MUHACİR ve ENSAR

Allah Katında İlk Kan Akıtan Sahabe Hz. Sa’d Bin Ebi Vakkas (r.a)
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Müşrikler, kimsesiz Müslümanlara özellikle ibâdet halinde gördükleri zaman işkence ediyorlar, rahat ibâdet etmelerine müsaade etmiyorlardı. Bir defasında Habbab bin Eret, Ammar bin Yasir, Sa’d bin Ebi Vakkas ve Said bin Zeyd ile “Ebü Lüb” vadisine gittiler. Habbab ile Ammar ibâdet ederken müşrikler geldi. Onlarla alay etmeye ve ibâdetlerine engel olmaya başladılar.  Sa’d bin Ebi Vakkas, güçlü, kuvvetli bir insandı. Hakızlıklara tahammülü yoktu. Tam bir iman eri idi. İslâm’ın emirlerine bütün kalbi ile inanmış bir Müslümandı, usta bir binici idi. Kendisine İslâm’ın suvarisi denirdi.  Müşriklerin Habbab ve Ammar ile alay etmelerini gördü, koştu, eline geçirdiği bir deve kemiği ile yakaladığı bir müşrik’e vurdu, kafasını yardı. Diğerleri kaçtı. Sa’d bin Ebi Vakkas, “Allah yolunda ilk kan akıtan sahabe” oldu.

 

 

Allah Katında İlk Kan Akıtan Sahabe

Hz. Sa’d Bin Ebi Vakkas (r.a)

SA’D BİN EBİ VAKKAS (r.a), Miladi 592 yılında Mekkede doğdu. Anne tarafından Peygamberimiz (s.a.v)’in akrabası olurdu. Peygamberimiz (s.a.v), zaman zaman, “İşte benim dayım Sa’d; böyle dayısı olan var mı?” diye ona iltifat ederdi.

Sa’d on yedi yaşında iken, Hz. Ebubekirle karşılaştı. Hz. Ebubekir ona İslâm’ı anlattı. Müslüman olmasını teklif etti. Sa’d teklifi hemen kabul etti. Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Zeyd, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman bin Avf ‘dan sonra 610 yılında yedinci kişi olark Müslüman oldu. Hz. Osman ve Abdurrahman bin Avf’dan sonra Hz. Ebubekir vasıtası ile Müslüman olanların üçüncüsüdür. (1) 

Sa’d Müslüman olunca annesi Hamne’ye koştu. Anne ben Müslüman oldum dedi. Hamne’nin kaşları çatıldı, öfkelendi. “Çabuk o dini terk edeceksin, bizim dinimize döneceksin” dedi. Sa’d annesinin sevineceğini bekliyordu, sözleri karşısında şaşırdı. Annesi hiçbir isteğini geri çevirmezdi. 

Şimdi ne yapacaktı? Annesi dinini terk edeceksin, putlara tapacaksın diyordu.

Annesine yeni dinini anlattı. putların bir hiç olduğunu, her şeyi Allah’ın yarattığını Allah’ın bir olduğunu söyledi. Annesi birtürlü sözünden dönmüyordu; İlle de putlara tapacaksın diyordu. 

Sa’d annesini çok severdi, annesi de Sa’d’i... Anne, oğul arasındaki sevgi destanî bir sevgi idi. Örnek bir sevgi idi. Anne, oğul arasındaki bu sevgi ne olacaktı?

Sa’d annesinin sözüne uymadı, putlara tapınmaya dönmedi.

Hamne işi daha ileriye götürdü, şöyle dedi:

“Ey Sa’d ! Sapıttın. Yemin ederim, sen Muhammed’e küfredip eski dinine dönünceye kadar rüzgardan kaçmayacağım, güneşin sıcağından evin gölgesine sığınmayacağım, yemek yemeyeceğim, su içmeyeceğim.”

Hamne bu halde üç gün dışarıda kaldı. Ne yedi, ne içti ne de gölgelendi. Sağlığı bozuldu, hayatından korkulur oldu. Amcaları, dayıları, hısım ve akrabaları senin yüzünden annen ölüyor, Muhammed’in dinini terk et, anneni kurtar dediler, baskı yaptılar. 

Sa’d, Allah’ın Rasûlü Peygamberimiz (s.a.v)’e koştu, annesinin durumunu anlattı. Allah konu hakkındaki ayet-i kerimeyi inzal buyurdu. 

Ayet-i kerimenin mealini vermeden önce konuyu bir de Sa’d (r.a)’ın anlatışından takip edelim. 

Sa’d şöyle diyor:

“Ben anneme çok iyilik yapan bir kimse idim. Müslüman olduğumu duyunca annem bana:

Uyduğun bu din nedir bakayım? 

Elbette bu dini bırakıp eski dinine döneceksin. 

Yoksa ben ölünceye kadar yemek yemeyeceğim, su içmeyeceğim, böylece ölüp helak olacağım.

Ben öldükten sonra halk ta seni ayıplayacaklar ve sana: “Ey ana katili” diyecekler, gel sen dinini terk et!” dedi.

Ben ona: “Anneciğim, yapma bunu! Ben senin için asla dinimi terk etmem” dedim.

Annem sözünün üstünde durarak bir gün yemedi, içmedi. Sabahı buldu. İnat etti. Bir gün daha yemeden içmeden sabahı buldu. Ben bunu görünce annemin yanına geldim:

“Ey anne! Şunu iyi bil ki: Senin yüz canın olsa bunlardan her biri de bedeninden birer birer çıksa, bunun için vallâhi dinimi terk etmem, dilersen ye, dilersen yeme!” dedim. 

Annem din üzerindeki azmimi görünce, benden ümidini kesti, yiyip içmeye başladı. Bunun üzerine Allah azze ve celle hazretleri bu ayet-i celileyi inzal buyurdu.”(2)

Ayet-i Kerimenin meali şöyledir:

“Biz insana, ana-babasına iyilik yapmasını emrettik.

Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. 

Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.” (3) 

Bu hadisenin üzerinden çok geçmedi. Sa’din kardeşi Âmir’ de Müslüman oldu. Sa’dın annesinin derdi bir iken iki oldu. Hamne aynı usulü Amir için de uyguladı, ama bir netice alamadı. Âmir’i de dininden döndüremedi. 

İnsan anasına, babasına iyi davranacak, onlara iyilik yapacak, gönüllerini hoş tutacak, güzel sözler söyleyecek, ayrı yaşıyorsa sık sık ziyarette bulunacak, ihtiyaçlarını soracak ve giderecek, asla kötülük yapmayacak ve kötü söz söylemeyecektir. Onlar’ı üzmeyecektir. 

Ana ve babayı memnun etmek evladın asli vazifelerindendir. 

Anaya, babaya itaat etmek evladın aslî görevi olmakla beraber, ana baba Allah’a küfrederse onlara itaat edilmez. 

Ana baba Allah’a şirk koşmayı, Allah’ı inkar etmeyi, Allah’a isyan etmeyi, Allah’ın emirlerini yapmamayı, yasaklarını yapmayı emrederse bu ana babaya itaat edilmez, istekleri yerine getirilmez. 

Peygamberimiz (s.a.v) “Yaratana isyanda yaratılana itaat yoktur,” buyurmuştur.”(4)

Ana baba, Allah’tan başkasına taparken onlara yardım edilmez. Bunun için ana baba kiliseye götürülmez. Fakat kendileri kiliseye giderler de yerlerine dönemezlerse, evlat kiliseye gider, onları evlerine getirir.(5) 

Merhum Mevdûdî konu ile ilgili olarak şunları yazar:

“Allah’ın yarattıkları arasında anne-babanın hakları en üst seviyededir. Fakat anne-baba kişiyi şirke zorlarsa, onlara itaat edilmemelidir. 

Eğer çocuklar, anne-babalarının batıl bir dine tabi olduklarını fark ederlerse, o dinden yüz çevirmeli, hak dine tabi olmalı ve anne-baba her türlü baskıyı uygulasa da batıl olduğunu anladıkları o yanlış yolu takip etmemelidir, 

Durum, anne-baba söz konusu olduğunda böyle olunca, diğer insanlara karşı da böyle olmalıdır.

Doğru yolu takip ettiğinden emin olunmadığı müddetçe hiç kimse itaat edilip yolundan gidilmeye layık değildir.” (6)

Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır şunları yazmaktadır:

 “Anayı babayı incitmek o kadar haramdır ki, akıl hayale getirilecek şey değildir. Onlar hakkında ancak ihsan (iyilik) vazifesi düşünülmelidir ve ancak o yapılmalıdır.

Ana babaya ihsan bu kadar yüksek bir görev olmakla beraber, Allah’a ortak koşmayı gerekli kılmamalıdır. Yani ana baba, evlatlarının Allah’a isyan etmesiyle memnun olacaklar ise, onları bu şekilde memnun etmeğe çalışmak, Allah’a şirk anlamına geleceğinden, yasaklanmıştır, haramdır.”(7) 

Kur’an Yolu tefsir kitabında da konu şöyle açıklanır:

“Eğer ana baba evlatlarından, Allah’ın varlığını ve birliğini tanımama yönünde, bu sonucu doğurabilecek bir istekte bulunurlarsa bu isteğe uyulmayacaktır.

“Ancak burada ana babalar, inkar ve şirkin dışında, açıkça günah ve haram olan başka şeyler buyururlarsa bu buyruğa itaat edilmesi gerektiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. 

Zira hiçbir buyruk Allah’ın buyruğundan daha önemli olamaz. Hadislerde belirtildiği gibi kural olarak Allah’a âsi olma anlamına gelebilecek hiçbir buyruğa itaat edilemez”.(8)

Ana babanın çocuklarına karşı ilk vazifeleri onları Müslüman olarak yetiştirmektir. Hamne olmaktan kendilerini korumaktır. Bir tanıdık İstanbul’a gidiyor. Zaman zaman camiye giderken torununu da götürüyor. Gelini, baba oğlanı camiye götürme, namaza alışır diyor. Toplumumuzda böyle davranan Hamneler maalesef bulunmaktadır. Hamne tipi anne ve babalar karşısında Müslüman delikanlılar, genç kızlar ben Müslüman’ım demeli, Sa’d gibi davranmalı, imanını namazını, başörtüsünü diğer dinî vazifelerini terk etmemeli, Müslüman şahsiyetini korumalıdır Allah, Ayet-i Kerime’de bütün Müslümanlara vazife olarak bunu vermektedir. 

İlk Kan

Müşrikler, kimsesiz Müslümanlara özellikle ibâdet halinde gördükleri zaman işkence ediyorlar, rahat ibâdet etmelerine müsaade etmiyorlardı.

Bir defasında Habbab bin Eret, Ammar bin Yasir, Sa’d bin Ebi Vakkas ve Said bin Zeyd ile “Ebü Lüb” vadisine gittiler. Habbab ile Ammar ibâdet ederken müşrikler geldi. Onlarla alay etmeye ve ibâdetlerine engel olmaya başladılar. 

Sa’d bin Ebi Vakkas, güçlü, kuvvetli bir insandı. Hakızlıklara tahammülü yoktu. Tam bir iman eri idi. İslâm’ın emirlerine bütün kalbi ile inanmış bir Müslümandı, usta bir binici idi. Kendisine İslâm’ın suvarisi denirdi.

 Müşriklerin Habbab ve Ammar ile alay etmelerini gördü, koştu, eline geçirdiği bir deve kemiği ile yakaladığı bir müşrik’e vurdu, kafasını yardı. Diğerleri kaçtı.

Sa’d bin Ebi Vakkas, “Allah yolunda ilk kan akıtan sahabe” oldu.(9)

İlk Nöbet

Sa’d bin Ebi Vakkas, Allah’ın Rasûlünü candan çok sever, ona bir zarar gelmemesini isterdi. Bunun için elinden ge­len bütün gayreti gösterirdi.

Hicret’in ilk günleriydi... Medine’deki Yahudilerin, Peygam­berimiz (s.a.v)’in ha­yatına kastetme tehlikesi vardı. Böyle bir zamanda Hz. Sa’d, kılıcını kuşa­narak Rasûlul­lah’ın huzuruna gitti. Bu hâlini gören Peygamberimiz sordu:

“Neyin var ya Sa’d?”

“Yâ Rasûlal­lah, içime bir korku düştü. Size bir zarar gelmesinden endişe et­tim! Bunun için sizi korumaya geldim. ”dedi.

Peygamberimiz (s.a.v), onun bu hareketinden memnun oldu. Kendisine duada bu­lundu

Hz. Aişe de hadiseyi şöyle anlatır:

Bir gece Allah’ın Rasûlü uykusuz kaldı da. 

“Keşke benim ashabımdan yararlı bir zat bu gece beni korusa” dedi. Bir ses işittik. 

Kim o buyurdu.

Sa’d bin Ebi Vakkas, ya Rasûlallah! Seni korumaya geldim, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah uyudu.(10) 

İlk Oku

Allah yolunda ok atanların ilki Sa’d bin Ebi Vakkas’dır. 

Mekke müşrikleri Medine ve civarına müfrezeler gönderiyordu. Bu müfrezeler müşrik kervanlarını koruduğu gibi, Medine etrafına da zarar veriyorlardı. 

Peygamberimiz (s.a.v), müşrik müfrezelerine karşı, Müslüman seriyyeler çıkardı. Seriyyeler 15-20 kişilik askeri bir güçtü. Medine civarının emniyetini sağlıyorlar, müşrik müfrezelerin zarar vermelerini önlüyorlardı. 

Peygamber (s.a.v), Sa’d bin Ebi Vakkas hazretlerini seriye kumandanı olarak Rabiğ denilen yere gönderdi. Müşrikler seriyyeye hucum etti. Sad müşriklere karşı oklarını kullandı. Onları püskürttü. 

Sa’d, Allah yolunda ilk oku atan sahabe oldu. 

Sa’d çok iyi ok kullanırdı. Uhud savaşında da attığı her ok bir düşmanı saf dışı ediyordu. Allah’ın Rasûlü oku Sad’e veriyor, “Anam babam sana kurban olsun ey Sa’d at” buyuruyordu.

Buhari, Tecrid-i Sarih’de 1582 no’lu hadis-i Şerifte Sa’d bin Ebi Vakkas şöyle diyor:

“Uhud günü Rasûlullah (s.a.v) ok kabındaki oklarını çıkarıp bana verirdi de: Ey Sa’d! Babam anam sana kurban olsun, at! derdi.”

Hazreti Ali de konu ile ilgili şunları söyler:

“Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hiçbir kişiye feda etmek üzere babasını, anasını birleştirdiğini işitmedim, yalnız Sa’d İbn-i malik (Ebi Vakkas) müstesna. Çünkü ben muhakkak surette Rasûlullah’ın Uhud günü:”Ey Sa’d! Babam anam sana feda olsun at!’ buyurduğunu işittim demiştir.”(11)

Sa’d bin Ebi Vakkas Bir Fakihti 

Fakih, dinin hükümlerini, hedeflerini, hükümlerin inceliklerini, fayda ve hikmetlerini, hükümlerin dayandığı temelleri derin bir anlayış ve kavrayışla bilen Müslüman’a denir.

Fıkıh ise, kişinin dini yönden faydasına ve zararına olan şeyleri bilmesine denir. Mesela namaz kılmak, doğru söylemek kişinin faydasına, içki içmek ve yalan söylemek ise kişinin zararınadır.

Namazın faydasını, içkinin zararını bilmeyen adam fıkıhtan nasibi olmayan adamdır.

Fakihler, Ümmet-i Muhammed’e Müslümanca yaşamada yol gösterir. İslâm yolunda doğru yürümesini sağlar.

İslâm fakihlerinin öncüleri ilk Müslümanlardır. Onlar Peygamberimiz (s.a.v)’in terbiyesinde yetişmişler, her alanda Müslümanların nasıl yaşayacaklarını, yaşayarak göstermişler ve öğretmişlerdir. Onlar ümmetin en hayırlılarıdır. Peygamberimiz (s.a.v):

“Allah kimin için hayır dilerse, onu dinde fıkıh sahibi (dinî hükümlerin inceliğini kavrayan) kılar” buyurmuştur.

İlk Müslümanlar fakih kimselerdi. Bu fakih kimselerden biri de Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleridir.

Sa’d bin Ebi Vakkas, mescid’de namaz kılarsa ruku ve secdeyi kısa tutar, evinde kılarsa ruku ve secdeyi uzatırdı. Niçin böyle yapıyorsun diyenlere “Biz imamız, bize uyulur” Cevabını verirdi.

Çünkü Peygamberimiz: “Ey insanlar içinizden bazı kimselerde cemaati tenfir (nefret ettirme)hasleti vardır. Hanginiz namaz kıldıracak olursa hafif tutsun. Çünkü cemaatin içinde zaif olanı var, yaşlı olanı, iş güç sahibi olanı var” buyurdu.

Sa’d bin Ebi Vakkas, bir cuma günü birine “Senin namaz sevabın yoktur” dedi.

Adam, Allah’ın Rasûlün’e “Sa’d bana namazının sevabı yok” dedi diye şikayette bulundu. Peygamberimiz (s.a.v), “ Sa’d’e niçin böyle söyledin? diye sual buyurunca, “Çünkü hutbe okunurken o konuşuyordu” cevabını verdi.

Peygamberimiz (s.a.v) “Sa’d doğru söylemiş” buyurdu.(12)

Merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocamız; “ Hatip minbere çıkınca cemaatin konuşmayıp susması, selam verip almaması, namaz kılmaması icap eder. Hatta Rasulü Ekrem Efendimiz’in (s.a.v) mübarek isimleri zikredilince cemaatin salât-ü selamda bulunmaksızın yalnız dinlemekle yetinmesi gereklidir. ”der. (13) 

Eski Diyanet İşleri Başkanı merhum Ahmed Hamdi Akseki de şunları yazar:

“Hutbe okunurken cemaat başka bir şey ile meşgul olmayıp yalnız hutbeyi dinleyecektir. Bu sırada söz söylemek veya söyleyene sus demek veya namaz kılmak tahrimen mekruhtur. Hutbede hazır bulunanların iki tarafa bakmaları da mekruhtur.”(14) 

Yusuf Kerimoğlu hocamız da şunları yazar:

“Cuma imamı hutbe için minbere çıktığı zaman insanlar namaz kılmayı ve konuşmayı terk ederler. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rha) bu hususta Rasûl-i Ekrem (sav)’in “İmam hutbeye çıktığı zaman ne namaz kılmak vardır, ne de konuşmak” hadis-i şerifini esas almıştır. Muhakkak ki namaz kılmak ve konuşmak “ hutbe’yi” dinlemeye mani olur.”(15) 

Hutbe okunurken konuşan insana, Sa’d bin Ebi Vakkas’ın “Senin namaz sevabın yok” demesini, Peygamberimiz (s.a.v)’in “Sa’d doğru söylemiş” buyurarak tasdik etmesi, hutbe okunurken ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir.

Baba Ve Kardeşleri

Sa’d bin Ebi Vakkas’ın babası Müslüman oldu. Bedir’de ve diğer gazalarda bulundu Veda Haccı esnasında vefat etti. Sa’d bin Ebi Vakkas, babasının ölüm haberini hasta iken aldı.

Kardeşlerinden Umeyr Bedir’de, Âmir de Yermuk savaşında şehit oldu.

Kardeşi Utbe ise, Uhut’ta müşriklerin safında yer aldı, peygamber (s.a.v)in dişinin kırılmasına sebep oldu. Annesi Hamne gibi müşrik olarak öldü.(16)

Sa’d, kardeşi Utbe’nin Uhud savaşında Peygamberimiz (s.a.v)’in dişinin kırılmasına sebep olmasına çok kızmıştı. : “Utbe! Eğer elime düşersen, vallâhi kanını su gibi akıtırım”diye bağırdı.

Rivayet Ettiği Dua

Sa’d bin Ebi Vakkas, ilk yedi Müslümandan biri idi.

Hz Ali hariç ilk Müslümanların en genci idi.

Öğrenme, ve öğrendiklerini hıfzetme çağında idi. 

Peygamberimiz (s. a. v)’in yanında bulunmayı çok sever ve onun sohbetlerine devam ederdi. 

Onun terbiyesi ile yetişti. 

Peygamberimiz (s.a.v) den 271 hadis rivayet etti. 

Oğlu Mus’ab, babası Sa’d bin Ebi Vakkas’dan şu hadisi şerifi rivayet eder: 

Bir bedevî peygamber (s.a.v)’e geldi:

“Bana okuyabileceğim bir dua öğret” dedi. 

Peygamberimiz (s.a.v):

“Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. 

Allahu ekber kebîran velhamdü lillâhi kesîran ve sübhanallâhi Rabbil’âlemîn. 

Velâ havle velâ kuvvete illâ billahil azizil hakîm, diye dua et” buyurdu.

Türkçesi şöyledir:

“Bir Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O’nun ortağı yoktur. 

Allah en büyüktür. Onu büyük olarak çok anarım. Allah’a çok hamdolsun. 

Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı tenzih ederim. 

Güç ve kuvvet ancak aziz, hakim olan Allah’a mahsustur.”

Adam:

Bunlar Rabbim için edeceğim dualar, kendim için ne dua edeyim? dedi. 

Bu defa Peygamberimiz (s.a.v):

“Allâhümma iğfirlî, verhamnî, vehdinî, verzuknî

Türkçesi şöyledir:

‘Allah’ım beni affet. Bana merhamet et. Bana doğru yolu göster. Bana rızık ver’diye dua et” buyurdu.(17)

___________________

 (1) Buhari Tecrid-i Sarih, 4/413, Diyanet Yayını, İslâm Ansiklopedisi, 35/372, Diyanet vakfı yayını, Hadislerle Müslümanlık, 1/63, 186, Divan yayını, Tahsin Emiroğlu, Esbab-nüzül, 9/7, Yılmaz Öztuna, İslâm Devletleri, 43, 70

 (2) Esbab-ı Nüzül. 9/7, 8, Mevdudi Tefhimülkur’an, 4/229, Mehmed Vehbi, Hulasatülbeyan, 10/4169, İslâm Ansiklopedi, 35/372

 (3) Ankebut: 29/8, Bakınız: Nisa 4/36, En’am 6/151, İsra 17/23, Lokman 31/14, 15, Ahkaf 46/15

(4) Keşfülhafa 2/365, no:3076

(5) Esbab-ı nüzül, 9/8

(6) Tefhimülkur’an: 4/229

(7) M. Hamdi Yazır Hak dini Kur’an dili, 3/544

(8) Kur’an Yolu. 4/257, Diyanet yayını

(9) İslâm ansiklopedsi: 35/372

(10) Ahmed Davudoğlu Müslim tercümesi, 10/256, No:2410

(11) Hadislerle Müslümanlık:1/305, 2/552, İslâm ansiklopedisi, 35/372, Müslim: 10/258

(12) Hüseyin K. Ece:180, Beyan yayını, Buhari 1/027, 77, NO64, 2/679, 678 No: 405, 3/102

(13) Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, 199 

(14) Ahmed Hamdi Akseki, İslâm dini: 174)

(15) Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet: 1/328

(16) İslâm ansiklopedisi, 35/373, Buhari: 4/413

(17) Müslim: 11/27 No: 2696, Hadislerle Müslümanlık: 4/1645

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle