hadislerle Müslümanlık, 1/120, Halid bin Velid: 90

(3) Kısas-ı Enbiya:!/284, Halid bin Velid: 70-75, Hadislerle Müslümanlık, 1/166, 2/482, Halid bin Velid 77, 85, Asrı Saadet, Ashab:2/381

(4) Kısas-ı Enbiya:1/301, Halid bin Velid: 86

(5) Kısas-ı Enbiya 1/308, 323, Halid bin Velid, 88 

(6) Kısas-ı Enbiya 1/339) İbeahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrevsel Mesajı, 395, İslâm Ansiklopedisi 36/266 Kısas-ı Enbiya, 1/332, Halid bin Velid, 100) Hadislerle Müslümanlık, 2/433), 5/2107)

(7) İslâm Ansiklopedis, 43/399) Kısas-ı Enbiya, 2/94-96, Hadislerle Müslümanlık, 2/518, 564, Kamsula’lam, 3/2016, Halid bin Velid 100, Yeni Rehber Ansiklopedisi, 8/251

(8) Hadislerle Müslümanlık, 5/2085

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle