MUHACİR ve ENSAR

Allah Yolunda İlk Kan Akıtan Sahabe Hz. Sa’d Bin Ebi Vakkas (r.a)
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Müşrikler, kimsesiz Müslümanlara özellikle ibâdet halinde gördükleri zaman işkence ediyorlar, rahat ibâdet etmelerine müsaade etmiyorlardı. Bir defasında Habbab bin Eret, Ammar bin Yasir, Sa’d bin Ebi Vakkas ve Said bin Zeyd ile “Ebü Lüb” vadisine gittiler. Habbab ile Ammar ibâdet ederken müşrikler geldi. Onlarla alay etmeye ve ibâdetlerine engel olmaya başladılar. Sa’d bin Ebi Vakkas, güçlü, kuvvetli bir insandı. Hakızlıklara tahammülü yoktu. Tam bir iman eri idi. İslâm’ın emirlerine bütün kalbi ile inanmış bir Müslümandı, usta bir binici idi. Kendisine İslâm’ın suvarisi denirdi.  Müşriklerin Habbab ve Ammar ile alay etmelerini gördü, koştu, eline geçirdiği bir deve kemiği ile yakaladığı bir müşrike vurdu, kafasını yardı. Diğerleri kaçtı. Sa’d bin Ebi Vakkas, “Allah yolunda ilk kan akıtan sahabe” oldu. 

 

 

Allah Yolunda İlk Kan Akıtan Sahabe
Hz. Sa’d Bin Ebi Vakkas (r.a)

SASANİ hukümdarı Yezdücerd, Rüstem’i İran orduları başkomutanı tayın etti. Rüstem, Sa’d bin Ebi Vakkas’a bir adam göndererek haklarında bir takım şeyler sorması için akıllı, bilgili bir elçi istedi. O da Muğire bin Şube’yi gönderdi. Muğire yanına vardığında Rüstem şöyle konuşmaya başladı. :

“Siz bizim komşularımızsınız. Size iyilikler yapıyor, size dokunmuyorduk. Memleketinize dönün. Ticaret için yurdumuza girmenize engel olmayız” dedi. 

Muğire:” Bizim isteğimiz dünya nimetleri değil. Bizim kastımız ve arzumuz ahirettir. Allah bize bir peygamber gönderdi. O bize bir din bildirdi. Bu din Hak dindir. Bundan yüz çeviren perişan olur. Bu dine sarılan aziz olur” dedi. Rüstem:

O din nedir? Muğire:

 “Temeli, Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet etmek ve Allah katından gelenleri tasdikten ibaret olan bir dindir. ” Rüstem: 

“Bu ne kadar güzel, başka neler var?” Muğire:

“Kula kulluktan Allah’a kul olmaya davet var”. Rüstem:

“Bu da güzel, başka?” Muğire:

 “İnsanların hepsi Hazreti Adem’in sülalesinden bir ana ve babanın çocuklarıdır. ” 

“Gayet güzel. Peki şimdi biz dininizi kabul etsek ülkemizden çıkıp gider misiniz. ?. ”

“Gayet tabii. Artık ticaret ve ihtiyaç dışında gelmeyiz. 

“Güzel”

Muğıre, Rüstem’in yanından ayrıldıktan sonra Rüstem ordusunun ileri gelen kumandanları ile Müslümanlığı kabul edip etmemeyi konuştu. Fakat onlar hoş karşılamadılar ve bu dine girmeyi reddettiler.(1) 

Rıbî b. Âmir’in Elçiliği

Sa’d İbn-i Ebi Vakkas (r. a), Rüstem’in isteği üzerine bir elçi daha gönderdi. O elçi de Rıbî b. Amir idi. 

Rıbî, Rüstem’in yanına girdi. Oturduğu yer nakışlı yastıklar, kadifeden halılar, inci ve yakutlar ve daha bir çok zinetlerle süslenmişti. Başında taç ve etrafında da daha bir sürü kıymetli eşya vardı. Altından yapılmış bir koltukta oturuyordu. 

Rıbî eski bir kıyafetle kılıcı, kalkanı ve çelimsiz atıyla beraber içeri girdi. Atından inmemişti. Atın ayakları yerdeki yaygıları ezdi. Sonra atından indi ve bir yere bağladı. İlerledi. Silahı zırhı üzerinde ve miğferi başındaydı. Ona:

“Silahını bırak” dediler. O da cevaben:

“Ben kendiliğimden gelmedim. Siz davet ettiniz de geldim. Böyle kabul ederseniz ne ala yoksa döner giderim” dedi. Rüstem:

“Bırakın onu. ”dedi. Rıbî ilerledi ve mızrağını yastıklar üzerine dayadı ve mızrak ucunun değdiği yeri sonuna kadar deldi. 

“Ne diyorsun anlat bakalım” dediler. 

Rıbî:

“Allah bize, dilediğini kula kulluktan kendisine kulluğa, dünya sıkıntılarından refaha çıkaralım, dinlerin zulmünden kurtarıp, İslâm’ın adaletine ulaştıralım diye bir Peygamber gönderdi. Kullarını kendisine davet edelim diye bize bir din gönderdi. Kim bu dini kabul ederse bizden olur. Biz de döner gideriz. Kim de kabul etmezse Allah’ın vaad ettiğine kavuşuncaya kadar onunla savaşırız.”

“Allah’ın vaad ettiği nedir?”

“Kafirlerle savaşırken ölen için cennet geride kalanlar için ise zaferdir. ”

“Söylediklerinizi dinledim. Bu konuyu düşünmemiz için mühlet verir misin?”

“Evet. ”

“Kaç gün?”

“Bir veya iki gün.”

“Hayır, bilginlerimiz ve ileri gelenlerimizle yazışmamız gerekecek bu vakit az olur. ”

“Peygamberimiz düşmanla karşılaştığınız zaman üç günden fazla mühlet vermememizi emretti. Düşün ve adamlarına sor. 

Bu müddet içinde üç şıktan birini tercih et. Müslüman olma, cizye verme veya harp etme. 

“Sen onların efendisi misin?”

“Hayır, fakat Müslümanlar birbirini koruyan tek vücut gibidirler.”

Rüstem bunun üzerine kumandanlarını topladı ve:

“Bu adamın sözlerinden daha kıymetli kabule şayan söz duydunuz mu?”dedi. 

“Onun söylediklerine meyletmen ve kendi dinini bırakarak bu köpeğin dinine girmekten seni Allah korusun. Elbiselerini görmüyor musun?”dediler. 

“Yazıklar olsun size, elbiseye bakmayın düşünce, söz ve yaşayışa bakın. Araplar yiyecek ve elbiseye aldırmaz fakat soylarını korurlar.”(2) 

Yeni Elçiler

Daha sonra İran ordusundan bir elçi gelerek kendisiyle konuşmak üzere bir başkasının gönderilmesini istediler. Bunun üzerine Huzeyfe b. Mihsan gönderildi. O da Rıbî’nin söylediklerinden başka bir şey söylemedi. 

Üçüncü gün tekrar elçi istediler. Tekrar Muğire b. Şu’be gönderildi. Uzun ve güzel bir konuşma yaptı. Bunun üzerine Rüstem Muğire’ye:

“Sizin ülkemize girişiniz; bir sineğin balı görüp beni bu bala ulaştırana iki dirhem vereceğim deyip de; o balın içine düştükten sonra kurtulamayınca beni buradan kurtarana dört dirhem vereceğim demesine benziyor. 

Ve yine sizin haliniz bir bağdaki ine giren zayıf bir tilkinin haline benziyor. Bu tilkiyi bağın sahibi zayıf ve aciz görünce ona acıyor ve bırakıyor. Tilki biraz kudretlenince birçok zararlar yapıyor. Tilki çıkıp kaçmak istiyor fakat şişmanladığı için aynı delikten çıkamıyor. Siz de memleketimizden işte böyle çıkacaksınız” dedi. 

Sonra kızarak güneşe yemin etti ve “sizi yarın mutlaka keseceğim” dedi. 

“Göreceksin. ”

Rüstem:

 “Size ve kumandanınıza bir elbise, bin dinar ve dönüp gidesiniz diye bir at verilmesini emrettim. “

Muğire:

“Ülkenizi sarstıktan, şerefinizi çiğnedikten sonra mı?Cizyeyi istediğinizle getirip vermeniz için size bir müddet veriyoruz. İstemeseniz de bize köle olacaksınız”

Böyle söyleyince Rüstem iyice kızdı.(3) 

İslâm elçileri, son derece sade, olduğu gibi görünen, davranan, diplomatik yapmacık hareketlere başvurmayan inancını, davetini kesin sözlerle ifade ediyorlar. Düşmanın gösteriş ve şaşasına hiç aldırış etmiyorlar. Allahın emirlerine göre yaşıyorlar, Allah’ın emirlerine göre konuşuyorlar. 

Bu elçilerin mensup olduğu İslâm ordusu kendilerinden maddi yönden güçlü, sayı bakımından dört beş kat fazla düşmanların hakkından geliyor, tarihin en büyük fetih zaferlerini Allah’ın yardımı ile kazanıyor. 

Elçilerin gidişi gelişi dört ay kadar devam etti. İki taraf arasında küçük çapta çarpışmalar da devam ediyordu. 

Rustem’in hedefi, Müslümanların beklemekten sıkılarak geri dönmelerini sağlamaktı. Diğer bir hedefi de etraftaki müşrik Arap kabilerini kendi tarafına çekmek için zaman kazanmaktı. 

Rustem’in niyetleri boşa çıktı. Müslümanlar beklemekten sıkılmadılar. Bu zaman zarfında savaşa hazırlıklarını tamamladılar. Rustem müşrik kabilelerini de elde edemedi. 

Rüstem tekrar elçiler istedi. Sa’d, bin Ebi Vakkas hazretleri elçiler gönderdi. Elçiler aynı şeyi söylediler. Müslüman olmak, İslâmiyetin hakimiyetine girip cizye vermek veya savaşmak. Düşman Müslüman olmayı, İslâmın hakimiyetine girip cizye vermeyi reddetti. Savaşmaktan başka yol görünmüyordu. (4) 

Kadisiye Savaşı (636 yılı)

İslâm ordusu 34 bin kişi, Sasani ordusu 120 bin kişi idi. Savaşın ikinci günü İslâm ordusuna on bin kişilik bir yardım geldi. 44 bin oldu. 

Sad’bin Ebi Vakkas, kumandanlarını topladı. Savaş hazırlıkları tekrar görüşüldü. Cihat ayetlerinin askere okunması karalaştırıldı. Cihat ayetlerini dinleyen askerlerin gönlü açıldı. Şehitlik ve gazilik ruhu, coşkusu benliklerini sardı.

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri savaş emrini askerlere şöyle duyurdu:

“Öğle namazına kadar yerlerinizde sebat edeceksiniz. Namazdan sonra ben tekbir getireceğim. Siz de tekbir getiriniz ve hazırlanınız. 

İkinci tekbir ile siz de tekbir getirerek silahlanınız. 

Üçüncü tekbirimi duyduktan sonra atlılar tekbir getirerek hareket etsinler. 

Benim dördüncü tekbirimle hepiniz tekbir getirerek hareket ediniz ve düşmanı karşılayınız. 

Üçüncü tekbirle atlılar hücuma geçti. 

Dürdüncü tekbirle Müslüman ordusu ok gibi yerinden fırladı. İranlılar da filleri ile bütün güçleri ile harekete geçti. İslâm tarihinin en mühim savaşlarında biri olan “Kadisiye Savaşı” başladı. 

Birinci gün:

Atlı hücumları İranlıların filleri karşıladı ve atlar fillerden ürktü ve geriledi. Sa’d bin Ebi Vakkas, Asım bin Amr’i fiileri engellemekle görevlendirdi. Asım ve askerleri fillerin hortumlarını kestiler, filler köpek gibi uluyarak geri dönüp kaçtılar ve kaçarken de İranlı askerleri ezdiler. Savaş akşama kadar devam etti. Ondan sonra iki taraf da geri çekildi.

İkinci gün:

Sabahleyin şehitleri gömdüler, yaralıları tedavi ettiler. Öğleden sonra Ka’ka kumandasında askeri bir birlik İslâm ordusuna yardıma geldi. Savaş yeniden başladı, gece yarısına kadar devam etti. 

Üçüncü gün:

En şiddetli savaş üçüncü gün oldu. Bütün gün ve bütün gece aralıksız devam etti. 

Dördüncü gün:

Savaş dördüncü günde bütün şiddeti ile devam etti. Hilal bin Alkame adlı bir mücahid çadırına daldı, Rüstem’i öldürdü. Dırar bin Hattab adlı bir mücahid de Sasanilerin en büyük sancağını ele geçirdi. Sasani ordusu çil yavrusu gibi dağıldı. Kadisiye Savaşı’nı Müslümanlar kazandı.

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri Ka’ka ile Şerahbil bin Es Sarht’i düşmanı takiple görevlendirdi. Takiple Sasani ordusu tamamen bozuldu ve en büyük kumandanlarından Calınus da öldürüldü.

Şehitler gömüldü, yaralılar tedavi edildi. Sa’d bin Ebi Vakkas, Fetih ve zaferi Hilafet makamına arz etti.

Kadisiye öğleden evvel fetholunmuş idi. Herkes yerine döndüğü zaman müezzinin şehit olduğu anlaşıldı. Bir çok kimseler ezanı ben okuyacağım dedi. Hadise, Sa’d’ın huzuruna arz edildi. O da kura ile birini müezzin tayin edip nizaı bertaraf etti.

İki yıl Kadisiye’de kaldı. 

Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Halife Hz. Ömer’in emri ile Sasani başkenti “Medayin’i fethetmek üzere hicretin onbeşinci yılı Şubat ayında hareket etti. 

Fetih yürüşünde Medayin yolu üzerinde olan yerleşim yerleri fethedildi. Sasani kuvvetleri teslim olmak mecburiyetinde kaldı. 

Medayin önünde en güçlü askeri mevkii Behreşiir vardı. İslâm ordusu Behreşiriir’e dayandı. Behreşiir’de Kisranın sarayı görülüyordu. 

Dırar bin Hattab “Allah, Allah, işte Kisra’nın sarayı, İşte Allah’ın vaat ettiği yer” dedi, tekbir getirdi. Bütün ordu tekbir getirdi. Tekbir sedaları her tarafı inletti. Behreşiir muhasara edildi. Muhasara iki ay sürdü. Şehir halkı muhasaradan kurtulamayacaklarını anlayınca Dicle üzerinden gemilerle şehri terk ettiler. Hicretin 16. yılının Safer ayında Behreşiir şehri İslâm ordusunun eline geçti. 

Behreşiir ile Medayin arasında Dicle Irmağı vardı. Medayini fethetmek için Dicle Irmağını geçmek gerekirdi. 

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, ordusuna şu konuşmayı yaptı: “Düşmanımız bu Irmak ile sizden kendini korumuş bulunuyor. Bu Irmağı geçeceğiz. Gerimizde korkacak bir şey yoktur. Ben bugün bu Irmağı geçmeye karar verdim. ”

Irmağı nasıl geçtiler? Anlatmadan önce konu ile ilgili iki hadiseyi anlatalım. 

Hucr bin Adîy (r. a)şöyle anlatıyor:

Kadisiye Savaşı’nda askerlere: Düşmanlarınızla karşı karşıya gelmenize mani olan şu nehr-i Dicle’yi geçmekten siz yıldıran nedir? “Herkes Allah’ın takdir ettiği ecele uygun olarak Allah’ın izniyle ölür”(Al-i İmran Sûresi:145) buyurulmaktadır. 

Sonra da Sa’d bin Ebi Vakkas atını nehre sürdü. Bunu gören Müslümanlar peşinden nehre daldılar. Bu olay karşısında düşmanlar:

“Vay canına bunlar insan değil, ifrit!” diyerek, selameti kaçmakta buldular

Başka bir olayı da Sehm bin Mincab şöyle anlatır:

Alâ bin Hadramî (r. a) ile bir savaşa katılmıştık. Darin’e kadar geldik Düşmanla aramızda deniz vardı. 

Alâ bin Hadramî:

 “Ya Âlîm, ya Halîm, ya Aliyy, ya Azîm! Bizler senin kullarınız. Ve selin yolunda düşmanlarla çarpışıyoruz. 

Allah’ım! Bize onların yanına varmamızı sağlayacak bir yol göster!” diye dua etti. Sonra atlarımızı denize sürmemizi emretti. Biz de denize daldık. Öyle ki su atlarımızın eyerlerine bile çıkmıyordu. Nihayet karaya çıkıp düşmanla karşı karşıya geldik. 

Kisranın kumandanlarından İbn-i Mükabir bizim böyle denize dalıp geçtiğimizi görünce:

“Hayır! Onlarla çarpışmayız!” diyerek gemisine binip İran’a kaçtı. 

Sa’d bin Ebi Vakkas, Asım bin Amr’a emretti. Asım ve mücahitleri atlarını Dicleye sürdü. Karşı sahilde bulunan Sasani kuvvetleri karşı koydular. Fakat sahile çıkmalarına engel olamadılar. Asım gerekli emniyet tedbirlerini aldı. Bütün ordu Dicle’yi geçti. Medayın şahrini muhasaraya başladı. 

Kisra şehirden kaçmıştı. Halk da büyük oranda şehri terk etmişti.. İslâm ordusu Medayin’e girdiği zaman sarayın muhafızları ile karşılaştı. Onlar da hemen teslim oldular.

Sa’d bin Ebi Vakkas, Medayin’in fetih haberini Halife Hz. Ömer’ ulaştırdı. Ganimetleri topladıktan sonra bunların beşte birini Medineye gönderdi. Ganimetler arasında Kısranın kılıcı, miğferi ve mücevherleri de vardı. 

Ganimetleri gören Halife Hz. Ömer: “Bunları ele geçirdikten sonra buraya gönderen insanlar muhakkak ki emniyetli insanlardır” demiş. Hz. Ali de, Hz. Öme’e: Sen afif olduğun için tebean da afiftir” cevabını vermiştir.(5) 

Afif: iffetli, namuslu, temiz demektir. 

Medayın alındıktan sonra kaçan Sasani hükümdarı ve ona bağlı ordu birlikleri takip edildi, karşı çıkanlar yenilgiye uğratıldı, barış isteyip teslim olan bölgelerle anlaşmalar yapıldı, kendileri cizyeye bağlandı. 

Celula Savaşı

Sasani kumandanları, askerleri Medayinden kaçtıktan sonra Celulada bir araya geldiler. “Bir kere dağılırsak, bir daha toplanamayız. Burada toplu halde durup Araplara karşı koyalım” dediler. Şehrin etrafına hendekler kazdılar. 

Sa’d bin Ebi Vakkas, Halife Hz. Ömerin emri ile Haşim ve Ka’ka kumandasında on iki bin askeri Celula’yı fethe gönderdi.. 

Celula kuşatma altına alındı. Kuşatma doksan gün sürdü. Sasani güçleri şiddetli çıkışlar yapıp kuşatmayı yok etmek istedilerse de başarılı olamadılar. Her çıkışa kalkan Sasani kuvvetleri mağlup edildi. Celula fethedildi. 

Celula Savaşı’nın kaybedildiği haberini alan Sasani hükümdarı bulunduğu Hulvan’ı terk ederek Rey tarafına kaçtı. Hulvan da fethedildi.

Celula’da, Hulvan’da elde edilen ganimetlerin beşte biri Medine’ye gönderildi, gerisi askere paylaştırıldı.

Sa’d bin Ebi Vakkas, Medayin’in havasının askeri zayıflattığını, hasta etiğini Halife Hz. Ömer’e bildirdi. O da havası uygun bir yer bulunmasını emretti.

Selman-i Farisi ile Huzeyfe havası uygun yeni bir yerleşim yerinin bulunması için görevlendirildi. Onların bulduğu yere Hicretin on yedinci yılında Sa’d bin Ebi Vakkas idaresinde ”Kufe” şehri kuruldu ve bölgenin idare merkezi oldu. Sa’d bin Ebi Vakkas, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde Kufe valiliği yaptı. Kufe valisi olması dolayısı ile fiili olarak kumandanlık görevi savaşta sona erdi, fakat İran savaşları devam etti. 

Nihavend Savaşı

Sasani devletinin belini kıran Kadisiye Savaşı ise, Sasani Devleti’ni sona erdiren de Nihavend Savaşı’dır. Sasani ordusu İran’ın içlerine doğru dağınık halde çekiliyor, İslâm ordusu yakaladığı yerde onları mağlup ediyor, teslim olan halkı cizyeye bağlıyordu. Sasani hükümdarı Yezducerd’in son gayretleri ile Sasani kuvvetleri Nihavend’de toplandı, sayıları 150 bindi. Müslüman ordusu ise 30 bindi.

İslâm ordusunun komutanı Numan bin Mukarrin’di. Savaş, Numan bin Mukarrin’in tekbiri ile 642 yılında başladı. Savaş karşılıklı hücumlarla ertesi günü akşamına kadar sürdü. 

Sasaniler hendeklerine çekildiler, savunma savaşı yapmaya başladılar. İslâm ordusu savaşın bu şekilde devam etmesinden sıkılmaya başladı. 

Numan, kumandanları ve ordu ileri gelenlerini topladı. Toplantıda Sasani kuvvetlerini hendekten çıkarmanın gerekli olduğuna karar verdiler. 

Savaş başladığı zaman süratle düşman içine hücum eden bir suvari birliği, plan gereği aniden geri dönüp kaçmaya başladı. Bunu bozgun zanneden Sasaniler bütünü ile hendeklerden çıktılar hücuma geçtiler. İslâm ordusunun pusuda beklediği yere gelince Numan bin Mukarrin atına bindi, askeri dolaştı. “Ben üç tekbir alacağım. Üçüncüsünde düşmana hücum edeceğim. Sizde hücum ediniz. Eğer ben ölürsem kumandan Huzeyfe bin Yaman’dır” dedi. Şöyle dua etti:

“Ya Rabbi, senden dilerim ki, bugün İslâm’ı aziz edecek fetihler ihsan eyle, beni memnun et ve ruhumu ancak şehid olarak al.”(6) 

Numan, üç tekbir aldı. Bütün asker, öyle bir hücum ettiler ki, bu hücum tarihin en hızlı hücumlarından biri olarak anlatılır.

Savaş gece yarısına kadar devam etti. Düşman ordusu bozuldu. Kan sel gibi akmaya başladı. Numan bin Mukarrin bir ok isabeti ile şehit oldu. Duası yerini buldu. 

Meydan savaşında şehit olan ilk kumandan Numan bin Mukarrin’dir. Halife Hz. Ömer Numan’ın şehit olduğu haberini aldığı zaman çok üzüldü. Allah ondan razı olsun. 

Savaş meydanında otuz bin ölü bırakan düşman kaçarken de yüz bin ölü verdi. Kaçanlar da birbirine düştü. Hükümdar Yezducerd kendi adamlarından da kaçmaya başladı. Bir değirmene sığındı. Yezducerd’in değirmenci tarafından 651 yılında öldürülmesiyle Sasani Devleti sona erdi, İran fethi tamamlandı. 

Sa’d bin Ebi Vakkas, orta boylu, güçlü, büyük kafalı, sert elli, çok sevimli bir insandı.

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri en adil insanlardan biri idi. Kumandanlığında ve valiliğinde hakkında yapılan şikayetlerin birer iftira olduğu tahkikatlarla tesbit ve tescil edildi. 

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri sözünün doğruluğu ile meşhurdu. Bu doğruluk bilhassa hadis rivayetlerinde son derece dikkate alınmıştır. 

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, Peygamberimiz (sav)’in mest üzerine meshettiğini rivayet etmişti. Bunu duyan Abdullah bir Ömer babasına bunun doğru olup olmadığını sordu, Hazreti Ömer’den şu cevabı aldı. “Oğlum! Sa’d, peygambeden bir hadis rivayet etti mi, artık o meseleyi bir başkasından sorma.”

Sa’d bin Ebi Vakkas’ın rivayet ettiği hadislere muhaddisler son derece itibar ederler. 

Hz. Osman’ın öldürülmesi ve sonraki fitne hadiselerine karışmamış, evinde inzivaya çekilmiştir. 

Sa’d bin Ebi Vakkas, taraftarlarının halife ol, yüz bin kılıç sahibi var ki hepsi de seni Hilafet için en liyakatlı adam tanıyorlar, haydi kalk” demişler. Bunlara şu cevabı vermiştir: “Bu sizin yüz bin kılıcınızdan daha kuvvetli tek bir kılıç, mümine çekilince onu kesmeyen, kafire karşı sıyrılınca onu kesen kılıçtır. ” 

Hz. Hasan’ın Muviye ile anlaşmasından sonra, Sa’d bin ebi Vakkas, karşılaşınca ona Eyyühelmelik=Ey hükümdar demiş, Muaviye de “Bana Emirül mü’minin:Mü’minlerin emiri desen ne olur?” demiş. 

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, “Yemin ederim ki, ben bu işi senin tutuğun yol ile üzerime almam“ cevabını vermiştir.(7)

Duası Makbuldu

Kays bi Ebu Hazım şöyle anlatıyor:

“Medine’de idim. Çarşıda dolaşırken; Ahcaruzzeyt mevkiine geldim. Baktım, halk bir atlının etrafını sarmış, onu dinliyordu. Ben de dinlemeye başladım. Adam, çevresinde toplanan halkın gözü önünde Ali b. Ebi Talib’e küfrediyordu. Birdenbire ortaya çıkan Sa’d b. Ebi Vakkas, halkın karşısında durarak:

“Ne oluyor?”diye sordu. Onlar:

“Bir adam Ali b. Ebi Talib’e küfrediyor” diye cevap verince, Sa’d topluluğu yararak, adamın karşısına dikildi ve ona:

“Bre adam, ne diye Ali b. Ebi Talib’e küfrediyorsun?!

O ilk Müslüman değil miydi?

Peygamber(sav) ile birlikte ilk defa namazı o kılmadı mı?

İnsanların en çok ibadet edeni o değil miydi?

Halkın en bilgini o değildi de kimdi?

Peygamber(sav) kızını onunla evlendirmedi mi?

Savaşlarda Rasulallah’ın sancağını taşıyan o değil miydi?” dedikten sonra, kıbleye yönelerek ellerini kaldırdı ve:

“Allah’ım, bu adam senin dostlarından birisini kötülüyor, kudretini gösterinceye dek, bu topluluğu buradan ayırma!” diye dua etti. 

Vallahi, biz oradan ayrılmamıştık ki, birdenbire huysuzlaşan hayvanı adamı kaldırıp taşlar üzerine fırlatıp attı. Adam ise beyni parçalanarak, oracıkta can verdi. 

“Dualarının kabulüne ne zaman nail oldun”? diye sorulmuş, Sa’d bin Ebi Vakkas:Bedir günü nail oldum. 

Peygamber (sav): “Yâ Râb! Sad’ın duasını müstecap kıl” buyurdular diye cevap vermiştir. 

Sa’d bin Ebi Vakas’ın duasının kabul olduğunu bilenler onu üzmekten son derece çekinirlerdi. (8) 

Ölümü

Sa’d bin Ebi Vakkas, son günlerini hurmalıkları ve pınarları ile meşhur olan Akik vadisindeki evinde geçirdi. Hicretin 55. ci yılında bu dünyadan ayrıldı, Hakkın rahmetine kavuştu. 

Bedir Savaşı’nda giydiği elbisesi ile kefenlendi. Çünkü bu elbise ile kefenlenmesini vasiyet etmiş, şöyle demişti: “Bu cübbe ile müşriklerle karşılaştım. Onu bu gün için saklıyordum. ” Cenazesi Medine’ye getirildi. Cenaze namazını Medine valisi Mervan kıldırdı. Cenaze namazı kılanlar arasında Hz. Âişe ve diğer ezvac-ı mutahharat da vardı. ‘Baki Kabristanı’na defnedildi. Aşere-i mübeşşereden en son vefat zat, Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleridir.(9)

Allah ondan razı olsun…

____________________

(1) Yusuf Kandehlevî Hadislerle Müslümanlık, 1/216, Divan yayını, İst. 

(2) Hadislerle Müslümanlık1/217

(3) Hadislerle Müslümanlık 1/219

(4) Asrı Saadet, Ashab:2/27, Eşref Edib yayını

(5) (Buhari Tecrid-i Sarih, 2/577, Diyanet yayını, Ahmed Davudoğlu, Müslim, 3/198, Ashab:2/31, 32, Hadislerle Müslümanlık, 4/1358 

(6) Ahmed Cevdet, Kısası Enbiya:2/198, 226, 229

(7) Ashab :2/41, 42 46, 44, 45, 

(8) Müslim, 3/235, K. Enbiya:2/223, . (. M üslim, 3/1070) -Ashab:2/51

(9) Buhari, 2/435, 4/307, 413, 414, 10/27, Ashab:2/45

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle