MUHACİR ve ENSAR

Ümmetin Emini: Hz. Ebû Ubeyde Bin Cerrah (r.a.)
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrah (ra) hakkında şöyle buyurmuştur: ‘Her ümmetin bir emini vardır. Bizim eminimiz de ey ümmet, Ebu Ubeyde bin Cerrah’dır.” Hz.Ebû Ubeyde (ra) ilk Müslümanlardandır. Hz. Ebubekir’in (ra) tebliği neticesinde Müslüman olmuştur. İslâm’ı öğrenmiş ve anlatmak için faaliyete başlamıştır. Müşrik babası onu evden kovmuştur. Bedir Savaşı’nda Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabe, Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için kendi akraba ve ve kabilelerine karşı savaşmaktan çekinmemişlerdir. Hz.Ebû Ubeyde (r.a), müşrik babası Abdullah bin Cerrah’ı, Hz. Mus’ab bin Umeyr (r.a), kendi kardeşi müşrik Ubeyd bin Umeyr’i ve Hz. Ömer (r.a) kendi dayısı müşrik As bin Hişam bin Muğiyre’yi öldürmüştür. Hz. Ali (r. a), Hz. Hamza (r.a) ve Hz. Ubeyde bin Haris (r.a), en yakın akrabaları Utbe, Şeybe ve Velid bin Utbe’yi öldürmüşlerdir. Tarihte böyle bir savaş görülmemiştir. 

 

 

Ümmetin Emini:

Hz. Ebû Ubeyde Bin Cerrah (r.a.)

EBU UBEYDE’nin adı Âmir’dir. Miladî 583 yılında Mekke’de doğdu. Babasının adı Abdullah, anasının adı Ümeyye, dedesinin adı Cerrah’dır. 

Künyesi Ebû Ubeyde’dir. 

Nesebi şöyledir: Abdullah, Cerrah, Hilal, Uheyib Dabbe, Haris, Fihr. 

Nesebi, Fihr’de Peygamberimiz (s.a.v)’in nesebi ile birleşir. 

Ebû Ubeyde, babasının adı ile değil, dedesinin adı ile anıldı. 

Ebû Ubeyde, ilk Müslümanlardandır. Hz. Ebubekir’in tebliği neticesinde Müslüman olmuştur. İslâm’ı öğrendi ve anlatmak için faaliyete başladı. Müşrik babası onu evden kovdu. Genç yaşta ailesiyle birlikte zor şartlar al­tında yaşadı. Müşriklerin ağır baskılarına, işkencelerine maruz kaldı. İşkenceler dayanılmaz hale gelince Habeşistan’a hicret gitti. Daha sonra Medine’ye hicret ederek Hz. Peygamber (s.a.v)’e kavuştu. 

Peygamber Efendimiz (s.a.v), Ebû Ubeyde’yi Evs kabilesi başkanı Sa’d bin Muâz’la kardeş yaptı. Okuma yazması vardı.(1)

Ebû Ubeyde, bütün gazalarda bulundu. Cesurdu, İslâm’ın en büyük kumandanlarındandı. Mekke müşrikleri Medine ve civarına müfrezeler gönderiyordu. Bu müfrezeler müşrik kervanlarını koruduğu gibi, Medine etrafına da zarar veriyordu. 

Peygamberimiz (s.a.v), müşrik müfrezelerine karşı, Müslüman seriyyeler çıkardı. Seriyyeler 15-20 kişilik askeri bir güçtü. Medine civarının emniyetini sağlıyorlar, müşrik müfrezelerin zarar vermelerini engelliyorlardı. Bu seriyyenin kumandanlarından biri de Hz.Ebû Ubeyde bin Cerrah’dı. 

Ebû Ubeyde, Bedir Savaşı’nda Peygamberimiz (s.a.v) yanında, azılı bir müşrik olan babası Abdullah da müşrik ordusundaydı. Savaş başladı. Baba oğlunu öldürmek, oğul ise, ölmemek için onun bulunmadığı yerlerde savaşmak istiyordu. Babası peşini bırakmadı. Karşı karşıya geldiler. Baba hücum etti. Oğul kendisini korudu. Anladı ki babası kendisini öldürmek istiyor. Baba-oğul arasında müthiş bir mücadele başladı. Ebû Ubeyde, imanının sesini dinledi. Müşrik babasını öldürmek mecburiyetinde kaldı. 

Hz. Ebubekir, oğlu Abdurrahman’ı elinde kılıç müşriklerin arasında gördü. Oğlunu öldürmek için Peygamberimiz Efendimiz’den (s.a.v) izin istedi. Peygamberimiz (s.a.v):

“Yâ Ebubekir! Bilmez misiniz ki sen gören gözüm ve işitir kulağım mesabesindesin ” buyurdu ve izin vermedi. 

Hz Ömer, Bedir savaşında dayısı As bin Hışam bin muğireyi öldürdü.

Bedir Savaşı’nda savaşanlar, baba oğul, kardeş, amca, dayı yakın ve uzak akraba kimselerdi. Mümin olanlar, Allah yolunda, müşrikler olanlar şeytan yolunda savaşıyordu.

Bedir’de akrabalarını öldürenler hakkında Mücadele Sûresi’nin 22. ayeti inzal oldu.(2)

Ayetin meâli şöyledir:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediklerini göremezsin.

İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır.

Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.

İşte onlar, Allahın tarafında olanlardır.

İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Mücadele Sûresi: 22)

Merhum Mevdûdî ayetin tefsirinde şu tesbitlerde bulunmuştur:

“Prensip bakımından, hem hak dine iman etmek, hem de bu dine düşman olan kimselere sevgi beslemek gibi iki zıt tavrın bir kişide aynı anda bulunması mümkün değildir. Kesinlikle bir yanda iman, diğer yanda Allah ve Rasulü’nün düşmanlarına sevgi beslemek gibi bir tavır olamaz. Çünkü bir insan hem kendi nefsini, hem de nefsinin düşmanlarını aynı anda sevemez.

Dolayısıyla mü’minlik iddiasında bulunan bir kimse, aynı zamanda İslâm düşmanı ile de dostluk ilişkilerini sürdürüyorsa şayet, bu kimsenin mü’minlik iddiasının doğru olabileceği şeklinde bir tereddüde düşülmemelidir.

Ayrıca bir yanda mü’min olduğunu söyleyip, diğer yandan, İslâm düşmanları ile dostluklarını devam ettiren kimselerin kendi haklarında mü’min mi, münafık mı olduklarını tekrardan ciddî bir şekilde düşünmeleri gerekir.

Yani mü’min mi, münafık mı olmak istiyorlar, buna karar vermeleri gerekir.

Şayet dürüst kimselerse, bunun ahlâkî bakımdan iki yüzlülüğün en aşağı tabakası olduğunu anlayacaklardır.

Mü’min olmak istiyorlarsa, İslâm’a zarar veren her türlü ilişkiyi kesmelidirler, fakat ilişkileri onlar için İslâm’dan daha önemli ise, bu sefer mü’minlik iddialarından vazgeçmelidirler.

Bedir Savaşı’nda Mekke’den Medine’ye hicret eden sahabe, Allah’ın (cc) rızasını kazanmak için kendi akraba ve ve kabilelerine karşı savaşmaktan çekinmemişlerdir.”

Hz.Ebû Ubeyde (r.a), müşrik babası Abdullah bin Cerrah’ı, Hz. Mus’ab bin Umeyr (r.a), kendi kardeşi müşrik Ubeyd bin Umeyr’i ve Hz. Ömer (r.a) kendi dayısı müşrik As bin Hişam bin Muğiyre’yi öldürdü. Hz. Ebubekir (r.a), henüz müşrik olan oğlu Abdurrahman ile çarpışmak isterken Hz. Ali (r. a), Hz. Hamza (r.a) ve Hz. Ubeyde bin Haris (r.a), en yakın akrabaları Utbe, Şeybe ve Velid bin Utbe’yi öldürdü.

Mevdûdî’nin tabiri ile sahabe-i kiram, ihlaslı mü’minlerin nasıl davranacağını ve Allah’ın dinine nasıl bağlı olunacağını gerçek bir şekilde göstermişlerdir.

Merhum Şehit Seyyid Kutub da şunları yazar:

“Büyük bir fark vardır. Allah’ın taraftarlarıyle şeytanın taraftarları arasında. Saflar sonuna kadar ayrılmıştır.

Tek bir bağa, tek bir kulpa bağlanmak ve sarılmak vardır:

Allah’a ve ahiret iman eden bir kavmin Allah’a ve peygamberine muhalefet eden kimselere sevgi beslediklerini göremezsin.

Çünkü Allah bir kişiye iki kalb vermemiştir.

Ve bir kalbde iki kişi ve iki yol birleşmez.

Allah’ın dostluğu ve Rasulünün sevgisiyle Allah düşmanlarının ve peygamber düşmanlarının sevgisi aynı kalpte yer edemez.

Ya imanlı olacaktır ya imansızlık... İkisi birlikte katiyen olamaz.

Kan ve akrabalık bağı iman huduna gelince kopuverir birden.

Eğer iki sancak arasında yani Allah’ın sancağı ile şeytan sancağı arasında bir çekişme ve düşmanlık yoksa kan ve akrabalık bağına riayet etmek mümkündür.

Allah’ın taraftarlarıyla şeytanın taraftarları arasında bir savaş yoksa putperest anne ve baba ile iyi muamele edip görüşmek emri vardır.

Ama iki kitle arasında bir düşmanlık, bir savaş ve çekişme varsa birbirlerine kopmayan biricik kırılmayan iman ile bağlanmamış bulunan bütün o bağlar kopar gider.

Bedir Savaşı’nda Hz. Ebu Ubeyde babasıyle harp etmişti. Ebubekir (r.a) oğlu Abdurrahman’ı öldürmeye kastetmişti.

Mus’ab bin Umeyr, kardeşi Ubeyd bin Ümeyr’i, Hz. Ömer, Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ubeyde, Hz. Haris (r.a) akraba ve yakınlarını öldürmek üzere harekete geçmişti.

Kan ve akrabalık bağından sıyrılarak din ve inanç bağına sarılmışlardı.

İşte Allahın ölçüsündeki değer ve bağlılıkların ulaşabileceği en üstün seviye bunlardır.(3)

Uhud Bozgununun Sebebi

Uhud da düşman bozuldu. Kaçmaya başladı. Düşmanı kovalayan Müslümanlar, kovalamayı durdurdu. Bir kısmı silahını da bıraktı, ganimet toplamaya koyuldular.

Peygamberimiz (s.a.v)’in “Ne olursa olsun buradan ayrılmayın” diye emrettiği okçular “düşman bozuldu, burada beklememize lüzum kalmadı” dediler. Komutanları Abdullah ibni Cübeyr’i dinlemediler. Onlar da ganimet toplamak için koştular.

Geçitte bekleyen düşman süvarileri yerinden ayrılmayan birkaç okçuyu şehid ederek ganimet toplayan Müslümanlara ani bir hücum yaptı. Kaçan düşman ordusu da geri döndü. Ganimet toplayanlar, önden ve arkadan yapılan iki hücum arasında kaldı. Saflar bozuldu. Dost, düşman birbirine karıştı. Bir Müslüman düşman diye diğer bir Müslüman kardeşini öldürüyordu.

Bu hengamede başta Hz. Hamza olmak üzere yetmiş Müslüman şehit oldu.

Allah, Uhud’da galip iken mağlup olanlar hakkında şöyle buyurur:

“Andolsun ki, Allah size verdiği sözde durdu. 

Onun izni ile kafirleri biçiyordunuz ki, içinizden dünyayı isteyenler ve ahireti isteyenler bulunduğundan, sevdiğiniz zaferi size gösterdikten sonra baş kaldırdınız.

Verilen emir hakkında çekiştiğiniz ve yıldığınız zaman sizi denemek için mağlubiyete uğrattı. (Al-i İmran Sûresi: 132)

Müşrikler Peygamberimiz (s.a.v)’in üzerine de hücum ettiler. 

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretlerinin müşrik kardeşi Utbe Peygamberimiz(s.a.v)’ in dudağını yardı ve bir dişini kırdı

Abdullah bin Kamie adlı müşrik de Peygamberimiz (s.a.v)’in yanağının üstünü yardı. Bu sırada Peygamberimiz (s.a.v) bir darbe daha aldı. Zırhından kopan iki halkası mübarek yanağına battı. Sahabe vücutlarını siper yaptılar, Allah’ın Rasulünü koruma altına aldılar. 

Ebu Ubeyde, Allah’ın Rasulünün yanında bulunan on dört kişiden biri idi.

Ebu Ubeyde, Allah’ın Rasulünün yüzüne saplanan halkaları dişleri ile çekerek çıkardı. Bu yüzden ön dişlerinden ikisi kırıldı.

Ebu Ubeyde, dişi kırılan insanların en hayırlısıdır, denildi.

Galip iken mağlup olmanın sebebi okçulardır ve ganimet sevdasına düşenlerdir.

Yerlerinden ayrıldılar.

Peygamberin (s.a.v)’in emrine itaat etmediler.

İtaatsizliğin nelere mal olacağını Peygamberimiz (s.a.v) hayatta iken gördüler.

Müslümanlara da gösterdiler ki, Allah’a ve peygamberi (s.a.v)’e itaat etmeyen, dinin emirlerine göre yaşamayanlar, ilâhî yardımdan uzak kalırlar, düşmanla karşılaştığı zaman bozguna uğrarlar, mağlup olurlar. 

Müslümanların asırca uğradıkları mağlubiyetlerin ana sebebi;

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin” (Al-i İmran Sûresi:103) emrine uygun hareket etmediklerindendir. 

Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyenler, birlik olamazlar, birbirleri ile kavgalı hale gelirler, güçleri azalır, hatta kalmaz. 

İslâm dünyası bu gün bu haldedir.

Uhud Savaşı Peygamberimiz (s.a.v) hayatta iken, Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyenlerin uğrayacakları tehlikeleri bildiren çok önemli bir uyarıdır.

Konu ile ilgili birkaç ayet verelim:

1- Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. 

Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir?

Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler. (3/160)

Merhum Şehid Seyyid Kutub şunları yazar:

“Mağlubiyet, Uhud Savaşı’nın ibret dolu büyük derslerinden bir dersti. Uhud, bütün Müslüman neslini kaplayan bir ibret hazinesidir.

Eğer Allah onlara yardım ederse kimse yenemez... 

Eğer Allah onları yardımsız bırakırsa O’ndan başka kim yardım edebilir?

Okçular, yerinden ayrılınca Allah yardımını kesti. Hezimet başladı.

Allah’ın yardımına sebep O’na itaattir.

İtaat, kalkınca yardım da kalkar.

Allahın emrini terk etmek günahtır. Günah işlerken Allah’ın yardımı olmaz.

Allah buyurur:

2- Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız) O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır. (47/7)

Allah’a yardımdan maksat, O’nun elçisine ve dinine yardım etmektir.

Allah’a yardım etmenin en açık ifadesi, O’nun dinini yüceltmek için can ve malla cihad etmektir. Allah’a yardım, dinine ve Rasûlü’ne yardım etmektir.

Siz, dininizi özgürce yaşamak, insanlara tebliğ etmek, barışı korumak için çaba gösterir ve Allah yolunda emeğinizi, malınızı hatta gerektiği zaman canınızı bile harcamaktan kaçınmazsanız, Allah da size yardım eder ve sizi kesin zaferlere eriştirir.

3- Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın... (Enfal Sûresi: 60)

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur:

“Düşmanlara karşı elinizden geldiği kadar kuvvet hazırlayınız. 

Dikkat ediniz. Kuvvet atmaktır. Kuvvet atmaktır. Kuvvet atmaktır.

Merhum Mevdûdî şöyle der: Düşman size aniden saldırdığında, hiçbir gerileme olmaksızın hemen askeri harekata girişebilmeniz için her an düzenli bir ordu ve gerekli bir teçhizatı hazır bulundurmanız gerekir. 

Bu önlemler alınmalıdır ki, sizi yarı eğitilmiş, teçhizatsız, gönüllüleri askere almak zorunda bırakacak bir acele ve karışıklığa imkan kalmasın ve düşmanın sizi hazırlıksız yakalayıp, siz savunmaya hazır değilken büyük kayıp verdirmesi gibi korku yaşamayın.(4)

Vaktı ile savaşta taş, ok, mızrak atılırdı, kılıç kullanılırdı.

Şimdi, kurşun, bomba top, füze atılıyor. Hem karadan, hem denizden, hem havadan, hem yakından, hem uzaktan hem de kıtalar arasından atılıyor.

Müslüman zamanın silahlarına sahip olmak mecburiyetindedir.

Amerika Irak’ı işgal etmeden önce Saddam taraftarı bazı kişiler ellerindeki kılıçları sallayarak Amerikalılar gelince bu kılıçlarla kellelerini uçuracağız diyorlardı. Amerikalıları görmeden kendileri Amerikan bombaları ve füzeleri ile ölüp gittiler.

Düşmandan daha güçlü, daha ileride olabilmek için Müslümanlar kendi silahlarını kendilerinin yapması şarttır. Düşmandan alınan silahlarla, düşmanı mağlup etmek mümkün değildir.

Ebu Ubeyde Emin Bir İnsandı

Necran heyeti, Peygamberimiz (s.a.v)’e kendilerine emin bir zatın idareci olarak gönderilmesini istedi.

Peygamberimiz (s.a.v): Size emin bir kişi göndereceğim ki, o şüphesiz hakkı ile itimada şayandır, buyurdu.

Ashab bu idareciliğe rağbet ederek kendilerinin gönderilmesini beklemeye başladı. Ashabın rağbeti idareci olmak değil, Allah’ın Rasulünün methü senasına mazhar olmaktı.

Peygamber (s.a.v): Kalk yâ Ebu Ubeyde! buyurdu ve Ebu Ubeyde’yi gönderdi.

Peygamberimiz (s.a.v) Ebu Ubeyde hakkında şöyle buyurdu:

Her ümmetin bir emini vardır. Bizim eminimiz de ey ümmet! Ebu Ubeyde bin Cerrah dır.(5) 

Emin: Güvenilir kimse demektir. Zıddı haindir.

Emanet meselesinde diğer sahabeler de Ebu Ubeyde gibidir. Bazı hasletlerin, bazı sahabelerde daha fazla olduğunu anlatmak içindir.

Peygamberimiz (s.a.v) ashabının büyüklerinden her birini bir faziletle anlatır.

Bu faziletin o zatta diğerlerinden fazla olduğuna işaret buyurur.

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur:

“Ümmetimin ümmetime en merhametlisi Ebubekir, Allah’ın dinini muhafaza hususunda en şiddetlisi Ömer, en haya sahabi olanı Osman, Allah’ın kitabını en iyi okuyanı Übeyy bin Kâ’b, en çok feraiz bileni Zeyd bin Sabit, helal ve haramı en iyi bileni Muaz bin Cebel’dir.

Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini de Ebu Ubeyde İbni’l-Cerrah’dır.(6)

Kur’an-ı İyi Öğreten

Bir zat Peygamber (s.a.v)’e gelerek:

“Ey Allah’ın Rasulü beni Kur’an’ı iyi öğretebilen bir adama gönder,” dedim.

Beni Ebu Ubeyde bin Cerrah’a gönderirken:

Sana Kur’an’ı iyi öğretecek ve ahlakını güzelleştirecek birine gönderdim, buyurdu. 

Peygamberimiz (s.a.v)’e “erkeklerden en çok kimi seviyorsunuz?” diye soruldu. 

“Ebubekir’i.”

“Sonra kimi?”

“Ebu Ubeyde’yi” buyurdu. 

Ebu Ubeyde, Hendek Gazası’nda ve Beni Kurayza Harbi’nde, Hayber Gazası’nda, Zatülselasil Harekatı’nda, Rıdvan Biatı’nda bulundu.

Hudeybiye Musalehası’nda şahitlik yaptı. Mekke fethinde Peygamber (s.a.v)’in önünde bir birliğin kumandanı olarak şehre girdi.

Taif Muhasarası’nda cansiparane hizmette bulundu. 

Vedâ Haccı’nda Peygamber (s.a.v)’in yanında idi.

Beytülmalde görev yaptı.

Müzeyne, Hüzeyl, ve Kinane kabilelerinin vergilerini toplama görevi ona verildi.

Peygamberimiz (s.a.v), Bahreyn halkının cizyelerini getirmek için Ebu Ubeyde’yi gönderdi. Bahreyn’e gitti. Bir çok cizye parası ile döndü. Sabah namazını Peygamberimiz (s.a.v)’le kıldı, evine gitti. Peygamberimiz (s.a.v):

“Zannederim ki Ebu Ubeydenin geldiğini ve onun bir şey getirdiğini haber aldınız” buyurdu. “Evet” dediler.

Peygamberimiz (s.a.v) onlara:

“Sizi müjdelerim, hepiniz mesrur olacaksınız.

Allah bilir ki ben sizin fakra uğramanızdan endişe etmem. Endişem dünyanın sizden evvelkilere açıldığı gibi size de açıldığı zaman sizin rekabetle meşgul olmanız, onlar gibi iğfal olunmanızdır.”

Yemenlilere İslâmiyeti öğretmek için gönderildi.

Peygamberimiz (s.a.v)’den 18 hadis rivayet etti.(7)

__________________

(1) Te’zibu ibn-i Hişam: 56, 127Hadislerle Müslümanlık: 1/63, Buhari Tecridi Sarih: 9/392, 393, Asrı Saadet, Ashab 2/55, İslâm Ans. 10/249

(2) Ahmed Cevdet, Kısas-ı Enbiya:1/151, İbni Kesir: 4/329, İslâm Ans. 10/250

(3) Mevdûdî, Tefhimül Kur’an, 6/183) Seyyid Kutub, Fizılalil Kur’an, 14/355, Ayrıca bakınız: Hulesatül Beyan: 14/5831, Hak Dini Kur’an Dili: 7/472)

(4) İslâm Ans:10/250, Bakınız: Enfal Sûresi: 46, Fizilalil Kur’an: 2/506, bakınız: Hulesatül Beyan, 2/768, Zeki Duman, Beyanül Hak, 3/409, Hak Dini 7/134), Tefhimül Kur’an: 5/379, Müslim 9/136, No:1917, Ebu Davud, 3/15 No: 2514, Hadislerle Müslümanlık, 1/275, Tefhimül Kur’an: 2/181)

(5) Buhari: 9/392, 393, No:1511, Müslim, 10/272, No: 2419, 273, No: 2420

(6) Müslim, 10/272, Buhari, MU 1/184)

(7) Hadislerle Müslümanlık, 3/1121, Asrı Saadet Ashab: 2/58, 61 İslâm Ans: 10/250, Buhari :1/60, 2/359, Müslim: 8/573, 575

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle