İNCELEME

Hayâ / Hicap Tüketicileri
YAZI BOYUTU :

Mustafa ÇELİK

İslâm, teslimiyette ve temsilde ârıza kabul etmez. İslâm dini, kendi ilkelerine, kural ve kaidelerine aykırı olarak başkalarına benzemeye götüren her türlü yaşama tarzını, davranışı, kaynaşmayı münker olarak ilân etmiştir. Görünüşleriyle insanlara Allah’ı hatırlatmaları gerekenler, insanlara şehveti hatırlatıyorlarsa, tehlike büyük demektir. İbn Abbas’tan rivâyet edilen hadis-i şerifte; “Birlikte oturduğunuz dostlarınızın en hayırlısı, görünüşüyle size Allah’ı hatırlatan, sohbetiyle sizin güzel amellerinizi arttıran, salih ameliyle/güzel fiil ve davranışlarıyla size âhireti hatırlatan kimsedir” buyurulmaktadır. İmam-ı Suyutî, İbn Abbas’tan rivâyet edilen bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Müslümanın görüntüsü, Müslümanın yüzü başkasının yüzüne benzemez. Şair ne güzel söyler: “O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır; O yüz ki, göz değince Allah hatırlatır...” 

 
Hayâ / Hicap Tüketicileri
 

İSLÂM toplumu; şehvet ve şöhret değil, hayâ ve hayat toplumudur. Bu toplumda mü’minlerin bir görünüm âdapları vardır. Mü’minler göründükleri insanlara Allah’ı hatırlatırlar. “... Esma bint-i Yezîd (Radıyallâhu Anha)’dan rivâyet edildiğine göre; kendisi Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in (sahâbîlerine) : «Dikkat ediniz! Ben size en hayırlı olanlarınızı bildirmeyeyim mi?» buyurduğunda, sahâbîlerin (de) : Belâ (yâni bize bildir) Yâ Rasûlallah, diye karşılık verdiklerine; Rasûl-u Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in (bunun üzerine) : “Sizin en hayırlılarınız o (mü’min) kimselerdir ki görüldükleri zaman Allah (Azze ve Celle) hatırlanır buyurduğuna şâhid olmuştur.”(1) İbn-i Ömer (Radiyallahu anhuma)’dan Rasûlüllah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki: “Meclisinde bulunacağınız en hayırlı kimseler, görüldüğünde size Allah’ı hatırlatan, konuşması ilminize bereket katan ve ameli âhirete rağbetinizi artıran sâlihlerdir.”(2) İbn Abbas’tan rivâyet edilen hadis-i şerifte: “Birlikte oturduğunuz dostlarınızın en hayırlısı, görünüşüyle size Allah’ı hatırlatan, sohbetiyle sizin güzel amellerinizi arttıran, salih ameliyle/güzel fiil ve davranışlarıyla size âhireti hatırlatan kimsedir”(3) buyurulmaktadır. İmam-ı Suyutî, İbn Abbas’tan rivâyet edilen bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Müslümanın görüntüsü, Müslümanın yüzü başkasının yüzüne benzemez. Şair ne güzel söyler: “O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır; O yüz ki, göz değince Allah hatırlatır...” Görünüşleriyle insanlara Allah’ı hatırlatmaları gerekenler, insanlara şehveti hatırlatıyorlarsa, âmentü yara almış demektir. Evli Müslüman erkek ve kadınların sokakta, parkta, deniz sahilinde insanların gözleri önünde el ele tutuşup öpüşmeleri, sevişmeleri, hayâ –hicap tüketciliğidir. Bunlar hayâsız bir toplum inşâ etmenin işçileridir. Hz. Peygamber (sav) ve sahâbeler hanımlarıyla birlikte yolda yürümüşler, toplumda iffetleriyle dolaşmışlardır. Ama hiçbir zaman insanların gözleri önünde birbirlerine sarılmamışlar, öpüşmemişler ve sevişme sahneleri ortaya koymamışlardır. Bunun aksini iddia etmek, Hz. Peygamber’e ve sahâbesine iftira olur. Yapilân bütün işlerde insanları sui zannına sebep olacak tavır ve hareketlerden kaçınılmasına dair aşağıdaki peygamber hadisi Hz. Safiyye (r.anha)’den rivâyet edilmiştir: Hz. Peygamber’in zevcesi Safiyye (r.anha), Ali b. Hüseyin’e şöyle haber verdi: Peygamber mescitte bulunuyordu. Kadınları da yanında idiler. Kadınlar, evlerine doğru yürüdüler. Peygamber, Huyey kızı Safiyye’ye hitaben: “Acele etme de seninle gideyim” dedi. Safiyye (r.anha)’nin odası Umame’nin evinde idi. Derken Peygamber Safiyye ile birlikte dışarı çıktı. Bu sırada Ensar’dan iki kişi ile karşılaştı. Onlar Peygamber’e baktılar, sonra da ileri geçtiler. Peygamber onlara: “Buraya geliniz. Bu kadın, Huyey Kızı Safiyye’dir” buyurdu. Onlar: “Ya Rasûlallah, biz böyle bir şey düşünmeyiz.” dediler. Hz. Peygamber: “Şüphesiz şeytan, insanın bedeninde kanın aktığı yerde akar. Ben, şeytanın gönüllerinize bir şüphe atmasından endişe ettim” dedi.(4) Dikkat edilirse, Hz. Peygamber (sav) Hz. Safiye (r.anha) validemizle karanlıkta başbaşa yürüyorlar. Ama Hz. Peygamber (sav) şeffaf davranıyor. Fitne meydana gelmesin diye açıklama yapıyor, buradan bir dedikodu çıkartılabilir diye… Şimdi düşünelim kanlarımızda şeytan dolaşıyor. El ele, kol kola sarmaş dolaş, öpüşerek bizi görenler bizim hakkımızda su-i zannda bulunurlarsa, şehvet yönünden tahrik olup zinaya başvururlarsa bunun vebali bize ait değil mi? Şehvete tapmak, insanları şehvete ve şöhrete teşvik etmek, müşrik toplumun vasfıdır. Müşrik toplumun âmentü esaslarından birisi de şehvete tapmaktır.(5) Rabbimiz buyuruyor: “İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in, Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvetlere tâbî olan bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azâba çarptırılacaklardır.”(6) Genelde Peygamberlerin, özelde ise Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in ayak izlerini kaybetmiş olan ve şehvetlerine tâbî olan bir nesil ile karşı karşıyayız. Nikâhlı eşlerini alıp sokakta, parkta, deniz sahilinde insanların bakışları nazaretinde el ele, kol kola sarmaş dolaş olup öpüşenler, sevişenler, “Kur’ân Nesli”nden değil “Şehvet Nesli” nden olanlardır. Bunların Hz. Peygamber (sav)’in hanımlarıyla olan ilişkilerini gündeme getirmeleri bir istismardan başka bir şey değildir. Evet, Peygamberimiz (sav) hanımlarıyla aralarındaki sevgi bağlarını pekiştirecek, yakınlığı artıracak tarzda senli-benli olurdu. Bunun en güzel örneklerinden biri, Hz. Aişe ile evliliklerinin ilk yıllarında yaptıkları koşudur. Validemizin anlattığına göre, Rasûlullah (sav) bir sefere giderken yanına Hz. Aişe’yi almıştı. Yolda yürüyorlardı. Hz. Peygamber (sav) yanındaki sahabe-i kirama “Siz yürüyedurun” buyurdu. Sahabîler bir hayli gittikten sonra Hz. Aişe’ye “Yarışalım mı?”diye sordu. Hz. Aişe de bu teklifi severek kabul etti. Yarıştılar; genç ve enerjik Hz. Aişe yarışı kazandı. Aradan yıllar geçtikten sonra yine bir seferde beraberdiler. Hz. Peygamber (sav) yine “Yarışalım mı?” diye sordu. Hz. Aişe bir zamanlar yaptıkları yarışı hatırlayarak teklifi memnuniyetle kabul etti. Yarıştılar; bu defa da Hz. Aişe kaybetti. Çünkü kendi ifadesiyle söyleyecek olursak kilo almış, biraz şişmanlamıştı. Hz. Peygamber (sav) gülerek, “Bu, vaktiyle kazandığın müsabakanın rövanşıdır” buyurdu.(7) Dikkat edilirse, Hz. Peygamber (sav) Hz. Aişe ile başbaşa kalmışlar, sahâbeler ilerleyip gittikten sonra koşu yarışması yapmışlardır. Müslüman nikâhlı olan eşliyle kimsenin görmediği bir yerde el ele, kol kola sarılabilir, öpüşebilir. Bunda bir beis yoktur. Ama başka insanların şehvetlerini uyandırmak, onları tahrik etmek dinde helal değildir. Fitneye sebebiyet vermek fitnedir. Zinaya sebebiyet vermek, zinadır. Şer’i nikâhı olmayanın flört teklifine; ‘ben Allah’tan korkarım’ diyen genç, arş’ın beklenen misafiridir.. Mahremiyet Müslümanların kutsalıdır. Mahremiyeti tüketmek, dinen tükenmektir. İslâm bir hayâ ve hayat dinidir. Dinimiz bütün zamanlarda ve mekânlarda bizden hayâ ve hayat ister. Rabbimiz uyarıyor:

“Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz bulûğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Çocuklarınız ergenlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”(8)

Çocukların anne-babalarını uygunsuz bir halde görmemeleri için izinsiz yatak odalarına girmelerini yasaklayan bu âyet, yatak odalarında yapacakları hareketleri sokakta yapmaya kalkışan anne-babalara hiç müsaade eder mi? İki nikâhlının el ele tutuşması, birbirlerine sarılmaları, birbirlerini öpmeleri helaldir. Ancak bu helal herkesin gözü önünde, sokakta işlenemez. Çünkü her helal her yerde işlenmez. Bakınız Kur’ân okumak, bir ibâdettir. Kişi ben ibâdet işliyorum diye hamamda, tuvalette Kur’ân okuyamaz. Kutu’l-Kulub kitabında, kimsenin adı verilmeden şu bilgiye yer verilmiştir: “Rivâyete göre (selef-i salihin) diyorlardı ki: “Biz bir harama girme endişesiyle yetmiş helali terk ederdik.”(9) Allahû Teâla buyuruyor: “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”(10) Cenab-ı Hak “Zinaya yaklaşmayın” diye emrediyor. “Zina yapmayın!” demiyor, “Yaklaşmayın!” diyor. Onun için İslâm âlimleri zinaya vesile olabilecek, davetçilik mânâsına gelebilecek, tahrik ve teşvikçi görüntülerin, görünümlerin dinde yasak olduğunu beyan etmişlerdir. Hayâyı, hicabı, tesettürü tüketmeye yönelik bütün girişimler, şehvet putuna tapınmanın işaretleridir. Tesettür; güzelliği (eşinden başkasına) örtmek, namahrem nazarlardan (bakışlardan) sakınmak ve namusu korumak içindir. Asrımızda genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise ülkemizde Müslümanlar mahremiyeti tüketme devrini yaşıyorlar. Düşmana gerek kalmadan dinlerinin kural ve kaidelerini bir bir ihlâl edip aşındırıyorlar. Hayâ ve hayatın sembolü tesettür can çekişiyor. Renkrenk, moda moda başörtüler, atlası, ipeği, yerlisi, ithali, bin bir çeşit... Ama farklı etiketlere, değişik firma isimlerine aldanmayın; hepsinin markası tek: “Bak bana!” marka. Dışı kâfirleri hâlâ yakmayı sürdüren başörtüsü, içi Müslümanları yakmaya başladı. Müslümanlar başörtüsü mücadelesini kazandık derken başörtüsünün içindeki başı kaybettiler. Üstü kapalı altı havalı, uygunsuz etek üstü türban, altta dar kot pantolon üstte başörtüsü, bacakları açık ama başı kapalı tipler; Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu dedirtecek şekilde, altı kaval üstü şişhane görüntüsü... Süslü kubbesi olan bir câminin alt katının tapınak olarak kullanıma açılması gibi bir şey. Başında sarık, ayağında mayo olan imam kıyâfeti ne ise onun gibi. Ne var bunda demeyin, sarıklı imamın giydiği mayonun Ha-Şe-Ma yani, Hakiki Şeriat Mayosu değil; Batılıların giydiği cinsten iki parmaklık mayo olduğunu düşünün. Sakallı ve başında sarığı olan genç bir imamın sosyete plajında bakınarak gezinmesi ne ise, aynı ve belki daha ağır değil midir, çarşı ve pazarda (hal diliyle “şişşt, baksana bana!” diye konuşan giysi içinde) kendine baktırarak gezinen başörtülü kız. İkişer kelimelik kısa tanımlarla özetlersek: “Başörtülü açıklık”; “örtülü çıplaklık”; “tesettürsüz örtü.” Şunlar da üçer kelimelik: “Cilâlı baş devri”; “cennetle cehennem koalisyonu”; “sulandırılmış İslâm’ın görüntüsü”; “zakkum aşilânmış çiçek”; “zehir karıştırılmış bal.” Konserlerde alkış ve ıslıkla da yetinmeyip dans eder gibi hareketlerle tempo tutup sanatçının ezgisine/şarkısına koro elemanı gibi katilân başörtülü kızlar kimse tarafından yadırganmıyor artık. Çarşılarda özgürce gezmekle tatmin olmayan başörtülü bayanların bir kısmı, deniz kenarlarında, park ve pastanelerde özgür takılıyorlar, herkesin içinde şuh kahkahalar atâbîliyor, çarşıda (şimdilik) kız arkadaşlarıyla öpüşebiliyor, çok rahat tavır ve cıvık cinsellik kokan davranışlardan, bazan kol kola bir yabancı erkekle fingirdeşmekten bile çekinmiyorlar. Peygamberimiz (sav) “giyinik olduğu halde çıplak gibi görünen kadınları, Cehennem ehlinden” saymıştır.(11) Tesettürlü olmakla birlikte fitne ortamına hiç yer vermeyecek davranışlar da şarttır. Esasen Tesettür bizim kadim kaynaklarımızda yoktur. Hicap, cilbab vardır. Buna benzer ifadeler vardır. Şimdi hicap kelimesine baktığımız zaman; hicap bizim Türkçemizde ‘hicap duydum’ demek, utandım demektir. Hayâ çağrışımı vardır. Bir de hicap kelimesinde sakınmak manası vardır. Tesettür kabaca örtünmek... Hicap veya ihticap; sakınmak, hayâ duymak, anlamına geliyor. Bize aslında tesettürün temel esprisini veriyor bu kelime... Bir kadının kendi yüreğinde bir sakınma duygusu yoksa ar ve hayâ duygusu yoksa tesettür sadece onu ambalajlar. Bir ambalajda çok cazibeli olabilir. İlgi toplayıcı olabilir. Dolayısıyla Müslüman bayan, erkeklerin de bulunduğu sosyal hareketlere katılır veya yabancı erkeklerle meşrû ölçüler içinde konuşurken, her şeyden önce dişiliğiyle değil; kişiliğiyle bulunmalıdır. Bir kadın için, sosyal hayatta tesettür her şey değil; bir şeydir. Onsuz olmaz ama onunla da her şey tamamlanmış değildir. Kahkaha gibi aşırı ve sesli gülme, yabancı erkeklerle şakalaşma, gereksiz samimi tavırlar, kadınsı işveler, yapmacık edâ ve sesin güzelleştirilmesi için doğal olmayan çabalar vb. iffetli Müslüman bir hanıma yakışmayacak ve Müslümanlarca yadırganacak ya da farklı gözle değerlendirilecek her türlü tavırdan kaçınılması gerekir. Hayâ Müslüman toplumun omurgasıdır. Hayâ büyük oranda tesettürle teminat altına alınıyor. Tesettürde meydana gelen her aşınma toplumun omurgasızlaşmasına sebeptir. Müslüman hanımın bu ölçülere riâyet etmeden sosyal hayatta yer alması ya da erkeklerle konuşması, hem kendine, hem dâvâsına, hem tesettürlü hanımlara, hem İslâm’a ve hem de Müslüman kadınların toplumda Müslümanca yer etmesi için gereken ortamın ve örfün oluşması önündeki zincirlerin kırılma çabalarına çok büyük zararlar verecektir. Allahû Teâla ayetleriyle bizleri uyarıyor. Tesettür emri verilen âyetlerde, tesettürün hikmetlerini Rabbimiz şöyle bildirmiştir: 

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (12) 

“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer) lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!”(13) 

“Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır.”(14)

Şimdi düşünelim bu âyet-i kerime’de yer alan bu ölçülere göre kişi, sosyal medyada kendi fotoğraf(lar)ını paylaştığında tesettüre uygun davranmış olur mu? Maddeler halinde açıklayalım : Fotoğraf paylaşmak, tesettürün hikmetlerinden biri olan “namahrem nazarlardan korunma“ya zıt olan bir davranıştır. Her ne kadar tesettürünü tam yerine getirmiş olsa da kişinin yüz güzelliği ve kıyafetleri ile kişi, yabancı erkeklerin -rahatlıkla- dikkatini çekebilir. Ayrıca bu fotoğrafların, çoğunlukla kişinin en güzel ve en alımlı olduğu fotoğraflar olduğunu varsaydığımızda yabancı erkeklerin nazarlarından sakınmaktan ziyade daha çok dikkat çekebilir. Sosyal medyada fotoğraf paylaşmak demek bir manada “insanlara kendini göstermek” demektir. Tesettürlü bir bayanın asıl amacı ise “kendini, güzelliğini namahremlere karşı örtmek, korumak ve hayâ etmek”tir. Bu iki davranışın birbirinden farklı olduğu çok açıktır. Belki akıllara; “Ama dışarıda da bu şekilde dolaşıyoruz, o zamanda mı tesettüre uygun davranmamış oluyoruz?” gibi soru gelebilir. Fakat kişi dışarıda zorunlu bir nedenle bulunuyor (eğitim, iş, vs. gibi), ama sosyal medyada fotoğraf paylaşmak sadece keyfî bir durumdur. Dışarıda ciddi ve tevazu ile mümkün olduğunca bakışlar yerde olacak şekilde hareket edildiği için tesettüre uygun davranılmış oluyor. Bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur :

“Kadın, örtülmesi gerekli olan bir varlıktır ve evden dışarı çıkınca şeytan gözünü ona diker. Kadının, Allah’a en yakın olduğu yer evinin içidir.” (15)

Bu hadisten açıkça anlaşıldığı gibi, kadın örtülmesi gereken bir varlıktır ve mümkün oldukça evden çıkmaması gerekir, sosyal medyada fotoğrafını paylaşan kişi, kendini 7/24 ev sınırlarından dışarı çıkarmış olur ve insanlara fotoğraflarını kopyalama, saklama, sürekli bakma ve farklı amaçlarla kullanma olanağı sağlar. Bu durumlar, kişi açısından tesettürdeki hikmetlere zarar verebilir. “Sebep olan yapan gibidir” sırrınca, erkeklerin harama girmesine sebep olduğu için fotoğraflarını paylaşan kişiyi de günaha sürükler. Allahû Teâla, bizleri bu konuda uyarmıştır : “Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter.”(16) Fotoğrafını paylaşan bir bayan, namahrem erkeklerin eline, istediği zaman açıp bakabileceği ve baktıkça günaha gireceği bir fotoğraf vermiş ve buna önayak olduğu için kendi de günaha girmiş olur. Bir hadis-i şerifte Rasûl-i Ekrem aleyhisselatu vesselâm Hz. Ali radıyallahu anh’a şöyle buyurmuştur : “Ey Ali! Bakış bakışı izlemesin. İlk bakış sana ait (mübah), sonraki ise sana ait değildir.”(17) Kadını dışarıda gördüğünde bir ya da -Allah’tan korkmazsa- iki defa bakabilecek olan erkeklerin, keyfî (zorunluluk olmadan) paylaştığı fotoğraflarına istediği kadar bakabilmesi, Efendimiz’in Hz. Ali’yi uyardığı bakışlara (keyfî bir nedenle) fırsat vermesi nedeniyle paylaşan kişiye de erkek o fotoğraflara baktıkça günah olarak yazılabilir. Ayrıca erkeklerin, yaradılışlarından gelen ‘en ufak bir şeyden bile etkilenen’ yapıları var ve bu fotoğraflara bakan erkeklerin çoğu genelde farklı amaçlarla bakarlar. Bunlara delil olarak; “sadece internette” fotoğraflarını görüp etkilenen ve tanışıp evlenen birçok çifti gösterebiliriz. Bir bayan, kendisine pis nazarlarla, şehvetle bakılmasını istemez ve istememelidir. Bu yüzden buna sebep olacak ve karşısındakini günaha ve yanlışa sevk edecek davranışlardan kaçınmalıdır. Said Nursî (rh.a.) der ki: “Sanem-perestliği şiddetle Kur’ân menettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suret-perestliği de meneder. Medeniyet ise, suretleri kendi mehasininden sayıp Kur’âna muaraza etmek istemiş. Hâlbuki gölgeli gölgesiz suretler ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riya-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevaya, hevesi kamçılayıp teşvik eder. Hem Kur’ân merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için, hayâ perdesini takmasını emreder. Tâ hevesât-ı rezilenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesât, ehemmiyetsiz bir meta’ hükmüne geçmesinler...” “Hususan suretperestlik, ahlâkı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır: Nasılki merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrib eder. Öyle de: Ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverane bakmak, derinden derine hissiyat-ı ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrib eder.”(18) Bir kadının fotoğraf paylaşmasını ümmet-i Muhammed’in açısından düşündüğümüzde ise, “tesettürlü bir bayanın rahatlıkla fotoğraflarını paylaşması” olayını normalleştirmiş oluyor ve etrafındaki birçok arkadaşının kendisinden cesaret alarak, ya da “O bile paylaşıyor demek ki o kadar da kötü bir şey değil” diye düşünüp onların da fotoğraf paylaşmasına sebep olabilir ve zamanla bu ümmet-i Muhammed’in kadın ve erkeklerine yayılıp (ki şuan öyle) normalleşmesine ve ahlâkın zamanla bozulmasına sebep olan bir hareketin piyonu olur. “Benim profilim ve fotoğraflarım sadece arkadaşlarıma açık ve namahrem erkekler ekli değil, o zaman da paylaşmam sakıncalı mı?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Fakat sosyal medya artık herkesin cep telefonunda ve sürekli açık bir halde, kız arkadaşlarınızın abileri, erkek kardeşleri ya da erkek kuzenleri rahatlıkla arkadaşınızın telefonundan resimlerinizi görebilir ve farklı hislere kapılabilir, hatta otobüste, okulda ya da kalabalık ortamlarda sürekli cep telefonundan girilen sosyal ağlarda sizin fotoğrafınız ekranda gözükebilir. Sosyal medyadan kopyaladığı fotoğraflara (özellikle tesettürlü bayanların fotoğrafları) fotoşop uygulayarak farklı ve uygunsuz fotoğraflara dönüştüren ve dinle dalga geçmek ya da cinselliği öne sürmek amacıyla internette yayınlayan birçok insan var ve bunların altına terbiyesizce yorumlar yapanlar var. Fotoğrafları fotoşopla uygunsuz hale getirenlerin sayısı oldukça fazla ve hukukî mücadeleler bu kişilere etki etmiyor. Aslında masumane olan bir fotoğrafı paylaşan bir bayanın, bir gün hiç beklemediği bir anda karşısına hiç olmayacak şekilde fotoğrafları çıkabilir, bu uygunsuz fotoğrafları ve yorumları kişinin anne-babası, eşi, çocukları vs. görebilir. Böyle olaylara maruz kalan çok sayıda insan var. Bu nedenle böyle insanlara fırsat vermemek ve böyle bir düzenbazlığın içinde kendinizi bulmamanız için fotoğraflarınızı sosyal medyada paylaşmamalısınız. 

Dinin gerçekleşmesini amaç edindiği birtakım temel maksatlar (makâsıd) vardır ve bunlara vesîleler (vesâil) yoluyla ulaşılır. İslâm hukuk metodolojisinde bu anlamı ifade etmek üzere kullanılan kavramlardan birisi de zerâidir. Zerâi, mutlak anlamda kullanıldığında, cevaz ya da yasaklama tarzında bir başka şeye aracı kılınan her türden vesîleyi ifâde eder. Bu yönüyle zerâi, mefsedete götüren yolların kapatılması (sedd) yanında, iyiliğe ulaştıran yolların açılmasını da (feth) ifâde eden genel anlamlı bir kavram olarak karşımıza çıkar. Zerîa; kendisi bizzat yasak olmayan, ancak yapılması durumunda bir başka yasak fiili doğurması muhtemel olan vesilelerin, henüz fiiliyata geçirilmeden önce hukuken yasaklanmasıdır. Zerâi ise, aslı itibarı ile mübah olan ve fakat yapılması durumunda yasak bir fiile götürmesi kuvvetle muhtemel olan şeyleri ifâde eder; Bu hâliyle kelime (başında sedd lafzı olsun ya da olmasın), sedd-i zerâi (yani vesîlelerin engellenmesi) anlamını içerir. Sedd; menetme, engelleme, kapama manalarına gelir. Zerayi’ ise bir şey’e götüren vesîle ve yol manâsına gelen zeria’nın çoğuludur. Bu şey mefsedet, maslahat, söz ve fiil olabilir. Sedd-i zerâyi’ vesîleleri kaldırmak, sebebi tıkamak demektir. Bu durumda harama vesîle olân şey haram, vacibe vesîle olan şey ise vaciptir. 

İmam Karafi (rh.a.) bu konuda şöyle der: “Üstün maksada götüren vesîle üstündür; kötü maksada götüren vesîle ise kötüdür.” “Maksadlara bir takım vesîleler ve sebeplerle ulaşılır; o yollar da maksada tâbî olurlar, onun hükmünü alırlar. Haramlara vesîle olan şeyler de onlar gibi yasaktır. Çünkü birbirlerine bağlıdırlar. Tâat ve sevaba vesîle olanlar da, onlara sebep oldukları için, onlar gibi istenen ve sevilen şeylerdir. Maksada vesîle olan şey maksada tâbîdir; her ikisi de maksuddur. Biri maksad olarak, diğeri de vesîle olarak hüküm alır. Rabbimiz bir şeyi haram kılarsa, ona götüren vesîle ve yollar da haram olur. Çünkü haramdan sakınmak ancak bu şekilde gerçekleşir. Eğer ona vesîle olan şeyleri mübah kılmış olsa; bu, haram kılmakla zıd düşer, bir nevi teşvik olur. Allah’ın hikmeti ile bu asla bağdaşmaz” (19) Rasûlüllah (sav), aslında mubah olduğu halde, tapınmaya benzer bir şekilde, içinde yatanı takdise sebep olabileceği için, kabirlerin üzerine mescid yapılmasını yasaklamıştır. (20) 

Netice olarak evde de, camide de sokakta da mü’min olarak yaşamalıyız. Allah’ın şeriati bize evi, evliliği emreder. Evlerimiz; sükûnet ocaklarımızdır, mahremiyet kalelerimizdır. Bunun için diyoruz ki; şeriat, keyfe kâfidir. Helaller keyfe kâfidir, haramlara bulaşmaya lüzum yoktur. Harama sebep olan helalden vazgeçilir. Hastalık olduğu zaman veya kalabalık yerlerde kaybolmamak, araya başkalarının girmesine engel olmak için evli olanların el ele, kol kola girmesi elbette günah olmaz. Bunda her hangi bir beis yoktur. Bunun haricinde insanların şehvetini tahrik edecek şekilde sarılmalar, öpüşmeler, sevişmeler, batının yaşam tarzını taklit etmekten ibarettir. Yaşamda gayr-i müslimlerle kendimizi eşitlemekten başka bir anlam ifade etmezler. İslâm, teslimiyette ve temsilde ârıza kabul etmez. İslâm dini, kendi ilkelerine, kural ve kaidelerine aykırı olarak başkalarına benzemeye götüren her türlü yaşama tarzını, davranışı, kaynaşmayı münker olarak ilân etmiştir. İslâm’ın tenvir-i hayata ziyaları kâfidir. Hayatın tenviri için İslâm’ın ziyalarını kâfi görmeyenlerin küllisi kâfirdir!

____________________

(1) Sünen-i İbn Mâce, Zuhd, Bab: 4, Hadis no: 4119

(2) Ebu Yalâ, Müsned, 4, 326 (No:2437); Suyuti, Câmiu’s sağir,1, 617 (No: 3995); Münavi, Feyzul Kadir, 3, 467-468

(3) İmam-ı Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/14

(4) Sahih-i Buharî, İtikâf, 11–12; Bu konuda ayrıca bk. Ayşe Abdurrahman, Terâcimü Seyyidâti Beyti’n-Nübüvve, Kahire ts. s. 367–374; Kazıcı, Ziya, Hz. Muhammed’in Aile Hayatı ve Eşleri, İstanbul 2003, s. 299–304; Uraler, Aynur, “Safiyye”, DİA, XXXV, 474–475

(5) Geniş bilgi için bak. Müşrik Toplumun Âmentüsü/Mustafa Çelik

(6) Meryem Sûresi/ 58-59

(7) Ebu Davud,Cihad: 61; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 264

(8) Nur Sûresi/ 58-59

(9) Ebu Talib el-Mekki, Kutu’l-Kulub, 2/434

(10) İsrâ Sûresi/32

(11) Sahih-i Müslim, Libâs 125, hadis no: 2128

(12) Ahzab Suresi /59

(13) Nur Suresi / 31

(14) Nur Suresi / 60

(15) Sünen-i Tirmizi, Rada’, 18; Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, 9368,9969; İbn Hibban, Sahih, 5689, 5690; İbn Huzeyme, Sahih, 1593

(16) Nisa Suresi / 85

(17) Sünen-i Ebu Davud, Nikah, 43; Tirmizi, Edeb, 28; Darimi, Rikak, 3; Ahmed b. Hanbel, V, 351,353,357

(18) bk. Sözler/Said Nursi, Sh: 410, İst/ 1960

(19) M. Ebu Zehra, İmam Malik, Terc. O. Keskioğlu, Sh: 388-389

(20) A. Zeydan, el-Vecîz )i Usûlü’l-Fıkh, Terc. R. Özcan, s. 325-327; M. Ebu Zehra, Usülü’l-Fıkh, Terc. A. Şener, s. 277-278; A. Zeydan, el-Medhal li Dirâseti’ş-Şerîatî’l-İslâmiyye, Sh: 203-20 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle