MAKALE

Eğitim Müfredâtı, Hâfıza ve Ezber Üzerine Notlar
YAZI BOYUTU :

Dr. Ahmet KILIÇ

Son yıllarda ‘Eğitim müfredatının ezberciliği teşvik ettiği, hafızayı körelttiği ve çağdaş eğitim sisteminin uygulanması gerektiğini’ söyleme modası yaygınlaştırılmıştır. Bir anlamda ezberciliğin, ezberci eğitimin olumsuzluğu, ‘tartışılması mümkün olmayan bir hakikat’ gibi telkin edilmektedir. Ezberci eğitimi mahkûm etmenin bir uzantısı olarak, hâfıza kavramını hafife alan değerlendirmeler piyasaya sürülmektedir. Günümüzde insanlar ‘hafızam zayıftır’ demekten çekinmezler. Fakat zekâ seviyesi konusunda olumsuz söz söylenmesinden rahatsız olurlar. Bir anlamda ‘ben geri zekâlıyım’  diyen hiç kimseye rastlamamız kolay değildir. Çünkü değerler hiyerarşisinde ‘zeka seviyesi’ yüksek bir mevkide iken hafıza unsuru küçümsenir. İnsanlar psikolojik olarak kendisine yapılan hakaretler içerisinde en çok “geri zekâlı”, “akılsız” ya da “aptal” gibi sözlerden alınır ve bunu kendilerine yapılan bir hakaret olarak görürler.

  
 
Eğitim Müfredâtı, Hâfıza ve Ezber Üzerine Notlar

EĞİTİM ve öğretim faaliyetleri, bir milletin ayakta kalabilmesi, maddi ve manevi değerlerini koruyabilmesi için hayati bir öneme haizdir. Geniş anlamıyla İslâmi eğitimi, “Mükellefe Allah’ın razı olacağı davranışları kazandırmak” şeklinde ifade etmek mümkündür. Dolayısıyla tek yönlü bilgi aktarımı (öğretim) ile güzel ahlâkı/terbiyeyi esas alan eğitim arasında, bazı farklar vardır. Eğitim ve öğretimde kullanılacak usûlün, mükellefin içinde bulunduğu hâle, yaşadığı zaman dilimine, sünnete ve maslahat-ı mürseleye uygun olması gerekir.

Eğitim faaliyetlerinin hem maddi boyutunun, hem de manevi boyutunun olduğunu söylemek mümkündür. Başka bir ifadeyle, madde ve ruhtan oluşan insanın, maddi gelişimini sağlayacak öğretim kadar, manevi yönünü tatmin edip ruhen yükselmesine vesile olacak eğitime de ihtiyaç vardır. Mutasavvıf şair Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir” şeklindeki tespitinde de vurgulandığı gibi, eğitimin en önemli amacı insanın yaratılış hikmetine uygun olan davranışları kazanmasıdır. Dolayısıyla eğitimin vazifesi, insanın fıtratında bulunan ruhi ve bedeni kabiliyetini geliştirmek, sağlıklı ve uyumlu bir şekilde temayüller ve kabiliyetler arasında denge kurmaktır. Son yıllarda ‘Eğitim müfredatının ezberciliği teşvik ettiği, hafızayı körelttiği ve çağdaş eğitim sisteminin uygulanması gerektiğini’ söyleme modası yaygınlaştırılmıştır. Bir anlamda ezberciliğin, ezberci eğitimin olumsuzluğu, ‘tartışılması mümkün olmayan bir hakikat’ gibi telkin edilmektedir. Ezberci eğitimi mahkûm etmenin bir uzantısı olarak, hafıza kavramını hafife alan değerlendirmeler piyasaya sürülmektedir. Günümüzde insanlar ‘hafızam zayıftır’ demekten çekinmezler. Fakat zekâ seviyesi konusunda olumsuz söz söylenmesinden rahatsız olurlar. Bir anlamda ‘ben geri zekâlıyım’ diyen bir kimseye rastlamamız kolay değildir. Çünkü değerler hiyerarşisinde ‘zeka seviyesi’ yüksek bir mevkide iken hafıza unsuru küçümsenir. İnsanlar psikolojik olarak kendisine yapılan hakaretler içerisinde en çok “geri zekâlı”, “akılsız” ya da “aptal” gibi sözlerden alınır ve bunu kendilerine yapılan bir hakaret olarak görürler.

Hafıza (bellek); insan beyninde, bilgileri ve geçmiş deneyimleri kodlama, depolama, düzenleme, saklama ve geri çağırma kabiliyetidir. Hafızanın, bilgileri saklama bakımından, saklama süresi, 1 saniyeden daha az olan duyusal hafıza (sensory memory), bir dakikadan daha az süreli kısa-dönemli hafıza (short-term memory), ve ömür boyu sürebilen uzun-dönemli hafıza (long-term memory) aşamalarından bahsedilir. Bizim burada “ezber meselesi” olarak üzerinde durmak istediğimiz, kalıcı bilgilerin saklandığı, uzun dönemli hafızadır. Uzun dönemli hafıza, genel olarak ‘hafıza’ terimini ifade eden bir keyfiyete haizdir. Şunu da belirtmek gerekir ki; duyularımızın dış dünyadan yakaladığı ve kodladığı uyarı ve işaretler, uzun-dönemli hafızaya, duyusal hafıza ve kısa-dönemli hafıza içinden geçerek gelmektedir. Toplumlar için kollektif hafıza, bütün manevi değerlerin ve geleneklerin sürdürülmesinde hayati bir öneme haizdir. Bilgi ve gelenekler, bir nesilden diğerine sözlü veya yazılı olarak aktarılır. Yazı, görsel ve işitsel medya, bilgisayar kayıtları, beyin dışındaki hafıza, dış hafıza, olarak görülebilir. Dış hafıza ile hafızamız, yani iç hafıza, elbette aynı şey değildir. Hafızamız hata ve yanılgılara maruz olsa da bilinçli olarak veya bilincimiz dışında da zihnimiz iç hafızamız üzerinde işlem yapmaktadır. Hafıza, tarihin deposudur. O yüzden hafıza derinliktir. Bir bilgiyi özümsemek, bellekteki (hafızadaki) verilerin işlenmesi ile mümkün olabilir. Son yıllarda sürekli olarak ezberciliğin aleyhinde bulunan eğitim uzmanları sayesinde ezberlemek önemini yitirdi, ezber kalmadı, neredeyse öğrencilerin hafızasında hiçbir bilgi depo edilemedi. Eğitimdeki olumsuzlukların genellikle ‘ezberciliğe’ atfedilmesi, bazı problemleri beraberinde getirdi. Oysa asıl sorunun bilgi düzeyindeki yetersizlik ve anlama zafiyeti olduğu noktasında hiç durulmadı. Masal anlatan nineler kalmadı. Artık şiir ezberlenmiyor. Menkıbeler, hikâyeler, tarihi kıssalar gündemde bile değil. Tarih hafızası daraldı. Bir kaç beyitlik bir ezgi söyleyen kimi sanatçılar ellerindeki kâğıttan okuyorlar. Büyük hatipler kalmadı neredeyse. Çünkü hafıza artık kullanılmamakta, ihmal edilmektedir. Hâlbuki anlamaya giden yol hafızadan, ezberden geçer. Hafızada malzeme yok ise, neyi anlayacağız? Değirmende buğday yoksa neyi un yapabiliriz? İpek böceğinin biriktirdiği dut yapraklarından ipek yapması gibi, hafızadaki malzemeden bilgi inşa edilmektedir. Bu noktada şu suali sorabiliriz:’ Hafıza ve ezberin tahfif edilmesinin ideolojik arka planı nedir? Ezber karşıtlığı, hafıza (bellek) kaybına dönüşmektedir. Bilgisayar insan zihni örnek alınarak tasarlanmaktadır. Hard diski olmayan bir bilgisayar ne ise hafızası, kendisi ya da eğitim sistemi tarafından iptal edilmiş insan da odur. Hafıza ve ezberin tahfif edilmesinin, bizim ülkemizde, ne yazık ki ideolojik arka planı vardır. Geçmişinden utanan, geçmişin unutulmasını isteyenler ezber ve hafıza karşıtlığını empoze etmeye çalışmışlardır, çalışmaktadırlar. Kimileri de ideolojik arka planın farkında değildir. Bir zamanlar, ilkokullarda, “Geçmişi unut yeni yolu tut” ile başlayan bir şiir ezberlettirilirdi. Hafıza ve zihin dünyamız, duygu dünyamız ile sınırlı tutulmuştur. Elbette düşüncelerimiz ile duygularımızın belli bir münasebeti vardır. Çok etkilendiğimiz hadiseleri uzun süre, bazen ömrümüzün sonuna kadar hiç unutamayız. Eğer ezber aleyhinde bir algıya sahipsek, zihin bilgileri kısa süre sonunda silmektedir, uzun süre bellekte tutmamaktadır.

İnsan zihni pozitif bakışla yaklaştığımız şeyleri hafızaya kaydeder. Eğer ezbere negatif bakarsak, hafıza bilgiyi kaydetmekten vazgeçer. Burada dile getirmek istediğimiz bilgileri ezberleyip orada kalmasını tasvip etmek değildir. Asıl olan anlamak ve yorumlamaktır. Ama anlamayı ve yorumlamayı da ancak hafızadaki malzemeyi kullanarak yapabiliriz. Ezber aleyhtarlığı anlamayı öne çıkarmak adına yapılıyorsa, bu tutumun bizzat kendisi anlamanın önündeki en önemli engeldir. Ezber aleyhtarlığı hafıza denilen depoyu berhava etmektedir. Bu noktada meşhur olan bir hikayeyi de nakledelim: Dört yıl süre ile İran’ın Rey kentinde büyük medresede eğitim gören El-Gazali (o zaman henüz İmam-ı Gazali değil, talebe Gazali’dir) felsefe, metafizik ve bu medresede verilen bütün dersleri izlemiş ve öğreneceği bir şey kalmadığı kanısına varınca, doğduğu kente dönmek üzere yola çıkmıştı. O zamanlar tek başına yolculuk yapmak zorunda kalan herkes gibi Gazali de dönüş yolunda bir kervana katılmıştır. Çölde karşılarına çıkan bedeviler kervanı soymuş ve bu arada Gazali’nin içinde derslerde tutuğu notları bulunan heybeyi de almışlardı. Bunun üzerine Bedevilerin başı olan eşkiyaya yalvaran Gazali, ‘heybesinin içinde ders notlarından başka bir şey bulunmadığını ve bunların da okuması yazması olmayan kimselerin işine yaramayacağını’ anlatarak heybesini geri vermesini istemiştir. Bunun doğru olduğunu kendi gözleri ile gören eşkıya, heybeyi Gazali’nin ayaklarının dibine fırlatarak şöyle demiştir: “Ben insanların medreseye kağıtlar dolusu yazı yazmak için değil, ilim öğrenmek için gittiklerini sanıyordum. Ben şimdi bu heybeni sana geri vermezsem, senin hiç bir ilmin kalmayacak mı?” Bedevilerin lideri olan haydutun tespitinden ve sorduğu sualden çok etkilenen Gazali kervandan ayrılarak Rey’e geri dönmüş ve bu kez hiç not tutmadan dört yıl daha tahsiline devam etmiştir. (Bernal J.D., çeviren: Deniz Yurtören; “Modern Çağ Öncesi Fizik”, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 1995, Ankara.) Bu noktada şu inceliğe işaret etmekte fayda vardır. Eğitim ve öğretim müfradatını hazırlayan uzmanlar arasında hafıza ve ezber düşmanlığı yaygın olan bir kanaattir. Ezbercilik karşıtı söylemin, ne tür argümanlar ile savunulursa savunulsun hiç bir faydası yoktur. Öğrenciye ezberci olmayın tavsiyesi yerine ne olması gerektiği öğütlenmelidir. Günümüzde ‘çağdaş eğitim’ (modern) adına hafıza kabiliyetini hafife alan ve ezberciliği mahkûm eden anlayış, geçmiş ile hesaplaşma duygusunu ön plâna çıkarmaktadır. Geçmişle-tarihle hesaplaşayım derken nesiller zihnen boşaltılmaktadır. Elbette bilgi, zaman ve mekândan münezzeh olamaz. Eğitimde, daima, zaman (tarih), mekan (coğrafya) ve anlam birlikte verilmelidir. Muhtemeldir ki; bilgi üretme konusundaki zafiyetimiz hafıza karşıtlığı ile de bağlantılı olmalıdır. Yeni bilgi üretimi, mevcut bilginin iyice hazmedilmesi ile mümkün olabilir. İyice öğrendiğimiz bir şeyi, ezberledim, yuttum deriz. İngilizce’de yuttum anlamında ezberlemek, kalpten öğrenmektir (to learn by heart).  Tefekkür, hafızaya dayanır. Hafıza belli bir düzeyde birikime ulaştı mı, adeta taşar, yazı yaz(ıl)mak, dile dökülmek, dışa vurulmak ister. Bu noktada yeni bir parantez açalım: Yazmak, açmaktır. Sofra bezini yere sermek ifadesinde olduğu gibi. Yazı yazmak veya sofra bezini sermek benzer anlamdadır.

Hafıza ve ezber düşmanlığı öylesine bir felâkettir ki, insanımızı ve toplumumuzu bu afetten kurtarmadığımız müddetçe, her şeyimizi kaybedebiliriz. Hafıza, yeri başka şeylerle doldurulması mümkün olmayan bir nimettir. Geçmişsiz bir şimdi olamıyacağı gibi, geleceği de düşünemeyiz. Tıpkı köksüz bir ağaç olmayacağı gibi. İnsan belirli zaman içinde yaşayan varlıktır, fakat geçmişten beslenir. Tarihte, olayların kronolojisi, olayların zaman cetvelinde bir yere tutturulduğu düğüm noktaları gibidir. Ezberi tahfif etmek, hafızasında bir şiir dahi olmayan, tarih hafızasını yitirmiş, gününü gün eden, kültürsüz ve tefekkür edemeyen nesiller yetişmesine hizmet eder. Bunun nelere sebeb olacağını tekrar tekrar düşünmemiz gerekir.





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle