MUHACİR ve ENSAR

Halifelik Seçiminde Ebû Ubeyde (r.a.)
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a) hakkında şöyle buyurmuştur: “Her ümmetin bir emini vardır. Bizim eminimiz de ey ümmet! Ebû Ubeyde bin Cerrah’dır.” Hz. Ebû Ubeyde (r.a) ilk Müslümanlardandır. Hz. Ebûbekir’in (r.a) tebliği neticesinde Müslüman olmuştur. İslâm’ı öğrenmiş ve anlatmak için faaliyete başlamıştır. Müşrik babası onu evden kovmuştur. Bedir Savaşı’nda Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabe, Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için kendi akraba ve kabilelerine karşı savaşmaktan çekinmemişlerdir. Hz. Ebû Ubeyde (r.a.) müşrik babası Abdullah bin Cerrah’ı, Hz. Mus’ab bin Umeyr (r.a.) kendi kardeşi müşrik Ubeyd bin Umeyr’i ve Hz. Ömer (r.a.) kendi dayısı müşrik As bin Hişam bin Muğiyre’yi öldürmüştür. Hz. Ali (r.a.), Hz. Hamza (r.a.) ve Hz. Ubeyde bin Hâris (r.a.) en yakın akrabaları Utbe, Şeybe ve Velid bin Utbe’yi öldürmüşlerdir. Tarihte böyle bir savaş görülmemiştir. 

 

 

Halifelik Seçiminde Ebû Ubeyde (r.a.)

HİCRET ettiği gün Medine halkı nasıl coşkun bir sevinç duymuşsa, peygamber (s.a.v)’in vefat ettiği gün de tarifsiz, derin bir üzüntü duymuştur. 

 Hz. Ebûbekir, peygamberimiz (s.a.v)’in tekfin ve tedfin işi ile meşgul olurken, Hz. Ömer telaşla yanına geldi, Ensar’ın Beni Saide Sakiyfesi’nde halife seçmek için toplanmış olduklarını söyledi. 

Hz. Ebûbekir, hemen yanına Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrah’ı alarak Beni Saide Sakiyfesi’ne gitti, karar verilme zamanından önce toplantıya yetişti. 

Üçünün birden Beni Saide Sakiyfesi’ne gitmesi, orada bulunan Ensar üzerinde büyük bir tesir yaptı. Sanki peygamber dirilmiş, oraya gelmiş gibi oldu. 

Hz. Ömer konuşmak istedi.

Hazreti Ebûbekir:

“Ey Ömer dur” dedi, kendisi konuştu. Konuşmasında şunları söyledi:

“Bu ümmet, evvelce taştan ve ağaçtan yapma putlara tapardı. Allah kendini bir bilmeleri ve yalnız kendine ibadet etmeleri için onlara peygamber gönderdi.

Arap kavmine babalarının dinini bırakmak zor geldi. 

Allah, ilk muhacirleri, Rasûlü’ne iman etmeleri ile seçkin kıldı. 

Onlar Hz. peygamber’e gamlı günlerinde arkadaş oldular. 

Onunla birlikte müşriklerin ezâ ve cefâsına katlandılar. 

İşte, yeryüzünde önce Hakk’a tapan ve Rasûlü’ne iman eden onlardır. 

Peygamber’in vefalı arkadaşları, doğru yardımcıları ve kabilesi onlardır.

Bundan dolayı onlar halife olmaya, herkesten önce layık ve öndedirler.

Ey Ensar! Sizin de din bakımından kıdeminiz, faziletleriniz ve meziyetleriniz inkar olunamaz. Allah sizi dinine ve Rasûlü’ne yardım için seçti. Sizlere Rasûlü’nün muhacir olmasını nasip etti.

Bizce de ilk muhacirlerden sonra, sizin derecenizde kimse yoktur. 

Allah’ın Rasûlü’ne yardım ettiniz, ondan dolayı fazilet ve şeref sahibisiniz, bu davanızda haklısınız, buna kimsenin bir diyeceği yoktur. 

Halifelik konusuna gelince Arap kabileleri ancak Kureyş’i bilir, başkasının emirliğini kabul etmez. Çünkü Kureyş kabilesi soy-sopca Arabın en faziletlisidir ve memleketleri Arap adasının ortasıdır. 

Biz emirleriz, siz vezirlersiniz. Sizin fikriniz alınmadıkça bir iş görülmez.”

Hz. Ebûbekir’in konuşması etkili olmuştu, Ensar düşünceye dalmıştı...

Ebû Ubeyde bin Cerrah konuştu: 

“Ey Ensar! Bu dine önce yardım eden sizlerdiniz, aman dikkat ediniz, yine önce bozan da sizler olmayasınız.” 

Hazreti Ebûbekir, Hz. Ömer ile Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrah’ın ellerini tutarak;

“Size bu iki zatı seçtim. Birine biat ediniz” dedi. 

Hz. Ömer;

“İçinde Ebûbekir gibi bir zat bulunan bir ümmetin başına geçmeyi kesinlikle kabul edemem” dedi. 

Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrah da;

“Aranızda ikinin ikincisi varken benim yanıma geliyorsunuz. Rasûlullah’ın bize imam tayin ettiği bir kimsenin önüne geçemem” dedi. 

Ebû Ubeyde orada olanlara Hz. Ebûbekir’i hatırlattı. O, Sevr mağarasında ikinci idi, birinci de Allah’ın Resulü idi. Allah’ın Rasûlü’nün en yakını idi. Ona en yakın olandı. Daima peygamber’in sağında oturandı. 

 Hz. Ömer, Hazreti Ebûbekir’e;

“Allah’ın Rasûlü, seni dinin en büyük rüknü olan namazda kendisine halife yaptı. Hepimize imam etti, elini uzat ben sana biat ediyorum” dedi. 

 Biat etmek için elini uzatırken ondan önce davranan Ensar’dan Beşir bin Sad, Hz. Ebûbekir’in elini tuttu ve biat etti. Orada bulunanların hepsi de biat etti. 

Asıl biat ikinci gün Mescid’de oldu. Hz. Ebûbekir Halife seçildi. Ama Hz. Ali, Haşimi sülalesi, bazı ileri gelen sahabeler henüz Hz. Ebûbekir’e biat etmemişlerdi. Bazı kabile kışkırtıcıları, Hz. Alinin biat etmeyişini kendi arzuları yönünde kullanıyorlar, ümmet arasındaki birliği ve huzuru bozmaya çalışıyorlardı. 

Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde bir araya geldiler, konuyu görüştüler. 

Hz. Ebûbekir, Ebû Ubeyde bin Cerrah’a;

“Ey Ebû Ubeyde, senin siman ne mübarektir. Yüzünde hayır ve bereket nasıl bellidir. Rasulullah’ın yanında gıbta edilecek bir derecen vardı. Bir kalabalık arasında Rasulullah senin hakkında ‘Ebû Ubeyde bu ümmetin eminidir ‘buyurmuştu. 

Cenabı Hak kaç defa seninle İslâmiyeti aziz etti ve ona gelen kötülüğü defetti. Sen daima Müslümanlara bir sığınak, mü’minlere ruh ve kardeşlerine yardımcı olagelmişsindir. 

Seni mühim bir iş için istedim ki, eğer o iş olduğu gibi bırakılırsa sonu korkuludur. Düzeltilmesi vaciptir” dedi, uzun bir konuşma yaptı. 

Hz. Ömer de uzun bir konuşma yaptı, her ikisi de ümmetin birliği ve dirliği için Hz. Alinin ve Haşim oğullarının biatinin gerekliliğini bildirdiler ve Ebû Ubeyde’yi bu işin halli için görevlendirdiler. 

Hz. Ebû Ubeyde işin güçlüğünü ve yüceliğini düşüne düşüne doğruca Hz. Ali’nin evine gitti, Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömerin sözlerini O’na bildirdi. Durumun ehemmiyetini ve vehametini anlattı. Hz. Ali dikkatlice dinledi. Kendisine haber verilmeyişinden serzenişte bulundu, sonunda şöyle dedi:

“Rasulullah’ın ayrılık acısı, beni çarptı ve öyle kendimden geçirdi ki, ondan sonra hangi toplulukta bulundumsa, derdim tazelendi, hüzün ve kederim kat kat oldu...”

Konuşmasının sonunda, “yarın sabah sizin topluluğunuza gider ve sahibinize biat ederim” dedi. 

Ebû Ubeyde der ki: “Bunun üzerine, Hz. Ebûbekir ve Ömer’in yanına geldim. Acı tatlı ne işittim ise, hepsini onlara söyledim ve ertesi gün Ali’nin geleceğini haber verdim. 

Ali ertesi gün Mescid-i Şerif’e geldi, kalabalığı yarıp geçerek, Ebûbekir’in yanına, gitti, biat etti, güzel söz söyledi ve vakar ile oturdu.”

Hz. Ebûbekir, Hz. Ali’ye şunları dedi:

“Sen bizce aziz ve kerimsin, öfkelendiğin zaman, Allah’dan korkarsın, tabiî halinde de ona yalvarırsın. O kişiye ne mutludur ki, Allah’ın ihsan ettiği nimetlerle yetinir.

Ben Halifeliği istemiş değildim. Ne gizli ne de açık Allah’dan o makamı istemedim. Fakat bir karışıklık çıkar diye korkumdan çaresiz kabul ettim. 

Emirlikte rahat yoktur. Bana büyük bir iş verildi ki, ona benim gücüm kuvvetim yetmez, meğer ki Allah kuvvet vere. Benim sırtıma yüklenen ağır yükü Allah senin arkandan indirdi. Biz sana muhtacız. Senin faziletini biliriz. Her hususta Allah’ın rızasını istiyoruz. ”

Hz. Ali ve yanında bulunan Hz. Zübeyr de, Hz. Ebûbekir’in halifeliğe herkesten daha layık olduğunu söylediler.

Hz. Aliden sonra Haşimiler de biat etti. Hz. Ebûbekir’in halifeliği hakkında ittifak sağlandı. Hz. Ali, halifelere yâr ve yaver oldu. Halkın işlerinin görülmesinde yardımcı ve müsteşar oldu.(1) 

Hz. Ebûbekir’in İslâm idaresini peygamber zamanında olduğu gibi yoluna koymasında Ebû Ubeyde bin cerrah’ın da çok büyük yardımları oldu. 

Hz. Ebûbekir halife olunca beytülmâli yani, hazine işlerini ümmetin emini olan Hz. Ebû Ubeyde’ye emanet etti.(2)

Yermuk Savaşı

Bizans Rum devleti ile Sasanî İran Devleti, Hz. Ebûbekir’in içteki dinden dönme irtidad hareketleri ile meşgul olurken hudut boylarında Müslümanları rahatsız ediyor, bölgedeki Hıristiyan ve ateşperest kabilelere baskınlar yaptırarak işgallerde ve katliamlarda bulunuyorlardı. 

Hz Ebûbekir, irtidat hareketlerini sona erdirdikten ve içte sükûneti sağladıktan sonra bir şûrâ topladı. Bu şûrâya katılanlardan biri de Ebû Ubeyde bin Cerrah’dı. 

Şûrâda Bizans ve Sasanî devletlerine karşı hudutları emniyet altına almak, İslâm’ı Müslüman olmayanlara duyurmak üzere Rumların ve Sasanîlerin üzerine asker gönderilmesine karar verildi. 

Suriye de savaşacak kuvvetlere Ebû Ubeyde bin Cerrah, kumandan olarak tayîn edildi. İslâm ordusu Şam’ı, Humus’u, Hama’yı, Lazkiye’yi, Haleb’i, Kudüs’ü bazılarını sulhen, bazılarını harben fethetti. Kudüs’ün tesliminde Hz. Ömer de bulundu. 

Suriye şehirlerinin fethedilmesi üzerine Bizans imparatoru Herakliyus Antakya’ya geldi. İki yüz bin kişilik bir ordusu vardı. 

Ebû Ubeyde bin Cerrah komutanları topladı. Durumu görüştü. Bazı yerlerin boşaltılıp çekilmesine, düşmanın Yermûk’te karşılanmasına karar verildi. 

Cizye Vergisi Geri Veriliyor

Çekilme başlamadan önce Ebû Ubeyde bin Cerrah, hazine memuru Habib bin Mesleme’ye şu talimatı verdi:

“Hıristiyanlardan alınan cizye vergisi onları düşmanlardan korumamız karşılığında alınan bir vergidir. Fakat şu anda bizim kendi durumumuz çok nazik olduğundan onları koruyamayız.. Binaenaleyh onlardan alınan cizye vergisinin tümünü onlara geri verip, onlarla olan münasebetlerimizin değişmediğini, fakat onların emniyetinden kendimizi mesul tutacak vaziyette olmadığımızdan koruma vergisinden başka bir şey olmayan cizyeyi onlara iade ettiğimizi söyleyiniz.”

Allah Sizi Bize Tekrar İade Etsin

Habib bin Mesleme, Hıristiyanlardan alınan miktarı, yüz binlerce dirhemi bulan cizyenin hepsini iade etti. Bu hareket karşısında Hıristiyanlar ağladılar:

“Allah sizi bize tekrar iade etsin” dediler. 

Âdil ve Şefkatli Bir İnsandı

Ebû Ubeyde’nin fethedilen yerlerde halka gösterdiği adaletli ve şefkatli idares, yerli Hıristiyan rumları hayrette bıraktı.

Ebû Ubeyde’nin gösterdiği adalet ve şefkat; İslâm ordusunu görünce yerli halkın beyaz bayrak kaldırıp adaletin gölgesine sığınma imkânını veriyordu. Bu da İslâm ordusunun zafere ermesini kolaylaştırıyordu. Yerli halkın İslâm ordusuna, bilhassa istihbarat yönünden gönüllü yardımcı oluyorlardı.(3)

Bizans imparatoru Herakliyus Yermûk’e geldiği zaman ordu mevcudu iki yüz bini geçmişti.

Hz. Ebûbekir, Irakt’a bulunan komutan Halid bin Velid’e derhal Yermûk’te bulunan orduya katılmasını emretti. Halid bin Velid kuvvetleri ile Yermûk’e geldi. Orduya katıldı. Ordu kumandanları toplandı. Halit bin Velid’in teklifi ile tek kumanda, tek bir planla savaşılması kararlaştırıldı. İlk gün için Halid bin Velit başkomutan seçildi. İslâm ordusunun sayısı 40 bin kişi idi.

Savaş düşmanın hücumu ile başladı. Amansız bir şekilde devam etti. Medine’den Ebû Ubeyde’ye bir mektup geldi. Hz. Ebûbekir vefat etmiş, Hz. Ömer halife olmuş. Halid bin Velid başkomutanlıktan alınıyor, Ebû Ubeyde baş komutan oluyordu. Ebû Ubeyde mektubu gizledi. Halid bin Velid savaşı yönetti. Akşama doğru düşmanın yorgunluğu görüldü. İslâm ordusu öyle bir hücuma geçtiki, iki yüz binlik düşman ordusunun işi bitti. Mağlup oldu.

Hz. Ömer, Ebû Ubeyde’yi Şam orduları baş komutanı yaptı. Halid bin Velid O’nun mahiyetine verdi. Ebû Ubeyde’nin mahiyetinde bulunmak Halid’e zor gelmedi. Zira Ebû Ubeyde Aşere-i Mübeşşere’den, ashabın ileri gelenlerindendi. Çok değerli Bir kumandandı.(4)

Hz. Ömer’in Mektubu

Hz. Ömer Halife olunca, ilk mektubunu Ebû Ubeyde’ye yazdı:

“Sana, kendinden başka her şeyin fani olduğu, tek baki olan, bizi sapıklıktan kurtararak doğru yolu gösteren, bizi karanlıktan çıkararak nura kavuşturan Allah’tan korkmayı tavsiye ederim.

Seni Halid bin Velid’in yerine kumandan tayîn ettim. Ordunun yapılması gereken işlerini yap. Müslümanları, ‘ganimet elde ederim’ ümidiyle tehlikeye sokma. Önceden keşfettirip tedbirler almadığın, giriş çıkışını bilmediğin yerlere ordugâh kurma. Göndereceğin seriyyeler kalabalık olsun.. Müslümanları tehlike ile karşı karşıya getirmekten sakın.. 

Allah, benimle seni, seninle de beni imtihan ediyor. Dünyaya göz dikme. Kalbini de onunla meşgul etme. Senden öncekileri helak eden dünyanın seni de mahvetmesinden sakın. Sen, onların akıbetlerini iyi bilirsin.”

Askere Nasihatleri

Ebû Ubeyde askere şöyle hitap eder:

“Nice elbisesi temiz olanlar vardır ki, dinleri lekelidir.

Yine niceleri vardır ki, nefislerine iyilik yaparlar fakat gerçekte kendilerine ihanet ederler.

Eskiden yapmış olduğunuz günahları, yapacağınız yeni iyiliklerle telafi ediniz.

Eğer sizden biri, Allah’la kendisini ilgilendiren bir günah işlese, sonra da bir iyilik yapsa, öyle zannediyorum ki iyilik kötülüğü bastırır, hatta onu yok eder.

Dünyalığa Bağlanmaması

Hz. Ömer, Ebû Ubeyde’nin yanına gitti. O’nu atının eğerine yaslanmış yatarken gördü. ‘Arkadaşların gibi sen de bir yatak üzerine yatsan,’ dedi. Ebû Ubeyde:

“Ey Emirel-Mü’minin, öğle uykusu için bu bana yetiyor” dedi.

Hz. Ömer Şam’a gittiğinde halk kendisini karşıladı.

Kardeşim nerede? diye sordu.

Kardeşin kim? dediler.

Ebû Ubeyde dedi.

Ebû Ubeyde gelince, Hz. Ömer bineğinden indi ve onu kucakladı. Sonra Ebû Ubeyde’nin evine gitti. Evinde kılıç, kalkan ve mızrağından başka bir şey göremedi.(5)

 İnsanların En Ahlâklısı

Abdullah bin Ömer şöyle diyor:

“Kureyşten üç kişi, insanların en güzeli, en iyi ahlaklısı, en hayalısıdır. Ağızlarından, doğrudan başka söz çıkmaz. Kendilerine bir şey söylenince de, karşılarındakini yalanlamazlar. Bu üç kişi, Ebûbekir es-Sıddîk, Osman bin Affan ve Ebû Ubeyde bin Cerrah’dır.”

Hz. Âişe’ye sordular: “Rasûl-i Ekrem kendisine halife seçecek olsa kimi tayın ederdi?”

Hz. Âişe cevap verdi: “Önce Ebûbekir’i, sonra Ömer’i, daha sonra Ebû Ubeyde’yi tayin ederdi.”(6) 

Dört Bin Dirhem

Bir defa Hz. Ömer, Ebû Ubeyde bin Cerrah’a dört bin dirhem gönderdi. Parayı götüren elçiye, “Dikkat et, bakalım, bu parayı ne yapacak?” dedi. Ebû Ubeyde bin Cerrah parayı alınca hemen onu askerleri arasında dağıttı. Elçi dönünde Ebû Ubeydenin parayı askerlere dağıttığını söyledi. Hz. Ömer: “Allah’a hamdolsun ki, Müslümanlar içinde böyle insanlar vardır” dedi.(7)

Kıtlık

Hicret’in on sekizinci yılında Arap Yyarım Adası’nda yağmur yağmadı. Toprak kurudu. Rüzgar esti. Toprak uçtu gitti, kıtlık baş gösterdi.

Hz. Ömer yağmur duasına çıktı. Kumandanlardan yardım istedi. Ebû Ubeyde dört bin yük zahire yardım olarak gönderdi.(8) 

 Veba (Taun) Hastalığı

Veba salgını, Hicret’in 17. senesinin sonlarında Suriye’de görüldü. Süratle etrafa yayıldı. Aylarca devam etti. Hz. Ömer veba salgınının önlenmesi için her türlü tedbirin alınmasını emretti. Hiçbir tedbir işe yaramadı. Veba salgınının alanı genişledi. Irak ve Mısır’a sıçradı. Hz. Ömer Suriye’ye gitti. Suriye kumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrah ile buluştu. Hastalığın hızla yayıldığını öğrendi. İlk muhacirler ve Ensar ile konuyu görüştü. Muhacirler ve Ensar ileri gelenleri halifenin daha ileri gitmemesini istediler. 

Peygamberimiz’den; “Taun bulunan yere girmeyiniz, taun bulunan yerden de çıkmayınız” hadis’ini naklettiler. Hadis’in söylenmesi üzerine Hz. Ömer geri dönmeye karar verdi.

Ebû Ubeyde bin Cerrah:

“Ey Ömer! Allah’ın kaderinden kaçıyor musun?” dedi. 

Hz. Ömer de şu cevabı verdi:

“Evet! Allah’ın kazasından Allah’ın kaderine sığınıyorum.”

Ebû Ubeyde bin Cerrah hastalığa yakalandı. Yerine Muaz bin Cebel hazretlerini tavsiye etti. Muaz bin Cebel’in imam olmasını istedi. ‘Ya Muaz bin Cebel! Cemaate namazı sen kıldır,’ dedi.

Cemaate nasihatlerde bulundu:

“Size bazı şeyler tavsiye edeceğim. Onları tuttuğunuz müddetçe hayırda devam edersiniz. Namazlarınızı kılın. Zekatınızı verin. Ramazan ayında oruç tutun. Sadaka verin. Hacca gidin.

Umre yapın. Birbirinize iyi tavsiyelerde bulunun. Amirlerinize karşı samimi olun, onları aldatmayın. Dünya sizi mahvetmesin.

Bir kimsenin ömrü bin sene de sürse, başına geldiğini gördüğünüz şu hal, onun da başına gelecektir. Allah, Adem oğullarını ölümlü olarak yaratmıştır. Onların hepsi öleceklerdir.

Onların en akıllıları, Rablerine en itaatkar olanlarıdır. En yararlı olanlar da öbür dünya için amel yapanlarıdır. Selam ve Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.”(9)

Muaz bin Cebel Hazretleri’nin arkasında namaz kılarken, namazı tamamlayamadan vefat etti.

Muaz bin Cebel Hazretleri Ebû Ubeyde hakkında cemaate şunları söyledi:

“Bu büyük dine yemin ederim ki, bugün siz öyle bir adam kaybettiniz ki; ondan daha dindar, daha temiz ve merhametli bir kimse görmedim. Gaileden en çok uzak kalan, ammeye muhabbeti, ammeye hayırhâhlığı ile temayüz eden bu adama rahmet dileyiniz ve hepiniz onun namazında hazır bulununuz.(10)

Muaz bin Cebel Hazretleri eve geldiği zaman savaşta düşmanı perişan eden kahraman oğlunu perişan bir vaziyette buldu. Oğlunun başını kucağına koydu:

“Oğulcağızım, bu Allah’tan gelen bir imtihandır. Kalbinde şüphe olmasın” dedi.

Oğlu da Hz. İsmail gibi: “İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Babasının kucağında can verdi.

Muaz bin Cebel Hazretleri oğlunu toprağa verdi. Çadırına döndü. O da veba hastalığına yakalanmıştı. Gün geçmeden O’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Muaz bin Cebel Hazretleri ölmeden önce kumandanlığı Amr bin Âs’a devretmişti.

Ordunun büyük bir kısmı ve halk, daha önce alçak ve rutubetli yerlerden yüksek ve havası iyi olan yerlere, tepelere, dağlara çekilmişti. Amr bin Âs mevcut olanları da dağlara yüksek yerlere çıkardı. Veba hastalığı yapacağını yaptı, geçti, gitti.

Derler ki, dünyanın yarısını fethetme gücüne sahip yirmi beş bin mücahit veba hastalığına kurban gitti.

Veba hastalığı İslâm fetihlerini bir müddet için durdurdu. Binlerce kadın dul kaldı. Çocuklar da yetim... Ölenlerin malları da ortalıkta sahipsiz ve bakımsız kalmıştı.

Hz. Ömer, yerine Hz. Ali’yi bıraktıktan sonra tekrar Suriye’ye gitti. Ölenlerin varislerini bularak miraslarını verdi. Askerlerin maaşlarını ödedi. Ölenlerin yerine yeni kumandanlar tayin etti. Hudut boylarına yeni karakollar kurdu. Halkla konuştu, onların ihtiyaçlarını tesbit etti ve verdi.

Veba hastalığı cidden bir felâket oldu.(11)

Ebû Ubeyde bin Cerrah, Hicret’in 18. senesinde 58 yaşında veba hastalığına yakalanarak vefat etti.

Kabri, Ürdün Vadisi’nde kendi adı ile anılan köydedir. 

Hz. Peygamber; mütevâzı, zühd ve hâyâ sahibi Ebû Ubeyde’yi çok sever, ahlâk ve şahsiyetini takdir ederdi.

Hz. Ömer, vefat edeceği zaman, sağ olsaydı Ebû Ubeyde’yi yerime bırakmayı tavsiye ederdim, dedi.

 Merhum Ahmed Cevdet paşa “Kısas-ı Enbiya” kitabında Ebû Ubeyde hazretlerini şöyle tanıtır:

“Ebû Ubeyde, zayıf ve az sakallı, vakarlı, güzel yüzlü, uzun boylu idi. Hak âşığı, içine işlemiş Allah korkusu olan, harpten yılmayan, kadr-ü şerefi yüksek ve bütün güzel ahlâkları kendinde toplamış bir zattı.”(12)

Allah ondan razı olsun. (Amin)

____________________

(1) Ahmed Cevdet, Kısas-ı Enbiya:2/53-81, Milli Eğitim Bakanlığı yayını, 1972, İst, Asrı Saadet, Ashabı Kiram:2/61, Eşref Edip yayını, İst.

(2) Kısas-ı Enbiya:2/83, 135

(3) Buharı Tecrid-i Sarih, 9/393, Diyanet Yayını

(4) Kısas-ı Enbiya:2/137

(5) Yusuf Kandehlevî, Hadislerle Müslümanlık, 2/706, 872, Divan Yayını, Ashab:2/70, 71

(6) Hadislerle Müslümanlık 5/1878, 3/1144, Ashab:2/72Kısas-ı Enbiya:2/53, Diyanet Ansiklopedisi 10/250

(7) Ashab:2/71

(8) Kısas-ı Enbiya, 2/211, Ashab:2/66

(9) Ashab:67

(10) Hadislerle Müslümanlık, 5/1877, Ashab, 2/68

(11) Ashab, 2/66, Kısas-ı Enbiya:2/212

(12) Şemsettin Sami Kamusu’l A’lâm 1/738, 1306, İst, Kısas-ı Enbiya:2/53

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle