İNCELEME

Şehvet İsrâfı
YAZI BOYUTU :

Mustafa ÇELİK

Allahû Teâlâ (cc) tarafından insana verilen her arzu ve duygu bir nimettir. Ancak her nimeti, meşrû dairede kullanmak şükür olduğu gibi, o nimeti şerde, haramda, günahta kullanmak da kelimenin tam anlamıyla bir nankörlüktür. İslâm, insanda şehvetin varlığını inkâr etmez. Ancak İslâm şehveti disipline tâbî tutmuştur.Şehvetlerini vahiy ile terbiye etmeyen, terbiye etmeye yanaşmayan, Allah’ın muradına muhâlefet ederek isrâf eder. Bu nedenle diyoruz ki; şehvetin terbiye edilmesi, ertelenemez. Şehevi arzularının galebe çalması sebebiyle, evlenmediği takdirde zinaya düşeceğine kesinlikle inanan bir kimsenin evlenmesi farzdır. Şehvetlerini meşrû yolla tatmin etme imkânları varken gayr-i meşrû yollarda şehvetlerini tüketenler, Allah’ın kendilerine verdiği şehvet nimetine ihanet edenlerdir. Şehvet isrâfı, dengesizliğin, ifrât ve tefritin işaretidir. Vasat ümmetin vasıfları arasında “şehvet isrâfı”nın yeri yoktur.

 
Şehvet İsrâfı
 

İSLÂM fıtrat dinidir. İnsanın fıtratında var olan durumları yok etmez, aksine korur ve kollar. Allahû Teâlâ (cc) tarafından insana verilen her duygu bir nimettir. Ancak her nimeti, meşrû dairede kullanmak bir şükür olduğu gibi, o nimeti şerde, haramda, günahta kullanmak da bir nankörlüktür, emanete bir hıyanettir. İnsanı alçaltır. İslâm, insanda şehvetin varlığını inkâr etmez. Ancak İslâm şehveti disipline tâbî tutuyor... Kontrollü bir şehveti öneriyor.. Şehevi gücü ne yok sayıyor ne de “yok edin” diyor, sadece meşrûiyet zeminine çekiyor. Şehvet duygusu vahşi bir ata benzer, özgür bırakıp her istediğini yapması yanlış olduğu gibi, zincire vurup gezmesini engellemek de başka bir yanlıştır. Sözlükler şehveti şöyle tanımlar: Bir şeye karşı hissedilen şiddetli arzu, ihtiras... Karşı cinse duyulan cinsel arzu... Nefsin azgınlığı... Şehvet hâlkın zihninde, kişisel cinsel ihtiyaçlara yönelik istekler olarak algılanmaktadır. Arzu, istek, temayül, aşırı sevgi; nefsin değer verdiği istekler; cinsel arzu ve istekler. Kelime olarak çok geniş bir anlam alanını kapsayan şehvet, insan nefsinin arzuladığı, elde etmek istediği her şeyi içine almasına rağmen, konuşma dilinde daha çok cinsel arzular anlamında kullanılmaktadır. Kur’ân’da, “Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlara, develere ve ekinlere karşı aşırı sevgi (hubbü’ş-şehavât) insanlar için süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçici metaıdır. Asıl varılacak güzel yer, Allah’ın yanındadır. Deki: Bunlardan daha iyisini size söyleyeyim mi, Allah’tan korkanlar için Rableri katında altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır”(1) âyeti şehvetin sadece cinsel bir arzu, bir dürtü değil, dünya nimetlerine karşı insanın şiddetle arzuladığı elde etme hırsı olduğunu göstermektedir. İnsanda kuvve-i şeheviye diye bir potansiyel güç zaten yaratılıştan beri varolagelmiştir. Ancak bu şehvet gücünün yansımaları ya da sınavı farklı olmuştur. Şehvetteki ifrât insanı fücura, fahşâya, fitneye, günaha sürüklemiştir. Şehvetteki tefrid ise insanı humud, inin yani iktidarsız, isteksiz kılmıştır. Şehvetteki itidal ise insanı iffete taşımış, ahlâkî yücelik ve doğruluk buradan doğmuştur. Vahîyle tezkiye ve terbiye edilmiş şehvet edep ve erdemin merkezi oluverir. Âyette sayılan şehvetlerin meşrû birer nimet olması özelliği, bir de hayalî ve gayri meşrû bir şeye sebep olması özelliği vardır. Birincisinde süsleyen Allah (cc), ikincisinde süsleyen şeytan ve beşerin bilgisizliğidir ki, fenalığı ve kınanması bu bakımdandır. Şehvet nefsin arzu ettiği şeye atılışıdır ki gönül çekmek, canı istemek diye söylenir. Bunun ifrât derecesine hırs-u şereh denilir. Dilimizde şehvet, iştahtan daha özel bir anlama gelir ise de aslında değildir. Burada şehevât, bütünüyle şehvet kesilmiş iştah çekici şeyler anlamına kullanılmış ve aşağısıyla tefsir edilmiştir. Bununla beraber mef’ûl mânâsına alınarak şehvet kendi mânâsında bırakılmak ve aşağısı da “hübb”ün beyanı olmak ihtimâli vardır. Evlat ve hele oğullar demektir. Bunda kadınlar tarafından mülâhaza olunan şehevât sevgisine de bir imâ vardır. Zira “nâs” kelimesi bütün insanlara ve kadın ile erkeğe şâmil olmak üzere genel anlamlı bir kelimedir. Fakat kınama açıkça erkeklere tevcih olunmuş, kadınlar sevmek değil, sevilmek mevkiinde gösterilmiştir. Bununla beraber âyet Allah katındaki mutlak gerçeği değil, bir bakış açısını, bir zihniyeti dile getirmiştir.(2)

Âyette erkeklerin kadınlara olan düşkünlüklerinin belirtilmesi, kadınların erkeklere olan düşkünlüklerinin belirtilmemesinin sebebi, onların bu fıtri temayüllerinin daha zayıf olmasındandır. Nitekim erkeklerin kadınlara olan düşkünlükleri onların tâbîatının en derin köşelerinde yer almıştır. Kadın ise bu konuda daha zayıftır.

Allah insanlardan nesil üretmek ve  bu nesli erkek ile kadın arasından yaratmayı murat ettiği için, erkeklere kadınlara olan meyli daha güçlü yaratmıştır. Çünkü çocuğun yaratılış mahâlli kadındır. Kadının sekiz-dokuz ay gibi bir süre içerisinde çekeceği sıkıntı, onun bu meylini zayıflatır. Erkek ise, bir araya gelmekten başka çocuğun yaratılmasında herhangi bir katkısı olmadığı için, ona verilen duygu tamamen canlıdır.(3) Ayrıca denilebilir ki, kadınların erkeklere olan meyillerinin zikredilmemesi çok nazik bir üslubu göstermektedir. Çünkü karşı cinse şehvetle bakmak, insanlar arasında çok kibar bir davranış olarak görülmez. Nâzik ve nazenin olan kadınların o ince ruhlarının incinmemesi için, Kur’ân’da onların bu yönlerine açıkça vurgu yapılmamış ve bu şekilde onlar himâye edilmiştir.

Fakat burada asıl süslü gösterilip çekici kılınan sevgi ve arzular değil, arzulanan şeyler yani âyette sayılanlardır.

Âyette insanlar için câzip kılınan dünyevî haz ve nimetlerin belli başlıları her biri geniş kapsama sahip olan şu altı maddede özetlenmiştir:

1. Karşı cinse duyulan ilgi,

2. Soyunun devam etmesi arzusu,

3. Sermaye sahibi olma isteği,

4. Kendi dışındaki varlıklara hükmetme, beğeni kazanma (makam, mevki ve şöhret sahibi olma) ve hoşça vâkît geçirmenin verdiği zevk,

5. Hayvanî besinler ve hayvanlardan elde edilen ürünler.

6. Bitkisel besinler ve bitkilerden elde edilen ürünler.

Esasen bunlar toplumlara, zamana ve mekâna göre fazla değişkenlik taşımayan, insanın doğasına yerleştirilmiş (cibillî) arzulardır.(4)

Şehvetlerini meşrû yoldan tatmin etmeyenler, onu isrâf etmiş olurlar. Zina, şehvet nimetinin isrâfıdır. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

“Bizler Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in beraberinde evlenmek için hiçbir şeyi olmayan gençler idik. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize:

‘Ey gençler topluluğu, sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan en iyi saklar ve ferci de en iyi korur. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü oruç onun için bir kalkandır’ buyurdu.”(5)

Şehvet, iki tarafı keskin bıçak gibidir. İslâmiyet, şehvetin yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan meşrû yolla istifâde edilmesini emretmektedir. 

Şehvet duygusu, insanın en önemli yönünü meydana getirir. İnsan vücudunun maddi organlar ve uzuvları dışında bir de duygusal yönü vardır. İnsanın cismi ve cirmi küçüktür. Fakat ruh dünyası, duygu zenginlikleriyle dünyadan ve kâinattan da büyüktür. İnsanın en güçlü özelliği duygularında görülebilir. Ruhun beden ülkesinde devam etmesi de soyut ya da somut olan duygu cihazlarını kullanması ile mümkün olmaktadır. Duyguların fonksiyonlarını tamamıyla yitirmesi, insanlığın sonu demektir. Duygularımız hayır ve şerre, hidâyet ve dalâlete, hak ve bâtıla, güzel ve çirkine, haram ve helâle aynı mesafededir. Hayvan ile insanın en bariz farkı duygularının çeşitliliği ve genişliğinde görülür. Duygular, insanın maddi ve manevi yükseliş ve alçalışının sebebidir. Çünkü insanlık âleminde yükselme ve alçalma mertebeleri sonsuzdur. Duygular, insanın dışarıdaki hayat ile içerideki hayat arasındaki bağlarını kurar. Onların tümü insanın ruhuyla iletişim kuran birer kanaldır. Ateşin ne kadar büyük bir nimet olduğu mâlûmdur. Ancak ateşi yanlış kullanarak yangınlar meydana gelirse, evler, ormanlar yanarsa, ateşin yaratılmasının rahmet olmadığını iddia edemeyiz. Cinsellik, şehvet de bir nimettir. Haramda kullananlar var diye bunun nimet olmadığını iddia edemeyiz. İnsanın şehveti nimettir. Şehvetin insanı felakettir.

Şehvet meşrû yolda terbiye edilmezse, iffet ve hayâyı ortadan kaldırır. Bütün zamanlarda ve mekânlarda şehveti tatmin etmenin ve nesli devam ettirmenin yegâne meşrû yolu nikâhtır. Bütün zamanlarda iffetin en güçlü bekçisi evliliktir. Gençlerin evliliğini, onlardan daha değerli olmayan sebeplerle geciktirenler mesuldürler. Evlilik yerine evsizliğin tercih edildiği bir yerde şehvet insanların hayatlarını teslim alan bir sahte ilaha dönüşür. Allah’a tapmak yerine kendi şehvetlerine tapanlar, dâlaletten başkasını vâzetmezler. Rabbimiz uyarıyor:

“Allah, sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.”(6) 

Dikkat edilirse, Allah’a, fıtrata dönüş anlamına gelen tevbeye karşı ayak diretenler, şehvetlerine tapanlar olarak hayat sahnesinde yerlerini alıyorlar. Elmalılı Hamdi Yazır (rh.a.) der ki: “İlmin tehzibi ahlâk hususunda büyük ehemmiyeti vardır. Lâkin ahlâk işi ilimden ziyade bir irade ve ihtisâs işi olduğundan imân için sade ma’rifet kâfi olmadığı gibi te’minatı ahlâkiyye için de sadece ilim kâfi değildir. Eğer kâfi olsa idi hiç bir kimse hakkı bilirken yalan söylemez, hilâfına hareket edemezdi. Bir gaflet, bir şehvet, bir gadab, bir hased, bir i’tiyad, bir ümid, bir yeis, bir gurur, ba’zan bir kimseye pek iyi bildiği bir hakikatin ve hatta bütün bildiklerinin hilâfını yaptırmaya kâfi gelir, insan bir hakkı anlar da kabul etmez olur mu? diyenler, her hangi bir yalancının doğrusunu bilip dururken yalancılık ettiğini ve her hangi bir dolandırıcının bilerek dolandırdığını düşünemeyenlerdir. Bunlara “öyle ise kesenizi önünüze gelene adama teslim eder misiniz?” denilse hayır diyeceklerine şüphe yoktur. Kezalik “bütün fenalığın başı cehâlette ve maarifsizliktedir” deyenler, zeki veya tahsil görmüş eşirranın şirretinden daha çok korktuklarını hesap etmeyenlerdir. İblis bunun en büyük misali, şeytanet de bu ma’nanın menba’ ve masdarıdır. Cahillerinin şirki de esasında böyle şeytanetkâr hâinlerin tahrifi hakk ile tezvir ve iftiralarına aldanıp kapılmalarının eseridir. Vesait-i iğfaliyyenin en müesserii şehvet ve dâıyei şehvetin en müheyyici ise kadındır. 

Ma’budunu kadın telâkkî eden müşriklerin elinde hakiki kadınlar öyle bir ibtizâle düşerler ki hürmet şöyle dursun en basit hukuki insaniyyeden bile mahrum edilirler. Da’vaya bakarsınız kadın her şeydir. Fi’liyyata bakarsınız kadın oyuncakların en sefili olmuştur. Bu hâl müşriklerin öyle bir dalâleti ve Şeytanların öyle bir desisesidir ki her hangi bir şey’i sevecek olsalar ona mutlaka bir kadın tasavvuru karıştırırlar. Güneşe taparlar dişi tasavvur ederler. Yıldıza taparlar dişi tasavvur ederler, Melâikeye taparlar, inâs tasavvur ederler ve bu suretle bütün zevki taabbüdü şehevâtta toplayıb hakları hakikatleri hayallere feda ederek kadın hayalleri karşısında hakikî kadınları paymâl ederler.”(7) 

Şehvet putuna tapanların işlemeyecekleri melânet yoktur. Bakınız, Kur’ân-ı Kerim’de şehvete tapan Lût kavminden bahsedilir. Lût kavmi örneğinde nice ders alınacak ibret vardır. Kontrolsüz gelişen şehvet salgını bu kavmin nasıl yönetimsiz kaldığını gözler önüne sergilemektedir. “Siz, kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Gerçekten siz aşırılaşan azgın isrâfçı bir kavimsiniz.”(8) Bu âyette gerçekten ilginç ve müthiş bir ârızadan bahsedilmektedir. Kadınlar öylesine kötülüğe sürüklenmişlerdir ki erkekler kadınlarda aradıklarını bulamayarak kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere varma ihtiyacı hissetmişlerdir. Artık önü alınmaz aşırılığa müptela olan Lût kavmi çağımız insanına neler anlatıyor, düşünmek gerekmez mi? Günümüz kadınını. Ne kadar kontrol dışı bir yönetimsizliğe sürüklendiklerini, aşırılıkları yüzünden azgın isrâfçı bir kavim olduklarını hatırlatan Rabbimiz şehvetin kontrol çerçevesinde yürütülmesini, aksi hâlde felakete sürüklenmenin kaçınılmaz olduğunu haber vermektedir. Bu ifâde ile açıkça ders verildiği görülmektedir. Aynı olayla ilgili bir açıklama daha vardır. “Gerçek, siz kadınları bırakıp da şehvetle mutlaka erkeklere varacak mısınız? Hayır, siz cahillikte devam edegelen bir kavimsiniz”(9) uyarısı yapılmaktadır. Özellikle burada da oldukça manidar kıstaslar verilmektedir.

Biyolojik şehvetin doğalı kadın erkek arasında olanıdır. Bu ve önceki âyette kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere varmak, kontrol dışı taşkınlığı da aşmak ve çılgınlık boyutunda kontrolsüz ve sıra dışı bir sapkınlık olduğu bildirilmektedir. Bunun temel sebebinin de, cahillikte devam edegelen bir kavim olmaları gösterilmektedir. Bugün modernitesi yüksek düzeyde olduğu savunulan özellikle İngiltere’de kadınların Lût kavminde olduğu gibi değer kaybına uğramaları yüzünden homoseksüellerin birbirleri ile evlenmeleri kanunla koruma altına alınmasına sebep olduğu bilinmektedir. Kadınların cahiliye âdetlerindeki “teberrüçleri” aşırı derecede kendilerini daha güzel ve daha şirin göstermeleri erkeklerde bıkkınlığa dönüşmüştür.

Asrımızda genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise ülkemizde Müslümanlar arasında tesettürün farz olmaktan çıkarılıp tarza dönüştürülmesinin ana sebebi, şehvetin galebesidir. Bizler şehvetimizle de imtihan olunmaktayız. Dün, tesettürümüz jandarmaya takılıyordu. Bir imtihan yaşıyorduk değil mi? Bugün kime takılıyor da kadınlarımız tesettürü berbat edecek hâllere giriyorlar? Cevap tektir : O bir imtihandı bu da başka bir imtihandır. İslâm, sekülerleşen kesimler için değil, bizzat İslâmî kesimler için bile kolaylıkla vazgeçilebilir bir “şey”e dönüştü! İnsanlar, kalıcı olan’ın izini sürmek yerine, geçici olan’ın (konjonktürlerin) peşinden sürüklenmeyi tercih etti! İşte İslâmî kesimler tam da bu noktada yok oluşlarının tohumlarını kendi elleriyle ekti. Yön bulundu ama kıble kaybedildi: İslâmî kesimlerin kıbleleri, İslâm’ın, insanı derinden kavrayan, düştüğü anlarda tutup kaldıran değişmez, eskimez, pörsümez, bütün zamanlara ve mekânlara meydan okuyan muhkem hakikatleri değil artık: İnsanların kıbleleri, gücü ele geçirme, kariyer sahibi, makam sahibi, mülk sahibi, para-pul sahibi olma kaygısı. Günümüzde altlarında taşımaları gereken koltukları başlarında taşıyanlar, makam şehvetine kurban gidenlerdir. Kur’ân, “şehevât/şehvetler” tâbîrini kullanmıştır. Şehveti sadece erkek kadın arasındaki cinsel istek ve arzu ile sınırlandırmak, Kur’ân’ın maksadı, anlam katmanları dışında kalmaktır. Asrımızda şehevât bir ağaç olmuş dal budak salmıştır. Politik, ekonomik, bürokratik, akademik, medyatik şehveti. Moda, marka, model, makam şehveti. Hedonist, pragmatist, opürtünist şehveti. Reyting, rant, rekabet, rövanş şehveti... Reklam tüketim şehvetleri. Nasyonal, liberal, seküler, rasyonel, popüler, hümaniter, pagan şehveti. Diyalektik, romantik, nostaljik, felsefik, eklektik şehvet. Servet, şöhret şehveti. Sanat, meslek, statü, sınıf şehveti. Bunların hepsi bizi bize yabancılaştıran, bizi Allah’a kulluk etmekten uzaklaştıran âfetlerdir. Toplumda çıplaklık, şehvet isrâfına sebeptir. Şehvet isrâfı da erkek ve kadınların birbirlerine karşı câizbelerini tüketir. Şehvet isrâfından ötürü dağılan binlerce aile vardır. Çıplaklığı görece güzel-iyi-çekici gösteren şey, cinslerin birbirlerine olan şehvetleridir. Bu şehvet “doğal” hâlinde normâl olandır. Fakat modernizm, bir “kışkırtma uygarlığı”dır ve çıplaklık, şehveti kışkırtıp zıvanadan çıkaran bir numaralı etkendir. Özellikle erkekler, kadınlara karşı en ufak bir detayda bile şehvet duyabilirler. Çünkü kadın bedeninin çekicilik oranı daha yüksektir ve erkek bu çekicilikten çok etkilenir. Mahrem bölgeleri bize güzel gösteren şey şehvet ve alışkanlıktır, ön-kabûldür. Yoksa şehveti olmayanlar için mahrem bölgelerin güzelliğinden bahsedilemez. Çekici gelmez mahrem yerler şehvetsiz olanlara. Meselâ şehveti henüz gelişmemiş olan çocuklar için bir çekiciliği ve anlamı yoktur mahrem bölgelerin. Şehvet, daha önce ifâde ettiğimiz gibi Allah’ın bir nimetidir. Çünkü neslin sürmesini sağlar ve sosyo-psikolojik kültüre olumlu katkıları olur. Sağlığa da yararları vardır. Allah’ın, çıplaklığı önlemek isteyerek örtünmeyi emretmesinin nedeni, şehvetin kışkırtılarak ve insanın hayvani yönünün açığa çıkarılarak haz-merkezli bir toplumun oluşmasını istememesidir. “Hayvani” dememizin sebebi, hayvanların çıplak=elbisesiz gezmesinden dolayıdır. Fakat hayvanlar yaratılıştan kendilerine verilmiş güdülerine göre hareket ettiklerinden dolayı şehvetleri “doğal” durumdan çıkmaz ve normal hâlde kalır. İnsan ise çift boyutlu bir varlıktır ve Allah, insanın mânevi boyutunun kaybolması toplumun da yozlaşıp fesada uğramasına neden olacağından dolayı, insanların ve toplumun yozlaşmasını istememektedir. Bu nedenle buna bir sınır getirir ve insan ilişkilerinde örtüyü hem bir süs, hem bir güvenlik, hem de toplumsal bir kural hâline getirmiştir. İslâm’da nikâhın var olması ve emredilmiş olması, tesettürün farz kılınmış olması, isrâfın haram ilân edilmesi, şehvetlerin terbiye edilmelerini sağlayarak şehvet isrâfını önlemeye mâtûftur. 

Şehvetlerini vahiy ile terbiye etmeyen, terbiye etmeye yanaşmayan, Allah’ın muradına muhâlefet ederek isrâf eder. Bu nedenle diyoruz ki; şehvetin terbiye edilmesi, ertelenemez. Şehevi arzularının galebe çalması sebebiyle, evlenmediği takdirde zinaya düşeceğine kesinlikle inanan bir kimsenin evlenmesi farzdır. Şehvetlerini meşrû yolla tatmin etme imkânları varken gayr-i meşrû yollarda şehvetlerini tüketenler, Allah’ın kendilerine verdiği şehvet nimetine ihanet edenlerdir. Şehvet isrâfı, dengesizliğin, ifrât ve tefritin işaretidir. Vasat ümmetin vasıfları arasında “şehvet isrâfı”nın yeri yoktur.

____________________

(1) Âl-î İmrân Sûresi/14, 15

(2) Hak Dini Kur’ân Dili (M. Hamdi Yazır) C: 2, Sh: 1051, İst/ 1971

(3) Et-Tahrîr ve Tenvîr (Muhammed Tâhir İbn Âşûr) C:3, Sh: 179-180, Tunus/ 1984

(4) Et-Tahrîr ve Tenvîr (Muhammed Tâhir İbn Âşûr) C:3, Sh: 181, Tunus/ 1984

(5) Buhârî, Savm 10, Nikâh 2; Müslim, Nikâh 1-4 (1400); Ebu Dâvud, Nikâh 1 (2046); Tirmizî, Nikâh 1 (1081); Nesâî, Sıyâm 43, Nikâh 3; İbn Mâce, Nikâh 1 (1845); Ahmed b. Hanbel, 1/447

(6) Nisa Sûresi/ 27

(7) Hak Dini Kur’ân Dili/M. Hamdi yazır, C: 3, Sh: 1469-1470, İst/1971

(8) Araf Sûresi/81

(9) Neml Sûresi/55

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle